Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Eylül 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BERİL KONCAGÜL: Bakmaya doyamadığım aşkımla başlıyoruz, inşaAllah programımıza.

ADNAN OKTAR: Derinlik ve tutku, ancak akıl, imanda olur, inşaAllah. İnsanlara bakıyorum, gözleri bomboş. Niye? Hasetlik bir yandan, kıskançlık bir yandan, gaddarlık bir yandan, sevgisizlik bir yandan, insanlardan korku bir yandan, Allah’a teslimiyetsizlik bir yandan, rekabet ruhu bir yandan, birçok anormal tavır bir araya gelince göz ona dayanamaz. Beyin de ona dayanamaz, çünkü hücre de ona dayanamaz. Bakıyorum, hücreleri de ona isyan ediyor. Eti de kuruyor, bakışı da bozuluyor, sesi de bozuluyor, mantığı da bozuluyor. Hayattan zevk alamıyor, negatif elektrik yayıyor, insanlara karşı öfkeli oluyor, sevginin lezzetini alamıyor, tutkunun lezzetini alamıyor, dolayısıyla perişan bir hayat sürüyor. Onu da sorduğunda uyanıklık olarak görüyor, çok akıllı olduğunu iddia ediyor. Küfrün, cehaletin, delaletin sonucu bu oluyor. İnşaAllah.

Evet Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’da Dikmen Polis Evi’ne roket atarlı saldırı düzenlendi az önce. Roket atar Polis Evi’nin duvarına isabet etti. Ölen olmadı, ancak yaralılar olduğu bildirildi. Bir de bu saldırıda kullanılan roket atar türü ile Ak Parti’ye yapılan saldırıda kullanılan, aynı tür olduğu söylendi.

ADNAN OKTAR: İşte iddia edilen Ergenekon terör örgütü, inceden inceden keman çalmaya başladı. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün üstüne devlet çok daha ciddi gitmesi gerekir. Tamamen yok edilinceye kadar, ısrarlı ve kararlı bir politika izlemesi gerekiyor. Gevşeltmeye gelmez. Gevşetmede, bunlar anında neşv-ü nema bulur, azgınlaşır, kendilerini yargılayanlara, kendilerine karşı mücadele edenlere karşı almaya başlarlar. Mesela polis. Polis ne yapıyor? İddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır alıyor. Hukuki, kanuni işlem yapıyor onu korkutmaya çalışıyorlar. Polisi etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Polis gereksiz şeylerle değil de, gerekli şeylerle uğraşacak hale getirilmesi lazım. Polisin dikkatini gereksiz şeyle teksif etmemek lazım. Boş ve yararsız şeylere teksif etmemek lazım. Polisin dikkatini dağıtmamak lazım. Polisin dikkati, direkt küfrün üzerinde olsun, gaddarların üstünde olsun. Orada da bir açıklık var, orada da bir eksiklik var bunun düzeltilmesi gerekiyor. İnşaAllah. 

DİDEM ÜRER: Hocam, aynı zamanda emniyet binasına da iki ayrı binaya saldırı düzenlenmiş bir de yakınlarda patlamamış bir roket bulunduğu iddia edilmiş.

ADNAN OKTAR: Şımartmamak çok önemli. Bir de söylüyorum polisi, ilgileneceği gerçek karşıtlara yönlendirmek lazım. Polisin dostlarına değil. Vatanın dostlarına, milletin dostlarına değil. Çünkü ahir zamandayız, “emin olan hain bilinir, hain olan emin bilinir” diyor hadiste. Eminlerin üstüne, iyilerin üstüne polisi yönlendirmek değil de, hainlerin üstüne yönlendirmek lazım. Polis bilmez, ona öyle gibi gösterirsen, kimin ne olduğunu bilmediği için, bilmeden müdahale edebilir, iyi niyetle. Onun için sadece zıtlara, anormal insanlara, zarar verenlere polisi yönlendirmek lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Twitter’da yazdıkları nedeniyle yeniden yargılanan piyanist Fazıl Say’a, on ay hapis cezası verildi. Ceza ertelenirken, Fazıl Say’a Yargıtay yolu yeniden açıldı.

ADNAN OKTAR: Evet, kanun, hukuk daima güzel ve faydalı insanlar oluşturmayı amaçlar. İnsanları terbiye etmeyi amaçlar, zararlarını engellemeye yönelik bir nimettir hukuk. Faydasını da gördük. Fazıl Say artık insanlara yakışıksız sözler etmiyor, yakışıksız cümleler etmiyor. Daha nezaketli daha derli toplu konuşmalar yapıyor, bu da güzel. Demek ki faydası olmuş hukukun. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: 28 Şubat’ta kapatılan Refah Partisi’nin eski milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan; “rahmetli Erbakan Hocamız’ın sağlığında ve son günlerinde sürekli yanında olduğunu ve Erbakan Hocamız’ın Ergenekon tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü” öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Olabilir, çünkü ani çökmeler normal değil. Bayağı sağlıklıydı Erbakan Hocamız. Partinin de başındaydı. Özellikle yaşlı diye dikkati çekmez diye böyle ileri yaştaki insanlara çok rahat suikast yapabilirler. İnsanlarda şüphelenmez, derler “ zaten yaşlı ondan ölmüştür” diyebilirler. Onun için çok özenli olmak lazım.

Polisimizi zalimlere yönlendirsinler, mazlumlara değil. Onda uğursuzluk olur. Mazlumlara polisi yönlendirirsen, uğursuzluk olur. Çok büyük uğursuzluk olur. Polis sadece zalimlerle uğraşacak, görevi bu. Bilmeden mazlumlara gider musallat olursa bazı polisler, bu uğursuzluk getirir. Görevi, zalimlerle mücadeledir polisin.

DİDEM ÜRER: Emniyet birimleri yaklaşık iki yıllık çalışma sonucu bir suç örgütünü takip ederek hakim, savcı, polis, gazeteci ve siyasetçiler adının da karıştığı çeteyi ortaya çıkardı, bunu söylediler. Örgütün Yargıtay ve çeşitli adliyelerde görevli hakim ve savcılar aracılığıyla, davalara müdahale ettiği tespit edildi.

ADNAN OKTAR: Asıl işte bunlarla uğraşsınlar, böyle şeylere ağırlık versinler. Tertemiz, imanlı, Müslümanlar’la uğraşmak -bazı kişiler için söylüyorum- kolay gördüğü için kabadayılık yapmaya kalkmak, uğursuzluk getirir. Ben bunu daha öncede söylemiştim. Defalarca da uğursuzluk getirdiği görüldüğü halde, aynı kafada olan bazı kişiler oluyor, sözümü dinlemiyorlar. Allah mazlumu korur, mazluma zaten hiçbir şey olmaz ama olan yanlışlık yapana olur. İnşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır Başsavcısı Hişam Berekat, Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Kardavi’nin Mısır’a girmesi durumunda tutuklanmasına karar verdi.

ADNAN OKTAR: İşte olacağı bu. Kardavi Hoca bayağı temiz, efendi bir insan. Ama İslam Birliği olmayınca, adam tutuklarda, döverde, söverde. Hoca da Kardavi’de öyle İttihad-ı İslam için bir şey söylemiyor, Mehdiyet için de bir şey söylemiyor. Ama deccaliyet onu ne hale getiriyor, kendi arkadaşlarıyla kendi kardeşleriyle görüşmesini yasaklıyor, "tutuklarım” diyor. Hakikaten tutuklarlar da, ondan sonraki ömrü de hapislerde geçer. Halbuki Mehdiyet’e tabi olsa, İttihad-ı İslam’ı istese, bambaşka olacak.

Nisa Suresi, 106’dan itibaren rica edeyim.

DAMLA PAMİR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”

ADNAN OKTAR: Hata yaptığında mümin, bağışlanma dileyecek. Allah bunu beğeniyor. Allah’ın sevdiği bir tavır, Allah’ın rızasını arayan bunu yapacak. “ Ya Rabbi beni affet, beni bağışla” diyecek. “Estağfirullah, estağfirullah.” Allah, onu bir güzellik olarak görüyor. Sonra.

DAMLA PAMİR: “Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.”

ADNAN OKTAR: Abuk sabuk adam yapansa, güzel de olsa, etkileyici de olsa çeşitli nimetler veren bir özelliği de olsa, onu savunma olmaz. Öyle münasebetsiz adamı, yanlışlık yapan adamı eleştirmek ve doğrusunu anlatmak lazım. Evet.

DAMLA PAMİR: “Onlar, insanlardan gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır.”

ADNAN OKTAR: Şimdi kelime kelime söyle, cümle cümle söyle bakayım.

DAMLA PAMİR: “Onlar, insanlardan gizlerler de, Allah'tan gizlemezler.”

ADNAN OKTAR: İnsanlardan gizliyor, kalbindekini hissettirmiyor mesela egoist, bencil, ters, samimiyetsiz. Ama Allah’ın bilemeyeceğini zannediyor, halbuki yaratan Allah, gayet iyi biliyor Cenab-ı Allah. Allah ondan intikam alacağını ifade etmiş oluyor. Ama insan göremeyebilir, insandan gizleyebilir ahlaksızlığını, zalimliğini, enaniyetini, kibrini, tersliğini gizleyebilir kendince gizleyebilir tabii “Allah’tan gizleyemezler” diyor Allah. Evet.

DAMLA PAMİR: “Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir.”

ADNAN OKTAR: Genellikle melanet yapanlar geceleri planlarlar, hep Kuran’da buna dikkat çekilir. Gündüz değil de gece niyeyse sebep? Allah’ın hikmeti bu da bir mucize geceleri pislik yaparlar. Geceleri plan kurarlar Müslümanlar’a ve sözle zaten “sözden” diyor Cenab-ı Allah ayette. Halbuki o planın tamamı Allah’a ait olmuş oluyor zaten. Karşıtını da Allah yaratıyor. O da zannediyor ki hakikaten bir şey yapabileceğini zannediyor, bağımsız yaptığını zannediyor, Allah’tan ayrı yaptığını zannediyor. Halbuki  Allah’tan ayrı hiçbir şekilde yapamaz. Mümkün değil milim, santim hareket edemez Allah’tan ayrı. Evet.

DAMLA PAMİR: “Allah, yaptıklarını kuşatandır.”

ADNAN OKTAR: Kuşatan ne demek? Her şeyi biliyor. Onun ne yaptığını ve yapacağını, konuştuğunu ve konuşacağını, o konuşulana nasıl karşılık vereceğini, hepsini Cenab-ı Allah yaratmış durumda. Evet.

DAMLA PAMİR: “İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz.”

ADNAN OKTAR: İnsanlar bazen münasebetsiz insanları, ters insanları, ahlaksız insanları, vicdansız insanları çıkar hasebiyle savunurlar. Ellettirmezler ona “aman dokunma, elleme” gibi onu hamilikle korumaya çalışırlar. Halbuki adilik yapıyorsa, mutlaka üstüne gidilmesi lazım, mutlaka uyarılması lazım. “Aman şöyle olur, aman böyle olur” diye bir mantık olmaz. Evet.

DAMLA PAMİR: “Peki kıyamet günü onları Allah’a karşı savunacak kimdir?

ADNAN OKTAR: Tabii insan kurtarsa bile, onu Allah “Benden kurtulamaz” diyor öyle tipler, “ezerim" diyor Allah. “Mahvederim, perişan ederim, cehenneme koyarım” diyor. Cehenneme girdi mi zaten mahvoldu demektir. Allah esirgesin. Onun için kurtardım deyip sevinmek yersiz. Zalimi, gaddarı, egoisti, bencili, ahlaksızı mutlaka uyarmak ve onu zararsız hale getirmeye çalışmak lazım ilimle, irfanla, akılla. Evet.

DAMLA PAMİR:  “Ya da onlara vekil olacak kimdir?”

ADNAN OKTAR: Hiç kimse onu kurtaramaz. Allah diyor “Vekil olarak onu kurtaracak kimse de olamaz” diyor. “İnsan olarak da birisi çıkıp, onu kurtaramaz kimse Benim elimden” diyor Cenab-ı Allah. Evet. 

DAMLA PAMİR: “Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.”

ADNAN OKTAR: İşte dürüstçe hatasını kabul edip ahlaksızlığını, vicdansızlığını kabul edip itiraf edip vazgeçerse, Allah diyor “affederim.” Allah affederse, kul zaten cezalandırma hakkına sahip değil, kul zaten affetmekle mükellef. Allah’ın affetmesi mevzu bahis ise, kul nasıl ben affetmiyorum der? İnşaAllah. Evet.

DAMLA PAMİR: “Kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır.”

ADNAN OKTAR: Kendisine zararı olur diyor Cenab-ı Allah, kendi aleyhine. Ona sevinmesine gerek yok, bir pislik yaptığında, rezillik yaptığında, o günah ona yapışmış oluyor, o yapışan günah ahrete gittiğinde, defter olarak açıldığında, bela ve acıyla karşılaşır, şahıs. Defterinin açılmasının sonucunda, ızdırap ve acıyla karşılaşır. On yıl, yüz yıl, bin yıl değil, milyonlarca yıl, sonsuza kadar inşaAllah.

DAMLA PAMİR: “Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

ADNAN OKTAR: Her şeyi bilir Cenab-ı Allah. Bizim ne konuştuğumuzu da biliyor şu an ve hikmetle yaratıyor Kuran’ı. Mesela bu açıklamaları da, Cenab-ı Allah’ın bu ayetlerinde hep hikmet var. Kısa ve özlü. Mesela bir satırda bütün konu anlaşılmış oluyor her şey anlaşılmış oluyor. Evet.

DAMLA PAMİR: “Kim bir hata veya günah kazanır da, sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.”

ADNAN OKTAR: İnsanlar çok yalan söyleye meraklıdır. Başkasının üzerine atarlar hep “işte falanca yaptı, feşmekancı yaptı, ben masumum, hatalı olan odur” gibi kendini kurtarmaya çalışır. Allah bunu mutlaka yakalayacağını, çünkü yaratanın kendisi olduğunu, her tarafı kuşattığı için bunu bileceğini, böyle adice oyunlarla inanların kurtulamayacağını, insanlara bildiriyor Cenab-ı Allah. “Mümkün değil, Benden kurtulmanız” diyor, “hiçbir şekilde kurtulamazsınız. Her şeyinizi bilirim, bir pislik, adilik yaptığınızda mutlaka o, Benim ilmimdedir” diyor. Çünkü yaratan, bütün her şeyi yaratan Allah olduğuna için “onu da bilirim” diyor Cenab-ı Allah. Evet.

DAMLA PAMİR: “Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu.”

ADNAN OKTAR: Evet, o ipsiz sapsız telkinlerle kendi ahlaksızlıklarını kendi yanlış görüşlerini kendi düşüncelerine Peygamber (s.a.v)’i de çekmeye çalışıyorlar- haşa-Peygamber (s.a.v)’de hiçbir şekilde yanaşmıyor tabii, Peygamber (s.a.v). “Biraz bize benze” diyorlar. Halbuki iğrenç dünyaları, çok korkunç. Peygamber (s.a.v)’de şiddetle direniyor, Cenab-ı Allah’ın ona kuvvet vermesiyle. Evet.

DAMLA PAMİR: “Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. ”

ADNAN OKTAR: Tabii, koruyuş Allah’a ait olduğu için, koruma Allah’a ait olduğu için, kaderde korunmuş olduğu için “hiçbir şeyle zarar veremezler” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü kaderinde yok zaten, kaderinde olmayan bir şey nasıl olsun? Yok kaderinde. Mesela öldürülmek yok Peygamberimiz (s.a.v)’in kaderinde, şehit olmak yok. Adam uğraşıyor, ok atıyor, balta savuruyor, kılıç sallıyor ama kaderinde olmadığı için olmuyor. Hatta o müşrik bir şahıs, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in namaz kılarken başında dikiliyor “Ya Muhammed, seni benden kim kurtaracak?” diyor, Peygamberimiz (s.a.v) hiç şeklini bozmadan “Allah kurtaracak” diyor. Onu deyince, adamın kolu havada kılıçla böyle donmuş gibi kalıyor. O tevekkül ve o cesaretten felç oluyor, Allah’ın izniyle. Yani kuvveti kalmıyor, indiremiyor kılıcı. O Peygamberimiz (s.a.v)’in bir mucizesidir, gerçek bir mucizedir.

DAMLA PAMİR: “Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. ”

ADNAN OKTAR: Zarar vermeleri de mümkün değil, söyledik kaderde olması lazım. Kaderde olmayınca, mümkün değil, olmaz. Evet.

DAMLA PAMİR: “Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti.”

ADNAN OKTAR: “Kitab’ı, hikmeti” yani Kuran’ı öğretti. Bilmediği şeyler onlar, onunla bütün insanlığı aydınlattı, Peygamberimiz (s.a.v). Akıllı olmayı öğrendik Kuran sayesinde. Kuran, akıl iç içedir. Kuran eşittir akıl, akıl eşittir Kuran. Saf akıldır Kuran, akıllı olmanın kılavuzu, yoludur. Kuran ile insan akıllı olur. Kuran’ın dışında mümkün değil. Zeki olabilir ama akıllı olamaz. Evet.

DAMLA PAMİR: “Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.”

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, verdiği nimetler, koruması çok büyük. MaşaAllah, elhamdülillah.

Didem Hocam ne yapalım, gidelim mi?

DİDEM ÜRER: Hocam, bir resim gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bakayım.

DİDEM ÜRER: Gökhan ile Sinan kardeşlerimiz kedilerini çok sevdiğinizi bildikleri için bunları yollamış.

ADNAN OKTAR: Ben bunları yerim kıtır kıtır. Bir de gürbüzlükten her iki tarafta. MaşaAllah.

Ne yapalım, gidelim mi?

DİDEM ÜRER: Nasıl isterseniz, Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam, peki bugünlük bu kadar olsun, yarın devam ederiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü