Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (15 Eylül 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Hayırlı akşamlar. Güzel gözlü sevgilimin, bir tanemin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Bak şimdi açtım Risale-i Nur’u da, daha hala sayfayı çeviriyorum, Bediüzzaman’a atılan iftiraları anlatıyor, Risale-i Nur’da Şualar’da. 73-74-75 daha hala devam ediyor. Veli insanlara, Allah yolunda olan insanlara ne kadar çok iftira atılacağını gösteriyor. Bediüzzaman da bunlara tek tek cevap vermiş. Bak devam ediyor hala 79-80-82-87-89 hayrettir yani yaşlı kendi halinde bir Müslüman’a. 90 iddiaya cevap vermiş, 90 hakarete, 90 ayrı iftiraya, 90 ayrı çeşit iftira ve hakaret. 90 artık düşün, bir tane, iki tane, on tane değil, maşaAllah. 90 hakaret ne demektir; cennette ona belki 90 milyar sevap. 9 tane olsa, çok daha düşük olurdu, bir tane olsa çok daha düşük olur. Ama 90 tane olunca iftira sevabı da çok büyük oluyor. Dünyadayken de Cenab-ı Allah ona, Bediüzzaman’a kerametler nasip ediyor, harikalar nasip ediyor, işlerini rast getiriyor. Bak, sağlıkla sıhhatle kendi haline tek başına bir insan. Hiçbir hastalığa yakalanmadı elhamdülillah. Ne kanser, ne ülser hiçbir hastalığa yakalanmadı, gayet sağlıklı ve dinç olarak İslam’ı Kuran’ı gayet güzel anlattı, Risale-i Nur’u tamamladı. Risale-i Nur’lar evlerde okunmaya başlandı. Ondan sonra Allah vazifesi bittiği için canını aldı. Bak, vazifesi bitmeden canını almıyor. Kaç defa zehirlediler hiçbir şey olmadı. Normalde yaşlı bir insan, cezaevinde biri vurup ölebilir, üşütür ölür. Zatürree olur ölür, yaşlı-başlı adam. Kimse ilgilenmez zaten hapishanede. Kalbi durur ölür. Allah istese hastanelik de ederdi Bediüzzaman’ı, hiç hayatında hastaneye yatmamış hiç. Ve bak daha da ilginci, hayatında hiç muayene olmamış. Hiç doktor kabul etmiyor, hiçbir şekilde. Gayet sağlıklı. Herkes hafta sekiz gün dokuz doktora gider değil mi bir insan? İşte şudur budur falan gider. Hayatında doktora gitmiş birisi değil, hastaneye hiç gitmiş değil. Gayet sağlıklı olarak çok ileri yaşlara kadar yaşadı. Risale-i Nur Külliyatı’nı tamamen bitirdi, herkes anladı-dinledi, dershanelerde anlatılmaya başlandı. Hatta “Türkçe basalım” dediler, onu da kabul eti Bediüzzaman, şu haliyle orijinalini getirdiler Bediüzzaman’a sundular, onu da gördü. Yani hepsini yapmış oldu bitirdi, vazifesini bitirince Cenab-ı Allah sebepsiz canını aldı. Yani hastalığı öldürücü bir hastalık değil, üşütme. Ondan vefat etti. Halbuki çok daha önce olur yani. Verem olur, zatürree olur, akla hayale gelmedik her şey olabilirdi. Zatürreeden ölüm çok çok kolay bir ölümdür, yani rahatça rastlanacak bir şeydir. O devirde koruyanı kollayanı da yok. Çok iptidai şartlar var, çok soğuk cezaevinde ölür. Hiç bir şey olmadı. Sürekli Allah’la bağlantı halinde, çok dindar, sürekli Allah’ı anıyor. Şeriatın bereketi, Kuran’ın bereketi. Şeriata sıkı sıkı tutunduğu için, koyu dindar olduğu için, Allah ne istiyorsa her müşkülünü halletmiş. Her türlü rahatsızlığına dua ediyor, Allah geçiriyor. Sırf şu bile çok büyük bir harikadır, şu husus bile çok büyük bir harikadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in de mesela öldürememeleri, şehit edememeleri; o da onun mucizesidir. Mekke müşrikleri “aman aman aman” dediler, çok acayip bir tehlike olarak gördüler. Çok büyük bir tehlike olarak gördüler ama hiçbir şey yapamadılar. Şimdi de ahir zamandayız, Allah çeşit çeşit lider yaratıyor, kimi başka türlü, kimi başka türlü. Mesela ahir zamanın şu an liderleri devredeler ama hiçbirine Allah dünyayı düzeltme gücü vermiyor. Dünyayı düzeltme kudreti vermiyor. İslam’ı birleştirme gücü-kudreti de vermiyor hiç birine, ne yaparsa yapsınlar. Mesela Abdülhamit’e de nasip olmadı, hiç kimseye nasip olmuyor. İllaki sahibine. Allah 1400 sene bekletiyor dünya hakimiyetini, sırf Hz. Mehdi (a.s) için. İstese Memlüklüler devrinde de olurdu, Gazneliler devrinde her zaman, Osmanlı devrinde. Osmanlı çok rahat dünyaya hakimi olabilirdi. Allah nasip etmedi. Osmanlı ta Avrupa’nın ortalarına kadar girdi. Cenab-ı Allah istese başından sonuna kadar. Ortasına gelmişiz artık bitmiş bir şey kalmamış yani. İspanya’yı falan her yeri alırdı. Ama Allah nasip etmedi. İllaki Hz. Mehdi (a.s).

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Milliyet Gazetesi’nin haberine göre; “şu an Besler Dereler bölgesinde PKK mezarlığının açılışına gitmek isteyen BDP’liler polis tarafından şehir çıkışında engellendi.”

ADNAN OKTAR: Tabii orada devlet yok havası vermek istiyorlar, çok ayıp yapıyorlar. Yani Türk devletini küçük düşürmeye yönelik tavırlar var. Yani devlet yok, devletin gücü yok, devletin müdahalesi yok, biz bağımsız bir kafadayız gibi bir mantık geliştirmeye çalışıyor PKK. Oradaki arkadaşlar da bilmeden belki buna alet olmuş oluyorlar. Devlet orada otoritesini göstermek durumundadır. Birlik ve beraberliğini sağladığını göstermek durumundadır. “Burada devlet yok” dersen o zaman anarşinin kapısı sonuna kadar açılmış olur, fitne sonuna kadar açılır. Bize ait bir toprakta, bize ait bir yerde, bu millete ait bir yerde “burada devlet yok” demek çok galiz bir fitnedir. Çok yanlış bir hareket. O imajı verecek her türlü tavırdan da kaçınmak lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP heyetinin İmralı’daki görüşmesi sona erdi. Abdullah Öcalan görüşmede, “diyalog sürecinin devam etmesi gerektiğini düşünüyorum” mesajını iletti.

ADNAN OKTAR: Öyle bir durum ki, insan ne diyeceğini şaşırıyor. O orada Allahualem mahcup oluyor, kendini daha ön plana çıkartmak istiyor, adını duyurtmak istiyor. Psikolojik olarak tabii çöküyor, cezaevin şartlarından dolayı. Vatan kurtaran havasında olmak istiyor, anladığım kadarıyla. Ne diyeyim? Eğer iyilik yapmak istiyorsa, İttihad-ı İslam’ı bütün gücüyle açık açık daha açık desteklesin Abdullah Öcalan, eğer güzellik yapmak istiyorsa. Daha önce güzel öyle bir sözü oldu, “İttihad-ı İslam’ı savunuyorum” gibi sözü oldu ama bunu daha sarih daha açık vurgulasın, tekrar tekrar her seferinde aynı şeyi söylesin ve günahlarına tövbe etsin. Türk milletinin birliği-beraberliği için dua etsin. Fitnenin milletimizin üstünden kalkması için dua etsin. Yani iyilik yapacaksa, bu.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf El-Kardavi, Mısır’ı İslam’a karşı savaşmakla suçlayıp, bu durumu Peygamberimiz (s.a.v) dönemindeki Hendek savaşına benzetti.

ADNAN OKTAR: Yusuf El-Kardavi değerli bir alimdir, aklı başında bir insandır. Ben, buraya geldiğinde tanışmıştım. Çok sevimli bir insan, mütevazi bir insan. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Irak’ın çeşitli kentlerinde düzenlenen bombalı saldırılarda 22 kişi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Irak’ta da, Suriye’de de her yerde bu olaylar geceli gündüzlü kesintisiz devam eder. Hatta artarak devam eder. Resulullah (s.a.v): “Ta ki evlatlarımdan Muhammed Mehdi zuhur edinceye kadar.” Mübarek Peygamberimiz (s.a.v) ne kadar detaylı tarif etmiş. Ne dikkattir bu, ne güzelliktir maşaAllah. Olayları ayrı, bedenini ayrı, zemini ayrı kaşını, gözünü, ağzını, burnunu her yerini tarif etmiş. En ince detaylara kadar, olacak olayları. Ama hayrettir büyük bir mucize; normalde eskiden Müslümanlar mesela bir turp kesiliyor, içinde Allah yazıyor diye yeri yerinde oynatıyorlardı, değil mi? Herhangi bir şeyin üstünde mesela taşın üstünde bir alamet, işaret görseler, Peygamberimiz (s.a.v)’in herhangi bir hadisi gerçekleşen, dolaylı yoldan gerçekleştiğini görseler bile muazzam bir heyecanla anlatıyorlardı. Hatta hiç alakasız böyle abuk şeyleri bile, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi olmayan şeyleri bile “peygamber dedi” diye heyecanla anlatıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v)’in bütün dedikleri, ama yani nefes kesecek ve şaşırtıcılıkla ama, yani insanın nutkunu durduracak derecede hayret verici bir olay olarak. Diyor ki mesela: “İki tane kuyruklu yıldız çıkacak” diyor 1400 sene önce. İki tane kuyruklu yıldız çıkıyor denilen vakitte. Bu bütün dünyayı ayağa kaldırır sırf bu kadar ayağa kaldırır. İslam aleminde çıt yok. Diyor ki: “Kuyruklu yıldızların bir tanesi diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek” diyor. Bu hiç görülmemiş bir şey dünyada. Bak hiç dünyada görülmemiş bir şey, ilk defa görülen bir şey. Bilimin hiç bu konuda tespiti yok ilk defa görülüyor. Bilim dünyası ayağa kalkar böyle bir şeyde, Müslüman alemi de ayağa kalkar. Yine çıt yok. Çünkü nereye yarayacağını biliyorlar, konunun nereye gideceğini biliyorlar. Ödleri kopuyor. Yani bu çok büyük mucize. İleride bunu insanlar anlatacak. Böyle bir fitnenin, böyle bir duyarsızlığın, böyle bir vicdan çöküntüsünün Firavun devrinde bile olmadığını insanlar görünce insanlar; “hakikaten bu ahir zaman çok şiddetliymiş, ahir zaman çok büyük olaymış” diyecekler. Bak diyor ki: “Diğer kuyruklu yıldızlar gibi olmayacak ters yönde gidecek ama çok parlak olacak” diyor. Nerden bilirisin sen? MaşaAllah. Bak, vahiyle biliyor. Diğer yıldızlardan daha parlak olduğu ilk defa onda rastlanan bir şey Lulin’de bu. Hakikaten bütün kuyruklu yıldızlardan çok daha parlak ve cayır cayır yanıyor. Şimdi bir de diyor ki: “İki uçlu olacak.” Kuyruklu yıldız iki uçlu olur mu. Bir tane olur kuyruğu. Çünkü bak bir şey yanarken çektiğinde duman bırakarak gider, ama önünde de ayrıca duman oluşarak gidiyorsa bu çok acayip bir olaydır. Bu bir mucizedir, değil mi? Nasıl olabilir böyle bir şey? Mesela bir gemi düşün yahut bir tren düşün duman çıkararak gidiyor ama aynı zamanda önü sıra da böyle bıçak gibi duman oluşarak gidiyor oradan çıkan duman. Bu olacak iş değil. Ama bu da oluyor, bu da olmuş. Peygamberimiz (s.a.v) “iki uçludur” diyor aynısıyla olmuş. Böyle bir şeyde bütün bilim dergileri, bütün dini kurumlar nefesi kesilir. Adamların hiç hiç kılı kıpırdamıyor, inanılır gibi değil. Yani böyle bir mucize dünya tarihinde görülmemiş. Kılı kıpırdamıyor. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “Fırat’ın suyu bir vesileyle kesilecek.” Barajda kesiliyor. Dünyanın on binlerce tarihinde yok, hiç suyu kesilmemiş. İlk defa “su havzası kuruyacak” aynısıyla oluyor. Çıt yok dünyada. İslam aleminde de çıt yok. Meşhur alimler, hoca efendilerde de çıt yok. Öksürmüyor dahi böyle. Yahut deki: “Bu adamlar böyle diyorlar ama yalan söylüyorlar” de, “bir yerden duydum” de, değil mi? Bu da yok. Mesela yalan söylüyorlar da demiyor, böyle bir şey yok da demiyor, var da demiyor. Çıtını çıkarmıyor. “Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Allah Allah tam o tarihte oluyor, iki sene üst üste. Çıt yok. Kardeşim şimdi bu ne Nemrut devrinde oldu, ne Firavun devrinde oldu. Mesela Firavun bir şey olduğunda söylüyor adam. Baya gündem yapıyor. Mesela o Hz. Musa (a.s) asayı bıraktığında, onun harika olduğunu kabul ediyor. Yani onu gündem yapıyor. “Ama” diyor, “benim adamlarım da bunu yapar” diyor. Burada arkadaşlar gıkını, çıtını çıkarmıyor.

EBRU ALTAN: Nefes bile almıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yani konuyu anlatırken nefes almamaya da dikkat ediyorlar ki, hani ne olur ne olmaz. Bu büyük mucizeyi ileriki nesiller hayret ve şaşkınlıkla izleyecekler. Peygamber (s.a.v)’in bir mucizesi de budur. “Alimler, bu konuyu gizleyecek” diyor. Hz. Mehdi (a.s) konusunu gizleyecekler, deccal konusu gizlenecek, örtbas edecekler. “Deccal çıktığında, artık deccaldan bahis olmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hem bak deccal çıkıyor “ama deccaldan artık bahis kalkacak diyor. “Hutbelerde, orada burada duymayacaksınız” diyor. Hakikaten Osmanlı’da hutbelerde cayır cayır deccaldan bahsedilirken, ezberden insanlar bilirken, sürekli hutbelerde konuşulurdu Abdülhamit dönemine kadar. 1980’lerden sonra özellikle, ulemalar, alimler sanki ittifak etmiş gibi, düğmeye basmış gibi zınk kestiler Hz. Mehdi (a.s) konusundan bahsetmeyi. Deccal konusundan bahsetmeyi kestiler. Ama ittifakla. Bir tek Şeyh Nazım Hocamız, maşaAllah o konuşuyor ve onun gülleri. Onlar konuşuyor, o kadar. O da hadiste tebşir edilmiş bir insan olduğu için, maşaAllah. Çünkü bak diyor ki “sarığın içinden bir insan” diyor. Bir şahıs, bir zat “sarığın içinden” sarığı sarmış. Sarık önden sarkıyor, buradan sarkmış. Arkadan da sarkmış. Nerede bu insan? Sarığın içinde. “Sarığın içinden bir adam” diyor “Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeler” diyor. Bunu da Şeyh Nazım Hocamız yapıyor ve onun gülleri Şeyh Ahmet Yasin, diğer Şeyh Adnan, Şeyhi Şam, Şeyh Mehmet efendi mübarekler, onlar yapıyorlar. O kadar. Sonra demesinler ki diye Cenab-ı Allah, böyle bir tedbir almış ”Hani bizde biliyorduk” diye. Halbuki Ahir zaman olağanüstü harika. Adam diyor ki “ne var Ahir zaman da”? Bak Hz. Mehdi (a.s)’dan korkuyor adam, bahsedemiyor. Hadi Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyorsun mübarek, Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini anlat. Onunla ne kaybedersin? Ya bak “iki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, dediği aynısıyla çıkıyor ve “ çok parlak olacak” diyor dediği çıkıyor “ters istikamete gidecek” diyor dediği çıkıyor ve arkasından diyor ki bak “o çıkmadan önce yağmurlar kesilecek” diyor. Allah’tan kork bunu söyle. “Yağmurlar kesildi işte küresel ısınma oldu, ondan oldu” dediniz. “Kuyruklu yıldız çıktıktan sonra“ diyor “yağmurlar çoğalacak, yağmurdan şikayet edecekler” diyor. Şimdi de “küresel soğuma oldu” diyorlar. Hani ısınıyordu. “Şimdi soğudu, ondan oluyor” diyor. Sanki ızgara, geldi pişti, soğudu bilmem ne. Çok zavallıca bir çırpınış içindeler. Ve sürekli alamet oluşturuyorlar. Halbuki bak susmaları zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti. Konuşsalar Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olmaz. Deccali gizleyecekler. Bu da çıkış alameti. Resulullah (s.a.v)’in yine Ahir zaman alameti, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Şimdi o debelenme dönemi, bir süre sonra bitecek işte. Birkaç yıla kadar biter. Sonra kora halinde konuşmaya başlayacaklar” vay biz ne ettik” falan gibisinden. Vay vay edebiyatına başlayacaklar. Şu an basiretleri kapandı. Bir tane mucizesini söyle Peygamber (s.a.v)in ya. Peygamber (s.a.v)’in hurafe olan mucizelerini anlatıyorlar, gözle görülen mucizelerini de anlatmıyorlar. Bak hurafe olanları anlatıyor. Mesela diyor “Peygamber (s.a.v) ayağını bir yere vurdu diyor “kaya paramparça oldu, yüz metrelik bir şey açıladı diyor “boşluk açıldı, içinden cinler uçtu, kaçtı” diyor, böyle zırvalıyor. Öyle bir şey yok hâlbuki. Ama bak gözle görülen, bilimin kabul ettiği mucizeleri de gizliyorlar. Hurafe olduğunda koşarak anlatıyor. Çünkü hurafe olduğunda, insanların ona alay edeceğini düşünüyor, İslam’ın aleyhine olduğunu düşündüğü için, onu ısrarla anlatıyor. Haşa Peygamberimiz (s.a.v)’i küçük düşürmeye yönelik çirkin hadisleri görüyorsunuz internette orada burada anlatıyorlar, uydurma hadisleri. Ama bak mucizeleri anlatmıyorlar. O ne belirleyecek, Peygamberimiz (s.a.v)in peygamberliğini açıkça tasdik edecek mucizeler bunlar. Bunu duysa batı alemi, dünya, herkes Müslüman olur. Yer yerinden oynar. Bakın ünlü bir gazete de, Avrupa’daki bir gazete de mesela The Guardian’da “İki uçlu kuyruklu yıldızı Peygamber (s.a.v) nasıl bildi” diye bir başlık atsa, milyonlarca, milyarlarca insan iman eder. Sırf bununla bile. Bir tane başlık atıla. Bak kelli felli hoca efendiler hepsi kapatıyorlar. Kimi salya sümük ağlıyor, kimi bilmem ne yapıyor, kimi yerlerde debeleniyor. Kimi çaresizlikten ne yapacağını şaşırmış havasında. İslam alemi aciz, bitap, güçsüz ve zavallı göstermenin peşindeler. Yani “biz yenildik mahvolduk, yapacağımız hiçbir şey yok” kafası veriyorlar. Bu da Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Mehdiyet zinde bir güç olarak, adım adım ilerlemeye devam ediyor. Allah için ağlayanları tenzih ediyorum. Gösteriş için, sırf aşağılık çıkarlarını tatmin için ağlayıp zırlayanları kastediyorum.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz şöyle yazmışlar Hocam “Arslan Hocam, Sakarya MHP teşkilatının Sizin için, Sizin çok değerli kitaplarınızdan ‘Devlete bağlılığın önemi, Türk- İslam Birliğine çağrı, komünizm pusuda ve diğerler kitaplarınızdan hediye ettik. Ayrıca Sakarya muhtarlar derneğine de Sizin kitaplarınızdan bıraktık. Dualarınızı bekliyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her ikisi de çok güzel olmuş.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin çimentolarından olan güzel bir birlikteliktir. Ben parti olarak görmüyorum da orayı, dergâh gibi görüyorum. Eğitim müessesesi, milli eğitim müessesesi olarak görüyorum. İnşaAllah, hayır yolda ilerlerler. Büyük Birlik Partisi de aynı şekilde, Saadet Partisi de aynı şekilde, bunlar hep dergâhtır benim için. Parti olarak görmüyorum. İman okullarıdır, maneviyat okullarıdır, mukaddesat okullarıdır. Mukaddesatçı talebe yetiştirirler. Vatana millete sahip çıkan gençler yetiştirirler. CHP gençliği de aydın yapısıyla, berrak yönüyle güzel hizmetler yapacağına inanıyorum, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’dan kardeşlerimiz şöyle yazmışlar “en nurlulardan, en yakışıklılardan, en merhametlilerden, yani en en enlerden en canımız Hocamız ve Allah aşığı nur talebeleriniz sevgiler. Diyarbakır’da kardeşleriniz olarak, sizleri çok seviyoruz. İmanımızın kuvvetlenmesine vesile olan canımız seyidimizin o nurlu ellerinden hürmetle öperiz. Çözümün adı İslam Birliği’dir diyoruz, inşaAllah” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin benim canlarıma. Hem de Diyarbakır’da, ne güzel, ne güzel, aferin. Aferin benim nurlularıma. Diyarbakır, Kürt kardeşlerimizin çok yoğun olduğu bir il. Onun için ben onlara özel bir sevgi duyuyorum, özel bir değer veriyorum maşaAllah, çok güzel. Diyarbakır, Kürt kardeşlerimizin çok yoğun olduğu bir il. Onun için ben onlara özel bir sevgi duyuyorum, özel bir değer veriyorum maşaAllah, çok güzel.

Güldan, bayağı güzelmiş Güldan. “Hocam, seni çok ama çok seviyorum” diyor. Bakayım Güldan’a. MaşaAllah, çok şeker, bayağı asil bir kız, hoş bir kız maşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz bugün Osmanbey, Taksim arasında 40 kitap ve 500 broşür dağıtmışlar. Ardından Taksim Rum Ortodoks Kilisesi’ni ziyaret etmişler. Kilisede görevli rahip Niko Mavrakis Bey’le sohbet edip, kitaplarınızdan hediye etmişler. Kendisi “kitapların çok güzel baskı, sayfa ve kapakları olduğunu, konularının da çok etkileyici ve merak uyandırıcı olduğunu” ifade etmiş. Ziyaretlerinden çok memnun kaldığını söylemiş. Sonrasında kardeşlerimiz evde sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bak ne kadar olgun, ne güzel insanlar-ki, biz orada eleştiriyoruz da aslında kitaplarda. Bak olgunca yaklaşıyor, “ne güzel” diyor. Ama ben anlatırken sadece İncil’den kaynak verdim. Bak, İncil’i İncil’le açıkladım. Allah’ın birliğini, varlığını birliğini İncil’le açıkladım. Nasıl inkar etsin?

EBRU ALTAN: Bir de eleştirirken çok sevgi dolu ve şefkatli, kazanmaya yönelik eleştiriniz oluyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ama Hristiyan kardeşlerimize sevgiyi, muhabbeti kat kat arttırsınlar. Her yerde koruyup kollasınlar. Çok sahip çıksınlar. Onlar Ahir zamanda çok zor durumdalar. Deccal onları da sarmış vaziyette, onların da gırtlağına çökmüş vaziyette. Dünyanın her tarafında asıyorlar, kesiyorlar. Mısır’da dövüyorlar, şurada küfür ediyorlar. Türkiye’de çok rahat etmeleri için kardeşlerimiz var güçleriyle gayret etsinler. Yurt dışında da, her yerde, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım; “Kemalist sistemin sadece Kürtçeyi değil, diğer dilleri de yasaklayarak, Allah’a adeta savaş ilan ettiğini iddia etmiş. Ve bölgede oyunların Türk ve Kürt ittifakıyla bozulabileceğini” ifade etmiş. Yıldırım konuşmasını Erbakan Hocamız’ın Rahmetli 1993’teki konuşmasına atıf yaparak tamamlamış. “Ne mutlu Türk’üm diyene yazıları derhal kaldırılmalıdır” demiş.

ADNAN OKTAR: Abartıyorlar. Şimdi ne mutlu Türk’üm deyince, Atatürk’ün dediği anlamda bir Türk milliyetçiliği var. Atatürk söylüyor onu, “ne mutlu Türk’üm diyene.” Ama “Türklükten de şunu kastediyorum” diye açıklıyor. “Türkiye sınırları içerisinde Türk’üm diyen herkes Türk’tür” diyor. Peki ben buna ne mutlu dediğimde, bunda kaybedecek ne var? Yanlış olan nedir? Bunu Ermeni de söyleyebilir bunu, Rum da söyleyebilir, Türk de, Laz da, Çerkez de, hepsi “ne mutlu Türk’üm diyene” diyor. Yani Ermeni olan da o memleket sınırları içerisinde bulunmaktan iftihar ediyor. Mesela diyor ki adam, “ne mutlu Fenerbahçeliyim diyene” diyor. Ne var bunda? Rum da Fenerbahçeli oluyor, Ermeni de Fenerbahçeli oluyor. Herkes Fenerbahçeli olur. Türk de Fenerbahçeli oluyor. “Ne mutlu Fenerbahçeliyim” deyince bu bir anormallik değilse, “ne mutlu Türk’üm diyene” bu da bir anormallik değildir. Güzel bir şey bu. Türkiye’deki insanların, bu milletin insanlarının birbirini sevmesi. Başka milletleri sevmiyor mu? Hepsini seviyor. Zaten söylüyor, “hepsini seviyorum” diyor. “Rum’u, Ermeni’yi, Çerkez’i, Türk’ü, hepsini seviyorum” diyor. “Hepsini kardeş görüyorum” diyor. Atatürk onun ne anlama geldiğini açıklamış. O çok samimiyetsiz. Dil konusunda da bölünme olmasın, fitne olmasın diye alınmış geçici bir tedbirdir o. Yani yeni kurulmuş cumhuriyet, çok tehlikeli bir dönemden geçiliyor. Birçok tedbir alınmıştır cumhuriyetin yıkılmaması, devletin yıkılmaması için. Ama şu an daha rahat ortam, daha demokrasinin, özgürlüğün rahatça uygulanacağı bir ortam var. Dil öğreniyorsa iftihar ederiz. Çerkezce öğrensin, Lazca öğrensin, Kürtçe öğrensin güzel. Ama ana dil Türkçe olsun ki, rahat bağlantı kuralım. Hatta Türki devletlerde Türk lehçesi yayılsın ki, tek bir lehçe rahat bağlantı kuralım. Birlikte rahat yeriz, içeriz, eğleniriz. Tek bir dilin olması kolaylık, güzellik. Yani bu bir konfordur. Ayrı ayrı diller olsa, çok zor durumda kalırız. Nasıl ne yapacağız? Diyarbakır’a gittik, anlaşamayız. Başka yere gittik, anlaşamayız. Olur mu öyle şey?

“Bir tanecik Muhammed Adnan Hocam; masonların size karşı gösterdikleri saygı ve bağlılık çok mutluluk verici, elhamdülillah. Sizi tebrik ederim. Ben de sizi küçük ev arkadaşımla tanıştırmak istiyorum. Onu sevgimle büyütüp sonra size hediye edeceğim” diyor. Bu küçük, yazık bu benim canım bu. Sana alışırsa elleme onu. Yok, yazık olur ona. O sende dursun, gelirken bana getirirsin. Yanında getirirsin, ben de onu severim. Sahibinden ayırmak doğru değil.

“Sayın Hocam, CHP sizce 1965’ten beri neden iktidara gelemiyor? Ve ayrıca İsmet İnönü’nün ezanı Türkçe okutması hakkında ne düşünüyorsunuz?” Faruk Yusufoğlu. İyi niyetle yapmıştır İnönü. Yani orada Kuran Türkçe olsun, ezan Türkçe olsun, insanlar duysun, anlasınlar. Ama tabii orada meydana getireceği diğer mahsurları düşünmemiştir. Halbuki ezan Arapça orijinali çok güzel. Bu bir, yani kulağa çok hoş geliyor. İkincisi dünyanın her yerinde anlaşılan bir çağırma şekli. Mesela Fransızca ezan okunsa biz anlamayız şu an burada. “Ne diyor acaba adam?” deriz yani. Bir ses geliyor, Fransızca anlamayız. Almanca olsa anlamayız. Ama Arapça olunca, herkes anlıyor. İngiliz de anlıyor, Rus da anlıyor, Türk de anlıyor. Onu düşünememiş olabilirler. Yani hani kötülük olsun, zarar vermek olsun diye yaptığını zannetmiyorum ben. İnönü’nün hanımı da dindardı, Mevhibe anne dindardı, kendi de. Yani efendi bir insandı İnönü. Öyle ters, dinsiz bir insan değildi. Mukaddesatına titiz bir insan. Belli etmiyordu ayrı mesele, açık açık göstermiyordu ama dindardı İnönü.

“En güzel ziynetimiz sizsiniz canım Hocam. Bizler sizinle güzeliz. Sizinle Allah’a yakınız, inşaAllah” diyor. Vesile oluyoruz, inşaAllah. “Bu arada dünkü Başpiskopostan dua istendiğinde, ‘en güzel dua sizsiniz’ deyişi hala aklımda” diyor. MaşaAllah.

Başka bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Gözleriniz yeşil zebercetten sanki, yüzünüz göz kamaştırıcı nur, sakallarınız haşyet ve heybet siyahı, müjdeli varlığınız sürur” diyor. Ne güzel bir hanım, ne güzel yazmış, maşaAllah.

Başka bir hanım kardeşimiz; “Ruhum, aşkım, bir tanem Hocam, sevginiz kilitli kalplere nurdan bir mühür” diyor. MaşaAllah.

Azerbaycan’dan Seyyide Hanım yazmış. Çok da güzel bir resmini göndermiş. Bayağı hoş, maşaAllah.

Bediüzzaman diyor ki; “Fünun-u cedide yanında ulum-u diniye de lazım ve elzemdir.” Diyor. “Çünkü, ekser enbiya şarkta ve ekser hükema garpta gelmesi gösteriyor ki, Şarkın terakkiyatı din ile kaimdir.” “Şark ancak dinle güçlenir” diyor, inşaAllah. Ama tabii hani felsefeyle güçlenen bir yerde olmamış, hep dinlen güçlenmiş. Hristiyanlar da mesela Avrupa’da hep dinle güçlenmişler. Musevilik de öyle hep dinle güçlenmiş. Mesela Musevilerin dünyadaki gücünün tek sebebi, Tevrat’tır.

“Seyyidim canım Hocam. Asil bir duruşu var” dediniz. Aynı kandan geldiğimizden olsa gerek” diyor, Güldan Hanım. MaşaAllah, Güldan da seyideymiş.

Kerim; “Hocam, canımız bir tanemiz Adnan Hocamız’ın ellerinden öperim. Selamımı iletirseniz çok sevinirim.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Bursaspor - Beşiktaş maçı vardı. Maçtan önce İstiklal Marşımız okunana kadar tüm stad tekbir getirmiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah aslanlarıma.

DİDEM ÜRER: Sonunda da Beşiktaş 3-0 yenmiş Bursaspor’u.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Bursaspor da bir daha ki sefer onlar da inşaAllah galip olurlar. Yenme yenilme önemli değil. Orada mühim olan kardeşlik, dostluk. Ama helal olsun. Tekbirlerle nurlandırmışlar sahayı. Aferin aslanlarıma, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bursa’dan 11 Eylül Çarşamba akşamı bu kardeşlerimiz Bursa Nilüfer’e bağlı Ataevler Mahallesi’nde bin adet broşür dağıtımı yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Aslanlara bak sen, maşaAllah canlarıma maşaAllah. Allah her yerlerini nur kılsın.

Didem Hocam ben gidiyorum, yarın görüşürüz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü