Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (8 Ekim 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Yakışıklılığıyla göz kamaştıran aşkımın yayınına başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, haberler sende ama önce ben Şeyhim’den başlıyayım. Şeyhimiz’in sağlığından, sıhhatinden, sevimliliğinden bahsedeyim. Dünyanın en tatlı, en sevimli Şeyhi. En samimi insanı dünyada gördüğüm Şeyhin Şah, Şeyhlerin Sultanı olan Şeyhimiz bugün çok iyiymiş, maşaAllah. Meşhur devriyesine çıkmış. Şeyhimiz sık sık selam söylüyormuş. Ben de Aleykum Selam diyorum hepsine. MaşaAllah, bütün selamlarına.

Didem Hocam şimdi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ak Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner; “Cemevi tartışmalarıyla ilgili olarak Aleviler arasında fikir birliği yok. Cemevleri dev sol gibi terör örgütlerinin merkezi olmasın” demişti. Hubiar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu; “Cemevleri’ni terör yuvası ilan etmek, Alevilere olan kininizin, öfkenizin ve nefretinizin dışa vurumudur” dedi.   

ADNAN OKTAR: Camileri de bazen teröristler kullanabiliyorlar. Cemevini de teröristler kullanabilir. Yani doğru onda rahatsız olacak bir şey yok ki. Yani tedbir alınması lazım. Doğru, Alevi kardeşlerimizin içine sızmaya çalışıyor komünistler. Adam, Allah karşıtı, din karşıtı, İslam karşıtı, Alevilikten nefret ediyor, ben Aleviyim diye ortaya çıkıyor. Alevilik kim, sen kim? Cemevi açtım diyor, hakikaten örgüt yuvası. Camii açtım diyor, hakikaten örgüt yuvası. Böyle bir risk var, bunu inkar etmenin bir alemi yok. Buna karşı tedbir alınması lazım. Yani Sünni birçok cami var, birçok yerde Afganistan’da şurada burada, teröristlerin genel merkezi gibi. Bazı cemevleri var, hakikaten teröristlerin genel merkezi gibi. Bu doğru. Doğrudan niye rahatsız olunuyor, ben bunu anlamadım. Belki üslubu mu tam oturmadı bilmiyorum, örnek verirken dengeli örnek vermemiş olabilir, ondan belki rahatsız olmuş olabilirler.

DİDEM ÜRER: Ben dinledim, aslında sizin söylediğiniz gibi söyledi Hocam, geneline yönelik söylemedi, bir kısmı diye ifade etti Sayın Mehmet Metiner.

ADNAN OKTAR: Ama şunu da söylese tam olurdu, Sünni camilerini de teröristler kullanıyor.

DİDEM ÜRER: Onu söylemedi.   

