Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (12 Ekim 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Ruhuna, aklına, derinliğine hayran olduğum canımdan çok sevdiğim aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Mehmet Ali Şahin; “andımız uygulamasının baskıcı rejimlerin tek tip insan meydana getirme projelerinin bir parçası olduğunu” söyledi. Şu şekilde olabileceğini belirtti andımızın: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, doğru olmaya çalışacağım, çalışkan olmaya gayret edeceğim, varlığım Türkiye’ye armağan olsun.”

ADNAN OKTAR: Öbür and da aynı anlamda aslında da biraz açıklanması gerekiyor. Yoksa “Türk’üm” deyince zaten genetik anlamda Türk diye söylenmiyor. Yani “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türkiyeliyim, Türkiye’nin bir ferdiyim.” Bu Türkiye’deki insanların hepsine Türk denir, o anlamda. Arada fark yok. Ama belki hakikaten ırkçı kafada olanlar öyle yıldırdıysa bazı kardeşlerimizi, adam çünkü hakikaten genetik anlamda ırkçı. Onlarda tedirgin oluyorlarsa öyle düşünüyor olabilirler ama asıl anlamı açık. Zaten inandırıcı da olmaz. Adam Çerkez, Türk değil yahut Abhaza, Boşnak. Ne anlamda söylendiği bilindiğine göre o kadar kafa takacak bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Mecliste başörtülü milletvekili olabilir mi?” sorusuna istinaden Sayın Şahin: “Meclis içtüzüğünde ilgili madde okunduğunda ‘bayanlar tayyör giyer’ diyor. Başörtüsü giyilemeyeceğine dair bir açıklama yok. Bayramdan sonra içtüzükte değişiklik gündeme gelebilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Kenan Paşa zamanında, belki karmaşa olmasın diye mi yaptılar, niye yaptılar tam da belli değil. Öyle kanun vardı hakikaten. Hanımlar başörtülü de, dekolte de, her yere girip-çıkmaları lazım. Yani hanımların üzerinde bu kadar çok erkek egemenliği çok çok anormal bir şey. Sürekli yol gösteriyorlar “şunu yapacak bunu yapacak.” Kadınlar diyor mu onlara “şöyle giyeceksiniz, böyle giyeceksiniz” diyorlar mı, değil mi? Hanımları kendi haline bırakmaları lazım. Onlar nasıl giyineceğini çok iyi bilirler.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakan Erdoğan İETT otobüslerinin hizmete alım töreninde yaptığı konuşmada: “Biz millete efendi olmaya gelmedik” dedi. Modern bir şehirde toplu taşımanın önemine dikkat çekti. Ve yapılmış olan yine yenilikleri anlattı, inşaAllah. “Yassıada’yı demokrasi ve özgürlük adsı yapacağız” dedi. 2023 yılını örnek bir Türkiye olarak gireceğimizi belirtti.

ADNAN OKTAR: Mesela bak, bu güzel bir ifade. Ne diyor “biz millete efendi olmaya gelmedik” diyor. Çok güzel. Ne demek? Yani ,”bizim bir faşizan bir niyetimiz yok, milleti hizaya getirmek durumunda değiliz. Biz milleti adam etmek, hizaya getirmek, onları fıkıhla yönlendirmek, onların dini inançlarını biçimlendirme gibi bir iddiamız yok” diyor. Ben öyle anlıyorum.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Mersin’den şöyle yazmışlar: “Bugün canımın içi nur yüzlü Hocamın 100eserini Mersin’de çeşitli otel ve lokantalarda dağıttık. Nur ala nur bir tanecik Hocamızın ellerinden öpüyoruz. Hocamızın affına sığınıyoruz kedi bulamadık, kaz resimleri gönderebiliyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Nur ala nur, şahaneler. Acayip şekerler onlar, onlar benim bir tanem onlar, maşaAllah. Kardeşlerimizi tebrik ediyorum, çünkü oteller çok hayati noktalar. Oraya yabancı insanlar geliyor. Geldiklerinde de sıkılır otelde. Çünkü oturuyor gazete falan okuyor, o kadar okuyamaz, en iyisi kitap. Bir de kendi dilinde bir de ilginç bir konu, bir de güzel anlatılmış bağnazca değil, inandırıcı, doyurucu, makul delillere dayalı, mest olur, acayip hoşuna gider. Bir anda dünya görüşü değişir. O yüzden kitap hediyesi, en hayati tebliğ metodudur. Yani kitap hediye etmek üzerine tebliğ metodu yoktur. En mükemmel yöntemdir. Adam yorulur dinlenir bir daha okur, şöyle gezinir bir şeyler yapar, yemek yer, yine okur. İki sayfa okur, iki sene etkisinde kalır, iki sene gider tebliğini yapar. Çok etkili olur, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu konuda bir yerel gazetede haber çıkmış. Kardeşlerimizin dağıttığı Yaratılış Atlası’yla ilgili Manavgat’ta.

ADNAN OKTAR: Manavgat’ta, gördüm güzel. “Manavgat’ta Yaratılış Atlası.” İşte bakın, etkini güzelliği, maşaAllah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Serdar ve İlhan kardeşlerimiz Karadeniz Ereğli’sinde 86 renkli kitap, 46 dergi ve 46 CD dağıtmışlar. Ayrıca İmam Hatip Lisesine de Yaratılış Atlası hediye etmişler. “Canımız zümrüt gözlü ilim öğretmenimizden dualarını istiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel bu çocukların bu şevki, bu aşkı, maşaAllah. Kedinin şekerliği de güzel, maşaAllah. Ne kolay metot, ne kolay tebliğ metodu ve ne kalıcı metot. Şimdi adam gidip anlatsan, unutabilir ama yazı unutulmaz. “Söz uçar yazı kalır” atasözüdür. Evine gider bir daha bakar, sokağa çıkar bir daha bakar, bir hafta sonra yine bakar, iki sene sonra yine bakar, beş sene sonra yine bakar. Bakanların da haddi-hesabı olmaz, bir misafir gelir ona zincirleme etki eden muazzam bir tebliğ metodu. Kitaplar da çok iç açıcı olduğu için, albenisi denilen olay, hakikaten Allah tarafından çok güzel yaratıldı kitaplar da, bizleri vesile etti Cenab-ı Allah. Dolayısıyla gidişat çok güzel, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün iki bayan kardeşimiz Kütahya’da faaliyet yapmışlar Hocam. Sevgi yolunda 99 broşür dağıtmışlar. Seda kardeşimiz ilk kez katılmış bu faaliyete, sizden özel dua rica etmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aman Allah’ım ne güzel bunlar, ne şekerlermiş. Allah şevklerini artırsın maşaAllah, elhamdülillah. Ne nurlu çocuklar, değil mi? Baya temizler. Efendi oldukları, güvenilir oldukları hemen anlaşılıyor, maşaAllah elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Zaman Gazetesi Yazarı Abdülhamit Bilici; “Türkiye’de son on yılda demokratik anlamda ciddi atılımların yapıldığını, daha önce bir evim bir arabam olsun diyen halkın şimdi fikirlerim daha çok dikkate alınsın demeye başladığını” yazdı. “Askeri vesayetin kalkmasıyla medyadan bürokrasiye, muhalefetten iş dünyasına kimsenin normal bir demokraside durması gereken yeri tam olarak bilmediğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Yani ne demek istiyor?

DİDEM ÜRER: Eskiden askeri vesayette insanlar herhalde bilemezken konumlarını, şimdi fikirlerini rahatça, özgürce açıklayabiliyorlar anlamında söylemiş.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Eski dönemde derin devletin etkin olduğu dönemde kimse ağzını açmak istemiyordu. Çünkü faili meçhulle öldürülürüm diye çekiniyordu, korku kol geziyordu. “Derin devlet heyulası” deniyordu. Ama şu an devran değişti, iyiye gidiyor, maşaAllah. Tayyip Hocam’ın en önemli hizmeti budur zaten; derin devlet belasından Türkiye’yi kurtarmış olması, çetelerden Türkiye’yi kurtarmış olması. İnsanlar da en çok güvenliğe önem verdikleri için, en karşı olan bile Tayyip Hocam’ı destekliyor, can havliyle, can aziz çünkü. Canını kurtaran ne ise, insan oraya tevessül eder. Onlar da hükümete destek oluyorlar o yüzden.

Yakışıklı Şeyhimiz dünyanın Sultanı Şeyhin Şah Sultanı Şeyh Nazım El-Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri, Allah ömrünü uzun etsin bugün iyiymiş, maşaAllah. Meşhur devriyesine çıkmış. Ne şeker insan, ne güzel insan, maşaAllah.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, İslam Birliği Teşkilatı Genel Sekreteri Sayın Ekmelettin İhsanoğlu’na, Amerika’da Doğu-Batı Enstitüsü adlı düşünce kuruluşu tarafından hayat boyu başarı ödülü verildi. İhsanoğlu törendeki konuşmasında; “fanatikliğin, aşırılığın, terörizmin ve bağnazlığın her türlüsünü kınadıklarını” belirtti. Ve “uluslararası çapta daha etkin olmak için İslam dünyasının kuruluşlarında reforma ve güçlendirmeye ihtiyaç duyulduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte bak ne diyecek? Mesela dese ki, “bağnazların kadınları yarım görmesi yanlıştır” dese, onu aforoz ederler. Bütün bağnazlar tavır alırlar. Diyemiyor, ancak reform diyor. Gelenekçi İslam anlayışında reform demek, dini yok etmek demektir. Reform ne demek? Dini eksiltmek, şekillendirmek, başka bir hale getirmek, forma sokmak. Bu olmaz, dini reforma ihtiyacı yok. Din orijinal haliyle yaşanması gereken bir sistemdir. Sahabe dönemi gibi. Bunu da ancak Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa Mesih (a.s) yerine getirecektir. Reformla değil, dini aslına döndürerek, dini aslına döndürme vardır, reform yok. Ancak Hz. Mehdi (a.s)’ın yapabileceği, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin yapabileceği bir durum bu.

DİDEM ÜRER: Hocam, Uğur kardeşimiz şöyle yazmış: “Canım Hocam, geçtiğimiz günlerde Tuğba’nın doğum günü vardı. Hocamızdan dua rica ediyoruz” diyor. “Tarihi 2010, 10. ayın 10. gününde saat 10’da doğmuş. 10 neye işaret olabilir” diye de size soruyor.

ADNAN OKTAR: Ama Tuğba da Tuğba’ymış yani çok çok güzel kız, çok şeker. Saçlar kıvır kıvır kuzuya benziyor. Tam bir minik kuzu görünümü var. Aman Allah’ım şu sükseye bak, maşaAllah. Annesine de minik Tuğba’ya da Allah uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. 10-10 iyi işte güzel, her insanın kaderi belli. Onun kaderi de öyle demek ki, maşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam Sultanımızın, Şeyhimizin yediği yemek, patlıcan ezme üzerine kuşbaşı şeklineymiş.

ADNAN OKTAR: Patlıcan ezme üstüne kuşbaşı, maşaAllah. Babaganuş çok şahane, maşaAllah. Afiyet şeker olsun Şeyhimize. Bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a, Allah’a, kitaba adayan bir insan şeyhimiz. Canım benim, yirmi dört saati tebliğle doluydu onun. Hiç de çekinmezdi kimseden. Gürül gürül zikir yapardı, yer-gök inlerdi böyle, İstanbul’da da öyle maşaAllah. Şu an yaşlandı, insanlar zannediyor ki artık herhalde faaliyetlerini bırakır, yine bırakmıyor. En zor hastalıkta bile, en zor halinde bile, bütün gücüyle Allah’ı anıyor, maşaAllah. Çok değerli bir insan, o yüzden çok seviyoruz Şeyhimizi, maşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz yazmışlar. Bugün Göztepe Şahkulu Sultan Cemevi’ni ziyarete gitmişler. Cemevi Dedesi Sayın Veli Akkol Bey ile görüşmüşler ve sizin kitaplarınızı hediye etmişler. “Ahir zaman ve Mehdiyet konularının konuşulduğu faydalı bir sohbet oldu” diyorlar. Cemevi Dedesi Veli Bey size selam söylemiş. “Allah’ın aslanı sevgili Hocamızın nur ellerinden öpüyor hayır dualarını bekliyoruz” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam. Biz de dedemizin elinden öpüyoruz. Muhterem Veli Dede’ye selam ediyoruz, Allah mübarek etsin. Ne güzel oralarda nur saçıyorlar, güzellik oluşturuyorlar, sevgiyi öğretiyorlar, dostluğu kardeşliği öğretiyorlar maşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz 4 ve 7 Ekim tarihlerinde Yayla Bahçelievler ve Taksim’de toplam 3000 adet İslam Birliği İstiyorum broşürü dağıtmışlar. Ayrıca bugün evde toplanıp Kuran’dan ayetler okuyarak sohbet etmişler. “Güzeller güzeli nurumuz aşkımız Seyyid Muhammed Ahmet Adnan Hocamız’ı çok seviyoruz. Sevgilerimizi iletiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, nur denizi bunlar nur denizi, maşaAllah. Ne nurlu ne güzel insanlar, maşaAllah. Hanımlar zaten mübarektir, aralarında bir de melek gibi çocuklar var. Fevkalade güzel faaliyetleri. İçlerindeki heyecan coşku nefis, çok güzel maşaAllah. Cennet kuzusu onlar, elhamdülillah. Allah cennette kardeş etsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, El-Kaide lideri Zevahiri yayınladığı ses kaydında; “Mısır ve Suriye’de yaşananlara istinaden Müslümanların hizipçiliği, grupçuluğu ve ulusçuluğu bırakarak İslam itikadında birleşmeleri gerektiğini” söylemiş. “Tüm İslam düşmanları, İslam aleyhine birleşmişken Müslümanların onların aleyhine birleşmemesi anlamsız olur” diye söylemiş.

ADNAN OKTAR: “Onların aleyhine.” Niye aleyhine olsun? Müslüman niye Hristiyanların yahut dinsizlerin yahut ateistlerin aleyhine olsun? Şefkatle yaklaşır. Birleşme konusu doğru, güzel demiş onu. Yani hizipçilik, cemaatçilik, grupçuluk, mezhep ayrılıkları bunlar, zaten Kuran’da olmayan bir suç, yani Kuran’da olmayan haller. Müslüman, kurşunla kaynatılmış bina gibi olacak. Birlikte mücadele edecek ve dünyanın bir yerinde bir Müslüman’a bir şey olduğunda, Allah diyor; “El birliğiyle onu savunurlar” diyor. “Uyumazlar, yan gelip yatmazlar” diyor Cenab-ı Allah. “El birliği, dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslüman’a bir şey olduğunda hep birlikte savunurlar” diyor. Ama Hristiyanların, Musevilerin, ateistlerin aleyhine olup, onları ezmeye kalkmak, onları insan olarak görmemek, şefkat göstermemek çok anormal bir hareket olur. Zevahiri yarım kalan cümlesini bu şekilde düzeltsin. Eğer bir iyilik yapacaksa, güzellik yapacaksa. Düşmanlıkla bir yere varılmaz. Biz Hristiyanlara düşman değiliz, Musevilere düşman değiliz. “La ilahe illaAllah” diyorlar. Eğer güzel anlatırsan “Muhammeden Resulullah” da derler. Sen tanıttın mı Peygamber (s.a.v)’i? Tanıtmamışsın. Bir tanıt, bir söyle. Sen daha önce biliyor muydun dini? Bilmiyordun. Sonradan öğrendin. Onlar da bilmiyor. Öğret. O zaman onlar da senin dinde kardeşin olur. Ama şu an la ilahe illaAllah kardeşiyiz. O zaman niye düşman oluyorsun? Ateistler de, Müslümanların bağnazlığından bu hale geliyorlar, bilgisizliğinden, cahilliğinden bu hale geliyor birçoğu. Ne yapacak? Kültürlü Müslümanlar, cahil olmayanlar, cahillerin yaptığı tahribatı ortadan kaldıracaklar, o zaman ateistler de onlara güzel gözle bakar. Ateistler bayağı zeki delikanlılar, araştıran, inceleyen, sorgulayan delikanlılar. Öyle anormal, dengesiz gençler değil. Ben görüştüm, konuştum, buraya da geldiler, birçoğuyla da tanışıyorum. Bayağı makul çocuklar. Hakikaten bilgisizlikten kaynaklanan bir tavır içindeler. Makul, tutarlı, güzel cevap verdiğinde, ikna oluyorlar. Dolayısıyla Müslümanlıkta düşmanlık yoktur. Sevgi ve şefkat, merhamet vardır. Ama bir saldırı olursa, fiili bir saldırı olursa, o zaman can havliyle nefsi savunma vardır. Müslümanların yaptığı hep bu olmuştur tarihte. Bu şekilde ifadesini düzeltmesi lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Yeni Şafak Gazetesi’nden Sayın Atilla Yayla’nın sol görüşle ilgili çok önemli analizleri oluyor. “Başta sol ideolojinin başka ideolojilerden beslenen şiddeti kınarken, kendi şiddetini savunma şiddeti olduğunu öne sürdüğünü ve halktan yana gibi görünmesine rağmen reel halkı sevmediğini” yazdı. “Solun devamlı mağlup olduğu için öfkeli olduğunu ve özgürlükleri bir bütün olarak ele alıp savunmadıklarını ve demokrasiye anlamlı bir faydaları da bu anlamda olmadığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Güzel, akılcı, iyi, güzel bir analiz yapmış. Hakikaten sol, ben çocukluğumdan beri bilirim, hep sürünür, hep ezilirler. Böyle akılcı atakları olmuyor. Akılcı üslupları yok, hep böyle halkın zıddına şeyleri getirip, kendilerini de yakıyorlar, halka da zarar veriyorlar, boş yere bir acı ortamı meydana getiriyorlar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Balyoz Davasında 32 ay hapis yatan ve Yargıtay’da hakkında beraat kararı çıkan Tuğgeneral Ali Aydın, tahliye olmasının ardından Eyüp Sultan Camii’sine giderek namaz kıldı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun askerimize, helal olsun maşaAllah, aferin. Allah ömrünü uzun etsin, büyük de geçmiş olsun. Demek ki, Cenab-ı Allah ona bir ilhamda, ikramda bulunmuş, maşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Rusya’nın Sesi isimli politik ve İslami haber sitesinde “Terörün dini yok” isimli makaleniz yayınlandı. Bu makale sitede en çok konuşulan ve paylaşılan yazı oldu, maşaAllah. Sitenin Rusça ismi golosislama.ru.

ADNAN OKTAR: Şahane.

DİDEM ÜRER: Aynı sitede yayınlanan diğer bir makaleniz de “Sevgi akıl ve gayretle kazanılan bir nimet” başlıklı yazınız. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bütün dünya sevgiyi istiyor, dostluğu istiyor, kardeşliği istiyor. Kavgadan hiç hoşlanmıyor insanlar. Bağnazlıktan hoşlanmıyor. Kadınların ezilmesinden hoşlanmıyor. Biz de hoşlanmıyoruz. Nasıl mutlu oluruz biz kadınlar ezilirse? Çocuklar ezilirse nasıl mutlu oluruz? Kadın gelecek, “Yarım varlık geldi.” Mahvettin onu sen, insanlıktan çıkarttın. Yani şaşırtıcı bir bağnazlık, şaşırtıcı bir cesaret, Allah vermesin. Kadın dünyanın süsü, dünyanın en güzel varlığıdır. Ahirette de süstür, dünyada da süstür. Şehirler kadınlar için kuruluyor. Aile kadınla oluyor. Suskun kalmak doğru olmaz. Ama kızarak, öfkelenerek, kırıp yıkarak da olmaz. Akılcı anlatımla olur, samimi anlatımla olur. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine Rusya’da diğer bir gazetenin internet sayfasında da İslam Birliği ile ilgili makaleniz yayınlandı; centrasia.ru sitenin adı.

ADNAN OKTAR: Güzel. Ruslar güzel insanlar. Ben seviyorum Rusları. Amerikalılar çok hoş insanlar. Hep şeker. Çinliler de yazık, çok tatlılar. Japonlar mesela çok şeker Japonlar. Hele çocukları falan. O kıvır kıvır zenci çocukları var ufak, bir de ciltleri onların yani insanın dayanacağı gibi değil, acayip şeker oluyor. Parlak hafif nemli, belli belirsiz böyle yumuşacık, gözler de kara kara, kocaman, beyazı bembeyaz oluyor, dişler de süt beyaz, kollar da ortada geziyor. Şimdi ne yaparsın? Tek çözüm ısırmak. O Japon çocukları da öyle. Yani insan ne kadar zor durumda kalıyor. İnsanın yiyesi geliyor, acayip şekerler. Bir de saf saf etrafa bakınıyorlar böyle, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

Faruk Çakır yazısında; “Terörü bertaraf etmek, biraz da camilerden başlar. Devletle millet camide buluşur ve kaynaşırsa bu birliği hiç kimse bozamaz” demiş. “Tarihte bu birlik temenni edildiği için dünyaya adalet dağıttığımızı, birliğin bozulması, terörün oluştuğunu” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Sen ne diyorsun?

DİDEM ÜRER: Hocam siz geçen gün, “Camilere de Cemevlerinde olduğu gibi teröristler girebilirler” demiştiniz. Camide birlik önemli gerçekten ama eğitimin yönü de önemli. O birliği gerçekten manevi yönde Allah’ın istediği gibi kullanmak gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Tamam, camiye geliyor ama adam “ey ümmeti Muhammed, bugünkü Cuma vaazının konusu talak” diyor. “Kadını üst üste boş ol, boş ol dedin mi iki talakla boşamış olursunuz, bir daha da size dönemez” diyor. “Bu kadar kolaydır” diyor. Kadın? “O boşayamaz” diyor. “Niye?” diyorsun. “Yarım” diyor. “Resulullah (s.a.v) ne demiş?” diyor, “kadın ne derse tersini yapın demiş” diyor. Camide öğretilecek şey ne, onu bir ortaya koymak lazım.

Didem Hocam buyurun, ben dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz bugün Çağlayan’da esnafa sizin kitaplarınızdan ve broşür dağıtmışlar. “Ahmet Muhammed Adnan Oktar Arslanoğlu Hocamız’ın nurlu ellerinden saygı ve muhabbetle öpüyor ve dualarını istirham ediyoruz” diyorlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah onlara güzellik versin. Her yerde güzellik versin, dünyada da, ahirette de güzellik versin. MaşaAllah, çok güzel hizmetleri.

DİDEM ÜRER: Abdurrahman Dilipak yazısında; “darbelerin mutlaka dış bağlantıları olduğunu ve darbecilerin medya, mafya, siyaset, bürokrasi ve sivil toplum kuruluşlarıyla olan bağlantıları soruşturulması gerektiğini” söylemiş. “Halen Muhsin Yazıcıoğlu suikastının davasının açılmadığını, Özal, Eşref Bitlis, Bülent Arınç suikastlarında ilerleme olmadığını” yazmış yazısında.

ADNAN OKTAR: Engellenmiş olması çok önemli, şimdi yakalasak ne olacak? Adamı aldık hapse attık diyelim. Olan olmuş zaten “bir an önce” diyor “şunu yakalayalım.” Kardeşim adam ölmüş, şehit olmuş o insan. Adam tahribatını yapmış, binayı yıkmış bilmem ne yapmış “hadi adamı bulalım” bul, ne olacak? Hapse koydun, olayın engellenmesi çok önemli. Tayyip Hocam’ın yaptığı, o. MaşaAllah, hakikaten delikanlıca davrandı, korkmadı, yılmadı iddia edilen Ergenekon terör örgütünün üstüne gitti çekinmedi. Sonuna kadarda gidecek gibi görünüyor. Sırf onun sevabı, ona yeter, Allah’ın izniyle.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Halep’e bağlı Aziz ilçesinde dün El-Nusra cephesiyle Özgür Suriye Ordusu muhalifleri arasında çatışma yaşandı, top ve patlama sesleri Kilis’te tedirginlik oluşturdu.

ADNAN OKTAR: Savaş var orada artık. Allah vermesin, Türkiye’de de olabilir ama orada oluyor savaş. Peygamberimiz (s.a.v.) bir şey dediğinde olur; “Hz. Mehdi (a.s) devrinde Şam yerle bir olacak” diyor. “Şam’da hamile kadınların bile karnı deşilecek” diyor, “çocukları şehit edecekler, insanları şehit edecekler, büyük bir katliam yaşanacak” diyor. Ne demek demesi? Gördüğünü söylüyor. Dediğinde, çıkar. Peygamberimiz (s.a.v.) bakıyor, ne görüyorsa onu söylüyor zaten. Olan bir olayı söylüyor. Allah kaldırıyor perdeyi, zaman mekan kalkıyor, uykuyla uyanıklık arasında yekaze halinde hepsini görüyor. Kalktığında da gördüklerini anlatıyor, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Akşam Gazetesi yazarı Kurtuluş Tayiz, bir Kürt siyasetçiyle çözüm süreci hakkında yaptığı görüşmesini aktardı; “Siyasetçi tekrar Kandil’in tekrar silaha dönmesinin zor olduğunu, bunun bir seçenek olmadığını tıkanıklığı aşmak için hükümetin gözlemci bir heyet oluşturup, gazetecilerin İmralı’yla görüşmesinin önünü açarsa, çözüm sürecinde yaşanan tıkanıklığın aşılacağını ve bu adımın Kürt tarafından iktidarın süreci ilerletme isteği ve iradesi olarak algılanacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’yi bölecek bir şeye müsaade etmeyiz. Ama yabancıyla dil öğrenmek istiyorsan, başından beri söylüyoruz, kurs aç, öğret bir şey dediğimiz yok. Ama resmi dili, okul dilini Kürtçe yaptırmayız. Lazcada yaptırmayız. Çerkezcede yaptırmayız. Boşnakçada yaptırmayız. Olmaz öyle şey. Türkçenin mutlaka bilinmesi gerekir.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin; “kadınları toplumun kalkınmasının bir parçası yapmaya çalıştıklarını” belirterek, “artık kılık kıyafet üzerinden hiçbir ayırımcılığı kabul etmiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ama detay verse keşke. Çünkü sırf başörtüsü anlamında da anlaşılabilir.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler raporuna göre; “Sudan’da Afrika boynuzu ve çocuk felci salgını tehdidi alarm düzeyinde. Tedbir alınmazsa önümüzde ki iki yıl içinde çocuk felcinden yüz altmış beş bin çocuğun etkilenebileceğini” bildirdiler. Aşı kampanyası için gerekli izinlerin alınması bekleniyor.

ADNAN OKTAR: Sürekli silah üretimine uğraşıyorlar, sürekli bomba üretimine, tank top. Yüzbinlerce tank yapıyorlar. Yüzbinlerce tank yapacağına, yüzbinlerce ev yapın adamlara, buzdolabı yapın, çamaşır makinesi yapın, araba yapın. Ne yapacaksın tankı topu? Bir süre sonra da modası geçti diyorlar, yeniden eritmeye gönderiyorlar, yeniden tank imalatına başlıyorlar. Ahir zaman çok acayip. Mehdiyet silahları ortadan kaldıracak, tank top, hiçbir şey kalmayacak. Silah üretimi yerine, sanayinin faydalı kısmı hareket halinde olacak, üretim faydalı üretim olacak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Japonya’da 2011’deki 9 büyüklüğündeki depremden sonra meydana gelen dev tsunaminin yeni görüntüleri ortaya çıktı Hocam. Videosu vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bunlar yeni görüntüler. Allah Allah, kağıt gibi götürüyor arabaları. Suyun gücü çok şaşırtıcı, arabayı yerinden bile kıpırdatamaması lazım. 1 tonluk araba yani demir yığını. Gazoz kapağı gibi sürüklüyor, maşaAllah.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Katoliklerin ruhani lideri papa Fransis genel oturumda konuştu; “Sizi barışın prensi Hz. İsa’nın doğduğu topraklar olan Ortadoğu’da, Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Lübnan’da ve kutsal topraklarda barış için dua etmeye çağırıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama dua edelim de, Darwinist-materyalist eğitimi papalık bizzat kendisi organize ediyor. Papa parasını veriyor, Hristiyanlardan toplanıyor para, Vatikan’da Darwinizmin-materyalizmin kapsamlı propagandası yapılıyor, aksini yapanları da aforoz ediyorlar. Darwinizm diye bir şey yok dersen de, aforoz oluyorsun. Ondan sonra da “dua edelim” diyor. Muhterem papa hazretleri, Darwinizmi-materyalizmi biliyorsun. Komünizmin faşizmin kökeni olduğunu da biliyorsun. Bu terörist Müslümanların da Darwinist-materyalist olduğunu biliyorsun. Niçin bunlara tedbir almayı düşünmüyorsun? Niye bu aklına gelmiyor? Niye iman hakikatlerini anlattırmıyorsun niye Kuran mucizelerini anlattırmıyorsun? Allah’ın varlığını birliğini anlattır. Hiç bir şey yok, “dua edelim.” Edelim dua ama sebebe sarılmıyorsun. Sebebe sarılman lazım. Yemek yemek için dua ediyor musun?  Yemeği yiyorsun, çünkü fiili dua oluyor, ya Rabbi bana yemek yedir demiyorsun değil mi? Fiili dua ile yemeğini yiyorsun. Tebliğ de böyledir. Fiili dua gerekir.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Diyanet İşleri Başkanı Profesör Mehmet Görmez; “hiç Kimse Kurban ibadetini öne sürerek, Müslümanlara hayvan sevgisi, hayvan hakları dersi vermeye kalkışmamalı. Biz bir karıncayı incitmenin bile mahşerde soru olacağını idrak eden bir medeniyetin çocuklarıyız” dedi.

ADNAN OKTAR: Onu diyenler, ızgarayı rakıyla yiyen adamlar. Yazık değil mi hayvana diyor, bir yandan da köfteleri atıştırıyor. Çok samimiyetsizler. Yazık koyuna diyor, tavuk yiyelim diyor. Tavuğa da yazık, olur mu öyle şey, senin kafana göre. Mantıksızlığı bırak, onlar nimet olarak yaratılıyor.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsveç’te kardeşlerimizin bir faaliyeti olmuştu, inşaAllah, onu okumak istiyorum. 25-28 Eylül tarihleri arasında düzenlenen uluslararası kitap fuarında eserlerinizin sergilendiği bir standımız vardı. Aynı zaman da fosil sergisinin düzenlendiği standımızda ilgi odağı oldu, maşaAllah. İsveç’in başrahibi Svenska Kyrkan standımızı ziyaret etti. Kendisine Yaratılış Atlası hediye edildi. Rahip Kyrkan yaptığınız hizmetlerden dolayı size teşekkürlerini ifade etti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Avrupa’daki bu tarz faaliyetler, en etkili en güzel faaliyetlerden. Nefis olmuş bu. Oradaki insanlar deccaliyetin ölü olduğunu bu tip sergilere geldiklerinde görüyorlar, duyuyorlar. Bir de bu kulaktan kulağa çok çabuk yayılır. “Duydun mu deccal ölmüş” diyor, diğeri de diyor ki “duydun mu deccal ölmüş” diyor. Acı haber tez yayılır derler. Onların acı haberi bu.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cem Küçük dünkü yazısında; “Amerika, İngiltere ve İran arasındaki yakınlaşmanın yeni bir dönem başlattığını, bunun terörizmi engellemek için bir adım olduğunu” yazdı. Aynı zamanda Amerika’nın Çin’in tek başına Asya Pasifikte güçlü olmasını engellemek için, Rusya ve İran’la bir ittifak kurarak yeni bir soğuk savaş dönemini başlatabileceğini” belirtti. 

ADNAN OKTAR: Yok öyle şey olur mu? Çin her zaman Rusya ile birlikte hareket eder. Eski komünist ülkeler bunlar, hala da öyle devam ediyor. Suriye’de öyle, Venezüella’da da, komünist blok hiçbir şekilde ayrılmadı adı değişti. Daha ılık isimler koydular kendilerine. Komünist blok var gücüyle tam hız yolunda. Yolundan da sapmış değil, her zaman da birbirlerini destekliyorlar ve desteklerler de. Dolayısıyla öyle blok ayrılması, blok bölünmesi gibi bir konu yok. Ama iyi niyetli bir kardeşimiz, Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin. Dürüst efendi bir insan, saygı duyduğum bir insan.

DİDEM ÜRER: Çok cesur yazıları oluyor gerçekten Hocam, işkence konusun da özellikle.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

Didem Hocam gidelim, yarın gelelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü