Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Eylül 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Yakışıklı hayatım, bebeğimle sohbetimize devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu sabah Bingöl Cezaevi dış duvarına on metre uzaklıktan geçen kentin atık sularının geçtiği üstü açık kanalın olduğu mevkide tünelden çıkan PKK’lı hükümlü tutuklular izlerini kaybettirdiler. Kaçan PKK’lıların yakalanması için operasyon başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Hayret, bu nasıl bir azimdir, nasıl toprağın altını deliyor, acayip ilginç bir şey ya. Yani garip. Şaşırmayalım olur böyle şeyler, yani ilk defa olan bir şey değil. Eskiden de çok oluyordu ama o yıllardan beri pek olmadı. Çok eskiden oluyordu böyle bir şey. 12 Eylül döneminde falan hatırlıyorum. Olabilir yani o kadar şaşırılacak bir şey değil, dünyanın her yerinde rastlanıyor. Gereken tedbiri alırlar, inşaAllah.
Başka ne var?

DİDEM ÜRER: Hocam, Filistinli analistler;  “Gazze’de yaşanan insani ve ekonomik krizle başa çıkmanın tek yolunun fetih hareketiyle milli mutabakatı sağlamak olduğunu” söylediler.

Siz daha önceden de söylemiştiniz Hocam, daha kendi aralarında bir birlik değiller diye. Önce kendi aralarında birlik kurmalarını söylüyorlar Allahualem.

ADNAN OKTAR: Yok, mutabakat sağlıyor, yine sille tokat birbirlerine giriyorlar olmaz. Mehdi’siz olmaz, sevgisiz olmaz, İttihad-ı İslamsız olmaz, yapamazlar, iradesi yetmez. O kadar çok baş var ki, sırf Filistin’de bile ayrı ayrı çok fazla baş var. Başlar, çatışma meydana getirir. Zıt zıt zıt zıt, hep birbirine zıt görüşler. Yani hepsi ben diyecektir, ben başta olayım diyecektir ve otomatik çatışma olur. Taraftarlar da “bizim adamımız, bizim başımız büyük” diyorlar, hazmedemez bir başkasına bağlanmayı.  Mutlaka çatışma olur. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s)’a tabiatın dışında bir yol yok. İslam alimleri birleşsinler, bir kişiyi desinler ki “bize göre şu Hz. Mehdi (a.s)’dır tamam ben gidip tabi olacağım. Yani bunun dışında olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Mısır eski müftüsü Ali Cuma’nın geçen haftaki Cuma namazında yaptığı hutbenin görüntüleri internete yayıldı. Ali Cuma Sisi ve Mısır ordusu hakkında uydurma bir hadis zikrediyor.

ADNAN OKTAR: Nasıl hadis, ne diyor?

DİDEM ÜRER: Şöyle; Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Mısır ordusu konusunda uyarılarda bulunduğunu belirtiyor ve Sahih Müslim kitabında rivayet edildiğine göre iddia ettiği hadiste “insanlardan fitneden en uzak olanları Batı Mısır ordusudur” şeklinde söylüyor.

ADNAN OKTAR: Fitnenin uzak olduğu! O kafada adamlar olursa, öylede Hocalar olur, öyle uydurmada hadis olur. O kadar uydurma hadisi yemişte bu adamlar, o kadar uydurma alimi tabi olmuş ki bu adamlar, müsaade etsinler de, onlarda ona tabii olsunlar, onun uydurma hadislerine de tabi olsunlar. Adamlar yüzlerce uydurma hadis yemiş, kabul etmiş. Yüzlerce uydurma alimin emrine girmişler, baş tacı etmişler. Kitaplarını okumuşlar, Kuran’dan üstün tutmuşlar. Adam çıkar bunu da yapar, aksini söyleyen çıksın der adam bu kadar açık.

DİDEM ÜRER: Suriye’de rehin tutulan Lübnanlı Şiilerin yakınları, Beyrut’taki Türk Büyük elçiliği önünde yeni bir protesto gösterisi düzenledi. Protestocuların sözcüsü; “Lübnan’daki tüm Türkleri taciz edeceğiz. Bizim hareketimizi beğenmiyorlarsa eğer, ülkeyi terk edebilirler” gibi sözler kullandı.

ADNAN OKTAR: Moda yeni, çirkin bir moda. Türklere karşı bir antipati kafası, eskiden vardı bu, Arap kardeşlerimizin içerisinde Türklerden nefret, bir kısmında vardı. Türk kardeşlerimizin içinde de, Araplara nefret vardı. Köpeklere bile “Arap Arap” derlerdi böyle, bir nefret ruhu vardı. Arap işte pis olur derler. Öyle politika yaparlardı, bizim çocukluğumuzda hep duyardık. Ama bu kafa son yıllarda kırıldı.  Bir Türk sevisi, Türk milletine karşı Filistin’de, Mısır’da, Fas, Tunus, Cezayir’de, Libya’da gelişmeye başladı. Biliniyor yani, gidenler gidip sorsunlar. Eskisi gibi değil. Ama Lübnan’da, İran’dan herhalde kaynaklanıyor, bir Türk karşıtlığı politikası izleniyor. Bu da o kadar önemli değil. Aslında bunlar geçici, yani çaplı değil, küçük gruplar. Kaile alınacak gibi değil. Yani önemli bir açılım olsa, önemli bir yapı olsa söylerdim. Değil yani, inşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Sisi’nin seçim yapılmadan Cumhurbaşkanı olması için imza kampanyası başlatılmış. Üç milyon imza hedefleniyormuş. Şimdiye kadar 964 bin imza toplanmış. Yeterli sayıya ulaştıktan sonra Yüksek Anayasa Mahkemesine başvurmayı ve halktan talebimizi desteklemeleri için sokağa inmelerini isteyeceğiz diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Öyle kepazeliğe gerek yok zaten, adam olur yani öyle bir derdi yok. “Ben Cumhurbaşkanıyım, hadi hayırlı olsun” der, konu biter yani. Zaten olmuş durumda da, madalya istiyor herhalde anladığım kadarıyla. Yani öyle bir sorun olmaz. Yani dalga geçer gibi imzaya gerek yok. Yani adam hayırlı uğurlu diyecek, o kadar. Şu anki fiili durumu ne zaten? Devlet başkanı zaten şu an. Yani Kaddafi geldiğinde millete sordu mu? “Ne diyorsunuz bana.” Öyle bir şey yok. “Selamun Aleykum ben geldim” dedi. Yeni devlet başkanınız hayırlı olsun” dedi. O kadar. Şimdi bunun da yaptığı o. Selamun Aleykum” diyor, “yeni devlet başkanınız hayırlı olsun” diyor. İşte bağnaz kafa böyle felaket getirir. Hep bağnaz kafanın, gerici zihniyetin gerici demeyelim de bağnaz kafanın Müslümanlara hediyesi bu olur. Hem kendini rezil eder, hem Müslümanları rezil eder, ondan sonra kenara çekilir ağlar, ne yapalım oldu der. Ama başta aslan kesilir,   yani enaniyetlidir, büyüklük iddiasındadır. Sonra kenara çekilir ağlar. Hem kendini yakar, hem başkasını yakar. Onun için bağnazlara uymak çok tehlikelidir. Bağnazların kimse peşinden gitmesin, tehlikeli.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsrail güvenlik işleri sabah saatlerinden başlayarak Mescidi Aksa’da namaz kılan Filistinlileri, Aksa’nın dışına çıkardı.

ADNAN OKTAR: Evet, bunlarında bir kısmı çok huysuz, yani bana filmlerini gösterdiler. Var mı onun filmleri? Yahudiler yolda gidiyor, kafalarına kartopu atıyor, dalga geçiyorlar, alay ediyorlar. Acayip, ben böyle olduğunu bilmiyordum. Kardeşim şefkatle yaklaşsanıza, merhametle yaklaşsanıza. Onlarda size şefkatle yaklaşır o zaman. Sevgiyle yaklaşın, sevgi bulursunuz. Her yeri taşlamak, küfretmek bilmem ne falan, dost, ahbap olun, sevecen olun. Bir avuç insan yani nihayetinde. İttihad-ı İslam’ı da savunuyorlar, mesela çok önemli bak, hiçbir ülke savunmazken, şimdi onlar savunuyor. Bayağı güzel. Önden onlar bismillah resmi olarak söylediler istiyoruz diye. Belli ki bir Türk İslam birliği olsa, huzurlu güzel yaşayacaklar. Kimse kimsenin onurunu kırmaması lazım. Hiçbir devletin, hiçbir milletin onurunun kırılmaması lazım. Özgürce rahat yaşasınlar, saygı görsünler, hürmet görsünler. Onlar Müslümanlara saygı hürmet göstersinler. Uçsuz bucaksız coğrafya, yani topraklarda in cin top oynuyor, hiçbir şey yok. Bomboş her yer. Yani çekilen acılara sonra kendileri acayip şaşıracaklar. 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 28 Şubat davası avukatları, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hakkında suç duyurusu dilekçesi verdiler.

ADNAN OKTAR: Konu ne? O devirde Süleyman Demirel’in etrafını çok acımasız, gaddar insanlar sarmıştı. Bu insan tek başınaydı o zamanlar. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün çakalları, it kopuk, karanlık adamlar etrafında geziyorlardı. Bu ancak o kadar idare edebildi Demirel onları bu kadar idare edebildi. Yoksa adam koskoca aklı başında bir insan bunu bu zalimlere niye destek olsun ya da niye göz yumsun öyle bir şey mümkün değil. Ama bela adamlar.  Anlamazdan geldi, idare etmeye çalıştı, olay bu.  Onlar da onu baskı altına aldığılar hakikaten ciddi baskı altına aldılar. Tansu Çiller Hanımefendi’yi de o zamanlar baskın altına almışlardı. Erbakan Hocam’ı baskı altına aldılar. Ama Tayyip Hocam, hakikaten helal olsun ona delikanlı çıktı. Darmadağın etti, böyle olacağını hiç tahmin etmediler. MaşaAllah, helal olsun baya azimliymiş. Tabii Allah yardım etti, insanlar çıktı, açık-kapalı, gizli-açık dostları ona yardımcı oldu destek oldular. Yalnız değildi tabii, iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle mücadele ederken yalnız değildi. Hala da yalnız değil. Destek olanlar var tabii. Ama iyi insanlar destek oluyor. Mazlum Tayyip Hocam da onunla uğraşmaları yazık günah, ayıptır yani acayip tamamen gereksiz. Ne kadar zor görevi, ne kadar zor iş. Oradan oraya binbir türlü insanı dengede tutması gerekiyor. Milletvekillerinden de değişik insanlar çıkıyor. PKK’yı ayrı dengede tutması gerekiyor. İçteki adamlar ayrı, muhalefeti ayrı dengede tutması gerekiyor. Avrupa’yı Amerika’yı ayrı dengede tutması gerekiyor. Tek başına bir insan bu, kolay bir iş değil, çok zor Allah vermesin. Onun için zulüm günah olur bence o tip bir üslup yakışıksız ve ayrıca o Anadolu delikanlısı, ben Paris’ten geldim demiyor ki. Anadolu delikanlısı o, bildiğini yaşıyor, bildiği kadarını yapıyor ama iyi niyetli. O da bir insan hataları da olabilir, gördüğümüzü uyarıyoruz söylüyoruz. Bilmediğimiz hataları da olabilir, öğrendiğimizde söyleriz. Ama nihayetinde onu Allah iktidara getirdi. Bir hayırla getirmiştir, bir hikmetle gelmiştir. Durduk yere bir olay olmaz, kaderde olduğu için olur.

