Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (22 Ekim 2013; 12:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Aklına ve gücüne hayran olduğum sevgilimin sohbetine başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir yazar delikanlı var Yeni Şafak’ta yazıyor, bugün gelirken gösterdiler, Sarıgül’e karşı ben.

Hakan Fidan, dindar delikanlı, yiğit delikanlı. Türk İslam Birliği için gayet güzel başarılı çalışmaları oluyor. Her yerden de haberlerini alıyoruz. Bazı kişilerinde işine gelmiyor olabilir önemli değil. Yaptığı hareketlerde eğer bir anormallik varsa, kanun hukuk yolu açık. Hiç kimsede elle tutulur bir delil de vermedi. Şöyle bir hata var, yanlış var demiyorlar. İran’da bazı adamlar kendi ülkesi aleyhine casusluk yapıyormuş, MİT de onu haber vermiş. Kardeşim bir insan kendi ülkesi aleyhine casusluk yapıyorsa haindir. O insan mıdır o? Mahluktur o. Para karşılığı, kendi vatanı aleyhine casusluk yapacak adam ve sen buna saygı duyacaksın. Haysiyetsiz, şerefsiz, namussuzun tekidir o. İnsan mı o? Böyle bir adamı tabii ki haber verirsin. Ama tabii asıp keseceklerse, olmaz. Yani yazık, o öyle olmaz. Ama yani bir şekilde engellenmesi lazım. Çok büyük terbiyesizlik. O adama da söyledik “o lafını geri al” diye, o da “ben onu öylesine söyledim” dedi. Yani gerçek anlamda söylemedim, öylesine söyledim dedi. Yani istemem tabii öldürülmesini dedi. Tamam, yeterli. Biz sözünü geri al demedik, sözünü düzelt dedik. Sözümü geri almam diyor, ben sözünü geri al demedim ki sana. Sözünü düzelt dedim. Sözünü düzeltmişsin, tamam istediğimiz bu. Anında cevap geliyor. MaşaAllah elhamdülillah.

Musevilere laf söyletmem, İsrail’e laf söyletmem. Ama anormal bir şey olursa, insanlık dışı bir şey olursa, sonuna kadar mücadele ederim. Mesela bak Hakan Fidan’a yönelik söz, bu çok büyük terbiyesizlik, vicdansızlık, ayıp bu. Sözünü geri aldı gerçi ilgili şahıs ama o leke üzerinde kalmış oldu. Verdiğimiz örnek çok önemli. Mesela adam dese ki benim MİT müsteşarıma böyle söyleyecek adamın kafasına sıkarım dese, şimdi bu yakışır mı? İster mi böyle bir söz duymayı? İstemez. Biz de istemiyoruz. Çirkinliğe gerek yok. İsrail’i zalim göstermek isteyen, gaddar göstermek isteyen zaten yoğun bir propaganda var. Sen orada bu propagandaya malzeme veriyorsun. Musevi demek, şefkatli demektir. Musevi demek, merhametli demektir. Halim demektir, sevgi dolu demektir, affedici demektir, güzel huylu demektir, Allah’tan korkan demektir. Burada gösterilen tablo tam tersini gösteriyor, yakışık almıyor. Buna müsaade etmeyiz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, sol basında bu konu için “Cemaatle hükümetin kırılma noktası” gibi haberler yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Kimsenin kırıldığı döküldüğü falan yok. Cemaat öyle herhangi bir şeye kızıp Müslümanların aleyhine bir tavır almaz. Şu an hükümetin bir alternatifi yok. Yani hükümet şu an görevde kalması gerekiyor. Güçlü bir sağ hükümet görülmüyor şuan. Bütün Türkiye’nin kabul edeceği, ezici oyla iktidara gelecek bir sağ iktidarı görülmüyor. Yani öyle bir hükümet oluşumu yok. O zaman mecburuz. Güzelde faaliyet yapıyorlar, bir anormal bir şeye rastlamadık. Var anormallikler de uyarıyoruz, açıklıyoruz, nezaketiyle de düzeltiyorlar. Bak kaç tane özür çıktı bu dekolte konusuyla ilgili. En sonunda da o sakin sakin konuşan neydi onun ismi?

DİDEM ÜRER: Bekir Bozdağ.

ADNAN OKTAR: Bekir Hoca, evet. O açıklama yaptı mesela onun ki doyurucuydu, hükümet sözcüsü olduğu için. Başbakan’ında konuşmaları doyurucuydu, yeterli. Hükümetin öyle bir derdi yok, Başbakanın öyle bir derdi yok. Bak sanatçılarla resim çektiriyorlar, gayet candan, gayet rahat. Ama sağ hükümet olduğu için, tabii sağ söylem onların ihtiyacı, bu normal. Çünkü Ortodoks seçmenleri de var hükümetin. Onlara uygun bir üslup, herhalde zaruri görüyor olabilirler. Politik bir açıklama olabilir o belki. Belki de hakikaten o an zorda kaldı bir şekilde birisinden bir şey duyduysa, dekolte bir hanımla röportaj yaptıysa, yaptı mı yapmadı mı bilmiyorum. Acaba ona bir şey mi dediler? Böyle garip bir söz falan da duymuş olabilir. Kendini savunmak için can haliyle öylede açıklama yapmış da olabilir. Ama nihayetinde “bu benimde görüşüm” dedi. Yine o insancıl bir ifade. Ortodoks bir anlayış olmakla beraber saygı duyuyoruz, Ortodoks dindar kardeşlerimize. Ben acayip sevgi duyuyorum. Yani bayağı da hoş oluyor görünümleri. Kıyafetleri hoş oluyor, yaşantıları ilginç hoş. Ben onları hep koruyup kollama yanlısıyım.

Mesela benim Şeyhim, Şeyh Nazım Kıbrısi koyu dindardır, öyle diyeyim. Ortodoks sayılır İslami görüşü. Bayılıyorum, acayip seviyorum, cemaatini de desteklerim, kendini de desteklerim. Kıl kadar bir zarar gelmesine müsaade etmem. Coşkumu da görüyorsunuz Şeyhime karşı. Mesela o mehtere karşı gösterdiği sevgisi ne kadar tatlı, ne hoş. Kıyamete kadar yaşasın o görüş, ne güzel. Bir de benim Şeyhim Kuran talebesinin hasıdır. Öyle usturuplu bunu uyguluyor ki, yani anlatamam. Bir gazeteci çocuk geliyor, "olum, hiç olmazsa sabah namazlarını kıl” diyor.  “Onu yapamıyorsan” diyor “Cuma namazını kıl” diyor. Gayet güzel candan yaklaşıyor. Tam Kuran talebesi. Bak diyor ki “sırf besmeleyle bile kılabilirsin namazı.” Besmele, Bismillahirrahmanirrahim ile sırf onu biliyorsa onunla bile namazı kılabilirsin diyor. Görüyor musun Kuran talebesini? Görüyor musun sahabe Müslüman’ını? Gayet güzel insan. Canım gibi de seviyorum. Yani benim birçok görüşüm Şeyhimden aykırı gibi görünmekle beraber, nihayetinde ben Şeyhimin bütün görüşlerini benimserim. Ve severim, saygı duyarım, korurum, kollarım. Mesela dediler ki, “Bediüzzaman’a karşı söz söylediler.” Şeyhim için öyle söylediler. Söylediyse dedim, gül dağıtmış gül. Onun öyle bir sözü varsa, mutlaka bir hikmeti vardır. Çünkü hakikaten uyuntu Nurcular için onu söylüyor. Yani bazı uyuzlar için bunu söylüyor. Bediüzzaman’a karşı söylemiyor ki. “Bediüzzaman’ın anlattıklarını anlamak için çok büyük alim olmak lazım” diyor. “Onların bir kısmının anlayacağı gibi değildir Risale-i Nur” diyor. Bak derin hayranlığını da belli ediyor. Ve ayrıca onlar arkadaş. Bediüzzaman’la her gün görüşen insan. Halende görüşen insan. İstediğini konuşur, istediğini konuşur. O ona söyler, o da ona söyler. Senin ne haddine araya girmek?

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Emre Aköz, Hakan Fidan ile ilgili olumsuz yorum ve haberleri değerlendirmiş; “İsrail tarafından eleştirilmek, Türkiye’nin bugünkü siyasi kültüründe leke değil guru nişanıdır. İsrail bunu bilecek kadar akıllı Hakan Fidan’ı ve dolayısıyla başbakan Erdoğan’a yönelik medya saldırıların arkasına sadece İsrail mi var, bunu bir daha düşünelim” demiş.

ADNAN OKTAR: Hakan Hoca yamuk bir şey yapmaz, yanlış bir şey yapmaz, bayağı akıllı delikanlı dindar delikanlı. Bir de hükümetten de kopuk bir şey yapmıyor, yani bizim devletimiz mantıksız bir şey yapmaz. Kılı kırk yarıyorlar, ince ince düşünüyorlar, istişare ediyorlar. Birden kafasına esiyor yapıyorlar diye bir şey yok. Hakan Fidan bir şeye karar verdiyse, ona genelkurmay da karar vermiştir, başbakan da karar vermiştir, herkes karar vermiştir. Türkiye’de devlet vardır, yani bir kişini kafasıyla devlet idare olmaz. Onlar anlamıyorlar. Vatan hainiyse adam, ahlaksızlık yapmış. Tabii ki söyleyecek ama Allah vermesin canını yakacaklarsa, olmaz, tabii onu istemeyiz.

DİDEM ÜRER: Şu an yargılanıyorlarmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii hak etmişler, yargılansınlar. Ama asma kesme, o olmaz. Bir insan kendi vatanının aleyhine para karşılığı alçaklık nasıl yapabilir? Müthiş bir fitne ve müthiş bir ahlaksızlık, müthiş bir terbiyesizlik. İsrail’in ağzını dahi açmaması lazım böyle bir durum varsa. İnsan bunu söylemeye utanır, ağzına almaz böyle bir şeyi. Söylenecek söz mü şu? Adam ahlaksızlık yapmış yakalanmış. Ama bu konu ayrı, o ayrı. Mesela İsrail’in aleyhine bir konu olduğunda, istihbaratı anında İsrail’e bildiririz. İsrail’de mesela bir suikast yapılacaksa birisine, bir bilgi geldiğinde, anında bildiririz. Susmayız. Bir yer bombalanacaksa, can yanacaksa masum ölecekse anında bildiririz. Ama böyle alçaklığın bildirilmemesi bir insana yakışmaz. Zaten onunda onurunu kırar o zaman. Bir ahlaksızlık varsa sen susuyorsan, ne konuma gelirsin o zaman? Vatan hainliğine müsaade yok. Kendi ajanı gelir, o ayrı mesele, ona bir şey diyemeyiz. Ama İranlı kendi vatandaşı kendi devleti aleyhine para karşılığı, çok büyük ahlaksızlık. Hakan Fidan’da doğrusunu yapmış, bir şey yaptığı yok.  Ayrıca kimse öyle bir kabadayılık yapamaz. Uyardık ilgili şahsı, “ben o anlamda demedim, laf olsun diye söyledim” dedi, o kadar. Düzelt dedik, düzeltti. Bizde ona teşekkür ediyoruz, nezakettir o, inşaAllah.

Şeyhimiz dünyanın en tatlı Şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısi el Hakkani, el Kıbrısi çok güzel şeceresi var Şeyhimizin, onu bana tam getirin öyle söyleyelim. Çok iyiymiş, Dışarıya meşhur devriyeyi şahanesine çıkmış. Devriyeyi şahane-şahane devriye. 

Bismillahirrahmanirrahim. “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Semender Lifteliyev. Şeyh Ahmet Yasin Bursevi’nin talebesi olarak Bakü’den yazıyorum. Sizleri çok seviyor ve çok değer veriyoruz. Sizleri her zaman kardeş olarak biliyoruz ve birlikte olduğunuza inanıyoruz” diyor. “Şu anda da bu düşüncedeyiz ve her zaman bu düşüncede olacağız” diyor. “Sonsuza dek bir arada olmayı Cenab-ı Allah’tan diliyoruz” diyor. Aferin, maşaAllah kardeşimize.

Şeyh Ahmet Yasin Hocamız çok değerli, mübarek bir insandır. Azerbaycan’da da Türk devletlerinin birçoğunda çok değerli talebeleri var, hepsi coşkuyla aşkla, şevkle Allah’ı dini anlatıyorlar, İslam’ı anlatıyorlar. Avrupa’da da birçok yerde öyle, maşaAllah. Allah Şeyhimizin, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın sevenleri bayağı var, Allah sayılarını artırsın. Talut Tekvin, Şeyhimizin sevdiği talebelerden birisi, o kardeşimize de çok sevecen, şefkatli merhametli davransın kardeşlerimiz, hüsn-ü zanla, muhabbetle Müslüman ruhuyla olayları değerlendirsinler, kardeşlerimize o gözle baksınlar. Allah esirgesin, aksi haramdır, çok çok çirkin olur. Çocukça hareketlerden kaçınmak lazım, inşaAllah. Çünkü oradaki insanlar, Allah rızası için samimi gayret eden insanlar. Biri oradan biri buradan, biri şuradan İslam’a Kuran’a hizmet ediyorlar, hepsine sevgi muhabbet, Mehdiyet ruhudur, inşaAllah. Ergin Ali kardeşimize de şefkatle yaklaşsınlar, merhametle, muhabbetle yaklaşsınlar. Müslümanların birbirini sevmesi Kuran’da farz. Allah diyor; “Müslümanların arası açıldığında, arasını düzeltin” diyor Allah. Bir oradan bir farziyet var, ikincisi sakın diyor Cenab-ı Allah “ayrılığa düşmeyin, birbirinize muhalif olmayın, gücünüz gider, kuvvetiniz gider, mağlup oluşunuz” diyor Cenab-ı Allah, o da haramdır. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi “diyor Cenab-ı Allah, “birlikte İslam’a, Kuran’a hizmet edin” diyor. Cenab-ı Allah kimini havadan, kimini karadan, kimini denizden hizmete götürür. Havadaki karadakine, kardaki denizdekine muhalif olmaz. Hepsi Allah’ın arslanlarıdır, hepsi birbirinden değerlidir, şefkat gözüyle, sevgi gözüyle birbirlerine bakacak kardeşlerimiz, inşaAllah. Ama bazen cahil kardeşlerimiz çocukça bir rekabet ruhuyla ilginç şeyler yapabiliyorlar, bu yakışık almaz, günah olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız az önce mecliste açıklama yaptı. Konuşmalarını biraz sert buldular. Şöyle söyledi: “Tüm insanlık üçüncü köprüden yararlanacak. Oradan ikiyüz üçyüz ağaç kesersin, üç milyon dört milyon ağaç dikersin. En ileri ülkelere git, ormanların içerisinden yoların nasıl geçtiğini görürsünüz. Yol medeniyettir, medeni olmayanlar yolun kıymetini bilmezler. Yol engel tanımaz, önünde cami bile olsa camiyi yıkarız, gideriz o camiyi başka bir yerde inşa ederiz” dedi. OTDÜ konusunda ağaç kesilmesi konusundaki açılamalarını sert buldular. “Eşkıya” diye açıklama yapmış olay çıkaranlar için. Birde “cami varsa, gerekirse onu da yıkarız” açıklamasına da biraz kızgın yorumlar yapılmış.

ADNAN OKTAR: Kastettiği biz sırf kendi inançlarımıza göre, kendi kutsallarımıza göre hareket etmiyoruz, sizin kutsallarınıza da saygı duyuyoruz. Her türlü kutsala saygımız var, fikirlerinize de saygımız var. Ama camide olsa, çok zaruriyse hakikaten de öyle. Mesela çok zaruriyse, hayati bir konuysa camiyi yıkarsın, yan tarafa yeniden yaparsın. Ama tarihi bir camiyse, tabii olmaz. Yani başka hiçbir yol yok. Yol tıkanmış, yol olmadığında hastaları götüremeyeceksin, birçok insanın hayatını kaybetmesine vesile olacaksın, tabii ki kaldırırsın camiyi, daha güzelini, daha iyisini, daha gelişmişini yaparsın. Başbakanın sözünü anlamazdan gelmek doğru değil. Polise de molotof kokteyli atan, polisi yakan, öldürmeye kalkan, tabii ki eşkıyadır. Ama bir öğrenci hareketine, öğrencilerin yaptığı demokratik eylemlere, eşkıyalık denmez. Başbakanın da öyle bir hitabı olmaz. Başbakan ne dediğini biliyor. Yani öyle lafını sözünü bilmeyen bir insan değil. Dürüst yaklaşmak lazım. Yani kaşın üstünde gözün var, gözün üstünde kaşın var, illa ki bir kusur bulmaya kalkarsan, bulursun. O zaman hiçbir şey konuşamaz ki, ne desin, nasıl konuşsun? İrticalen konuştuğu için, aklına o anda onlar gelmiş, o şekilde konuşuyor. Çok abartıyorlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Şu eşkıya ifadesini nasıl kullandığını okuyayım mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Şöyle diyor; “birileri ön kesiyor diye durmayız. Eskiden yolu eşkıyalar keserdi, şimdi de modern eşkıyalar yolu kesiyor” demiş.

ADNAN OKTAR: İşte bazen irticalen insan konuşurken genelleme yaparak da konuşur. Orada kastettiğini zaten açıklar Başbakan. Yani oradaki bütün öğrencileri, herkesi kastetmediği belli. Orada işte polise saldıran, molotof kokteyli atan, yaralamaya kalkan, onları kastediyordur. Yani her seferinde bir şerh yapıyor, açıklama yapıyor. İrticalen konuşmak kolay değildir. Yani ağzından kaçabilir insanın, Allah vermesin, yanlış bir anlam çıkabilir. Düzeltiyor da. Yani samimi gözle bakılırsa, neyi kastettiği anlaşılır. Anlaşılmayacak bir şey yok.

Şeytandan Allah’a sığınırım Naziat Suresi’nde 79. Sure, 18 Firavun’a diyor ki; “ona de ki; temizlenmek ister misin?” ilk söylediği bu temizlik. Maddi manevi temizlenmesi lazım, pis adam. Hem maddi, hem manevi. “Seni Rabbine yönelteyim” diyorlar ya Museviler “biz sadece belirli bir kavme tebliğ yaparız, sadece İsrailoğulları’na. Öyle bir şey yok. Bak burada ayette ne diyor; “Seni Rabbine yönelteyim.” Bu da, Kopt Kavmi’nde bu kişi. Ben-i İsrail değil. Ama onu İslam’a, Müslümanlığa çağırıyor Hz. Musa (a.s). Yani Musevilikte tebliğ herkese yönelik, herkese yapılabilir. Tabii şu an İslam-Müslümanlık hak din olduğu için, Müslümanlık devrede. O devirde Musevilik hak din, ama gerçek bir İslam dinidir Musevilik. Tahrifata uğramıştır ayrı, ama bir Musevi Muhammed-i olursa, gerçek Musevi olmuş olur. Tevrat’a da uyabilir o zaman. Zaten Müslümanlar Tevrat’ın hak olan kısmına uymakla mükelleftir. Yani hak olan bir kısmını Tevrat’ın bir Müslüman reddedemez. İncil’in de hak olan bir kısmını reddedemez, Kuran’a uyan kısımlarına uyar. Bak “seni Rabbine yönelteyim, böylece ondan korkmuş olursun.” İlk istenilen şey, Allah korkusu. Rabbine yönelteyim diyor önce, Allah’a yaklaştırayım, Allah’a sevgini artırayım ama Allah’tan korkmanı hedefliyorum diyor. “Ona büyük mucizeyi gösterdi.” Demek ki, ilk önce ikna edilmesi gerekiyor insanların dini hak olduğuna. Biz ne yapıyoruz? Kuran mucizelerini anlatıyoruz. Peygamberimiz (s.a.v)’in ahir zamanda çıkan mucizelerini, Mehdiyet’le ilgili mucizelerini anlatıyoruz. Çünkü milimi milimine çıkmış, bu harikulade bir şey. Şu an tabii insanlar tarafından Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizesi saklanıyor. Büyük alim dediğimiz kişiler tarafından da saklanıyor. Bu ahir zamanın şiddetini gösteriyor. Mesela kuyruklu yıldızın çıkışından tut, Ramazan ayındaki ay ve güneş tutulmaları gibi birçok mühim olay, ümmetten gizleniyor şu an. Söylemiyorlar, hiçbir şekilde. Boş dedikoduları her şeyi anlatıyor. Yani böyle diyorlar, bu yalandır da diyemiyor. Hiç söylemiyor, hiç konuşmayın diyor. Çünkü o mucizeler duyulursa, Mehdiyet’in de gerçek olduğu anlaşılacak. Birbirleriyle hepsi bağlantılı, onun için sakın söylemeyin diyorlar. “Ona büyük mucizeyi gösterdi, fakat o yalanladı ve isyan etti.” Şu anda da birçok insan yalanlıyor, isyan ediyor, “sonra karşı yönde çaba harcayıp sırtını döndü” yani bu seferde Müslümanların aleyhine faaliyete başlıyor, sırtını dönüyor yani Müslümanlarla görüşmüyor artık, görüşmeme kararı alıyor, tersleşiyor yani aksi hareketler yapıyor veyahut onlara kötülük yapmak, tutuklamak, ezmek istiyor. “Sonunda yardımcı güçlerini topladı ve seslendi” bunlar hep ekip olarak faaliyet yaparlar böyle tipler. Hemen yardımcıları vardır bunların, o ona yardımcı olur, o ona yardımcı olur. “Ve seslendi; sizin en yüce Rabbiniz benim” yani resmi ideoloji var, resmi düşünce var, devlet kendi inancını dayatıyor. Benim inancım dışında inanç yoktur diyor. “Böylece Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.” İki tane azap veriyor Allah. Dünyada boğularak ölmek, ahirette de sonsuz cehennem azabı. Bak “gerçekten bundan içi titreyerek korkacak kimse için, elbette bir ibret (ders) vardır.” Allah’tan korkan bu anlatılanlardan ibret alır, hikmet görür, derinlik görür, anlam çıkarır ve istifade eder, manen yükselir diyor Allah. “Yaratmak bakımından siz mi daha güçlüsünüz yoksa gök mü? Allah onu bina etti.” Mesela Cenab-ı Allah, Bediüzzaman’ın üslubunda da bazen görüyoruz, Şeyh Nazım Hocamız’da da mesela bir açıklamasında Allah’ı söylerken “göğe karşı gelme” diyor. Gök yani Allah’ın bilgisinin aktığı yer olarak bilinen bir gerçek olduğu için, o şekilde söylüyor. “Onu bina etti, boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi” bak “onu bina etti” önce atmosferi meydana getirdi diyor, sonra “onun boyunu yükseltti” diyor. Çünkü önce duman halindeydi diyor ayette, yeryüzü duman halindeydi. Sonra o duman göğe yükseldi diyor, yani karanın üstünden kalktı o bulutlar, göğe kalktı diyor, aynı bilimin dediği gibi birebir bilimin dediğiyle. “Ona belli bir düzen verdi” yani nasıl akacak, kaç katman olacak, yedi katmanın aralarının yapısı nasıl olacak, birbirlerine bağlantıları nasıl olacak, bir düzen verdi diyor Allah. Bunu da aynısıyla yaptı Cenab-ı Allah, bilimle tam mutabık. “Gecesinin kararttı, kuşluğunu açığa çıkardı.” Geceyi özel yarattığını gösteriyor Allah. Gece yani mecburen meydana gelen bir şey değil, “özel yaratıyorum” Allah diyor. “Kuşluğunu açığa çıkardı”  kuşluğu da özel yaratıyorum diyor Allah. Önce hafif ışık meydana getiriyor, sonra çok güçlü ışık meydana getiriyor. Güneşin aydınlığına bakarsanız, fevkaladeliği görürsünüz. “Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.” Bakın aynı bilimin açıkladığı gibi. Önce her yer duman kaplı, her yer su kaplı. Tevrat’ta da geçiyor “enginin her tarafını su kaplamıştı” diyor, “sonra karalar göründü” diyor. Atmosferin oluştuğunu katmanların oluştuğunu söylüyor Kuran. Karalar ortaya çıktıktan sonra, yeryüzünü serip döşedi diyor. Bitkiler, ağaçlar, dağlar. “Ondanda suyunu ve otlağını çıkardı” sonra yağmurlar yağıyor, sonra önce suyunu diyor, sonra otlağını çıkardı. Sonra bitkileri yarattım diyor Allah. Tam bilimin anlattığına mutabık. Bilimden önce ama Kuran. “Dağlarını dikip oturttu.” O yer hareketleriyle dağları oluşturdum diyor Allah, dağları dikip oturtturdum diyor Allah, sabit hale getirdim diyor. Tam bilimin dediği gibi. Bak sıralamayı görüyorsunuz, tam bilimin aktardığı sıralamayla bire bir aynısı. “Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere” arkasından hayvanlardan bahsediyor ve o bitkileri onun için yarattım diyor, hayvanların ondan istifade etmesi için. Sonra hayvanların yaratılışına geçiyor Cenabı Allah. “Ancak o, 'her şeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman.” Yaratılıştan bahsettikten sonra, hemen de Allah kıyametten bahsediyor. Önce yaratıyorum diyor, sonra kıyamette paramparça edip dağıtacağım diyor, “her şeyi batırıp gömen” diyor. Bitkileri de batırıp gömüyor, karaları batırıp gömüyor, denizleri, her şeyi batırıp gömüyor. “O büyük felaket geldiği zaman, o gün insan neye çaba harcadığını düşünüp anlar.” Boş yere iş yaptım diyor. Boş yere Allah’tan uzak oldum diyor. Boş yere Kuran’a sırt çevirdim diyor, hâşâ.

Yunus Suresi 100-“Allah’ın izni olmaksızın hiç kimse için iman etme izni yoktur.” Mesela bu bir ledün ilmi, Allah’ın ledün ilmi. Ben emrederim iman edersiniz diyor. Ben emrederim iman etmezsiniz diyor. Ama iman edeni de cennete koyacağım, iman etmeyeni de cehenneme koyacağım. Bu ledün ilmidir. “De ki: Göklerde ve yerde ne var bir bakın.” Mikroskopla teleskopla her şeyle bakacaksın. Yeri ve göğü bütün detaylarıyla inceleyin diyor Allah. “İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.”  İncelediğinizde ayetler göreceksiniz diyor Allah. Molekülün yapısında, atomların yapısında, gökyüzünde, her yerde ayetlerimi göreceksiniz ama apaçık. Kapalı demiyor Allah. “Apaçık ayetler” çünkü alenen görünüyor. Mesela paleontolojik deliller ortada, hücrenin yapısı ortada, sinirlerin yapısı, kofulların yapısı, her şey.   Her yerde insan hayretler içinde kalıyor, nefesi kesiliyor. Allah onun için diyor ki, apaçık ayetler, apaçık deliller. Yani net görüyorsunuz diyor. Ve uyarmalar. Mesela biz geceli gündüzlü televizyondan anlatıyoruz. “Bir şey sağlamaz.” Ama kime? İman etmeyen bir topluluğa.  Ben diyor, iman etmeyeceksiniz diye emir verdiysem, anlatsanız da hiçbir şekilde etkisi olmaz diyor Allah. İllaki Allah’ın ruhunu taşıyan, açık şuurlu, hidayet ehli varlık olması gerekiyor. Yoksa sen istediğin kadar anlat, olmaz. Bakın Firavun diyor ki. Şeytandan Allah’a Sığınırım “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı İlahtan başka ilah olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım dedi.” Yani peygamberlerin, Hz. Musa (a.s)’ın tarif ettiği Allah’ı kabul ediyorum diyor, dini kabul ediyorum diyor. Allah diyor ki “Şimdi, öyle mi?” Şu an mı diyor Cenabı Allah. “Oysa sen önceleri isyan etmiştin.” Defalarca, bir kere iki kere üç kere beş kere değil. “Ve bozgunculuk çıkaranlardandır” diyor Allah. Muazzam bozgun çıkarttın diyor. “Bugün ise senden sonrakilere bir ayet, tarihi bir belge olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağım” diyor Allah. Ama ayet diyor. Onun cesedi de bir ayet oluyor. Allah’tan bir delil. Sonra cesedi kaldı. Mumyalanmış olarak kaldı, bir ayet olarak kıyamete kadarda kalacak. Ama bakın Allah ona ayet diyor. Her delil her bilimsel delil her Allah’ı ispat eden Kuran’ı açıklayan her delil bir ayet olmuş oluyor.  Bir ayet diyor. “Bugün ise senden sonrakilere bir ayet, tarihi bir belge, ibret olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağım. Gerçekten insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden habersizdir.” Neden? Çünkü Allah’a boyun eğiyorlar. Allah’ın emri öyle oluyor. İman etmeyeceksiniz diyor, edemiyorlar. Siz iman edeceksiniz diyor, ediyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a mesela, sen iman edeceksin diyor, Müslümanların başına geçip lider olacaksın diyor. Hz. İsa (a.s)’a da diyor, sen Mehdi’ye yardımcı olacaksın diyor ve Hrıstiyan âleminin başına geçeceksin diyor. Aksi olamaz. Ama sizlere deccalleri musallat edeceğim diyor Allah. Deccaller ben istemiyorum, Deccallik yapmıyorum diyemiyor. İlla ki yapıyor. Mesela sen sen sen sen, Cenab-ı Allah sayıyor hepsini, siz münafık olacaksınız diyor. Mehdi’ye karşı mücadele vereceksiniz diyor. Hayır, yapmıyorum yok. Onlar mutlaka Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele verir münafıklar. Hz. İsa (a.s)’ın talebelerinden de münafık çıkacak. Sen sen sen sen, isimleri belli. Teker teker hepiniz münafık olacaksınız diyor Allah, hepsi münafık oluyor. Ve sizi cehenneme koyacağım diyor, cehenneme koyuyor. Bu nedir, diyeceksiniz. Ledün ilmi, ilmi batın. Daha derine inersek, bambaşka bir âlemle karşılaşırız. Daha derine de inmiyoruz tabii. Ama yeteri kadar zaman zaman biz, işari anlamda anlattığımız için, anlayanlar baya sahih anladılar. Baya açık anlattım, anlamıyorum yok, farkına varmadım da yok, inşaAllah. Çünkü her dava adamının münafığı, kafasının içinde yaratılır. Dışarıdaki bedenini sen bilemezsin. Sen sana gösterileni görmekle mükellefsin. Mesela çocuk ölür, senin beynindeki çocuk ölür. Dışarıdaki çocuğu bilemezsin. Bu Allah’ın ilmidir. Ledün ilmi, ilmi batındır.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Ankara Keçiören’de Yeşil Tepe’de 560 adet A9 TV ve Yaşayan Fosil broşürü dağıtmışlar. “Ahmet Muhammed Adnan Hocamız’ın ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, benim aslanlarıma.

DİDEM ÜRER: Hocam, Zaman Gazetesi Yazarı Ali Ünal; “Zahirdeki İran-İsrail düşmanlığı sadece karşılıklı olarak iktidarların tekerleklerine yağ sürmekle kalmıyor, İsrail’in etrafındaki batılı koruma duvarını güçlendirdiği gibi, İran’a da İslam dünyasında prestij sağlıyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Güzel, doğru söylüyor. Bilinen gerçek bu, evet. İran hiçbir zaman için İsrail’e saldıramaz ama öyle puan topluyor. Rejim daha güçlenmiş oluyor. İktidardakiler daha kahraman yiğit biliniyor. Eskiden beri bu hikâyeyi görür duyarız. 3-4 kere anlattım ben bu konuyu. İzah ettiğim arkadaşta teğet eder mahiyette bir konu yazmış.

Ne yapmış Rihanna?

DİDEM ÜRER: Camide resim çektirmiş Hocam. Pantolonlu ve başı kapalı olarak.

ADNAN OKTAR: Rihanna, şeker kız tatlı kız. Dünya tatlısı, ben onu çok seviyorum, nur gibi çocuk. Nesi var işte? Baya da yakışmış, baya da güzel olmuş.     

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam, makyajı olduğu için eleştirmişler.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır, bağnazları boş versin o. O benim canım, o benim bir tanem. Boyunu posunu seveyim ben onun, aslan o. Gayet güzel işte. Camiyi sevdirecek, Müslümanlığı sevdirecek bir tavır göstermiş. Aslan o, gönlü çok rahat olsun. Bağnazların lafına hiç itibar etmesin. Nur gibi delikanlı kız, harikulade de güzel. Fizik olarak da çok güzel. Kıyafeti de çok çok yakışmış, baya da tatlı olmuş. Ona laf söyleyen bana bir gelsin. Ben ağzının payını veririm, ilimle irfanla.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam, cevapları da baya saygılı olmuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yok, şeker gibi kız, baya tatlı. Cevap vermesine de gerek yok, inşaAllah. Cevap verilmesi gereken bir yer varsa, ben cevap veririm. Bakayım bir daha. Niye? Baya güzel işte, aferin filinta gibi, bebek gibi bebek. O benim bir tanem. O hiç gönlünü öyle şeylere bağlayıp da üzmesin, sıkıntı da duymasın, gönlü rahat olsun. Bir iyilik güzellik cemile olsun diye yapmış çocuk. Bağnazların üsluba bak. Çocuk camiye dikkat çekiyor, İslam’a dikkat çekiyor, tesettüre saygısını gösteriyor. Daha ne yapsın? Gayet güzel. Sevgilerimi selamlarımı iletin. Çok sevdiğimi söylersiniz. Gönlü de çok rahat olsun.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsrail açıklama yapmış Hakan Fidan’la ilgili konuda. İsrail Dışişleri Bakanlığı; “Hakan Fidan’la ilgili haberlerin kaynağının kendileri olmadığını” söylemiş. Ve “bu haberlerin Türkiye ile İsrail arasındaki yakınlaşmayı zorlaştırmak isteyen bir kısım çevrelerin sızdırmış olabileceği düşüncesinin çok mantıklı olduğunu” iletmiş.

ADNAN OKTAR: Tamam, bizim istediğimiz açıklama buydu. İsrail açıklama yapsın dedik, istediğimiz açıklama net olarak bu. Öbür adam da sözünü geri aldı zaten. Mesele bitmiştir. Boş yere uğraşıyorlar. İsrail ile Türkiye can ciğer kuzu sarmasıdırlar. İkisi de kardeştir. Hz. Musa (a.s)’ın evlatları, Hz. Muhammed (s.a.v)’in evlatları hep birlikte dedeleri olan Hz. İbrahim (a.s)’a tabii olarak kıyamete kadar birlikte hakkı hakkaniyeti güzelliği iyiliği bereketi bolluğu temsil edecekler, anlatacaklar. İttihad-ı İslam’ın mühim dostlarından birisi de, İsrail olacaktır, Ben-i İsrail Yakupoğulları. Kuran’da övülmüş, nezih insanlardır. Beni İsrail, o bölgede kalacaktır. İçlerinden tabii anormalleri vardır. Onları Allah yermiştir ayette, lanetlemiştir Kuran’da. Ama iyilerini de, Allah övmüştür Kuran’da. Dolayısıyla bu nezih insanları incitecek, rencide edecek bir politikadan kaçınmak lazım. Onlar da Türkiye’yi rencide edecek üsluplardan şiddetle kaçınsınlar. Her seferinde bir emek harcıyoruz. Sonunda üslubu düzelttiriyoruz, Allah’a çok şükür. MaşaAllah, elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP’li Sebahat Tuncel, Öcalan’ın İslam Kongresi Çağrısı ile ilgili olarak; “Kürt hareketi uzun süredir insanların inancının reddedilmesinin doğru olmadığını düşünüyor. Türkiye solunun en temel sorunlarından halkla bağ kuramamasının en temel nedenlerinden biri de budur” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani?

DİDEM ÜRER: İnanlar ve dindarlarla da bağlantı kurmaları gerektiğini düşünüyormuş.

ADNAN OKTAR: Sebahat Ablamız bir an önce bu uygulamayı yapsın. Abdullah Öcalan konumunu riske atarak bunların tepkisini de göze alarak İttihad-ı İslam savunan açıklamalar yapıyor. Herkesin yapabileceği bir şey değil. Çok ciddi şekilde durumunu sarsacak bir şey. “Bölge ancak İttihad-ı İslam ile kurtulur” diyor. Darwinizme inanmadığını da söylüyor, komünizme inanmadığını söylüyor. “Bütün İslam ülkeleri birleşsin, İttihad-ı İslam’ı oluştursunlar” diyor. Sebahat Yenge de yandan bir açıklama yapmış. Olmaz. Sarih, anlaşılır, müşfik bir anlatımla konuyu izah etmesi lazım. Desin, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz. Kükresin, gayet güzel olur. O zaman bir bereket, bir bolluk, bir güzellik her yere yayılır. Tereddüt edeceği bir şey yok. Çekineceği bir şey de yok. Allah’a teslimiyet, Kuran Müslümanlığı, bağnazlığa karşı bir tavır bütün bölgeyi huzura kavuşturacaktır. Yani Mehdiyet, inşaAllah.

Mehmet Akçe; “Selam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Fatih Üniversitesi’nde okudum. Şu an cemaatten bağımsız bir dershanede Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Okula gidip çocuklar direkt derslere giriyorlar” diyor. Yani çocukların kendilerine zaman ayıramadığını söylüyor. Evet, ders aralarında sohbet edilebilir gençlerle kısaca.

Didem Hocam, ben gidiyorum. Tamam, yarın görüşürüz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü