Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (1 Ekim 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Gördüğüm en heybetli en etkileyici insan ruhum bir tanemle yayınımıza devem ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi 24. Dönem 24. Yasama yılını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katılımıyla başlattı. Cumhurbaşkanı Gül’ü meclisin girişinde meclis başkan vekili Ayşenur Bahçekapılı törenle karşıladı. Ve tarihte ilk defa bir kadın meclis başkan vekili bir cumhurbaşkanını karşılamış oldu.

ADNAN OKTAR: İyi, maşaAllah güzel. Başka?

DİDEM ÜRER: Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinin ardında eşi Hayrunnisa Gül’de meclise gelerek yeni yasama yılına açılışına katıldı o da, bu yeni değişiklikten sonra kamuoyunda.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Gelemiyor muydu daha önce?

DİDEM ÜRER: Hayır.

ADNAN OKTAR: Allah Allah başörtülü giremiyor meclise çok acayip. Vatandaş giremiyor mu meclise? Çok acayip. Ben meclise vatandaş girebiliyor zannediyordum. Garip.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Genel kurula giremiyor galiba Hocam. Meclis binasının içine değil de.

ADNAN OKTAR: Ne fark eder?

DİDEM ÜRER: Genelkurmay Başkanı Sayın Necdet Özer’inde bulunduğu dinleyici locasında açılışı dinledi sayın Hayrunnisa Gül. Meclisin açılış konuşmasını yapan Abdullah Gün “Gezi olaylarını demokratik gelişkinlik olarak” değerlendirdi.

ADNAN OKTAR: Evet, abartılı bir şey olmazsa, iyi. TGRT’de Melih Gökçek vardı canlı yayındı herhalde değil mi? Karşıdaki arkadaş zıt sorular soruyor ama bence kasten soruyor. Öyle bir şeye inandığından değil de, özellikle yapıyor olabilir. Yani CNN takılıyor diyelim. Melih Gökçek de mantıklı cevap veriyordu. Mantıksız bir konuşması olmadı. Hakikaten çok mantıksız şeyler soruyor bir kısım ihvanları, çok rahatsız edici, son derece samimiyetsiz izahlar. Makul konuşuyorsun, güzel. Mesela diyorsun “demokratik haklar.” Bu güzel. Ama herkesin anlayacağı derecede mantıksız şeyi mantıklı gibi anlatmaya kalkmak, yakışık almaz. O yüzden iyi oluyor açıklamaları Melih Hocam’ın.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam New York Times Gazetesi; “Ortadoğu haritasının yeniden çizilebileceğini ve beş devletten on dört yeni devlet çıkabileceğini” iddia etti. Böyle bir haritayla analize yer verdi. Dış politika analisti ve gazeteci Robin Right’ın analizine göre; “parçalanma potansiyeli taşıyan devletler Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Yemen ve Libya. Suriye ve Irak’ın parçalanmasıyla bu bölgede Alevistan, Kürdistan, Sünnistan, Şiistan olarak en az dört devletin ortaya çıkabileceğini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsun?

DİDEM ÜRER: Allah’ın izniyle parçalanma değil, birleşme olacak Hocam. İlk planda öyle parçalanma gibi görünse bile bu devletlerarasında-İslam devletleri arasında İslam Birliği olacağı için, bir etkisi olmaz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, onlar Mehdiyet’in gücünü tam kavrayamadıkları için, daha doğrusu Allah’ın gücünü tam kavrayamadıkları için, İttihad-ı İslam’ın güzelliklerini göremedikleri için siyasi, politik gözle bakıyorlar,  göremiyorlar. İslam, Kuran gözüyle baksalar, görürler inşaAllah.

Ben, Didem Hocam’dan bir şeyler dinlemek istiyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletinde İslamiyet’in resmi din olması için ön sözleşme imzalandı. Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Stefan Weil eyalet hükümet evinde İslam’ın resmi din olarak kabul edilmesi amacıyla müzakereleri başlatacak ön sözleşme imzalamak için İslam kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.