Turgut Bayram; Türkiye Cumhuriyeti Erbil Başkonsolosluğu, Irak Erbil. Orada bir memur herhalde. “Müslüman kıyımı yapan İsrail’e karşı sevecen olmayı istemek onlara hizmetten başka bir şey değildir. Vazgeçin bu İsrail sevgisinden.” Müslüman kıyımı yapan; peki Müslüman kıyımını Mısır’da Sisi yapmıyor mu? Yapıyor. Bütün Müslüman ülkeler büyük bölümü destekliyor adamı, eline sağlık diyorlar. Filistin’de Müslümanlar birbirini kırmıyor mu? Kırıyor. Irak’ta şu an patlayan bombaları İsrail mi patlatıyor? Müslümanlar patlatıyor, karşılıklı birbirine kıyıyorlar. Esad, Müslümanları kazıdı adeta. Her gün çoluk, çocuk, kadın, herkesi asıp kesip doğrayıp bombalıyor adam. Bunları görmüyor bu arkadaşlar. İsrail yapmıyor bunları. Bunları Müslümanların kendileri yapıyor. İsrail kendisine saldırı olmadıktan sonra, saldırı yapmaz. Canını tehlikede görmedikten sonra, bir saldırı yapmaz. Benim gördüğüm bu, tarihten gördüğüm bu. Yapıyorsa da, uyardığımızda utanıyor ve geri adım atıyorlar. Oldu öyle, anormal hareketleri oldu. Geçenler de olay olmuştu, bizzat bu işi yapan adam bana mektup yazdı, özür dileyen, yanlış anlaşıldığına dair mektup yazdı. Onu yayınlamadık değil mi biz? Onu yayınlayalım. Geçenlerde de ona benzer olay, hepsine açıklık getiriyorlar izah ediyorlar. Böyle kaba, vahşi, kontrolsüz adamlar değil.

AYLİN KOCAMAN: Milletvekilleri birde açıklama yapıyor Hocam, sizin söylemenizin ardından.

ADNAN OKTAR: Tabii bir şey konuşuluyor. Makul konuşulabilen insanlar. Tutturdunuz İsrail deyince adamları asar-keser böyle vahşi garip mahlûklar gibi gösteriyorsunuz. Bu müthiş bir sevgisizlik veriyor bu sefer size. Bir tek onlarla da kalmıyor, mesela Hristiyan nefreti oluyor. Ondan sonra gidip Hristiyanları boğdular geçenlerde kiliselerinde asıp kestiler. Burada feci şekilde öldürdüler Türkiye’de. Komünist nefreti var, gidip doğruyorlar, boğma teliyle öldürüyorlar. Yani nefretin ucu bucağı yok ki. Hepsinden ayrı nefret ediyorlar. Şefkatle yaklaşmayı bilin. Merhametle yaklaşmayı bilin. Mesela bir Musevi’ye Tevrat’la bir şey anlattığında, anlar. İkna edersin. “Komşunu dahi sev” diyor “komşunu sev” diyor. Ama kim olursa olsun “komşunu sev” diyor Tevrat’ta. Onu hatırlatırsın konuşursun. Nefret politikasıyla bir yere varılmaz. Sürekli nefret arıyorsunuz. Ermeni’den nefret ediyor. Rum’dan nefret ediyor. Rus’ moskof diyor. Arap’a pis Arap diyor. Komünisti zaten direk öldürmek istiyor. Hristiyan’ı gördü mü duvara sıkıştırın, yola sıkıştırın. Yahudi’yi dağ taş size haber verecek, siz asıp kesecek öldürecek diyorsunuz. Bu kadar nefret politikasıyla yetişen bir insan ne olur. Bu kadar sevgisiz insan ne olur. Bir sevgiyle yaşayın, bakayım ne kaybedeceksiniz, bana bir gösterin. Sevgiye hiçbir şekilde yaklaşmıyorlar. Şefkatle bir yaklaşın, merhametle yaklaşın. Allah sever şefkati merhameti. Sevgi, Müslüman’ın temel vasfı. Allah Gafur ve Rahim’dir diyoruz bak, Bismillahirrahmanirrahim diyoruz. Rahman ve Rahim. Rahim nedir? Koruyucu, merhametli, Müşvik. İşte Allah’ın ahlakıyla ahlaklanması lazım Müslüman’ın. Bir avuç Yahudi var dünyada, önüne gelen ezmenin peşinde. İspanya’ya gidiyor, oradan kovuyorlar. Oraya gidiyor, oradan da kovuyorlar. Buraya? Buraya da gelmeyin diyor. Nereye gitsin adamlar. Bir yerde vatan demek istemişler,  onlarda kabul etmiyorlar. Mahallelerde, sokaklarda, orada da dövüyorlar sokaklarda. Bir yerde de yaşayamıyorlar. Hitler, gaz odalarında sabun yapmaya kalktı Musevileri. Bu kadar vahşete bir Müslüman nasıl yaklaşabilir, nasıl beğenebilir? Kuran’da Allah, evlenin diyor Musevilerle. Onların kestiğini yersiniz diyor, onların evlerine gidin misafir olun diyor Allah, sofralarına oturun diyor. Evlenin diyor evlenin eşin oluyor ve sen asıp kesmeden bahsediyorsun.

Cavidan Hanım; “Sevgi dolu ruhuna aklına hayran olduğum, yobazlıktan uzak modern ve kaliteli Müslüman örneği canım Hocam diyor. MaşaAllah.

Özlem Doğan; “Buradayım canım Hocam” diyor. “Her gün yakışıklılığı artan ve iman nuruyla gençleşen aslan Seyyidim. Sizi görünce ruhum neşeyle doluyor” diyor.

Seyfullah Türksoy;  Çok efendi bir delikanlı, maşaAllah, İpek Yolu Dergisi’ni çıkarıyor. Çok güzel, çok kaliteli. Görünüyor canım işte yani fark etmez. Bana da bir ithaf yazısı yazmış çok güzel, maşaAllah. Tam Osmanlı evladı, çok dürüst ve kaliteli, maşaAllah, çok nezih bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, salık sıhhat versin.

“Saygıdeğer Hocam” diyor, “hizmetlerinizi hayranlıkla izliyorum. İslami hakikatleri asrın idrakine sunuyorsunuz. İnşaAllah zatıâlinizi İpek Yolu Dergisi’nde kapak konusu olarak işlemek fikrindeyiz. Diğer insanlara da ulaşması noktasında konuk olarak yayınlamak istiyoruz. En derin hürmetlerimle dualarınızı istirham ederim” diyor. MaşaAllah, tam Osmanlı. Burada bizim çocukların yazıları da var değil mi?

DİDEM ÜRER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı şık olmuş çok güzel olmuş dergisi. Aferin şahane bir çalışma yapmış. Tebrik ederim bayağı güzel içine baktım da bayağı kaliteli çok çok güzel. MaşaAllah. Demin de Büyük Birlik Partili koç yiğitlerim vardı, aslanlarım vardı, Büyük Birlik Parti yönetiminde önemli görev yapmış birkaç, birde devlet görevi yapan halen bir kardeşimiz o da çok birikimli baktı, maşaAllah. Meselelere ulufiyeti, derin analiz gücü çok hoşuma gitti, maşaAllah. Türk Osmanlı ruhu, Türk İslam Birliği idraki mükemmel. Bide strateji olarak, felsefe olarak aynı bizim anlattıklarımız tarzında. MaşaAllah çok aydın bakış açısı var, çok hoşuma gitti, maşaAllah. Halen devlette de mühim bir görevi var, çok sevindim, Allah daha önemli görevlerde nasip etsin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam söylediğiniz videoyu bulmuştuk isterseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

VTR

ADNAN OKTAR: Bu Kudüs’te oluyor, İsrailli dindarlar bunlar Ortodoks Museviler bak görüyor musun nasıl eziyet ediyorlar Filistinliler? Şu eziyet yazık günah değil mi? Müslüman’ın yapacağı şey mi bu şimdi? Çıtlarını çıkarmıyorlar tekme atıyor, kafasına vuruyorlar Allah’tan korksunlar çok ayıp ve çok çirkin güya Müslüman. Buna evet mi diyelim ne diyelim? Ne gerek buna? Gayet efendi ol, Allah Musevilerin varlığını Kuran’da söylüyor. Varlar ve o bölgede olacaklarını da söylüyor Allah. Orada vatan edineceklerini de söylüyor. Bırak yaşasınlar yani eziyet etmenin burunlarından getirmenin ne alemi var? Dinsiz Musevilerde ayrı eziyet ediyor onlara, polis ayrı eziyor zaman zaman. Yazık günah yani.

Şeyhimiz Sultanımız dünyanın en tatlı Şeyhi. Şeyhim bana ne kadar çok hediye göndermiş, güzel hediyeler. Nasıl dünyalar tatlısı benim Şeyhim, en azından benim için.

“Merhaba bir sorum olacaktı, Kutsal Kitaplar değiştirildi diyorsunuz, fakat bu Kuran’da geçmez, bunu neye dayandırarak söylüyorsunuz? Değiştirildiğinin kanıtları neler? Nesi değiştirildi mesela?” diyor Murat Akbaş. Sorduğumuzda diyoruz biz Musevi kardeşlerimize, bu kitap vahiy midir? “Vahiy olan kısım şurasıdır” diyorlar “ilk başlangıç kısmı” diyorlar. Mısır’dan çıkış “İlk beş bölüm” diyorlar. Bunu ben demiyorum ki. “Ondan gerisi vahiy değil” diyorlar. Beş bölümden sonra Hz. Musa (a.s) vefat etmiş. Onda şaşıracak ne var?

“Gün geçtikçe daha yakışıklı oluyorsunuz” diyor. “Allah sizi, Şeyh Ahmet Yasin Efendi’yi ve şeyh Nazım Hazretleri’ni başımızdan eksik etmesin, dualarım sizlerle, ellerinden öperim” diyor, estağfirullah biz sizin ellerinizden öpüyoruz. “Sizi çok seviyorum Allah’ım gücünüze güç artırsın inşaAllah, sevgi saygı ve selametle. Özkan Pekmezci.” İyi, maşaAllah.

Mesela bak İsrail’in ekonomi ve din işleri bakanı, Filistin hapishanelerinden teröristlerin önde gelenlerinden bırakılmasını mecliste eleştirirken “ben çok Arap öldürdüm, bunda yanlış bir şey yok” ifadesi basında olay olmuştu. Ben bunu sordum İsrail’e, bu nasıl bir söz? Böyle bir konuşma doğru mu dedim, eğer doğruysa, bu sözünü geri alsın dedim. “Bakan Benett’e olan notunuz için teşekkür ediyoruz.” Resmi yazı geldi. “Açığa kavuşturmak isteriz ki, bakan tarafından yapılmış gibi görünen bu yorumlar doğru değil.” Böyle bir konuşması yok diyor. Yoksa yoktur. “Kabine toplantısında kendisi tarafından söylenmedi. İlginize taktir ediyoruz, bölgenin barışçıl olarak ilerlemesi için güzel söz ve iyi niyetin gerekli olduğuna katılıyoruz. Her şeyin en iyisini dileriz.” Resmi yazılı cevap geldi. Sorduğumuzda cevap veriyorlar, anormal bir şey olduğunda özür diliyorlar, sözlerini de geri alıyorlar, öyle vahşi kontrolsüz muhatap olunması güç insanlar değil. Allah’tan korkan, Allah’ı seven insanlar. Hıristinlar, Allah’ı severler ama Museviler hem Allah’tan korkar, hem Allah’ı severler. Tevrat’tan konuşabilirsin, anlatabilirsin. Müslümanları onlar kafir olarak görmüyorlar, ben-i Nuh olarak görüyorlar. İman sahibi imanlı insanlar olarak, cennete gidebileceğine iman ediyor Müslümanların onlar. Kafir olarak görmüyor Müslümanları, çok önemli bir bilgi. Bakın, ben-i Nuh olarak görüyorlar, yani Hz. Nuh (a.s)’a bağlı insanlar olarak görüyorlar, Hz. Nuh (a.s)’ın yasalarını uygulayan insanlar olarak görüyorlar. Ve mümin olarak görüyorlar, kafir olarak görmüyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Hocam yemeklerine çok titizler koşer yiyorlar sadece, koşer bulamadıklarında Müslümanların helal yiyeceklerinden yiyebiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Koşer bulamadıklarında, Müslümanların helal yiyeceklerinden yiyorlar. Şefkatle yaklaşın, bakın acımasızlık doğru değil. Bu bir cinnet hali, gerek yok. Çocukken hep bana öğretirlerdi, Yahudiler şöyledir, Yahudiler böyledir. İşte Yahudi gibi adamlar, insan duyduğunda irkilirdi, hatta birine Yahudi dendiğinde insanlar bir kaç adım geri gidecek gibi olurlardı. Çok çekinirlerdi. Ermeni zaten hakaret gibiydi “vay ermeni dölü” gibi şey yaparlardı. Allah’ın kulu, ehli Kitap Allah “dinde size yakın bulursunuz” diyor Allah Hıristiyanları. Ve evlenebilirsin, eşin oluyor. Osmanlı döneminde Millet-i sadıka deniliyordu Ermenilere. Osmanlı’daki şefkat merhamet anlayışına bak, şu andaki nefret politikasına bak. İnanılır gibi değil, nereden çıkıyor bu kafa,, ben anlamıyorum? Yunanistan bizim ilimizdi, biz Rumlarla iç içe yaşıyorduk kardeştik, dosttuk. Bir tane Rum kalmadı nerdeyse, bir tane Ermeni kalmadı. Bu kişinin bu sözünü nasıldır nedendir diye araştırdığımızda, “kabinler basına kapalıdır” dediler “bir kere basına sızması mümkün değil” dediler. Politik düşmanı başka bir politikacı onu zor durumda bırakmak için, basına böyle yansıtmış. Her iftirayı biz kabul edersek, bu Müslümanlığa yakışmaz.

Didem Hocam, ben dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: KCK Yürütme Konseyi eş başkanı Cemil Bayık; “İmralı’da ağırlaştırılmış hapis cezası çeken Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçmediğini Ak parti hükümeti adım atmadığı taktirde süreci bitireceğini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Süreç; kavga gürültü olmaması güzel. Biz, Güneydoğu’da bir komünist, Stalinist Kürt devletine müsaade etmeyiz. Yani ayrı bir toprak parçası gibi olmasına müsaade etmeyiz. Niye etmem? Çünkü oradakiler benim annelerim, bacılarım. Stalinistlerin, komünistlerin ellerine onları vermem. Ne olur? Hayatımız pahasına karşı çıkarız. Çünkü öyle bir şey olduğunda, haysiyetimiz, şerefimiz, namusumuz, dinimiz ve imanımız hepsi gider. Yaşamanın anlamı kalmıyor o zaman. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Özgürlük alabildiğine olsun, saygı alabildiğine olsun. Doğru, kardeşlerimi çok ezdiler. Özür dilensin, oralar imar edilsin, cennet hayatı gibi hayat yaşasın benim canlarım. Kürtçe istiyorsa konuşsun. Ne istiyorsa yapsın. Ama resmi dil Türkçe olsun ki rahat iletişim kuralım. Yani Karadeniz'e gideceğiz biz Lazca. Gittik lokantaya bize çorba getirir misiniz? Ne diyorsun gibisinden soracaklar? Tercüman çağırın konuşalım, öyle mi diyeceğiz? Antep'e gidiceğiz, başka tülü konuşacağız. Adana'ya gidiceğiz, başka türlü. Olmaz böyle şey. Tabi ki ana dil Türkçe olacak. Ama Kürtçe iftihar ederiz konuşsa bizle. Kürtçe zılgıtlarla karşılasınlar, Kürtçe yanımızda da konuşsunlar değil mi? Biz çok hoşlanırız, mutlu olurum ben. Mesela Çerkezce konuşuyor bizim tanıdıklarımız, hoşuma gidiyor, baya güzel. Arapça bilen biri oluyor, konuşturuyorum özellikle, kulağıma hoş geliyor, baya güzel. Fakat bizi birbirimizden tamamen ayıracak, bağlantımızı kesecek bir şeye de müsaade etmeyeceğimiz açık. Abdullah Öcalan için diyorum, hakikaten iyi bir dönüş yaptı. Bu büyük bir risktir. Mesela komünist, Stalinist iken, “ben İttihad-ı İslam istiyorum” dedi. Bu muhteşem bir çıkış, bu iyi. Bu çok iyi, bak o yönü iyi. “Ben, komünizmin bittiğine inanıyorum” dedi. Bütün PKK karşısına alacağı bir söz bu, bütün komünistleri karşısına alacağı bir söz bu. Bu büyük bir cesaret isteyen, fedakarlık isteyen bir söz bu. Bunu söyledi. Bu güzel. Ahireti için de iyi olur. Türk İslam Birliği’ni istesin, İttihad-ı İslam istesin, tövbe istiğfar etsin. İki günlük dünya, hepimiz gidiceğiz. O zaman kaldığı yer ona cennete döner, kalben. Bol bol istiğfar etsin günaha. Var gücüyle Kuran’ın dünyaya hakim olması için gayret etsin. Bak iyi cesaret gösterdi, hakikatten komünist ideolojiye meydan okuyan bir konuşma yaptı. Bu hakikaten kolay kolay yapılacak bir şey değil. Yani kendini büyük bir riske atarak yaptı bunu. Arkasını getirsin, modern İslam yani yobazlığa da karşı çok güzel. Modern İslam anlayışı devam etsin. Bölgenin zaten ruhu bu, Kürt kardeşlerim dindar olmadan yaşayamaz. Kürt dediğinde; namus, şeref, din, iman, Allah, Kitap. Hayatın gayesi budur. Bu yoksa, Kürt için hayatın anlamı yoktur. Bunu elinden aldığında,  deliye çevirisin onu Allah esirgesin, olmaz. Onun için müsaade etmiyoruz. Abdullah Öcalan da yaptı bir hata. Gönlü daha müsterih olur. Dışarıda zaten gezemez, çıksa da gezmez. Yani cadde de elini kolunu sallayarak gezemez. Orada güvencededir, devlet güvencesinde, orada rahat yaşıyor, kitabını okuyor, televizyon seyrediyor. Namazlarını kılsın gece gündüz, Allah'a tövbe etsin, tövbe istiğfar etsin, o kadar. İttihad-ı İslam olduğunda, gönlüne bir sürur gelir, gönlüne bir sevinç gelir. İttihad-ı İslam bereketi her yeri sarar bu şekilde. Hareket doğru olur. Eğer Güneydoğu’ya iyilik yapmak istiyorsa, benim annelerimin hepsi başı kapalı. Öyle geleneksel gelmişler ve dindarlar ama koyu dindarlar, beş vakit namazında. Sen gider bu insana Stalinizmi dayatırsan, dünyanın en büyük hakareti yapmış oluyorsun. Adamı öldür, bunu yapma der yani adama onlar. “Beni öldür ama bana bunu yapma” der. Ölümü kabul eder ama öyle bir şeyi kabul etmez. Çünkü haysiyetini, şerefini, namusunu hepsini elinden almış oluyorsun. O zaman diyecek ki “ben niye yaşıyorum o zaman?” Onun için İttihad-ı İslam, modern İslam anlayışını, aklı başında her Kürt komünisti savunsun, PKK da savunsun İttihad-ı İslam’ı. Cemil Bayık, o da öyle İttihad-ı İslam savunsun. Beş vakit namazını kılsın, dağda da namazını kılsın, Allah'a teslim olsun. Bu kadar. Bütün bölge bomboş, her yer bomboş. Ben, canım kardeşlerimin, Kürtlerin ezildiğini biliyorum. İran ayrı ezdi, Türkiye’de iddia edilen Ergenekon terör örgütü ayrı ezdi, Irak ayrı ezdi, Suriye ayrı ezdi. Biz biliyoruz. Yani çektikleri acıyı hemen hemen hiç bir millet çekmemiştir. Ama artık kurtulacaklar. Ferah ama İttihad-ı İslam ile kuracaklar. Komünizmle olmaz. Ayağı çamurun içinde, sen alıp ateşin içine atıyorsun, gel seni kurtarayım diye. Yani çok korkunç bir şeye sürüklemeye kalkıyorsun. Bırak, İttihad-ı İslam ile kalpleri ferahlasın kardeşlerimizin, özgürlüğe kavuşsunlar. Paris gibi olsun, Londra gibi olsun, Diyarbakır, Mardin, Siirt. Bak küçük sevimli Kürt canlarım benim, orada resimleri çıkıyor arada, ne kadar şekerler, ne kadar tatlılar, ne kadar mazlum. Hepsi dindardır çocukların, camiye yalın ayak girerler, lastik ayakkabıyla, kapıda bırakır lastik ayakkabısını, camiye girer. Kuzu gibiler. Onlara sen komünizmin dehşetini niye yaşatmak istiyorsun, ona müsaade etmeyiz. Yani boş yere uğraşmış olursunuz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bugünkü yayınımız sona erdi inşaAllah, yarın canımız, bir tanemiz, Hocamızla sohbetimize devam edeceğiz. 

Masaüstü Görünümü