Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Eylül 2013; 11:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Bir tanem, ruhum, aşkımla yayınımıza devam ediyoruz. Hoş geldin bir tanem.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Didem Hocam sizi dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün Beşiktaş-Galatasaray derbi maçı vardı. Son dakikalarında Galatasaray 2-1 öndeyken, Beşiktaş taraftarları sahaya indiler. Oyun durdu, futbolcular soyunma odasına gittiler, hakemlerle birlikte. Daha sonra tatil edildi. Bir provokasyon olabileceğini söyleyenler de var fakat bu şekilde bir olay meydana geldi.

ADNAN OKTAR: Slogan tamam da, sahaya inmeye ne gerek var? Hareketli olmaları tamam normal o, bir şey yok ama polise saldırmak çok ayıp. Polis, devletin memuru, onu korumaya gelmiş oraya zaten. Kendini korumaya gelmiş adama saldırırsan, bu çok ayıp.

Dinliyorum ben Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine sosyal medyada çok orijinal haberler çıkarıldı. Gezi destekçilerinin sosyal medya mesajlarında, “taraftar görünümlü polislerin sahaya indiği, geziye aktif destek veren Çarşı’nın cezalandırılması için bir ortam yaratıldığı” iddia edildi. Bir de bazı gazetelerde Hürriyet, Milliyet ve Zaman’da İngilizce sitesinde Today’s Zaman’da “polisin gaz kullandığı için taraftarların sahaya indiği” iddia edildi. Sonradan kaldırdılar bu haberlerin doğru haber olmadığı ortaya çıktığı için.  

ADNAN OKTAR: Bundan sonra kimse o tip haberlere hiçbir şekilde itibar etmez, inanmaz. Çok yoğun yalan söylüyorlar bu konuda. Bundan sonra yapacakları da anlaşıldı. Yalanlara hazır olsun millet. Çok fazla yalan söyleyen çıkar, doğru haberi doğru kaynaklardan öğrenme yolunda olsunlar. Doğru kaynağın dışında yalan söyleyen, mesela ünlü kaynaklara itibar etmesinler. Yalan kaynıyorsa bir yerden, tamamdır orada bir şey çıktıysa, ona bir nokta koymak lazım. Yalan mı doğru mu diye bir yere teyit ettirmek lazım. Güvenli haber yerleri olması lazım- ki, var bence. Oralara sorsunlar, oralara baksınlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, Birleşmiş Milletler zirvesi için Amerika’ya giden Cumhurbaşkanı Gül, New York’taki Türk evinde yapılan basın toplantısında Müslüman ülkelerin sorunlarını çözmede Birleşmiş Milletler, Arap Birliği ve İslam Birliği Teşkilatı’nın yetersiz kaldığına dikkat çekti. İslam dünyasının birçok konuda bölündüğünü belirtti ve “Avrupa’nın Orta Çağ’da yaşadığını, İslam dünyası şimdi yaşıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel, çözümü tabii Cumhurbaşkanımız söyleyemiyor ama çözüm Mehdiyetliktir-Mehdilik, yani bir şahsın etrafında toplanmak. Birlik diyorsun, birliğin başında bir olur zaten, bir kişi olur. Beraber olduğunda da, konu hallolur. İnşaAllah.

“Ne yapacağız? Ne yapacağız?” diyorlar. Kardeşim Peygamber (s.a.v) yolunu göstermemiş mi bunun? Hayır, Peygamber (s.a.v) yolunu göstermemiş olsa, tamam. Sen istişare et. Yolunu göstermiş, alametleri söylemiş. Alametleri sizi ilgilendirmiyor ki. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki “Mehdi çıkacağı vakit şu alametler olacak” peş peşe artık fiziki alamet elle tutulur, göğe baktın mı göreceksin, yere baktın mı göreceksin, gazetelerden duyacaksın, bizzat yaşacağın alametler olacak. “Bu alametler olduğunda, benim evlatlarımdan Mehdi zuhur edecek” diyor. “Şu şu şu alametler olur” diyor. “Bir araya gelin, beraber olun, başınıza Mehdi’yi getirin” konu bitsin diyor Peygamberimiz (s.a.v). "Öbür türlü felaket olacak, sürüneceksiniz” diyor. “Biz öbür türlüyü seçiyoruz” diyorlar. O zaman öbür türlüyü seçtiysen öbür türlünün özelliklerini kabul ediyorsun demektir. O zaman bağırıp çağırmana gerek yok. Sen Mehdiyet’i kabul ettiğinde başına bela mı geldi? Sen Mehdiyet’i kabul ettiğinde süründün mü, acı mı çektin? Hiç kabul etmedin ki. Bir kabul et, bir evet de, sonu gelecek göreceksin, Allah yardım edecek. Işık gelecek, nur gelecek, aydınlanacaksın, ferahlayacaksın. “ Kabul etsek nasıl olur?” Kardeşim hayatında hiç kabul etmemişsin, hep tersini kabul etmişsin. Bir de düzünü kabul et, bir kere kabul et, evet de olacak. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kenya’nın başkenti Nairobi’de bir alışveriş merkezinde düzenlenen silahlı saldırıda ölenlerin sayısı yaklaşık yüz kişiye ulaştı, yüz yetmiş beş kişi de yaralandı. Hala içeride rehineler var alış-veriş merkezinde, Eşşebab Örgütü.

ADNAN OKTAR: İşte buyur. Müslümanlık adına, din adına ve bu gittikçede yayılır. Çünkü insanların kalbinde şiddete eğilim vardır. Adam öldürmeye karşı işte zalimliğe karşı, gaddarlığa karşı şeytani bir eğilim oluyor. Büyük bir çoğunlukta insanlarda böyledir. İyiliği, sevgiyi, merhameti isteyen insanlar da daha azdır. Çünkü iyilik, merhamet zordur. Şefkat, sevgi zordur. Kırıp, yıkmak çok kolaydır. Adam eline tüfeği alıyor, tarıyor, bu kadar. Ama sevgi emek istiyor, sabır istiyor, irade ister, cömertlik ister, kararlılığın en son safhasını ister, azmin en son safhasını ister.  

Biz yine Mehdiyet’in alametlerini bir daha anlatalım da sonra anlatmadık, duymadık demesinler. Şimdi o alametleri bir izleyelim, sonra Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerini izledikten sonra Hz. Mehdi (a.s)’ın fizik alametlerini izleyelim. Peygamber (s.a.v) çözümü göstermiş mi, göstermemiş mi bir görsünler ondan sonra konuşsunlar. İnşaAllah.

VTR-Ahir Zamanda Gerçekleşen Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametleri-1. Bölüm

DAMLA PAMİR: Canım sevgilimin sohbetine devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Kuran ne güzel, maşaAllah. Mesela bakıyorum, Tevrat’ta cennet ara ki bulasın. Çok kapalı anlatımlarla var cennet, zor buluyorsun. Cehennemi de çok zor bulabiliyorsun. İncil’de var cennet ama çok az orada ki bilgide. Şimdi Rahman Suresi’ne baktım, ne güzel, ferah ferah, detay detay, ince ince, mükemmel cennet, cehennem anlatılıyor.

Mesela bak diyor ki Cenab-ı Allah, Rahman Suresi, 48. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Çeşit çeşit 'inceliklere” incelik nedir? Çok ince süsler, çok ince güzellikler. Mesela fincanı alıyorsun, fincanın sapında kuşlar ötüyor. İncelik, detay. Mesela onun üstünde ekran var, sevdiğini görüyorsun baktığında. Öyle, incelik. Hoşumuza gitsin diye. Mesela ev havada duruyor, camdan, kristalden ev. Cam derken, bildiğimiz adi cam değil tabii cennet camı. Havada duruyor. Altında geziyor, ev havada duruyor böyle. Gitmek isteyen normalde kanadı olması gerekir, bir şey olması gerekir; kanatsız, niyet ettiğinde uçup gelip içine giriyor. Bak “incelikler” diyor Allah, “ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler.” Kuran bak nasıl güzel açıklıyor Cenab-ı Allah. Cennette güzellik, dünyada güzellik. Müminin hedefi ne? Güzel, hep güzellik. Güzellik ve sevgi iç içedir. Sevgi yoksa güzelliğin anlamı olmaz. Güzellik varsa, sevgi vardır. Yani sevgi yoksa, güzellik anlamsız kalır. Güzel ne için? Sevilsin diye var güzel. Adamda sevgi yok, o zaman güzellik de anlamsız oluyor, Allah esirgesin.

Bakın ne diyor Cenab-ı Allah; “İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.” (Rahman Suresi / 50) Cennette iki pınar var. Meşhur pınarlar. İşte bu pınarlar belki bütün nimetlerin aktığı enerji kanalı da olabilir. Çünkü zaten her yerde pınar ve sular var. Küçük küçük dereler, ufak ufak. Cennetin özelliği, bol suyu olmasıdır. Her yerde su vardır.

“İkisinde de her meyveden iki çift vardır.” (Rahman Suresi / 52) Bak, iki-iki, hep iki. Zülkarneyn kıssasında da vardır ikiler. Hz. Hızır (a.s)’da, her yerde vardır. Mehdiyet’le; iki-iki hep bağlantılıdır. “İkisinde de her meyveden iki çift vardır.” Yani bir öyle, bir böyle, her meyveden var, fakat iki çift. Mesela burada gördüğümüz meyvelerin hepsini orada göreceğiz. Ama bu şekilde değil. Yani kalitesi ve tadı, kıyaslanmayacak şekilde üstün.

“Astarları, ağır işlenmiş atlastan” Nasıl işlenmiş? Yani o kadar girift detaylar var ki. Mesela atlasa yakından baktığımızda, nefesimiz kesiliyor. O kadar güzel işlenmiş-ki, ufacık bir parçası bile çok çok güzel. Evrimciler, Kuran’da evrim olduğunu iddia ediyorlar ya, bu atlaslar evrimle mi yapılmış, bir sormak lazım. Kim işlemiş, onu da bir sormak lazım. “Yataklar üzerinde yaslanırlar.” Hep yataklar var. Yorgunluğu dünyada öğrendiğimiz için, bizde müthiş bir yatak içgüdüsü olacak. Yastık ve koltuk içgüdüsü var. Mesela bir yerden gelir gelmez insan hemen oturmak ister, bir yere yaslanmak ister. “İki cennetin de meyve-devşirmesi (oradakilere) yakın (kolay)dır.” (Rahman Suresi / 54) Yani dalları dolu dolu görüyorsun. Kafanı, uzattığında bir meyveye elini uzattığında dal akıllı, şuurlu olduğu için oraya doğru uzanıyor. Koparıyorsun, kopardığında hemen o meyve orada yeniden oluşuyor anında. Burada mesela bak meyve ağaçlarına hepsi gitti, aşağı yukarı çok az kaldı. Ayvalar falan duruyor, armutlar da var kalanlar, eski güzelliği kalmadı. Elmaları geçen gün toplattım, mecburen, çünkü olgunlaşmış, düşüyor, mecburen toplatıyoruz. Bir süre sonra yaprakları da gidecek. Cennette ne yaprağı kurur, ne meyvesi düşer. Sürekli o pırıl pırıl meyveler görülüyor. Dolu dolu, mis gibi kokulu.

“Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki,” Demek ki, kadında bakış çok önemli. Onun için sizin bakışlarınız çok çok güzel. Cennette öğrendiğiniz bakış olduğu için inşaAllah, içgüdüsel olarak Allah size onu veriyor. MaşaAllah. “Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş.” Bir başkasına değil. Çünkü o zaman kıymeti kalmaz, herkese bakıyorsa öyle. Ona özel derin bir bakış varsa, o zaman onu çok seviyor demektir. Eşe has bir alamet olmuş oluyor, şiddetli sevginin bir alameti olmuş oluyor. O da kendine has olduğu için, çok hoşnut oluyor ondan, memnun oluyor. 

“Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.” (Rahman Suresi / 58) Yani yakut nasıldır? Böyle kırmızı pırıl pırıl parlar, göz alır. Mercan da öyle göz alır. O takılarıyla, mercanlar gibi, yakutlar gibi pırıl pırıl parlıyor kadınlar. Yani mücevher göz alıcılığında. Gerek ciltleriyle gözlerinin güzelliği, dudaklarının güzelliği, burunlarının güzelliği, her yerleri çok güzel, baktığında, yani mücevher gibi insan olduğu anlaşılıyor. İnsan ama mücevheri andırıyor. Göz kamaştırıcı böyle. Mücevher nasıl insanı hipnotize ediyor adeta, oradaki kadınlar da öyle, göz kamaştırıyor, hipnotize ediyor insanı adeta. O kadar güzel detayları var.

“Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var.” (Rahman Suresi / 62) Etti dört cennet. Dört cennet olduğunu anlıyoruz. Çünkü iki cennetten bahsediyordu Allah, bu sefer diyor ki; “Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var.” O zaman dört cennet kesinleşmiş oluyor. Cennet sayısını merak eden buradan anlamış oluyor. Dört tane olduğunu anlamış oluyor.

“Alabildiğine yemyeşildirler.” (Rahman Suresi / 64) Demek ki, hep böyle ormanlık, ağaç, çim ve yeşillik. Yani ana renk, hakim renk yeşil, cennetin ana rengi.

“İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.” (Rahman Suresi / 66) Şimdi buradan gerçekten pınar olduğu anlaşılıyor. Bir enerji kanalı gibi falan değil de, gerçekten bir pınar olduğu anlaşılıyor, çünkü fışkırma var ve akıyor. Ama herhalde anladığım kadarıyla, çok devasa bir havuz ve çok devasa bir fışkırma var. Yani çok göz alan bir şey ki, çok ünlü ki, Kuran ona dikkat çekmiş. Yani çok göz alıcı, çok hoş. En beğenilen, cennetin en beğenilen yerlerinden birisi demek ki. Hepsinde havuz var. İnsanlar da öyle mesela bir bahçe oldu mu, hemen havuz olsun istiyor. Havuz olduğunda evin değeri çok daha artıyor. Ona dikkat çekmiş Cenab-ı Allah.

“İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır.” (Rahman Suresi / 68) Yani birkaç örnek vermiş Allah ama “eşsiz” diyor. Yani hiçbir benzeri yok. Dünyadaki gibi değil. O zaman eşli derdi Allah. “Eşsiz” diyor, benzemez.

“Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” (Rahman Suresi / 70) Önce huyu. Çünkü huyu güzel olmadığında, yüzü güzel olsa da, ahlakı güzel olmadıktan sonra, hakikaten itici oluyor. O yüzden felaketler oluşuyor. Yani kadının güzel olması yetmez. Nasıl güzel olması gerekiyor? İmanla. Bir kere Allah’a inanacak, iman edecek, sonra Allah’tan korkacak. Allah’ı çok sevecek ki, güzel olsun. Yoksa güzel olamaz. Mesela siz Allah’tan korktuğunuz için bu kadar güzelsiniz. Yoksa bu nur, bu güzellik olmaz. Ama bakın, önce huya dikkat çekiyor Allah. Önce huyları güzel, sonra yüzleri güzel kadınlar vardır. Sizin hem huyunuz güzel, hem yüzünüz güzel. Ama en çok dikkat çeken huyunuz. Huyunuz çok güzel.

“Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.” (Rahman Suresi / 72) Şimdi korunmuş derken, orada kurt yok, köpek yok. Yani korunacak bir konum yok. Korunmadan kasıt ne? Cinsellik. Yani cinsel ilişkiye girmemiş. Korunan, kimsenin dokunmadığı, temiz kadınlar, afif. Otağ dediği, büyük dev çadırlar. Başkasının görmemesi için, cinsel ilişki olacağı için cennette, sevişme olacağı için, başkasının görmesini engellemek için Cenab-ı Allah, daha huzurlu olması için eşlerin, otağlar ama muhteşem çadırlar. Her milimi, her santimi süslü çadırlar. İçi ışık, dışı ışık. Nur gibi nurdan, çok çok güzel. Yani tabii ki Allah cennet malzemesi kullanıyor ama nur gibi. Yani çok hoş, kendinden ışığı olan. Mesela otağın içi aydınlanırken lamba kullanılmıyor, kendinden aydınlık. Yani dış bir ışık kaynağı olmuyor. Orada kıyametten sonra zaten fizik kanunları değişecek. Bütün fizik kanunları değişiyor. Bilim adamlarının söylediği her şey geçersiz orada. Yeni fizik kanunları, yeni kimya kanunları olacak.

“Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.” (Rahman Suresi / 74) Bir daha vurguluyor Allah. Daha önceki ayetlerde vurguladığını bir daha vurguluyor. Hiçbir şekilde cinsel ilişkiye girmemiş, tertemiz, çok kaliteli, çok güzel kadınlar.

“Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.” (Rahman Suresi / 76) Yani hanımlarıyla beraber sevişiyorlar, orada konuşuyorlar, sohbet ediyorlar. O güzelliği Allah anlatıyor, cennetin güzelliğini anlatıyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Pakistan’ın Afganistan sınırına yakın kentlerinden Peşaver’de bir kilisede ayin bitiminde düzenlenen intihar saldırısında 78 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi de yaralandı. Pakistan Başbakanı Navaz Şerif ve Kuran Yolu Hareketi lideri Tahlül Kadri saldırıyı kınadılar. Çoğunlukla kadın ve çocuklar vardı kilisede.

ADNAN OKTAR: Kınıyor ama onlar da aynı kafadalar. Gelenekçi, bağnaz kafa, zaten bu tarzda. Hristiyan nefreti vardır. Yani onları zaten sokakta bile kabul etmiyorlar. “Sokakta gördüğünüzde köşeye sıkıştırın” diyor. Hadis var. Uydurma hadis. Yahudi’nin, Musevi’nin hiç kurtarırı yok zaten. O “taşlar, topraklar size haber verecek, çoluk çocuk kim varsa öldüreceksiniz” diyor. Onun heyecanlı beklentisi içindeler. Yani “Ne gün böyle geniş çaplı bir katliam yapacağız?” diye, büyük bir heyecanla milyonlarca adam bekliyor. Yani bir gün nasip olsa da, şöyle bir İsraillileri, Musevileri bir yakalasalar, teker teker bir doğrasalar, bir kılıçtan geçirseler. Ama tamamını, çoluk çocuk. Onu büyük bir bayram, büyük bir nimet olarak görüyorlar. Sonra birde Hristiyanları doğrasalar, sonra bir komünistleri doğrasınlar, ateistleri doğrayacaklar, masonları doğrayacaklar, tapınak şövalyelerini doğrayacaklar, sonra işte Şiiler Sünnileri doğrayacak, bir kısmı Şiilerin kafası böyle. Bir kısım Sünniler de Şiileri doğrayacak. Doğradıktan sonra kendi tarikatından, kendi partisinden olmayanları, onları doğrayacak, sonra kendi içlerinde bölünecekler, onları doğrayacak. O zaman dünyada adam kalmıyor onların dediğine göre. Hristiyanlarda da var bu kafa; “Atların boynuna kadar çıkacak kan” diyor. Bunlar da aynısını söylüyor zaten. “Atların boynuna kadar çıkacak kan” diyor. Gariban, mazlum Hristiyanlar, size ne? Kuran’da onların kiliselerinin korunmasını söylüyor Allah, ayet var. “Ve size sevgi bakımından yakın bulursunuz” diyor Allah Hristiyanları. Gidip doğrayın demiyor. “Gidip evlenin” diyor Allah. “Dost olun, ahbap olun, arkadaş olun” diyor Allah. Bunlar da doğramanın peşindeler. İşte gelenekçi İslam anlayışı ancak Mehdiyet’le ortadan kalkar. Mehdiyet’in dışında yol yok. Anlatıyoruz gece gündüz. Kınayan adama bakıyoruz, o da aynı kafada. Mesela Pakistan’ın başındaki adam da öyle, Hindistan’ın başındaki adam da öyle. Hindistan’da derken, işte oradaki Müslümanların başındaki. Afganistan’da da adam tam klasik o kafada. Şimdi gidip anlatsak, desek ki, “Kuran yeterlidir” desek, direkt küfürle itham eder. “Olur mu?” diyor. Ne yapacağız? “Hurafelere uyacaksın” diyor. İşte hurafelere uyduğunda, bu olur, böyle oluyor.

“Adnan Hocam’a soruyorum; ‘Şimdi ben 33. dereceden Mason olduğumdan gayet gururluyum’ diyor. Üzerine de kendisinin İslam düşünürü ve kanaat önderi olarak niteliyor. İslam düşünürü ve kanaat önderi.” Ben önder değilim. Ne önderi? Kim çıkardı öyle bir şeyi? Sen kendi kendine çıkarıyorsun. Ben normal bir vatandaşım, normal bir Türk vatandaşıyım. Ben kanaat önderiyim diye ortaya çıkmadım. İslam düşünürü; herkes İslam düşünürüdür. İslam’ı düşünen, Kuran’ı, Allah’ı, Kitap’ı düşünen herkes İslam düşünürüdür. Düşünmeyen adam düşüncesizdir. Yani herkes ne kadar İslam düşünürüyse, ben de öyle bir İslam düşünürüyüm. Herkes ne kadar kanaat önderiyse benim milletim, ben de o kadar kanaat önderiyim. Yani özel, ayrıcalıklı, seçilmiş birisi olduğumu iddia etmiyorum. Ama mason olmamın nedeni-ki, Üstad-ı Azam olarak, Meşrik-i Azam olarak, 33 dereceli mason olmamın nedeni, mason localarına rahatça girmek ve tebliğ yapmak. Mesela ordu evlerine girebilmek için de eğer subay olma imkanım olsa, subay da olurum. Yani generallik rütbesi verseler ama beni orgeneralden aşağısı kurtarmaz. Orgeneral rütbesi verme imkanı olsa, onu da alırım, ordu evlerine girerim. Kapıya geldiğimizde bana sorarlar ordu evine, “subay mısın? Değilsen giremezsin.” Mason locasına geldiğinde sana sorarlar; “Mason musun, değil misin?” Ama üstad-ı azamsan, meşrik-i azamsan, büyük bir saygıyla içeriye davet ederler seni ve her dediğini nezaketle, saygıyla dinlerler. Yani bu kadar kolay bir şeyi nasıl anlayamıyorlar, ben anlamıyorum.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz şöyle yazmışlar size; “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Arslanoğlu canımız Hocamız. Dün Karacaahmet Sultan Dergahı Cemevi’ni ziyaret ettik.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel olmuş, aferin canlarıma.

DİDEM ÜRER: “Cemevi Başkanı Dede Muharrem Ercan ile görüşüp kendisine sizin kitaplarınızdan hediye ettik. Kitaplarınızı öpüp başına koyarak içtenlikle kabul etti. Kendisi de seyitmiş, maşaAllah. Muharrem bey size çok selam ve sevgilerini iletti. Canımız yakışıklı, heybetli, Haydar-ı Kerar’ın hak neslinden olan Hocamızın nurlu ellerinden öpüyoruz. Hayır dualarını istiyoruz” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hazretin ellerinden öpüyorum, selam ediyorum. Allah razı olsun, maşaAllah, elhamdülillah. Onlar çok değerli insanlar. Onların sohbeti, sözü kalbe ferahlıktır. On dakika sohbetine katılanlarda, manevi hal meydana gelir. Sevginin, merhametin, barışın, kardeşliğin mürşitleridir onlar. Kavgaya şiddetle karşıdırlar. Muhabbete, coşkuyla katılırlar. Sohbetlerine gidenler bilirler, kalplerinde bir ferahlık, bir esenlik olur. Ünlü birkaç profesör vardı; gitmişlerdi, ben gördüm, Alevi dizileri, Alevi şiirleri, Alevi türküleri dinliyorlar. Ben gözyaşı içinde dinlediklerini gördüm, coşkuyla. Hakikatten kalplere ferah ve sürur verir, bu değerli dedelerin sohbetleri. Kıymetini bilen bilir, anlayan anlar. Hep barış, hep kardeşlik, hep nezaket, hep bağnazlığa karşı olmak, yobazlığa karşı olmak. Aleviliğin güzel bir yönü, Aleviliğin en güzel yönlerinden biri de, bağnazlığa şiddetle karşı olmalarıdır. Hz. Ali (r.a)’ı coşkuyla severler. Dedelerinin büyük bir bölümü de seyyiddir, Peygamberimiz (s.a.v)’in neslindendir. Değerlerini bilmek lazım. Çok isabet etmişler, güzel olmuş, maşaAllah, elhamdülillah. Dünya tatlısı bak, ne güzel insan. Bir yobaza sen kitap götürsen bizim kitaplarımızı, ısırmaya kalkar vahşi herif. Ama bak bir Alevi’ye götürdüğünde, öpüp başına koyuyor. İşte bu Alevi farkı, güzelliği. Sünnilerde de tabii efendi insanlar var, güzel insanlar var ama işte diğer anlattığımızı anlıyorsunuz, ben de fazla bir detay vermek istemiyorum. Baktım, Erbakan Hocamız’ın oğlu Erbakan Hocamıza benziyor, maşaAllah, delikanlı. Bizimle ilgili sorular sormuşlar, bazıları böyle çok alçakça ve çok korkak, kalleşçe cevaplar veriyorlar. Erbakan Hocam mesela öyle değildi, çok delikanlıydı. Açık açık söylüyordu; “Harun Yahya kitaplarını tavsiye diyorum” diyordu. “Çok doğru yolda bu gençler” diyordu. ‘Ama Hocam şöyle, ama Hocam böyle. Adnan Hoca çapkın.’ Hiç takmazdı Erbakan Hocam. “Ne diyorsanız deyin, o doğru yolda” derdi. Yiğitti, çekinmezdi. Baktım, Erbakan Hocamızın oğlu, o da öyle-ki, ona da Necmettin diyeceğim ben bundan sonra. Çünkü çok benziyor babasına. İsmini değiştireceğim, ismi Necmettin bundan sonra. Fatih Erbakan demeyeceğim. Delikanlılığı şahane, şakır şakır cevaplarını vermiş. Ciğerlerine oturmuş, başlık yapmışlar bu sefer. Çünkü ana konu bu. Halbuki o da babası gibi, o da bir tek Allah’tan korkar, çok efendidir. Gururuna yedirmez adiliği, namertliği gururuna yedirmez, kalleşliği gururuna yedirmez. Şakır şakır dürüstçe cevaplarını vermiş, aferin. Aferin Necmettin Hocamız’a. Tabii yeni Necmi o, Erbakan Hocamız’dan sonra o.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 18 Eylül Çarşamba akşamı Bursa’da kardeşlerimiz Nilüfer ilçesine bağlı Cumhuriyet Mahallesi’nde A9 TV ve evrim broşürlerinden 1500 adet dağıtmışlar, evrim teorisine karşı olan broşürlerden. “Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Oktar Arslanoğlu Hocamız’a çok çok sevgilerimizi iletiyoruz. Ellerinden öpüyoruz nur yüzlümüzün, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ben de onların ellerinden öpüyorum, Allah onlara sağlık, sıhhat, bereket versin, iyilik versin, nur versin, şaşırtmasın Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin.

Yok “kanaat önderi, büyük alim, profesör.” Benim öyle bir özelliğim yok kardeşim. Normal Allah’ın herhangi bir kuluyum ben, herhangi bir Müslüman’ım yani. Durup durup yeni yeni unvanlar veriyorlar kendi kafalarına göre. Benim öyle bir iddiam yok. Ne Hocayım, ne alimim, ne kanaat önderiyim. Normal insanım yani her hangi bir Müslüman’ım ben.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Taksim Meydanı ağaçlandırılmasıyla ilgili konuşan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “sosyal medyayı da takip ediyorum ve gördüğüm kadarıyla Taksim Meydanı için ağaç beklentisi var. Gerçekten istenildiği kadar bolca ağaç dikeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Topbaş Hocamız dürüst, çalışkan, tecrübeli de. Bu sene yine Topbaş Hocam kazanacak. Ona müjde, inşaAllah.

Didem Hocamızla devam ediyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, 22 Eylül tarihinde kardeşlerimiz Trabzon’un Beşikdüzü ve Tonya ilçelerinde esnafa ve birçok camiye yaklaşık 250 adet kitaplarınızdan CD’lerinizden hediye etmişler, sevgilerini iletiyorlar size.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin canlarıma. Çok güzel olmuş, bereket olmuş, nur olmuş, ışık olmuş. Hayır olmuş, maşaAllah, elhamdülillah çok güzel.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır’da darbe yapanlara seslenerek, “bu silah bir gün size de doğrultulur” dedi.

ADNAN OKTAR: Hiç takmazlar öyle şeyleri. İttihad-ı İslam olmadıktan sonra, o devam eder. “Bir gün silah size de doğrultulur.” Adam zaten her şeyi bilerek yapıyor. Yani adamların rahat durmayacağı açık. Karşılıklı bir kin ve nefretin oluştuğu belli. O kadar cinayet var. Yani eğer hükümet eğer yeniden iktidara gelirse ilk yapacağı şey, bu darbecileri asmak olur. Adamlar, onu bilerek yapıyor. Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kütahya’dan bir kardeşimiz yazdı; “Yüzü iffet nuruyla dolu, heybetli canım Hocam, 20 Eylül Cuma günü Kütahya Atakent’te 300’e yakın broşür dağıttım. Allah’ın rızasını, sizin de sevginizi ve dualarınızı diliyorum. Kedileri oğlum çekti, sakallı olanı çok beğeneceğinizi umuyorum” diyor. Sizi çok seviyorum. Bir tanemsiniz.”

Hocam, Belçika’dan Oğuzhan kardeşimiz, dün oğulları Cengizhan ve Muhammed Mehdi ile evrimi çürüten, Allah’ın varlığını bilimsel şekilde ispatlayan broşürler dağıtmışlar. “Belçika’da mahalle mahalle, ev ev dağıtımlara devam edeceğiz, inşaAllah” diyor.

ADNAN OKTAR: Yani en sıkı Adnancı bunlar, Allahualem. Onlar, o ekipte. Ben bunun patilerini yiyeceğim,  burnunu da patilerini de. Ama çok şık hakikaten. Bir de gayrete bak sen gayrete. Poz vermiş hepsi. MaşaAllah, elhamdülillah. Allah onlara uzun ömür versin, güzellik versin, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin Cenabı Allah. Kalplerine ferahlık sürur versin, MaşaAllah.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Balyoz Planı iddianamesi, camileri bombalatmayı planladığı tespit edilen Çetin Doğan’ı, 28 Şubat süreci içersinde camilere ajan gönderilmesi için de Kuvvet Komutanlıklarına talimat verdiği ortaya çıktı. 16 Nisan 1997 tarihli belgede; “Öncelikle cuma ve bayram namazları olmak üzere gayrı muayyen zamanlarda verilen hutbe ve vaazların personel görevlendirmek suretiyle takibinin ve tespit edilen hususların, yer ve zaman belirterek rapor edilmesinin faydalı olacağı değerlendirilmektedir” yazıyor.

ADNAN OKTAR: Adliye gereğini yapar. Türk hukukuna hakimine güveniyoruz. Türk hakimleri baya delikanlılar, MaşaAllah. Hiçbir şeyden korkmuyorlar, ne baskıdan ne yıldırmadan ne kabadayılıktan.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’da emniyet genel müdürlüğüne roketle saldırıda bulunduktan sonra çıkan çatışmada ölü ele geçirilen Muharrem Karataş’ın, Alevi geleneklerine göre cenaze namazı kılınıp götürülmek istenirken, bir grup “neden cenaze namazını dinimize göre kılmadan cenazeyi götürüyorsunuz?” diyerek tepki gösterdi.

ADNAN OKTAR: Nasıl istiyorsa, o şekilde olur, ailesi nasıl istiyorsa, kendi nasıl istiyorsa öyle olur. Öyle zorlama olur mu? Canı istiyorsa cemevine gider, canı istiyorsa camiye gider veya hiçbir yere gitmeyebilir. Vasiyeti neyse, ona göre hareket etsinler.

Kardeşimiz diyor ki; “ Hocam cennette beylere bir güzellik var, hanımlara yok mu?” diyor. Şimdi orada pınar fışkırıyorsa, hanımlar kenarda dursun demiyor ki Allah. Herkes orada zaten, orada ki meyveler herkese, hanımlara da beylere de yani, beylere mahsus demiyor ki Allah. Hanımlara, beylere, hepsi beraber. Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Samsun’da kardeşlerimiz ev sohbeti yapmışlar, bir araya gelmişler, yapacakları faaliyetler hakkında konuşmuşlar. Hepsi size saygı ve sevgilerini iletiyorlar, “Yaşayan insanlar içinde en çok sizi seviyoruz” diyorlar. Bir de o gün, gün içinde aksilik gibi gözüken birçok olaylar arka arkaya gelmiş, bu konudaki hikmetini Hocamız bize açıklayabilir mi diye rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Neler olmuş?

DİDEM ÜRER: Önce kardeşlerinden biri gelirken aracı bozulmuş, sonra evde sohbet ederken çocukların olduğu odada gardırop devrilmiş, bir kardeşlerini arı sokmuş, böyle arka arkaya olaylar olmuş.

ADNAN OKTAR: Tabii hikmetli hayırlı olur ama her olayın sonucunda bir netice meydana gelmiştir. Orada olmak lazım. Onu da söyleyeyim, Allah çocuğu da terbiye eder. Yani Hz. İsmail (a.s) olayında olduğu gibi,  Hz. Yusuf (a.s) olayında olduğu gibi, kuyuya konduğunda çocuktu o. Çocuk imtihan olmaz diye bir konu yok. Çocuk da imtihan olur. Onu da Allah zorluklarla dener, kolaylıklarla dener-ki, büyüdüğünde onu hatırlar. Büyüdüğünde onu hatırlaması, zaten imtihanın bir şartıdır. Çocukluğunda hiçbir zorlukla karşılaşmadıysa, hiçbir çocuk zorlukla karşılaşmıyorsa, zaten imtihan kalkar. O zaman mucize meydana gelir. Yani düşünün, hiçbir çocuk hiçbir şekilde çocukluğunda zorlukla karşılaşmıyor ama belli bir yaştan sonra zorlukla karşılaşıyor. Bu aklın ihtiyarını alır. Aklın ihtiyarını almaması için, doğal bir görünüm olması için bu gerekir. Ama bazen çocuklarda Cenab-ı Allah imtihan için bazı onları ıslah edecek onları doğru yola iletecek neticeler meydana getirebilir. Bir şeyle onu terbiye ettiğini düşünelim, farz edelim arıyla. Onda bir hayır hikmet vardır. Çocuk hiç eğitilmezse, hiç imtihan olmazsa, demin söylediğim olay meydana gelir. Ama çocuklar gerçekten korunup kollanıyorlar. Dikkat edin mesela bir şey olur, çocuklar hep kurtulan, onlar olur. Çocuklar kurtulur. Ama hepsinde kurtulursa, imtihan sırrına muhalif olur. O arı olayında da, arı ona bilerek gelir, Allah’ın göndermesiyle gelir. Çünkü sadece büyükleri arı soksa, çocuklara hiç ellemese bu ne olur, mucize değil mi bu? Yani hiçbir çocuğa ellemiyor, olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriyeli ünlü Kürt yazar Jan Dost; “Kürtleri İslam’dan koparmanın ruhu bedenden çıkarmak gibi olacağını” söyledi. “Kürtlerin İslam dini yüzünden geri kaldığı iddiasında büyük bir yanılgı ve kabul edilemez olduğunu” belirten Dost, “ Eğer bir kesimin dile getirdiği bu iddia doğru olsaydı o zaman Türkler geri kalır mıydı? Osmanlı bu kadar büyür müydü?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: İşte yobazlık batırır, İslam yüceltir. Yobazlığa dikkat etmek lazım.

DİDEM ÜRER: Hocam, İskoçya’dan Lara’yla, Harun sizi çok seviyorlarmış, en kısa zamanda görüşmek istiyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsun Didem?

DİDEM ÜRER: Diyebilecek bir kelime bulamıyorum ben. Harun da acayip tarz.

ADNAN OKTAR: Hayret, ikisinin bu kadar güzel olması, maşaAllah, elhamdülillah. İkisi de birbirinden güzel, ikisi de birbirinden hoş ve ikisi de çok havalı çok klaslar, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, sağlık sıhhat afiyet versin. Hiç bağnaz çocuğuna benzemiyorlar. Aydın, Kuran Müslüman’ı çocuğu olduğu için, onun ışığı onun hoşluğu var. Bağnazlara yazık, çocuklarını da batırıyorlar. Çocukları bir garip oluyor, mahvediyorlar çocukları. Bağnazın elinden almak lazım. Yani nasıl olur bilmiyorum da yazık. Çocuğu ruhen ve bedenen mükemmel yetiştirmeleri lazım. Çocuğu ruhen de çökertiyorlar, bedenen de çökertiyorlar, hasta ediyorlar, içine kapalı, böyle şizofren gibi, dengesiz hatta bozuk vücutlu, bozuk mantıklı garip hale getiriyorlar, günah bu, yazık. Fıtratı bozmuş oluyorlar. Allah diyor, şeytandan Allah’a Sığınırım; “Şeytan fıtratı bozacak” diyor. Bunlarda fıtratı bozuyorlar.

“Ateist olanlara, muhalif olanlara bile nasihatlerinizde yoğun şefkat ve sevgi hissediyoruz, bir tanemiz. Siz nasıl bir varlıksınız, gözbebeğimizsiniz” diyor. MaşaAllah.

Tamam, gidelim Didem Hocam, inşaAllah.    

Masaüstü Görünümü