ADNAN OKTAR: Zaten gecikmişler. İslam dini dünyanın en büyük dinlerinden. Beklemeleri yersiz.

Şeyhimiz, dünyanın en tatlı Şeyhi, biricik Sultanımız Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri, tansiyonu iyi normale dönmüş, maşaAllah. Meşhur devriyesine çıkmış. Şeyhimizin devriye olayı çok önemli, meşhur devriyesi, inşaAllah. Allah nasip ederse, Şeyhimiz çıkarken mehter takımıyla çıkaracağız, Allah’ın izniyle. Hem böyle çok katlı mehter takımı, büyük, her çıktığında yer gök inleyecek. Üç faytonla gidecek Şeyhimiz, inşaAllah. Ama en hoşuna giden Osmanlı dönemi asker kıyafetleri. Ne tatlı insan, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan demokratikleşme paketinde, “’Öcalan’a siyaset yolu açılıyor mu?’ tartışması getiren siyasi partiler kanunundaki kısıtlayıcı engelin kaldırılacağını” açıkladı Hocam. Söz konusu madde, yüz kızartıcı suçlar ve terör suçunda hüküm giyenlerin siyasi partilere üye olmasını yasaklıyordu. Bu maddenin kaldırılmasıyla, ilgili suçlardan mahkum olanlar cezalarını çekince, yeniden mahkumiyetleri bitince siyasi üye olabiliyorlardı. Fakat Abdullah Öcalan hapiste olduğu için, bu düzenlemeden halen yararlanamıyor.

ADNAN OKTAR: Ne alaka? Güneş olduğu için buğdaylar kurudu, abuk sabuk şeyler! Zaten müebbet hapis almış yatıyor. Siyasi hakkı olsa ne olur ayrıca, müebbet hapis olan bir insan.

DİDEM ÜRER: Hocam, paketi eleştirenlere Başbakan Erdoğan; “Şu yapılanları görün bir defa” dedi. “Tüm inanç guruplarını kendilerine göre beklentileri vardır. Bunu sonu gelmez. Biz burada bütün inanç guruplarının inançlarını teminat altına alınması.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam kafayı takmasın, her şey iyi, güzel, anormal bir şey yok. Varsa da ufak tefek yanlış veya yanlışlar onlar da yine zamanla düzeltilir. Yani öyle vahim, çok acayip bir şey yok, inşaAllah. İyi adamların ağızlarını kapayacak bir durum işte. Şunu yapmıyorsun, bunu yapmıyorsun diyorlardı, herkesin itirazını susturacak bir açıklama. Riskli bir yönü de yok. Elle tutulur bir risk meydana getirecek bir şey yok. Tam sınırda bir üslup ve yıllardan beri dayattıkları izahlardı, anlatımlardı bunlar, hepsine cevap olmuş oldu. Bir şey olduğunda, ben yaptım ettim diyebilir. Ama Tayyip Hocam şu Avrupa Birliği’ne girme işini yeniden bir gündeme alsın. İsrail’le arayı iyice düzeltsin. Onu açık açık söylesin, Musevileri sevdiğini, İsrail’le dost olduğunu. Avrupa Birliği’ne girmek için de bastırsın. Türk İslam Birliği’nin lideri olarak Türkiye, Avrupa Birliği’ne girer. Yahut Avrupa Birliği, Türk İslam Birliği’ne girer, o ayrı mesele.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bursa’dan kardeşlerimiz geçtiğimiz Çarşamba günü Bursa Karaman Mahallesi’nden 650 adet evrimle ilgili 650 adet de A9 TV broşürlerinden dağıtmışlar. Ertesi günde oradaki kardeşlerimiz bir araya gelerek Kuran-ı Kerim ve sizin kitaplarınızdan okuyarak sohbet etmişler. “Allah, Hocamızdan gani gani razı olsun. Allah’ın dilemesi ve Hocamızın vesilesiyle kardeşiz, elhamdülillah” demişler.

ADNAN OKTAR: Hazirun nur gibi, çocuklar da melek gibi, maşaAllah. Eve neşe gelmiş. Eve güzellik gelmiş. Anadolu ahlakının, Anadolu terbiyesinin güzel bir tecellisi. Baktın mı hemen hissediliyor o sıcaklık, o tatlılık. Orada yapılan sohbetler de kalplere ferahlık. Allah üstlerindeki belayı alıyor, içlerine ferahlık veriyor, felaketleri önlüyor. Allah’ın anıldığı evlere bela girmez. Allah’ın dinini anlatan kitaplar dağıttıklarında oralara nur saçılır. Geçenlerde Yaratılış Atlası 2000 adet dağıtılmış, o çok büyük bir eylem. Yani icraat diyelim veyahut çalışma diyelim, muhteşem. Ve Birleşmiş Milletler üyelerine tek tek eline ulaşacağı şekilde şahane olmuş, çok iyi olmuş.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Önceki gün Gökhan kardeşimiz yeğeni Nuran’la birlikte Zonguldak’ta esnafı ve üniversite öğrencilerine yoğunluklu olacak şekilde kitaplarınızdan dağıtmışlar. Size sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ah canlarım benim, ah benim aslanlarım. Aferin, maşaAllah. Bak o çocukların hepsine, bu insanların hepsine bir mutluluk, saadet tattırmış oluyorlar. Böyle bayağı güzeller. MaşaAllah, elhamdülillah, çok iyi olmuş. Böyle faaliyetler hep bereket, huzur getirir. Güzellik getirir. Mesela bir kişi bir kitap veriyor, o insanı bir kere kurtarmış oluyorsun. Adamlar okuyor beyni açılır, içi açılır. Gidiyor annesine anlatıyor. Gidiyor çocuğuna anlatıyor, akrabalarına anlatıyor, iş arkadaşlarına anlatıyor. Orada insanlara anlatmayı severler. Bir şey öğrendiğinde, onu anlatmaya çok severler. Özellikle yeni öğrenenler bayılır, çok severler. Yeni öğrenen olduğu için, heyecanla onu herkese anlatır. Onu ilk duyanda, elinde kitap olmadan, bak kitap olan anlatıyor. Kitap olmayanda yine öğretme heyecanıyla o duyduğu bir kelimeyi de olsa, bir cümleyi de olsa gider mutlaka birine anlatır, ondan ona ondan ona. Ama hikmetli derli toplu anlatmak lazım ki, akıllarında iyi kalsın. Mesela böyle çarpıcı anlatımı hiç unutmazlar, hikmetli anlatımı. Mesela bazı insanların ömür boyu unutamadığı sözler olur. Kısa ve özlüdür. Öyle konuşmak lazım ki, akıllarında iyi kalsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Kayseri’den yeni açılan Harikalar Diyarı Eğlence Merkezi’nde 1000 adet broşür dağıtmışlar. Sizi çok sevdiklerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, can kardeşlerimizin oralar. Ne şeker varlık, ne estetik. Allah hoşumuza gitmesi için ne kadar çok süs yaratmış. Sırf kedi bile insanı bile acayip sevgiye doyuruyor. Ama bitmiyor. Kaz var, ördek var, civcivler, serçeler, bülbüller ucu bucağı yok, karacalar, her biri birbirinden komik ve sevimliler, maşaAllah.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Mersin’den kardeşlerimiz, birlikte 1000 tane broşür dağıtmışlar. “Canımızın içi, nurlu Hocamızın ellerinden öpüyoruz “ diyorlar.       

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Çocuklara bakıyım. Bak benim canlarım ne şekerler. Yanaştır bakıyım. Allah Allah, hayret yüzlerindeki nur, temizlik. Ne güzel varlıklar maşaAllah, elhamdülillah . Bak fettanlığa bak sen fettanlık. Hayır kendini sevdirmeyi de biliyor. Özel olarak poz vermiş. Sırf sevilme amacı. MaşaAllah, elhamdülillah.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndan kardeşlerimiz, dün broşür dağıtıp evde sohbet etmişler. Dualarınızı rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak ne güzel. Hz. İsa (a.s)’ın talebeleri gibi. MaşaAllah, ne güzel. Sofra bereketli, görüntü güzel, insanlar temiz, birbirlerini koruyup kolluyorlar, birbirlerinin haysiyetine, şerefine, namusuna titizler. Birbirlerinin sağlığını, sıhhatini koruyup kollama da titizler. Birbirlerine güzel sözler ediyorlar, güzel iltifatlar ediyorlar, onurlandırıyorlar, Allah’ı övüyorlar. Kuran’ın güzelliklerini anlatıyorlar. Bereket yağıyor, nur yağıyor. Bak sofraları çok güzel, sohbetleri de çok güzel. İnsan imreniyor her seferinde. Bir de nur gibi tertemizler. Başörtülü hanımlar var, başı açık hanımlar var, çarşaflı hanımlar var. Çok çok güzel, maşaAllah.

Bir başlık atalım. “#KuranlaDünyayıGüzelleştirelim.” Onu İngilizce olarak da yapalım. Birinci yaparsanız çok güzel olur, inşaAllah. Kuran’la Dünyayı Güzelleştirelim. #KuranlaDünyayıGüzelleştirelim.” Bütün dünyayı. Çünkü Kuran’ı yorumlamak önemli. Mehdiyet yorumu önemli. #KuranlaDünyayıGüzelleştirelim. Evet, süratle onu birinci yapmaya gayret edelim. İngilizcesini de yapalım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz şöyle yazmışlar; “Bursa, Orhangazi ilçe merkezinde, Bursalı hanımlar olarak, evrim ve Türk İslam Birliği broşürlerinden toplam 1453 adet dağıtmışlar.”

ADNAN OKTAR: Manidar. Aferin benim canlarıma, aferin benim aslanlarıma, maşaAllah. Bak bak bak cana bak sen, maşaAllah. Görüyor musun? Böyle anneanneler, babaanneler, ne güzel. Sonrada cennet bahçesi gibi yiyip orada bir araya geliyorlar, çok güzel. Şu sevimliyi bana yaklaştır bakıyım sen. Bak şekerliğe bak, şu neşesine. Yüzündeki ifadesinin temizliğine bak. Günahsızlığın güzelliğine bak. Hayret Allah’ın hikmetine. Günahsız insanın yüzüne bak, bir de günaha girmiş bir insanın yüzüne bak, hayret yani. Bak şu yüzdeki nuru görüyor musun? MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu kardeşlerimizin notu çok uzun okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Oku bakıyım.

DİDEM ÜRER: Şöyle diyorlar; “Ayrıca Meryem kardeşimizin kızı cimcime Şeyma ve oğlu Fatih’te broşür dağıttılar” diyor. Bu ikisi, Şeyma ile Fatih bunlar.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır şu cimcimeyi, Fatih’le ikisini.

DİDEM ÜRER: “Ve biricik Hocamızın ellerinden öpüyorlar. Hocamızı ne zaman göreceğiz diye soruyorlar köfteler?” diyorlar kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Onları ben ısırırım burunlarını kırt diye.

DİDEM ÜRER: Ve hanım kardeşlerimizin şöyle bir notu var; “Ultra muhteşem yakışıklı, en üst seviyede sanat anlayışına sahip, süper karizmatik, en klas giyinen, en ala tespihlerin sahibi, biricik aşkımız, ahir zaman aslanı Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Oktar Aslanoğlu El-haris- İbnu’l-Harris Hocamız’a.”

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Osmanlı Sultanı anlatır gibi.  

DİDEM ÜRER: Dört satırlık çok o’lardan oluşan. “Sonra sevgilerimizi gönderiyoruz. Aslan Hocamız bizler için dua ederse bizi çok ama çok sevindirir, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabii çok uzun olması lazım. Ama benim en hoşuma giden Muhammed ismi, Adnan’ın üstüne bu isimlerin ilave olan çok hoşuma gidiyor; Muhammed Ahmet Adnan, işte çok güzel.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Hak Ev Vakfı Tuzla Cem Kültür Evi’ni ziyaret etmişler Hocam. Vakfın müdürü Abdullah Bey, onları kapıda karşılamış, çok ilgi alaka göstermiş. Size selamlarını iletmiş. Kardeşlerimiz sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Sohbetlerinde İttihad-ı İslam, Hz. Mehdi (a.s) konularını konuşmuşlar.

ADNAN OKTAR: Bak Alevi tatlılığı, Alevi efendiliği, Alevi nezaketi açık açık Allah tarafından insanlara gösteriliyor. Geçenlerde de söyledim, bir bağnazın yanına gitsen, akıl almaz münasebetsizlikler, akıl almaz şüphecilik, dangalakça izahlar. Ama Alevi gönül insanıdır. Herkesi sever. Bitkileri sever, hayvanları sever ama hepsinin üstünde insanları sever. Gönülleri aşkla doludur. Sünni’yi sever, Vahabi’yi sever. Dinsize de şefkat göstertir Alevi. Hepsini bağrına basar. O Hacı Bektaş-ı Veli’nin resmi var ya Ceylan kucağında, çok iyi anlatıyor olayı, aslan yanında. Sevgi dolu olmayı, güzel insanlar. Allah hepsine, hayır, bereket, iyilik hoşluk versin. Sünni’lerinde, Vahabilerinde, Şii’lerinde güzel insanları çoktur.

DİDEM ÜRER: Hocam, mecliste gazetecilerin sorularını yanıtlayan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik; “’Pakette Cem evleriyle ilgili düzenlemede bekleniyordu’ denilmesi üzerine, onunla ilgili bir çalışma var, devam ediliyor” dedi.  

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, Alevileri seviyor. Bağnaz değil, klas insan. Değiştirdi kendini, sürekli de değiştiriyor. Yazık günah yani oturup böyle sürekli aleyhine bir üslup, nefret politikası geliştirmek, vicdanlı bir tavır olmaz. Yani doğruya doğru, eğriye eğri. Hatası olduğunda söylüyoruz, “bu gereksiz” diyoruz. Haftasına kalmadan yapıyor, düzeltiyor. Mesela başka eski siyasileri söylesen, bazıları çivi gibiydi, ne söylersen söyle değiştirmiyordu. Gurur yapıyordu, enaniyet yapıyordu. Ama Tayyip Hocam enaniyet yapmıyor. Söylendiğinde, değiştiriyor.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında şöyle söyledi, demokratikleşme paketiyle ilgili; “Paketin PKK tarafından hazırlandığını ve en çok PKK’ya yaradığını” öne sürdü. Andımızın kaldırılmasını da eleştirerek, “ailelerin okullarda bunu protesto edeceğini” iddia ederek, bir nevi çağrıda bulundu.

ADNAN OKTAR: Demek ki, onunda haklı tedirginlikleri var. Ama o seviyede bir şey gelmedi şu an. Yani kırmızı çizgi düzeyinde değil. Mesela dil öğreniyor, öğrensin. Kürtçe öğreniyorsa öğrensin. Ama mesela resmi dili bölgede mesela Kürtçe yaparsan böldün gitti Türkiye’yi, Allah esirgesin. Yani çünkü her şeyde hayır var. Bu net yani kültürünü ayırmak istiyor. Her şeyini ayırmak istiyor. “Oradakiler kendi kendilerini yöneltsin” dersen, yani “Kürt’ü, Kürt yönetsin” dersen, “Türk’ü Türk yönetsin, Çerkez’i Çerkez yönetsin” dersen, paramparça edersin Türkiye’yi. Tayyip Hocam buna gelmez. Ama kenarlara kadar geliyor, doğru. Yani en uç kenarlara kadar geliyor. Ben dikkatli izliyorum. Ama kırmızıya basmıyor. Orada duruyor yani. And konusunu, sürekli dillerine dolamışlardı, Andı işte kaldırın, kaldırın kaldırın. İki türlü, ya iyice anlatacaksın. Ant’dan kasıt saf Irk, Türk Irk’ ı anlamında değil. Kürtleri de, Türkleri de, Çerkezleri de hepsini içine alan bir ant dersen, bu olur. Ama herhalde bunu anlatamıyorlar, anladığım kadarıyla.  Fakat yani ciddi bir risk oluşturacak bir konumda değil bu. Yani bunu anlatmak tabii çok önemli. Oradaki kasıt, hakikaten onu Altaylar’dan gelmiş saf bir ırk olarak alıyorsa, katıksız Türk ırkı olarak alıyorsa, “ne Mutlu Türk’üm diyene” derken yani Çerkez’i, Laz’ı, Boşnak’ı-haşa-adam yerine koymuyorsa, bu zaten psikopatlık bu, bu manyaklık. Açıklaması yok. Ama bu anlamda olmadığını bütün Türkiye biliyor. Bunu iyi vurgulamak lazım. Bu anlamda anlayanlar da vardır tabii. O ayrı bir mesele. Yani delice bakanlar da var olaya. Saf kan Türk mü? Bu manyaklık başka bir şey değil. Bu çok korkunç bir şey bu. Böyle adam babasını da keser. Manyak demektir. Şakası olmaz bunun. O tedirginliği yatıştırmak için Tayyip Hocam böyle bir şey yaptı. Ama telafi edilmeyecek bir şey de değil. Yani daha güzeli, daha iyisi de yapılabilir, inşaAllah. And, mecbur değiliz. O and vahiy değil nihayetinde. Yani o andı daha hoş, daha anlaşılır hale getirebiliriz. Yani bütün Kürtleri, Lazları, Çerkezleri hep içine alan anlamda bir Türklüğü vurgular bir üslupla yeniden, daha kapsamlı daha iyi bir and hazırlanabilir. Madem yanlış anlaşılıyor, yanlış anlaşılmayan bir and hazırlanabilir.

DİDEM ÜRER: Hocam, İngiliz The Times Gazetesi, paketin özellikle başörtüsü yasağıyla ilgili kısımlarını öne çıkararak, "laik devlete saldırı" olarak yorumladı. Indepentenda ise; "Türk Başbakan, başörtüsü yasağını kaldırdı" diye başlık attı.

ADNAN OKTAR: Bundan sorun çıkmaz. Şöyle bir risk olsa olabilir, mesela devlet dairesinde başörtülü hanımlar ayrı çalışıyordur, başörtüsüzler ayrı çalışıyordur, mesela başörtülülerle başörtüsüzler arasında bir gelirim olursa, başörtülüler başörtüsüzleri tahkir etmeye kalkarsa yahut devlet kadrolarında sadece başörtülü hanımlara önem verilip, diğer önem verilmezse, böyle garip bir gelişme olursa, o zaman zaten tedbir alınır, kanunen hukuken tedbir alınır. Ama böyle bir şey yoksa, çok az sayıda kapalı hanım var ve çok efendi terbiyeliler. Çok ezikler işin doğrusu. Bırakalım, rahat yaşasınlar. Orada burada laf atıyorlar, canlarını yakıyorlar, üzüyorlar. Çok çirkin, çok fazla sözler duyuyoruz. Eskiden de öyle. Rahat rahat gezsinler. Başörtüyle gezsin, her yerde saygı duyulsun. Ama onlarda sakın ola ki, başörtüsüzlere tavır almasınlar, ima dahi etmesinler. Onları sevdiklerini, beğendiklerini göstersinler. Ve nihayet her ikisi de haklı. Başörtüsüz de haklı, başörtülü de haklı. İkisi de Kuran’a göre bu şekilde hareket edebilir. Mesela ben diyorum, "Risk altında görmüyorum kendimi, güven içinde görüyorum, başörtümü çıkarıyorum" diyor. Doğru, haklı. Öteki diyor ki, “ben kendimi risk altında görüyorum, başörtüsüyle gezeceğim” diyor. O da haklı. O zaman iştiyaklarına birbirlerinin saygı duysunlar. Çünkü ikisi de haklı, ikisi de yüzde yüz Müslüman, ikisi de günahkar değil. Bunu hissettirmek çok önemli. Allah esirgesin, bundan kaynaklanan bölücü bir ruh, bölücü bir tavır olursa, o zaten dikkatten kaçmaz, o zaman tedbir alınır. Ama şu an, mazlum insanları mağdur etmek bütün Türkiye’de yıllardan beri hep insanlara azap verdi, rahatsız etti. Hatta komünistler bile rahatsız şu başörtüsünden dolayı, hanımların rahatsız edilmesinden dolayı. Ateistler de rahatsız, herkes rahatsız. Bırak istediği gibi yaşasın kardeşim sana ne değil mi? Devlet dairesine niye giremesin? Ne kadar üzücü, mahcup edici bir şey. Kapıdan giriyor, “hanımefendi siz dışarı çıkın.” Niye? “Başörtüsü var.” Bir genç kızı bu şekilde rencide etmek ne demek? Çok çok büyük bir olay, büyük bir hakaret bu.

DİDEM ÜRER: Okuma hakkının elinden alınması.

ADNAN OKTAR: Kardeşim düşün, onu görenlere de çok hakarettir bu. Bir tek ona değil, onu görenlere de hakaret ediyorsun sen. Ne kadar gergin ve soğuk bir ortam. Okulun önünde çocuklar geliyor, başörtüsünü çıkarıyor. İnsan acıyor. Çok ayıp, günah. Çünkü azap çekiyor o çocuk. Başörtüsünü çıkardığı için azap çekiyor, inancına göre çünkü yapmaması gerekiyor. Elleme, inancına göre. Niye mahcup ediyorsun? Çıkarıyor başörtüsünü, bütün millet görüyor, utanıyor, ne yapacağını bilemiyor çocuk. Zor durumlarda kalıyor yani yüzlerce insan bakıyor. Kardeşim o kendini acayip hissediyor o anda, başörtüsüz olduğunda acayip hissediyor. Çünkü inanıyor ona, samimi inanıyor. Elleme, öyle inanıyorsa niye elliyorsun, niye canını yakıyorsun? Bırak istediği gibi girsin. İyi oldu, o yönden güzel. Laiklikle zıtlaşan, tersleşen yönü yok. Gerçek laiklik uygulanmış oluyor. Bu gerçek laiklik oluyor. Başörtülüye de, başörtüsüze de devlet saygı gösteriyor. Öbürü laiklik değil ki. Yani laikliğin zıttı bir hareket olmuş oluyor. Laiklik ne demek? Devlet dindara da, dinsize de aynı mesafede. O zaman tamam, elleme. Başörtülü de girsin, başörtüsüz de girsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Şahin Alpay; "Gelişimin eleştirel akıllı olacağını, eleştirel aklı boğan Nazizm’in, faşist rejimlerinin çoğunun ve komünizminde yıkıldığını, insanların akıl kullanarak hatalarını düzeltme yeteneğine güvendiğinde geleceğe de umutla baktığını" söylemiş.

ADNAN OKTAR: Tamam, aklımızı kullanırız ama Kuran’la aklımızı kullanırız. Bir komünist aklı vardır, bir faşizm aklı vardır, bir Kuran aklı vardır, bir psikopat aklı vardır. Hepsine göre bir akıl var. Adam ben “Napolyon’um” diyor, “ben çok akıllıyım” diyor. Şimdi biz ona uyacak mıyız? Kafasına huni geçiriyor, “akıllıyım ben, uyacaksınız” diyor. Olmaz. Akıl denen şey, anlaşılan Kuran’dan kazanılan merhametli, şefkatli, makul, tutarlı olan, vicdanıyla hareket eden insana biz akıllı diyoruz.  Bizim inancımıza göre böyle, inşaAllah. Diğerleri nedir, benim inancıma göre böyle. Ama diğerlerine ben akılsızsın demem. Benim inancıma göre akıllı böyle, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerikan Kongresi’nde Cumhuriyetçilerin altı haftalık kısa vadeli bütçeyi onaylamak için, sağlık reformunu durdurmasını şart koşmaları nedeniyle uzlaşmaya varılamadığı için, Amerikan hükümeti 17 yıl sonra ilk kez resmi olarak kapandı.

ADNAN OKTAR: Bu çok mantıksız. Lokanta kapatmak gibi, nasıl tatildeyiz gibi olur mu? Bence artistlik yapıyorlar, ayıp olmasında.

DİDEM ÜRER: Hocam, onun dışında zorunlu olarak şu durumda 800.000 hükümet çalışanı ücretsiz olarak zorunlu izne ayrılıyor şu anda. Federal kurumların çoğu ve parklar, müzeler kapanıyor. On binlerce havalimanı çalışanı, gardiyan ve sınır görevlisi de ücret almadan işlerini bırakmak zorunda kaldılar.

ADNAN OKTAR: O zaman dünya çapında Amerika'ya destek sağlansın. Çok kötü bir şey bu. Güzel insanlar o insanlar. Yani kibar, sevgi dolu insanlar. Bunları dünya mağdur etmesin. Bütün dünya birleşsin, maddi yardımda bulunsun. Yani hakikaten güzel insanlar. Yani sevecen insanlar, efendi insanlar. Bu kadar insanın canını yakmak, ızdırap çekmelerini seyretmek olmaz. Onurlu insanlar demek ki, yardım da istemiyorlar Amerikalılar, çok gururlular. Ama bunu seyretmek olmaz. Baya mağdur olurlar. Yazık değil mi? Yiyecek yardımı yapılabilir. En ziyade yiyeceğe ihtiyaçları olunabilir.

DİDEM ÜRER: Şöyle Hocam Nasa’da kapandı. Mevcut paraları vermeye izin vermiyor senato. Normalde hazinede para yok, fakat aktarılan paraları vermiyor. O sağlık reformu yapmak istemişti Obama, fakirleri sigorta yapmak istiyor, bunu kabul etmiyorlar, oradaki orayı ona aktarın diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bu daha da beter durum olmuş, olur mu? Bir uluslararası destek olması gerekir. Onları kilitleyen bir sistem olmuş, bir şey olmuş. Ne olmuş? Mehdiyet’in ruhu orayı şarmış. Bir mucize meydana gelmiş. Amerika gibi tepmez devrilmez bir ülkenin bu hale gelmesi ve devletin iflas etmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığının, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın görevde olduğunun alametidir. Allah onları kendine döndürmek için bunları yapıyor. Şevketin, merhametin, sevginin önemini göstermek için yapıyor, Cenab-ı Allah. Dinden uzaklaşınca Amerika, böyle bir felaketle karşılaştı.

Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerini biraz dinleyelim, sonra devam edelim, inşaAllah.

VTR-Ahir Zamanda Gerçekleşen Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametleri - 1. Bölüm

MERVE BÜYÜKBAYRAK: Ankebut Suresi, yedinci ayetini okuyorum. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. "İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz." Allah, bütün samimi Müslümanların günahlarını bağışlasın, hepsini, cennetleriyle ödüllendirsin.

Bugünkü yayınımız bu kadar oldu inşaAllah, yarın Hocamızla tekrar devam edeceğiz, iyi akşamlar.

Masaüstü Görünümü