Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (3 Ekim 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Canım, bir tanem, gözbebeğimin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Önce Şeyhimizden başlayalım. Dünya tatlısı Şeyhimiz, doktor gelmiş uykusu bölünmüş Şeyhimizin. Ona dikkat etsinler. Uykusunu alsın, ondan sonra gelsin doktor. Uykusunu bölüp, doktor olmaz. Doktor çok iyi bulmuş Şeyhimizi. Göğüs hastalıkları uzamanı; “tedaviden önceki halinden çok daha farklı” demiş, maşaAllah. Ama yine de Şeyhimizin böyle uykusunu bölecek şeyler, rahatsız edecek şeylerden yahut da onu gerilime sürükleyecek şeylerden şiddetle kaçınmalarını istirham ediyoruz. Özellikle oraya münasebetsiz adamların getirilmesi olmaz. Sözle lafla Şeyhimizi rahatsız edecek tiplerden, Şeyhimizi uzak tutmak lazım. Şeyhimizin neşesi yerinde olduğunda, her şey iyi oluyor, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Hüseyin Çelik’ten: “Bu ülkede gerçek bir sosyalist varsa o da Recep Tayyip Erdoğan” diyen Başbakan danışmanı, Yiğit Bulut’a bir yanıt geldi. “Hz. Ömer (r.a) ne kadar sosyalistse, Sayın Başbakan da o kadar sosyalisttir. Sosyal adalet kavramına inanmak, sosyal devleti hayata hakim kılmak, vatandaşın sosyal davranışın tadına varmasını sağlamak sosyalist olmayı gerektirmez” demiş.

ADNAN OKTAR: O sosyalistlerin ağzını kapatmak için söylenmiş bir söz. Yoksa Tayyip Hocam sosyalist oldu falan anlamında değil. Yani, “siz komünisttir, sosyalistsiniz, şu menfaatleri var, şu faydaları var diyorsunuz ama o faydaları zaten bu hükümet yapıyor” o anlamda. Farz edelim, kapitalizmin de faydalı yönleri varsa, onu da yapıyor, o anlamda. Onu anlamamak mümkün değil. Fakat tabii ihtiyaten cevap vermiş. Ama o konuşma sevecen bir konuşma, iyi niyetle yapılmış bir konuşma. Sosyalizmin iyi yönleri hakikaten var. Her rejimin, her düşüncenin iyi yönleri olabilir, her insanın iyi yönü olabilir. Yani o iyi yönler bizde var; anlamı bu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu Hocamız; “anadilde eğitimin doğru olmayacağını, ülkenin h8zurunun bozulacağını” söyledi. “Bölünmek iyi bir şeyse, bölünelim. Bu ülkede 18 etnik grubun olduğu varsayılır. Bütün okullarda Kürtçe eğitimi zorunlu yap bakalım, üniversite kur, sonu nereye gidecek?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Bir kere oradaki amaç sadece, Kürt Kürde bir eğitim. Ve “aramıza Türk girmesin, Laz girmesin, Çerkez girmesin, Boşnak girmesin, Arap girmesin, sadece biz Kürtlerle beraber olalım.” Bu kafayla ortaya çıkmış bir fikir. Bu olmaz. Bunda bir insancıllık, makullük, bir mantık yok. Ve bölünmenin diğer adı. Bu vatanda biz bir yere gittiğimizde, her yerde anlaşabilmemiz lazım kardeşlerimizle. Kürtçe öğrenmek istiyorsan, öğren kardeşim zaten. Kürtçe ders de konabilir, öğrensin. Kurs açılabilir, devlet kurs açsın her yerde. Öyle bir sorun yok. Ama vatandaşın birbiriyle dil bağlantısının kopartmak, inanç bağlantısını kopartmak için yapılıyorsa, bu olmaz. Yani bize böyle maval okumasınlar. Burada amacın ne olduğu belli. Hiç sevgiyle alakası yok bu ifadenin, şefkatle alakası yok, muhabbetle alakası yok ve diğer kavimlere karşı, diğer ırklara karşı müthiş bir tavır lama var burada. Arap nasıl okuyacak orada? Türk nasıl okuyacak? Çerkez nasıl okuyacak? Onlara yol görünmüş olacak. Olur mu öyle şey? Türkiye’de bir tane dil var, Türkçe var, gayet de arı rahat bir dil. Kitaplar üniversiteler hepsi onlara göre kurulmuş şakır şakır eğitim gayet güzel devam ediyor. Adam mesela diyor ki “ben İngilizce öğrenmek istiyorum” diyor; “tamam” diyorlar “buyur öğren.” Mesela Boğaziçi’nde İngilizce öğretiyorlar. Ama Türkçe ana dil. Herkes Türkçeyi biliyor yaşıyor. Dayatma tarzında yeni bir millet meydana getirmeye kalkmak, yeni bir devlet meydana getirmeye kalkmak, yeni bir bölünme meydana getirmeye kalkmak için bu şekilde kafalar ortaya çıktığını düşünelim -Allah esirgesin- mesela dese ki “Arapça eğitim istiyoruz biz”, öbürü dese ki “biz Sırpça” biri Lazca eğitim istiyoruz” dese, paramparça olur Türkiye. Bunun mantıksızlığı açık. Mantıksızlığı başlattıktan sonra geriye almak erdemdir. Sonuna kadar gurur yapıp bunu götürmeye devam etmek mantıksız. Burada durun artık. Belli ki mantıksız bu. Ne imani, ne vicdani hiçbir mantığı yok.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün Gazetesi yazarı Ali Atıf Bir köşe yazısında; “özel okullarda Kürtçe eğitimle ilgili bir pilot uygulamanın uygun olmadığı, pilot uygulama başlasa dahi etkilerini ölçmekte ve değerlendirmekte zorluk çekildiği ve daha sonra sonuçlara bakmadan genel uygulamaya geçildiğini” belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Ne pilotu? Bıraksınlar, öyle bir şey olmaz. Kürtçe öğrenmek isteyene devlet her mahallede kurs açsın, her sokakta açsın, bir şey dediğimiz yok. Ama eğitim dilinin, resmi dilin Türkçe olması lazım-ki, biz vatandaşlarımızla anlaşalım, kardeşliğimiz pekişsin. Burada bizim kardeşliğimizi bozamda azimli bir mantık var. Yani biz Mardin’e gittiğimizde konuşamayacağız, Mardinli kardeşim buraya geldiğinde konuşamayacak. Bir de tel duvar da olursa oh. Yani kafa bu. Dille bir duvar yapacak, sistemle duvar yapacak, sonra beton duvar yapacak, sonra tel duvar çekecek olmaz öyle şeyler. Biz kardeşliğimizin pekişmesi için tedbir alıyoruz, adamlar da kardeşliğimizin bozulması için tedbir alıyor. Olmaz öyle şey.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız da bugün canlı yayındaydı ATV’de. Anadilde eğitimle resmi dili birbirine karıştırmamak gerekiyor. Diğerinde bölünmeye sebebiyet verebileceğini anlatmaya çalıştı.

ADNAN OKTAR: Bunu çocuk olsa anlar. Bunlar kafalama yapıyor kendilerince ama en kötüsünden kafalama. Açık aşikar değil mi? “Senin dilin ayrı, inancın ayrı, şunun ayrı, bunun ayrı” dersen bir adama “gel bir de beton duvar çekelim” der adam. Bu ne sevgisizliktir, nasıl bir kafadır? Arap’ı sen niye sevmiyorsun kardeşim, Türk’ü niye sevmiyorsun, Çerkez’i niye sevmiyorsun, Zaza’yı niye sevmiyorsun, Boşnak’ı niye sevmiyorsun? Nur gibi insanlar kardeş ol. Mesela Mardin’i Boşnak bir vali yönetsin, Samsun’u Kürt bir vali yönetsin ne güzel. Mesela biz iftihar ediyoruz birçok Bakanımız Kürt. Hükümette neredeyse yarıdan çoğu Kürt, iftihar ediyoruz. Cumhurbaşkanımız da rahmetli Kürt’tü, Genelkurmay Başkanı olabilecek insanlar çıktı, Cumhurbaşkanı olunca Genelkurmay Başkanı da oluyor, başka şeyler de oluyor. Jandarma Kuvvetleri Komutanı rahmetli o da Kürt’tü. Dolayısıyla biz iftihar ediyoruz. Mesela Hüseyin Çelik Kürt, acayip seviyoruz. Ben Kürt olduğu için de ayrıca seviyorum. Ama Türkçe konuşuyor ben anlıyorum. Şimdi çıksa Kürtçe konuşsa ben ne anlayacağım? Benim konuştuğumu da o anlamaz. Bu akıl mı? Bunu oturup zırt pırt gündeme getirmenin alemi yok, böyle bir şey olmaz. Ama adam mesela Kürtçe dilekçe vermek istiyorsa, bilmiyorsa Kürtçe yazar verir. Yani devlet ona tercüman tutar bir şey yapar. Mesela derdini gidiyor anlatamıyor, Kürtçe anlatıyor tamam, devlet tercüman getiriyor hallediyor. Ama resmi dili sen şimdi Kürtçe yaparsan hakim Kürtçe konuşması gerekecek. Nereden bulacağız Kürtçe bilen hakim?

“Hz. İsa (a.s) yeniden dünyaya geldiğinde hangi uyruktan olacak? Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyan, Hz. İsa (a.s)’ı tanıyabilecek mi, inşaAllah?” Hz. İsa (a.s) daha gizli olur, Hz. Mehdi (a.s) daha zahir olur. Çünkü Hz. İsa (a.s) zaten aleni bir tebliğ faaliyeti yapmıyor, böyle göz göre göre. Hz. Mehdi (a.s) açık, aşikar. Gizli galibanedir Hz. İsa Mesih (a.s). Açık açık faaliyet yapmaz, hemen dikkat çeker. Ama siyasi faaliyet yapıyordur. Geldi diyen kişiler var, duyuyorum. “Şu an korunuyor, muhafaza altında” diyenler var. Araştırıyoruz biz de, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün yine Burma’da yaklaşık bin kişilik Budist bir grup, Arakan’daki Müslümanların yaşadığı bir köyü bastı. Beş kişi hayatını kaybetti, onlarca ev ateşe verildi.

ADNAN OKTAR: Müslümanların işte başında baş olmadığı için, Budistler oradaki Müslümanları asıp-kesen, kadınlardan nefret eden insan olarak biliyorlar, dolayısıyla nefret ediyorlar. “Onlar bizi keseceğine, biz onları keselim” diyorlar. Şefkatle yaklaşmıyorlar. Budistlerin hakkında görüşleri çok keskin bağnazların. Nefret ediyorlar onlardan. “Siz bizden nefret ediyorsanız, biz de sizden nefret ediyoruz” diyorlar, o zaman bu bela ortaya çıkıyor. Halbuki Budistlere şefkatle yaklaşsalar, Budistler çok halim insanladır, çok şefkatli. Hatta ağızlarına bez kapatıyorlar bir kısım Budistler; ağızlarına böcek girer de yahut ayağının altına böcek gelir de, böceği öldürürüz diye, o kadar çekiniyorlar. Böcek öldürmek, yani herhangi bir canlıyı öldürmek onlarda yasak. Yani ufak bir böceğin bile gelmesi, ondan bile çekiniyorlar. Gerçi bu çok acayip bir düşünce de, pratikte olacak bir şey değil.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Amerika ziyaretinde CNN International’a programa konuk olduğu yayında, İngilizce konuşmaları İngilizce altyazı olarak yayınlanmış. Bunun çok değişik bir hareket olduğunu genel olarak söylüyorlar. İngilizcesi kötü olan kişilere bile altyazı yapılmıyormuş genelde.

ADNAN OKTAR: Kınanır, uyarılır, o tip adamlarla bir daha görüşülmez, o yönde tedbir alınabilir.

DİDEM ÜRER: İtalya’nın Afrika’ya en yakın kara parçası olan Lampedusa Adası açıklarında kaçak göçmenleri taşıyan teknede yangın çıktı. 250 göçmenin kayıp olduğu belirtildi, 93 göçmen de hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: İşte her yerde bir acı, felaket ahir zamanın bir özelliği. Allah “mutluluk vermem” diyor. “Ya Benim dediğimi yaparsınız, ya Benim rızama uygun, Beni severek, dikkatiniz bende olarak, Mehdiyet’e tabii olarak, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı severek, dinin güzelliğini isteyerek, ahireti isteyerek sevgiyle yaşarsınız veyahut eğer dünyaya dalacaksanız, Beni unutacaksanız, Bana şükretmeyecekseniz, Benim nimetlerimi önemli görmeyecekseniz, Beni unutacaksanız, Ben de sizi unutacağım ve canınızı yakacağım” diyor Cenab-ı Allah. Konu bu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu; “hükümetin meclise gönderdiği Suriye teskeresini doğru bulmadıklarını ve hayır oyu vereceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu “hayır” oyu verecek. Muhalefet tabii ne desin? Muhalefet olunca, keskin muhalefet olması gerekiyor. Aksi olursa, zaten muhalif gibi görünmez. Muhalefet, iktidarı güçlendirir, muhalefet her zaman faydalıdır, demokrasinin işlediğini gösterir. Yani muhalif olduğunda biz üzülmeyiz, tedirgin olmayız. Zaten Müslüman üzülmez. Sadece anladığımız şu olur; özgürlükler var, demokrasi var, demokrasi şakır şakır işliyor. Anlamı bu olur.

DİDEM ÜRER: Tezkere onaylandı bu arada Hocam.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, tezkerenin uygulanmasına gerek kalmaz.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz İstanbul Bağcılar’da kuaföre Yaratılış Atlası hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Kuaför, maşaAllah baya güzel. Hem de Yaratılış Atlası çok çok güzel. Görünümü de güzel. Gelen giden şöyle 3-5 sayfa okursa, baksa, okumasına da gerek yok 3-5 sayfa baksa, “evrim yokmuş” diyecek, konular kökünden hallolacak, ne güzel.

Müslümanları insanlar daha böyle kolay görüyorlar. Küfürde insanlar daha temkinli, daha dikkatli oluyorlar. Onlara karşı böyle bir şirretlik yapmak, densizlik yapmak, dolandırmaya kalkmak, kumpasa almak gibi bir tavırları olmuyor, daha temkinliler. Ama Müslüman oldun mu, diyorlar “bu nasıl olsa şefkatlidir, bunun üstüne yıkılalım, dolandıralım, para isteyelim, bir şeyler isteyelim.” Evlenmekse, musallat olsun, böyle kolay görüp kandırırım, kafalarım, malını alırım, mülkünü alırım ama vicdanına yönelirim. Müslüman’ın iyi niyetini akılsız insanlar çok çirkin kullanıyorlar. Bir kere çok kolay görüyor Müslüman’ı. Farz edelim bir delikanlı, bakıyor zengin, parası da var, imkanı da var, sessiz, sakin, içkisi yok, kumarı yok. Tam, ömür boyu köle yapılacak adam. Hadi bakalım evlen. Niye? “İşte evlen. Herkes evleniyor” diyor, biz de evlenelim. Allah’ın rızasını arıyor musun sen? Allah’ın rızasının en çoğunu arıyor musun? Allah’a teslim oldun mu? Bir de o adam seni aylarca, yıllarca bekledi mi? Ne özelliğin vardı da seni bekledi? Neden beklesin seni? Kendini çok ucuz, çok akılsız bir modda tutan insanlar. Böyle rahatça Müslümanları kafalayacağını ve baş belası olacağını düşünüyorlar. Ömür boyu kendine baktıracak, üstüne yıkılacak. Yani bir mahluk gibi, kirli bir hayvan gibi. Halbuki Müslüman, ancak takva, sevdiği bir insan olursa ona karşı sevgi saygı duyar. Yoksa da ona acır, şefkat duyar, kurtulması için gayret eder. Ama Allah ayette açık söylüyor “mümin erkekler mümin kadınlara, mümin kadın mümin erkeklere, müşrik kadınlar müşrik erkeklere, müşrik erkekler müşrik kadınlara.” Git kendi denginle beraber ol, niye Müslüman’a musallat oluyorsun? Ucuz görüyor kendi kafasınca. “Hocam, “işte işyerim battı bana yardım edin.” Ne kadar? Elli bin lira. Ben size sonra öderim. Veya hibe tarzında. Diğeri diyor ki; “evleniyorum ben, bana bir yüz bin lira. Diğeri diyor ki, “dedem şuraya nakledilmesi gerekiyor, bana şu kadar. Ben de ev olarak oraya taşınmam gerekiyor, bana böyle.” Biz bin bir türlü konuyla uğraşıyoruz. Bin bir türlü cins adam musallat oluyor. Hukuki konular oluyor. Ama asıl vazifemiz bizim tebliğ yapmak, İslam’ı Kuran’ı anlatmak. Ben senin şirketinin batmasıyla nasıl ilgileneyim? Ve hangi birinizle ilgileneyim? Ayrıca nereden bulayım? Sürekli istiyor. Bizim öyle bir imkanımız olsa zaten, televizyonu karasal yayına geçiririz. Çok büyük tesisler kurarız, büyük faaliyetler yaparız, kitaplar dağıtırız. Ben paramı biriktirip de seni mi bekledim ben sana vermek için? Ne kadar akılsız insanlar var, ben inanamıyorum? Ama bir tane, on tane, elli tane, yüz tane değil. Yüzlerce mesaj geliyor. Hepsi sürekli para istiyor. Bu kadar görgüsüzlük, bu kadar münasebetsizlik olmaz. Benim üstüme kayıtlı bir mal varlığım yok zaten. Beş kuruş üzerime kayıtlı mal varlığım yok. Olduğunda da ben hemen Allah için harcıyorum. Yok, ortaklık kurmuş da, parası yetmiyormuş da. Deli gibiler. Akılsızlığa bak. Dünya kan gölüne dönmüş, Suriye bir yandan, Afganistan bir yandan, Irak bir yandan. Bütün İslam alemi kan kusuyor, oturmuş adam “düğün yapacağım Hocam” diyor, “bana para lazım.” Pek lazımdın yani. Çok ilginç, garip insanlar var. “Hocam” diyor, “falanca hanımla evlenmek istiyorum.” Pislik torbası gibi herifsin. Akılsız herif dinle alakan yok, imanla alakan yok, Kuran ile alakan yok. Hayatta bir gayen yok. İnsanları sevmeye yönelik bir tavrın yok. Sadece mikrop gibi yaşamak istiyorsun, bakteri gibi yaşamak istiyorsun. Mümin bir kadın senin gibi bir pislikle, iğrenç bir mahlukla niçin evlensin? Niye bir bakteri torbasının ömür boyu bekçisi olsun? Mümin bir kadın, Allah’a kendini teslim etmiş, nur gibi varlıktır. Sadece Allah’ın rızasından zevk alır mümin kadın. Allah’ın rızasını gece gündüz arar. Mümin erkek de aynı şekildedir. Bakteri gibi pislik hanımlar oluyor, falanca. Bu çocuk üniversiteyi senin için mi bitirdi? Senin için mi gayretini yaptı, seni mi bekledi şu ana kadar? Ne özelliğin var? Pislikten başka ne özelliğin var? Allah’ı anmazsın, İslam’a hizmetin yok. İnsanlığa da bir faydan yok. Dinsiz bile olsan, insanlara faydası olan birisi olabilirsin. O da yok. Egoist, bencil, hayvan gibi yaşamak isteyen, üçkâğıtçı, annesiyle babasıyla teşkilat olan basit insanlar. Adam seni beklemiş yani bilmem kaç yaşına kadar. Pek lazımdın yani başına bela olmak için. Sen desene, “ben Allah’ın rızası için yaşıyorum, Allah’a aşığım, Kuran’a tabiyim. İnsanlığın kurtuluşu için gayret ediyorum” de. İlmini artır, irfanını artır, bilgini artır. O zaman sana Allah her şeyin güzelini nasip eder. Ama böyle pislik bir karakterle sana Cenab-ı Allah niye nimet versin? Kendilerini çok uyanık zannediyorlar. İlla Müslüman’ı dolandıracak, illa bir sahtekarlık yapacak. “Hocam” diyor, “nişanlımdan ayrılmak üzereyim.” Bana yine bugün yazmış. “İşte maddi durumum şey olmadığı için. Bu ayrılığı engelleyin lütfen siz Müslümansınız.”  Yavrum dedim, darphane değilim ben nereden bulacağım? Bizim de birçok yere destek olmamız gerekiyor. Hasta olan oluyor, kanser hastası olanlar oluyor. Onlara da yardım etmemiz gerekiyor. Senin nişanlın, eğlenmen beni ne ilgilendirir? Deli misin sen? “Ne biçim Müslümansınız” diyor. “Hani Müslüman Müslüman’a yardım ederdi?” Akla bak. Sen İslam için ne yapıyorsun? Kuran için ne yapıyorsun? Ben Merkez Bankası mıyım? Akılsıza bak. Baya sitem ediyor. Hayır, bir tane, on tane, yüz tane de değil. Önü sonu gelmiyor.  Yaşlı başlı kadınlar, onlar da oturup böyle sahtekarlık yapıyorlar, Kızıyla teşkilat oluyor, oğluyla teşkilat oluyor, Böyle üçkağıtçılık yapıyor, iyi polis, kötü polisi oynamaya kalkıyorlar, sahtekarlık yapıyorlar. Hasmın olabilecek adamı dolandırmaya kalk. Onlarla git aşık at sen. Masum, efendi, terbiyeli Müslümanlarla niye oturup aşık atmaya, dolandırmaya kalkıyorsun?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hayrettin Karaman Hocamız Peygamberimiz (s.a.v)’in zamanında kabilelerin ve milletlerin İslam ümmeti altında toplandığını ve haklarının korunduğunu, Osmanlı’nın İslam Birliği’nin inşası için çalıştığını ama bunu tehlikeli görenler tarafından parçalandığını” yazdı.

ADNAN OKTAR: Allah parçaladı. Tehlikeli görenler parçalamadı. “Masonlar parçaladı” diyor. Allah parçaladı. Mason nasıl parçalasın seni? Masonun sen bir üfürmesiyle gidiyorsan, zaten bitmişsin sen.

Didem Hocam dinliyorum.  

DİDEM ÜRER: Bursa’daki kardeşlerimiz dün Bahar ve Kemerçeşme Mahalleleri’nde A9 TV ve evrimin geçersizliğini anlatan broşür dağıtımı yapmışlar.  

ADNAN OKTAR: Benim aslanıma bak, benim aslanıma, yiğidime, maşaAllah. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mersin Akkuyu’da inşa edilmesi planlanan nükleer santralinde soğutma suyu olarak kullanılan deniz suyu tekrar deniz verilecekmiş ve yetkililer: “nasıl canlılar evrimsel süreçte sıcaklığa uyum sağladılarsa buradaki ısı değişikliğine de uyum sağlayacaklar” diye açıklama yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah akıl fikir versin. Biz sabahtan beri ne anlatıyoruz? Uçuyorlar. Yani bu derece bilgisizlik hayrettir. Dünyayı da güldürüyorlar, insanları da güldürüyorlar. İyi o zaman hamama da alıştır balıkları. Hamamda yıkanırlar. Kafaya bak. İnanılır gibi değil.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 30 Eylül Pazar günü Fatih’te kardeşlerimiz 300 adet İslam Birliği broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ispatlı şahitli inkârı mümkün değil. Aferin maşaAllah. Çok güzel olmuş.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz Van’dan şöyle yazmış Hocam; “Bin adet çay tabağı altlığı Van’da esnaflara ve işyerlerine dağıtıldı. Hocamızdan dua istiyoruz, inşaAllah. Ayrıca aramıza yeni katılan, ceza evinden yeni çıkan arkadaşımız 30 adet kitap dağıttı. O da dua talebinde bulunuyor.”

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma aferin. Nasıl yapmışlar onu, güzel olmuş? İyi akıl o, çok iyi akıl.

DİDEM ÜRER: Emre Akgöz, Sayın Başbakan’ın; “’Koyu bir taassupla akıl almaz vahşet yapıyorlar. Biz bunların hepsini lanetliyoruz çünkü İslam bir barış dinidir’ sözleriyle net tavır koymasının önemini” belirtmiş. Ve “medeniyetler çatışması Amerikan bu yeni muhafızlar takımının teorisiydi. Çeyrek asır sonra aşağı yukarı aynı teori, kaide tarzı İslamcı teröristlerin dinler çatışmasından yola çıkarak benimsedikleri dünya görüşü karşımıza çıktı” diyor. “Bu yanlıştır” diye ifade kullanmış.  

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, modern İslam anlayışını açık açık savunuyor. Onu da der yani. Laik olduğunu söylüyor, laikliği savunuyor, işte tamam. Tabii bağnazlarda çirkef oluyorlar bir kısmı, onun için dikkatli de konuşuyor biraz Tayyip Hocam. Kolay değil hepsini dengede tutmak. Tabi hanımla tokalaşıyor diye adam, Facebook’ta olmadık, internette resimler çıkartmışlar. Kibariye’ye sarılıyor diye olay çıkartmışlar. O da temkinli oluyor tabii, dikkatli bir politika izliyor. Bence bağnazları hiç kale almasın, hiç adam yerine koymasın.

“Saç traşın ne güzel olmuş canım Hocam. MaşaAllah her haliniz, her yaptığınız ne kadar güzel. Burnunuz ne kadar biçimli? Tertemizsiniz, bir tanemiz. Hocam Suriye’deki savaş ne zaman sona erecek, açıklar mısınız?” Savaş bitmez, sana söyleyeyim. Mehdiyet’in bitireceği bir şeydir. Sürekli çatışma devam eder. Irak’ta bitti mi? Bitmedi. Suriye’de bitmez, Afganistan’da bitmez. Ancak Mehdiyet’le biter.

“İyi akşamlar Adnan Hocam. Bazı röportajlarınızda Ermenileri destekliyorsunuz. Bu neden ileri geliyor? Sadece merak ettim. Aydın Aslan.” Ermeniler, Ehl-i Kitap’tır. Allah “Ehl-i Kitap’la evlenebilirsiniz” diyor. “Yemeklerini yiyebilirsiniz” diyor. Onlara şefkatle davranmamızı istiyor Allah bizden. Ve bak diyor ki; “Biz Hristiyanlarız diyenleri, sevgi bakımından size yakın bulursunuz” diyor, Cenab-ı Allah. Sen bu ayeti kaile almazsan, Müslüman olmazsın. Adama anlatıyoruz ayeti “yok” diyor, “geçerli değil” diyor, “hadise bakarım” diyor. “Hadis uydurma” diyoruz.  “Olsun” diyor. Olmaz. Biz “millet-i sadıka” diyorduk Ermeni kardeşlerimize. O canlarımızı sonra kaybettik. Gittiler, kayboldular. Ermenistan sınırını açmak, Türkiye’yle birleştirmek, Türk İslam Birliği’nin temel şiarlarından birisi.

“Hocam o kadar çok güzel konuşuyorsunuz ki, size hayran olmamak imkânsız.” Allahualem. Mutlaka o tip şeylerde Allah diyor ki, “istisna yapmadılar” diyor. Ayet var, Kuran ayeti. “Hiç istisna yapmadılar” diyor. İstisna yapmamak haramdır.  Allahualem diyeceğiz, inşaAllah diyeceğiz.

“Sizi tanıdıktan sonra hayatım değişti. Bir insan bu kadar mı Allah’ın nurunu belli eder, yakışıklı olur? Sizi çok seviyorum. Sizi görünce yüzüm gülüyor. Şu an sizi izliyoruz eşimle. Allah sizi başımızdan eksik etmesin” diyor, bir hanım kardeşimiz.

“Allah sizi her daim üstün kılsın. Ahmet Muhammet Adnan Hocam, sizi çok seviyorum. Allah’a emanet olun.”Ahmet Muhammet Adnan, çok güzel bu isim, şahane. Ahmet Muhammet Adnan.

“Aklına ve ilmine hayran olduğum bir tanecik Hocam, bugün terasıma bir ziyaretçi geldi, önce çok tedirgindi. ‘Gel resmini çekeyim, Hocama göndereceğim” dedim. Ve yaklaştı. Size güzel bir poz verdi” diyor. Ben onu yerim onu ben, yerim yerim burnunu, satirlikten artık yarılıyor. Dünyanın süsü bunlar, çok şahane varlıklar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir tane köpek var polis köpeği, fakat daha bebek olduğu için eğitime yeni başlamış. Onun için ne yapacağını bilmiyor.

ADNAN OKTAR: Uyuşturucu bulduklarında, kudurmuş gibi böyle böyle acayip şamata yapıyorlar. Ama öyle bir yeteneği olması çok iyi, maşaAllah. Elinle koymuş gibi buluyor. Mesela bomba olduğunda da. Yani Allah’ın öyle bir yetenek vermesi mucize. İnsanın haberi bile yok ama o kokuyu alenen alıyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: 30 Eylül günü Ankara Keçiören’de kardeşlerimiz broşür dağıtmışlar Hocam. “Hocamıza ve sizlere sevgilerimizi iletiyoruz, Hocamızın mübarek ellerinden öpüyoruz inşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: Bende onların ellerinden öpüyorum. Bunlar ana kız herhalde. Ne tatlı hayvanlar, maşaAllah. Çok tatlı bir huzur oluyor bunlarda. Bayılıyorum bunların huzuruna. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Nalan isimli bir bayanın size mesajı var. O da sizin kitaplarınızdan okuyormuş ve sizi çok seviyormuş.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım kıyafetler, ayaklar. O ayakları ben görsem ısırırım söyleyeyim. Bilmiyorum annesi buna nasıl dayanıyor? Bu çok zor bir şey. Baya süslü maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Allah acısını göstermesin. Acı diye bir şey olmazda Allah sıkıntı ve zorluk vermesin. Cennette kardeş etsin. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin, Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Maltepe Gülsuyu’nda hayatını kaybeden Hasan Ferit Gedik’in cenazesinin Gazi Mahallesi’ne getirilmesinin ardından, kortej oluşturan DHKP-C’li grup, ellerinde uzun namlulu silah ve tabancalarla yürüdü havaya ateş açtıkları hatta söyleniyor. Polis gerilimin artmaması için müdahale etmemiş silahlı gruba.

ADNAN OKTAR: Bu doğru mu?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Peki, nasıl müdahale etmiyor, yani ne mantık?

DİDEM ÜRER: Bu olay 3 gündür sürdüğü için ve genel olarak gerilimli olduğu için Allahualem, orada yeniden olay çıkmaması için, herhalde öyle yapmış olabilirler.

ADNAN OKTAR: Ama bu bir zaaf olarak algılanır. Yani silahlı adam geziyor da polis müdahale etmiyorsa! O zaman adam belinde silahla gezer. Burada bir acayiplik olmuş. Olur mu yani? O silahlı olanların elinden o silahın alınıp, kanuni işlem yapılması lazım. O zaman herkes beline silah taksın gezsin. Olur mu öyle şey? Bir acayiplik var ama anlamadım. Bir daha göster bakayım. Yakın çekim yap silahlı olana. O gerçek silah mı yoksa? Yani şey olarak mı yaptılar acaba?

DİDEM ÜRER: Gerçek Hocam. Havaya ateş açıyorlar zaten bir ara.

ADNAN OKTAR: Peki yani bu ne demek oluyor? İnanılır gibi değil.

DİDEM ÜRER: Bir iki gün sonra şöyle söylüyorlar yorumlarda, polisin kapsamlı bir operasyon yapacağı yönünde. 3 gündür bildiğiniz gibi bu cenazeyi bekletiyorlardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Nerede bekliyor bu cenaze?

DİDEM ÜRER: Armutlu ’da bekliyordu bu Etiler tarafında. Öldürüldüğü yere götürmek istediler. Cem evinde bekletiliyordu. Gülsuyu’na götürdüler bugün, CHP’li milletvekilleri anlaştı. Gülsuyu’nda önce o öldürüldüğü yere götürüldü. Sonra oradan Gazi Mahallesi’ne götürülürken bu ekip bu şekilde havaya ateş açmışlar. Yani düğün alayında havaya ateş açanlar izlenimiyle ama cenazede.

ADNAN OKTAR: Ama yani uzun namlulu silah var. Yasak bu. Tabanca muhtemelen, ruhsatsız. Ruhsatsız da olsa silah, zaten alenen gösteremez silahı. Polisin bunu sineye çekmesi, devletin bunu sineye çekmesi diye bir konu olmaz. O kişilerin tamamının yakalanması lazım. Muhtemelen ama biliyorlardır da anladığım kadarıyla. Ama yani bilmiyorum. Basın ne diyor buna? Kimse bir şey demiyor mu buna?

DİDEM ÜRER: 4-5 gündür çatışma var zaten Gülsuyu’nda. Allahualem, kapsamlı bir operasyon yapılacak. Onun için gibi yorumlar var, 1-2 gün sonra daha büyük bir operasyonla geniş çaplı alınacağını düşünüyorlar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Olay çıkmayacak şekilde tedbir almaya çalıştılar bugüne kadar. Basından takip edildiği kadarıyla.

ADNAN OKTAR: Amerikan polisi olsa, Fransız polisi de olsa, hepsinin silahı elinden alınır. Fransa’da, Paris’te silahlı adamın gezmesi mümkün mü? Londra’da silahla gezmesi mümkün mü? New York’ta silahla gezmesi mümkün mü? Burada bir gariplik var.

DİDEM ÜRER: Yani polis o sırada müdahale etseydi, çok geniş kapsamlı ciddi bir çatışma çıkardı. O yüzden sessizce yapacak operasyon gibi iddia edenler var. Aralarda siviller olduğu için cenaze sırasında.

ADNAN OKTAR: Bu mantığa bir çözüm bulunması lazım. Bu çok acayip bir şey. Yarın bir gün adam ordu gibi silahla ortaya çıkar. Olur mu öyle şey? Çatışma çıkacak, o zaman ellemeyelim. Adam ordu gibi silahlanıp, ortaya çıkmasını beklemek anlamına gelir, çok acayip olur. Kimse bir şey demiyor mu bu duruma?

DİDEM ÜRER: Yani genel olarak zaten bu cenaze olayını çok fazla bir kesim savunduğu için, Allahualem buna da sessiz kalmış olabilirler.

ADNAN OKTAR: Bu olayın en başlangıcı nasıl oldu bana bir anlatın?

DİDEM ÜRER: Bu olay, uyuşturucu çeteleriyle DHKP-C arasında çatışma çıktı diye verilmişti daha önceden bu Gülsuyu’nda, 4-5 boyunca sürdü. O sırada bu Hasan Ferit hayatını kaybetti çatışma sırasında.

ADNAN OKTAR: Vuran kim?

YASEMİN AYŞE KİRİS: Vuranları sanırım tespit ettiler, onlarda silahların yerlerini itiraf etti. Silahları buldular.

DİDEM ÜRER: Silahları buldular evet.

ADNAN OKTAR: Çatışanlar?

DİDEM ÜRER: DHKP-C ile uyuşturucu çetesi diye biliniyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Silahları denize attık diye söylediler.

DİDEM ÜRER: O çatışma sırasında ki silahları denize attılar sonra denizden silahlar bulundu.

ADNAN OKTAR: Yani vuran mafya mı o çocuğu vuran?

DİDEM ÜRER: Yani uyuşturucu çeteleri vurmuş gibi aslında gösterildi. DHKP-C’de uyuşturucu çetelerine karşı orayı koruyormuş gibi genelde biliniyor.

ADNAN OKTAR: Uyuşturucu çetesinin ne işi var orada?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: O konuda çok detaylı bilgi yok. Fakat daha öncede aynı bölgede sürekli bu tarz asayiş olaylarının olduğu söyleniyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam, Gülsuyu bölgesinde genelde böyle problemli grupların olduğu bir yer olarak söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama devlet bunu kabul ederse, çok acayip olur. Böyle bir şey olur mu? Yani operasyon yapılıp her yerin düzgün hale getirilmesi lazım. Yani inanılır gibi değil. Bu nasıl sineye çekilir böyle bir şey? Böyle bir şey kabul edilirse, bütün her yerin işgali kabul edilmiş anlamına gelir yani. Yani bir mantığı vardır bunun. Ama İçişleri Bakanı açıklama yapmadı mı bu konuda?

DİDEM ÜRER: Uyuşturucu çeteleri genel olarak çok yaygınmış burada. Gülsuyu’nun üçe bölündüğünü söylüyorlar. Polis uyuşturucu çetesiyle DHKP-C arasındaki kavgaya karışmadı ilk başta. Sonra işte bir kişi hayatını kaybedince.

ADNAN OKTAR: Uyuşturucu çetesinin ne işi var orada? İnanılır gibi değil.

DİDEM ÜRER: Varoş bir semt. Orada çok böyle bölünmeler varmış ve yaygınmış uyuşturucu çeteleri.

ADNAN OKTAR: Yani İçişleri Bakanı bir açıklama yapmıyorsa, bir garip.

DİDEM ÜRER: CHP milletvekilleri aracı olup, bu cenazenin kaldırılması için valiyle görüştüler.

ADNAN OKTAR: Cenaze tamam ama mafyanın bir vatandaşı vurması, uyuşturucu çetesinin bir vatandaşı vurması çok anormal bir hareket. Ve uyuşturucu çetesinin de orada elini kolunu sallayarak geziyor olması da çok anormal bir durum. Muhalif grubunda elinde silahlarla çıkıp gösteri yapması çok acayip bir durum.

DİDEM ÜRER: Böyle kurtarılmış bölge gibi genelde görüyorlar burayı Hocam. Bir kısım uyuşturucu çeteleri, bir kısımda PKK gibi düşünülüyor. Fakat dediğiniz gibi tam rezalet.

ADNAN OKTAR: Bu nasıl bir yer burası böyle inanılır gibi değil? Bu doğru mu bunlar?

CEYLAN ÖZBUDAK: Gülsuyu için o şekilde söylüyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

DİDEM ÜRER: Bu çatışmalarda genelde içlerindeki menfaat çatışmaları nedeniyle çıkıyor gibi biliniyor.

ADNAN OKTAR: Solcular oturup uyuşturucu gibi böyle pis işlere girmez. Şimdi yani eğri oturanlar, doğru konuşsunlar. Yani orada çok ayıp ederler. Onların tamam, komünist ideolojileri var, şöyle yaparlar, böyle yaparlar, silahlı ayaklanma yaparlar falan ama öyle pis işlere girmezler. Orada bir uyuşturucu çetesinin varlığının bulunması, inanılır gibi değil. Bu nasıl kabul ediliyor? Peki sık sık uyuşturucu operasyonu yapılıyor! İşte Ahir zaman olduğu için Mehdiyet’in eksiliği, İttihad-ı İslam’ın eksikliği, her yerde muazzam bir zaaf olarak kendini gösteriyor. Yani rüya gibi, inanılır gibi değil. Adamların pervasızlığına bak şehrin içinde. Yani şimdi onları eğer silahlıysa, solda bizde kendimizi korumak için silahlanıyoruz diyorlardır, anladığım kadarıyla. Polis girsin, hepsini dağıtsın. Yani uyuşturucu çetesinin kökünü kazıması lazım. Rahmetli Türkeş’in bir sözü vardı; “Anlayamıyorum, bıçak gibi kesmesi lazım” diyordu.

DİDEM ÜRER: Sayıları normalde çok fazla değilmiş, 30 kişi gibiymiş. Ama gözleri çok kara olduğu için böyle silahlı, o yüzden biraz tedirgin oluyormuş bölge halkı.

ADNAN OKTAR: Peki devletin, polisinin gücü yetmez mi buna? Gözü istediği kadar kara olsun. Ne yapacak gözü kara olursa? Yani şimdi benim anladığım, solda korktuğu için, çekindikleri için, onlar da silahla ortaya çıkıyorlar. Bize yanaşmayın yaklaşırsanız vururuz gibisinden. O da seyrediliyorsa, inanılır gibi değil, bu müthiş acayip durum. Yani devletin bunu en kısa sürede düzelteceğini umuyorum. İçişleri Bakanımızın mutlaka bu konudan haberi vardır, mutlaka köklü bir tedbir alacaktır. Orada asayiş mükemmel olması lazım. İnsanların elini kolunu sallayarak rahat gezmeleri lazım. Bence yani onu seyredeceğini zannetmiyorum devletin. Kısa bir süre böyle izleyip, istihbarat çalışması yapıyorlardır, sonra gereğini yaparlar.

Ferit Temizel; “Atatürk’ün nasıl gelecekten haberi olabilir? Hele o konuları” diyor. Atatürk bunu söylerken, hadislerden bunu anlıyor. Ve Bediüzzaman’la da sık sık görüşen bir insandı Atatürk. Hz. Hızır (a.s)’la bağlantılı bir insandır. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını söylüyor Atatürk mektubunda. İttihad-ı İslam’ın hakim olacağını söylüyor. Hatta çok detaylı bilgiler var. Bediüzzaman’la, köşkte uzun uzun konuşan bir insan Atatürk. Hatta tartışıyorlar, o kadar samimiler. “Yüksek sesle dışarıya tartışma sesleri geliyordu köşkten” diyor. Bediüzzaman’la Atatürk beraberken. Saatlerce konuştukları oluyordu, sık sık görüştükleri oluyordu. “İlminizden istifade etmek için” diye Atatürk, İstanbul’a çağırdı Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni. Bayağı iyi tanıyordu Atatürk.

Erdem Öz; “Hocam, Ankara’nın Bağları’nı daha önce çok güzel söylemiştiniz. Ben şu an sizi izliyorum, yine duymak istiyoruz” diyor. MaşaAllah.

Hürriyet Hanım diyor ki; “İlmini, sevgisini, derinliğine hayran olduğum canım Hocama saygılarımı iletir misiniz?” diyor.

“Hocam, Avrupa’da Yaratılış Atlası çıktığından bu yana, Avrupalı evrimciler neredeyse ölüm sessizliğine büründüler. Çok uzun süredir hiç tısları çıkmıyor. Ne gazetelerde haber çıkıyor, ne evrim halkası bulundu, ne parçası bulundu. Artık hiçbir şey söylemiyorlar. Artık herhalde atışlar tutmuyor. Hepsi sizin akla uygun bilimsel anlatımınızdan sonra evrim inançlarını tamamen kaybettiler. Eskiden basında her hafta hemen hemen her gün evrim haberi çıkardı; ‘Eksik halka şu bulundu, evrim ispat edildi’ gibi. Artık bundan sonra garip bir ölüm sessizliği hakim oldu. Bunlar yenildiklerini anlamışlar Hocam” diyor. Selim İlter. Güzel, doğru. Hakikaten bak aylardan beri gıkları çıkmıyor gıkları. Alın 70’lerin, 80’lerin gazetelerini, 90’ların gazetelerini alın, hatta 2000’lere kadar, sürekli özellikle 90’lara yani 2000’lere kadar nefes aldırmadan, “fosil bulduk, taş bulduk, şunu bulduk, bunu bulduk.” İşte “Halka tamamlandı, halka uçuşuyor, parçalar tamamlandı, zincir bitti, zinciri kafaya sardık” bilmem ne. Ne oldu? Hakikaten gıkınız çıkmıyor. Yani ona öyle demezler demiş, işte bakın, ben adamı böyle yaparım işte. İnşaAllah.

İçişleri Bakanı’nın bir açıklaması vardır. Emniyetin de bir açıklaması vardır. Yani böyle bunlara bu kadar ortalığı boş bırakmak mümkün değil.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: DHKP-C için de şöyle bir yorumda bulunuyorlar; “Uyuşturucu çetelerine karşı gibi duruyor. Bölge uyuşturucu çetelerini koruyormuş gibi gösteriyor ama menfaat olarak da tamamen oradan gitmeleri yönünde değil de, sanki bölgeyi koruyormuş gibi gösterip karşılıklı menfaat ilişkileri var” gibi yorum yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Yok, ben böyle şeylere çok gıcık olurum. Mesela PKK’lıları da “dağda fuhuş yapıyorlar, mağarada bilmem ne” falan. Çok çirkin ifadeler bunlar. Mücadele ediyorsan merdane mücadele edersin. Yani adice iftira atmaya ne gerek var? Adam dağın tepesine fuhuş için mi çıkıyor yani? Eksi otuz derecede fuhuş için mi dağlarda yaşıyor? Mağaranın içinde ateş yakıyorlar, el yüz simsiyah oluyor hepsinin. Bıraksınlar bu münasebetsizliği. Mesela bu sol örgütler de, onlar da, yok fuhuş çetesi, yok esrar satıyorlar, uyuşturucu satıyorlar. Bunlar çok gıcık hareketler. Adamlar komünist, tamam, bir ideolojileri var. Yöntemleri çirkin, acımasız. Doğru bunlar. Ama öyle bir adilik içinde değiller. Bu ayıp yani bu. Bu iftiraya gerek yok. Mücadele edeceksen dürüstçe, samimi mücadele et, ilmi mücadele et, akılcı mücadele et. Yani çirkef bir mücadele yakışık almaz. Çirkindir yani. Benim muhalifim de olsa, beni hakikaten kızdırıyor o tip haber. Ne alaka?

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan kardeşlerimiz Halıcıoğlu’nda kahvehanelere, kuaförlere ve seçim bürolarına 1200 broşür, ayrıca kitap, belgesel ve CD’lerden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne yakışıklı bu gençler böyle, ne güzel insanlar. MaşaAllah neşeliler, aferin benim canlarıma. Saadet Partisi’nin, nasıl bir bağlantı bu?

ASLI SÜME: Seçim bürolarını ziyaret etmişler.

ADNAN OKTAR: Saadet Partisi’nin, çok iyi olmuş. Erbakan Hocamız’ın sevimli resmi de orada var. Fatih’in ismini ben Necmettin koydum. Fatih Erbakan duymayayım aramızda. Necmettin Erbakan diyeceksiniz. Babası gibi delikanlı, maşaAllah. Mesela bak birçoğu yalaka, birçok kişi var öyle bazı tipler var yalaka, korkak. Ama o öyle değil, babasına benziyor, maşaAllah. Merdane, açıkça, delikanlıca konuşuyor, aferin benim koç yiğidime.

DİDEM ÜRER: 1 Ekim’de Ataşehir’de kardeşlerimiz A9 TV ve Türk İslam Birliği broşürü dağıtmışlar. Seyyidimizden dualarını bekliyoruz, ellerinden kocaman öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma. Bak güzel, arkadaşlar, dostlar birbirlerini koruyup kolluyorlar. Bak iki kız, iki delikanlı oradalar. Onlara emanet, haysiyeti, şerefi, namusu onlara emanet. Ne güzel arkadaşça, kardeşçe İslam’ı, Kuran’ı anlatıyorlar. Aferin benim canlarıma. Nedir bu?

DİDEM ÜRER: Hocam arkadaşlarımız tüm kanallara baktılar, araştırdılar, bir açıklamaya rastlayamadılar, İçişleri Bakanlığı’nın veya başka birinin.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, fesuphanAllah.

DİDEM ÜRER: Dün bu demokratikleşme paketiyle ilgili bir konu vardı. Mehmet Metiner vardı. Ona sordular. O da; “Bu konu değil, şu anda paketi konuşuyoruz” diye o da geçti, o konuyu açıklatmadı. Bu silah konusu değil de, Hasan Ferit’in olayı.

ADNAN OKTAR: Bir fevkaladelik var ama ben anlayamadım.
Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Rus ordusunun Uzay Savunma Birlikleri Komutan Yardımcısı bir soru üzerine; “Şimdilik işgalci uzaylılarla baş edebilecek güçte değiliz. Dünya dışı varlıklardan gelebilecek tehditlere karşı hazırlıklı değiliz” dedi.

ADNAN OKTAR: Demek ki, savaşacak güçte olsa, savaşacak yani!
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Today’s Zaman Gazetesi bugünkü manşetinde, Uluslararası Af Örgütü’nün Gezi Parkı raporunu yayınladı. Raporun sonunda ise; “Başbakan Erdoğan’ın son on yılda gittikçe otoriterleştiğini ve laik devlette kendi dini ve muhafazakar değerlerini empoze etmeye çalıştığı” yorumlarını aktardı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, hakikaten öyle bir çizgiyi gösteriyor gibi oldu gerçekten de, fakat onun yanlış olduğunu gördü, vazgeçti o. Yani onda ısrar etmelerine gerek yok. O da iyi niyetle yaptı. Böyle hani biraz imam da olduğu için nasihat de eden bir Başbakan olmak istedi. Böyle bir tepki toplayacağını tahmin etmemiştir. Ama sonra vazgeçti. Şu an bayağı ılımlı, üslubu falan da bayağı iyi. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu cenaze konusuyla ilgili de günlerdir kalmadığı ve ayaklanma yönünde malzeme yapıldığı için bir kitlenme durumu olduğu, polisin cenazenin kalkması sırasında siviller de bulunduğu için hiçbir şeye müdahale etmediği fakat istihbarat kameralarıyla her şeyi kayıt altına aldığı, bundan sonrası için gereken müdahalenin yapılacağı genel olarak söyleniyormuş.

ADNAN OKTAR: Olabilir, evet ama buna devlet mantık geliştirebilir. Millet de ortak bir mantık geliştirebilir. Yani bu tip bir şeyden şimdi çekinme mantığı oluştu. Yani anında müdahale değil de, bekleme. Mesela bu tabii iş çıkmasın, olay çıkmasın mantığıyla yapılıyor. Diğer devletler ne yapıyor bu konuda, buna bakmak lazım. Gerekirse kanun çıkarılabilir. Yahut millete danışılabilir. Ortak karar alınabilir. Milletle beraber hareket edilebilir. Ve bütün partilerle ortak hareket edilebilir. Bütün partilerin desteği alınacak şekilde hareket edilebilir. Bu şeyleri bu şekilde geçiştirme benim gördüğüm. Mesela Rusya’da kabul etmezler bunu. Çin’de de kabul etmezler, Amerika’da hiç kabul etmezler, İngiltere, Fransa hiçbir yerde kabul etmezler bunu. Yani bu Türkiye’ye mahsus bir şey gibi olması milletin güvenini olumsuz yönde zedeleyebilir. Tabii ki, iyi niyetle belki tedbir olarak yapıyorlar ama ben tam anlayamadım bu işi.

DİDEM ÜRER: DHKP-C cenazeyi esir almıştı beş gündür. Ailesine de orada yardımcı olmak kastıyla devletin yaptığı söyleniyor fakat bir de on tane soru önergesi verdi DHKPC bu konuda Muammer Güler’e. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, belki tam bir açıklama yapmak için de basında konuşma yapmamış olabilirler. Meclisi soru önergesi verildi bu konuda, yaklaşık on tane.

ADNAN OKTAR: Bu çocuğu ne şekilde vurdular biliyor muyuz?

DİDEM ÜRER: Rastgele kimliği belirsiz kişiler ateş açtılar halkın üzerine, o sırada ona kurşun isabet etti.

ADNAN OKTAR: Vuran yakalandı mı peki?

DİDEM ÜRER: Ben bir tanesi yakalandı.

ADNAN OKTAR: Bunlar ekip halindeler.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

DİDEM ÜRER: 22 kişi gözaltına alındı. Bir kısmı da tutuklandı. Vurulan da Halk Cephesi üyesi Hasan Ferit.

ADNAN OKTAR: Peki adam neden vurduğunu söylüyor mu?

DİDEM ÜRER: Çatışmalar olmuştu Hocam. O çatışmalar sırasında onların üzerine ateş açtılar.

ADNAN OKTAR: Ama durduk yere çatışma olmaz. Amacı ne? Niye çatışıyor?

DİDEM ÜRER: DHKP-C uyuşturucu çetelerini durdurmak için.

ADNAN OKTAR: Onlara atak yapıyor onlar.

DİDEM ÜRER: Evet atak yapıyor, sonra karşılıklı çatışmalar başlıyor. Gösteriler yapılıyor. Karşı protesto yürüyüşü vardı.

ADNAN OKTAR: Tamam, o anda mı?

DİDEM ÜRER: Yürüyüş yapanlara karşı, evet. Kimliği belirsiz kişiler ateş açıyorlar üstlerine.

ADNAN OKTAR: Ama provokasyon olabilir. Yani bu iddia edilen Ergenekon terör örgütünün provokasyonu olabilir. Yani oradan hareket etmek doğru olur. Yani tam onların yöntemi. Çünkü bir protesto yürüyüşü varsa, demokratik bir hareket yapsın. Kurşun sıkılmasının açıklaması yok. Onların da silahla gezinmesinin sebebi, “devlet bizi korumuyor” herhalde mesajını veriyorlar. “Biz de kendimizi koruyacağız” gibi bir şey oluyor. Devlet pençesini hissettirir diye düşünüyorum, kanunla, hukukla inşaAllah. Çünkü ecayibattan, garaibattan bir durum. Gösteri yürüyüşü yapıyorsa yapsın. Onun üzerine silah sıkılması çok acayip. Bunların hepsi bellidir ayrıca adamlar tek tek, karmakarışık bir şey yok. Bu çocuk, Alevi mi delikanlı?

DİDEM ÜRER: Alevi, evet.

ADNAN OKTAR: Özel yapmışlardır o zaman. Özellikle provokasyon meydana getirip. Çünkü onlar hapisten kurtulmak istiyorlar bir kısmı. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün en büyük ümidi, Türkiye’de bir karışıklık meydana getirip, hapishanelerin boşaltılması. Onlar kurtuluşu böyle düşünüyorlar. Belki polis bu oyunu anladıysa, temkinli davranıyor olabilir. Yani istihbarat gelmiştir, Onlarda bu konuda özenli davranıyor olabilirler. Bunu hazmedeceğini zannetmiyorum devletin, polisin.

DİDEM ÜRER: Bir kısım medyada da, DHKP-C bir terör örgütü değilmiş gibi çok fazla destek oldu. Sanki önceden böyle bir şey biliniyormuş gibi de bir izlenim vardı basında. Sonradan da mesela bu yürüyüşlerde bu silahlı eylemcileri göstermeyen çok sayıda medya var haberlerde. Normalde çok önemli bir şey. Ama resimlerde bunlar yok, cenazeyle ilgili gösterdikleri resimlerde.

ADNAN OKTAR: Bu konuyu biraz açıkla, daha detaylı anlat.

DİDEM ÜRER: Şöyle Hocam, siz provokasyon olabilir dediniz Ergenekon’un yaptığı. Bazen bazı medya yayın organları da destek veriyorlar bu tip şeylere, önceden yapılan bu tarz provokasyonlara. Onlarda bu eylemleri mesela bu cenazede en önemli şey silah sıkmalarıyken, hiç görüntülerinde resimlerinde öyle bir şey yok yayın yaptıkları haberlerde. Sonra üstünü örterek, sonra DHKP-C’yi çok destekleyen medya kurumları var. 

ADNAN OKTAR: Destekleyebilir yani sol, solu destekler, o anormal bir şey değil. Birbirlerine muhalif olacak halleri yok, tabii ki destekler de, o gencin vurulması çok anormal bir hareket. O mutlaka tasarlanmış, planlanmıştır. Ve neticesini tahmin ederek yapmışlardır. Benim anladığım, poliste bunu bildiği için, onların oyununa gelmemeye dikkat etmiş gibi görünüyor. Temkinli, dikkatli bir izleme ile kökenini tam kavramaya çalışıyorlar anladığım kadarıyla. Ona göre bir operasyon yapmayı düşünüyorlar gibi benim anladığım. Polis, mazlum Anadolu delikanlıları, polisi bu işin içine katmaları yersiz. Çete ayrı bir şey. 

Gülsuyu’nda uyuşturucu çetelerine ciddi bir operasyon yapılacakmış ama bu olay olunca polis operasyonu erkene alıyor, operasyon yapılıyor. Tutuklamalar oldu ama bir kişi de ölmüş oldu. Ama dediğiniz gibi Canım Hocam, bir gariplik var. İki gündür kendi aralarında çatışıyorlar.

Doğru mu kendi aralarında çatıştıkları?

DİDEM ÜRER: Evet, Hocam.

AYLİN KOCAMAN: Sürekli olay var, Hocam.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. İyi o zaman bunu bana detaylı inceleyip getirinde, rapor gibi getirin, ben öyle bakayım. Bu nedir?

DİDEM ÜRER: Bu işte, Hocam, bu şekilde, uzun almış, silahlarla mahallenin içinde.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır bakayım, silahı yaklaştır bakayım. Bu av tüfeği, yani yivsiz tüfek. Herhalde yani biz kendimizi koruyoruz mantığındalar, anladığım kadarıyla. Ama yani çok büyük bir açmaz meydana gelmiş. Orayı mutlaka düzeltilmesi lazım. Solcu olmak suç değil, adam solcu olabilir. Adam öldürmedikten sonra, kırıp yıkmadıktan sonra, istediği fikri savunsun.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cumhuriyet Gazetesi yayınladığı karikatürle (tüm milletimizi tenzih ederiz) demokrasi paketini destekleyenlere koyun benzetmesi yapmış.

ADNAN OKTAR: Gereksiz bunlar, çok kötü şeyler. Yok koyuna benzetme bilmem ne. Hayır yani cahil insanlar olabilir AK Parti içerisinde, doğru. Ama genelde bizim milletimiz arif karakterli, olgun insanlardır. Halim selim yaşamak istiyorlar. Anarşiye, teröre karşı olmak, kargaşaya karşı olmak, koyunluk değildir, akıllılıktır. Anarşiyi, terörü savunmak vahşiliktir, acımasızlıktır.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Aziz Üstel yazısında; “Geçmişte darbelere sevinenlere, Kenan Evren’e ulaşabilmek, el etek öpmek için sabırsızlananların, bugün Başbakan’ın demokratikleşme paketini yerden yere vurduklarını” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Demokrasi paketi işte bir hoşluk, bir değişiklik, bir ilerleme içinde. Eksik, yanlış yönlerde var, doğru yönleri de var. Ama durağanlığı kırmış oluyorlar. O yönden iyi. Asıl Tayyip Hocam’dan bizim beklediğimiz, Avrupa Birliği’ne girmek için daha atak içerisinde olması. Ama onlara taviz de vermemesi. Ama bunu gündemde tutması, gündemde tutsun onlar, almıyorsa almasın adamlar. Dert değil. Ama gündemde tutsun. İsrail’le de dostluk bağlarını güçlendirsin. Hıristiyan alemiyle dostluk bağlarını güçlendirsin, Musevilere, Hıristiyanlara şefkatini hissettirsin. Her düşünceden insana şefkatini hissettirsin. Bir de millettin desteğini alabilmek için vakıflarla, sivil toplum kuruluşlarıyla kontağa geçsin. Kendisi geçmese bile bakanları kanalıyla kontağa geçsin. Onların desteğini istesin. Bağnaz desteğiyle bir yere varılmaz. Ve samimi diyalog içinde olsun onlarla. Biliyoruz işi zor. Bu onun için iç açıcı olur, moral, destek olur, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam bu cenazede silahlı kişilerle ilgili detaylı resimler var, bakmak isterseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bunlar demek istiyorlar ki benim anladığım, “bizim karşımızda mafya var, bunlar silahlılar, bizi öldürmeye kalkıyorlar. Bizim de silahımız var, gerekirse kendimizi savunuruz, yanımıza yaklaşmayın, vururuz” mantığıyla yaklaşıyorlar. Devletin yapacağı şey, bu adamların çekindiği bu mafya yapılanmasını ortadan kaldırmak. Bunlardaki silahları toplamak ama demokratik mücadelede yapıyorsa da özgür olmalarını sağlamak. Konu bu.

DİDEM ÜRER: Şöyle pankartlar açmışlar dediğiniz gibi; “Çetelere izin vermeyeceğiz, hesap soracağız” demişler. Maskeli bazı örgüt üyeleri; “bu saldırılar karşısında mahallemizi terk edip gideceğimizi düşünüyorlarsa, yanılıyorlar. Biz devrimciyiz. Şimdi mahallemizi ele geçirmek isteyenlere karşı direniyoruz demişler.”

ADNAN OKTAR: Her yerde Mehdiyet’in ihtiyacı görülüyor. Her yerde İttiihad-ı İslam’ın ihtiyacı görülüyor. Allah her yerde bunu insanlara hissettiriyor. Bir boşluk her yerde görülüyor, bütün dünyada görülüyor. Bir boşluk var.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Batının Müslüman ülkeleri işgali ve onlarında özgürlük mücadelesinin İslam’a sarılmasının İslam tüm batılı milletlere karşıdır gibi yanlış bir algı oluşturduğunu, Şark’ın önce kendi içinde bunu düzeltmesi gerektiğini” söylemiş Mehmet Kamış. “Müslümanların İslam barış dini terörle anılamaz sözünden öte, İslam’ın mesajının doğru anlatılması için çağın tüm imkanları kullanılmaları gerektiğini” söylemiş. 

ADNAN OKTAR: İslam eğer bu haliyle anlatılırsa, bağnazlık kokan, bağnazlığın hakim olduğu-ki, çoğunda öyle- haliyle anlatılırsa, dünyada müthiş bir İslam karşıtlığı olur. Ama Mehdiyet tarzında anlatılırsa, dünyanın tamamı derhal İslam’ı kabul eder derhal. Hatta komünistlerinde tamamı severek İslam’ı kabul ederler. Çünkü özgürlük var, sevecenlik var, estetik var, güzellik var, demokrasi var, güzel olan her şey var. Ama öbür türlü anlatırsan, namaz kılmayanı öldürüyoruz, şunu asıyoruz, bunu kesiyoruz, kimse yaklaşmaz, Allah esirgesin.

DİDEM ÜRER: Beyaz Saray’ın dışındaki güvenlik bariyerlerini izinsiz olarak geçmeye çalışan bir araç, polisle bir kovalamaya girdi bu gün. Senato binasında kırmızı alarm ilan edildi ve takip sonrası aracın içindeki kadın ölü olarak ele geçirildi, iki polis de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Amerika’da yöntem bu işte. İyidir demiyorum ama devlet kendini savunuyor. Ben öldürerek, asarak keserek bir yol düşünmüyorum.

“Ardınızda çetin günler vardır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), Taberani’de. “O günlerde dine temessük eden, İslam’a bağlanan kişi,” sahabeleri işaret ediyor, Peygamberimiz (s.a.v), “sizden elli kişini kazandığı sevabı kazanacak” diyor. “Bir kişi” diyor. Ahir zamanda, şu içinde bulunduğumuz devri kastediyor.

“Sokaklar çok yapıdan dolayı daralacak” diyor, ahir zamanda.

“Tanınan kimseden başkasına selam verilmeyecek.”

“Mescitler süslü olacak ama içinde cemaat olmayacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v).

 “Ticarette bereket kalmayacak” diyor. 

“Hayat pahalılığı olacak” diyor.

“İnsanlar zahiren anlaşacaklar, fakat kalpten birbirlerinden nefret edecekler” diyor. “Canım, ciğerim seni çok seviyorum” falan diyor ama kalpten nefret ediyor.

Hadi gidelim, yarın geliriz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü