Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Ekim 2013; 12:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Aşkım, bir tanem, gördüğüm en etkileyici insanla yayınımız devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Eyüp Camii’nde bulunan Mustafa Sungur, Bekir Berk, Mehmet Emin Birinci gibi ağabeylerin mezarlarına provokatif saldırı yapıldı. Mezar taşları boyandı ve duvarlara hakaretamiz ifadeler yazıldı.

ADNAN OKTAR: O zaman oraya bir polis kulübesi oluşturmak gerekiyor, gördüğüm kadarıyla. Evet, polis kulübesi iyi olur. Bir de onlar kimse onları yakalamak önemli. Demek ki, adamlar dengesiz adamlar. Onların yakalanmasını herhalde emniyet sağlar. Bir de oraya kamera sistemi oluşturalım. Gece gündüz kamera ile oranın kontrolünde fayda var. Bu adamların böyle azması hayret. Kanunla hukukla yanlarına bırakmayız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Yalçın Akdoğan yazısında, Müslümanların birlik olmasının önündeki engelin Bediüzzaman Hazretleri’nin de söylediği gibi “ortak yüksek maksatları ortaya çıkarmaktan geçtiğini, güç birliğinin bu şekilde ortaya çıkabileceğini” yazdı. Ve Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadelerine yer vererek, “birliğin gereğinin hüsn-ü zannı esas almak olduğunu ve bizi biz yapan değerlere ve kardeşlik mantığına ters olan tüm çekişmelerden uzak durmamız gerektiğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Bu insan çok mübarek bir insan, bayağı akıllı bir insan. Değindiği konular şahane. Bir de Risale-i Nur’a bayağı vakıf olduğu anlaşılıyor, Kuran talebesi olduğu, Kuran ruhuyla hareket ettiği anlaşılıyor. MaşaAllah, Hazreti Yusuf (a.s) gibi. Aklını, irfanını Allah arttırsın. Tayyip Hocam seçerken iyi seçmiş. Güzel olmuş, Allah güzel rast getirmiş. Üslup nefis. Zaman zaman bu tip konuşmaları tekrar etmekte fayda var. Yalçın Akdoğan, aferin, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin; sağlık sıhhat, afiyet versin. Her yerini Allah nur kılsın. Allah başarılı kılsın. Çok güzel, maşaAllah. Böyle devlet adamı olması muhteşem bir şey. Millete bereket, devlete bereket, çok güzel.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Dünya Müslüman Alimler Birliği, Müslümanları, Arapları ve tüm vicdan sahiplerini “Suriye halkını silahla gelecek ölümden koruyamıyorsanız, bari açlık ve hastalıktan dolayı ölmekten koruyun” çağrısı yaptı.

ADNAN OKTAR: Onun için Hz. Mehdi (a.s) gerekir, İttihad-ı İslam gerekir. Hz. Mehdi (a.s) deyince hopluyorsunuz. Böyle iğne batırmış gibi ciyak ciyak bağırıp hopluyorsunuz. İttihad-ı İslam dedin mi köşe bucak kaçıyorsunuz. Ondan sonra da bas bas bağırıyorlar. Kardeşim ilaç, ilaçtan kaçıyorsunuz. Çözüm, çözümden kaçıyorsunuz. Gayet pratik kolay bir çözüm. İttihad-ı İslam’ı oluşturacaksınız, başına bir insan geçireceksiniz, konu bitecek. Sureti kafiye de yanaşmıyorlar. Bu uğursuzluğun, bu uğursuz kararın sebebi, şeytan. Şeytan, bunlara bu uğursuz kararı verdirtiyor. “İttihad-ı İslam olmaz” diyor. Kardeşim sen bir kere bir olur de, bir he de. Evet de sen, gerisine karışma. Sorumluluk yüklemiyor Allah sana. Sen bir evet diyeceksin. Evet diyemiyor, “hayır” diyor. “Evet de” diyoruz, yok “hayır” diyor. Evet de, bitecek. Diyemiyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı, şeytan muazzam bir muhalif ruh meydana getiriyor. Çünkü hadiste de var, “deccal çıkar Hz. Mehdi (a.s)’a karşı, avenesini toplar, her yere haber saldırır, şeytanları etrafa salar” diyor. Ve Müslümanların aleyhine, Müslümanları bezdirecek, Müslümanları ümitsizliğe-yeise sürükleyecek konuşmalar yaptırır” diyor. Aynısı oluyor şu an. Adamlar haberleri bile yok, şeytanın emrine girmişler, cayır cayır şeytanın radyosu gibi faaliyet yapıyorlar. İttihad-ı İslam olmaz, Hz. Mehdi (a.s) gelmez. Kardeşim adım adım ilerliyor zaten. Sen istesen de istemesen de hizmet ediyorsun zaten. Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek dediğinde, zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın tanıtımını yapıyorsun sen. Hz. Mehdi (a.s)’ın aleyhine konuştuğunda, Hz. Mehdi (a.s)’ı yine tanıtıyor. Sussan yine gelişiyor, konuşsan yine gelişiyor, durduramazsın. Hâşâ, Allah ile savaşmaya kalkıyorlar. Allah ile -hâşâ- savaşan perişan olur. Allah daima galiptir. Hizbu’l galibun diyor Allah, Allah hizbi galip olandır diyor Allah.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Suriye Başbakan Yardımcısı Kadri Cemil, “Suriye’nin yıkımında muhalefete yardımcı olan ülkelerden tazminat isteyeceklerini” söyledi. Cemil “Türkiye sanayi bölgesi olan Halep’i yağmaladı. Tüm sanayi tesisleri söküldü ve Türkiye’ye taşındı. Bu nasıl tazmin edilecek?” diye böyle bir iddiada bulunuyor.

ADNAN OKTAR: İpsiz sapsız laflar onlar. Yani çok mantıksız sözler. Durup durup iş çıkartıyorlar ortaya.

Dünya tatlısı Şeyhimiz, dünyanın en sevimli, en şahane Şeyhi, Şeyhler Şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısi el Hakkani Hazretleri dün çok iyiymiş, maşaAllah. Meşhur devriye-i şahanesine çıkmış. MaşaAllah, Şeyhimize Allah uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Rusya’da otobüse düzenlenen intihar saldırısında 6 ölü ve 20’den fazla yaralı olduğu ve saldırıyı yakın zamanda İslam’ı kabul eden ve militan gruplardan birinin liderinin eşi olan bir kadının gerçekleştirdiği iddia edildi.

ADNAN OKTAR: İşte bağnaz eğitim, Mehdiyet ruhuna aykırı eğitim, dünyanın her tarafında aynı neticeyi meydana getiriyor. O mücahitlik yaptığına inanıyordur. Yani cennete gideceğine, doğru hareket ettiğine inanıyordur, yani mazlumları öldürmeyi gayet makul görüyordur. Onu da kaynağa dayandırıyordur, kendi kafasına göre yapmıyordur. Bazı ülkelerin Diyanet İşleri Başkanları çıkıyor, “İslam şefkat dinidir, sevgi dinidir” diyor. Tamam, neye göre fetva veriyorsunuz? Geleneksel kaynaklara göre, gelenekçi kaynaklara göre. Bu adamlar fetvayı nerden alıyor? Gelenekçi kaynaklardan alıyor. Kuran’dan almıyor, gelenekçi kaynaklardan alıyor. Uydurma ve hurafelerden alıyor. Uydurma ve hurafelerden kurtulmanın yolu, yöntemi Mehdiyet’e tabi olmaktır. Sahabe İslam’ını savunmaktır, Kuran’ın yeterliliğini savunmaktır. Yoksa bu bela artarak, katlanarak bütün dünyayı sarar. Şimdi onun yaptığını başarı olarak görürler. Daha kapsamlı bir şey daha yapacaklardır, daha kapsamlısını yaparlar. İslamofobi gelişiyor diyorlar, kızıyor İslamofobi’nin gelişmesine. Soruyoruz adama, “neye göre hareket ediyorsun?” diyoruz, kaynaklarını soruyoruz. Senin kaynaklarında zaten o var ve daha da fazlası var, çok çok daha fazlası var. Çok küçük bir bölümünü anlatıyorsun sen. Acil olarak Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olmak, acil olarak Hz. İsa Mesih (a.s)’a tabi olmak, acil olarak İttihad-ı İslam’ı oluşturmak tek çözümdür.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu olayın ardından hemen Putin Müslümanlara sahip çıkan bir konuşma yaptı, etnik gerilim üzerine. “Bazı dış siyasi güçler radikal İslamcıları kullanarak ülkemizde karışıklık çıkarmak istiyor. Rus Müslümanlarının böyle şeyler yapmayacağını biliyoruz. Amaçları ülkemizde din ve etnik temelli çatışma yaratmak” dedi.

ADNAN OKTAR: Aferin Putin’e, çok akıllı delikanlı. Ben diyorum, her zaman diyorum. Yine söylüyorum. Akıllı, mutedil, makul, dengeli, tutarlı bir açıklama yapmış. Kuran’ın özünde bu yok. Ama maalesef gelenekçi İslam anlayışının büyük bir bölümü bu tarz. Çok büyük bölümü bu tarzdır. Tek çözüm Mehdiyet’tir. Başka çözüm yoktur. Dünya bunu eninde sonunda kabul edecek ama tabii çok geç kabul edecek. Yani çok geç kabul edecek, göreceksiniz. Çok geç kabul edecek. Çarnaçar kaldıktan sonra müthiş bir perişanlık dünyayı sardıktan sonra, çaresizliğin son demlerinde artık her şeyden ümit kestikleri bir dönemde kabul edecekler. Ayette de var. Hatta diyor; “elçiler Allah’ın zaferi ne zamanmış” derler” diyor. (Bakara Suresi, 214) Öyle bir döneme gelinceye kadar direnecekler. Kendi yöntemlerinden yol bulmaya çalışacaklar. Kendi usullerini deneyecekler. Kendi usulünü bir daha deneyecek. Sağdan deneyecek, soldan deneyecek, yandan deneyecek. Bakacak, olmuyor. Bir daha deneyecek, bakıyor, olmuyor. “O zaman bunun çaresi ne acaba?” diyecekler. O çare hemen akıllarında olan çare olduğunu bilecekler. Çünkü hepsi şu an biliyor çarenin ne olduğunu. Sadece anlamazdan geliyorlar. O anlamazdan gelme, öyle bir hale gelecek ki “artık ben anlar hale geleyim bari” diyecek. “Anlar hale gelmemden başka bir çözüm yok” diyecek. Çünkü insanlar gerçeği bilir, fakat anlamazdan gelirler. Birçoğu öyledir insanların. O anlamazdan gelme olayı ortadan kalkacak. Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Rusya’da bir süredir bu tarz provokatif eylemler devam ediyor. Önce bir Azeri gencin, bir Rus gencini öldürmesinin üzerine bir takım olaylar oldu. Bayağı bir Ruslar, Müslümanların iş yerlerini işgal ettiler. Ayaklandılar, yürüyüşler yaptılar. Onun üzerine de bu olunca, Allahualem Putin bu tarz bir açıklama yapmak durumunda kaldı.

ADNAN OKTAR: Putin değerli bir insan. Fakat vakit kaybettirmeden, hiç vakit kaybetmeden, Obama, Putin, Tayyip Hocam, İran’ın başındakiler, Mısır’ın başındakiler, Suriye’nin başındakiler bir araya gelip yahut büyük bir bela kapıda, bu belanın da şakası yok. Bütün dünyayı yok edecek bir bela çığ gibi gelişiyor. “Buna çözüm bulalım” demeleri lazım acilen. Ama demeyecekler. Ne zamana kadar? 2017’lere kadar, 2019’lara kadar demeyecekler. Çarnaçar kalıp 2021’lerde çareyi kabul edecekler. Allah’ın planı bu. Bak, biz anlatıyoruz gece gündüz. 2021’den önce kabul etmezler. O zaman da yalvararak, rica ederek, hatta baskı yaparak “aman bu konuyu halledelim” diyecekler. Ve yıldırım hızıyla olaylar gelişecek ondan sonra. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “sizin 20 senede yaptığınızı Hz. Mehdi (a.s) bir günde yapar” diyor. Başka bir rivayette de “sizin 20 yılda yaptığınızı, o bir yılda yapar” diyor. Fırtına gibi, şimşek gibi Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. Bir anda muazzam bir Medeniyet meydana getiriyor bütün dünyada, bütün İslam aleminde. “Ölüler bile imrenecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Ölüler mezardan imrenecekler” diyor. Bediüzzaman da diyor. “Mezardan sizi tebrik edeceğim” diyor. “Tohumlar sümbüllenecek” diyor, “tohumlar açacak, biz de kabrimizden seyredip, Allah’a şükredeceğiz” diyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz şöyle bir mesaj yazmışlar; “Adapazarı’ndaki kardeşleriniz olarak kitap ve broşür dağıtımı yaptık. Adapazarı’nın en büyük otellerinden beş otele 75 İngilizce kitap hediye ettik. Hepsi güzel karşıladılar ve kitaplıklarına koyacaklarını, memnun olduklarını söylediler. 401 adet de mobilyacılar çarşısı ve çevre mahallelerinde “İslam Birliği İstiyoruz” broşürü dağıttık.

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanlarıma, maşaAllah. Ne güzel, her yere nur çeşmeleri oluşturuyorlar, nur akıyor oradan. O kitabın bulunduğu yer çeşme, nur çeşmesi olur. Masanın üstüne koyarsan oradan sürekli nur akar. Herkes orada elini yüzünü yıkar, nurla. Kitaptan nur fışkırıyor. Baktığında, ihya olur. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Azerbaycan’dan şöyle yazmışlar; “canım Hocam, kardeşimin oğlunun resmini gönderiyorum size. İsmi Yusuf. Bir isim de sizden rica ediyoruz” diyorlar. Eğer uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah buna Haydar ismini koyalım. Yusuf Haydar, inşaAllah, dedemin ismi, lakabı inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Yeni Bir Medeniyet İnşa Etmek” isimli makaleniz, Malezya İslam Partisi’nin çıkardığı Harakah Daily isimli gazetede yayınlandı. Yazıda Müslüman dünyasında yaşanan aşırılıklardan kurtulmanın tek yolunun Kuran’ın gerçek özüne dönmekle ve Kuran’a yönelik eğitimle mümkün olduğunu anlatıyorsunuz. Diğer bir makaleniz de “Dünya, Kadına Bakış açısını Yenilemeli” başlığıyla Huffington Post’ta yayınlandı, maşaAllah. Makalede Allah’ın kadını ve erkeği eşit olarak yarattığını, özellikle Müslüman dünyasında kadına biçilen yanlış bakış açısının Kuran’a göre değiştirilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminden örneklerle.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülllah, çok iyi.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sedat Laçiner yazısında; “Türkiye karşıtı haberlerin İsrail kaynaklı olmasının ötesine geçip, Amerika ve dünya çapında faaliyette bulunan bazı Musevilerin işi olduğunu“ söylemiş. “Erdoğan’dan yasal bir Usame Bin Ladin, Türkiye’den de bir İran Hizbullah Hamas çıkarılmaya çalışıldığını“ söylemiş. “Obama’nın da Mavi Marmara’dan sonra Türkiye- İsrail ilişkisini düzeltmeye çalıştığını, çünkü İsrail’le ilişki iyi durumda değilken Türkiye- Amerika ilişkilerinde belli çizgiyi aşmanın zor olacağını“ belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Bir avuç insan var İsrail’de. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Sayıları nasılsa az diye önüne gelen kabadayılık yapıyor. Öyle bir hengamede biz, Osmanlı atalarımız gibi Musevilere sahip çıkan, her halükarda sahip çıkan şefkatli ve merhametli bir çizgi göstermek durumundayız. Tayyip Hocam’ın da normalde çizgisi bu yönde olarak görüyorum ama ben bu çizginin daha güçlendirilmesinin iyi olacağını düşünüyorum. Tayyip Hocam’a yakışır. Milletin ne dediği önemli değil. Bağnazlar tabii ki İsrail karşıtlığını çok güzel görürler, puanı çoktur. Ama günahı da çoktur. Mazlumdan yana olmak lazım. Zulmettiğinde, karşılığını veririz, hukukla, kanunla karşılığını veririz. Ama potansiyel zalim olarak görmek, milyonlarca insanı, çoluğu çocuğu, kadını hepsini zalim olarak görmek, zulüm olur. Tayyip Hocam böyle bir adaletsizliği asla kabul etmeyeceğini defalarca belirtti “ben” dedi “İsrail halkını seviyorum, İsrail milletini seviyorum. Ama bazı yöneticilerin, bazı tavırlarından mutazarrırım, rahatsızım” dedi, özetle. Ama bunu daha iyi vurgularsa, daha doyurucu hale getirirse, dünyada bu konu daha iyi anlaşılırsa bereketi olur. Çünkü çok fazla İsrail düşmanı var, çok fazla Musevi düşmanı var. Nefret için, acımasızlık için adeta yarışıyorlar. Bu adamlara prim vermesin Tayyip Hocam. Dolaylı yoldan prim vermiş olur. Daima koruyan, kollayan şefkatli tavrını daha da güçlü vurgulasın. Çok güçlü bir çıkışla daha önce yaptığı güçlü çıkışlar gibi, Musevi dindar kardeşlerimize şefkatini, merhametini, sevgisini coşkulu bir dille dile getirmesini bekliyoruz. Ona yakışan bu olur. Güzel olur. Bir kardeşi olarak benim ısrarlı talebim. Bir bildiğim var ki, söylüyorum. Bereket getirir, iyilik güzellik getirir. Bu küçük topluluğa, bu kavme dünya çapında bir nefret var. Bu nefretin içinden biz bir parçaymışız gibi görülürsek, bu bize yakışmaz. Atalarımız da böyle yapmadı. Osmanlı aldı İspanya’dan, zulmediyorlardı, aldı getirdi, en güzel şehrin en güzel semtine onları yerleştirdi. Musevilerin o zaman zulmettiği yönler de vardı. Biliyordu Osmanlı bunu. Ters tavırları olanlar da vardı. Buna rağmen bunu yaptı. Bir kavmin hepsi mükemmel olmaz. Bir kavmin tarihinin hepsi de mükemmel olmaz. Tarihinde de bozukluklar olabilir, kavminin içindeki insanlarda da bozukluklar olabilir ama o kavmi toptan tarihle cezalandırmak ve gelecek tarihle de cezalandırmak ve tamamını cezalandırmak, aşağılamak, lanetli göstermek çok büyük bir zulüm olur. Kuran’da Musevi kavmi övülmüştür, Ben-i İsrail övülmüştür. Ama gayri ahlaki olanları, zulmedenleri de lanetlenmiştir. Biz şefkatle mükellefiz. Tayyip Hocam’dan iyi bir atak bekliyoruz, güzel bir atak bekliyoruz. Bu dünyadaki fitneyi örtsün, fitneyi izale etsin, inşaAllah.

“T-shirtüne ve mendiline bayıldım, canım benim, göz nurum, arslanım” diyor.

Başka bir hanım kardeşim; “aşkım, bir tanemsin, göz bebeğimsin, göz nurumsun, nur ol, inşaAllah” diyor.

“Dünya üzerinde gördüğün en güzel ahlaklı, en güzel sözlü, en güzel gözlü, en güzel heybetli ve tabi bakışlara sahip sevgilim” diyor, maşaAllah.

Başka bir hanım kardeşimiz diyor ki; “canımın içisin, canımdan çok seviyorum seni sevgilim” diyor “tespitlerin o kadar doğru ve muhteşem ki, helal olsun maşaAllah” diyor.

“Hocam siz gayet doğru söylüyorsunuz” diyor, başka bir kardeşimiz. Almanya’dan yazmış.

“Selam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “İlm-i Ledün ilminin üstadı” diyor, maşaAllah “Muhammed Adnan Hocam” diyor. Yani biz üstad değil, talebeyiz, talebenin, talebesinin talebesiyiz. Allah’ın herhangi bir kuluyum, aciz kardeşinizim. Naçiz, aciz, “hiç ender hiç” diyor Bediüzzaman, bir kardeşinizim inşaAllah

“Muhammed Adnan Hocam, bizlere Hz. Hızır (a.s) hakkında bilgi verir misiniz?” diyor, Azerbaycan’dan. Allahverdiyev Azer, ne güzel isim.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Hakka Suresi 41 de “O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz? Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz?” (Hakka Suresi 41-42)  Bak öğüt alıp, düşünme, az düşünme, “ondan kaynaklanıyor” diyor Allah “düşünürseniz zaten bulursunuz” diyor. “Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir. Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı.” (Hakka Suresi 43-44) Yani uydurma rivayetler, uydurma hadisler var ya, bağnazların iddiaları oluyor “Allah’ın hükmünü” diyor “Kuran hükmünü Peygamber, bir açıklama yaptı kaldırdı” diyor. Yani “uydurma bir rivayetle kaldırdı” diyor, “Allah’ın hükmü kalktı” diyor “yok Kuran’da var” diyoruz “ayette var” “o kalktı” diyor, “onun hükmü bitti” diyor “öyle bir şey yok” diyor. “Niye?” diyoruz “uydurma bir hadis var” diyor, tabii uydurma olduğunu söylemiyor da, biz diyoruz uydurma diye. “Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı.” “Bize karşı ne demek” Kuran’ın hükmüne karşı, Kuran’ı iptal edecek tarzda “Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik.” (Hakka Suresi 44-45) diyor Cenab-ı Allah, “bütün gücünü alırdım” diyor Cenab-ı Allah “Sonra onun can damarını elbette keserdik.” (Hakka Suresi 46)  diyor “öldürürdüm” diyor Cenab-ı Allah. Peygamberine diyor bak. Peygamberine “öldürürdüm” diyor “öyle bir şey yapsaydı” “O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.” (Hakka Suresi 47) yani “benden kurtaramazdınız” diyor Cenab-ı Allah. “Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.” (Hakka Suresi / 48) Kuran. Bak sadece Kuran. “Öğüttür” diyor. “Kuran’a uydurma, ilave getirmeyin” diyor Allah. “Peygamber de yapamaz böyle bir şeyi” diyor. “Elbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.” (Hakka Suresi / 49) Yani Kuran’ın hükmünü yalanlıyor. “Kaldırıldı hüküm” diyor. “Yok öyle bir hüküm” diyor. Bak “Yalanlayanların olduğunu biliyoruz, içinizden” diyor Müslümanlara söylüyor Allah, içinizden yalanlayanlar olduğunu, yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.”  “Gerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir.” (Hakka Suresi / 50) “Hasret içinde kalacaklar” diyor Allah. Kuran’a kavuşamadıkları için. “Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).” (Hakka Suresi / 51) Hakku’l yakin, kesin gerçek. “Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.” (Hakka Suresi / 52) Allah-u ekber.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Salih Tuna; “Hakan Fidan’a yapılan arabasında sürpriz bulması tehdidiyle ilgili Uğur Mumcu ile arasında bir benzerlik olduğunu“ yazdı. “Mumcu’nun 90’larda Türk-Kürt savaşı diye sunulmaya çalışılan kirli savaşın vasıtalarını ortaya çıkaran kişi olduğunu, Hakan Fidan’ın da bu kirli vasıtaları durduran en önemli aktörlerden biri olduğunu“ belirtti. Ve “Eskiden Kürt sorununun çözülmesini engelleyen bir MİT varken, şimdi çözüm için çalışan bir MİT var” dedi.

ADNAN OKTAR: Hakan Hocam’ın kılına dokunamazlar. Yani ilimle, irfanla, kanunla, hukukla böyle kuzu gibi meletiriz. Öyle bir şey yapamazlar. Zaten onu söyleyen de döne döne özür diledi, lafını defalarca geri aldırttırdık. Hususi mektup da yazmış. Sözünü geri aldı. “Ben öylesine söylüyorum” diyor ama öylesine söylenmez.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Çorum’dan bir bayan kardeşimiz şöyle yazmış; “Sultanım sizi çok seviyoruz. Dün kardeşlerimizle bir araya geldik. Kuran okuyup, Hocamızın derin iman dolu eserlerinden çeşitli konularda anlatım yaptık. İstişare yapıp faaliyetlerimizle ilgili konuştuk. Siz, Rabbimiz’in bize sunduğu bir lütufsunuz. Çok yakışıklı bir nimetsiniz, elhamdülillah” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Aman aman dünya tatlılarına bak, dünya güzellerine bak, maşaAllah. MaşaAllah bir de melek gibi kuzular var. Bunlar nur anneler, nur. MaşaAllah Allah her yerlerini nur kılsın. Allah uzun ömür versin, bereket versin. Anadolu’nun sımsıcak anneleri, tertemiz anneleri. Tam anne sıcaklığı var üstlerinde, anne temizliği var maşaAllah, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine Kayseri’den kardeşlerimiz dün avukatlara ve mühendislere kırk adet kitaplarınızdan hediye etmişler. Çok memnun kalmışlar, size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah şu gayrete bak sen, şu şevke bak. Allah onlara dert vermesin, hep sağlık, sıhhat, afiyet versin.

DİDEM ÜRER: Hocam, BDP’den de bir açıklama geldi başörtüsü konusunda. Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş; “Başörtüsünü de insan hakları ve özgürlükler meselesi olarak ele alıyoruz. Dolayısıyla partimizin bu konudaki yaklaşımı özgürlükçü olacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Aslında milletimiz artık olgunlaştı. İşte onu beklediler herhalde, olgunluğu beklediler. Başörtülü-başörtüsüz gerilimi yok. Eskiden çok şiddetliydi bu. Ama yakışıyor, çok sevimli oluyorlar. Ben bayağı seviyorum başörtülü genç kızları, çarşaflı genç kızları da çok seviyorum. Hepsi onlar benim canım. Çok hürmet duyuyorum, çok değer veriyorum. Ama başörtüsüz, dekolte hanımları da ben çiçek gibi görüyorum, tertemiz görüyorum. Hepsi nur gibi mümin, muttaki insanlar. Birbirlerine üstünlük taslamaları çok çirkin olur. Başörtülü-başörtüsüze, başörtüsüz karşılıklı olmaz yani.

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler’in kadın birimi internette otomatik tamamlama özelliğiyle kadın yazılarak yapılan internet aralamalarındaki ifadeleri belirledi. Ve bir reklam kampanyası hazırladı, resimleri vardı. “’Kadın hakları olmamalı, kadınlar oy kullanmamalı, kadınlar çalışmamalı’ gibi cümleler, kadın hakları konusunun tüm dünyada nasıl bir çıkmazda yer aldığının net göstergesi niteliğinde” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bütün dünyada dediğim gibi bağnazlık dünyayı sarmış. Halbuki kadınlar çok akıllıdırlar. Erkeklerden daha akıllılar. Daha ince, detaylı düşünüyorlar. Görüyoruz, herkes biliyor. Yani bu bilinmeyen hani iddia değil. Temizlikleri, titizlikleri, sevecenlikleri, tatlılıkları daha hoş erkeklerden. Dolayısıyla her yerde kadının önde olması gerektiği açık. Güzel yönleriyle, temizlikleriyle, kalitesiyle, tatlılıklarıyla, şekerlikleriyle her yerde önde olmaları lazım. Mesela kadın başbakan olsun, kadın cumhurbaşkanı olsun, milletvekillerinin en az yarısı kadın olsun. Mühim şirketlerin başına kadınlar geçsin. Her yerde saygı, hürmet görsünler. Erkekler daha sade düşünüyorlar. Ama kadınlar müthiş detaylı düşünüyorlar. Çok girift düşünüyorlar. Ben böyle gördüm, benim kendi tespitlerim bu yönde. Ama tabii erkek de, kadın da mübarek varlıklardır, Allah birbirine eşit yaratmıştır. Yani aralarında bir zeka farklılığı, bir akıl farklılığı, üstünlük olmuyor ama kadınlar disiplin yönünden, sabır yönünde daha güçlü olduklarını görüyorum ben. Detaylı düşünme çalışkanlıkları var. Erkek de detaylı düşünebilir istese ama çalışkanlık yönünden kadınların daha önde olduğunu görüyorum, inşaAllah.

Amerika’daki Neokonlar da kadınlarla ilgili böyle kendi kendine karar verme eğilimindelermiş. Olmaz. Tamamen her kararı kadın kendisi verir. Saygılı olacaklar. Erkeğe nasıl karar vereceğine kadın yönlendiriyor mu? Yönlendirmiyor. O zaman kadına da karışmasınlar. Dünyada bir rezalet varsa, onu Mehdiyet ortadan kaldıracaktır. Bu rezaleti, Hz. Mehdi (a.s)’dan başka kimse kaldıramaz. Sadece lafta kalır, başka bir şey olmaz.

Emir Hasan Muratoğlu; “Merhabalar, bir sorum olacak, Adnan Oktar 33. dereceden mason olduğunu söyledi. Mason olan birinin Türk İslam Birliği gibi bir vizyona sahip olması, çelişkili bir durum değil midir?” Değil, çelişkili olur mu? Masonluk, dünyanın kardeş olmasını isteyen, tek bir dinin hakim olmasını, savaşların kalkmasını isteyen bir Mehdi öncüsü, bir sistemedir. Yani nasıl Marksist düşünce sahte Mehdilik olarak ortaya çıktıysa, masonluk da bir nevi Mehdi zemininde ortaya çıkmıştır. Çünkü Tevrat ağırlıklıdır masonluk. Yani daha çok Tevrat’tan alır hükümlerini, Tevrat’taki Mesih düşüncesinden, Mesih inancından ve Mesihiyeti destekleyen diğer izahlardan kaynaklanan bir anlayış tarzıyla vizyonunu geliştirmiştir. Mesela Kabe’nin mikap görünümü, mikap taş masonlukta da kutsaldır. Hz. Hızır (a.s) duvarcı ustasıdır aynı zamanda. Kuran’da duvarcı ustası olduğu yazıyor. Masonlukta da amblem olarak, inanış olarak kendilerini duvarcı ustası olarak görüyorlar. Yani Hz. Hızır (a.s)’ın talebeleri olarak görürler. Hz. Hızır (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcısı olduğuna göre, masonlar da demek ki, Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcısı. Ama Hz. Hızır (a.s) metotlarıyla demek ki. Hz. Hızır (a.s) yöntemleriyle, Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcısı olacaklar. Mesela dul kadının çocuklarından bahseder Kuran, aynı Hızır Kıssası’nda. Masonlar da kendilerine “dul kadının çocukları“ derler. Yani eğer detaya girersek, daha da detaylandırırım. Kardeşimiz bu sefer mason olmaya kalkar. Ama Türk İslam Birliği yani İttihad-ı İslam, masonluğun gizli bir hedefidir, onu söyleyeyim. Ama tabii direkt bu isimle çıkmazlar. Hz. Hızır (a.s) metoduyla çıkar. Ne der? “Bütün dünyanın kardeş olmasını, barışın hakim olmasını, savaşların kalkmasını istiyoruz. Bütün dinlerin, Hristiyanlığın da, Museviliğin de saygı görmesini, Müslümanlığın saygı görmesini istiyoruz” derler. Her inanca saygı duyulsun isterler. Mehdiyet neyi yapacak? Aynısını yapıyor. Ama neyle yapıyor? Müslümanlıkla yapıyor, o kadar. Onlar Müslümanlığın adını gizliyor, Hz. Mehdi (a.s) Müslümanlığın adını açık açık söylüyor. Adonay’ı bekliyorlar. Yüzyıllardan beri, 5000 yıldan beri Adonay’ı bekliyorlar. Adonay-Adon. Yani kendi liderleri olarak görüyorlar. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar-Mesih Mehdi’yi. Onun zamanında dünyaya sevginin, barışın hakim olacağına inanıyorlar. Şu anda da Adon’un geldiğine inanıyorlar, Adonay’ın geldiğine inanıyorlar. Yani biz de geldiğine inanıyoruz. Yanlış olan bir şey yok.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Meltem kardeşimizin size bir mesajı var, Yağmur’un mesajını size iletiyor. Yağmur şöyle diyor; “Hocamızı çok seviyoruz, faaliyetlere devam ediyoruz” diye mesaj göndermiş.

ADNAN OKTAR: Ufaklığın ismi?

DİDEM ÜRER: Yağmur.

ADNAN OKTAR: Ben bunu yiyeceğim bun başka çare kalmadı. Hayret şu temizliğe bak, şu yüzündeki nura bak. Günahsızlığın sıcaklığı, tatlılığı yani bir melek hükmünde bu. Melek gibi yani tertemiz. Masum yani tam anlamıyla masum bir insan. Günahsız bir insan mı görmek istiyorsun, çocuğa bakacaksın. Evde bir günahsız mı olması gerekiyor, eve çocuk getireceksin. MaşaAllah. Allah ömrüne bereket versin. Annesini, ailesini, herkesi nurla sarsın Cenab-ı Allah. Ufaklığı da, onları da Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin. İnşaAllah.

İmparatoriçelerim çok güzeller, maşaAllah. Hepsinin cildi kaymak, su gibi. Bu kadar pürüzsüz, bu kadar güzel bir cilt hayrettir yani. Allah’ın hikmeti, maşaAllah. Ve üzerlerinde bir nur var çocukların, tarif edemiyorum bunu. Çok güvenilir haldeler. Yalan söylemezler, kıskançlık yapmaz, hasetlik yapmaz, laf sokmaz, terslik yapmaz. Bu çok şaşırtıcı. Ben konuşuyorum bazı hanımlarla, binbir türlü entrika, binbir türlü yalan, binbir türlü dalavere. Çok zor, Allah vermesin. Öyle bir insanla yaşamak çok zor. 

Masaüstü Görünümü