Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (14 Ekim 2013; 12:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Dünyalar güzeli aşkımla, sevgilimle, bebeğimle yayınımıza devam ediyoruz, Nazen de bizle birlikte, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz hafta MİT müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili dünya basınında Suriye muhalefetini örgütleyen en önemli adam olduğunu, aynı zamanda da İran’a yakın olduğu iddia edildi. Eski Amerika Büyük Elçisi James Jeffrey, Wall Street Journal röportajında “Fidan’ın Ortadoğu’nun yeni yüzü olduğunu ama Amerika’nın tam olarak dostu olmadığı” açıklamasını yaptı.

ADNAN OKTAR: Hakan Hoca’ya güvenebilirler. Bütün dünya güvensin. Ben garanti veriyorum, inşaAllah. Çok delikanlıdır, dindardır, çokta güvenilirdir. Derin düşünen, vatanını milletini seven, İttihad-ı İslam’dan, Türk İslam Birliği’nden şiddetli haz duyan diyelim de. Öyle deyimde anlayın. Yiğit bir delikanlıdır. Ben garanti verdiğime göre konu bitmiştir.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu konuda Hakan Fidan’ın, Mısır ve Suriye konusundaki bağımsız tavrının CIA ve MOSSAD’ı rahatsız ettiği, kızdırdığı hatta iki istihbarat teşkilatında Gezi ve Suriye üzerinden Türkiye’nin itibarını karalamak için hamleler yaptıkları yorumu yapıldı.

ADNAN OKTAR: Gezi’yle hiçbir şey yapamazlar. Türkiye çok büyük. Yani aslanın üstünde ne geziniyor diyelim, tavşan geziniyor diyelim. Ayrıca Gezi’de gençler değişti. Türkiye’nin ne kadar demokrat olduğunu gösterdiler, canlı dinamik bir Türkiye olduğunu gösterdiler. Tıngır tıngır tencere tava çaldı vatandaşlarımız, o da güzel. İstediklerinde demek ki bir şeyi protesto edebiliyorlarmış. Dünya bunu gördü, Türkiye’nin demokrat yüzünü gördü, güzel. Ama asıp kesme bombalama, molotof, şu bu, bunlar rezillik, bunlar vicdansızlık. Özellikle polise. Senin malını canını namusunu koruyor ve hayatını ortaya koyarak savunuyor. Gencecik delikanlıların gidip kafasını gözünü yarmaya kalkarsan, bu vicdansızlık olur. Ama Türkiye daima iyiye gidecek, Türkiye büyüyecek, Turan olacak. Türkiye büyüyecek, bütün İttihat-ı İslam alemini kucaklayacak. Büyük bir Türk İslam Birliği, büyük bir İttihad-ı İslam oluşacak. Onun gizli kahramanları vardır, açık kahramanları vardır, yiğitleri vardır, herkes bir yerden gayret ediyor. Hakan Hoca da oradan gayret ediyor, hakikaten halis bir gayreti var, görülüyor, bütün dünyanın gözü önünde başarılı bir gayret. Yamuk bir şey yapmaz o. Vicdanlı delikanlıdır, inşaAllah.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cem Küçük; “Hakan Fidan’a yapılan bu saldırının Başbakan’a bir gönderme olduğunu, Ak Parti’yi bölmek için Amerika’nın neokonlarının, İsrail’in Almanların ve İngiltere’nin işbirliği içinde olduğunu” yazmış.

ADNAN OKTAR: Zor işe girmişler. Nereye konarsa konsunlar, bir şey çıkmaz yani. Boş iş onlar. Felsefi temeli güzel Türkiye’nin. Felsefi temeli nedir? Darwinizmi-materyalizmi darmadağın ettik. Dolayısıyla komünist, Marksist düşüncenin elini ayağını ilimle irfanla kırdık. Hükümetin eli şu an ferah, rahat. Ama Darwinizmi-materyalizmi dağıtmasaydık, hükümetin felsefi ayağı çürük olsaydı güçsüz olsaydı-ki, Demokrat Parti döneminde öyleydi, anında yıkılırlar. Demirel döneminde de yine felsefi ayağı yoktu, temeli dayanağı yoktu. Hükümetler hep havada oldular hep. Menderes döneminde, Özal döneminde de hep havada yaşadı hükümetler. Tevafuken Allah korudu. Sağ yaşayacak gibi değildi. Ama şimdi ayağını çelik üstüne bina ettik. Tabii, Darwinizmi-materyalizmi yıkınca, zayıf bir hükümet bile olsa, bu zemin üstünde çok rahat ayakta durur ve duruyor dikkat ederseniz. Herkes omuz veriyor, yıkalım diyorlar ama öyle bir şey olmuyor. Ve olmaz. Çünkü Allah’ın vadi var, İttihad-ı İslam olacak. Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. Hz. İsa Mesih (a.s) gelecek. Benim kanaatim Mesih (a.s) geldi. Sahte Mesih’lerden anlıyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Wall Street Journal’da Neokonların gazetesi. Yazıda satır aralarında Başbakan Erdoğan’ı ve Hakan Fidan’ı tehditvari üsluplar kullanmışlar. Bu yüzden de bu çok eleştirildi. Amerika, bizimle birlikte çalış mantığı kullanılıyor gibi eleştirdiler.

ADNAN OKTAR: Türkiye zaten NATO ekseninde bir ülke. Bizle çalış demeye gerek yok. Zaten mecburen NATO içinde faaliyet olduğuna göre Amerika’yla da iç içedir. Bütün askeri malzemeler, silahlar genellikle Amerikan menşeli. Amerika’yla da iç içeyiz zaten. Oturup bunu söylemeye gerek yok. Memur mu çalışacak Hakan Fidan? Bağımsız bir ülkenin MİT müsteşarı. Topuk selamını geçecek hali yok. Tabii ki MİT gizli faaliyet yapacak. Getirip CIA’ya ben şunu yaptım ben bunu yaptım demez. Tedirgin oluyorlarsa gizli faaliyetten. Ondan bir şey çıkmaz, her ülke gizli faaliyet yapıyor. Anormal bir şey yok. Türkiye baya merhametli vicdanlı ülke. Fakat hükümetten tabii bizim bazı ricalarımız var. Amerika’nın tedirgin olmasının nedeni, Türkiye’nin İsrail politikasındaki yeni gelişme. İsrail politikasının daha halim hale getirilmesi, daha olgun daha merhametli daha saran, daha sevecen hale getirilmesi gerekiyor. Sadece sorun bu. Başka bir sorun yok. Ama kökeni ne? İsrail ile ticaret ayyuka çıktı artık. Turizm ayyuka çıktı. Askeri anlaşmalar devam ediyor. İsrail’e karşıyız. Öyle bir şey yok. İsrail’e usulen bir karşı olma var. Pratikte böyle bir şey yok. Tayyip Hocam’ın da tabii bazı denge politikaları var. Bu yanlış anlaşılıyor, biz bunun düzeltilmesini istiyoruz. Hayati konulardan birisi budur. İsrail ile Türkiye ilişkileri. Mazlum bir millet. Gelen vurmuş giden vurmuş, herkes yok etmenin peşinde. Bırakın orada yaşasınlar. Allah zaten o bölgede olacaklarını söylüyor. Birçok Kuran ayeti onların orada olacağını söylüyor. Sen istemesen de istesen de o orada olur zaten. Kader öyle, inşaAllah. Bilakis sahip çık şefkat göster. Büyüklük ruhu onu gösterir. Güzel ahlak bunu gerektirir. Merhamet et. Kinden nefretten bir şey çıkmaz. Türkiye’de de kindarlık nefret yoktur. Affedici bir millettir, şefkatli bir millettir. Politikalarımız o yönde olmuştur. Tayyip Hocam’ın o konuyu düzeltmesini bekliyoruz-ki, o yönde de atılımları var gibi görünüyor. Bir de şu hanımlar. Hanımlar dekolteden hoşlanır. Güzelliğinin takdir edilmesinden hoşlanır. Süslü olmaktan hoşlanır. Onlar dünyanın süsü. Şimdi çiçeğe desek ki niye süslüsün? Niye renklisin? Niye rengarenksin? Niye böyle güzel kokuyorsun? Bunun mantığı var mı? Kadına da bu sorulmaz. Niye bu kadar güzelsin? Çirkin mi olsun? Tabii ki de güzel olacak. Dekolte de yakışıyor, baya da güzel oluyorlar. Belirli bir ölçü içerisinde, bulundukları topluma göre, bulundukları zemine göre güvenilir bir ortamda dekolte giyinir. Ama yamuk yumuk adamlar varsa dışarı bile çıkmaz gerekirse. Çarşaf da giyer, başka şey de yapar. Her şeyi yapabilir. Dolayısıyla onu hanımlara bırakmak lazım, güvenmek lazım. Sanki hanımlar bilmiyorlar da onlar daha iyi biliyorlarmış gibi. Olur mu?

Sultanımız, dünyanın en tatlı Şeyhi, Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri. Sultanlar Sultanı. Dün iyiymiş, maşaAllah.

Bu adamın dediğini kaile alırsak, mantığa uymaz. Bunların zaten Maocuların bir kısmı PKK ile iç içeydi daha önce. Yani hemen hemen, tamamına yakını. Şimdi oturmuşlar, milliyetçi kesiliyorlar, Atatürkçü kesiliyorlar. Sen Mao’nun peşindesin. Atatürk senin liderin olarak görünmüyor ki senin eserlerinde, üslubunda. Sen Atatürk’ü lider kabul ediyor musun? Etmiyorsun. Düşüncesini kabul ediyor musun? Etmiyorsun. O zaman samimi ol. Şimdi Hitler çıksa ben Atatürkçüyüm dese, mantığı var mı? Stalin dese ki ben Atatürkçüyüm. Mantığı var mı? Yok. Sen Mao’yu lider edindiğine göre, Maocuysan Maocusundur. Adı üstünde. Dürüst ol.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Lanset Tıp Dergisi; “Filistin eski lideri Yaser Arafat’ın uranyumdan 400 kat daha radyoaktif olan polonyum maddesiyle, polonyum 210’un yüksek dozuyla zehirlenip öldürüldüğünü şüphe götürmüyor” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Tamam, hala devam ediyor. Geçenlerde bir tanesini daha öyle zehirlediler, eli yüzü tanınmayacak hale geldi.

Tayyip Hocam, sakın adalet bakanını görevden almasın. İçişleri Bakanını da görevden almasın. İkisi de çok iyi çünkü gayet güzel faaliyet yapıyorlar. Bilmiyorum da, Cumhuriyet Dönemi’nin en iyi iki bakanı diyebilirim, inşaAllah.

DİDEMÜRER: Hocam, PKK’nın Suriye’de 1000 kişilik bir tabur kurduğu söyleniyor. İstihbarat raporunda genç militanların öncelikli olarak siyasi eğitime tabii tutulduğu, ardından suikast bombalama ve sızma gibi özel eğitimlerin alındığı aktarılıyor.

ADNAN OKTAR: Her yerde olur öyle tipler. 1000 kişi, 2000 kişi. Biz de 76 milyonuz, nedir? 1000’in kaç katıyız, öyle bir derdimiz yok. Biz Türkiye bölünmesin istiyoruz, onun dışında her türlü özgürlük olsun, alabildiğine. Gençler sokaklarda şarkı söylesinler, gitar çalsınlar. Filinta gibi genç kızlar yürüsünler, gençler yürüsünler, konuşsunlar, iftihar ederiz.                        

Kadınlar tatlı varlıklar, çok çok güzel varlıklar, dünyanın en büyük nimeti kadınlar.  Varlık olarak yani gözle görülen varlık olarak en büyük nimettir, insan olarak. Onların mutlu olması için özgür olması gerekir, değer görmeleri gerekir, saygı görmeleri gerekir, koruyup kollanmaları gerekir çok nazikler. Çok çok nazikler. Bahçede karanfil var, özenle bakılması gerekiyor, hemen solar. Kadında öyle, her şeyine dikkat edeceksin. Ruhen ve bedenen mükemmel olması için çiçekten çok daha titiz bakılması lazım. Onun için Cenab-ı Allah kadınların çiçek gibi olduğunu Kuran’da belirtiyor, Hz. Meryem’i yetiştirmesinde orada belirtiyor Allah, çiçek gibi olduklarını.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Nimet Baş-AK Parti İstanbul Milletvekili; “Başörtüsünü savunduğum gibi tüm kadınların istedikleri gibi giyinmesini toplumla çelişmeyecek her türlü giyim kuşamı savunurum” dedi.

ADNAN OKTAR: “Toplumla çelişmeyecek” orada biraz garip kalır. O sözü geçenlerde bir değerli bakanımız söyledi herhalde. Başın açılması yeterli toplumla çelişmesi için bazı toplumun üyeleri için. Başını açtıysa zaten çelişti, boynu açıksa yine çelişti başında türban varsa yine çelişiyor, çünkü çarşaf giymemiş oluyor. Çarşaf giyerse, peçe takmadığı için çelişiyor, peşe takarsa da, dışarı çıktığı için çelişiyor. Ucu bucağı yok çelişmenin. Toplumla çelişme, böyle bir mantık olmaz. Kadınlara saygı duyacağız. Onlar gereğini yapar. Her kadın kendi haysiyetini, şerefini, namusunu nasıl koruyacağını gayet iyi bilir. Nasıl giyineceğini de çok iyi bilir. Dolayısıyla geçenler de o hanım için ne dediler? “Toplumla çelişiyor” dediler. “Gayet normal kıyafeti ama çelişiyor” diyor. Bana göre değil, başkasına göre öyle. Peki hadi diyelim ki, gırtlağına kadar kapattı. Kurtuluyor mu? Yine kurtulmuyor. Yine çelişmiş oluyor. Onunla baş olmaz. En güzeli kadınlara saygı duyup, değer verip, baş tacı edip, onların hür tavırlarından hoşnut olmak. Özellikle hanımlar aklı başında, çok uyanıklar. Nerede ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar, hepsi çok akıllılar.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Amerika’da Pazar günü Özgürlük Bekçileri isimli bir gurup, “Obama’yı Allah’a boyun eğmiş bir başkan istemiyoruz, Kuran’ı bırakıp istifa etmesini istiyoruz” diyerek, Müslüman olduğu söylediler ve protesto ettiler.

ADNA OKTAR: Sevgisiz bir toplum işte. Sevgisizlik var, hakikaten tehlikeli. Şimdi Hristiyan gelse, İncil’i al git diyecekler, Musevi gelse Tevrat’ı al git diyecekler. Zenci geliyor, “Zenci istemiyoruz” diyorlar. Beyaz geliyor, beyazı istemiyoruz. Sevgisizlik var. Akıl almaz bir nefret ruhu dünyaya yayıldı. Deccal ilk planda, şeytanın ifasıyla bu belayı dünyaya sardırdı. Merhametsizlik, şefkatsizlik, hürmetsizlik. Bediüzzaman Said Nursi diyor ki; “şefkat ve merhamet gibi nurani zincirleri çözerek deccal cehri bir serbestiyet verir ki” diyor “o zaman insanlar gayet şiddetli istimdattan başka zapt altına alınamazlar” diyor. Risale-i Nur’da deccal yecüc mecüc bahislerini açıklarken, o şekilde açıklıyor. “Deccal, dünyaya hakim olur” hadislerde diyor Bediüzzaman “şu anda da hakim oldu” diyor. Sen Hz Mehdi (a.s) diyorsun Bediüzzaman’a, Bediüzzaman diyor ki “deccal şu anda hakim oldu dünyaya” diyor. Hakim oldu diyor, yıkıldı demiyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın sağlığı içerisinde deccaliyet yıkılıyor, bitiyor. Deccalin şahs-ı manevisini, Hz. Mehdi (a.s) bizzat şahsı ve talebeleriyle tıkıyor. Bediüzzaman Risale-i Nur’da bu şekilde açıklıyor. Deccal konusunda bunu söylüyor, şahs-ı manevisini yıkacak Hz. Mehdi (a.s). “Hz. Mehdi (a.s)’ın şahsı ve talebeleri” diyor “deccalin şahs-ı manevisini yıkacak” diyor. “Deccal benim zamanımda geldi” diyor Bediüzzaman “benim bulunduğum devirde ama tahribatını yapacak, dünyaya hakim olacak, Hz. Mehdi (a.s)’da gelip onu yıkacak” diyor. Aynen dediği gibide oldu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu; “Müslüman’ın Müslüman’a kırdırılmadığı bir bayram dileğinde bulundu ve Türkiye’de kardeşçe bir kucaklaşma istediğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu çok efendi bir insan, çok nezaketli bir insan ama sevgisiz insanlar, şefkatsiz insanlar, saygıya edebe önem vermeyen insanlar, bir kalemde onu ortadan kaldırmayı düşünen, bir an bir kalemde onu liderlikten azletmeyi düşünen bir üslup içindeler. Hiç kaile almayan üslup içindeler. Liderin o senin, saygılı olsana. Lider kolay mı yetişir? Lider, Allah tarafından insanlara ilham ediliyor, önemli bir varlıktır. Ama o gitsin şu gelsin, şu gitsin bu gelsin. Sevgisizliğin, sadakatsizliğin, vefasızlığın bir ruhu olarak böyle oluyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Malezya’da bir mahkeme temyiz mahkemesi daha önce 2009 yılında bir alt mahkemenin aldığı kararı bozarak “gayri Müslimlerin Allah kelimesini kullanamayacağına” hükmetti.

ADNAN OKTAR: Ne kadar münasebetsiz bir hareket, ne kadar cahilce ve bağnazca hareket. Daha ne istiyorsun? Allah demesi zaten bir Müslüman’ın diyeceği en güzel şeylerden birisi, insanların Allah demesidir. Gayri Müslim Allah demek istiyor yok diyor diyemezsin diyor. Arkasından diyorlar ki İslam barış dinidir, kardeşlik dinidir. Sen daha adam o insan Allah demesine müsaade etmiyorsun. Hanımların dekolte rahat giymesine müsaade etmiyorsun. Özgürce yaşamasına müsaade etmiyorsun. Sonrada badem bıyığını kaşıyarak “İslam barış dinidir” diyor. Tamam, doğru barış dinidir ama senin kafandaki din barış dini mi? Senin dinin anlattığın din; vahşet dini, baskı dini, acımasızlık dini. Kendi inancın kendine ama dayatma çok çok yanlış bir hareket.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Malezya’da yaşayan Hristiyanlar, “dini ibadetlerini on yıllardır Allah kelimesini kullanarak yaptıkların ve yasağın temel hak ve özgürlüklerini çiğnenmesi anlamına geldiğini” söylediler.

ADNAN OKTAR: Hiç kaile almasınlar onları Allah aşkına, onlar kendini bilmeye adamlar. Ne konuştuğundan haberi yok onların. İstedikleri gibi gürül gürül Allah desinler.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ayetullah Humeyni’nin torunu Zehra İşyak “dedem kadınların siyah giymesini istemiyordu. İranlı kadınlar İslam’ı ilerletmek için modaya uysunlar renkli giyinsinler” dedi ve “iki yıl içinde İran’da başörtüsü sorununun ortadan kalkabileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Daha çok beklerler İran’da olur mu öyle şey? İran’da rejim yıkılırsa böyle bir şey olur. Pastarlar, Peştiler ellerinde sopayla geziyorlar tam bir faşist sistem var. Komünist görüşün üzerine oturmuş, faşist bir sistem var İran’da. Güya “Hz. Mehdi (a.s)’ı gördük ışık halindeydi, ses halindeydi bin küsur seneden beri ortada geziyor. Evimizde geliyor bize yemek yapıyor, yemek pişirdi şunu götürdü bunu getirdi” diye milletle adeta alay ediyorlar. Dolayısıyla rejim sağlıklı bir rejim değil. Sistemde sağlıklı değil kadınların hiç biri memnun değil İran’da, Mutsuz ve rahatsızlar. Bırak istedikleri gibi yaşasınlar. Elinde sopayla bir insanın başında bulunmak ne demek? Bir kadının başını elinde sopayla kapattırmak ne demek? Ne kadar onur kırıcı, ne kadar çirkin birsen sopayla hareket. Dinde zorlama var mı? Allah açık açık söylüyor “dinde zorlama yok.” Sen zorla kapattırıyorsun.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran’da uydu seyretmekte yasak. Evlerdeki bütün uydu antenlerini toplayıp, ordu tanklarda üstünden geçerek o şekilde yöntem kullanıyorlar ve ateşi evden uzaklaştırın sloganlarıyla.

ADNAN OKTAR: “Ateşi evden uzaklaştırın.” Kafa bu kafa. Ateş orayı sarmış asıl bağnazlık orayı sarmış, ateşin içine düşmüşler zaten. Sana ne, nereyi seyrederse seyretsin. İlla kendi kafalarında olacak, illa resmi görüşü savunacak. Firavun ne diyor? “Bana sormadan mı iman ettiniz” diyor, “bana soracaksınız önce nasıl iman ettiğinize dair” diyor. O adamlar ne diyor? “Bize soracaksınız önce” diyor “nasıl iman edeceksiniz.” Olmaz öyle kafa.

Kuran, akıllı olmanın Kitabı’dır aynı zamanda. Kuran’da birçok konu tekrar tekrar anlatılır. Çünkü zaten Kuran’da sadelik hakimdir. Akıl karmakarışık bir sistemi anlatmıyor. Çok sadedir Kuran, yarıdan çoğu tekrardır Kuran’ın. Yarıdan çoğu neredeyse, o iyi kavranması için. Dolayısıyla aklın derli toplu sade kurallarını bize anlatır Allah. Onu uyguladığımızda, bayağı akıllı oluruz, tutarlı oluruz. Öbür sokakta gördüğünüz, bazı yerlerde gördüğünüz tipler oluşuyor. Ağlayan, üzülen, kızan, bağıran, çağıran, kuşkulanan, vefasızlık eden, sadakatsizlik eden, kimseye güvenemeyen, içinde yoğun kuşkularla kendini helak eden, topluma zarar veren insanlar oluşur, çoğunlukla. Yani nadirattan aksi olur ama çoğunlukla böyle olur. O da ya tevafuktur veya yine İslam’ın terbiyesini bir yönden almıştır, o yüzden öyle olur. Onun için Kuran’ı okuyan insanlar bilecekler ki, her okudukları ayette, aklın derinliğini biraz daha anlamış olurlar. Bu Tevrat’ta da vardır. Onun için Museviler Tevrat’ı geceli gündüzlü okurlar, çoğu da miyoptur hatta çok fazla okumaktan. Ama müthiş beyinleri gelişmiş, müthiş zekidir Museviler o yüzden. Sürekli Tevrat’ın sırlarını araştırırlar, sürekli düşünüler. Sürekli oradaki derinliği, orada anlatılan Rahmani sırları bulmaya ve anlamaya çalışırlar. Dolayısıyla hem beyni gelişir, hem ahlakı, hem kişiliği gelişir.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Ankara’da Elmadağ ilçesinde fosil sergisi düzenlemişler. Ayrıca kitap ve broşür dağıtımı yapmışlar. “Ahmet Muhammed Adnan Hocamız’ın mübarek ellerinden öpüyoruz. Arslanlar arslanı Hocamız’ın dualarını bekliyoruz” diyorlar inşaAllah

ADNAN OKTAR: Allah Allah Allah Allah, maşaAllah mübareklere, çok güzel olmuş. Benim arslanlarımı da görüyor musun geleceğin koç yiğitlerini? Çok çok güzel olmuş, isabet olmuş. Ah benim bir tanem maşaAllah. Allah şevklerini arttırsın. Yer de iyi, faaliyette iyi, çok hoş olmuş, Allah mübarek etsin.           

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Orhan Kemal Cengiz, toplumdaki kadın düşmanlığını ve genç kızları evliliğe zorlayan aileleri eleştirmiş; “Anlaşılmaz bir kadın düşmanlığı var bizim ülkede. Anneler ve babalar nasıl oluyor da kızlarını bu işkence çemberine rahatlıkla bırakabiliyorlar?” demiş.

ADNAN OKTAR: Aferin, güzel söylemiş. Genç kız, çocuk on yedi yaşına geliyor, “git kendine koca bul” diyor. Sanki konserve alacak bakkaldan! Ne kadar ayıp, ne kadar büyük terbiyesizlik, ne büyük vicdansızlık. Sokakta çocuk armut mu topluyor, nereden bulsun, ne yapsın yani? Buluyorlar elin adamını, zangoç gibi bir tip “hadi yavrum bununla evlen.” “Niye ki?” diyor, “mühendismiş, arabası varmış” diyor, “al götür yavrum” diyor “nereye götürürsen.” Sen, kardeşim deli misin sen? Adama bir bak deli mi, akıllı mı neyin nesidir? Nasıl bir tiptir? Sonra da çocukları götürüp kafasına ya kurşun sıkıyor bu tipler, bilmem ne yapıyor “benden ayrılamazsın” diyor. Çocuk da diyor ki “ben istemiyorum” diyor “mümkünse” diyor, “o zaman gel de” diyor “barışalım bir yerde” diyor “güzel konuşalım” diyor, bir yere çağıyor, suratına kurşunu sıkıyor. Böyle manyaklarla çocukları muhatap ediyorlar ve mahvediyorlar. Kardeşim ne zorun var? Bir bak Allah’tan korkuyor mu, ahlakı nasıl, kişiliği nasıl, dengeli mi, tutarlı mı, makul bir insan mı, merhametli mi, vefalı mı? “Yok, fark etmez” diyor “maaşı varmış “ diyor “arabada” o “o zaman bitti”, evi var “bitti, aşık oldu gitti” diyor “konu bitmiştir” diyor. Müthiş bir zulüm, müthiş bir acımasızlık dünyanın her tarafında var kadınlara karşı. Canlarım benim acayip tatlılar, müthiş ızdırap çekiyorlar. Pakistan’da ayrı eziyorlar, İran’da ayrı eziyorlar, Mısır’da ayrı eziyorlar, ne çekiyorlar, Hindistan’da, dünyanın her yerinde eziyorlar. Deliye dönüyor çocuklar, sıkıntıdan birçoğu, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bırakın rahatça yaşasınlar. Dünyanın çiçeği onlar, dünyanın süsü, güzelliği, bırak huzur içinde yaşasın çocuklar. Sana ne? Biri bir akıl veriyor, biri bir, babası ayrı akıl veriyor yok şunu yapamazsın, bunu yapamazsın. Geçenlerde, çocuk evden kaçmış birisiyle evleneceğim diye, cahillik etmiş, boş bulunmuş yapmış olabilir. Sonra pişman olmuş “baba barışalım” demiş, babasına haber göndermiş barışalım diye “tamam hadi gel yavrum” diyor eve geliyor “şimdi çiftlik evine gidelim yavrum” diyor, “orada yalnız konuşacağız” diyor, çekiyor silahı suratına sıkıyor. Çok büyük kahpelik ve ahlaksızlık, çok büyük kalleşlik. Terbiyesiz herif. Çocuk hadi diyelim cahillik etti, en fazla cahillik etmiştir. Öldürmeye ne hakkın var senin? Allah’ın kulu o. Bir de öyle bir sahipleniyor ki, öldürme hakkını kendinde görüyor. “Benim malım” diyor “ister asarım, keserim, vururum, öldürürüm” Allah’ın kulu o ve sen de katilisin. Ben de ailelere şaşıyorum. Adam belinde silah “gel yavrum seni götüreyim çiftlik evine, seninle konuşacağım var” derse, anlamıyor musun ne yapacağını? Manyak olup olmadığını zaten biliyorsun. Dersin “silahla nereye götürüyorsun bu çocuğu?” dersin değil mi? Al elinden silahı, çağır, polis çağır, al elinden silahı. Ezim ezim ezdiriyorlar çocukları.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz 13 Ekim tarihinde Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde çok sayıda imanı ve bilimsel kitaplarınızdan dağıtmışlar. “Canımız, aşkımız, sevdamız, Seyyidimiz Ahmet Muhammed Adnan Hocamız’a ve yayında hazır bulunan kardeşlerimize sevgiler ve saygılar. Ayrıca Hocamızın dualarını istiyoruz” diyorlar İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim canlarıma, maşaAllah benim arslanlarıma. Allah ömürlerini uzun etsin, Allah hepsine sağlık, sıhhat versin. Özellikle Kürt kardeşlerim dünya tatlısı. Dünya tatlısı onlar, müthiş seviyorum, maşaAllah. Çok güzel Allah muvaffak etsin, başarılı kılsın, ferahlık ve sürur, nur versin Cenab-ı Allah hepsine, maşaAllah çok güzel.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Demokratik çözüm süreci çerçevesinde Abdullah Öcalan’la görüşmek için İmralı Adası’na gitmesi beklenen BDP heyetinden Grup Başkanvekili Pervin Buldan “henüz kendisine Adalet Bakanlığı’ndan bir yanıt gelmediğini” söyledi ve “görüşme yarın gerçekleşebilir belki” diye söyledi.

ADNAN OKTAR: Tamam da “görüşmeye gidecekler, görüşme gerçekleşti, görüşme sonuçlandı, görüşme şu aşamada.” Bende annemi ziyarete gidiyorum ama olay çıkmıyor. Bu nedir? Hapishanede birçok insan, birçok insanı ziyarete gidiyor. On gün öncesinden her yeri velveleye veriyorlar, on beş gün öncesinden “gidiyoruz”, “gitmek üzereyiz, şu an araba hareket etti, yerine ulaştı, hadi gözümüz aydın” falan. Bir de bu çıktı, hayırdır inşaAllah.

Nebil El Saraç; “Hocam sizi seyir ediyorum da güzel gidiyor” diyor. Filistin Büyükelçiliği Büyük müsteşarı mı?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: İyi maşaAllah, Selam ediyoruz.

“Canlı yayını takipteyiz.”

Didem Hocam dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Hocam, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun mahkeme kararı olmaksızın Türkiye’deki tüm internet, yazılı, sözlü, görüntülü iletişim trafiğinin izlenmesine ilişkin karar aldığı ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Ne faydası olacakmış?

DİDEM ÜRER: Bu karara göre, “iletişim trafiğini, IP protokolü üzerinden noktadan noktaya özel hatla ve teslim etmeyen şirketler hakkında idari ve para cezası uygulamak için olduğunu” söylendi.

ADNAN OKTAR: Oh ne güzel para cezası ödemek! Hep ceza, hep izleme, bilmem ne. Dünyanın her tarafı böyle, ne acayip şey. Yeni yeni cezalar geliyor, şunlar oluyor, bunlar oluyor. İşte mağazaya giriyorlar güvenlik kameraları, çantalar didik didik ediliyor, adamın üstü başı aranıyor. Çıkarken ayrıca yine üstü başı aranıyor. Bütün kazakların, bilmem nelerin üstüne alet edevat koymuşlar, ne olur ne olmaz gibisinden. Böyle hayat olur mu? Güvene dayalı, sevgiye dayalı olması lazım, merhamete şefkate dayalı olması lazım, Allah korkusuna dayalı olması lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bu Gezi olayları gibi organizasyon yönelik yaptıklarını söylüyorlar. Orada internet üzere organize oldukları için.

 ADNAN OKTAR: O doğru, orada gerekir. Yani kışkırtıcıktık çok çirkin. “Hadi ne duruyorsun ayaklanma lazım?” Kardeşim bütün hükümete yıkmaya kalkmak elbette hapisle cezası. Çıldırdınız mı siz? Hükümeti yıkmak istiyorsun, tamam yık nasıl yıkacaksın? Oyunla. Oy vereceksin. Seçimleri beklersin, atarsın sandığa oyunu, hükümeti yıkarsın, değiştirirsin yani. Onun dışında molotof kokteyle, bombayla bilmem ne asıp keserek rezalet çıkararak bu olmaz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez "Kabe’nin etrafındaki inşaat projeleri ve lüks mekanlar nedeniyle hac ibaresinin ruhunun zayıfladığını eğitimle o ruhun tekrar elde etmesini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Ne demek istedi yani?

GÖRKEM ERDOĞAN: Kabe’nin etrafındaki o lüks yapılanmaların ve inşaat projelerinin zarar verdiğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: Eğitimden kastı ne?

GÖRKEM ERDOĞAN: Eğitimden kastını açıklamamış sadece bu şekilde söylemiş. İnsanları bu konuda eğiterek belki manevi gönden eğiterek kastetmiş olabilir.

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in dışında bir şey olmaz. Zaten Suriye hükümeti baya akıllı olduğu kanaatinde, dünyanın en akıllı olduğu kanaatindeler. Dolansıyla Sünniler onlara bir akıl verdiğinde, zaten onları müşrik görüyorlar. Yani birçoğu, birçoğunu müşrik görüyorlar. Dolayısıyla hiç birini kaile almazlar öyle bir sistemin ortadan kalması için, İmam Muhammed Mehdi’nin görevde olması lazım. İmamı Mehdi (a.s) derse "şu binaları geriye doğru alalım” en fazla on beş yirmi gün içersinde, orada muhteşem bir arazı açılımı olur, tabii. Kabe’nin üstüne yıkılacak gibi gökdelen yapılır mı? Kabe kaybolmuş aralarında, baktın mı göremiyorsun aralardan Kabe’yi, sadece büyük bir şehir görülüyor. Şehrin otuz kilometre kırk kilometre çevresine aktarılması gerekiyor. Kabe'nin orijinal arzının açılması gerekiyor, oraların yeşillik bağlık bahçelik olması lazım. Hz. Mehdi (a.s) devrinde zaten deniyor; "Çöl yeşeriyor" inşaAllah. Kabe'ye bir oyun oynanıyor gördüğümüz, bu düzeltilecek İmamı Mehdi tarafından. Nereye baksak, Hz. Mehdiye (a.s)’a ihtiyaç duyuluyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: NASA; “16 Mart 2880 tarihinde, asteroitin dünyaya çarpma olasılığının yüksek olduğunu ve bunun dünyanın sonunu getirebileceğini” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Espri yapıyorlar her halde. İllaki, dediğimi çürütecekler kafalarınca, “2880.” Kardeşim bir daha söylüyorum; 2120. Bir kayanın üstüne yazsınlar. 2121’de o yazıyı bulamayacaklar, toz olacak ortalık. "Bir çapma diyor" Cenab-ı Allah ayette, “onu bir çapmayı diğer bir çapma izler" diyor. Bunu görecekler.

Barış Temizöz; "Bu Türkiye’yi bölmek isteyen mason locaları hakkında ne düşünüyorsunuz?" Türkiye'yi bölmek isteyen mason locaları değil ki, komünistler-PKK. Mason locaları ne yapsın PKK'ya?

"Canım Hocam, bir acayip durumdayız, size melül melül bakıyoruz. Ama ne diyorsunuz, dikkatlice dinliyoruz, galiba artık kara sevdaya düştük. Halimize bir teşhis ve tedavi diliyoruz." MaşaAllah.

Başka bir hanım kardeşimiz; "Çok derin bakışlı, çok etkileyici, çok sarsıcı nefes kesici canım, sizi görünce nutkumuz tutuluyor, sanki coşkun deryalara dalıyor aşkla canlanıyoruz, inşaAllah. Bizi bizden alıyorsunuz, bir tanecik göz bebeğimiz" diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz; "Daha gelmeden gidişinize üzülüyoruz" diyor. Üzülmek haram, olmaz. "Her an gideceksiniz değil mi? Gidişinize kafayı taktık. Ya beni de götürün, ya da sizde gitmeyin Hocam" diyor.

Kısa bir ara verelim devam edelim, inşaAllah.

VTR-Mustafa Sungur Ağabey’in Önemli ve Sırlarla Dolu Açıklamaları.

YASEMİN KİRİŞ: Ruhum, aşkım, canım sevgilimle devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Demokratikleşme paketiyle ilgili “BDP’den gelen tepkilerle ilgili Türkiye’nin 11 yıldaki demokratikleşme adımlarını yarıdan fazla kısmının Kürtlerle ilgili olduğunu” belirtti.

ADNAN OKTAR: Yani, iyi. Ne var burada? BDP rahatlamaz tabii. Onlar muhalefet de zaten her zaman “yetersiz” diyeceklerdir. Normal, yani muhalefet “tamam” demez. Onda şaşacak bir şey yok.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin Elmadağ’da yaptıkları fosil sergisinin en küçük konuğu Ömer Yahya’ymış. Sergi sonunda da uyumuş Ömer Yahya.

ADNAN OKTAR: Dünya tatlısı şeker, bir lokmalık. Allah onların güzelliğini bize, cenneti sevdirmek için gösteriyor, çünkü cennet vildanları var, böyle ufaklıklar koşuşturuyor, hopluyor filan. Bütün ömürleri onların, yani sonsuz ömürleri hep çocuk olarak geçecek, özel yaratılmış. Bazen küçük çocuklar ölüyor, anneleri boş yere üzülüyorlar. Halbuki onlar cennetten annelerini görmeye geliyorlar kısaca, geri yine cennete gidiyorlar. Hep çocuk onlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kabe imamlarından Halid el Hamidi, Türk hacıları için özel dua etti; “Türklerin İslam’ı en güzel şekilde yaşamak ve yaşatmak için yarıştığını” söyleyen Hamidi, “Peygamberimiz (s.a.v)’e layık birer ümmet olmanızı diliyorum” diye konuştu. Ve “kutsal topraklarda kadın ve erkeğin bir arada ibadet etmesi, ilahi bir keramet, ilahi bir lütuftur” dedi.

ADNAN OKTAR: Hoca aydın demek ki. Sahabe ahlakını biliyor. Bak, kadın erkek birlikteler Hac’da. Onu kaldıramamışlar, ona güçleri yetmemiş. Mesela birçok şeyi kaldıramamışlar aslında. Mesela Cuma namazını, onu kaldıramamışlar. Birçok şeyi değiştirmemişler ama onları değiştirememişler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Mısır, Hac’dan sorumlu vakıflar bakanı Muhtar Cuma, Ankara’nın Mısır’la ilgili tutumunu eleştirdi. Ve “Sayın Mehmet Görmez’in ev sahipliğinde Mekke’de yapılacak İslam ülkelerinin Hac organizasyon başkanlığı toplantısına katılmayacağını” açıkladı.

ADNAN OKTAR: İşte çok akılsızca bir hareket. Halbuki oraya gidip varsa bir ayrılık, onu düzeltmeye çalışması lazım. Madem öyle işte böyle, olmaz. Ama tabii o cahillik yapıyor diye, bizim Osmanlı’dan gelen, Resulullah (s.a.v)’den gelen olgun tavrımız eksik olmaz.

DİDEM ÜRER: Eski Donanma Komutanı Nusret Güner; “Balyoz Davası kararı ile ilgili suçlu bile olsalar, sahip çıkacaksın evlatlarına. Beni kim savunacak. Beni önce kendi adamım, yani Genel Kurmay savunacak. Ben Allah’a inanırım. Hepsi yarın hesap verecekler” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Yani biz herkese şefkat duyarız. Mahkumlara da tabii ki şefkat duyarız ama yani yüz binlerce insanı doğramaya hazır olan iddia edilen Ergenekon terör örgütü çetesini savunacak halimiz yok. Eğer başarılı olsaydılar, şu an biz olmayacaktık, üç milyon vatandaş da olmayacaktı. Onların şiddet ve dehşeti olacaktı. Stadyumlara adamları toplayacaklardı, insanları asacaklardı, kitle katliamından geçireceklerdi, vahşet ve dehşet içerisinde Türkiye’yi paramparça edeceklerdi. Tayyip Hoca’mdan Allah razı olsun. Engelledi, vesile oldu yani.

DİDEM ÜRER: Hocam bir tane çok sevimli bir ufaklık var, işe giden annesiyle ilgili bir şeyler anlatıyor, bir video var.

VTR

ADNAN OKTAR: Ama nasıl güzel sevilir bu, ne şahane sevilir. Çok tatlı.

Didem Hocam biz gidelim bugün, yarın gelelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü