Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (28 Eylül 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Ruhum, heybetli sevgilimle yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldin aşkım.

ADNAN OKTAR: Dünyanın en tatlı Şeyhi, güzeller güzeli, dünyanın Sultanı, biricik Sultanımız (insan olarak halen gördüklerimiz içinde) muhterem Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri bugün iyiymiş, maşaAllah. O güzel meşhur devriyesine çıkmış. Şeyhimiz, dünya tatlısı. Dua edin Şeyhimize, Allah daha iyi olmasını, sağlıklı olmasını, dinç olmasını, güçlü olmasını nasip etsin. İslam’a, Kuran’a daha çok hizmetler nasip etsin sevimli Şeyhimize.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 28 Şubat davası kapsamında müşteki sıfatıyla yazılı beyanda bulunan Tansu Çiller, “Türkiye’nin önünü açmak, askeri vesayetten kurtarmak ve demokrasinin yerleşmesi için başbakanlıktan dahi vazgeçtim” dedi.

ADNAN OKTAR: O devir rezaletti. Diyorlar ki Tayyip Hocam’a “sen ne yapıyorsun?” diye. Kadın başbakan o kadar mağdur durumda kaldı ki, ben o devri çok iyi hatırlıyorum. Alenen tehdit ediyorlardı. Herkes biliyordu. O da mecbur oldu bıraktı. Erbakan Hocamız’a da, akıl almaz kepazelik diz boyuydu. Onun için Tayyip Hocam sırf bu yönden bile bayağı başarılı, maşaAllah. Ama insandır, kusuru, hatası olabilir. Her insanın kusuru, hatası olabilir. Bak, şarkı da söylemiş. MaşaAllah tam çizgimizde. Fasıl da dinliyor, kendisi türkü, şarkı da söylüyor. İşte öyle olacak Müslüman. Dışa dönük, sevecen. Hanımlarla son derece samimi, candan ve saygılı da hanımlara karşı. Nezakette kusur etmiyor, çok hürmetli.

Adige Cumhuriyeti’nin müftüsü geldi demin. Adige Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın selamlarını getirdi sevgilerini iletti, Adige Cumhuriyeti’nin Başbakanı’nın sevgi ve selamlarını iletti. Ve resmi olarak davet ettiklerini söyledi. Fakat bizim buradaki faaliyetlerden dolayı gitmemiz bir hayli zor. Dedim ki, “Bir Adige düğünü yapın da, bir düşünürüm” dedim. Çok çok efendi insanlar, maşaAllah. “Hocam” dedi, “üniversite öğrencilerinden, lise öğrencilerinden sizi tanımayan yok” dedi. MaşaAllah. “Acayip yaygın” dedi. Yani “Resmi olarak değil ama gayri resmi olarak bütün gençlik o tarzda eğitiliyor” maşaAllah dedi. “Radikal İslam’a karşıyız, sizin çizginizi beğeniyoruz” dedi. Bayağı da sevgi doluydular. Ama çok coşkun sevgileri. Yüzbinlerce kaset ve CD dağıtmışlar, sırf Adige Cumhuriyeti’nde. Haberim yoktu. İlk defa öğrendim, bayağı hoşuma gitti maşaAllah. Ama halis Çerkez, tiplerinden anlaşılıyordu. Hoş, güzel bir dil konuşuyorlar.

DİDEM ÜRER: Bir doktorla görüşmeye gitmiştik Hocam, birdenbire bizimle bir dille konuşmaya başladı. “Neyce konuşuyorum?” dedi. Biz bayağı bütün dilleri saydık. Kürtçe falan. “Yok” dedi, “Hocanıza söyleyin, o bilir, Çerkezce konuşuyorum” dedi. Bayağı da güzel konuşuyor. Size iletmemi söyledi. Sizi çok seviyordu zaten.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Biz de onu çok seviyoruz. Bana çok güzel bir Çerkez kızının, çok eski bir tablosunu getirdiler. Tabloya zarar gelmemesi için de camlatılmış ayrıca yani tahrip olmasın diye, şahane bir tablo. Çok ünlüymüş Adige Cumhuriyeti’nde o tablo. Yani bilinen bir tablo ve ünlü bir ressamın tablosu, bayağı güzel, maşaAllah. Ben de onlara tespih hediye ettim. Cumhurbaşkanı’na bir hediye tespih gönderdim, Başbakan’a bir hediye tespih gönderdim. Oradaki arkadaşlara verdim birer tane tespih.

Bizim anlattığımız İslam, Kuran’ın İslam’ı, gerçek. Adigeliler mesela ne güzel insanlar, çok temiz böyle neşe dolu, acayip sevgi dolu bakıyorlar. Çok hürmetliler, maşaAllah. Dünyada da insanlar güzel, fakat şeytan onları saptırmaya çalışıyor. Aslında etkisi de zayıf ama insanlar çok çabuk ikna oluyorlar zulme, tersliğe, aksiliğe. Sevgi güzel, muhabbet güzel, dostluk güzel, arkadaşlık güzel, düğün güzel, eğlenmek güzel, insanları sevmek güzel, iyilik yapmak güzel. Mesela hediyeleşmek güzel. “Sevelim, sevilelim” diyor. Dünyada olan, dünyada kalır. Kısa bir imtihan yeri ve cennetle cehennem arası yapılmıştır. Allah tarafından öyle özel olarak dizayn edilmiştir. Dünyanın meraklısı olmak çılgınlık. Yarı yarıya cennet, yarı yarıya cehennem özellikleri vardır dünyada. Burada durmak, buraya sahip çıkmaya kalkmak çok hatalı. Allah “asıl yurdu isteyin” diyor, asıl olan yurdu. “Sonsuzluk yurdunu isteyin” diyor.

Ne güzel Kuran, ne kadar sarih bir Kitap, maşaAllah. Mesela tabii ben Tevrat’tan okuyorum, istifade ediyorum ama zor oluyor. Savaşlardan bahsediyor. Ama Kuran’ı açtığımızda, her ayet yüksek bir ahlakı, yüksek bir aklı insana öğretiyor.

Şeytandan Allah’a sığınırım, “Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tespih etmekte,” elhamdülillah. Ne güzel hamd etmek. Allah’a teşekkür ediyorsun. İnsanlar birbirine teşekkür ediyor mesela bir hediye getiriyor, “teşekkür ederim” diyorsun. Allah bir iyilik veriyor, bir güzellik veriyor, teşekkür ediyorsun Allah’a, hamd ediyorsun. “O'na (Allah’a) iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:” Bak, Allah’a iman ediyor melekler, iman edenlere mağfiret. “Ya Rabbi onları affet” diyor melekler.  "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru." (Mü'min Suresi / 7) diye melekler çok şekerler böyle dua ediyorlar sürekli. Yani Müslümanlara, müminlere şefkatli oldukları için. Bak, "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın,” Allah’ın gücünü takdir ediyorlar. Tasdik ediyorlar. Ve “tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru." Ne güzel. Devamlı bunu söylüyorlar. Güzel sözler. Ama tabii melekleri görsek aklın ihtiyari kalkar. Mesela şu an burada da var melekler ama görsek insanlar bambaşka bir aleme girerler. Melek görmek için önce bir nur kesilmek lazım. Maddi alemden çıkmak gerekiyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) melekleri görüyordu ama madde olarak görmüyordu. Önce nur haline geliyordu. Madde olmaktan çıkıyordu. Hal alıyordu. Özel bir hale geliyordu. Üstünü örtüyorlardı o zaman Peygamberimiz (s.a.v)’in. Madde olmaktan çıkınca, nur olarak o boyuta girdiğinde, meleklerle çok rahat görüşüyor. Cebrail (a.s) ile görüşüyor, başka meleklerle görüşüyor, konuşuyor. O hal kalkıp maddeleştiğinde yeniden, o zaman insanlarla konuşuyor. Rahat bir bağlantı oluyor, inşaAllah. Mesela o mağarada tefekkür ederken, melek geldiğinde Peygamberimiz (s.a.v) heyecanından bayılıyordu-ki, çok yaman bir insan, çok cesur bir insan olduğu halde kaldıramıyor heyecanından. Çok tevekküllü normalde ama sarılınca Cebrail (a.s), “Oku” diyor. “Okuma bilmem” diyor. Halbuki orada ayet inmiş oluyor. Dünya tatlısı Peygamberimiz (s.a.v), koşarak eve gidiyor, “Üstümü örtün, üstümü örtün” diye hemen hanımına üstünü örttürüyor. O halden çıkmak istiyor tabii. Mesela sabah kalktığında Peygamberimiz (s.a.v)’in nurundan sahabeler bakamıyorlar yüzüne. Müthiş bir haşyet korku geliyor üstlerine. Müthiş nurlu olduğu için o şakalaşıyor, espriler yapıyor falan ondan sonra insanlarla görüşecek hale geliyor Peygamberimiz (s.a.v). Çok sık şaka yapıyor o yüzden. Sık sık iltifat yapıyor, şaka yapıyor, espriler yapıyor güldürüyor sahabeleri. O zaman sakinleşip, konuşacak hale geliyorlar. Yoksa o görünümünden dolayı yani çok şiddetli bir nur var yüzünde. Bayılacak gibi oluyorlar. Yani konuşamıyor. Müthiş heyecanlanıyor. Bir kısmının dili tutuluyor. Dili tutulanın böyle eliyle ağzını mesh ediyor böyle elini sürüyor, ağzı o zaman açılıyor. Mesela “Adın ne?” diyor, söyleyemiyor adını. Görmeye geliyor Peygamber (s.a.v)’i kasılıp kalıyor böyle sekiz sene. Haşyetten maşaAllah. Haşyetullah da, Allah’ın heybetidir.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımızın videosu var isterseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim, maşaAllah. Hay maşaAllah, biz de alkışlayalım. Çıkışı görüyor musun? Ben türkülere yapıyorum ya, böyle çıkışlar, Başbakanım da yanışını yapıyor maşaAllah. Helal olsun Tayyip Hocam’a. Yani tabiri caizse Tayyip Hocam da alemci benim gibi. Alem dediğim müzik alemi, güzellik alemi, sevgi alemi, muhabbet alemi, maşaAllah, o anlamda alemci, inşaAllah. Yakışır, güzel olmuş, iyi olmuş. Sanatçılar da etrafında, güzel. İnşaAllah sanatçılarla muhabbet önemli Başbakan’ın. Sürekli sanatçılarla iç içe olsun. Ama ressamlar da, bence heykeltraşlar da onlarla da bir muhabbet halinde olsa güzel olur. Yani sanatın her dalına bir ilgi alakada fayda var. Ama bu çok çok iyi olmuş. Bayağı güzel olmuş sanatçılarla mesela bu çok olumlu bir puan. Yani çok lehine. İyi, güzel olmuş.

