Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (16 Eylül 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sevmeye doyamadığım aşkımla sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün saat iki sıralarında Suriye’ye ait bir helikopter Hatay Güveçli bölgesinde iki kilometre hava sahası ihlalinde bulundu. Tüm uyarılara rağmen ihlalin devam etmesiyle helikopter Malatya’dan havalanan hava kuvvetlerine ait jetlerle füzeyle vurularak düşürüldü.

ADNAN OKTAR: O nasıl oluyor? Adam intihar etmek için gelmiş olabilir mi acaba?

AYLİN KOCAMAN: Çok defa uyarmışlar, dört beş manevra yapmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Özellikle gelmiş olabilir, intihar kastıyla gelmiş olabilir. Adam öldürmek istemediyse belki, bir ihtimal bilemiyorum ki. Araştırmak lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye raporunu açıkladı Birleşmiş Milletler. Birleşmiş Milletler silah denetçilerinin raporunda yer alan fotoğraflarla sarin gazı kullanıldığı doğrulandı.

ADNAN OKTAR: Sarin gazı, serin gazı bilmem ne zaten açık ortada olay. Bunu oturup lastiklendirmenin, samimiyetsiz bir üslubun bir anlamı yok. Adam diyor “depolarım dolu” diyor. “Her yer kimyasal silah dolu” diyor, “doğru” diyor. Daha hala “sende kimyasal silah olabilir” diyor. Dalga mı geçiyorsunuz siz? Adam “dağ-taş her yer dolu” diyor, “depolarım dolu” diyor zaten. Adam inkar etmiyor ki, “kullanıyorum da, var” da diyor. İnkar etmiyor adam. “Deneme yaptım” diyor, “baktım pek istemiyorsunuz herhalde” diyor. “Madem istemiyorsunuz nadir kullanırım ben de” diyor ona getiriyor. Yine kullanıyor arada sırada mesela küçük çapta kullanılıyor. Ama eğer obüs mermisiyle öldürürlerse o zaman “helal olsun” der yani, “bak aferin bu olur” diyor. Nepal bombasıyla yakarak öldürürse “nur ala nur o da çok güzel olur” diyor. Karadan karaya roketle vurulup öldürülürse “o da muhteşem olur” diyor. “Makineli tüfek zaten çok mübarek bir öldürme şekli” diyor. “Lav silahıyla olursa o da olur” diyor. “Ama kimyasal silah o olmaz” diyor. O zaman “kırmızıçizgiyi aştınız o zaman” diyor. Öbüründe “orada kırmızıçizginin sınırındasınız orada serbestsiniz” diyor. Ben böyle korkunç bir sistem, korkunç bir anlayış görmedim. Dehşet verici, kabus gibi. Adam öldürmenin şekli mi olur? Hepsi kötü, ne demek? İşkenceyle öldürüyor “o da olabilir” diyor. Hepsi rezalet. Mutlu olsun, ne güzel Suriyeli insanlar, baya şeker çocuklar. Aslan gibi delikanlı kızlar var, delikanlı gençler var bırakın yaşasınlar, mutlu olsunlar, herkes mutlu olsun. Esad bir delikanlılık yapıp çıkıp gelse Türkiye’ye konu bitecek. Ama onun da aklı gitmiş kardeşim. Evet.

DİDEM ÜRER: Sayın Bülent Arınç, yine akşam açıklama yapmıştı basın toplantısında; “Yüz yirmi bin kişinin kimyasal olmayan silahlarla öldürüldüğünü” söyledi. Bir de “bu alınan tedbirlere göre bu insanların öldürülmeye devam edeceği de görülüyor yine” dedi, açıklama yaptı aynı söylediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tamam, doğru. “İslam ülkeleri işte birleşsin, yetmiş ayrı noktadan yetmiş ayrı tümen ya da tugayla girsinler” dedik, “yetmiş saatin içinde bu iş hallolur” dedim. Kimse inkar edemez ki bunu, dediğim doğru. Hemen hallolur, kökten hallolur.

Ben dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Amerika ve Rusya, rejimin yaptığı katliamın ardından Suriye’nin kimyasal silahlarını imha etmek için anlaşmıştı. Lübnan merkezli El-Müstakbel Gazetesi’nin iddiasına göre kimyasal silah yüklü yirmi tırın, Suriye’den Irak’a geçtiği söylendi.

ADNAN OKTAR: Adam silahını verir mi? Çölün altına gömer, oraya buraya depolar. “Benim elimde mevcutta şu kadar var” diyecek. Ne derse, ona inanmak mecburiyetinde zaten. Bir yandan da imalata devam edecek. Bir de diğer silahlardan niye tedirgin olmuyorlar da o çok önemli oluyor ben onu anlamadım? Kimyasal silah; mesela adam beyaz fosfor elde eder, mesel o çok şiddetli zehir. Onunla çok esaslı bir tahribat yapabilir. Beyaz fosforu mesela o kapasite içersinde, o özellikler içersinde görmüyorlar-ki, çok tehlikeli bir madde. Beyaz fosfordan bomba yapıyorlar, hem yanıcı, hem de çok zehirleyici bir madde. Evet.

DİDEM ÜRER: Sayın Davutoğlu, Lavrov’la görüşmesine istinaden “bizim için hem kimyasal silah saldırısında hayatını kaybeden 1700 kardeşimizin, hem de konvansiyonel silahlarla hayatını kaybeden 100 bin kardeşimizin canlarının aynı değerde olduğunu vurguladım. Bu tür bir eylemin cezasız kalması benzer eylemleri yapacak ülkeleri cesaretlendirir” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah zaten adam devam ediyor, öyle bir konu yok. İslam ülkelerinde hoca efendiler milleti uyutmak görevindeler. Büyük bölümü böyle. Hipnozcu “uyu, uyu” diyor adamlar da uyuyor. Halbuki İslam ülkeleri uyarılsa, birlik beraberlik kardeşlik çok önemli, hep beraber gidelim Allah’ın emri, şeytandan Allah’a sığınırım: “Müslümanlar kavga edince arasını ayırın” diyor Allah, değil mi? Açıkça ayette söylüyor Cenab-ı Allah. “İki kardeş kavga ederse, Müslümanlar onları ayırsın” diyor. Git ayır, ikisi de Müslüman. Nusayriler de Müslüman, Sünniler de Müslüman, hepsi kardeş.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, henüz kimlikleri belirlenemeyen üç saldırgan Washington deniz üssüne silahlı saldırı gerçekleştirdi. Saldırıda 6 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: Daha bulamamışlar mı adamları?

AYLİN KOCAMAN: En son öyleydi.

ADNAN OKTAR: Amerika uyuyor, daha hala uyuyor. Halbuki teröre anarşiye karşı en güzel çözüm sahabe İslam’ıdır. Hıristiyanlığın da rahatça hareket edebileceği sistem budur. Museviliğin de rahatça hareket edebileceği sistem budur. Daha hala bağnazlığa, Musevi bağnazlığına, Hıristiyan bağnazlığına, Müslüman bağnazlığına kapıyı sonuna kadar açık tutuyorlar. Özellikle Müslüman bağnazlığı bütün Müslüman ülkelerini sarmaya devam ediyor. Adamlar da seyretmeye devam ediyorlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, ölü sayısı 12’ye yükselmiş. Daha hala ne olduğunu anlayamamışlar henüz saldırının.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başta Türkiye olmak üzere Müslüman dörtlüye; Mısır, İran, Suudi Arabistan dahil Suriye çözümünün krizinde katkı sağlamaya davet etti.

ADNAN OKTAR: Lavrov konuyu anlamış da, fakat dolaylı yaklaşıyor benim gördüğüm. Yapılacak olan şey; kavga varsa, değil mi sokakta da kavga oluyor araya giriyorsun. Şimdi bu kalabalık bir kavga olunca iki kişinin kavgasına bir kişi araya girebilir. Ama en az iki kişi girmesi lazım. Çünkü biri birini uzaklaştıracak, biri birini uzaklaştıracak, değil mi? Bu da koskoca ülke, büyük bir ülke olduğuna göre en az yetmiş noktadan girilmesi gerekiyor ve ayıracaksın. “Arkadaş, sen şuraya sen şuraya, aman kavga etmeyin, sakin olun” usul budur. Lavrov efendiye bunu anlatmak lazım. İyi niyetli bir girişim olmuş, iyi niyetli bir anlatım olmuş, önden bir temenna olarak böyle bir girişim yapmış ama doğrusunu kavradığı anlaşılıyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry; “Birleşmiş Milletler karar tasarısının Esad için can simidi olmayacağını” belirterek, “Esad bütün meşruiyetini kaybetmiştir” dedi. “Diplomasinin başarısızlığa uğraması halinde de güç kullanımına başvurulacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: O akıllılık yapsa da Türkiye’ye gelse. Muhaliflerle görüşüp hakkında takibat yapılmamasını sağlamak gerekiyor. Çocuğuyla, ailesiyle gelsin. Bir de kaçma değil, aylar önce söyledim; ziyaret olarak gelecek. Ortalığın yatışması için bir delikanlılık yapsın hükümetten çekilsin tamamdır.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Şeyh Nazım Hazretleri Sultanımız sohbetinde; “Arap baharı başlamadan önce Ortadoğu-Kuzey Afrika karışacak, devletler çökecek” demişti. “Gelinen noktada çözümün sadece Hz. Mehdi (a.s) olduğunu” söyledi. Böyle bir videosu var. “Bu böyle gitmez, başımıza bir Sultan lazım” diyerek, sohbetini noktaladı.

ADNAN OKTAR: Şeyhimizi dünyaya bir Sultan yapsalar, İslam alemine Sultan yapsalar, konu biter. Dünya tatlısı. Kıbrıs’ta çok şeker keçileri var böyle, tıngıl tıngıl geziniyorlar. Ne tatlı insan, maşaAllah. Ailesi de çok tatlı, baya mütevazi ve çok şekerler. Oradaki topluluk da çok ilginç böyle çok tatlılar, sahabe dönemi gibi, değil mi? Filmlerde falan görüyoruz, çok şahane insanlar.

İyi niyetle sevgiyle her şey halledilir. Acayip bir karmaşa var, sanki çok zormuş gibi. Dünyayı kaç parçaya bölmüşler, ortalığı birbirine katmışlar. Dünya gibi silah stoku yapmışlar. Zehirli gazlar, adam kesme metotları. Ne gerek bu kadar rezalete? Ne kadar şeker insanlar, ne güzel varlıklar. Yazık, Nusayrilere de yazık, Alevilere de yazık, Sünnilere de yazık ne gerek var? Koskoca ülke, uçsuz bucaksız bomboş Suriye, kilometrelerce gidiyorsun bomboş. Boş yere!

Allah, ahir zamanın şiddetini göstermek için böyle bir görüntü meydana getiriyor. Bir süre sonra bu görüntü kalkacak, inşaAllah. Masonluk da devreye girecek, tapınak şövalyeleri de devreye girecek, gül-haçlar devreye girecek, derin dünya devleti devreye girecek. Müslüman alimlerin ileri gelenleri, Hıristiyan alemini ileri gelenleri, Musevi aleminin ileri gelenleri bir araya gelecekler ve dünyaya bir lider seçecekler, inşaAllah. Hepsinin ittifak edeceği bir lider. Bu işte Moşiyah olarak belirtilen Tevrat’ta geleceği dört bin yıl öncesinden bildirilen kişidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği, İmam Hz. Mehdi (a.s). Onun gelmesiyle ortaya muazzam bir nur, müthiş bir sevgi ve huzur yayılacak. 60-70 sene sürecek ama yine çok iyi. 60-70 sene de değil aslında. 50 sene falan yani.

“Bu resim gerçek mi? Hocam 33 dereceden mason mu?” Tabii ki masonum. 33. dereceden masonum. Mason localarına, her yere şu an girme hakkım var. Amerika’daki localara, Avrupa’daki localara, her yerdeki localara girme hakkım var. Ve Üstad olarak girme hakkım var. Büyük Üstad olarak. Büyük Üstad olarak konferans verme, sohbet etme hakkım var. Tabii ki bu önemli bir şey. Mason olmadan ben oraya giremem. Mason konvanlarında, büyük konvanlarda konuşma yapamam. İllaki mason olmam gerekiyor. Gördüğün görüntü doğru, özetle.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Dinliyorum, evet.

DİDEM ÜRER: Önceki akşam Sefaköy metrobüs, Avcılar metrobüs, Küçükçekmece ve Tepeüstü semtlerinde 2300 adet A9 TV broşürü dağıtımı yaptılar. “Aslanımızı Allah rızası için aşkla pek çok seviyoruz” diyorlar. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben bu kedi olayında bilmiyorum yani çok seviyorum bu hayvanları ben. Şu şekerliğe bak, şunların tatlılığına. Çok komik tipler. Yani herifin salaklığı ayrı tatlı, saflığı ayrı tatlı. Ah canım benim, öyle efendi hayvanlar ki. Temizlikleri çok güzel, uyanıklıkları çok güzel. Mesela densiz hiçbir hareket yapmıyorlar, çok makul hareket yapıyorlar. Riskli hiçbir şeye girmiyorlar. Tehlikeyi çok iyi tespit ediyorlar. Çeviklikleri çok mükemmel. Kanaatkarlar da, yazık. Mesela bir parça yemek yiyor, tamam. Ve sevgiye bu kadar açık bir hayvan. O kadar çok hırıldama sesleri var ki sevginin şiddetine göre. Mesela bir hır hır demek, bir hır tir, yani çizme şeklinde böyle. Mesela yalıyor, geliyor kafasını sürüyor, boynunu sürüyor, acayip tatlı bir hayvan. Çok mübarek bir hayvan. Sarılıp yatmak da çok şeker oluyor bunlarla. Kedilerime hep sarılıp yatardım ben.

DİDEM ÜRER: Çıkarttıkları sesler falan çok güzel oluyor, mutluluk sesleri maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Köyde de sepetleri vardı böyle. Söğüt; ince, geniş söğüdü kesiyorlar. Ondan sepet yapıyorlar, biliyorsunuz. Sepetin içinde güzel tabii, içinde de güzel yastıkları falan vardı. İçine annesi kuruluyordu, yavruları kuruluyordu. Bazen de böyle gelip, o köy kilimi vardı bizim evde, dedemlerin evinde, onun üstüne kurulup böyle yavruları gelip onu emiyorlardı. Ben de onların aralarına yatmaya çalışıyordum böyle. MaşaAllah. O zamanlar en lüks cihaz radyoydu. Dedemin bataryalı radyosu vardı. Pil değil de batarya. Şu kocaman bataryadan böyle. O zaman aya gitme olayı vardı. Onu inatla yayını dinliyorduk. Nefesimiz kesiliyordu. Allahualem bizi kandırdılar o zaman. Biz de inandık adamlar aya iniyor falan diye. “Onlar aya inmedi” diyor bir Hoca efendi. “Onlar Kaf Dağı’nın arkasına indiler” diyor. “Ay yakar onları” diyor cami de bir Hoca efendi o zamanlar. Öyle bir konuşma yapıyordu. Ama hakikaten ben aya gittiklerine inanmıyorum. Kardeşim, ayda bayrak nasıl dalgalanır? Cayır cayır dalgalanıyor. Rüzgar esiyor ayda. Ya biz ayı tanımıyoruz. Alenen stüdyo yapmışlar. Bütün dünyayı kandırdılar Allahualem. Dünyada bak aya gidemedik, 2013’teyiz aya gidemediler. “İleride gideceğiz” diyorlar. Bir gidin de görelim bakalım. O zamanlar insanları kandırmaya müsaitmiş demek ki.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 7 Eylül’de kardeşlerimiz Gebze Center Alışveriş Merkezi’nin otoparkında A9 TV broşürü dağıtımı yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Şu ufaklığı bana bir getir. Bebeğiyle falan. Canımın içi, canımın içi cennet kuzusu maşaAllah. Hem de süslü, hem de şeker. Bebeğini de hiç elinden bırakmıyor. MaşaAllah. Annesini, babasını, kendisini Cenab-ı Allah cennetle, Cemalullah’la şereflendirsin.

DİDEM ÜRER: Azeri kardeşlerimiz sizin çalışmalarınızdan yararlanarak iki yeni site daha yapmışlar Hocam. qurandamehdiyyet.com ve hezretiisa.com siteleri. Tüm Azeri siteleri de imanisaytlar.com sitesinden bulabilir kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Aferin çok güzel.

Hristiyanlar ne güzel, Hz. İsa (a.s)’ı acayip seviyorlar. Mesela sohbet ediyorum, sürekli Hz. İsa (a.s)’dan bahsediyorlar. Ve dua çok ediyor Hristiyanlar. Ben Müslüman Sünni olsun, diğer mezhepler olsun, pek o kadar görmedim. Her anlarında çok dua ediyorlar Hristiyanlar çok yani. Mesela sohbete oturuyorlar, dua ediyor. Yemeğe oturuyor dua ediyor. Yemekten kalkıyor dua ediyor. Sokağa çıkacak, bir yere gidecek dua ediyor,, bayağı güzel. Hem de böyle içinden de değil, aleni dua ediyor. Sesli dua, toplu dua yapıyorlar. Herkes katılıyor. Çok güzel o. Kuran’da ehemmiyetle belirtilen bir konu dua. Onun için kardeşlerimiz genel sohbetlerinde, genel bir araya geldiklerinde bir kişi herkesin duyacağı gibi dua etsin, diğer kardeşlerimiz de katılsınlar duaya. Güzel o. İnşaAllah. Allah’la sürekli bağlantı demektir. Çünkü Allah duayı beğeniyor. Duayı seviyor Allah. Onu özellikle belirtmiş Kuran’da. Çünkü Kendisi’yle bağlantı olduğu için Hristiyanlar da bu sırrı iyi fark etmişler. Lezzetine de iyi varmışlar. Hakikaten zevk aldıkları hissediliyor dua ederken ve Allah o dualarına icabet ediyor. Yani bu çok hayati bir konu. Mesela adam kolundan rahatsız oluyor hemen ilaca gidiyor. Tamam ilaca git. Ama niye dua etmiyorsun? İlaç etki etmiyor o zaman. Dua et. İlaç vesile. İlaçla ne alakası var? İlacı Allah’ın yarattığını bil. İlacı dua olarak kullandığını bil, dua olarak. Ayrıca dua et. Çünkü derdi Allah yaratıyor. Harikadır dert, durduk yere yaratılıyor. Bir adam niye gözünden rahatsız olsun? Göz normal, sağlam bir yer. Niye bir yerinde enfeksiyon çıksın? Hepsi onların Allah tarafından emir alması gerekiyor. Yoksa olmaz. Tesadüfler gibi gösteriyor ama Allah, öyle bir sistem yok. Her şey kontrollü. Her şey Allah’ın emriyle oluşuyor. Mesela bak buraya benim keşkülüm geldi. Nereden geldi? Allah’tan geldi. Allah’ın rahmet hazinesinden geldi. Ve o mutfaktan geldi gibi görünüyor. Mutfağa nereden geldi? Pastaneden geldi gibi görünüyor. Bir zincirleme makul gösterme sistemi vardır, Cenab-ı Allah’ın. Bu insanın gözünü kapar. Birçok insanın gözünü kapar. Halbuki direkt rahmet. Bak bu camıyla beraber, bu güzelliğiyle beraber, tadıyla beraber, Allah’ın rahmet hazinesinden iner, gökten iner. Allah tarafından yaratılır. Ama o kadar mükemmel sebep sistemi vardır ki, yani aksini insanlar düşünemeyecek hale gelir. Mesela Hz. İsa (a.s)’a diyorlar ya, “gökten bize bir sofra indir.” Halbuki her gün sofrayı indiriyor Allah onlara. Her sofrayı Allah yapıyor. İçeri kısma geçtiklerinde, hakikaten sofrayla karşılaşıyorlar. Onu da Allah, hepsini Allah yaratıyor. Cennetteki sistemi Allah burada değişik bir yöntemle tanıtmış, göstermiş oluyor. Cennette öyle değildir. Mesela aklından tatlı geçer, şak diye oluşur. Havada uçar böyle, gelir önüne konur. Kaşık kendinden sana yedirir. Havaya kalkar, eline gerek kalmaz. Çünkü el orada sebep oluyor. Ben neyle yiyorum? “Elimle yiyorum” diyor. Elini kim yaratıyor? Allah yaratıyor. O zannediyor ki eliyle yiyor. Halbuki ona onu yediren Allah. Su içiren de Allah’tır. Kendi eliyle içtiğini zannediyor. Onun lezzetini, tadını veren de Allah. Hepsi kaderde o şekilde Allah tarafından tanzim edilip, yaratılmış. Harikayı sürekli yaşarız. Ama düşünen farkına varabilir. Düşünmeyen için, Allah özel tuzak kurmuştur. Sebep tuzağı kurmuştur. Sebebin içinde boğulur ve göremez. Kendi yürüyor zanneder. Halbuki Allah yürütür onu. Bir yere gitmek ister. Allah götürür. Mesela bugün Türkiye’de oluyor. Ertesi gün Amerika’da oluyor. Amerika’yı Allah ona yaratıyor bir anda. Bir anda başka bir ülkeyi yaratıyor. Uçağı sebep yapıyor. Uçağın içine bir giriyor, kapalı bir yer. Duruyor, duruyor, duruyor, duruyor birdenbire karşısında Amerika oluşuyor. O da zannediyor, sabit. Halbuki her an bir yaratma halindedir, Allah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz size şöyle diyorlar Hocam; “Osmaniye’de kardeşlerimizle ev sohbeti yaptık. İman hakikatleri anlatıldı ve ayet okundu. Hocamızın nurlu ellerinden öpüyoruz. Hocamızı ve tüm kardeşlerimizi çok seviyoruz. Saygı ve hürmetlerimizle. Ali, Ayşegül, Ali, Fatma, Serkan ve Rukiye.

ADNAN OKTAR: Şu ufaklıkları bana bir sırdan göstersene, şu ufaklıkları. Ne güzel çocuklar maşaAllah. Görüyor musun ufaklığı? Yaklaştır bakayım şunu. Nasıl nurlular, nasıl tatlı.. Bak yakasında 11 yazıyor, yaklaş. Kız çok güzelmiş maşaAllah. Bak o da cücük acayip şeker bir şey maşaAllah. Allah her yerlerini nur kılsın. 

MaşaAllah, elhamdülillah. Kız çocukları çok şeker oluyor. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “erkek çocuklarını sevin” diyor diyorlar ki “Ya Resulullah kız çocuklarını sevmeyecek miyiz nasıl olacak? “Onlar zaten çok güzeldir çok sevimlidir. Onlar kendilerini zaten sevdirir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Asıl olarak erkek çocukları sevmektir diyor, mecburen seversiniz onları çok tatlı olurlar, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Üç kardeşimiz Esenler Otogar’da “İslam Birliği istiyoruz” broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşlerimizden Allah razı olsun otogarda, güzel.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan bir kaç kardeşimiz, Cuma günü İHA’nın dünya çapında faal bir kuruluşu olan Bab-ı Alem Uluslararası Öğrenci Derneği’ni ziyaret etmişler. Dernek Başkan Yardımcısı Mahmut Oğuz Bey’le görüşüp kendisine İslam Birliği haritası ve kütüphaneleri için sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Size sevgi ve saygılarını, selamlarını söylemişler.

ADNAN OKTAR: Şahane olmuş şahane, bayağı güzel görünüyor, maşaAllah. Kitaplar çok iç açıcıdır bizim kitaplar, böyle şekere benziyorlar. Anlatımı çok güzel, çok dinlendirici ve hiç vesvese vermeyen, net delillere dayanan, iç açıcı, doyurucu eserler, maşaAllah. Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Selam iletmişlerdi size.

ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

DİDEM ÜRER: Hocam Bursa’dan kardeşlerimizde şöyle yazmışlar; “13 Eylül Cuma günü kardeşlerimizle birlikte Kuran-ı Kerim okuyup, sohbet ettik. Hocamıza en derin sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz. Kendisini çok çarpı bir milyon kez daha çok seviyoruz.”

ADNAN OKTAR: Canlarım benim, benim güzellerime bak anneanneyi görüyor musun?  MaşaAllah nur onlar nur Anadolu’nun güzellikleri. Ne güzel insanlar. Ben böyle özellikle başı acık hanımlar, kapalı hep beraber, çok hoşuma gidiyor, bayağı güzel, maşaAllah. Eskiden nedir bu böyle başı açık acayip kafada oluyorlar. Başı kapalıya ayrı bir şey yapıyorlar. Hepside tatlı nur gibi insanlar, güzel insanlar.

Didem Sultan Hocam buyurunuz.

DİDEM ÜRER: Beş ve yedi Eylül tarihlerinde kardeşlerimiz Üsküdar’da 1500 adet İslam Birliği broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aslanlara. Bak sen köfteye, yaklaştır bakayım şunu. Bide meşgalesi de var. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin.

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Müminler gerçekten felah bulmuşlardır” diyor Allah. Hem dünyada hem ahirette felah buluyorlar. “Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır.” Huşu deyince böyle kendini kaybetme zannediyorlar. Var ya böyle bir şeyler yapıyor garip hareketler. Huşu; samimiyettir. Yani Allah’la samimi bağlantı açık şuurla aşkla Allah’ı sevmektir. Huşu budur. Yoksa filmlerde gördüğün gibi kendini kaybetmiş istiğrak halinde bir görünüm vermek değil. Rahatsız olmadan, huzur içerisinde namazı kılmak. Huşuyu bozacak şeylerin olmaması. Ama olabilirde insanlık hali, mümkün mertebe olmaması, huzurlu şekilde namazı kılmak, samimi olarak namazı kılmak. Bakın “onlar tümüyle boş şeylerden yüz çevirenlerdir.” Tümüyle. Ne kadar boş şey varsa hepsinden yüz çevirir. Çünkü vakit kısa zaman kısa, boş şeylerle niye uğraşalım? Onun için ayetin ifadesi çok nadide bak “onlar tümüyle boş şeylerden yüz çevirendir.” Oturuyor adam boş yabancı dizilerle uğraşıyor, Türk dizilerle uğraşıyor. Tamam, bir hikmet gözüyle bak, anlaşılır bunun bir açıklaması olabilir. Ama saatlerce dört saat, beş saat vakit geçirmenin alemi ne? Gidiyor poker oynamakla vakit geçiriyor, tavla oynamakla vakit geçiriyor. Vaktin kıymetli. Vakit altından kıymetli, çok önemli. Bütün gücünle vaktini kullansana. Genel kültürünü artır, bilgini artır, git insanlar yardımcı ol, etrafını temizle, kendini kaliteli hale getir. Estetiğe, sanata, bilime değer ver, önem ver. “Onlar zekata ilişkin söz ve görevi mutlaka yerine getirenlerdir.” Yani cömert, Allah için dağıtan. “Ve onlar ırzlarını koruyanlardır.” Ferçlerini koruyanlardır. Yani gayri meşru cinsel ilişkiye girmeyenlerdir. “Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı tutumları hariç.” Yani ya eşi, ya cariyesi, ya kendini hibe etmiş kadın veya cariye olan kadın veya nikahlısı olan hanım hariç. “Bu konuda kınanmış değillerdir.” “Bu helal” diyor, Allah. Bu bir güzelliktir, küçük düşürücü değil. Haram olan cinsellik çirkinliktir, küçük düşürücüdür.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Milliyet yazarı Mehmet Tezkan bugünkü yazısında; “Ankara, ‘kimyasalla 1500 kişi öldürüldü’ oysa Suriye’de 100 binden fazla ölüm var. Mesele sadece kimyasal silah değil ki diyor. Ankara sorun sadece kimyasal değil derken haklı. Haklı ama hiç bir başkent kulak kabartmıyor Esad gitmeden iç savaş bitmez görüşünü savunuyor. Askeri müdahale istiyor yani başka formüllere kapalı duruyor bu sebeple doğru söylese de, dünyaya dinletemiyor” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor?

DİDEM ÜRER: Başka formül üretmesi gerekiyor diyor, askeri müdahale dışında Ankara’nın, o yüzden dinletemiyor haklı olmasına rağmen diyor, kimyasal silah dışındaki silahlarla ölümler konusunda.

ADNAN OKTAR: İşte bizim gösterdiğimiz çözümü uygulamaları lazım. Bağnaz hocalar, bağnaz siyasetçiler Müslümanları birbirine düşürüyorlar. Birbirini sevecekken, birbirlerine düşman olmalarına vesile oluyorlar, Allah esirgesin.

Didem Hocam ben gidiyorum, yarın görüşürüz, inşaAllah.  

Masaüstü Görünümü