ADNAN OKTAR: İşte bunu yapsa, tamam olacak. Kullanıyor adam, giremiyorsun camiye, linç ederler adamı, içeri giremiyorsun. Her ikisinde de tedbir alınması gerekiyor, olay bu. Yani burası ibadethanedir diye oraya polis girememesi diye bir şey olmaz. Polis girecek. Camiye de polis girecek, cemevine de polis girecek. Devlet kontrol edecek, müfettiş olacak, devletin müfettişleri olacak, gelip bakacaklar. Temizliğe dikkat ediyorlar mı, kurallara dikkat ediyorlar mı, güvenliğe dikkat ediyorlar mı. Her şeye dikkat edilmesi lazım. Yangın tehlikesi olabiliyor, bilmem ne tehlikesi olabiliyor, Tıbbi açıdan bakımsız olabiliyor. Onda şaşıracak rahatsız olacak bir şey yok.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye halkının büyük çoğunluğunun kendisini desteklediğini savunan Esad, “Amerika bana karşı, bütün Batı dünyası bana karşı, Arap dünyasının bütün ülkeleri bana karşı ve Türkiye komşu Türkiye bana karşı, buna rağmen ayakta durduğuma göre ben süper insan mıyım? Hayır, sadece Suriye halkının büyük bölümü beni desteklediği için” iddiasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Seni Çin destekliyor, Seni Rusya destekliyor, Seni İran destekliyor, o yüzden ayaktasın. Suriye halkına bırakılsa seni 10 dakika tutmazlar. Alenen sırf Rus desteği bile yeterli. Rusya, onu bir gurur meselesi yapıyor. Çünkü Rusya’nın ağabeyliğine sığınmış bir ülke. Yani yıllarca Rusya’ya sadakat göstermiş bir ülke. Askerler hep Rusya’da eğitildi. Rus askerler hep Suriye’de eğitim gördüler, orada askeri üstleri var Rusların,  ekonomik yönden de diğer yönlerden de siyasi yönden de iç içeler. Şimdi yıllarca ağabeylik yaptığı bir ülkeyi göz göre göre harcatmak gibi görüyor Putin, dedi ki; “buraya gelseler, Rusya’ya kadar dayansalar” dedi, “yine vermen ben Esad’ı” dedi. Olayın asıl nedeni bu. O zaman yapılacak şu: Esad’ın canına, malına, namusuna zarar vermeyecek şekilde, huzur ve güven içerisinde ailesiyle onu oradan almak ve kaçma değil, misafir olarak gitmesi, birkaç ay içerisinde de seçimler olduğunda da yine ülkesine dönmesinin sağlanması, eğer seçilirse de başa geçirilmesi, bu. Veyahut seçilmediyse de koalisyon hükümeti, koalisyon hükümetinde de görev alması. Yapılacak olan bu. Yani Rusya buna bir şey demez. Bunda çünkü aşağılanma yok. Aşağılanmayı istemiyor Rusya. Onurlarının kırılmasını istemiyor. Çünkü o aşağılanırsa, Rusya kendinin de aşağılanacağını düşünüyor. Yani onur kırılmazsa, aşağılanmazsa, ona ait tedbir alınırsa, bu konu hallolacak. Ama karşı taraf aşağılamaya and içmiş durumda. Yani bayağı kararlılar aşağılamaya, hatta öldürmeyi düşünüyorlar. O durumda da sonuna kadar Rusya direnme kararında. O zaman yapılacak şey benim söylediğimdir; onuruyla, şerefiyle onu oradan alıp getirmek ve kazandığında da yine onuruyla şerefiyle yerine iade etmek. Bu kadar, başka bir şey yok.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER:  2013 Nobel fizik ödülünün sahipleri bile İngiliz Bilim adamı Peter Higgs oldu. Nobel Komitesi Peter Higgs ve Englert’in“Tanrı parçacığı varlığını ön gördükleri için ödüle layık görüldüklerini” açıkladı ve Higgs Bozonu Teorisi, dünyanın nasıl oluştuğunu anlatan parçacık fiziğinin standart modelinin merkezi kısmını oluşturuyor.

ADNAN OKTAR: Bizonla falan bunun alakası nedir? X bizon. Yani bilinmeyen bizon anlamında.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dünyaca ünlü Huffington Post blog sitesinde bugün sizin “kaynaklar bombalar için değil, eğitim için kullanılmalı” başlıklın yazınız yayınlandı. Yazınızda; “dünyada yaşanan vahşet ve mezhep çatışmaları için çözümün şiddet olmadığı, bu sorunların ancak doğru eğitimle ortadan kaldırılabileceğini” anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Dinliyorum.  

DİDEM ÜRER: Hocam, 3-6 Ekim tarihlerinde Tataristan’ın başkenti Kazan Şehri’nde düzenlenen Avrupa-Asya Expo 2013 Fuarı’ndaki standımıza Kazan halkı çok ilgi gösterdi. Tataristan Devlet Başkanı Yardımcılarından Linear Yakupov Bey’e Yaratılış Atlası ve diğer eserlerinizden takdim edildi. Daha öncede Tataristan devlet Başkanı ve Başbakanına eserlerinizden elden verişmişti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah süper olmuş.
Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz bu Pazar günü Ümraniye Ihlamurkuyu Anadolu Bilim Kültür ve Cemevi’ni ziyaret etmişler. Cemevi Dedesi Sayın Zeynel Can ve İstanbul İl genel meclis üyesi Haydar Gebetaş Beyefendilerle görüşmüşler. Size selam söylemişler. Ahir zaman ve Mehdiyet konularında sohbet etmişler. Zeynel Bey’e sizin kitaplarınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz. Kendisi de kitapları öpüp başına koyarak kabul etmiş, maşaAllah. “Muhterem Hocamızın o nurlu ellerinden öpüp, dualarını bekliyoruz” diyor kardeşlerimiz. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Cemevinin nur gibi insanların bulunduğu, Allah’tan, Kuran’dan, İslam’dan bahsedilen sevgi insanlarının yaşadığı nur mekanları, güzellik mekanları. Ama oraya 3-5 tane terörist de girebilir. Camiye de girebilir. Ama Cemevinin kutsiyetine, güzelliğine zarar veremezler. Caminin de kutsiyetine, güzelliğine zarar veremezler. Ama tabii ki hem sivil polis, hem resmi polis, her zaman camileri kontrol etmeli. Rahatsız etmeden, nezaketiyle, halkı tedirgin etmeden gelip baksınlar, ne var, ne yok. Güvenlik önemli. Camiler, birçok cami öyleydi, Suriye’de de öyle oldu, Afganistan’da da öyle oldu. Adamlar bomba saklıyorlar, silah saklıyorlar cami içinde, hatta mevzi olarak kullanıyorlar. Aynı şekilde Cemevini de kullanırlar. Olur, dolayısıyla tedbir yeterli olur, inşaAllah.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Size selam söylemişlerdi Hocam.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah’ın selamı üzerlerine olsun. Çok seviyoruz canlarımızı. Orası sevgi mekanıdır, nezaket mekanıdır, olgunluk mekanıdır. Cemevinde sohbet edenin kalbi açılır, gönlü açılır, olgunlaşır, derinlik alır. Kin öğretilmez cemevinde. Sevgi öğretilir, merhamet öğretilir, dostluk öğretilir. İnsan aşığıdır onlar, Allah aşığıdır. Allah için severler insanı. Hayvanlara karşı coşkun bir sevgi olur, bitkiye karşı coşkun bir sevgi olur. Dolayısıyla mübarek mekanlardır cemevleri.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında; “Andımız uygulaması 1933’te başladı. Metin yazarı tartışmalı bir isim olan Doktor Reşit Galip’ti. Reşit Galip insanları kafataslarına göre sınıflandırıyordu. Türkçe ezan konusunun da yazarlarındandı. Her sabah Türk’üm demekle Türk olunmaz. Çalışkanım demekle çalışkan da olunmaz” diye söyledi.

ADNAN OKTAR: Türk’üm denince, “Bu vatanın hemşerileriyiz. Bu vatanın insanlarıyız” o anlamdadır. Yani kafatası, genetik anlamda Türk’üz dese bile, zaten bilimsel olarak imkansız böyle bir şey. Zaten yalan söylemiş olur söyleyen. Böyle bir kavim bulamazsın. Ne saf Kürt bulabilirsin, ne saf Arap, ne de başka kavimlerden insan. Dolayısıyla bence bir telkin o. Güzel bir şey o, çalışkanım. Çalışkanlığı teşvik eden bir ifade o. Bir çocuk çalışkanım diye her gün diyor, mesela o bilinçaltında ona hoş etki yapar. Sabah çalışkanım deyince, hoş duygular uyandırır kalbinde. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” işte “ ben milletim için, Allah rızası için çalışacağım, gayret edeceğim anlamında ama tabii çocuklar onun şuurunda olmayabilirler. Yani ben ilkokul dönemlerini hatırlıyorum, yani böyle bir soğuk bir anlatım vardı. Hakikaten ben genel kültür için okula gittiğimizi bilmiyordum. Tabii bilgilenmek, olgunlaşmak için okula gittiğimizi ben bilmiyordum. Okula gidilir diye o şekilde biliyorduk. Halbuki amacın ne olduğu öğretilse, yani amacın olgunluk, kalite, seçkin insan meydana getirmek, insanlarla rahat iletişime giren kaliteli vatandaşlar yetiştirmek olduğu söylenilmiş olsa çocuklara, çocuklar çok daha şevkli olur, çok daha zevk alırlar. Cereme gibi oluyor imtihanlar, cezalandırma gibi. Yani dehşet yaşıyor çocuklar imtihan günleri. Halbuki bu zevkli, eğlenceli bir şey olması lazım. Hoşnutlukla onu yapmaları lazım, severek yapmaları lazım. Mesela tarih bilgisi çok şahane bir şeydir. Çocuk eğlenerek onu öğrenmesi lazım. Mesela film olarak anlatırsın. Ama tarih dersinde çocuk ter döküyor adeta. Fizik de öyle, ter döküyor. Mesela Yurttaşlık Bilgisi dersi de vardı bizim zamanımızda, çok hoş bir şey, gayet güzel, kaliteli insan yetiştirmek amacıyla olan güzel bir çalışma. Ama orada öyle bir görüntü yok ki. Mesela Ticaret dersi vardı, bayağı sıkıcı oluyor. Müzik dersi de öyle, acayip sıkıcı olurdu, çok rahatsız edici olurdu. Bir müzik olmaz, başka her şey oluyordu. Do, si, la, si, fa, sol, la, si falan. Tamam da yani ne alaka? Eğlendirici hoş bir yönü olması lazım. Müziği sevdirici olması lazım. Müzikten insanı soğutan bir üslupla anlatırlardı. Resim dersi bir tek güzel olurdu, ben beğenirdim. Mesela Türkçe çok şahane bir ders, Türk Edebiyatı çok şahane bir ders, onun lezzetinin, mantığının anlatılması durumunda, çocuklar onu heyecanla, aşkla dinler. Mesela Osmanlı edebiyatı, Türk edebiyatı neden öğretildiği anlatılırsa, çok hoş olur. Mesela Yakın Çağ tarihi, Orta Çağ tarihi mesela tarih bilgisi kaliteli bir insanın özelliğidir. Klas bir insan, bütün dünya tarihini özet olarak bilir. Bunu çocuk bilirse, klas delikanlı olmak için severek yapar, Allah rızası için. Allah rızasının önemi vurgulanması lazım. O zaman hayatı anlamlı olur. Kara tahtaya yazı, toz moz olurdu bilmem ne falan, kara gömlek falan. İşte aslında biraz faşist sistemde vardı işin doğrusu. Çocuklar sıraya dizilir, yanlış yapanlar, sıra dayağından geçirilir. Bahçede yiyecek alanlar, yakalayan hafiyeler olurdu böyle hafiye öğrenciler. Yani çok gereksiz bir dehşet ortamı, gereksiz bir soğuk ortam oluşurdu. Halbuki sevgiyle ve sevecenlikle eğitim ortamı olmuş olsa, çocuklar müthiş bir aşkla, müthiş bir sevinçle okula giderler. Okuldan kırmak, okuldan kaçmak, öğrenciler için bir nimet oluyordu birçoğu için. Mesela öğretmen gelmediğinde sevinç duyuluyordu. Halbuki insan, nimetten mahrum olduğunu o anda düşünmesi lazım. Bu Mehdiyet döneminin güzellikleridir. Mehdiyet döneminde bu tam rayına oturacaktır. Her şey sevgiye dayalı olacağı için, eğitim de sevgiye dayalı olacaktır, şefkate dayalı olacaktır. Ama şu an eğitimde sevgi baz alınmış gibi görünmüyor. En azından bana öyle gelmiyor, bilmiyorum.

Recep Yeter, Yeni Şafak İstihbarat Şefi diyor ki: “Nasıl ki başörtülü çalıştırmayanlara ses çıkarmıyorsak, dekolteli çalıştırmayana da ses çıkarmamalıyız değil mi?” Yani herhalde hicvederek bir eksikliği anlatmak istemiş anladığım kadarıyla. “Başörtülü çalıştırmamak” çok ayıp, çok çirkin. Vicdana uygun değil, inanca uygun değil, samimiyete uygun değil. Ben öyle bir insanı görsem, şahsen saygı duymam ben öyle adama. Değer vermem yani. Başörtülü çalıştırmıyorsa kasten ben o adama değer vermem. Dekolteli diye de, dekolte giyiniyor diye bir hanımı işten çıkarıyorsa, ben o insana da değer vermem, saygı duymam ben ona, önem de vermem. Yani o zihniyet tehlikeli, yanlış bir zihniyet. Normal vicdan sahibi böyle bir şey yapmaz. Ve bu hanımlar üstündeki baskının mantığı çok korkunç. Dekolte giyiniyor suç oluyor, başörtü giyiniyor suç oluyor, çarşaf giyiniyor suç oluyor, ne yaparsa suç oluyor. Bu anormal bir hareket. Bu da yine Mehdiyet döneminde ortadan kalkacak belalardan bir tanesidir, hastalıklardan bir tanesidir. “Kadınlar” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “Mehdi (a.s) devrinde, son derece güven içinde olacaklar, Şam’a kadar tek başlarına rahatça gidebilecekler” diyor. Bu, Hz. Mehdi (a.s) devrinin bir güzelliği olacak.

Bazı komünist, solcu ve ateist arkadaşlar, Peygamberimiz (s.a.v)’in evliliklerine kafayı takmışlar, onlarla ilgili böyle uygunsuz karikatürler yapıyorlar. Bu konuyu bir kitap olarak hazırlıyorum Peygamberimiz (s.a.v)’in evliliklerini ve Peygamberimiz (s.a.v)’in kadın sevgisini. Dolayısıyla bu arkadaşların yanlış bakış açılarına tam bir cevap olmuş olacak. Ama asıl olan neden, Peygamberimiz (s.a.v)’e hasedleri. Peygamberimiz (s.a.v)’in yakışıklılığına, güzelliğine, gücüne, kudretine, kadınların ona olan sevgisine, Peygamberimiz (s.a.v)’in kadınlara olan sevgisine hased ediyorlar. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Almanya’dan kardeşlerimiz yazdılar; “Dün Münih’te ilk defa kardeşlerimizle biraraya gelip yaptığımız ve yapacağımız faaliyetlerden bahsettik. Kuran’ı Kerim okuduk. İman hakikatleri anlattık. inşaAllah bu toplantıyı düzenli olarak yapacağız. Nurlu ellerinizden öpüyoruz. Bizlere dua eder misiniz? Rabbimiz etkimizi arttırsın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel olmuş toplantıları, sohbetleri ne güzel olmuş. Allah onlara güzellik, hayır, bereket versin. Bunlar da kuzular, melek gibi tertemiz kuzular. Ah benim canımın içi, şu tatlılığa bak. Hayret şu temizlik, tatlılık, yani Allah’ın sanatı. Saçların şekerliğine bak. Bu pırıl pırıl. Annesi benim yerime bunu kulaklarından ve burnundan bir ısırsın. Süper şeker maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin bu güzel varlıkları, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kuzey Buz Denizi’ndeki tehlikeli petrol aramalarına karşı barışçıl protesto için 19 Eylül’de Rusya’daki petrol platformuna çıkan, çıkmaya çalışan Gizem Aka’nın da aralarında olduğu Greenpeace eylemcileri için korsan diyen savcı 15 yıl hapislerini istedi. Putin; “Elbette çok açık bir şekilde görülüyor ki, onlar korsan değil” dedi. Ancak savcı Putin’i dinlemedi. Bugün de meclis genel kurulu çalışmalarına CHP İstanbul milletvekili Melda Onur, üstünde free Gizem yazılı tişört giyerek geldi.

ADNAN OKTAR: Daha net, daha somut netice alınacak bir çalışma yapmak lazım. Muhtemelen kanun müsait. Yani eğer Putin bir iyilik yapacaksa kanuni düzenleme yapsın, savcının eli mahkum olur o zaman. Ama kanun müsaitse adam 15 yıl da verir, 25 yıl da verir. Bu tip şeylerde hemen, süratli bir, kanunda düzenleme yapılması gerekir. Yoksa savcıya Putin’in etki etmesi diye bir konu olmaz. Ayrıca adam müşavereli kavga gibi görür savcı, hani siyasetçi olduğu için usulen böyle söyler. Çocuğun canını yakabilirler. En iyisi süratli bir hukuki düzenleme.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz şöyle demişler: “Bugün sokaktaki bu şekerleri Hocamız adına sevdik, süt verdik maşaAllah. Ahmet Muhammed Adnan Hocamız’a gösterir misiniz bu tatlı bebekleri?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yalnız en hoşlanmadıkları şey daha önce de söyledim, yemek yerken resim çekilmesinden hoşlanmaz kediler. Yani klaslarına uygun bulmazlar. Poz da veremiyorlar öyle bir şeyde. Yemek yerken çekim yapmasınlar. Yemeklerini yesinler, istirahat ederlerken kendileri resim çekilebilir. O zaman rahat rahat poz da verirler. Evet, bayağı şekerlermiş, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Amerika’nın Dış İşleri bakanı Kerry, kimyasal silahların imhasına başlayan Esad’ı övmüştü, “Bu rejim için artı bir puan” demişti. “Memnuniyetle karşılıyoruz” demişti. Başbakan, “Kerry’nin de böyle bir açıklama yaptığını zannetmiyorum. Kendisiyle çelişkiye düşer” dedi. Amerika da genellikle bu ifadeyi toparlayacak şekilde açıklamalar yaptılar çeşitli.

ADNAN OKTAR: Akıllarının ucundan geçmiyordu, daha önceki konuşmalara bakın son otuz yılın, siyasilerin konuşmalarına kimyasal silah kullanmayanları tebrik ediyorlar. Klasik silah kullananları da takdir ediyorlar. Yani “adam böyle öldürüyorsan, güzel” yani, “meşru öldürüyorsun, makul öldürüyorsun. Bu temiz öldürme şekli” diyor. “Ama bu kirli öldürme şekli, biz bunu beğenmiyoruz” diyor. Israrla bunun üstünde duruyorlar. Yoksa obüs mermisiyle, varil bombasıyla, napalm bombasıyla adam öldürürsen, o kutsal addediliyor. Yeni anladılar münasebetsizlik yaptıklarını. Yeni anladılar anormallik yaptıklarını. Basiretlerinin, ferasetlerinin kapandığını da yeni farkettiler. Dünya liderleri böyle bir açmazın içindeler. Başbakanımız da benim bu açıklamalarımdan sonra böyle bir açıklama yaptı. Yani kimyasal silah da, klasik silah da aynıdır mealinde açıklama yaptı. Ama ben onu haftalardan beri anlatıyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hong Kong’da 1 Ekim’de Kolhdan Camii’nde yapılan kalabalık bir toplantı sırasında fosil sergisi düzenlendi. Müslüman halk ve ayrıca Müslüman olmayanların da katıldığı toplantı çok büyük ilgi gördü fosil sergisi.

ADNAN OKTAR: Şahane olmuş, maşaAllah. Bir de Hong Kong’da. Çok çok güzel. Allah mübarek etsin. Çok ihtiyaç duyulan bir yer. Çin özellikle Darwinizmin, materyalizmin ıstırabını yaşayan bir ülke, ateizmin acısını çeken bir ülke. Orada böyle bir faaliyet yapılmış olması çok muhterem, müberra, mübarek bir hareket, çok güzel bir hareket. “Hz. Mehdi (a.s) Çin’e kadar ülkeleri fetheder” diyor, manen. Biz de öncüsü olarak başladık Hz. Mehdi (a.s)’dan evvel, inşaAllah. Bak, “Çin’e kadar” diyor açık açık Peygamberimiz (s.a.v) söylemiş, “Çin’e kadar olan ülkeleri fetheder” diyor. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir resim göstermek istiyorum Hocam. Çin’den Japonya’ya kafeste değil, bakıcısının yanında emniyet kemeri takılı olarak seyahat eden bir panda var. Elinde bambusuyla seyahat ediyor.

ADNAN OKTAR: Hem de bambusu da var elinde.

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır bakayım. Emniyet kemeri.

DİDEM ÜRER: Çok şeker ve uslu. Bayağı tombiş bir şey.

ADNAN OKTAR: Şu bambu merakları çok şahane bir şey. Oynamak için yaratılmış gibi hayret böyle tatlı hayvan. Salaklığı ayrı tatlı, hareketleri ayrı tatlı, tip şeker. Bu da sarman. Ama bayağı gürbüzmüş, maşaAllah. Ağaçlar bunların mekanı. Ah severim ben onların güzelliğini maşaAllah iki kardeş. Şahane olmuş maşaAllah. Hepsinde Allah’ın tecellisi olduğu için, kalplerde şiddetli bir heyecan meydana getiriyor. Yani tarifi mümkün olmayan bir şefkat ve sevme hissi meydana geliyor. İnsan da çaresiz kalıyor bir anlamda, bir yönüyle. Yani çünkü nasıl seveceksin, ne yapacaksın? Yani yese insan yine doymaz. Bir doyumsuzluk oluşuyor, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bugün kardeşlerimiz Ümraniye’de broşür ve esnafa kitap dağıtmışlar, size hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet doğru ve bu da oranın köftesi. Bayağı güzel gözleri, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Abdurrahman Dilipak yazısında; “Ergenekoncular, 28 Şubatçılar iktidara yükleniyor. Tamam, bunu anlıyorum da, bizimkilere ne oluyor? Hani şu muhafazakarlar, şu bizim İslamcılardan söz ediyorum. Biri çıkıyor Suriye’yi, İran’ı veriyor. Aramızda Esedcilik yapanlar bile çıktı” dedi.

ADNAN OKTAR: Esedcilik yapan, Haydar Baş’ı söylüyor, Ali Haydar Baş. Olabilir, çeşitli görüşte insanlar da olabilir. O kadar şaşıracak bir şey yok. Ama çözüm Esad’ı aşağılamadan, hayatını tehlikeye atmadan oradan çıkartmak, serbest seçimlerin yapılmasını sağlamak. Kazanırsa da, adamın görevine devam etmesini sağlamak.

Didem Hocam ben gidiyorum, yarın görüşürüz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü