Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (12 Eylül 2013; 16:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


MEHTAP ŞAHİN: Gözümün nuru aşkımla birlikte programımıza başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Bir grup ateist.” Ateistleri eleştirmemden niye rahatsız oluyor bu çocuklar böyle? Sizi cehennem azabından kurtarmak için uğraşıyorum. Bana ne de diyebilirim. Çünkü nasılsa kendinden sorumlu, cennete gidecek olmuş olsam inşaAllah; bana ne mi diyeyim yani? Sizin de cennete gitmenizi istiyorum, daha ne? Bundan güzel bir şey olur mu? Tabii ki iman, her şeyin üstünde Allah sevgisi vardır da, onlar açısından, nimet açısından, çok iyi bir şey o anlamda dedim. Onun için bundan tedirgin olacak bir şey yok. Komünizmi ben eleştirmesem, komünizmin korkunçluğunu göremezler. Darwinizmin eleştirmesen, Darwinizmin yanlışlığını korkunçluğunu göremezler. “Niye şöyle niye böyle?” Bir kere ben sizi asmayı kesmeyi düşünmüyorum ki. Sizin güzel hayat yaşamanızı, birinci sınıf vatandaş olarak yaşamanızı istiyorum. Dünyada tekim bu konuda. Hıristiyan ve Musevileri bu kadar kucaklayan, özellikle ateist ve dinsizleri bu kadar şefkatle değerlendiren başka varsa bana gelsinler, dindar olup da. Bir kere sizin üzerinizdeki hiçbir tehdidi kabul etmiyorum. Rahat yaşamanızı istiyorum, huzurlu olmanızı istiyorum, fikirlerinizde özgür olmanızı istiyorum. Ama eleştiriyorum, hastalığa belaya karşı sizi uyarıyorum. Çünkü ayağını basacaksın cehenneme düşeceksin, ateşin içine düşeceksin. Bak diyorum; “önünde engel var, ayağını o tehlikenin içinden çıkart” diyorum, konu bu. Izdırap çekecekleri bir şey yok.

Sen konuları anlat.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye’ye askeri müdahale konusunda konuşan Amerikan Başkanı Barak Obama; “sınırlı bir saldırının bile Esat’a ve diğer diktatörlere kimyasal silah kullanmadan gerekli mesajı vereceğini” söyledi. Ve “başka bir diktatörü daha askeri güçle indirmemeliyiz. Bunu Irak’ta öğrendik” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne demek o?

DİDEM ÜRER: Herhalde saldırıdan vazgeçtiler, Allahualem.

AYLİN KOCAMAN: Normalde hiç düşünmüyorlardı Hocam, başından beri. Herhalde onu demek istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Orada olacak olan olay sürekli kavgadır. Orada olacak olay bu sürekli kavga, sürekli savaş, sürekli kan, sürekli ateş. Ya onlar onu yenecek, ya onlar onu yenecek. İki tarafında birbirini yenmesi güç olduğu için, kıyasıya bir mücadele olacaktır ve oluk gibi kan akacaktır. Eğer bundan memnunsalar ayrı mesele. Yani bir diktatör bu kadar kıymetli oluyor öyle mi? Bak, bir diktatörün iktidar hırsı için, yüz binlerce çocuk-kadın şehit ediliyor. Böyle, hırs için, dünya hırsı için, dünya enaniyeti için, dünya gurur için, sırf inat için yüz binlerce insan şehit edilmeye devam ediyor ve devam eder de. Kardeşim çek git utanmaz adam, deli misin sen çek git? Bırak koalisyon hükümeti olsun, her fikir olsun Suriye’yi idare etsinler. Niye senin olman gerekiyor? Niye senin babanın olması gerekiyor? Ne özelliğin var senin? Her fikrin temsil edildiği bir hükümet, bitti. Ne yapıyorsa yapsınlar. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Süleyman Özışık bugünkü yazısında, Başbakan Erdoğan’ı sevdiğini söylediği için bindiği taksinin şoförü tarafından küfredilerek hakaret edilen ve sonra öldüresiye dövülen ve arabadan dışarıya atılan yaşlı bir kadının hikayesini yazmış. “Polise taş atarak çatışan zihniyetin bu tür bir zihniyet olduğunu” belirtiyor yazısında.

ADNAN OKTAR: Tamam, böyle tipler var doğru da, bu her yerde var. Mesela “ben milliyetçiyim, ülkücüyüm” diyor, adam öldürüyor. “Komünistim” diyor öldürüyor. Yahut kadın oluyor, kadın olması yeterli, öldürüyor. Yahut çocuk, oluyor öldürüyor. Yani ona pek delil olmaz. Her yerde öyle psikopata rastlanır. Sayın Erdoğan’a Tayyip Hocam’a her yerde küfreden tipler var, nefret eden çok fazla insan var. Ama genel olarak dünya sevgisiz. Kimseyi sevmiyorlar ki zaten. “Peki o zaman sevdiğin kim” diyorsun? Sevdiği yine yok. Sevgiyi savunan insan sayısı az, ama değerli. Sevgiyi savunanlar şu anda dünyada ışık gibi Allah tarafından görülüyor. Zaten onlar için şu an dünyayı ayakta tutuyor Allah. Sırf sevgiyi savunanlar için dünya ayakta duruyor. Kıyametin kopmama nedeni odur. Mesela Türkiye’de ışık şeklinde o insanlar görülüyor, Amerika’da ışık şeklinde görülüyor. Bir avuçlar. Sırf onlar için Allah dünyayı devam ettiriyor. Sonra o ışıkların adedi, nurların adedi artacak. O ışık her yeri kaplayacak. Sonra ışıklar yavaş yavaş sönecek. Sönecek sönecek sönecek, simsiyah olduğunda dünya paramparça oluyor. Gerekçe kalmıyor dünyanın devam etmesi için, bu. Yoksa Suriye de imtihanın bir gereği olarak bu halde, Irak da imtihanın gereği olarak bu halde. Obama’yı da iktidara getiren Allah’tır, yaratan da Allah. Hepsi Mehdiyet planı içersinde yerlerini almışlar. Hepsi Mehdiyet planının bir parçası. Obama bir parçasıdır, Tayyip Hocam bir parçasıdır, Putin bir parçasıdır. Hepsi kendi görevlerini şu an yapıyorlar, isteseler de istemeseler de.

“Buradayım gözümün nuru, gönlümün neşesi. Ahlakına, ilmine, derinliğine hayran olduğum hayatıma anlam katan canım Hocam” diyor. “Hayatıma insan yönüyle anlam katan.” Çünkü hayatına anlam katan Allah’tır, imandır inşaAllah.

Sonay Şengül Togoslu; “Bir tanem Hocam, benim ismimi ne zaman söyleyeceksiniz. Vallahi bugün rüyamda bile size sorarak uyandım, fakat öğrenemeden uyandım” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz; “cennetim, Kevser şarabım, baharım sevincim, günlerimin anlamı” demiş. Mesela o da olmamış; günlerimizin anlamı İslam’dır. “Günlerimin güzel anmalarından” diyebiliriz.

Allah sevgisinin tecellisi olarak iman insanları işte böyle güzel bir üslup ve ruh içindeler. Allah bunlar için dünyayı ayakta tutuyor. Yoksa dünya çoktan gider. Yani it-kopuk için dünya ayakta değil, zalimler için ayakta değil, sevgisizler için ayakta değil. Merhametsizler için, savaş yapanlar için; kan mı akıtmak istiyorsun? Allah, “o zaman bana bırakın” diyor. “Herkes kan mı istiyor, herkes felaket istiyor, herkes ölüm ve acı mı istiyor, herkes nefret mi istiyor? Tamam” diyor Cenab-ı Allah; “ben toptan sizi bitireceğim” diyor kıyameti koparıyor. “O gün çocukların saçları bile bembeyaz olur” diyor. Ölüyor çocuklar canları alınıyor bir anda, onlarda bir mucize olarak bembeyaz oluyor saçları. Işık gibi parlıyor çocukların saçları bir anda. “Ve o gün ölüm sarhoşluğu onları sarar” diyor Allah. “Sen onları sarhoş zannedersin halbuki sarhoş değillerdir” diyor. Ne konuştuğunu bilmiyor, bir şeyler söylemeye çalışıyor fakat anlaşılmıyor. Müthiş bir ölüm baygınlığı üstlerine çöküyor. Aradığı bu değil miydi? “Ben bunu yapacağım” diyor Allah. Bütün dünya aynı konuda mutabakat halinde olduğunda Allah yapıyor. Şimdi Müslümanlar da ekaliyetle İttihad-ı İslam’ı istediğinde Allah onu istediğimizde onu da yapıyor. Yani kim ne isterse onu yapıyor. Mesela küfür diyor ki “felaket, bela, kan istiyoruz” diyor. “Tamam” diyor Allah yapıyor.

“Cehennem istiyoruz biz” diyor, “karanlıktan hoşlanıyoruz” diyor. “Darwin bizi yarattı” diyor, “böyle bir dünya istiyoruz biz” diyor. Cehennem tam dedikleri gibidir. Böyle tam gen bozuğu gibi düşündükleri tiplerle doludur. Mesela kim inancını nasıl yaşıyorsa öyledir. Mesela dinsizdir ama zalim değil, zulüm yapmıyor; onların cehennemi ayrı oluyor. Yani düz bir hayat yaşıyorlar. Cennetle kıyasladıkları için ızdırap çekiyorlar, ama mesela hiç kimseye zararı yok. Can yakmamış kimseye acı vermiyor falan kendi halinde fakat dinsiz. Allah onlarda düz hayat yaşatıyor, böyle monoton ve anlamsız bir hayat. Cehennemin tabakalarından bir tanesidir. Sıkılıyor orada bunalıyor sevgisizlikten, muhabbetsizlikten. Cennetin güzelliğiyle kıyaslamaktan bunlara Allah’ın işkencesi de öyle oluyor, azabı da o şekilde öyle oluyor. Ama adam adam yakmış, Allah da onu yakıyor. Adam mesela adamı zincire vurmuş Müslüman’ı, Allah da onu zincire vuruyor. Ama sonsuza kadar zincire vuruyor. Çünkü o zaten Müslüman’ı zincire vururken, sonsuza kadar kalmasını isteyerek vuruyor zincire, yani çıkarmak kastıyla vurmuyor. Allah da onu o niyetine göre onu sonsuza kadar cehennemde öyle tutuyor.

“Seven sevdiğine sevdiğini söylesin dediniz ya Hocam, işte söylüyorum sizi seviyorum. Ama çok çok seviyorum, inşaAllah. Ummanlar kadar, sonsuzluk kadar çok, inşaAllah. Allah sizden sonsuza kadar razı olsun güzeller güzeli, yiğitler yiğidi canım aşkım ruhum bir tanem Hocam” diyor bir hanım kardeşimiz, maşaAllah

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Alman Irkçı Parti Pro Deutschland, seçimlerin yapılacağı 22 Eylül’e kadar öncelikle cami önlerinde birçok yerde yabancı ve İslam karşıtı gösteri düzenliyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Alman halkının büyük bölümü aklı başındadır. Öyle cins tipler her zaman olur. Ama tabii bazen de bu görüşler birden artabiliyor. Şu an az ehemmiyetsiz ama bazen toplumsal cinnet oluyor, bir anda toplumda muazzam bir faşist eğilim meydana geliyor, ona çok dikkatli olmak lazım.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan Uluslararası Kobi Şûrası’nın açılış konuşmasında; “Türkiye 12 Eylül ve 27 Mayısta ağır bedeller ödedi. Şimdi bunların izleri tam anlamıyla silinemedi. 27 Mayısta Menderes’le ilgili atılan manşetlerle bugünkülerden bir farkı yok” dedi. Sayın Erdoğan, “Atatürk’ün partisi olan CHP’nin terör örgütlerinin kuklası haline geldiğini” iddia etti. Ve polise taş atan CHP’li vekiller için ise “Amerika’da kimse bunu yapmaya cesaret edemez” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Şahin Alpay Cami-Cem evi Kültür Merkeziyle ilgili “bu merkez Türkiye’yi Müslüman-gayrimüslim, Sünni-Alevi, inançlı-inançsız, ateist-deist herkesin birlikte yaşayabileceği bir ülke kurmak için atılmış olağanüstü değerde bir adımdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet güzel ama adamlar sevgisiz olursa, yine olmaz. Yani eğitim çok önemlidir. Camini cem evine getirirsin, sile tokat adamlar birbirine girerler, kan, gövdeyi götürür, o bir çözüm değil. Daha akılcı olmak lazım, daha samimi olmak lazım. Camiyle de kurtuluş olmaz, cem eviyle de kurtuluş olmaz.Camiye cem evine giden insanların eğitimine çok önem vermek lazım, kalitesine çok önem vermek lazım, sevgiyi çok iyi öğretmek lazım. Mesela Sünni bir eğitim vardır bazı yerlerde, Alevi’ye karşı içinde onulmaz bir nefret vardır. Onu eğer caminin karşısında görürse adam, camiye de gitmez o. Gitse bile arbede çıkartabilir. Ama sen sevdirirsen insanı fikrinden, düşüncesinden dolayı, insanlara karşı muhalif olunmanın çirkin olduğunu ona öğretirsen ve her insanın, her düşüncenin güzel yönünü insanlara gösterirsen, o zaman bakış açısı değişir. Aleviler, Hz. Mehdi (a.s) aşığıdır, Ehl-i Beyt aşığıdır, Hz. Ali (k.v) aşığıdır, laik görüşü savunurlar, bağnazlığa karşıdırlar. Sünni bağnaz bazı insanların görüşlerini biraz frenleyecek bir ruha sahiptirler. Allah öyle bir denge olarak yaratmıştır. Bazı Sünniler çok bağnazdır. Aleviler daha hoşgörülü, daha sevecen, daha sevgi doludurlar. Mesela hanımlarla beraber otururlar sohbet ederler, hanımlara çok değer verirler, baş tacı ederler, çok arkadaş canlısıdırlar. Canlılara, bitkilere, hayvanlara, insanlara hepsine çok sevgi duyarlar. Ama bazı Sünnilerde çok sevgisizdir mesela bir hanımla oturmak tahayyül dahi edilemez bazı Sünniler için. Ama çok aklı başında sevecen, makul Sünniler de vardır. Ama konunun sadece eğitim olduğunu anlıyoruz. Yani binayı karşı karşıya getirdin, eskiden yaparlardı komünistlerle Müslümanları aynı koğuşa koyarlardı, kafasını gözünü yarıyor birbirlerinin. “Karıştır barıştır” ünlü bir sözdü o zamanlar, 12 Eylül döneminin ünlü felsefesiydi. Karıştır barıştır karışınca yeni bir karışım meydana gelmez gelişim meydana gelmez. Bir sentez oluşmaz, öyle olmaz. Yapılacak şey, Mehdiyet eğitimidir. Kurana balı eğitimdir, sahabe İslam’ının anlatılmasıdır. Sahabe ruhunun yansıtılmasıdır, şefkat merhamet, muhabbet anlayışının geliştirilmesidir. Bu Alevilikte güzeldir bu yön ama bu iyi beslenmesi iyi getirilmesi gerekir. Ama Alevilerin içerisine de sığınan komünistler vardır, ateistler vardır. Mesele adam direkt Allah’sız kitapsız ben Alevi’yim diye ortaya çıkıyor. Alevilik içerisinde faaliyet yapıyor. Aleviliği anlat diyorsun, bakıyorsun direkt dinsizlik olarak anlatıyor. Alevi’yle uzaktan yakından alakası yok Peygambere de karşı dine de karşı Allah’a da karşı, ben Alevi’yim diyor. Alevi kardeşlerimizi kendince kandıracağını zannediyor. Böyle bir tehlikede geniş çaplı var, birçok yerde rastlıyoruz görüyoruz. Olay çok iyi bir eğitime bağlı olduğu anlaşılıyor, bu eğitimi de en güzel Mehdiyet verir.

Bak diyor ki Ezgiler Ezgisi’nde “bir demet kına çiçeğidir benim için sevgilim” diyor. “Ne yakışıklısın sevgilim ah ne çekici” diyor Tevrat’ta Ezgiler Ezgisi’nde. Kız böyle söylüyor. Ne güzel sevgi, Tevrat’ta sevgi ne kadar güzel vurgulanmış. Üzüm pestili tavsiye ediliyor, elma tavsiye ediliyor.

Didem Hocam seni dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsrail Başbakanı Netanyahu; “Rusya’nın arabuluculuğunda kimyasal silahlarını teslim etmesinin kabul edilebilir bir öneri olduğunu” söyledi. 

ADNAN OKTAR: Tamam da, teknik olarak olacak iş değil. Ne onları gereği gibi toparlayabilirler. Adam elinde mesela yüz tanesi varsa seksenin verir, yirmisini saklar. Ötesi mümkün olmaz. Teslim ettiğinde de, onu tahrip etmek çok zor. Ona bir ekip çalışması gerekiyor. Hangi birini nasıl tahrip edecekler, nasıl etkisiz hale getirecekler, çok zor. Onların da süratle gündeme getirilmesi lazım.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan katliama “vur” emrini veren kişinin içişleri bakanı yardımcısı Salah Maziyet olduğu ortaya çıktı. A Haber’de yayınlanan görüntülerde içişleri bakanı güvenlik güçlerine bizzat “korkutmak için ateş etmeyin acımasız olun kim yakınınıza gelirse tam kalbinden vuracaksınız” diyor.

ADNAN OKTAR: Adam talimat almadan bu kadar şehit edilmez. Talimat almıştır belli zaten “biz yapıyoruz” diyor adamlar, yapmıyoruz da demiyorlar. Sevgisizlik karşı tarafta da var, o tarafta da var.

Samet Özdemir; “Adnan Hocam ve yanındaki tüm Hocalarımız bu İslam dini en iyi anlatan ve yaşayanlardır” diyor, inşaAllah. “Örnek açısından güzel” diyor. “Dünyayı güzellik kurtaracak bu, insanı sevmekle başlayacak her şey” Aydın Gürbüz doğru söylüyor.

Muhammed el Yılmaz; “Yetiştim, inşaAllah” diyor.

İbrahim Aktan; “arslanlar arslanı güzel ahlaklı Hocam, internetin kotalı olmasına rağmen yayındayım, inşaAllah. Allah beni sizden ayırmasın. Bu kota işine başbakan muhakkak çözüm bulsun, bu çok korkunç bir şey. Yani 21. yüzyılda bu çok utanç verici bir şey. Ne demek kota? Yani ben okula gideceğim, kapıdan beni geri çeviriyorlar. Kitap açacağım, kitaba kilit vurulmuş. Defteri açacağım, deftere kilit vurulmuş. Ne demek kota? Açtığında adam interneti, rahat rahat her yere girmesi lazım. Ve havadan olması lazım ayrıca, para da vermemesi gerekiyor. İsrail’de ücretsiz olmuş, gayet güzel. Kültür esastır kardeşim. Hem insanların kültürlü bilgili olmasını isteyeceksin, hem de kota koyacaksın sınır koyacaksın, olur mu öyle şey?

“Merhaba Adnan Bey” diyor, Selin Soydan “size bir sorum olacak, bir insanın Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi sonucu yeri mutlak cehennem midir?” Şimdi bir kere Fetret Devri gibi şu an, Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra 1400 küsur yıl geçmiş, adama İslam da ulaşmamış olabilir, Kuran ulaşmamış olabilir. Eğer o çok çok samimi yaşıyorsa, Allah’ın birliğine inanıyorsa mesela Tevrat’a tam uyuyorsa, çünkü Tevrat’ta namaz var. Namazını kılıyorsa, helallere haramlara dikkat ediyorsa Peygamberimiz (s.a.v)’i tanımamışsa, bilmiyorsa yani inşaAllah sorumlu olmaz. Gerçek anlamda bilmesi tanıması gerekir. Bilmiyorsa ve tanımıyorsa nasıl sorumlu olsun? Ama kendi dininde dürüst yaşaması gerekir. Allahın birliğine, cennetin cehennemin varlığına inanması lazım, Peygamberlere inanması lazım. Dinin ulaşması gerekir. Ulaşmadıysa, sorumlu olmaz. Fetret Devri gibi, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: İstanbul valisi sayın Avni Mutlu Kadıköy’de iki gecedir çıkan olayları Twitter üzerinden tepki göstererek; “polis çekip gitsin diyen marjinallerin bilmesi geren şey halk ve sokak korunacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Vali Bey çok efendi insan maşaAllah, inşaAllah Allah ilerde daha büyük makamlar Nasip etsin. Bayağı asil çok kaliteli bir Müslüman evladı, çok nurlu bir insan kültürü, görgüsü nezaketi, efendiliği ağır başlılığı, adabı edebi her şeyi mükemmel. Allah uzun ömür versin sağlık, sıhhat, afiyet versin, içine ferahlık versin, düşmanlarından korusun Sayın Valimizi iyi insan, maşaAllah. Yani iyiye, iyi.

Bana bir şey mi diyorsun sen Didem Hocam?

DİDEM ÜRER: Ben diyeyim Hocam, inşaAllah. Ahmet Hakan bugünkü yazısında, sizin Suriye’ye müdahale edilmesi ilk gündeme getirildiğinde söylediğiniz gibi, “Esad Suriye’de topla, tankla katliam yapınca sorun yok mu?” diye yazmış Hocam. Yine yazısının devamında da, “Kim Alevilerle, Sünnileri yakınlaştırmaya çalışıyorsa, o kişi vatanseverin önde gidenidir” demiş.

ADNAN OKTAR: Ama yakınlaştırma binayla olmaz. İki binayı birbirine yakın yapalım, konu bitsin. Bunun eğitimle olacağı, sevgiyle, merhametle, şefkatle olacağı açık. Binayla olur mu? Nasıl bir mantıktır bu böyle? Karıştır, barıştır. Karıştır hallet. Olmaz böyle bir şey. Bir kere sen Sünni inancı içerisinde, Aleviliğe, Vahabiliğe bakışı bir gör. Şiiliğe bakışı bir gör. Orada yanlışlıklar varsa onları bir düzelt. Samimi Kuran anlayışını ortaya koy, o zaman zaten konular kökten hallolur ve çok süratli hallolur.

DİDEM ÜRER: Hocam, şu sıra çok fazla Alevi düşmanlığı yapan internet hesapları var, özel oluşturulmuş, sahte hesaplar. Birçoğuna Başbakan’ın resmini koyarak yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Kasten yapıyorlar.

Bu şarkıları niye seviyoruz? Anadolu kokan şarkıları. Mesela bak, “bakraç bakraç kar getirdim” diyor. O zaman buzdolabı yok, dağdan getiriyorlar. Ve ikram olarak bakraç, bakır, kalaylanmış bakraç var, o kullanılıyor. O Anadolu’nun sıcaklığını ve güzel ruhunu çok zengin ifade eden parçalar. Şimdi buzdolabından basıyor düğmeye, şakır şakır buzlar akıyor. Ama bak o zaman dağdan gidip bakracın içine kar koyup, ikram olarak sevdiğine getiriyor. Şahane bir şey. Anadolu kültürünü, Anadolu’nun tatlılığını, sıcaklığını nefis vurgulayan türkülerdir, bu tip parçalar. Turnalar mesela haber getirir sevgiliden. Çok şahanedir üslup. Yani o şarkıyı dinlerken insan bambaşka bir aleme girer. Böyle insanın gözünde çok güzel şeyler canlanır. Bülbülü çok güzel ifade eder. Mor menekşeyi çok güzel ifade eder Anadolu parçaları. Şimdi bambaşka bir kafada yeni çıkan parçalar. Tamam onlar da güzel, iyi ama oradaki derinlik, oradaki sevecenlik, ayrı.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir bayan kardeşimiz yazmış; “Canım Hocam, kızım Yağmur’un faaliyetini gönderiyorum. Sizi çok seviyoruz, çok sıkı hayranınızız” diyor.

ADNAN OKTAR: Göreyim, bakayım. Bak ben onu yiyeceğim, ben bunu. Burun benim. O burunu ben ısıracağım kırt diye. Aferin benim canıma. Allah ömrünü uzun etsin. Ona güzellik, nur versin, sağlık, sıhhat versin. Ne güzel onlar yaklaşık, evet İslam’ın hem hakimiyetini görecekler ama en son zamanlarına kadar görür bu ufaklıklar. Tabii çünkü yetmiş, seksen sene var. Yaklaşık tabii yetmiş yaşına kadar yaşadığını düşünsek, seksen yaşına kadar. Ama İslam’ın bozulma dönemini de görecekler onlar. Yani son onların yaşlılıklarında İslam’ın bozulma dönemlerini de görme ihtimalleri var. Ömürlerini Allah uzun etsin. Ama tembihleyeceğiz tabii şimdiden. Diyeceğiz, “fırtına gibi olacaksınız.” Ama buna rağmen kader öyle, güçleri yetmez.

DİDEM ÜRER: Hocam, Muhammed Taşdemir kardeşimiz bir site yapmış; Ataturkveislam.beyazsiteler. com.

ADNAN OKTAR: Aferin, çok güzel olmuş. Çok çok güzel aferin. MaşaAllah. Muhammed Taşdemir’e Allah uzun ömür versin, sağlık, sıhhat versin. Allah şevkini arttırsın. Oraya her ziyaretçi geldiğinde ona bir sevap, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Dört bayan kardeşimiz geçtiğimiz Pazar günü Kadıköy’de ve Optimum Alışveriş Merkezi’nde A9 TV broşürleri dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bu tombik de bizim ekipten. İnsan hemen bir aciliyetle onu sevmek istiyor.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz bir araya gelip, sizin kitaplarınızdan okuyarak sohbet etmişler. Faaliyetleri konusunda istişare yapmışlar. Sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: Güzelliğe bak sen, güzelliğe. MaşaAllah, Allah afiyet şeker etsin onlara o yediklerini, içtiklerini. İslam’a, kuvvet bulmaya Allah vesile etsin maşaAllah, elhamdülillah çok güzel.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz de şöyle yazmış Hocam; “Canım Hocam, Mina birinci sınıfa başladı. “Aşkım Hocamın kitaplarını hemen okumak istiyorum” diyor. İnşaAllah, dualarınıza muhtacız Hocam. Sevgiler” demiş.

ADNAN OKTAR: İkisi de birbirinden tatlıymış bunların. Burun da ısırılmak için hazır halde, boyanmış.

Didem Hocam dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, 5-10 Eylül tarihlerinde Moskova’da gerçekleşen Uluslararası Kitap Fuarı’nda kitaplarımızın bulunduğu stant ve ayrıca fosil sergimiz çok büyük ilgi gördü, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şahane. Bak, oranın insanları aklı başında insanlar. Nezaketli, saygılılar. Bilime hürmet ediyorlar. Avrupa’da da öyle, Rusya’da da öyle. Fosilleri nezaketle inceliyorlar, araştırıyorlar, okuyorlar kitapları. Kimse kitapları ısırmıyor. Taşları ısırıp, darmadağın etmiyor. Bu çok çok ayıptır. Bazı solcu arkadaşlar çok ilkel bir kültür gösteriyorlar, bazı Maocu arkadaşlar çok sıradan bir kültür gösteriyorlar. Kendileri mahcup edip, küçük düşürüyorlar dünya çapında. Bak, Rusya eskiden komünistti. Orada Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatan fosil sergisi yapılıyor. Rus halkı büyük bir nezaketle, adap ve edeple, sevgiyle, hürmetle o sergiyi geziyorlar. İnceliyorlar, bakıyorlar ve kendi yorumlarını, kendi düşüncelerini ifade ediyorlar. Güzel olan, doğru olan budur. Komünistler de kitap satabilir, sergi açabilir. Ama kimse kimseye saldırmıyor. Buradaki bu insanların kültürü, yüz yıl önceki Marksist anlayıştan, komünist anlayıştan kaynaklanıyor. Kırma, yıkma, işte Lenin’in talimatları, “Darmadağın edin, patlatın, bombalayın” şu, bu falan. Bunu terk etmeleri gerekiyor. Polis de böyle olaylara hoşgörü göstermemesi lazım. Demokrasiyle bunun alakası yok. Bu vahşice bir hareket. Kültürlü, olgun bir insanın yapacağı bir şey değil.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz önceki gece Küçük çekmece cennet mahallesinde 1500 adet A9 Tv broşürü dağıtmışlar. “Allah rızası için canımızdan çok sevdiğimiz, nurumuz, canımız, bir tanemiz aslanımıza sevgiler” diyorlar. 

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım ne güzel. Mahallenin ismi de güzelmiş, kardeşlerimizin faaliyeti de çok güzelmiş.  Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Tarsus’ta kitap ve broşür dağıtımı yapmışlar Hocam, size saygılarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Tarsus’ta Maocu arkadaşlar baya ıstırap çekmişlerdi,  binlerce on binlerce kitap dağıldıktan sonra Maocu arkadaşlarda bir huzur ve ferahlama oldu. Demek ki bunu istiyorlarmış, baya yaradı. Onlara iyi oldu.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mustafa kardeşimiz kitap dağıtımından bir resim göndermiş Hocam.

ADNAN OKTAR: O bir kedi bu. Nerede dağıtmışlar?

DİDEM ÜRER: Bilgi yoktu sadece bu resim.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Güney Doğu’da zannediyorum. Baya şeker. Hakkâri değil mi? Canım benim aslanım benim, maşaAllah. Kılık kıyafetten anlaşılıyor, dünya çok tatlısı, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan bir kardeşimiz şöyle yazmış; “Canım Hocam, mahallemdeki esnaf arkadaşlara sizin 13 kitabınızı dağıttım, ellerinizden öpüyorum ve sizden hayırlı iş için dua istiyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Kitaplarda baya süslemiş ortalığı, baya güzel olmuş, maşaAllah.  Allah her hayırlı işte ona yardım etsin, bir konuda değil. İnşaAllah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bursa’dan kardeşlerimiz şöyle yazmışlar; “Kardeşlerimizle birlikte Kuran-ı Kerim ve Hocamızın kitaplarınızı okuyup sohbet ettik. Canımız, bir tanemiz, gözümüzün nuru, heybetli Hocamıza en derin sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz” diyor.  

ADNNA OKTAR: Allah Allah Allah Allah. Şu evin güzelliğine şu insanların güzelliğine bak. Allah o yediklerini içtiklerini onlara şifa etsin, hepsine uzun ömür sağlık sıhhat versin. Canlarım benim Allah sevgilerini kat kat artırsın. MaşaAllah, elhamdülillah çok güzel.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Malezya’nın en büyük İngilizce gazetelerinden biri olan anlamadım New Strait Times’da “Suriye’deki zulme ancak İslami barış gücü son verebilir” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah. Kısaca kardeşlerimize yazının içeriğini söyleyebilirim, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet söyle.

DİDEM ÜRER: “Amerika’nın Suriye’ye müdahalesinin sonuç getirmeyeceği, Amerika, Rusya ve Avrupa Birliğinin ’de desteğini almış İslam ülkelerinin yapacağı barış hareketinin Suriye’deki katliamlara son vereceği” anlatılıyor yazıda.

ADNAN OKTAR: Tabii, terör anarşist de kalmadı içerde, hadise çıkaranda kalmaz. Yani Mehdiyet, anlattığımız olay o.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Burma’dan kaçmaya çalışan 200’den fazla Raunya Müslüman’ının Tayland’ın güneyinde gözaltına alındığı bildirildi.  

ADNAN OKTAR: Neresi buralar anlat bakayım biraz detay ver.

DİDEM ÜRER: Burma da, Burma’nın güneyinde Myanmar diye geçiyor, Müslümanlar Burma diye kabul ediyor, oradaki zulümden kaçmaya çalışan 200 Raunya Müslüman’ı, Tayland’ın güneyinde gözaltına alınmışlar.

ADNAN OKTAR: Gözaltına almak yine hiçbir şey değil. Asıl işkence, ölüm, yaralama, sakatlama olayları var. Ve en ziyade öldürme, şehit etme. Çocukları öldürüyorlar, kadınları öldürüyorlar, tecavüz ediyorlar, bunların üstünde durmak lazım. Gözaltına almak çok hafif bir şey yani.

DİDEM ÜRER: Yeniçağ Gazetesi yazarı Aslan Bulut, hükümetin okullarda Türkçe yerine Arapça Kuran dersi getirmesini eleştirdi, “bu şekilde kimse kuranı tam anlamıyla öğrenemez” dedi. 

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Yani Türkçe olarak Kuran’ın neyi kastettiğini anlatılması lazım. Ama onu yapmazlar Allahualem. Çünkü Arapçasında bir zarar yok. Onlar açısından, bazı kişiler açısından. Çünkü anlamıyor, anlatanda anlamıyor, dinleyende anlamıyor, yabancı bir lisan olarak görüyor, yabancı lisan da bir konuşma. Tek kelimesini bile anlamıyor, o riski görmezle tabii.  Asıl olan anlamı. Anlamının anlatılmasına ket vuruyorlar gördüğüm kadarıyla. 
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ahmet Atakan’ın hayatını kaybetmesinin ardından, Türkiye’de çeşitli protesto gösterileri yapılıyor, Hatay’da başta olmak üzere. İzmir’de de ODTÜ olaylarını ve Ahmet Atakan’ın ölümünü protesto eden grup, ateş yakıp gazetecilere poz verdiler.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim, sürekli bir şeyleri bahane eder, devam ederler.  Daha önce söylemiştim.

Aydın Dömek; “Hocam, yeni doğan bebeğimiz için duanızı bekliyoruz, inşaAllah İslam’a hizmetkâr olur” diyor. Görebiliyor muyum ben bu keratayı? Kıyafet çok şıkmış kıyafet. Saçlar falan da şahane görünüyor. Allah O’na güzellik versin, sağlık, sıhhat uzun ömür versin, iyilik versin, bereket versin.

“Minik kedim, sabırla Hocamdan müzik bekliyor” diyor, bir hanım kardeşimiz. Annesi bir onun kollarını ısırsın benim yerime. Bir çenesini ısırsın. Dişleri görüyor musun tavşan dişleri gibi. Neşesi de süper. Abisi onu yesin onun burnunu, kulaklarını.

Hz. Süleyman (a.s), şeytanları da zincire vurmuştu, hizmet ettirmişti, biliyorsunuz.

Didem Hocam Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’la görüşen Irak Ulusal Meclis Başkanı Nuceyfi, “Irak Başbakanı Maliki’nin Türkiye ile ilişkilerinin normal seyrine döndürülmesi ve yeni ufuklar açılmasını istediğini Sayın Başbakan’a ilettim, Başbakan’da bu hususu kabuk etti” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii böyle olması lazım, helal olsun Tayyip Hocamız’a. Söylemiştik, komşularla güzel geçinelim. Yani herkes bizim fikrimizde olmaz. Her fikre saygı gösterelim. Yani Sünni anlayışına göre hareket etmek olmaz, Alevi kardeşlerimize büyük sevgi ve muhabbetle yaklaşıp bağrımıza basalım. Dünya böyle güzel olur. Tayyip Hocam’ın bu atılımı iyi. Mısır’da da aynı şekilde. Yani cebelleşmeyle hiçbir yere varamayız. Fakat en başta da İsrail’de. İsrail’le de bu dostluk bağlarını güçlendirip, gerilimi azaltıp, gereksiz bir mesafe varsa, onu ortadan kaldırmak lazım, iyilikte, güzellikte, ittifakta fayda var.

DİDEM ÜRER: Putin, New York Times Gazetesi’nde, dün yayınlanan makalesinde Amerikan halkına açıklamada bulundu ve “Amerika’nın Suriye’ye müdahalesinin, savaşın boyutunu daha da genişleteceğini, bunu bir çözüm olmadığını bunun yerine diplomatik çözüm arayışlarına devam edilmesi gerektiğini”  yazdı.

ADNAN OKTAR: Diplomatik olmayacağı belli, Putin aklı başında delikanlı. Diplomatik ne demek? Ellemeyin durun devam etsin demek. Olur mu? İslam ülkelerinin 70 tugaydan 70 tümenden oluşan orduları 70 noktadan girecek, ortalığı yatıştıracak, barıştıracaklar, konu bitecek. Diplomatik ne demek? İki tarafın elinde de silah var, gelin oturalım konuşalım diyorsun. Kıyasıya adam öldürüyorlar. Ve iki tarafta kinli ve kararlı, olmaz o.

DİDEM ÜRER: Hocam, Putin’in yazısının sonunu okuyabilir miyim?

 ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Şöyle bitiyor yazısını; “Dünyada küçük ülkeler, büyük ülkeler, zengin ve fakir ülkeler var, hepsinin politikaları farklı hepimiz farklıyız ancak, Allah’tan yardım isterken, Allah’ın hepimizi eşit yarattığını unutmamalıyız” demiş.

ADNAN OKTAR: Güzel, maşaAllah. Bu delikanlının kıymetini iyi bilmek lazım.  Putin gibi delikanlı bir daha gelmez Rusya’ya. Obama’da çok iyi. Tayyip Hocam da çok iyi. O delikanlı Tayyip Hocamız’a çok olumsuz sözler ediyorlar, üstüne gidiyorlar, hâlbuki o iyi niyetli. Hemen Irak’tan bir muhabbet yakınlık teklifi geldi “ tamam, yapalım” diyor. İsrail’e de karşı öyle davransın, Mısır’a karşı da öyle davransın, bütün komşularla iyi geçinecek güzel bir üslup geliştirsin. Daha önce de söylemiştik bunu, yine söylüyoruz.

Hadi gidelim, inşaAllah.  

Masaüstü Görünümü