DİDEM ÜRER: Hocam, Neşet Ertaş’ı, rahmetliyi anma törenleriydi. İbrahim Tatlıses sahneye çıkarken zorlanmış, sol kolunu kullanamıyormuş. Başbakan da ona yol vermiş çekilip. Onu da bayağı yazdılar, yani saygıyla ona yol vermesini sanatçıya.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam çok hürmetli delikanlıdır. Çok efendi çocuktur, öyle şey insan değil. Yani çiğlik hiç olmaz. Çok güzel yetiştirdi Erbakan Hocamız. Onun dergahında yetişti. Onun dizinin dibinde yetişti. İslam’ı, adabı, edebi iyi bilir. Hürmeti, nezaketi iyi bilir. Yani tabii biraz bağnazlıktan korkuyor arkadaşlar ama işte bak görün sanatçıları destekliyor. Artık ferahlamaları lazım. Yani bağnaz olsa sanatçılarla hiçbir alakası olmaz. Çünkü bağnazlar için hepsi cehennem ehli onların, hepsi cehennem ehli. Onlarla iç içe bak beraber şarkı söylüyor, türkü söylüyor. Güzel. Demek ki modern bir zihniyet. Demek ki sahabe zihniyeti. Demek ki Kuran zihniyeti içerisinde. Ehl-i vicdan olmak lazım.

DİDEM ÜRER: Hocam söylemek de, dinlemek de sorun. Bağnaz zihniyette şarkıyı söylemek de, dinlemek de.

ADNAN OKTAR: Dinleyen de fasık oluyor zaten, söyleyen de fasık. Kulaklarını tıkaması gerekiyormuş iki parmağıyla. Ve olay yerinden kaçacaksın. Akla bak. Allah hidayet versin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da İhvan’a karşı yapılan katliamı öven, “elleriniz dert görmesin” şarkısını öğrencilerin okuması mecbur oldu. Bu şarkıyı öğrencilerine okutmayı reddeden öğretmenlere ceza verildi ve İhvan ise aynı şarkıya “elleriniz felç olsun” diye karşılık verdi.

ADNAN OKTAR: Yöntem o kadar kötü ki. Bir kere İhvan asil olması lazım. Böyle şeylere tenezzül etmemesi lazım. Çok sıradan avami karşılıklar veriyorlar. Müslüman asaletine yakışmaz o. Ne gerek var? Allah hepimize hidayet versin, hepimize güzellik, iyilik versin. “Günah bu yaptığınız” diyebilirler. “Müslüman Müslüman’a böyle konuşmaz. Ama kardeşimizsiniz. Biz sizleri seviyoruz. Allah hepimizi doğru yola kavuştursun. Kardeş etsin, birleştirsin. İttihad-ı İslam’ı sağlasın” şeklinde dua etmeleri lazım. Basitliğe basitlikle karşılık vermek Müslüman’a yakışmaz. Müslüman soylu olacak, asil olacak. Yani asaletiyle İslam’ın tebliğini yapacak. Sabırlı olmasıyla, hürmetli tavrıyla, nezih, afif tavrıyla dikkat çekecek. Yunus Emre’nin var ya, “Vurana elsiz, sövene dilsiz gerek” diyor. O şekilde, Müslüman’a yakışan budur. Bak, Bektaşi kültürünü görüyor musun? Ne kadar güzel, maşaAllah. Kardeşlerimiz için tabii ben basittir demiyorum ama basit adamların basitliğine basitçe katılmak Müslüman’a yakışmaz. Yani genel felsefe mantık olarak diyorum. Orada canları yandığı için belki öyle bir şey söylemiş olabilirler ama yanlış olmuş. Ama tenzih ediyorum bütün Müslümanları, onları da, karşıtları da tenzih ediyorum.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sudan’da geçtiğimiz hafta başlayan, önceki gün ve dün büyüyen gösteriler, bugün de devam etti. Binlerce protestocu Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Beşir’i katil olmakla suçlarken, göstericilere karşı polisin yanı sıra milli kuvvet ve İstihbarat Kurumu mensupları da, ayrı ayrı görev yapmaya başladı. Ve bazı kaynaklara göre altı gündür süren gösterilerde 100’e yaklaştı ölü sayısı.

ADNAN OKTAR: Gelenekçi, bağnaz İslam anlayışını dünyanın hiçbir yeri kabul etmez. Avrupa da, Amerika da kabul etmez, Müslümanlar da kabul etmez. Diretmelerine gerek yok. Yani zorla bağnazlığı dayatmanın alemi yok. Mehdiyet anlamında, sahabe anlamında İslam’ı bütün dünya kabul eder. Yani bizim tarif ettiğimiz, gösterdiğimiz İslam anlayışı, bütün dünyaca kabul görür. Onun dışında öyle bir hayatı, bağnazların kendi aileleri, çoluk çocuğu da istemiyor. Mesela ben aslında işin acı yanı ama söyleyeyim yani İhvan’ın mensuplarının çoluğu çocuğu, mensupları “Oh ne iyi oldu” demişlerdir birçoğu tabii. “Kurtulduk” demişlerdir. Çünkü onlar müzik dinlemek istiyor. Gezmek istiyor. Güzellik istiyor. Ama tabii bu hükümetin de bunu yapacağı bir ortam yok. Şu an cehennemim dibi oluştu adeta orada. Yani cehennem daha da şiddetlendi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Pakistan’da iki gün önce 300’den fazla kişinin ölümüne neden olan 7.7 büyüklüğündeki depremin gerçekleştiği bölgede Sint eyaletinde bugün yine 6.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi.

ADNAN OKTAR: Evet, ahir zamandayız. Mehdilik alametidir. Mehdiyet’in mührüdür depremler. Yani “Ya Allah’a dönersiniz” diyor Cenab-ı Allah, “Ya dünyayı böyle sürekli sallarım beşik gibi” diyor. “Bana döneceksiniz, Beni seveceksiniz, sizden istediğim bu” diyor Cenab-ı Allah. “Yoksa dünyayı size dar ederim” diyor. Anlatmak istenilen bu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Taha Akyol; “Türklerle Kürtlerin birlikte yaşama kültürünün zedelendiğini” yazmış. “Güneydoğu’da demokratik konfederasyon talebinin ayrı bir irade kurmak demek olduğunu ve Türkiye’de böyle bir ayrılmanın Hindistan-Pakistan ayrılması gibi dehşet verici olacağını” söylemiş. “Birlikte olacağımız şekilde farklı çözümler aramamız gerekiyor” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Güzel söylemiş, doğru söylüyor tabii. Yani ayrılık, felakettir. Fakat “ayrılma” demeyle olmaz. Kuran eğitimiyle, Kuran mucizelerinin anlatımlarıyla, iman hakikatlerinin anlatımıyla olur. “Aman felaket olur. Ayrılma” adam ayrılır. O lafla bir yere varamazsın. Ama “Kuran bunu emrediyor. Allah bunu emrediyor” dersen. O zaman seni sever. Allah için sever. Allah için olmasa adam senle bir bağı olmaz. Yani “niye ki” filan der. Niye ki’nin karşılığı, Allah’ın emridir. Allah böyle olmamızı, kardeş olmamızı emrediyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Arjantin’de Şeyh Nazım Hocamız’ın dergahındaki bir sevimlinin resmini göstermek istiyorum size.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bayağı tatlı.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER:  İstanbul’da yapılması planlanan ve uluslararası çapta büyük bir katılımın beklendiği Mısır Devrimi ve Ümmetin Geleceği konulu konferans iptal edildi. İptalin, Suudi ve Kuveyt yönetimlerinin baskısı sonucu olduğu iddia edildi.

ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam gündeme geleceği için, Mehdiyet gündeme geleceği için “aman aman İttihad-ı İslam deyince eşittir falanca. Mehdiyet denince eşittir falanca” kafası olunca, adamlar çiziyor. Bir kısmı heyecanla diyor, bir kısmı durgunlaşıyor. Allah korkusu, inşaAllah kalplerine yerleşir de, Kuran ruhuyla, samimi olarak İslam’a bakarlar ve İslam’ı güzel yaşarlar, inşaAllah. Yaratılış Atlası, Birleşmiş Milletler mensuplarının tamamının eline ulaşmış şu an. Birleşmiş milletler mensuplarının tamamına. Kardeşim ne güzel faaliyetler, ne güzel faaliyetler. Profesörler, doçentler, hepsi kitaba doyuyor, maşaAllah. Ban Ki-mun’un masasında da duruyor benim kitap, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, az önce gelen misafirleriniz, Adige müftüsü ve diğer misafirlerinizle resimlerinizi göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hepsi Çerkez, hepsi Adige. Çok güzel faaliyetler yapıyorlar maşaAllah, elhamdülillah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Selahattin Demirtaş, bugün Elazığ’daki bir mitingde yaptığı konuşmada “kimse halkımıza, insanımıza dininden, kültüründen dolayı hor bakamaz, hakaret edemez. 12 yıldır ülkeyi yöneten Ak Parti iktidarı, “biz inkarı asimilasyonu bitirdik” diyor. Bu inkarın nasıl bittiğini Başbakan Erdoğan bilmez. Bunu Mazlum Doğan’a PKK’nın kurucularından sormak lazım. O bilir nasıl bitirildiğini” demiş.

ADNAN OKTAR: Ne demek yani?

DİDEM ÜRER: “Bunları sanki şimdiki iktidardakiler bahşetmişler gibi gösteriyorlar” demiş. “İnancınızın gaspçıları çıkıp, biz size bu hakları bahşettik” diyorlar. “Siz kimsiniz ki bu hakları bahşediyorsunuz” gibi böyle bir konuşma yapmış. “Biz doğar doğmaz bu haklara sahibiz” demiş.

ADNAN OKTAR: Kürt kardeşlerimiz tabii çok gururlu insanlar. Bütün milletimiz gururludur. Gururlarını kıracak bir üslup yakışık almaz. Ama kimse de zaten öyle bir şey demedi, yani öyle bir konuşma yok. Tayyip Hocam diyor ki, “daha önce bu hakkı gasp edilen kardeşlerimize hakkını iade ediyoruz” diyor. Konuştuğu bu. Tayyip Hocam hiçbir zaman için üst perdeden konuşan bir insan değil. Çocukluğundan beri, gençliğinden beri o karakterden rahatsız olmuş bir insan. Neden öyle bir ruhu temsil etsin veyahut ibraz etsin, açıklasın. Statüko, yani öyle bir şeye ihtiyacı yok onun. Yani öyle bir üslup, öyle bir kafa içerisinde değil, bilakis karşı.

DİDEM ÜRER: Şöyle bir şey söylüyor konuşmasının devamında; “Bu toprakları kendi toprakları gibi görüyorlar. “Kürtler bu toprakları terk etsin” diyorlar. Bu topraklar babadan miras kalmamış size” diyor. Fakat, Allahualem Başbakan’ın yaptığı bir konuşmasını yanlış yorumluyor, geçen gün yaptığı.

ADNAN OKTAR: Oradaki topraklar bütün Türk milletinindir, hepimizin. İzmir’de nasıl Mardinli kardeşlerimize aitse, Siirtli kardeşlerimize Ankara nasıl aitse, Mardin’de İstanbullulara aittir. Yani bütün milletimize ait topraklardır. Belirli bir zümrenin, belirli bir topluluğun, belirli bir inancın toprağı değil orası. Öyle bir kafa yanlış olur. O bir rüya olmuş olur. Ve çirkin kötü bir rüya olmuş olur. O rüyadan uyandırırız o zaman, olmaz, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız şöyle bir ifade kullanmıştı; “Bu ülke, tek bir devleti vardır bu ülkenin. Başka devlet isteyen, ülkeyi bölmek isteyen başka yere gitsin. Bu topraklarda ona yer yok.” Bunun dışından başka bir ifadesi olmadı.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Tayyip Hocanın öyle bir üslubu yok, öyle bir konuşması da yok. Yani son derece makul. Mardin İzmirlilerindir, İzmir de Mardinlilerindir. Kardeşiz biz. Bütün Türkiye halkı, bütün Türkiye’ye sahiptir. Her karışı bütün Türkiye’deki bütün insanlarımıza aittir. Konu bu. Ama sen çıkar yarın bir gün dersen, buradaki şu zümreye aittir dersen, bu belli ki anormal bir ifade.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ban Ki-mun’un ofisinde Atlas’ın resmi vardı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yakışmış. Ban Ki Hoca da kitap okudukça, ilmi irfanı artacak, inşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Şahin Alpertürk; “Türkiye her kez çoğunluğa uysun anlayışıyla yönetilemez. Eğer gerçek bir demokrasi olacaksa ve bütünlük korunacaksa, bu şekilde olması lazım" diye yazmış. "Ana dili Türkçe olmayanlar için, çift dille eğitim şart. Ana dilde eğitim Türkiye'yi bölmez, bütünleştirir" yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Tamam anladıkta, anlaşamayız. Adam anlamıyor. Ben Mardin'e gittiğimde, benim bilmediğim bir dilde bir insan konuşursa, kardeşimde buraya geldiğinde, benle tercümanla konuşursa, bu iş mi şu? Bu nerde bunda güzellik ben Mardin'e gideyim şakır şakır konuşayım kardeşim. Kardeşim buraya gelsin, İstanbul'a gitsin lokantaya şunu şunu istiyorum, Türkçe konuşsun, anlaşalım. Memlekette tek dil olsun konuşma. Kürtçe öğrenme için kurs alası, bin tane kurs açılsın. Özel okulda da eğitiyorlarsa onu da bilmiyorum, kurs özel okul aynı şey. Yani dil öğrenmek istiyorsa gitsin öğrensin, kimsenin bir şey dediği yok. Ama devletin okullarında, asıl hakim olan yapıda dil Türkçe olması lazım. Ve her halükarda Türkçe eğitim veren okul bile olması yine orada da Türkçe öğretilmesi lazım bilmiyorsa bile. Kendi vatanı, insan kendi vatanın dilini nasıl bilmez. Olur mu öyle şey? Kendi vatanının dilini bilmeyecek. Olacak iş değil. Ama kurs yahut özel dil okuludur, gitsin öğrensin Kürtçe. İftihar ederiz,  gayet güzel, bir şey dediğimiz yok. Ama doktora gittiğinde, sokağa çıktığında, konuştuğumuzda, sohbet ettiğimizde tek dille konuşalım ki, anlaşalım. Öbür türlü olmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır'da Sisi yanlısı bir grup, Kuran’daki ayetleri tahrif ederek kendilerince Sisi’yi öven ihvanı lanetleyen on sekiz ayetlik bir sure kendilerine göre kaleme almışlar.

ADNAN OKTAR: İlaven, Kuran’da olmayan.

DİDEM ÜRER: Olmayan, evet. Adı, Sisi suresi.

ADNAN OKTAR: Dinlen alay ediyorlar. İşte bak Darwinist, materyalist eğitimin sonu görüyor musun? İşte adamı bu hala getirirler. Mısırda Darwinizm, materyalizmi geniş çapta desteklediler. İhvan’da destekledi. Tehlikeye dikkat çektik, “hiç önemi yok” dediler. “Zaten Kuran’da evrimi anlatıyor” dediler. Mısırlı ulamayla konuştuğumuzda, “zaten Kuran’da var” dediler.  Bak buyurun. Allah başınıza muazzam bir bela getirmiş oldu. Darwinizm, materyalizm övmenin ne anlamı var? Materyalist üniversite, materyalist insanlar yetişir. Materyalist insanda sana bunu yapar ve ya başka şeyler yapar. Çeşit çeşit kafada olur. Ama Allahtan korkan Kuran’a göre hareket eder. Alenen alay ediyorlar.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Emre Aköz; "Barış canlısı Müslümanların İslam adına teröre başvuranlara yanlış yola düşmüş kardeşlerimiz demekten vazgeçmedikçe İslamofobinin devam edeceğini ve radikaların barışçı Müslümanlar adına gün gelecek bizim şuursuzlar bu işin ancak silahla çözüleceğini anlayacak dediklerini" yazmış. "Ve İslam aleminde terörist yapılara karşı net bir tavra pek az rastlıyoruz" değerlendirmesini yapmış.

ADNAN OKTAR: Böyle üslup olmaz. Emre Hoca, yanlış yapmış. Yani kavgaya çeken, sertliğe çeken bir üslup kullanmış. Böyle olmaz. Karşımızdaki adam cahil, zavallı bir insan. Tabii ki kardeşimiz diyeceğiz, ne diyeceğiz? Hristiyan’a, Musevi’ye kardeşimiz diyoruz, komüniste de kardeşimiz diyoruz. Hz. Adem (a.s)’dan kardeşimiz hepsi. Yanlış yoldalar. Tabii ki eğiteceğiz, anlatacağız. Ama şiddete başvurursa, devlet kendini savunur. İnsanlarda kendini savunur.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, 13 ve 22 Eylül tarihleri arasında kardeşlerimiz, Sakarya- Kipa Alışveriş Merkezi’nde 10 gün süreyle fosil sergisi düzenlediler. Sergiye halktan çok büyük ilgi olmuş. Ve kardeşlerimiz sizin dualarınızı bekliyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak aslanlarıma, bak yiğitlerime helal olsun, çok güzel olmuş. Marksist kardeşlerimiz, komünist kardeşlerimiz aydınlanıyorlar. Halkta aydınlanıyor, milletimizde aydınlanıyor. Ama kitap dağıtımı çok hayati. Kardeşlerimiz o konuda çok titiz davransınlar. Kitap giren yerde deccal yamulur, ben söyleyeyim.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Adana’dan kardeşlerimizde, Merkez Camisi çıkışı ve Mersin’den gelen kardeşlerimizle birlikte 150 adet “İslam Birliği istiyorum”  çıkartmaları dağıtmışlar. Ellerinizden saygı ve hürmetle öpüyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah gayretlerini mübarek etsin. Allah zihin açıklığı, ferahlık versin. Allah yolunda gayretlerini kat kat arttırsın Cenab-ı Allah, maşaAllah

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimizde şöyle yazmış; “Hocam, Zehra Nur’un sevgileri var size. İnşaAllah, sizi seyretmeden program bitmeden uyumuyor. MaşaAllah dün 2 ayı doldu, hala bir gün bile programı ihmal etmedi, hepsini izledi. Azerbaycan’dan sevgiler.”

ADNAN OKTAR: Televizyonun tam karşısında büyük bir dikkatle izliyor. Şu köftenin yüzünü bana bir yaklaştır. O minik burunu ben ısırırım. Minik patiyi de, o minik burnunu da ısırırım. MaşaAllah, pijamanın şekerliğine bak.

DİDEM ÜRER: Yatış pozisyonunda olmasına rağmen dikkatle izlemesi çok sevimli.

ADNAN OKTAR: Pijama da bir karış kumaştan. MaşaAllah büyük bir dikkatle izliyor. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin. İnşaAllah

DİDEM ÜRER: Tarsus’ta da bir kardeşimiz çok sayıda İslam Birliği broşürü dağıtmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Şimdi kitaplarla da takviye ediyorlar, çok güzel. Şu sevimlileri bana yakından tek tek göstert bakıyım. Ah canlarım benim, ah benim güzellerime. Hiç haberi bile yok. Şu an Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduklarını, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi olduklarını bilmiyorlar. Ama İlhami ilahiyle Cenab-ı Allah onlara göstertiyor. MaşaAllah mahallenin aslanlarına bak sen. Yaklaştır bakıyım biraz onları. Aferin benim aslanlarıma maşaAllah. Geleceğin koç yiğitleri bunlar. Birde bir şey gördüm ben. Yanlış görmediysem sevimli bir kedi yanaştır . Bak yakışıklılığa, tatlılığa bak. Acayip güzel bakıyor. Ne güzel hayvan kediler, maşaAllah, Allah çok çok tatlı yaratıyor onları.

DİDEM ÜRER: Çağlar Çağan Bartu Özulu, bu sevimli 5-6 yaşlarındaymış ve konuşamıyormuş. Sizin dua etmenizi istiyorlar. Bayağı şeker.   

ADNAN OKTAR: Ah canım benim. Konuşamasın, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı beklesin. Şöyle elini ağzına sürer. Dili birden açılır, inşaAlllah. Biraz beklesin.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimizin daha kızı konuşamıyordu. O şekilde siz şöyle demiştiniz. Etrafında konuşacak kişi bulamıyordur diye dua etmiştiniz. O günden beri şu an çok sosyalmiş. Siz dua ettikten sonra bayağı açılmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.

DİDEM ÜRER: Bugün Kütahya- TOKİ’de iki bayan kardeşimiz 9 kitap ve 999 broşür dağıtmışlar. Size sevgilerini gönderiyorlar.

ADNAN OKTAR: 999, maşaAllah. Bayağı güzel olmuş. Bu hayvanların tatlılığını acayip tatlı bakıyorlar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Van’ın Başkale ilçesinde, İran sınırı yakınındaki Güroymak köyünde sigara kaçakçısı olduğu ileri sürülen kişilerle askerler arasında gerginlik yaşandı. Gerginlik sırasında çıkan karışıklıkta, 3 kişinin silahla yaralandığı, bir askerin ise taşla yaralandığı belirtildi.

ADNAN OKTAR: Evet, o tip olaylar olabilir.

“Derin muhabbetle, sevgi ve hürmetle ellerinizden öperim. Bugün ruhumuza yaptığı etki çok fazla, maşaAllah Hocamızın ve sizlerin. Duasına muhtacız. Aciz, zayıf kardeşiniz Ahmet Çevik/Aksaray.”

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Malezya Başbakanı Abdül- Rezzak, Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında; “Dünyada barış yanlısı tüm Müslümanların dini şiddete başvurmak için kullanan radikallere karşı birleşmeleri gerektiğini ve İslam’ın geleceği için şefkati ve anlayışı esas almaları gerektiğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Yok birleşmeyle olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olmayla olur. Nereye birleşiyorsun. Hem şiddete karşıyım diyor adam, İttihad-ı İslam, onu istemiyorum diyor. O zaman radikal derki, bu adam dinsiz der. Bu, İttihad-ı İslam’ı istemiyor en başta der. Biz İslam’ın dünyaya hakimiyetini istiyoruz diyecek. Her yönden İslam’ı savunup, ortaya çıkması lazım. Radikalle senin tartışa bilmen, konuşabilmen için, radikalin bütün izahlarına Kuran’la cevap vermen lazım. Ve Kuran’ı tavizsiz savunuyor olman lazım. Kuran’ı sen bölersen, ben modern Müslüman’ım diye yarısını ayırırsan, o zaman radikal hakim olur tabii ki. Radikal “ben hepsini savunuyorum” diyor. “Artı hurafede savunuyorum” diyor. “Bin hurafe artı Kuran” diyor. Bu yanlış olur. Kurtuluş; Mehdiyet’tir. Kurtuluş; Hz. İsa Mesih (a.s)’a tabi olmaktır. Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olmaktır, İttihad-ı İslam’ı istemektir. Birleşip birçok yine hizip meydana gelir.

EBRU ALTAN: Şanghay Beşlisi de radikalizme karşı.

ADNAN OKTAR: Amerika’da radikalizme karşı birleşmiş vaziyette. NATO’da radikalizme karşı. Ama bütün dünya tir tir titriyor. Demek ki, fikirle karşı konulması gerekiyor. Amerika komünizme karşı oldu, ne oldu? Fikirle karşı olmadı, kuvvetle karşı oldu, karşı taraf yine kazandı. Olmaz öyle. Fikirle olur, Mehdiyet’le olur. Radikalizmin ilacı, Mehdiyet’tir. Başka çözüm olmaz. Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ın zahir alametlerini bir dinleyelim, sonra devam edelim, inşaAllah.

BERİL KONCAGÜL: Ayetle devam ediyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. İsra Suresi, 105 ayet, Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.”

106- “Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.”

107- “De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."

108- “Ve derler ki: "Rabbimiz Yücedir, Rabbimiz'in va'di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor." İçinde bulunduğumuz 100 yılda, Allah’ın vadi olan İttihad-ı İslam olacak ve bizde buna şahit olacağız, inşaAllah.

Bugünkü programımızın sona eriyor, yarın tekrar birlikteyiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü