Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (29 Eylül 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: İmanı, aklı, karizması ve yakışıklılığıyla her bakanı etkileyen, canım, aşkımın sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hürriyet yazarı Tolga Tanış; “Türkiye’nin Suriye politikasından Azerbaycan’ın da rahatsız olduğunu, Azerilerin Türkiye’yi bir Avrupa ülkesi olarak gördüklerini, ancak Suriye konusundaki tavrı nedeniyle bölgede ağırlığını yitirmesinden çekindiklerini” belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Yani ne yapmamız gerekiyormuş? Nasıl olsun?

DİDEM ÜRER: Herhalde Esad’ı desteklememizi istiyor olabilir.

ADNAN OKTAR: Azeri kardeşlerimiz Alevi’dir daha çok. Alevi çok. Acaba o yönden Suriye’yi mi destekliyor onlar?

DİDEM ÜRER: İran’ın politikalarını da destekliyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: Komünist olmasalar, Alevi olması baş tacı. Keşke alevi olsalar, keşke Alevi olsa, muhteşem olur. Yani Alevilik nurdur, keşke Alevi olsa. Ama değil Alevi, adam Baasçı, komünist. Gaddarlık, acımasızlık, zalimlik diz boyu. Bu kadar cinayeti gözünü kırpmadan işleyen bir sistemi, bir Müslüman nasıl beğenebilir?

DİDEM ÜRER: Nijerya’da illegal bir örgüt, batı eğitimini haram gördüğü için bir yurdu bastı, elli öğrenciyi de öldürdü, eğitim aldıkları için.

ADNAN OKTAR: Öldürdükçe de insanların güce karşı saygıları olur, onlardan yana dönüyorlar, “biz hep beraber öldürelim” diyorlar. Onlarda beraber adam öldürmeye onlarla beraber katılıyorlar-ki, holigan ruh da gelişmiş durumda. Adam zaten adam öldürmek, adam dövmek filmlerde televizyonların teşvikiyle iyice insanların beynine oturdu. Büyük bir bölümünün beynine oturdu. Çoluk çocuk en hoşlarına giden o. Mesela televizyonda bile program yapılıyor adam oturduğu yerden değil mi? O onu öldürtüyor, o onu öldürtüyor, bombalatıyor bilmem ne falan.  Makineli tüfekle ateş ediliyor, müthiş heyecan duyuyor. En büyük eğlence bu oldu. Ortadoğu’da da mesela bir çocuğa verilen en güzel hediye tabanca oluyor. Çocuğun oynaması için silah veriyorlar oynaması için. Adam öldürme, bombalama en zevkli iş haline getirildi İslam aleminde, dünyanın bir çok yerinde. Terörist olmak, anarşist olmak çok makbul bir şeymiş gibi gösteriliyor.

Bunların çözümünü Peygamberimiz (s.a.v) işte Mehdiyet olarak açıklıyor. Anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Tabii böyle deli Mehdi adaylarını da olaya karıştırmamak lazım! Bu olacaktır yani. Oturup orada demagoji yapmaya gerek yok. Yani yüzlerce deli çıkar. “Ben Hz. İsa (a.s)’ım, Hz. Mehdi (a.s)’ım” diyen kişilerde çıkabilir. Kaile almaya gerek yok, zaten onlar zavallı insanlar, gücü bir şeye yeten insan değil bunlar. Üslubundan, konuşmasından hakikaten acınacak durumda oldukları belli. Ve hiçbir etkileri yok küfre karşı da bir tehdit yönleri yok. Tehdit derken yani ilmi bir tehdit yönü yok. Buna her yerde ezilen, horlanan, aşağılanan garibanlar. Bunları oturup, konu olarak ele almak, Mehdiyet’e karşı bunları koz olarak kullanmaya kalkmak da vicdansızlık olur. Zaten hadiste belirtilmiş “Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan önce sahte mehdiler çıkar” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Hz. İsa Mesih (a.s) çıkmadan önce sahte Mesihler çıkar” diyor.

Kısa bir ara verelim devam edelim

AYLİN KOCAMAN: Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Aylin Hocam ne anlatıyorsun?

AYLİN KOCAMAN: Sudan’dan bahsediyordum Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam az önce de kader anlayışını anlattık. Bazı kardeşlerimiz tam anlayamamışlar. “Allah insanlara kötülük yaptırmaz” diyorlar. “Ezeli ilmiyle bilir ama özgür irade vermiştir.”

ADNAN OKTAR: “Özgür irade.” Ben şimdi onu otuz kere anlattım. Kapalı bir üslupla anlattım. Allah, Cenab-ı Allah, ledün ilminin Sultanı’dır. Allah’ın amacı; iyi insanları cennette kendini severek, kendisini severek, Allah’ın onları sevmesiyle, onların da kendi kendilerini sevmesiyle mutlu yaşatmak. Tek amacı bu. Bunun için Cenab-ı Allah’ın bir uygulaması bu. Bir kısım insanlar bunu zor anlayabilirler. Cehenneme ihtiyaç vardır eğitimde, kâfire ihtiyaç vardır, imansızlara ihtiyaç vardır, zalimlere ihtiyaç vardır. İyi insanlar bu siyah kömürün üstünde elmas gibi dizildiğinde dikkat çeker. Cenab-ı Allah’ın amacı bu. Yoksa tabii kötü yaratmaz, cehennemi de yaratmaz, herkes cenneti doldurur. Ama cennet anlamsız olur o zaman, güzellik anlamsız olur. Yani bu mecburi bir yöntem, mecburen böyle olması lazım. Mesela bizim Hz. Mehdi (a.s)’ı sevmemizin nedeni niye? O devrin çileli, belalı olması, deccal olması, Darwinizm, materyalizm olması, karmakarışık olması, bağnazların ona karşı gelmesi, “Hz. Mehdi (a.s)’mı varmış nerede Hz. Mehdi (a.s), öyle bir şey yok” demeleri, bağnazlığın din dışı acımasız, zalimce ve gaddarca uygulamalar yapması. Buna ihtiyaç var ki Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıksın. Konu bu. Arkadaşlar onu yanlış anlıyorlar. Hür irade, tamam ben şu an hür irademle konuşuyorum. Ama daha dünya yaratılmadan ben bunu konuşmuştum. Nasıl bir hür iradeyse, ona göre düşünsünler. Bak daha dünya yaratılmadan, daha o ilk big bang, patlama olmadan ben bu konuşmayı yapmıştım. Hür irade mi? Tabii, şu an beni kimse zorlamıyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suudi Arabistan’da İngilizce olarak yayınlanan Suidi gazetede; “Esad’ın konvansiyonel silahla öldürme yetkisi” başlıklı makalemiz Cumartesi günü yayınlandı. Makalede Amerika’da ve Rusya’da mutabık kılınan Esad’ın kimyasal silahlardan arındırılmasını kapsayan anlaşmanın barış anlaşması gibi gösterildiği, bu anlaşmanın açıkça Esad’a konvansiyonel silahlarla öldürme yetkisi verdiği anlamına geldiğinden bahsediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Doğru “adam gibi adam öldürüyorsan öldür ama böyle kimyasal şu bu DDT, MDT falan, bu tarz şeyler olmaz.” Ama mesela “doğrayarak, top mermisiyle, makineli tüfek mermisiyle yahut bıçaklama şeklinde yahut kafasını kesme şeklinde bunu yapıyorsan güzel” diyor “bunda kimse sana bir şey demez zaten” diyor “istediğin gibi doğra” diyor “onlarda sizi doğrasınlar” diyor, bunda bir sorun yok. Ama kimyasal olayı “o hakikaten, o iç karartıcı, pek bize hoş gelmiyor” diyor “adam öldürecekseniz, adam gibi öldürün” diyor. Yani özetle bu; “Adam öldürecekseniz adam gibi öldürün” diyor yani özetle bu. Akıl almaz bir rezalet bu, akıl almaz bir korkunçluk. Yani bu kabusu gayet normal karşılıyor. İnsanları öyle yetiştirmişleri öyle eğitmişler ki, en anormali en delice şey bile makul karşılanıyor. Diyor “helal olsun adam kimyasalla öldürmemiş bak makineli tüfek mermisiyle öldürmüş” diyor, “çok temiz öldürmüş, aferin” diyor. “Adam öldüreceksen böyle öldürülür işte” diyor “adam böyle öldürülür, öyle adam öldürülür mü? diyor. Legal öldürme şekli olduğu için eline sağlık, teşekkür ederiz” diyor. İllegal sanki böyle adam öldürme maçı oynanıyor da, hani faul diyor ya maçlarda onun gibi aynı “olmaz öyle şey” diyor, “kibarca nezaketle öldürün” diyor.  Bu rezalete ilk ben dikkat çektim, ondan sonra birçok devletin ileri geleni bu vahşetin farkına vardı. Onlar daha önce, herkes yani bunu farkında değillerdi. Daha hala kimyasal muhabbetinin peşindeydiler. Bunu duyunca, büyük bir felaketi büyük bir acıyı fark etmiş oldular. Yani insanın işte böyle basireti bağlanabiliyor. Bu kadar insan Allah istemeyince düşünemeyebiliyor. Yani diğer ölümleri legal görürken, dünyanın bütün devlet başkanları aşağı yukarı hepsi legal görüyorlardı. Bizim Türkiye’nin insanları sadece bu konuda titiz davrandılar. Onun dışında hep makul gördüler. Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, kimyasal silahlı 1500 kişi yaklaşık öldürülmüştü. O günden itibaren yaklaşık 3 binden fazla kişi yine hayatını kaybetti. Hiç bahsedilmiyor bile.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yani mühim olan kimyasalla öldürme.  “Onun dışında istediğin gibi öldürebilirsin” diyorlar. Mehdiyet’in dışında da bir kurtuluş yolu olmadığını Allah böylece gösteriyor. Bak dünyada onca lider var, hiçbirinin aklına gelmiyor bunu vahşet olduğu. Bir de bunu dürüstlük olarak kabul ediyorlar. “O dürüstlük değil” diyorlar, “ama böyle öldürmek dürüstlük.” Adam öldürme zaten kökeninden rezalet, çok korkunç bir olay. “Bir insanı öldürmek, bütün kainatı yok etmek gibi” diyor Cenab-ı Allah, “herkesi öldürmek gibidir” diyor. Sonsuz cehennem azabı vardır. İnsan öldürmek en kötü, en çirkin suçlardan birisidir. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Malezya’nın en büyük haber portallarından biri olan The Malaysian Insider’da “terörün dini yoktur” başlıklı makaleniz yayınlandı geçen hafta. Kenya’da ve Pakistan’da yaşanan terör saldırılarının İslam’la hiçbir alakası olmadığını Kuran ayetlerine dayandırarak anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Anlatıyoruz, fakat tabii bir süre sonra insanlar bunun tam farkına varacaklar. Fakat yavaş yavaş falan Suudi gazeteleri bu makaleleri kendilerinden almaya başladılar. Önce pek farkında değildiler. Bu da iyi.

Gülşah Özdemir; “Heybetli, nurlu, sesiniz, sadeliğiniz, samimiyetinizden dolayı yobazlar sizi tanımadılar ve ileride çok pişman olacaklar. Sizin ellerinizden öpüyorum. Siz bizim emir sahibimizsin.” Estağfirullah, sen benim emir sahibimsin. Ben senin kölenim. Ben senin ellerinden öpüyorum. “Her zaman emrindeyiz.” Estağfirullah, ben sizin emrinizdeyim. “Bunu bildiriyorum size.” Çok şahane, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 25 eylül Çarşamba günü kardeşlerimiz Yayla Basın Sitesi’nde 40 adet sizin kitaplarınızdan ve 1000 adette Türk İslam Birliği İstiyorum broşürlerinden dağıtmışlar. “Derin bir aşkla sevdiğimiz canımız, bir tanemiz Hocamızın ellerinden öpüyoruz. Sevgilerimizi iletiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Nur bahçesi, nur bahçesi, maşaAllah benim canlarıma. Allah onları cennette de böyle kardeş etsin, bizlerle de kardeş etsin. Cennet bahçelerinde gezinmeyi nasip etsin. Allah nurlarını artırsın. Çok çok güzel insanlar, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Dünde Adapazarı’ndan kardeşlerimiz Serdivan Halk Pazarı’nda İslam birliği istiyoruz broşürü dağıtıp, 2 eczaneye de kitap hediye etmişler. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim canlarıma. Bak benim nurlarım gece gündüz, akşam sabah sürekli böyle Allah için hizmet ediyorlar, maşaAllah. Cennette Allah, onlara bu güzel hizmetlerinin karşılığını bol bol ihsan etsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün Adana’dan kardeşlerimiz Merkez Camii çıkışı Mersin’den gelen kardeşlerimizle birlikte “İslam birliği istiyorum” çıkartmaları dağıttıklarını söylemiştim. 150 adet söylemiştim yanlışlıkla, 1500 adet çıkartma dağıtmışlar kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: 1500 adet, maşaAllah.

Haydar Baş, Esad’ı eleştirenlere ‘şerefsiz’ demiş.” Diyebilir, yani bir görüşe göre, bir mantığa göre böylede bakabilir. Ama iki tarafta haksız. Ne Esad haksız, ne orada çatışanlar haklı. Orada da Haydar Baş hata yapıyor. Çünkü katilden yana tavır almak olmaz. Öbür taraf normal mi? Onlarda bağnazlar. Peki öbür bağnaz? O da, komünist bağnazı. O da klasik bağnaz. O komünist bağnazların şahı yani. Klasik Stalinist, eski Stalin babasının çizgisinde. Haydar Babanın onu savunacak bir yönü yok.

DİDEM ÜRER: Hocam, Habertürk’te Pelin Çift’in Öteki Gündem programında, Sayın Mehmet Ali Bulut “Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini ve Hz. İsa (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacağını” anlatmış. Konunun içeriği Hz. Mesih’le ilgili. “Davut soyundan bir Mesih gelecek ve Süleyman mabedini kuracak” şeklinde anlatmışlar. Fakat tam vakit söylememişler. Yine Mustafa Özcan Hocamız’da, “Hz. Mehdi (a.s) gelecek, Hz. İsa (a.s)’ın Kuran’a göre amel edecek ve Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacak Hz. İsa (a.s)” diye Mehmet Ali Bulut anlatmış.

ADNAN OKTAR: Mehmet Ali Bulut Hoca akıllı adam. Güzel konuşmuş, aferin, maşaAllah elhamdülillah. O utanmayacak bunu anlattığı için, ama aksini söyleyenler utanacaklar.
Evet, dinliyorum.  

DİDEM ÜRER: Ankara’dan kardeşlerimiz şöyle yazmış; “24 Eylül’de Ulus Atatürk heykel altında Hocamızın eserlerini dağıttık. Tanıdığımız en cesur, delikanlı, mert insan olan Adnan Hocamızın ellerinden öpüyoruz, inşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: Bak canlarıma görüyor musun? Orada küçük bir nur odağı oluşturmuşlar, pırıl pırıl etrafa ışık saçıyorlar. Ben çocukken oralara giderdim gençken,  yani 11-12-13-14-15 o yaşlarda giderdik. Cenab-ı Allah, orada ayağımızın tozunu tutuyor oralarda. Bak oralarda da şimdi kitaplarımız etrafa nur saçıyor, etrafına hidayet saçıyor, elhamdülillah. Allah’ın dilemesiyle, Cenab-ı Allah’ın lütfu keremiyle.

Evet, dinliyorum.  

DİDEM ÜRER: Hocam, Mersin’den kardeşlerimiz yazmış; “Dün Mersin Cemevini ziyaret ettik, ilgili kişiye kitap hediye ettik, birlik beraberlik sohbeti yaptık. Ayrıca Mersin Forum Alışveriş Merkezi’nde 1000 adet A9 broşürü dağıttık. Aslan Ahmet Muhammet Hocamızın ellerinden öperiz dualarına talibiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Alevi kardeşlerimize muhabbet çok hoş, inşaAllah. Deccaliyeti bayağı ızdırap içerisine sokar ve çok bunaltır. Deccaliyetin en büyük derdi, Müslümanları birbirine düşürmek. Alevi sevgisini görünce, deccal herhalde oturup ağlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Sayın Ali Köse röportajında; “İslam dünyasının genelinde bir kadın problem olduğunu, kadınların Umre’ye yada Hacca giderken bile kendilerin güvende hissetmediklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Güzel demiş. Bu, Mehdiyet devrinde hallolacak. Resulullah (s.a.v) diyor ki; “Şam’a kadar tek başına gidebilecekler.” Demek ki, Hz Mehdi (a.s)’dan önce hürriyet olmuyor. Huzur olmuyor. Hz. Mehdi (a.s), kadınları cennet gülü gibi dünyaya sunacak. Cennet gülü gibi açacaklar dünyada kadınlar, kadınlığın güzelliğini ortaya koymuş olacaklar. Şu ana dünyanın büyük bölümünde horlanıp aşağılanıyorlar-ki, dünya tatlısı dünyanın en güzel çiçekleri, dünyanın en güzel süsleri. Şeytan tarafından köşeye sıkıştırılmış durumdalar. Bu oyunu Mehdiyet bozacak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de “Türkiye’de din otoritesinin topluma şekil veren kalıp veren bir otorite olmadığını ama İslam dünyasının bu anlamda laikleşmediğini” söylüyor Sayın Profesör Köse. “Başbakan Erdoğan içinde Mısır’a gittiğinde laikliğin nimetlerinden bahsetti ama o dakikadan itibaren İslami hareketi kızdırdı” açıklamasını yaptı. 

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın yapabileceği bir şey değil. Tayyip Hocam, zemin hazırlayan bir insan. Ama zemini de yaptı, elinden geleni yaptı. Allah ona bu kadarlık görev verdi. Onu görevi bu şekilde ondan gerisi Hz Mehdi (a.s)’ın. Kaderde öyle. Çünkü Allah’ın kaderini hiç kimse değiştiremez. Uğraşsan da mesela Tayyip Hocam çok uğraştı, Mısır’ın değişmesine ama kaderde yok. Suriye’nin düzelmesini istedi ama kaderde yok. Libya’yı düzelmesini istedi, ama kaderde yok. İllaki Hz. Mehdi (a.s). İllaki sahibi zaman. İllaki imam Hz Mehdi (a.s). Çünkü kader, akışında Hz. Mehdi (a.s)‘la. Çünkü kadere baktığımızda dışarıdan kadere bakıldığında, o devri sadece Hz. Mehdi (a.s) görünüyor. Başka bir insan yok. Sonucunda da Hz Mehdi (a.s) görünüyor Hz. İsa Mesih (a.s) görünüyor. Bunun dışında bir kişi yok. Olmayan bir şeyi kaderin içerisine sokmaya çalışamazsın ki. Kader sabittir. Kaderi kimse değiştiremez. Ben değiştireceğim dersen, deccallik yapmış olur. Değiştiremezsin, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayabilirsin, ortam hazırlayabilirsin. Mesela biz, Hz Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyoruz. Başbakanımız, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyor. Hz. Mehdi (a.s) su gibi akar, kimse durduramaz Hz Mehdi (a.s)’ı.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Cem Küçük, Aydın Doğan’la ilgili bir yazı yazmış; “1979’da millet satın alarak medya hayatına giren Doğan’ın halen ülkenin en güçlü medya patronu olduğunu” belirtiyor. “Bir dönem medya gücüyle iktidarları değiştirdiğini, başbakanları ve bakanları belirlediğini günümüzde Gezi olaylarıyla birlikte medya gücünün tekrar bir infaz timi gibi kullanmaya başladığını, ancak artık bir sonuç almasını zor olduğunu” yazmış.

ADNAN OKTAR: Gezi olayları, AK Parti’nin güçlenmesi için oluşturulmuş bir olaydır. Kimse bunun farkında bile olmadı. AK Parti’nin böyle bir şeye ihtiyacı vardı ve bu da, Allah tarafından tuzak bozulması şeklinde oluşturuldu. Ak Parti yıpranırdı normalde, zaman dayanamaz. AK Parti’yi bir anda zindeleştirip, toparlanmasını sağlayan, AK Parti’nin etrafında halkın kilitlenmesini sağlayan bir doping etkisi yaptı. Bir avuç komüniste daha dikkat çekilmiş oldu. Komünistlerin epey bölümü büyük bölümü saftırlar, duygusaldırlar, romantiktirler, hep kendi aleyhine çalışırlar. Faydalı olacağını zannederler, hakikaten bir şey yapacaklarını, romandaki gibi bir şey yapacaklarını zannederler, hayallerindeki gibi bir şey olacak zannederler ama hep sağ’a yarar yaptıkları hep sağ güçtedir. O zaman darbeyi teşvik ettiler 12 Eylül’de, mehterle uyandılar o zaman, dehşete düştüler. Güya sol darbe olacaktı, sağ darbe oldu. Allah’ın neyi ne şekilde getireceğin tahmin edemezler. Tabii ondan sonra açıldı, bütün Müslümanlar da uyanma oldu. Bağnazlıktan geri çekildiler, bir çoğu sakat üsluplarını bir çoğu bırakmış oldu.

“Hocam stüdyoya nurunuzla girince gözümüz kamaştı resmen, bu ne ihtişam” diyor, maşaAllah. 

“Düşündüm, taşındım takip etmeye karar verdim. Görüşlerini benimsemiyorum ama samimisin ‘alemciyim masonum’” diyorsun.” Doğru.

Canan Aydın; “Siz hiç Filistin’e ya da Kudüs’e gittiniz mi? Orada çok sayıda Musevi bağnaz var” diyor. Doğru ama ben acıyorum onlara, mesela İsrail hükümeti nefret ediyor, ezmeye kalkıyorlar. İsrailli’lerde bize yazıyorlar diyorlar, “bu bağnazları niye destekliyorsunuz? Bunlar başınıza bela olur bunları biz eziyoruz sizde ezin.” Ben acıyorum, yazık onlarda olsu ne olur yani? Öyle mutlu oluyor, canını yakmanın alemi ne? Niye mutsuz ediyorsun onu? Yazık peçeyle yüzünü kapatmış, hanımları görmeyeceğim diye, saygı duy onu ezmeye canını yakmaya ne gerek var? O da öyle yaşasın. Anlatırsın ayrı meselede, can yakmak çok kötü.

Yok, petrolü adamlar, Amerika zibil gibi petrol var. Venezuela’da, her yerde petrol var. Dünyanın her yerinde, deniz de petrol dolu. Petrolle alıp veremediği yok. Irak’ı da işgal etti, çekti gitti adamlar. Irak’tan elde edeceği petrolün miktarını bir düşünün, bir de orada harcadıklarını düşünün.

CEYLAN ÖZBUDAK: 8 yıl içinde, dünyanın üçüncü en büyük ihracatçısı olacak Amerika.

ADNAN OKTAR: Oradaki yaptığı harcama yüz misli. Petrolün tamamını verseler bile yine olmaz-ki, Irak hükümeti hepsini alıp kullanıyor. Öyle bir şey yok.

Gülhan Yücesu; “Hocamız çok yakışıklı olmuş, fotoğrafını çekin lütfen. Beyaz gömlek yakıyor” diyor, maşaAllah.

 Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Turgut Bayram kardeşimiz Erbil’den şunu soruyor; “Beş bombalı araç bugün Erbil’de patladı. Acaba bir Kürt-Arap çatışması çıkar mı bölgede, sizin düşünceniz nedir? diye soruyor.

ADNAN OKTAR: Zaten Ortadoğu’daki insanlarımız televizyonlarla, dizilerle, Darwinist, materyalist eğitimle, adam öldürmeyi böyle bir derin zevk gibi algılamaya başladılar. Filmlerde görüyorsunuz, bütün filmler adam öldürme üstüne kurulu. Onlarda bu eğitimi aldılar, zemini de müsait, arazide müsait, karışan görüşende yok, kıyasıya adam öldürme istekleri var. Makineli tüfeklerle ateş etmek bayılıyor adamlar. Bazukaya bir şeye koyuyor, atıyor, o ona atıyor, o ona atıyor. Avrupa da, onların bu deliliğinden bu çılgınlığından yararlanmak istiyor. Adam geçenlerde yazdı, Musevi bir yazar, bayağı sözü geçen bir adam, “ne müdahale ediyorsunuz, yesinler birbirlerini” dedi. “Yani biz iki taraftan da nefret etmiyor muyuz? Ediyoruz yesinler birbirlerini ne derdiniz” diyor. “Ne güzel işte” diyor, “teşvik edin, birbirlerini yiyip bitirsinler” diyor. Konu bu. Zihniyetten nefret ediyorlar. Çünkü bağnaz zihniyette, müthiş bir insan düşmanlığı var. Hayvana düşman, kertenkeleye bile düşman. “Kertenkeleyi bile öldürün” diyor. Hayvanlara düşman artık. Kara köpek mesela uğursuz. Halbuki çok şeker, kara köpek kuzu gibi. Ne istiyorsun hayvandan? Kertenkeleden ne istiyorsun? Kendi halinde tavşan gibi acayip şeker hayvan. Ot yiyor, böcek yiyor. Faydalı hayvan. “Tek atışta daha çok sevap” diyor, “bir atışta öldürürsen.” O kadar nefrete dayalı bir sistem, inanılır gibi değil. Nereden çıkarıyorsunuz bunu? “Şeytandan Allah’a sığınırım. Euzu billahi mineş-şeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim” deyin, kendinize gelin. Kadından akıl almaz nefret ediyorlar, direkt yarım varlık. İnsanla, hayvan arası bir varlık olarak görüyorlar, bir parça insana benziyor gibi görüyorlar. Ben böyle rezillik görmedim, böyle rezalet görmedim. Bir kısmi diyor; “onun boşanma hakkı yok” diyor. Niye? “Aklı yarım, aklı yarım insanın aklına nasıl güvenirsin sen” diyor. “Doğru” diyor, hakikaten boşanma hakkı olmuyor. “Oy hakkı, o da olmaz” diyor, “yönetici delirdin mi sen” diyor “kadın kadın bu diyor anlamadın mı?” “Pardon, doğru söylüyorsun” diyor. “Hizaya gelmiyor” diyor, “döv, ağzını burnunu kır” diyor. Bu kafaya ne diyeceksin? Kendilerine göre yorumluyorlar Kuran’ı, kendi kafalarına göre. “Namaz kılmıyor” diyor adam, "öldür hemen” diyor. Türkiye de milyonlarca namaz kılmayan adam var, herkes sakalını kesiyor. Sakalını kestiğinde, adam öldürüyorlar. Kot pantolon giyiyor kadın altından söylüyorsunuz, kot pantolon giyiyor diye, adam bitiyor. Tabii çarşafın altından.

MEHTAP ŞAHİN: Enbiya Suresi’ni okuyorum, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.

1- “İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.”

2- “Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.”

3- “Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?"

4- “Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir." İnsanların büyük bir çoğunluğu, Hz. Mehdi (a.s)’ı ilk etapta tanıyamayacaklar, fakat Allah, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile ederek, İslam ahlakını dünyaya hakim kılacaktır.

Bu günkü programımız burada sona eriyor, yarın tekrar görüşmek dileğiyle, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü