Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Ekim 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

EBRU ALTAN: Derin yeşil gözlerine aşık olduğum bir tanemin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, bize neler anlatacaksın?

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımızın Kosova ziyaret sırasında orada bulunan Nagehan Alçı; “Ayağımızı Kosova’ya bastığımız andan itibaren her noktada Başbakan’la ilgili bir kalabalıkla karşılaştı. Öyle ki, Prizren’de okullar tatil edilmişti. Her yere Erdoğan’ın dev posterleri asılmıştı. Televizyon, gazete ve radyodan neredeyse sadece bu ziyaretten bahsediyordu” dedi. Ve “kısacası Kosovalılar adeta kendi liderlerini karşıladılar. Bu insana acayip bir gurur veriyor” dedi. Ve herkes de Türkçe konuşuyormuş neredeyse.

ADNAN OKTAR: Kosova Evlad-ı Fatihan’ın yurdudur. Bediüzzaman diyor: “Avrupa bir İslami devlete hamile, bunu göreceksiniz” diyor. Buyurun, dediği aynısıyla çıktı işte. “Müslüman bir devlete hamile” dedi, aynısı çıktı. Kosova bizim ruhumuz, bizim güzelliğimiz, bizim heyecanımız. Onlardaki coşkunun sebebi, Osmanlı’dan gelen muhabbet. Hepsi, özbeöz kardeşimiz. Avrupa’nın sıcaklığı, güzelliği, kardeşliği, barışı, sevgiyi bütün Avrupa’ya oradan yayacağız, inşaAllah.

Nagehan Alçı. Nagehan çok sevimli şeker bir şey.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakanımızın Kosova’daki konuşmasında kullandığı “Türkiye Kosova’dır, Kosova Türkiye’dir” ifadesinin Sırbistan Dışişleri Bakanlığınca kınandığı duyuruldu Hocam.

ADNAN OKTAR: Ayıp niye? Ne güzel, bir sevgi ifadesi. Orada “biz orayı ilhak ettik” anlamında değil, bir sevgi bütünlüğü. Rahatsız olacakları bir şey yok. Biz oradaki bütün ülkeleri seviyoruz, bütün vatandaşları seviyoruz, bütün insanlara muhabbet duyuyoruz. Oradaki sevgimizi anlamamaları mümkün değil. Yani orada bir fetih siyaseti yok, bir muhabbet siyaseti, bir sevgi ve coşku siyaseti var, barış siyaseti var. Faşist ruha, komünist ruha, dehşet ruhuna, sevgisizlik ruhuna indirilmiş bir şamardır Kosova. Güzelliğiyle, sevgisiyle, narin hoşluğuyla Avrupa’nın süsü. Dolayısıyla tedirgin olmaları için hiçbir neden yok. Eskiden kalma belki tedirginlikleri olabilir. Türkiye o dönemleri çoktan geçti.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran Meclisi Milli Dış Güvenlik ve Politika Komisyonu Sözcüsü Hüseyin Nakavi; “Tahran’daki nükleer tesisi yüzde yirmi oranında zenginleştirilmiş yakıta ihtiyaç vardı. Ancak gerekli yakıt temin edilmiştir ve artık bu oranda uranyum zenginleştirmeye gerek kalmamıştır. Ve üretim yapılmamaktadır” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Tamam işte mesele hallolmuş. Yani yapmasınlar etmesinler, boş yere İsrail de tedirgin oluyor, dünya da tedirgin oluyor. Adamlar atom bombası yapacaksa, onu öttüre öttüre yaparlar. Olur mu öyle şey? Bütün dünyada her ülkede var hemen hemen atom bombası. Asıl olan, atom bombasının bütün dünyadan yok olması. Yoksa, şu ülke yapmasın, bu ülke yapmasın, şu ülke tehlikeli, tehlikesiz; böyle bir şey yok. Kuzey Kore son derece tehlikeli bir ülke. Baya psikopat bakış açısı Kuzey Kore’nin, çok acımasız. Adamlar atom bombası denemesi yapıyor, adamların stoku var, “etkisi nasıl oluyor onu merak ediyoruz” diyorlar. Amerika’nın burnunun dibinde, çok rahat vurabilirler Kore’den Amerika’yı.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Belarus’un başkenti Minsk’te gerçekleşen Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi’nde konuşan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev; “Türkiye’nin de Rusya ve Kazakistan Belarus arasında oluşturulan gümrük birliğine girmek istediğini” açıkladı.

ADNAN OKTAR: İyi olur. Gümrük Birliği, şu birliği, bu birliği, sonuçta sınırların kaldırılması. Ama Gümrük Birliği sadece ticari amaçla, çıkar amaçla olursa onun hiç anlamı yok. Sevgi amacıyla, muhabbet amacıyla olursa çok anlamlı olur. Ticari amaçlı, onun bir açıklaması yok. O, sevgiyi sağlamaz, dostluğu sağlamaz, kardeşliği de sağlamaz. Evet.

DİDEM ÜRER: İçişleri Bakanlığı’na gizli yazı gönderen Jandarma Genel Komutanlığı, Suriye’deki Irak-Şam İslam Devletinin, Türkiye’de bombalı saldırılar yapmak için hazırlık yaptığı istihbaratını bildirdi. Türkiye’ye yönelik bombalı araç eylemlerini gerçekleştirmek amacıyla, 10 bombalı araç hazırlandığı tespit edildi.

ADNAN OKTAR: O bombalı araçlar Türkiye’de miymiş?

DİDEM ÜRER: Onunla ilgili detay yoktu.

ADNAN OKTAR: Türkiye o işler için pek müsait bir yer değil. Armut gibi yakalanırlar, cezaevinde de hoşafa dönerler. Akıllı olsunlar, densizliği bıraksınlar. Ama oraları müsait görüyorlar tabii, Irak, Suriye falan oralar baştanbaşa müsait görünüyor ve durulmaz da Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının dışında durulmaz, durulmayacak da göreceksiniz. Suudi Arabistan’a yayılacak, İran’a yayılacak, Fas, Tunus ve Cezayir’e yayılacak, Libya daha da karmaşık hale gelecek. Ancak Mehdiyet’le durulacak, bunu göreceksiniz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, detay olarak yazıda şöyle bildiriliyor, jeep ve otomobillerden hazırlanan bombalı araçların sahte Türk plakaları olduğu ve araçların sınırdaki tel örgülerin kesilmesiyle oluşacak açık alanlardan Türkiye’ye sokulacağı yönünde bilgiler varmış.

ADNAN OKTAR: Türkiye sınırını koruyamayacak kadar acz içinde değil, görür. Tel örgüsünün doğrayacak bilmem ne yapacak, koskoca araba. Orada yürüyen karıncayı bile görürler. Eskiden görmezden geliyordu bazı tipler, şu an öyle bir şey yok. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la, Irak Başbakan’ı Nuri Maliki arasında iki yıldır ciddi polemiklere neden olan gerilimi düşürmeye ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik önemli bir temas trafiği başlatıldı Hocam.

ADNAN OKTAR: Bunlar güzel işte.

AYLİN KOCAMAN: Türkiye’ye gelecekmiş galiba.

ADNAN OKTAR: Tabii, tamamen gereksiz. Her ülkeyle bozulan düzen düzeltilsin, hepsi. Ve özellikle İsrail. Ne gerek var kardeşim? Biz sevginin, barışın, güzelliğin insanlarıyız. Muhalif olamayız hiç kimseye. Mısır için de aynı geçerlilik var. Orduyu da destekleriz, Müslüman kardeşleri de destekleriz, halkı destekleriz, Mısır’ın bütününü destekleriz biz. Biz taraf olamayız. Onlar insan değil mi? Onlara da sahip çıkıyoruz biz. Türkiye hiçbir şekilde küçük bir grubun yahut orta küçük bir grubun yahut büyük bir grubun diyelim; tarafı olamaz. Türkiye bütün milletlerin tamamının tarafıdır. Üslup olarak, ruh olarak şefkat, merhamet, sevgi. Bir kişi dışarıda kalsa, biz ona bile sahip çıkarız. Bak, 99 kişi varsa 1 kişiyi kenarda görürsek, ona da sahip çıkarız, unutmayız onu. 99 bize yetmez illaki 100 olacak, hepsi.

Şeyhimizin sağlık durumu. Dünyanın en tatlı Şeyhi, Şeyhin Şah, dünyanın Sultanı Şeyhimiz. Bir tane şuan başka yok. Şeyh Nazım Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri bugün çok iyiymiş, maşaAllah. Devriyeye çıkmış, sohbet etmiş. Kendini çok iyi hissediyormuş.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: STAR Gazetesi sizin eserlerinizden ve başka eserlerden de faydalanarak, “deccal ne zaman nerede ortaya çıkacak” diye bir haber hazırlamış Hocam.

ADNAN OKTAR: Deccal çıktı. Deccal Darwinizmdir, materyalizmdir. Dünyayı dinsiz yaptı, dünyanın tarihinde ilk defa bu kadar çok insan dinsiz ve ateist oldu. Kainatta böyle bir olaya rastlanmadı şu ana kadar. Yani insanların yüzde doksan dokuzunu ateist, materyalist ve Darwinist hale getirdi deccaliyet. Bu muazzam bir orandır. Ve bu kadar çok Müslüman hiç öldürülmedi tarihte. Mesela kısa süre içerisinde dört milyon Müslüman öldürüldü. Cengiz fitnesinde, Hülagû fitnesinde bile bu sayılara ulaşılmadı. Muazzam bir katliam yaşanıyor, muazzam bir fitne yaşanıyor.

“Evet, tişörtünüzün, mendil ve gözlerinizin uyumu şahane. Muhteşemsiniz, zahiriniz de batınınız da, inşaAllah şahane” diyor. “Bir tanemiz gözbebeğimizsiniz” diyor, maşaAllah, elhamdülillah, bir hanım kardeşimiz.

Uyuşturucu satıcılarıyla polis mücadele ediyor ama netice alamaz. Yani hiçbir şekilde netice alamaz. Mesela yine operasyon yapılmış, şu an uyuşturucuya ihtiyacı olan istediği gibi gider, bulur. Her semtte, her şehirde bu böyle. Şu an çıksın adam, istediği gibi bulur. Operasyon yapılması belki biraz daha fiyatını artırıyor, o kadar. Mehdiyet’in dışında uyuşturucu durmaz dünyada. Dünyada uyuşturucunun durması, bu belaların durması, ancak Mehdiyet’le mümkündür. Açık açık söylüyorum.

Esra; “Ruhum, kalbim, aşk tanem gözlerinizin huzurunda kaybolmak ve nurunuzdan nurlanmak için her gün dua ediyorum, inşaAllah” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz; “tarifini asla yapamayacağım bir güzelliktesiniz. Derin sevgi ve saygı içerisindeyim size karşı” diyor.

Bir hanım kardeşimiz yine; “Rabbimin en nimetlerinden birisiniz, elhamdülillah. Lakin şu sıralar hastayım sultanım” diyor. Allah şifa versin, inşaAllah.

Evet, genellikle böyle sevgilerini ifade den uzun yazılar var, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cengiz Çandar, Amerika’nın gelecek politikasını belirlemek üzere Türkiye ve Başbakan Erdoğan’ı değerlendiren bir raporu incelemiş. Raporun özet bir bölümü şu şeklide; “AK Parti yetkilileri bu uzlaşma ve iş birliği yerine her fırsatta otoriterleşmeyi ve mezhepçiliği tercih etmişlerdir. Suriye politikası mezhepçi, Gezi otoriteleşme olarak alınmış. Kısacası Amerika’nın tam da güçlü bir iş birliği içinde olan Türkiye’den en çok yararlanacağı bir dönemde, Türkiye’nin böyle bir rol sahibi olabilme yeteneği azalmıştır” deniyor.

ADNAN OKTAR: Tamam, öyle bir görüntü verdi hükümet doğru da, şu an bunu toparlayan yeni bir siyaset uyguluyorlar, bu çok güzel. BU konuda rica ettik dedik ki; herkesi kucaklayın, herkese sevgi duyun.” Demin de söyledim; “yüzde doksan dokuzu değil, yüzde yüzü kollayan bir politika olsun” dedik. Bu Irak politikasında hemen görüldü. Irak’la başlayıp, diğer ülkelerle devam edecek. Zannediyorum İsrail’e yönelik de bu tip bir politika uygulanacak. Dolayısıyla aramız açık olan hiç bir ülke, hiçbir insan, h,ç bir yer kalmaz. Her yer barış, sevgi ve güzellikle kucaklanacak, Bunu göreceksiniz, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Gaziantep’te yaşayan Şerif Dağdelen, 18 Suriyeliye evini açmış. Birlikte yaşamaya başlamışlar Hocam.  

ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, çok güzel sevap olmuş, fayda olmuş.

Didem Hocam diniyorum. 

DİDEM ÜRER: Emre Çalışkan, hükümetle Gülen Cemaati arasında var olduğu öne sürülen gerginliğe dikkat çekerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Hakan Fidan’ın cemaatin hedefinde olabileceği iddiasının sorgulamış. Çalışkan, Hakan Fidan’ın İran yanlısı olduğu iddialarının İsrail’i rahatsız ettiği yönündeki haberlere dikkat çekerek, “eski İsrail Dışişleri Bakanı Ehud Barak’ın “İran destekçisi bir adam Türkiye MOSSAD’ın başına atandı. Onların elinde önemli miktarda sırrımız var. Son iki aydaki izlenimimiz bu sırları İran’a açabilecekleri şeklinde. Bu da çok rahatsız edici” sözlerini hatırlattı.    

ADNAN OKTAR: Yok, onlardan bir şey çıkmaz. Türkiye baya aklı başında bir ülke. İran’ın bakış açısını yakından takip eden bir ülke. İran’da bir sahte Mehdi inancı vardır. (Haşa) Hz. Mehdi (a.s)’ı Allah gibi görürler bazıları, yanlış bir kafadadırlar. Bu tabii dünya için bir tehlike olduğu için, Türkiye’de bu ciddi tehlikeyi yakından takip ediyor. Ama bunu fiiliyata geçirecek ne bir cesaret, ne bir güç, İran’da mevcut değil. Yani o kafada o yapıda bir adam yok. Ama halkı siyasi olarak oyalamak için politik demeçlerinde bu tip üslup kullanıyorlar. Yoksa İran yerinden bile kıpırdayamaz. Öyle bir şey yapacak gücü yok.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Özcan Tikit, David Ignatius’un Hakan Fidan’la ilgili yazısını yorumlamış; “Haberin Türkiye-İsrail ilişkisini düzeltmek için MOSSAD ve CIA katkısıyla hazırlandığını, Türkiye’de gündem olduğunu ve on ajan vurgusuyla Türk kamuoyunda Mavi Marmara’da şehit olan 9 vatandaşımıza yönelik karşılığı alındı algısının hedeflendiğini” iddia etmiş.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani?

DİDEM ÜRER: Yani Türkiye’nin İsrail’e yönelik olarak güya rövanş almak için böyle bir şey yaptığını vurguladıklarını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Yok, Türkiye öyle şeye tenezzül etmez. Türk politikası Osmanlı döneminden beri, eskiden beri çok ağır ve aklı başındadır, asildir. Öyle sıradan girişimler sıradan tavırlar Türkiye’de olmaz. Çünkü eski, asil, soylu bir devlettir Türk Devleti. Derme çatma bir devlet değildir. Öyle bir şeyi Türkiye’den beklemesinler.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin size mesajı vardı. Önceki gün Yusufpaşa’da otellere ve yolda denk geldikleri turistlere 17 adet kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, maşaAllah. Onların kalbini aydınlatmışlar. Onlar da ömür boyu onun etkisinde kalırlar. MaşaAllah, baya sevimliler. İyi çok güzel olmuş.

DİDEM ÜRER: Hocam, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Suriyeli mültecilerin bulundukları kampları terk edip Avrupa’ya gelmeyi denemeleri sonucunun doğmaması için, Suriye’ye komşu olan Lübnan, Ürdün ve Türkiye’ye yardım edilmesini istemiş.     

ADNAN OKTAR: Bu söylenmez ama bir nezakettir. Türkiye yardım değil de, oradaki göçmenlere yardım etmeleri lazım. Türkiye’nin yardıma ihtiyacı yok. Türkiye herkese yardım ediyor. O göçmen insanlara, o fakir insanlara bütün dünyanın yardım etmesi gerekir. Özellikle İslam ülkelerinin ama Mehdiyet olmadığı için, başlarında bir imam bulunmadığı için, başlarında bir lider bulunmadığı için, İslam alemi rüzgarda savrulan yaprak gibi. Müthiş ızdırap acılar içerisinde adeta kıvranıyor. Halbuki İslam ülkeleri çok çok zengin. O bir avuç kardeşimizi müthiş bir ferahlık, müthiş bir huzur içerisinde zengin bir hayatla yaşatacak güce yüzlerce binlerce kere sahipler. Ama İttihad-ı İslam olmadığı için, İttihad-ı İslam’a karşı geniş bir cephe oluştuğu için, birlik beraberliğin olmamasının bereketsizliği, uğursuzluğu, o garibanların üzerine çok tecelli ediyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, 12 Eylül askeri darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay başkanı yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’le hava kuvvetleri komutanı emekli orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı dava da, TCK’nın devlet kuvvetleri aleyhine cürümler başlıklı 146. Maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi.

ADNAN OKTAR: Diyorlar ki “öbürleri darbe yapmadı, yapsalar tamam da” diyor “darbe yapmadı.” İşte bunlar yapmış. Ama bu yaşta adamı çok geç kaldılar yargılamak için. Ama yine de hayır var, sembolikte olsa çok faydası olacağına inanıyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, teknik direktör Christoph Daum bir söyleşide; “İslam’a saygı duyduğunu Atatürk’ü, Türkleri ve Türkiye’yi çok sevdiğini” söyledi. “Sayın Başbakanımızla ilişkimiz çok iyi. Öğrendikçe insanlarla ilişkimiz daha ilerledikçe bu sevgi büyük boyuta geldi ve Almanya çift vatandaşlığı kabul etseydi, Türk vatandaşı olacaktım” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi güzel, maşaAllah, Türkiye sevgisi bir güzelliktir.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden Hocam, Van’dan şöyle yazmışlar; “Nur yüzlü canımız Hocamız, Van’da Kazım Karabekir Caddesi üzerindeki iki billboardda bir hafta süreyle İslam Birliği konulu afiş astırdık, nur ellerinizden öper, dualarınızı rica ederiz, Doğan, Mahmut ve Erhan.

DNAN OKTAR: Bak bu çok güzel olmuş, çok çok güzel olmuş. Zamanın güzelliğine bak olayların güzelliğine bak. Bediüzzaman’ın resmi sokaklarda. Konuşmaları sokaklarda. İttihad-ı İslam’ın güzel seslenişi, İttihad-ı İslam’ın güzel kokusu her yerde hissediliyor, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Güneydoğu Asya’nın en iyi İngilizce Gazetesi olarak bilinen The Jakarta Post’da; “Allah’ın adını zikretmek, yalnız Müslümanların değil, herkesin hakkıdır” isimli makaleniz yayınlandı. Ve en çok okunanlar listesinde birinci sıraya yükseldi. Yazı Malezya’da Allah’ın adını Hristiyanlarca anılmasının yasaklanması üzerine sizin verdiğiniz cevabı içeriyor. Aynı zamanda bu yazınız birçok internet sitesinde yine Malezya’da ve Asya’da çok fazla yerde de haber olarak da yapıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii çok mantıksız, biz de onu açıklayıp anlatıyoruz. Ama her yerde anlatmamız gerekiyor. Gücümüz yettiği kadar da bunu uyguluyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, geçtiğimiz akşam bir kardeşimiz oğluyla birlikte Osmanbey’de A9 TV ve Evrim Aldatmacası broşürü dağıtmışlar. Size sevgi ve hürmetlerini sunuyorlar ve dua istirham ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma maşaAllah, çok iyi yapmışlar. Allah onlara güzellik, sağlık, sıhhat, afiyet versin. Nurla sarsın Cenab-ı Allah onları, her yerlerini nur kılsın. Cennet kardeşi etsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Üç bayan kardeşimiz de hafta sonu Bağdat Caddesi’nde Zorlu Alışveriş Merkezi, Levent Metro ve Şişli Metro da A9 TV broşürleri dağıtmışlar. Ayrıca çok tatlı birbirine sarılmış üç kedi de faaliyetlerine eşlik etmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok çok güzel. Baya güzel, keyifleri çok yerinde, maşaAllah. Allah onlara Hz. Mehdi (a.s) talebesi olmayı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi olmayı nasip etsin, inşaAllah.   

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Anadolu Ajansı’nın ve TRT Haber’in son dakika haberi olarak duyurduklarına göre “Japonya’da 7.3 büyüklüğünde bir deprem olmuş. Ve Fukuşima’da nükleer santralinde alarm verilmiş. Ve çalışanlar santrali boşaltıyorlarmış şu an.”

ADNAN OKTAR: Depremler geceli gündüzlü devam ediyor. Dünya tarihinde bu kadar sık deprem yok.  1980’lerden sonra, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra, akıl almaz bir hızla ve akıl almaz yükseklikte müthiş bir deprem artışı başladı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in aynı söylediği gibi. Bu büyük bir mucizedir. Ama hiçbir büyük gazete, hiçbir ajans, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu mucizesini dile getirmiyor. Diğer mucizelerini de alimler, hocaların büyük bir bölümünü gizliyor, saklıyor, bu mucizeyi de saklıyorlar. Bu yaptıklarına müthiş pişman olacaklar. Çok utanacaklar ahirette. İnanılır gibi değil, ne cesaret yani. Peygamber (s.a.v)’in mucizesini saklıyorsun. Ne olur söylesen? Ne olur diyor, “İttihad-ı İslam olur” diyor. Ne olur diyorsun? “Mehdi’nin alameti olur” diyor. “İsa Mesih’in iniş alameti olur, bende karşıyım” diyor. Bu kadar mucize saklanması, İslam tarihinde hiç yok. Hep Peygamberlerin mucizeleri her zaman söylenmiştir, ilk defa büyük bir titizlikle Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri saklanıyor. Ödleri kopuyor. Mesela kuyruklu yıldızın çıkışını bak hiç kimse hiçbir yerde söylemiyor, hiçbir alim, çok nadir. Çok az alim söylüyor. 15 gün arayla ay ve güneş tutulmalarını kimse söylemiyor. Söylememeye devam ediyorlar ısrarla. Ama bizde herkese anlatıyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Habertürk’de şu habere yer verildi; “Kedi beslemek sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Uhud Seferi’nde ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başının ezilmemesi için bir nöbetçi dikip, koca bir orduyu o kedinin etrafında dolaştırmış. Seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Müezza, siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş.

ADNAN OKTAR: Ben onu yerim onu ben, maşaAllah. Şimdi kaçıncı göbek torunu vardır onun, Allahualem.

“Hocam bizlere hiç söylemediğiniz bir iman sırrı verir misiniz?” diyor, inşaAllah. Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin size şöyle bir mesajı var; “Dün akşam Eminönü’nde 20 adet kitabınız, 20 adet İlmi Mercek Dergisi dağıtımı yaptık. Hocamıza ve siz kardeşlerimize sevgilerimizi ve hürmetlerimizi gönderiyoruz” diyorlar. Ne güzel hayat, ne güzel bereket. Ah benim canım, bak maşaAllah ne güzel. Aferin. Bakayım bir daha çocukların resimlerine. Yaklaştır bakayım o sevimliyi. Canım benim nasıl güzel, maşaAllah. Allah sağlık sıhhat versin onlara, güzellik versin. Allah korusun her türlü acıdan, zorluktan, ızdıraptan onları beri kılsın Cenab-ı Allah. Mehdiyet’in nurlu talebeleri, ileride bu resimler onlara gösterilecek. “Biz ahir zamanın bir faslındayız” diyor Bediüzzaman. Bak kendi zamanı için diyor “bir faslındayız. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri çıkıyor” diyor, “çıkmaya devam ediyor ve daha da çıkacak” diyor.

Didem Hocam anlatacakların bitti mi senin?

DİDEM ÜRER:  Yok Hocam, var.

ADNAN OKTAR: Tamam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cenk kardeşimiz deniz altında çekmiş yavru ahtapotları, onların resimlerini gösterebilir miyim? Bütün teşkilat tam içlerinde yavrular.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, uslu uslu bekliyorlar oradan çıkmayı, maşaAllah. Bunlarla arkadaş olmak çok şeker olur, maşaAllah. Evet.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz geçtiğimiz akşam Haseki ve civarındaki otellere sizin İngilizce kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Haseki ve civarı. Çok iyi, aferin, maşaAllah. Gayet güzel olmuş, aferin. Çok çok güzel,maşaAllah. Otel çok iyi. Oraya gelen turistler hakikaten boş oluyorlar. Kitap, hem de imani bir kitap ama hurafe yok. Bilimsel, akılcı, doyurucu, şefkatle sevgiyle yazılmış, inanarak yazılmış, kati delillerle yazılmış, muhteşem. Çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Profesör Doktor Nevzat Tarhan; “gündelik hayatta sık kullanılan ‘keşke ile acaba’ gibi kelimelerin yanı sıra ben mükemmel olmalıyım şeklindeki düşüncenin ruh sağlını olumsuz etkileyen kavramlar olduğunu” açıklamış.

ADNAN OKTAR: Ne yapmak gerekiyormuş?

DİDEM ÜRER: “Bir insanın gelecekle ilgili hayal kurma sürecinin bir saati geçmemesi gerektiğini” söylemiş. Ve “bir kişi geçmiş ve gelecekle ilgili bir saatten fazla hayal kurarsa kendine zarar veriyor demektir” demiş.

ADNAN OKTAR: Hoca, kıymetli bir hoca, değerli bir hoca. Diyorsa, bildiği vardır, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Nature Dergisi’ndeki habere göre; “gökbilimcilerden oluşan uluslar arası bir ekip, bugüne kadar tespit edilen en uzak galaksiyi keşfetti. Dünyaya 30 milyar ışık yılı uzakta olan galaksinin büyük patlamayı izleyen dönemi ışık tutması bekleniyor.”

ADNAN OKTAR: Oraya bir gitmek lazım, inşaAllah. Ne var ne yok bir bakalım, inşaAllah.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İzmir Bayraklı Ülkü Ocağı’na sizin kitaplarınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz. Bayraklı’da broşür dağıtmışlar ve “nur yüzlü nur Hocamıza selam ve sevgilerimizi iletiyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma, aferin benim güzellerime. İyi maşaAllah, elhamdülillah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Amerika’nın California eyaletinde, oyuncak tüfek taşıyan 13 yaşındaki bir çocuk polislerin silahı gerçek sanması sonucu vurularak öldürüldü. “Dur” emrine uymadığı için.

ADNAN OKTAR: Acı bir olay tabii ama daha ciddi tedbir alabilirler.

DİDEM ÜRER: Hocam bir gün önce yine okulda yine bir genç, bir öğretmeni ve iki kişiyi yaraladı, bir kişiyi de öldürdü. Onun üzerine bu olay gelince, Allahualem panik olup bu şekilde bir şey yapmışlar.

Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Amerika’da 5 ayaklı ticaret devrimi dönemi başladı Hocam. 5 ayaklı ticaret devrimi kapsamında ilk olarak İstanbul’da Ortadoğu Diyalog Merkezi kurulacak inşaAllah. Ve Mısır, Ürdün, Filistin, İsrail, Amerika ve Türkiye iş birliği sekretaryası oluşturulacak.

ADNAN OKTAR: Ondan hiçbir şey çıkmaz. Sevgi olmadıktan sonra Mehdiyet olmadıktan sonra bunlar hep kâğıt üstünde kalır. Kaç çeşit birlik var? Kaç çeşit İslam Birliği var? Büyük binaları var, sekreterlikleri var, müdürlükleri var.  Dünyanın parası harcanıyor ama içinde ruh yok, ihlas yok ve samimiyet yok. O yüzden, ölü sistemi olarak duruyor. Ölü sistemler bunlar. Hiçbir şey çıkmaz öyle bir şeyden. 

Bir ateist arkadaş yazmış ama ismini yazmamış. Olmaz. İsmini yazsın bizle bağlantıya geçsin, ona anlatalım.

“Teberiye Gölü’nden Tabut-u Sekine-Kutsal sandık çıkarılacak” diyor. “Omuzlanıp Beyt’i Makdis’e, Mehdi (a.s)’ın önüne konulacak. Museviler onu görünce biraz müstesna Müslüman olacaklar” diyor. Kutsal sandığın bulunması yaklaşıyor. Orijinal kutsal sandık. Binlerce seneden beri aranıyor, bulunamıyor. Allah sadece Hz. Mehdi (a.s)’a nasip edecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğu mekâna getirilip önüne konacak sandık.

“Deniz, Hz. Mehdi (a.s)’a ikiye bölünecek” diyor. Arasından rahatlıkla geçip gidecek.” Marmara Projesi’ne bakıyor. Deniz çünkü ikiye bölünmüş oluyor. Toprağın altında kuru yoldan geçmiş oluyor. Düz, cadde olarak. Yani denizin üstünden değil. Denizin altından bir yoldan geçmiş oluyor.  

“Cabbarlar, ‘münafık ve yardımcıları sizden uzaklaştırıldı denecek’ deniyor” o devirde. “Gökten bir ses. Sarığın içinde bir adam, Mehdi (a.s)’ı göstererek şöyle haykıracak; ‘İşte Allah’ın halifesi Mehdi (a.s), ona uyunuz.’” Sarığın içinden işte Şeyh Nazım Hocamız’a, Şeyh Ahmet Efendi’ye, Şeyh Mehmet Efendi’ye bakıyor, inşaAllah. Çünkü onlar sarığın içindeler, ısrarla Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeleyen insanlar.

“Mehdi (a.s) kuru bir kamış ağacını, kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.” Bu Tevrat’ta da var; kamış diye geçiyor. “Yere dikecek, yeşillenecek” diyor.

Mehdi (a.s) devrinde hep gökten sesler.” Daha önce hiç bu tip bir seslenme, dünya çapında insanın duyacağı bir seslenmeden bahsetmiyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) devrinde, tek bir noktadan birisi konuştuğunda, bütün dünya duyuyor. Sırf Hz. Mehdi (a.s) devrine mahsus olarak, ahir zamana mahsus olarak söyleniyor. Teknolojiyi, bilimi bu kadar net açıklayan bir hadis yok. Bu kadar net yok. Bütün teknoloji açıklanıyor, ahir zamanın teknolojisi. Bir şahsın oturduğu yerden konuştuğunda yüzünün aynı yerde duran insanın, dünyanın her tarafında görülmesi ne demek? Televizyon değil mi bu? Sesinin her yerde duyulması nedir? Bu da televizyon, internet. 1400 yıl öncesinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bildiriyor, aynısı doğru çıkıyor. Ama bunu da söylemek istemiyorlar, bunu da gizliyorlar. Hayret edilecek bir şey bu. Peygamber (s.a.v.)’in mucizesini sen nasıl cesaret ediyorsun gizlemeye? Bu gazetelerde, basında yer almış olsa, çok büyük olay olur, dünyanın bir numaralı konusu olur bu.

“Mehdi (a.s)’ın beraberinde, Allah’ın Resulü (s.a.v.)’in gömleği yani hırkası, kılıcı ve sancağı bulanacaktır” diyor. Nerede bunlar? Topkapı’da, şu anda duruyor. “Mehdi (a.s)’ın yanında” diyor. Yanında ne demek? Birkaç kilometre ötesi. Yanında duracak diyor. Nerede? Demek ki İstanbul’da, Türkiye’de. 

“Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar da açılmayacak” diyor. Hakikaten şu an ceylan derisi bir kılıf içinde tutuluyor, hiç kimse de açamıyor.

“Mehdi (a.s), bütün defineleri bulacak” diyor, işte kutsal sandık diğer kutsal emanetler. Hepsi bulunacak. “Bütün ülkeler” Avrupa, Afrika, Çin, “bütün ülkeler ona kapılarını açacaklar. Hint Kralları’na varıncaya kadar” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

“Her taraftan arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi, gelip Mehdi (a.s)’a sığınacaklar.”

“Gökten üç bin melek inip muhaliflerin yüzüne ve arkasına darbe indirecek.” Yani üç bin melekten, Mehdi (a.s) yardım görecek. “Meleklerin başında Cebrail (a.s), sonunda da Mikail (a.s) olacak.” Hz. Mehdi (a.s)’a yardım ediyorlar Cebrail (a.s) ile Mikail (a.s).

“Mehdi (a.s)’ın zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak. Çocuklar yılanla akreple oynayacak.” Yani en tehlikeli adamlar bile, kuzu gibi olacaklar, ona bakıyor.

“Tefecilik, veba, zina, içki gibi fena ihtiyatlar kalkacak. İnsanların ömürleri uzayacak. Emanetler yerine teslim edilecek.” Yani kimden ne alındıysa, o emanet yerine teslim edilecek. “Kötüler etkisiz hale gelecek, helak olacak. Ehl-i beyte buğz eden bir fert kalmayacak.” Yani Hz. Ayşe (r.a)’, Hz. Ömer (r.a)’a laf söyleyen hiç kimse kalmayacak, çünkü mezhepler kalktığı için, bütün Ehl-i beyte sevgi ile bakılıyor.

“İnsanlar arasında Mehdi (a.s)’ın sözü sevilecek. Allah, Mehdi (a.s)’ın sayesinde kör fitneyi söndürecek.” Kör fitne şu an dünya âleminde olan fitne. İslam âleminin birbirine kırıp geçirmesi nedir? Kör fitne, açmaz fitne. Kör, görmeyen fitne. Fitne demiyor Peygamberimiz (s.a.v.), “kör fitne” diyor. Çok manidar, hakikaten, bir kör açmaz var şu an, kör fitne var.

“Yeryüzünde emniyet ve sükûn hâkim olacak.” Her yer ne anarşi ne terör, patlama, çatlama, molotof kokteyli, bombalama hiçbir şey olmuyor. “Yeryüzünde emniyet ve sükûn hâkim olacak.” Her yer huzurlu.

“Hatta bir kadın 5 kadın ile birlikte aralarında hiçbir erkek olmadığı halde, serbestçe korkusuz hacca gidebilecek.” Serbestçe, korkusuz. Yanlarında erkeğe ihtiyaç olmadan hacca gidecekler. Kadınlar özgürce gezecek diyor, her yerde. 

“Yağmur çoğalacak” diyor. Yağmur çoğaldı. “Yerlerde bereket artacak. Bütün, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini ihya edecek” diyor. Peygamber (s.a.v.)’in sünneti nedir? Kuran’dır. Soruyorlar sahabelere: ‘Peygamber (s.a.v.)’in sünneti neydi?’ Diyorlar. ‘Kuran’dı’ diyor. Hz. Ayşe (r.a) annemize soruyorlar, ‘neydi sünneti? diyorlar, ‘Kuran’dı’ diyor.

“Bütün bidatları uydurma hurafelerin hepsini kaldıracak” diyor Hz. Mehdi (a.s). “Ahir zamanda aynı Peygamber (s.a.v.) gibi dinin icaplarını yerine getirecektir” diyor. Aynı sahabe dönemi gibi olacak diyor.

“Zülkarneyn (a.s) ve Süleyman (a.s) gibi bütün dünyaya hâkim olacaktır.” Kuran’da Nur Suresi’nde diyor ya; “Daha önceleri hâkim ettiği gibi” diyor. Daha önceleri zaten kim olduğunu Allah Kuran’da belirtiyor. Hz. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn (a.s)’a işaret ediyor Allah. Onlar gibi, Kuran’da tarif ettiklerim gibi diyor Allah. Dünyaya hâkim olacak. Nur Suresi 55’te. Müslümanlar hâkim olacak diyor Allah.

“Müslümanlara bütün her şeyleri geri verecektir.” Müslümanlardan gasp ile alınan, ellerinden alınan topraklar mallar imkânlar hepsini geri verecektir. “Yeryüzünde zulüm ve işkence yerine, adaletle dolacaktır.” Zulümde olmuyor, işkence de olmuyor. Bütün derin devletleri kaldıracak Hz. Mehdi (a.s).

“Her şeyi hak ve adalet ölçüleriyle eşit bir halde taksim edecektir.” Sosyalistler, komünistler oturdular sosyal hayattan bahsediyorlar. Hâlbuki Mehdiyet’ten öğrenmişler bunu. Bu, 1000 yıllık kitap. Marx 100 sene önce yazmış. 1000 yıl önce Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Sosyal adaleti görüyor musun? “Her şeyi hak ve adalet ölçüleriyle eşit bir halde taksim edecektir.” Malı bütün Müslümanlar arasında dağıtacak diyor, eşit bir halde.

“Böylece yer ve gök sakinleri ondan razı oldukları gibi havadaki kuşlar, ormandaki yırtıcı hayvanlar, denizdeki balıklar bile memnun olacaklar.” Balıkları da çok sevecek Hz. Mehdi (a.s), kuşları çok sevecek, yırtıcı hayvanları da çok sevecek. Yanlış anlamasınlar da, kedileri, köpekleri hepsini, inşaAllah. “Hayvanlar onu tanıyacaklar.” Hz. Mehdi (a.s)’ı çok sevecekler.

“Ümmeti Muhammed’den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır.” Herkes ama. Alevi’si, Sünni’si, Bektaşi’si, Vahabi’si hepsi memnun kalıyor. “’Hatta ihtiyacı olan yok mu?’ diye tellal bağırtılacak. ‘İhtiyacımız yoktur’ cevabı verilecektir” diyor.

Büyük bir şehirde doğacağı belirtiliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Medine” büyük şehir anlamında.

“Onun mağlup ülkeden çıkacağı, oradan gidip denizi geçeceği anlatılmaktadır.” Demek ki, İstanbul’a doğudan geliyor, batıya doğru geliyor, denizi geçip, İstanbul’da faaliyete başlıyor. Detayda veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), “onun zamanında, denizi kuru bir yoldan geçecek” diyor. Bu hem Marmara’ya, hem köprüye bakıyor.

“Mehdi (a.s), Kudüs’ü Şerif’e (Kudüs’e) hicret edecektir.” İstanbul’daki faaliyetinden sonra Kudüs’e de geçiyor.

“O açık alınlı” Hz. Mehdi (a.s), “küçük burunlu, güzel dişli, dişleri parlak, güzel gözlü, dişleri parlak bir kişidir. Yanağında inciyi andıran yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret, bir ben vardır” diyor. “Sakalı sık, omzunda Peygamber (s.a.v.)’in nişanı vardır. Uylukları geniştir, rengi Arap rengidir. Dilinde ağırlık vardır. Yavaş ve ağır konuştuğu zaman sağ elini sol dizine vurur.” Yani bazen konuşmasında bir tıkanma olduğu, bir manevi cezbe haline geçiyor olabilir Hz. Mehdi (a.s). Bazen madde olmaktan çıkıyor olabilir, bir ihtimal. Mesela sağ elini sol dizine vurduğunda, madde olduğunu yine hissedip, konuşmasına devam ediyor olabilir. Böyle bir vuruş, insanı kendine getirir, varlığını hisseder. Demek ki, vücut zaman zaman nur kesiliyor. Veyahut maddi âlemden çıkıyor olabilir, bir ihtimal. Ben öyle anlıyorum.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bugünkü programımız son buldu. Yarın, inşaAllah canımız Hocamız bir tanemiz ile sohbetimiz devam edecek.

Masaüstü Görünümü