Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (11 Ekim 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BEYZA BAYRAKTAR: Müthiş yakışıklı, aşkım, ruhum, bir tanemin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.  

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, bugün dünya kız çocukları gününde yaptığı konuşmada; “bu ülke ne kadar erkeklerin ülkesiyse, o kadar da kadınların ülkesidir” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kızı Fatıma’ya olan sevgisinden bahseden Başbakan “kız çocuk ve kadın ayrımı yapmanın cahiliye adeti olduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Ne anlamında söylüyor Başbakan bunu?

DİDEM ÜRER: “Kız çocuklarıyla erkek çocukları arasında ayrımcılığa müsaade edebiliriz, o da pozitif ayrımcılıktır. Tek ayrımcılık budur” dedi. “Çok şükür bizde bunu yapıyoruz. Anayasamızdan mevzuatlara uygulamalara kadar kız çocuklarımızı, kadınlarımızı kayırmaya başladık. Her alanda onlara öncelik tanıyoruz” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok güzel. Ama kadınların bakın en çekindiği konu üzerinde durması lazım Tayyip Hocam’ın. Kadınlar hür yaşamak istiyorlar. Onlara baskı yapılmayacağının vurgulanması çok önemli.  Çünkü erkekler çok özgür dünyanın her tarafında. Adamlar slip mayoyla da geziyor, hatta çırılçıplak da geziyorlar, kimse onlara karıştığı yok. Ama hanımlar başını açsa, kolunu açsa, olay oluyor. Yok çekiciymiş, yok seksiymiş, bilmem ne. Kardeşim niyete bağlı o. O zaman senin de ortaya çıkmaman lazım. Kadın olsun, erkek olsun fark etmez, aynı risk içinde. Eğer niyeti bozuksa bir insanın, hastaysa, ruhunda bir bozukluk varsa, iradesizse, onun için fark etmiyor ki. Çocuk olması da, erkek olması da, kadın olması da fark etmiyor. İman meselesi bu, inanç meselesi, karakter meselesi.

Murat, ateist imam; “Çocukların açlıktan ölmesi, çocukların ne gibi bir imtihanı olabilir?” Yanarak da ölüyor çocuk. Açlıktan ölmenin niye o kadar üstünde duruyorsun? Yahut çığ oluyor yahut deprem oluyor, enkaz altında kalıp ölüyor. Ama Allah’ın nasıl bir sistem yarattığını Murat bilmiyor. Murat beyninin içindeki bir ekranla görüştüğünden de habersiz. Beyninin içindeki bilgi akışıyla muhatap olduğundan da habersiz. Dokunma hissinin, görme hissinin, duyma hissinin, düşünme hissinin her türlü hissin ona sürekli bir kanaldan özel olarak akıtıldığının farkında değil. O bakıyor 50 metrede bir şey var, bakıyor “uzakta bir çocuk var” diyor. Oradaki ledün-i bilgiyi bilsen, hemen konuyu anlayacaksın. Allah yüz kişi gösterir sana, onların içinden 50 kişisi insandır, ama 50’si de görüntüdür, bilemezsin. Kimin ne olduğunu bilemezsin. İnsan zannedersin, başka bir şey çıkar. Başka bir şey zannedersin, insan çıkar. Mesela eşya zannediyor, halbuki insan olmuş oluyor. İnsan zannediyor, halbuki insan değil. Tabii Murat’a bunları şu an anlatmak, kısaca anlatmak ne derece mümkün, artık onun vehbine kalıyor. Ne kadar anlayışlıysa, o kadar anlar. Mesela rüyanda senin, bir çocuk ölüyor ve onu kurtarmak için nasıl canla başla koşuyorsun. Yangının içine dalıyor insan değil mi çocuğu kurtarmak için. Ama yangının içinden çocuğu kurtarıp, kendi de yanıp bayağı hastanelik olup ambulansla kaldırılıyor, çocuk da ölüyor. Rüyasında diyor ki; “ vah vah vah çocuğa, öldü çocuk” diyor. “Bende yaralandım” diyor. Sonra da bir uyanıyor, ne ambulans var, ne yangın var, ne çocuk var. Allah ne yapacağını bilir. Allah’a merhamet öğretmeye kalkmayın. Merhameti size öğreten Allah. Şefkati öğreten Allah, Allah’a şefkat öğretiyor. Allah sana zaten şefkati merhameti öğretmese zaten bilmeyeceksin. Sana öğretiyor, Allah’ın gösterdiği görüntüyle Allah hakkında yorum yapıyorsun. Milim milim, an an sana gösteriyor Allah.

“Gelmenizi bekliyordum, akşam yayına gelmenizle çok dikkatli baktım size. Bir gece gelmediniz diye özledik de mi öyle geldi bilmiyorum, çok nurlanmış daha gençleşmiş gördüm sizi, maşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Çok doğru Hocam, maşaAllah.  

“Hocam ne zaman yayına gelmezseniz, acaba mübarek gece mi diye geçiyor içimden. Maneviyat vardır bu gecede, acaba nedir diye düşünüyorum. Canım Hocam kalben ruhen çok doluyum sanki ama söze de sığdıramıyorum.” MaşaAllah.

O zaman kısa bir ara verelim. Hz. Mehdi (a.s)’ın fiziki alametlerini çok kızdırıyor münafikun ve münafikatı, kafirun ve kafiratı. Hani tabii gönlümüz kızdırmak değil ama adamların kızması, kıza kıza kıza ruhları kirden arınacak, o ateşle ruhlarındaki kir gidecek, pırıl pırıl tertemiz bir kalp ortaya çıkacak. Devam edelim, inşaAllah.

VTR-Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri.

BERİL KONCAGÜL: Sevgilim, aşkım, ruhumla programımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: İsrail’de camilerde hoparlörlerin açılması, ezan okunmasının yasaklanması olayını sordum İsrail’e. Likut Partisi’nden Mandy Safati cevap verdi. Onu bir oku Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Şöyle söylüyor Hocam; “İslami hareketten bazı insanlar, Yahudileri tahrik etmeye çalışıyorlar. Bunun için Yahudilerin camilere çok yakın yaşadıkları yerlerde kasıtlı olarak hoparlörlerin sesini yükseltiyorlar. Bu da orada yaşayanlar için sabahları uygun olmuyor. Çocukları panik içinde uykudan uyanıyorlar. Yasalar, müezzinlerin ezan okumasına engel olmuyor, sadece sesin yüksekliğine bir ayarlama getiriyor. Hz. Muhammed (s.a.v), kendisine gelip neden ezana çağrıyı neden daha yüksek sesle yapılmadığı sorulduğunda, Peygamber ‘bunun rahatsızlık vereceğini ve insanları İslam’a yaklaştırmak yerine ters etki yapacağını’ açıklamıştır. Radikallerin ne yaptığını görüyorsunuz, İslam’ın güzel ismine tüm dünyada zarar veriyorlar” demiş. “İsrail din özgürlüğü prensibine saygı gösteriyor. Herhangi bir kişi müdahale edinmeden dini törenlerini yerine getirebilir. Fakat bazı gruplar başkalarının hislerini dikkate almadan dini yanlış bir şekilde başkalarına zarar vermek için kullanıyorlar. Bu tasarı üç sene önce teklif edildi. Şu an gündemde dahi değil. Ben teklif aşamasında müzakerelerdeydim. Bu yasaya karşı çıktım ve din adamlarıyla bir araya gelip onlarla hoparlör sesini yükseltmemek için anlaşmak gerektiğini söyledim. Ve teklifim kabul edildi, yasa gündemden çıktı. Ve bu madde iki sene önce karara bağlanmış oldu. Gazeteciler muhtemelen provokasyon amaçlı yeni bir haber gibi yazmışlar. Lütfen Adnan Oktar Bey’i bu hassas konudaki çabalarımdan haberdar eder misiniz?” diye arkadaşımıza iletmiş. “Sonuç olarak yasa durduruldu ve imamlarla anlaşmaya varıldı. Teşekkürler” diyor.

ADNAN OKTAR: Ayrıca Türkiye’de de belirli bir desibelin dışında zaten hoparlör açılamıyor. Yani çok yüksek sesle ezan olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında normal insan sesiydi. Yani yeri göğü sallayacak şekilde olmaz. Kastedilen, bu.

Didem Hocam bugün bu kadar yeter, gidelim, yarın devam ederiz, inşaAllah.    

Masaüstü Görünümü