Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (29 Ekim 2013; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio

AYLİN KOCAMAN: Gördüğüm en çekici, en etkileyici insan ruhum bir tanemle yayınımıza devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün bildiğiniz gibi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, tüm izleyicilerimizin ve milletimizin bayramını kutluyoruz, inşaAllah. Bugün yurt çapında cumhuriyetimizin ilanının 90. yıldönümü dolayısıyla Anıtkabir’de düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, CHP Genel Balkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldı. Sayın Emine Erdoğan da ilk defa 29 Ekim’de şeref locasında yer aldı Hocam.

ADNAN OKTAR: Şu mesela önemli bir şey. Ne acı bir şey, başörtülü diye bir hanımın şeref locasına alınmaması, Başbakan hanımının alınmaması, hakikaten çok ızdırap duyduğumuz, utanç duyduğumuz bir olaydı, bir ferahlanma oldu. Bizim milletimiz olgundur nerede ne yapacağını bilir. Abartılı bir hareket olmaz, abartılı bir tavır olmaz. Ama bir ayıp temizlenmiş oldu, iyi oldu.

Evet, başka?

DİDEM ÜRER: Sayın Gül bayram dolayısıyla deftere şunu yazdı: “Cumhuriyetimizin görkemli başarılarıyla övünüyor, emanetinize kararlılıkla sahip çıkıyor, kazanımlarımızı yeni hamlelerle daha yukarılara taşımak için azimle ve inançla çalışıyoruz” dedi ve devam etti yazısına, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bu sefer güzeldi her şey. Törenler de hoş oldu, Tayyip Hocam’ın tavrı da iyi oldu, her şey güzel oldu. Bu sefer bir güzellik etrafta yoğunlaştı. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, biliyorsunuz 153 yıldır hayal elden Marmaray da bugün Cumhuriyet’in 90. yılında yine devlet tarafından açıldı katılımlarla. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Japonya Başbakanı, Romanya Başbakanı ve 8 ülkeden 9 ayrı Bakanın katılımıyla. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ve diğer kişiler de birlikte dua ettiler, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da.

ADNAN OKTAR: Tekbirlerle yani.

DİDEM ÜRER: Tekbirlerle açıldı Hocam.

ADNAN OKTAR: Hadiste ne diyor Peygamberimiz (s.a.v): “Tekbirlerle” bu yolun açılacağını söylüyor tekbirlerle. Aynısı bak hadiste geçiyor. “Onlar da geçecekler, insanlar yoldan geçecekler, tekbirler getirecekler.” Allah’ı anacaklar açıldığında bu yol. “Su ondan uzaklaşacak” diyor. Suyun 60 metre altında. “Su ondan uzaklaşacak.” Net ifade. “Ve açılan yoldan” bu çok net ifade değil mi? Bir olmayan bir yol, açılıyor. Yol varsa, zaten geçiyorsundur, ama yol açma demek, olmayan bir şeyi açma demektir. “Ve açılan yoldan geçecek” diyor. “Tekbir getirecekler” diyor, “Tekbirle açacaklar” diyor. Aynısıyla oldu mu, oldu. Hadiste bayraklardan bahsediyor, her yer bayraklarla donatılmıştı. Aynısı hadiste var. “Oradan şehre girecekler” diyor. “Doğru” diyor üstelik bak, “doğru” dimdik şehre girecekler. Bak zikzaklı demiyor. “Oradan doğru şehre girecekler, İstanbul’a. Zaten burada İstanbul’a diyor. Hadis çok kapsamlı ahir zamanın bu olayını anlatmış. “Kuru bir yoldan geçecekler” diyor. Ve “camiler yapacaklar” diyor aynı dönemde. Hakikaten Marmaray’ın çıkışına cami rast geldi. Çıkış yerine biliyorsunuz, restore edildi, güzelleştirildi. Tam çıkış yerinde cami var. Ve her yerde camiler yapıldı hakikaten tam bu dönemde. Ama ben bu detaya şaşıyorum. Bu kadar detaylı Peygamberimiz (s.a.v)’in anlatmasına. Hz. Mehdi (a.s) devrinin mühim bir olayı olarak Peygamberimiz (s.a.v) bunu belirtmiş. İstanbul’da zaten boğaz var. “İstanbul’da olacak bu” diyor. “Su uzaklaşacak” diyor, 60 metre kadar uzaklaşıyor insanlardan. “Açılan yoldan geçecekler” diyor, yol açıldı ve geçildi. “Tekbir getirecekler” diyor açılma anında. “Geçiş anında tekbir getirecekler” diyor, açık hadis. Tekbiri herkes duydu gördünüz televizyonda. Bak çok manidar, “orada doğru” diyor, “dimdik şehre girecekler” diyor insanlar. Hz. Mehdi (a.s)’ın mühim bir alameti, Hz. Mehdi (a.s) devrinin mühim bir alameti olarak bu belirtiliyor. Bu yoldan Hz. Mehdi (a.s)’ın da geçeceği ve insanların geçeceği belirtiliyor. Ama genel olarak burada anlatılan, halkın çok yoğun olarak geçişi bildirilmiş. “Aynı dönemde” diyor işte bak çok manidar, “aynı dönemde deccal Şam’da Müslümanların çocuklarının başına bela olacak” diyor. Aynı dönemde, hemen bak hadisin devamında söylüyor, anlatıyor. Aynısı oldu mu olmadı mı? Şimdi bunu hoca efendiler gizler birçoğu. Çünkü nasıl söylesin? Söylerse Mehdiyet’e hizmet etmiş olacak, İttihad-ı İslam’a hizmet etmiş olacak. Gizleyeceklerdir bu kadar büyük bir mucizeyi, bu kadar sarih bir mucizeyi-ki, daha da detayları var, şimdi anlatsak ortalık iyice karışacak. Ben bu kadarını söylüyorum şimdilik.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakanımızın konuşmasından başlıklar şöyle Marmaray’ın açılışında: “Bu büyük projeyle hem Cumhuriyetimizi yüceltiyor, hem de demokratik bir cumhuriyetin istikrar içinde, güvem içinde, kardeşlik ve dayanışma içinde bir cumhuriyetin neler başarabileceğini bugün ispatlıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a Allah yardım ediyor. Çünkü neden? Mehdiyet’in çizgisinde gidiyor. Mehdiyet’in çizgisinden sapmıyor, Moşiyah çizgisinden sapmıyor. Öyle olduğu müddetçe ne devlete, ne millete, ne hükümete zeval gelir. Ve müspet eleştiriye açık bir insan. Bir şey söylendiğinde, doğru görüyorsa onu sessizce, sakince yerine getiriyor, hiç vakit kaybettirmeden. Bak, açılıştaki hanım kızlar, çok modern hanım kızlar. Biz onu söylemiştik, o konuya titizlik gösterdi, baya güzel. Atatürk’ten Gazi Hazretleri’nden sitayişle bahsediyor. Çok isabet, baya güzel. Teknolojiye, modernliğe açık olduğunu güzel vurguluyor. Güzel Ama muhafazakar, mukaddesatçı kardeşlerimizin de değerlerine titizlik gösteriyor. Biz de zaten titizlik gösteriyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, şöyle diyor dediğiniz gibi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili: “Cumhuriyetin ilanına giden yolun nasıl zorlu yol olduğunu unutmadık. Gazi Mustafa Kemal buradan Samsun’a gitmek için kırık-dökük bir gemiyle dalgalarla mücadele edip Samsun’a ulaştı. Biz de onun yolunda devam ediyoruz” yönünde açıklamalar yaptı.

ADNAN OKTAR: Mesela bak ne güzel. Bu konuda bir titizlik gösterdiği görülüyor. Üslubu çalışkanlığı hoş, iyi. Mehdiyet’e, İttihad-ı İslam’a olan sevgisi açık açık hissediliyor, muhabbeti açıkça hissediliyor. Haktan hakikatten yana tavrı güzel oluyor. Yakışan da budur. İnatçıdır Tayip Hocam, baya inatçıdır. Onun da faydasını çok görüyoruz. Tayyip Hocam’la Erbakan Hocam, zaten o konuda benzeşirler. Bir de politikadan zevk alıyor, hoşuna gidiyor. Erbakan Hocam da çok severdi, Demirel de çok severdi politikayı. Bazı insanlar böyle acayip hoşlanır politikadan. O da onunla hakikaten haz duyuyor, güzel o yönü de iyi. Yetenekli güzel, maşaAllah. Ayağına dolanmamak lazım, mahcup etmemek lazım. Hem ayıp, hem günah, hem yazık. Çalışkan hakikaten, gayretli. Gayet de güzel şeyler meydana getiriyor, güzel eserler ortaya koyuyor, ufku da açık. Mesela sarıp-döküp bir şeyler yapıyor, sonunda çıkarıyor. Şu Marmaray mükemmel bir proje, mükemmel bir olay. Ama hadislerde bu kadar detaylı anlatılmış olması da, Mehdiyet devrinin de bir alameti olması da, çok çok harika.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, aynı zamanda da “projenin hayalini kuran, bu hayallerini projelere döken Sultan Abdülmecit ve Abdülhamit’i de rahmetle anıyorum” diye belirtti.

ADNAN OKTAR: Mesela bak o da bir nezaket, ecdada olan sevgisini dile getirmiş oluyor. Tarihi bir bilgi, ta o zaman ecdat düşünmüş, maşaAllah. Ama kader, Hz. Mehdi (a.s) devri, Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak. Abdülhamit’e Allah nasip olmayacak, Abdülmecit’e nasip olmayacak Allah nasip etmiyor, Menderes hükümetine nasip etmiyor, kimseye nasip etmiyor. İllaki Hz. Mehdi (a.s) doğacak, illaki onun devrinde olacak, illaki Hz. Mehdi (a.s)’ın alameti olacak. Ve “arkasından da Şam karışacak” diyor. “O devirde de Şam karışacak” diyor. “Suriye karışacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “ve katliamlar başlayacak” diyor. Anlaşılmayacak gibi değil.

DİDEM ÜRER: Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a tebrik mesajı yolladı Hocam, bugünle Cumhuriyet ile ilgili.

ADNAN OKTAR: Güzel. Putin yaman delikanlı, baya cesur. Kendi milletini de seviyor, insanları da seviyor, bütün dinlere saygısı var delikanlı mizaçlı. Tayyip Hocam’ı andırıyor o yönüyle. Obama da delikanlı. Üçü bir araya gelseler dünyanın çehresi baya değişir, baya güzel olur. Ama herhalde Hz. Mehdi (a.s) ile masaya oturacaklar. Nasip öyle görünüyor yani, inşaAllah.

Buyurun Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugünkü Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Sayın Abdullah Gül ile Sayın Kılıçdaroğlu el sıkıştılar ve merhabalaştılar, fakat Başbakan ile yüz yüze gelmemek ve el sıkışmamaları dikkat çektiği genelde haberlerde söylendi.

ADNAN OKTAR: Olur siyasetçiler arasında. Eskiden beri biz duyarız, öyle bir adet var. Gerçi garip bir durum ama oluyor. İnsanı rahatsız edecek bir durum tabii. Barıştırırız barıştırırız düzelir, inşaAllah.

Firdevs; “Yakışıklım, çok tatlısınız. Uzaktan sizi sevmek acayip zorluyor beni. Ekrandan çıkıp yanıma otursanız” diyor, maşaAllah. “Hocamıza ulaşabileceğim adresler.” Ulaşabileceğin adresler belli. Bana gelir zaten, o konuda sorun olmaz.

Muhittin mason olmak istiyormuş. “Her zaman için gücün yanında olmayı yeğlemişimdir.” Ayıp ayıp olur mu? Güçten yana olmayacaksın, haklıdan yana olacaksın. O çok egoistçe bir hareket olur, yakışık almaz. Müslüman öyle olmaz. Müslüman daima haktan-hakikatten yanadır. Masonluğun güçlü olduğunu nereden çıkarıyorsun? Masonluk gücünü arkadaşlık anlayışından alır, dostluk anlayışından alır. Yoksa öyle ahım şahım ekonomik güçleri, öyle bir sosyal gücün dışında maddi dünyayı etkileyecek bir güçleri yok. Olsa da kendilerine. Oturup onu oraya buraya dağıtmazlar. Mesela Müslümanlarda da zenginler var ama hep kendine zenginliği. Yani İslam alemi sürünüyor. Mesela Dubai, Suudi Arabistan çok zenginler. Ama zenginlikleri konusunda egoist davranıyorlar, parayı kendilerine ayırıyorlar. Kimseye vermezler. Masonlukta öyle yani oturup zenginliği varsa, onu etrafa kullanmaz. Şahsi zenginliği olur, ama genellikle sosyal dernek olarak hakikaten sevgiyi esas alıyorlar. Sevecenliği, dostluğu, arkadaşlığı esas alıyorlar. O yönleri güzel.  O İslam’la süslendiğinde tam gerçek mecraına oturmuş olacak. Onlarda zaten böyle bir fikre, böyle bir inanca kapalı değiller, açıklar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Yalçın Akdoğan yazısında; “Abdullah Öcalan’ın birkaç yıl önce talimat verip yeni bir çatı yapılanmaya gidilmesini istediğini ve bunun üzerine HDP’nin kurulduğunu” söylemiş. Ayrıca “HDP’ye katılan bazı şahıslar, ‘lider sultası olmadığı için bu harekete katıldığını’ söylemişler. “Eğer sulta diye bir kavram varsa da bu tür örgütler ve yapılar için üretilmiştir. BDP’nin Sultası da Sultanı da çoktur. Kandilli’deki örgüt elebaşlarından tutunda, İmralı’ya ve örgütün şehirlerdeki komiserlerine kadar asıl irade başkasındadır ve mutlak bir otorite gerektirir” demiş.

ADNAN OKTAR: Yani anlat biraz, yorumla.

DİDEM ÜRER: Herhalde Hocam HDP’nin kurulmasını Abdullah Öcalan’ın daha önceden talimatıyla olduğunu söylüyor ama genellikle hep birkaç başlıktan bahsediyorlar, PKK’nın içinde de veya BDP’den de bahsettiklerinde de. Ama genel olarak zaten bu her zaman vardır gibi yorumlamış Sayın Yalçın Akdoğan.

ADNAN OKTAR: Marksist düşüncenin birkaç başlıklısı olmaz. Marksist düşüncenin tek bir hedefi vardır, dünyayı komünist yapmak, Marksist yapmaktır. Üç aşağı beş yukarı aynıdır, yani pek ayrı gayrı olmaz. Mesela Fransız komünistleri, İtalyan komünistler destekler. İtalyan komünistleri, Kore komünistlerini destekler. Onların dünyada bir komünist kardeşlik anlayışı vardır. Dostluk anlayışı vardır. Yoldaş tabir ederler, yoldaşlar birbirlerini her yerde desteklerler. Dolayısıyla Komünizmin fikri bir olduğuna göre, anayasası düşüncesi bir olduğuna göre fikirde bölünmeleri diye bir konu olmaz. Ve liderlikte esastır komünist düşüncede. Lidere kayıtsız şartsız itaat edilir. Abdullah Öcalan’a da kayıtsız şartsız itaat ediyorlar. Öyle bir konu olmaz. Yani ayrılık çıkaranı zaten öldürüyorlar. Gördünüz o kızcağızı çekip vurdular, yani öyle bir konu olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 500 adet A9 broşürü dağıtmışlar, inşaAllah. 500 adet de Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar, sonrasında da Kuran okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel sofra olmuş. Ne güzel insanlar sofranın çevresinde. Hep Hz. İsa Mesih’in sofrası aklıma geliyor. O koltuklarda boş olmaz genellikle, maşaAllah. İyi Allah bereket, sağlık versin, iyilik güzellik versin.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimizin de size şöyle notu var Hocam; “Canımız, ruhumuz, Seyyidimiz, aslanlar aslanı Hocamız, geçtiğimiz Pazar günü Samsun Agape Kilisesi’ni ziyaret ettik. Kilise görevlisi Yahya Bey’le görüştük ve Hz. İsa (a.s)’ı canımızdan çok sevdiğimizi, onun zuhurunun da çok yakın olduğunu konuştuk. Kendisine Hristiyanlar Hz. İsa’yı Dinlesinler kitabı ile Mesih Müjdesi kitaplarınızı hediye ettik. Ayrıca bir isteklerinin ihtiyaçlarının olup olmadığını sorduk. ‘Hocanıza bir ricada bulunmak istiyorum’ dedi. ‘Bizde sizin sevgi anlayışınızla size bakıyoruz, ancak aynı anlayışı diğer Müslümanlardan bulamıyoruz’ dedi. ‘Bizle görüştüğünüz gibi diğer Müslümanlara da bu konuda açıklamalar yapıp, onlarla görüşmeler yapmamızı istedi” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Yani zulmediyorlar diyor değil mi? Çok büyük günah. Allah’ın hükmü açık bak diyor ki; “Hristiyan’ız diyenleri size sevgi bakımından yakın bulursunuz” diyor Allah. Ve onlarla evlenebilirsiniz diyor Hristiyan hanımlarla. Bu nasıl bir kafadır, bu nasıl düşüncedir. Samsun’da kaç tane Hristiyan olur? Oradaki kardeşlerimizin büyük bölümü güzel huyludur. Karadenizliler sevecen, misafirperver insanlar ama demek ki orada zalimlerde var ki, gaddarlarda var ki böyle bir üslup südur etmiş.  Kardeşlerimize her yerden destek ve sevgi mesajları gönderin ki, gönülleri rahat olsun. O densizlerin bir şeye gücü yetmez.  Onlardan da tedirgin olmasınlar. Ama Karadeniz halkı şekerdir baldır. Güvenli yerdeler, gönülleri rahat olsun, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz “Sizin A9 Tv’de bu konuda sık sık açıklamalarınız olduğunu anlatmışlar Hocam. Ama bu konuyu da ileteceğiz” demişler. Onlarda görüşmeden ne kadar memnun kaldıklarını defalarca dile getirmişler.

ADNAN OKTAR: Yazık günah, orada bir avuç Hristiyan, bir avuç Hz. İsa (a.s) talebesi. Bak 2000 yıl sadakat göstermişler. En güç şartlarda. Öldürülmüşler, şehit edilmişler, dövülmüş, sövülmüşler, çok ızdıraplar çekmişler ve inançlarında sabit kalmışlar. Ne güzel dindar olmaları, ne güzel Peygamberlerine inanmaları. Ahirete inanıyorlar, Allah’ın varlığına inanıyorlar, birliğine inanıyorlar. Derin şefkat, derin sevgi göstermek lazım. Yani aksi zulüm olur. Bazı akıldanaler, Hristiyan ve Musevi düşmanlığını sürekli körüklüyorlar, sürekli nefret propagandası yapıyorlar. Onu dinin bir gereği gibi gösteriyorlar. Halbuki İslam’ın zıddına hareket ediyor bu adamlar. İslam’da Musevilere ve Hristiyanlara şefkat ve sevgi göstermemiz istenir. Bak daha ayeti anlamıyor adam. Cenab-ı Allah diyor ki “onlarla evlenebilirsiniz.” Evlenmek ne demek? Sevgilin oluyor, sırdaşın oluyor. Bu kadar yakın olun diyor Allah. Adam anlamazdan geliyor. “Hristiyan’ız diyenleri size sevgi bakımından yakın bulursunuz” diyor Allah. Ne istiyorsunuz bu tertemiz insanlardan? İnsan bilakis mesela çarşıda gördüğünde saygı gösterir, şefkat gösterir. Mesela kahvehaneye geldiğinde buyur edersin, evine buyur edersin. Mesela yemek hazırladın, sofra güzel bir sofraysa, Rahip Efendi’yi de çağırın dersin, gönlünü alırsın. Dua eder, konuşursunuz, Allah’ın varlığından birliğinden bahsedersiniz, Allah aşkından bahsedersiniz, cennetten cehennemden bahsedersiniz. Dolayısıyla kardeşlerimiz çok iyi yapmışlar ama biraz sabırlı olsun kardeşlerimiz. İsa Mesih (a.s)’ı yakın bir zamanda cismi beşerisiyle görecekler, cismi beşerisiyle Bediüzzaman’ın ifadesiyle.  Bir çile döneminden geçiyorlar. O onların sevabını çok artırıyor. İncil’de uzun uzun onların çile çekeceği anlatılıyor zaten. Çileden çok sevap alırlar. Kendini bilmez densizler her zaman çıkar. Ama Karadeniz halkı, Samsun halkı temizdir. Ezici çoğunluğu çok iyidir. Ekaliyetle iyi insanlardır. Ama densiz dünyanın her yerinde çıkar. Onlara sabredecekler ama her zaman yanlarındayız, inşaAllah. Bütün milletimiz yanlarında inşaAllah, her zaman.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün rahmetli Necmettin Erbakan Hocamız’ın doğum yıl dönümüydü, inşaAllah. 29 Ekim 1926 tarihinde doğmuş.  Galiba Sayın Cumhurbaşkanı’nın da doğum günüymüş.

ADNAN OKTAR: Allah Allah çok manidar. Erbakan Hocamız dünya tatlısıydı. Acayip yiğitti. Lider öyle olacak, çok şeker, dünya tatlısıydı Erbakan Hocam. Harun Yahya kitaplarını, benim kitapları sürekli tavsiye ederdi, her yerde. Hatta bir ara Erbakan Hocamız’ın kitapları yazdığı şaiyası yayılmıştı. Bende sürekli destekliyordum, evet Erbakan Hocam yazıyor diyordum. Allah cennette komşu etsin. Erbakan Hocamız dünya tatlısıdır, çok çok imanlıydı. Vefatına yakın kumla teyemmüm ediyordu, yine namazını kılıyordu. Sürekli İslam’ın Kuran’ın lehine ne tedbirler alınabilir, neler yapılabilir hasta yatağında daha hala talimat veriyordu. İstanbul Erkek Lisesi’ni birinci mi bitirmiş Erbakan Hocamız?

DİDEM ÜRER: Evet, çok çok zor bir okuldu. 

ADNAN OKTAR: Ama o diğer okulları da birinci bitirdi. Yani üniversiteyi de birinci bitirdi benim bildiğim. Yani süper zeka deniyor öyle bir insan. Olağanüstü bir zekaya sahipti, müthiş bir hafızası vardı, şahane bir insandı Erbakan Hocamız.

Evet, dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Singapur Başbakan Yardımcısı ve maliye bakanı; “Türkiye’nin modern ve geleceğe bakan bir ülke olduğunu” söyledi. Ankara 2015’te G20’nin başkanlığını üstlenecek olmasına dikkat çeken bakan; “Türkiye, diğer Müslüman ülkeler gibi değil” diyerek, Singapur’da faaliyet gösteren Türk kültür merkezinin çalışmalarını takdirle karşıladığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: İyi, maşaAllah.
Evet, dinliyorum ben.

DİDEM ÜRER: Bugün Ankara’dan kardeşlerimiz, Kuzeykent TOKİ bloklarında 900 adet A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aferin canlarıma. Yaklaştır bakayım şu köfteleri bana. Sizi fettanlar sizi, sizi minik köfteler sizi. Şekerliğe bak sen. Bir de bayağı mesrurlar. Ekip daha çokmuş, bir tane, iki tane değiller. Aferin maşaAllah.

Didem Hocam diniyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz 25 Ekim Cuma akşamı “Gebze’deki kardeşlerimizle bir araya gelerek Kuran’dan ayetler, Hocamızın En Büyük İftira Şirk kitabından bölümler okuduk” diyorlar. “İman hakikatleri anlatıp, çalışmalarımız hakkında iştişare yaptık. Hocamızın tavsiyesi üzerine kardeşlerimizle birlikte topluca dua ettik” diyorlar. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunlar da minik kuzular. Bunlar melek hükmünde, maşaAllah. Ah canlarım benim nasıl güzeller, nasıl nurlular maşaAllah. Bakışlarındaki tatlılığı görüyor musun? Günahsızlığın güzelliğine bak, maşaAllah. Ah benim bir tanelerim, canlarım benim. Cenab-ı Allah onları, Hz. Mehdi (a.s) talebesi, Hz. İsa Mesih (a.s) talebesi kılsın. Hz. Hızır (a.s) da yanlarında gezsin, inşaAllah. Haberleri olmasın ama Hz. Hızır (a.s) yanlarında gezsin haberleri olmasın. Ürkerler. Onun için haberleri olmasın inşaAllah. Ama görsün onları bir Hz. Hızır (a.s), inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsrail “Oslo anlaşması öncesi tutuklanarak mahkum edilen Filistinlilerden 26 kişilik ikinci grubun serbest bırakılacağını” bildirdi.

ADNAN OKTAR: Hapishaneler boşalıyor. Öyle mi?

DİDEM ÜRER: Evet. Yaklaşık 5000 siyasi tutuklu var Hocam, Filistinli tutuklu. Ve İsrail hapishanelerindeki yüzde 63’ünün tutukluluk kararı belirlenmemiş, netleşmemiş.

ADNAN OKTAR: Yazık onlara, bıraksınlar hepsini. Ne gerek yani? Yazık günah. Bayağı aileleri var, çoluğu çocuğu falan var. Izdırap çekiyorlar yani. Yani İsrail’e de azap, onlara da azap, ne gerek var? Dost olup kardeş olsunlar. Aynı peygamberin evlatları; Hz. İsmail (a.s) ile Hz. Yakup (a.s)’ın evlatları. Ama ahir zamanda işte illaki birbirlerine düşecekler, illaki bu olacak. Ve illaki o zorluktan geçecekler. Ahiretin lezzeti ancak öyle anlaşılır. Çile çekmeden aşk bilinmez. Çile çekmeyen aşkı bilemez. İllaki azaptan geçecek. Mesela Roman kardeşlerimiz, o canlarım çok çile çekerler, çok acı çekerler, o yüzden sanatları adeta böyle ağlar. Çok içli ve güzeldir. Onların fıtratını bozmak doğru olmaz. Onları modernize etmeye kalkmak doğru olmaz. Hayat şartlarını kolaylaştırıp, onları kendi haline bırakmak lazım. Onların dünyası apayrıdır. Dostane sıcak bir dünyaları vardır. İyi korunup kollanırlarsa mesele yoktur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’dan Nalan kardeşimiz şöyle yazmış: “Canım Hocam, ben seni çok özledim. Kitaplarını okuyorum. Hep A9 izliyorum. Seni çok seviyorum. Hz. Mehdi (a.s) talebesi Nalan” demiş.

ADNAN OKTAR: Nalan Hanım. Nalan Hanım’ı bana biraz yaklaştır. Ne kadar sevdiğini görüyorsunuz. Ben onun burnunu yiyeceğim, o kolları özellikle şu ayakları. O bir lokmalık. Ama bayağı güzel olacak, maşaAllah. Çok tatlı, canımın içi. Hayret bu kadar güzel, tatlı olması, çok nurlu, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine kardeşlerimiz 28 Ekim tarihlerinde Maltepe’de 50 adet sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Maltepe, maşaAllah. Delikanlı yatağıdır Kartal, Maltepe, Pendik. Aferin canlarıma, aferin maşaAllah. Şu sohbetleri bile Rahmani, nurani bir sohbet. Allah ömürlerini uzun etsin. Her yerlerini nur kılsın Cenab-ı Allah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Filistinlilerin salıverilmesinin gece yarısından sonra olduğu açıklandı. Kararın altında imzası bulunan adalet bakanı Livni’nin de, ölüm tehditleri aldığı kaydedildi Hocam.

ADNAN OKTAR: Kimden?

DİDEM ÜRER: Serbest bırakılacağı için, aileleri zarar görenler genelde karşı çıkıyorlar serbest bırakılmaya, İsraillilerden.

ADNAN OKTAR: Nasıl, bir daha söyle.

DİDEM ÜRER: Filistinlilerin serbest bırakılmasına İsrail’de ailelerini kaybeden bazı kişiler karşı çıkıyorlar. Eylemler yapıyorlar genelde serbest bırakılırlarken. Onlardan Allahualem.

ADNAN OKTAR: Ama çok ayıp bir kadını tehdit etmek. Bayağı da şeker bir hanım. Bir kadını tehdit etmek çok çok ayıp. O iyilik yapıyor. Güzellik olsun diye yapıyor. Tevrat’ın hükmüdür affedicilik, merhamet, şefkat. İntikam neyi sağlar? Affetmek güzeldir.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bu bırakılan Filistinliler de zaten belirli koşullarla bırakılıyorlar Hocam. Mevcut yerlerini hiçbir şekilde terk etmemeleri, belirli yerde çalışmaları. Birçok koşulları var, tam bir serbestlik olmuyor.

ADNAN OKTAR: Pek tabii ki yani. Ne kazanacağız hapiste tutmaktan? Ne olur yani? Akıl mı şu?

DİDEM ÜRER: Irak’ta şiddetin yeniden artmasıyla Hocam, bir yazı yayınlandı English Times Dergisi’nde. El Kaide’nin, Sünni, Şii, Arap ve Kürt toplulukları arasında bir iç savaş çıkarmak istediğini yazdı. Independent yazarı da; “Türkiye’nin El Kaide’ye sınırlarını kapatmaması halinde Suriye ve Irak’ın bölüneceğini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: “Türkiye sınırlarını kapatırsa hallolur” mu diyor?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Herhalde espri yapıyorlar. Sınırı kapamayla ne alakası var? Sanki onlar kamyonla karpuz getiriyorlar, Türkiye de oradan içeri alıyor gibi. Çok münasebetsiz bir ifade. El Kaide mensubu olmak bir kere Türkiye’de suçtur. Görüldüğü yerde, bilindiği yerde anında yakalanır. Yani hangi cumhuriyet savcısı böyle bir delile ulaşsa, hemen yakalama kararı çıkarttırır. Dolayısıyla çok münasebetsiz bir izah. Türkiye’yi böyle töhmet altında bırakacak yani edepsizce bir söz. Çok çirkin olmuş, ayıp yapmışlar yani.

DİDEM ÜRER: İstanbul bölgesel finans merkezi olmasının yanı sıra, İslami finansın da merkezi olma yolunda adımlar atıyorlar Hocam. Borsa İstanbul; “Dünya Bankası’nın İslami finans alanındaki ilk temsilciliği olan dünya bankası, Küresel İslami Finans Geliştirme Merkezi’nin bünyelerine alacağını” açıkladı.

ADNAN OKTAR: Finans gelişsin de tamam da; fakirlere, yetimlere, yoksullara, Allah’ı seven herkese, Allah’a inanmayanlara da, hepsine güzellik olarak sunulması lazım. “Mehdi (a.s)” diyor, “Malı sahah (eşitlik) üzere dağıtır” diyor. Silaha verilecek para, halka dağıtılsın. Bombaya verilecek para, fakirlere verilsin. Napalm bombasına verilecek para, yetimlere verilsin. Bu gayet kolayken, son derece kolayken inanılmaz zor gösteriliyor. Zor olan, acımasız olan da çok kolay gösteriliyor. Bomba yapmak ne kadar zor bir şey. Bombayı uçağa yüklemek ne kadar zor bir şey. Pilot eğitmek ne kadar zor bir şey. Gidip adamların üstüne götürüp onu atmak ne kadar zor bir şey. Zorunuza ne oluyor? Uçaktan yiyecek atın, kitap atın, çikolata atın çocuklara. Niye bomba atılması gerekiyor? “Yok” diyorlar, “illa zaruret. Şuradan bomba alalım. Buradan uçak alalım. Şuradan füze alalım.” Müthiş bir rekabet var, silahlanma rekabeti. Silahlanmama rekabeti olması lazım. Sevgi rekabeti, muhabbet rekabeti olması lazım. Silahın rekabeti mi olur kardeşim? Adam yüz uçak alıyor, bombardıman uçağı “o zaman ben de yüz elli tane alayım” diyor, o da diyor ki “ya bunlar yüz elli tane almış, biz iki yüz tane alalım” diyor. Bu ne kadar korkunç bir şey. Bir Allah’ın kulu da çıkıp demiyor ki “bu nasıl bir dünya, nasıl bir uygulamadır, bundan hemen vazgeçelim” demiyorlar. Silah katalogları var. Yeni çıkan silahlar tanıtılıyor “of” diyor “şu bombanın mükemmelliğine bak şu roketi attığında, şehre ulaştığında” diyor “en az on bin kişiyi yerle bir eder” diyor “kardeşim teknoloji bu, helal olsun” diyor “şimdi yeni bir napan bombası geliştirdik” diyor “attığında, karınca dahi bırakmıyor, hiçbir şey bırakmıyor, aldım gitti” diyor “çok mükemmelmiş bu” diyor. Böyle dünya olur mu? Böyle hayat olur mu? Mehdiyet’e direnmek, Hz. İsa Mesih (a.s)’a direnmek, insanları bu hale getirdi işte. İttihad-ı İslam’a direnmek bu hale getirdi. Bunun açıklaması yok. Çok ürkütücü, çok korkunç bir şey.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerika 1.7 trilyon harcamış bu Irak işgali sırasında.

ADNAN OKTAR: Şu akla bak! O parayı Afrika’ya göndersen, fakir çoluğa çocuğa dağıtsan, bol bol yeter, başlarından taşar. Yiyecek olarak giyecek olarak değil mi? Ne gerek var kardeşim? Eğer Irak yönetimi değiştirilmek isteniyorsa İslam ülkeleri birleşir bir ültimatom verilir, konu biter. Ama birleşmiyor İslam âlemi. Âlimlerin, hocaların büyük bir bölümü, İttihad-ı İslam’a karşı, Mehdiyet’e karşı. Ama zulüm ve acımasızlığa karşı da sessizler. Hatta zulmü, bazı alimler kendi çıkarları için destekliyor, kendi itibarları için destekliyor. Mesela Mısır’da darbeyi yapan adamı göklere çıkarıyorlar, baş tacı yapıyorlar alimler, hocalar. İhvan-ı Müslimin’i neredeyse deccal ordusu gibi gösterecekler. Daha önce de tam tersini söylüyorlardı. Ordunun deccal ordusu olduğunu söylüyorlardı, İhvan-ı Müslimin’in de müminler topluluğu olduğunu söylüyorlardı. Her iki tarafa da sahip çıksanıza. Onları da sev, onları da sev. Hepsine sahip olun.

Didem Hocam, bir şeyler anlat.

DİDEM ÜRER: Kayseri’den kardeşlerimizin size bir notu var Hocam; “Aşkım, nurum, canım Hocam. Bu gün misafirlerimizle ‘Basitliğin Kirli Kültürü’ adlı kitabınızı okuduk ve Kuran meali okuduk. Akşam da tekrar kardeşlerimizle beraber Risale-i Nur okuduk. Kayseri’den sevgiler, hürmetler. Ellerinizden öperiz, nurlu dualarınıza talibiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel sohbet olmuş. Ne güzel minik kuzular da var, onlar da melek hükmünde olduğu için evin tadı gelmiş, eve nur gelmiş, ışık gelmiş. Çok güzel. Hepsini Cenab-ı Allah cennette kardeş etsin. Resulullah (s.a.v.) ile Hz. Mehdi (a.s) ile Hz İsa Mesih (a.s) ile diğer Peygamberlerle hep beraber birlikte yemek yemeyi, sohbet etmeyi, cennet bahçelerinde gezmeyi Allah nasip etsin. MaşaAllah, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam “Cumhuriyet hakkındaki fikrin nedir?” şeklinde sorulan soruya Bediüzzaman Hazretleri’nin cevabı şöyle yayınlanmış bugün Time Türk sitesinde “Ben de dedim: Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder.”

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman, her yönden mükemmel bir insan, maşaAllah. İftihar ediyoruz üstadımızla, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Turan Kışlakçı; “Ortadoğu’da batı ülkelerinin yönetime ayrılmasını ardından diktatörler döneminin başladığını ve 2010’a kadar çoğunun üniversite mezunlarının oluşturduğu iki milyon insanın diktatörler tarafından öldürüldüğünü söyledi.”

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. İki milyonun üzerinde yalnız, onu yanlış vermiş. Sırf Irak’ta bile çok fazla sayıda insan şehit edildi. Öldürüldü de denmez ayrıca, şehit edildi diyecek.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz “13 Ekim’de Diyarbakır’ın Çınar beldesinde esnaf kardeşlerimize kitap dağıttık” diyorlar, “inşaAllah canımızdan çok sevdiğimiz Seyyidimiz Ahmet Muhammed Adnan Hocamızı çok seviyoruz, ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Canların, güzel insanların yeri, maşaAllah. Yaklaştır şu sevimlileri bakayım. Ya şu neşeye, şekerliğe bak bunların. Ufaklığın neşesini görüyor musun, keyfini? MaşaAllah. Kürt kardeşlerimize Allah zorlu bir dönem geçirttirdi. Şimdi ferahlık dönemindeler, elhamdülillah. Mübarek insanlardır. Evliyalar, âlimler, büyükler Kürt kardeşlerimizden çıkmıştır. Her kavim, her topluluk güzeldir ama onlarda çok çok güzel insanlar. Çok seviyoruz Kürt kardeşlerimizi, iftihar ediyoruz onlarla iftihar. Bediüzzaman’ın evlatlar, Selahaddin Eyyubi’nin evlatları, gönlümüzde ayrı derin yerleri var.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Abdurrahman Dilipak yazısında, batılılardan bahsederken şunu söylüyor; “’Aborjinler-İnsanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlardır’ diyerek, Avustralya ve Yeni Zelanda da yaşayan Afrika dışında farklı bir kıtada yaşayan bir başka ırkın avlanmasına, katledilmesine izin verenler bunlar değil mi?
Bize hâlâ ‘Evrim teorisi’ diye Darwinizmin nazariyesini okuturlar, ama Aborjinlerden hiç söz etmezler” diyor.

ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor Hoca?

DİDEM ÜRER: Yani “evrim teorisi hala okullarda okutuluyor ama Aborjinler’e yapılan bu katliamların, evrim teorisi adına nasıl bir anormallik olduğundan kimse bahsetmiyor” diyor.

ADNAN OKTAR: Aferin hocaya. Çok nadir de olsa, sağdan kardeşlerimizden evrimci mantığa karşı bir açıklama geldiğinde ben şaşırıyorum. Darwinizmi eleştiren bir yazı olduğunda ben şaşırıyorum. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmeleri zaten mucize olur da. Ama yine de “maşaAllah” diyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çamlıca Camii’nin inşaatı hızla devam ederken, yapının temelleri belirmeye başladı. Çamlıca Camii için yaklaşık iki yüz elli işçi geceli gündüzlü çalışıyor. Şantiyede hafriyat, topraklama su yalıtımı gibi şeyler devam ediyor. Camii 2016’da ibadete açılacak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Marmaray, bu camii, olaylar ne kadar uygun hadislere. Mutabakat tam.

DİDEM ÜRER: Hocam, az önce ki Samsun’daki kiliseye herkesin şefkatle davranmasından bahsetmiştiniz. Samsun’daki kilisenin Pastörinden mesaj gelmiş “teşvikiniz ve mesajlarınız için çok teşekkür ederim” diye

ADNAN OKTAR: Tabii onlar bizim canlarımız. Ne güzel Hz. İsa (a.s)’ın iki bin yıllık talebeleri, havarileri. Çok az sayıdalar ama aşkla şevkle yine Allah’a teslimiyetlerini Hz. İsa (a.s)’a sevgilerini ifade ediyorlar. Sabahtan akşama kadar Allah için gayret ediyorlar. Bütün hayatlarını Allah’a adamışlar. Bu insanlara sevgi duyulur, şefkat duyulur. MaşaAllah. Ve Allah, çok çok önemli bir şey söylüyor, Hıristiyanlar için “Onları” diyor “Müslümanlara sevgi bakımından yakın bulursunuz” diyor “çünkü onların içinde mütevazi” boyu eğmiş, Allah’a teslim olmuş rahipler, keşişler, diğer din adamları vardır” (Maide Suresi / 82)diyor, ama ana vasıfları “mütevazidirler” diyor Allah “mazlumdurlar” diyor Allah. Sen Allah’ın övdüğünü yeriyorsun. Cahillik ediyorsun. Bir de bunu Allah adına yapığını söylüyor.

DİDEM ÜRER: Hocam az önce hadislerdeki anlatımda camii olmasını da saymış mıydık tekrar?

ADNAN OKTAR: Evet. “Camiler” diyor bak aynı anda çok önemli bu Çamlıca’daki camii. Ki, Mehdiyet’in mühim alametlerinden birisidir o camii. En büyük camidir. Kehf Suresi’nde “onların üzerine” diyor üst kısmında büyük bir camii yapılacağından bahsediyor, Kuran’da, ayette. Açıkça işaret edilmiş, görülüyor. Anlaşılmayacak gibi değil.

EBRU ALTAN: Bir de “Şam’da çocuklara musallat olunması” o dikkatimi çekti.

ADNAN OKTAR: Evet bakın, orada aynı dönemde “Şam’da deccalın zuhur edeceği ve çocukların şehit edeceği” belirtiyor. Yani bu kadar mutabakat hayrettir. Birçok internet kanalı da almış. İnternetteki o sitelerde var bu tip yazılar. Bana gelirken göstermişlerdi birkaç tane.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam çok fazla yerde var.

ADNAN OKTAR: Ki ben bir ön açıklama yapmıştım, kısmen almışlar onu. Detaylarını bilseler, kim bilir ne olur. Ki daha anlatmadığım birçok yönü var. Hadislerden daha detaylı anlatmadığım birçok yönü var.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Marmaray’ın dualarla açılmasını eleştirenler çıkmış. En Son Haber Sitesi’nin haberine göre “Açılışta dua edilmesi sosyal medyada eleştirildi. Laik ülkede açılışta dua okunmayacağını savunan bir kesim, dua edilmesi üzerinden hükümeti eleştirdi. Ancak bu eleştiriyi yapanların unuttuğu bir şey var. 93 sene önce TBMM’nin açılışında da dualar okunmuştu” diyor sitede.

ADNAN OKTAR: O hadiste öyle belirtilmiş zaten. Kader öyle. Kaderde olana yas tutulmaz. Kaderde olan eleştirilmez. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? Tekbirlerle diyor. Tekbirlerle bu yolun açılacağını söylüyor. Hadis öyle. Detay verilmiş. Tekbirler. Bismillah Allahuekber.  Aynısıyla o şekilde inşaAllah. Allah anılarak açılacak diyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 2013 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat büyük müzik ödülü Ahmet Kaya’ya verildi doğum gününde. Bunu iade-i itibar olarak yorumladı insanlar.

ADNAN OKTAR: Daha önce Türkiye hakikaten çok zorlu dönemler geçirdi. Halk korku içinde yaşıyordu, büyük bölümü. Hep darbe korkusu. “Laiklik adı altında İslam’a karşı bir konuşma yapılacak mı? Faili meçhul olacak mı? Acaba bugün kimler öldürülecek? Nereler bombalanacak? Sokağa çıkabilecek miyiz?“gibi tedirginlikler vardı. Biz de Orhan Gencebay’a selamlarımızı, sevgilerimizi, hürmetlerimizi iletiyoruz. Bilmukabele. Allah, ona da sağlık sıhhat afiyet versin. Bir ara davet etsinler de, gelsin görüşelim, inşaAllah. Orhan Gencebay mazlum bir insan. Tabii hataları olabilir, eksikleri olabilir, yanlışları olabilir ama yine de iyi niyetli bir insan, kötü niyetli bir insan değil. Her şeyin iyi olmasını istediği açık açık görülüyor. Bazı tavırlarında, inançlarında insani hatalar olabilir. Her insanda eksiklikler oluyor. Ama genel baktığımızda, iyi bir insan olduğu görülüyor. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Selamlarımı iletin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Star Medya Grup Başkanı Mustafa Karaalioğlu, Ahmet Kaya için ”Tipik bir cumhuriyet mağdurudur” demiş. “Cumhuriyet’in dayatmacı ideolojisinin karşısında bulunmaktan öte bunu cesaretle ortaya koymuştur. Bunu da askeri vesayetin ve yargısal vesayetin en şaşalı günlerini yaşadığı bir dönemde yapabilmiştir. Bedelini de hayatıyla ödemiştir.”

ADNAN OKTAR: Peki bu insanlar bu dönemi o zaman niye savunuyor? Bu kafayı niye savunuyorlar, ben anlamıyorum. Hem demokrasiden bahsedeceksin, hem bu dönemi savunacaksın.

Didem Hocam, devam et.

DİDEM ÜRER: Cihan kardeşimizin size mesajı var; “Öncelikle Şah-ı Merdanımızın, Aslanlar aslanı Seyyidimizin ellerinden öpüyorum” diyor. “Oğlum Süleyman Mehdi’nin fotoğraflarını gönderiyorum. Hocamızın dualarını bekliyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Ben onu kıtır kıtır yerim, onu. MaşaAllah, büyük bir dikkatle seyrediyor. Baya iyi olmuş, maşaAllah. Ama biraz daha dobiş olması lazım. Biraz daha. Gerçi annesi iyi bakıyor.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Azeri kardeşlerimiz yeni siteler yapmışlar, maşaAllah. İsimlerini okuyorum; kurandasevkveheyecan.com ama Türkçelerini okuyorum. Azerice yazılışlarını değil, muslumanlaraatılanbohtanlar.com yani muslumanlaraatilaniftiralar.com.

ADNAN OKTAR: Bühtan, çok şahane. Hakikaten bühtanı hatırlıyorum, Anadolu’da kullanılan bir kelimeydi, maşaAllah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Avrupa’da hızı 194 kilometreye ulaşan fırtınada en az 13 kişi hayatını kaybetti. Uçuşlar, tren seferleri iptal edildi ve parklar can güvenliği olmadığı için kapatıldı.

ADNAN OKTAR: Allah kendini birçok şeyde düşündürtüyor insanlara. Ama düşünen için. Bir kısmı da düşünmek için gayret etmiyor. Hâlbuki düşünme Allah’ın en çok istediği şeylerden birisidir Kuran’da. Hep “düşünmez misiniz, akletmez misiniz?” “Onlar kavrayamayan bir topluluktur, akledemeyen bir topluluktur.” “Derin derin düşünürler.” Hep düşünmeye teşvik eder Cenab-ı Allah. Hakikaten düşünen insanlar da Allah hep güzellik ve iyilik bahşeder. Ama düşünürken samimi düşünmek lazım. Samimiyetsiz düşünmekten kaçınmak gerekiyor.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir buçuk yılı aşkın süredir gıda ve tıbbi malzeme girişine izin verilmeyen kuşatma altındaki birçok bölgede yaklaşık 3 milyon Suriyeli açlık ve hastalıklarla mücadele ediyor. Basit müdahaleyi taşıyabilecek hastalıklar bile ölüme sebep veriyor. Özellikle çocuklarda.

ADNAN OKTAR: Âlimler, Hocalar ne diyor; “hiçbir şey yok, çok şükür baya rahatımız yerinde” diyorlar. “Maaşı da alıyoruz, keyfimiz de yerinde” diyor. “Ahir zamanda değiliz, hiçbir şey yok, baya huzur içindeyiz” diyor. Sorumlusu bu tip kafada olan insanlar. Çoktan İttihat-ı İslam olurdu. Ama Cenabı Allah bir vakti merhun olduğu için, bu tip insanları vesile ediyor. Bunlarla gecikme meydana gelmiş oluyor. 

Şeyhimiz Sultanımız, dünyanın en şeker Şeyh’i, en tatlı Şeyhi, Sultanlar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri bugün çok iyiymiş, maşaAllah. Meşhur devriye-i şahanesini deruhte etmiş, maşaAllah. Dün gelen doktor çok iyi bulmuş. Bugünde muayeneden ihvanı olan doktor o da çok iyi bulmuş. MaşaAllah, elhamdülillah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: AIHM, bir ETA üyesinin davasında terör zanlısı mahkûmların birden fazla cinayet işlemesi halinde bile ceza indiriminden yararlanabileceğine karar verdi. Bu karar Öcalan’ın AIHM davasını gündeme getirdi. Ve başvuru kabul edilirse Öcalan, 2029 ya da 2035’te koşullu salıverilmeyle cezaevinden çıkabileceği ileri sürüldü.

ADNAN OKTAR: Gün ola harman ola. 2025’te zaten İslam çoktan hâkim olur. İttihad-ı İslam oluşmuş olur. Dünya bambaşka olmuş olacak. Hz. İsa Mesih (a.s) zahir olmuş olacak. Dolayısıyla bütün dünya için bir şenlik, bir bayram güzelliktir 2025’ler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sırrı Süreyya Önder; “PKK ile Abdullah Öcalan’a terörist başı denemesinin yanlış olduğunu, 3 milyon kişinin lideri olduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: Terörist başı, PKK’nın lideri tabii ki bu doğru. O da terörist olduğuna göre doğru. Onu destekleyen insanların hepsi terörist olmayabilir. Ama teröristlerin lideri, doğru. Ama adamlar şu an terör yapmıyorlarsa, o ayrı bir mesele. Ama yaptılar terör, on binlerce askerimiz şehit oldu.  Bu unutulacak bir şey mi bu? Doğru.

DİDEM ÜRER: Hocam, Irak’ta 6 ayda hayatını kaybeden Müslümanların sayısı 7000. Müslümanların birbirini öldürmesi neticesinde, intihar bombalı saldırıları ve bombalamalar neticesinde bu sayı 7000 kişi.

ADNAN OKTAR: Avrupa’da böyle bir ölüm olmuş olsa, 7000 değil de 7 kişi bile ölse, nasıl yer yerinden oynayacağını herkes bilir. Müslümanları değersiz hale getirdi bağnazlar, yobazlar. Hatta birbirlerini de değersiz görüyorlar, birbirlerini basit görüyorlar. Birbirlerini öldürmeyi de normal görüyorlar. Onlar da kendilerini basit görüyor. İnanılır gibi değil. Kalitesiz, görgüsüz, cahil, tipsiz, itici bir insan güruhu oluşturdular. Bazı yerlerde bazı Müslümanları bu hale getirdiler. Leş gibi kokan, akılsız, lafını sözünü bilmeyen, affedici olmayan, şefkatli olmayan, merhametli olmayan, şiddet yanlısı, kaba, hatlarıyla da hayvana benzeyen, yemesi içmesi oturması kalkması hayvan gibi olan, görgüsü hayvandan da aşağı olan bir tavır içindeler. Böyle insanları Avrupalılar insan olarak görmüyorlar. Onların öldürülmesini de normal karşılıyorlar. Tabii nur gibi Müslümanları da şehit ediyorlar, tertemiz insanları da şehit ediyorlar. Ama yobaz ve bağnazları da şehit ediyorlar. İnsanlar, onlarla onların arasındaki farkı o zaman göremiyor. İyi değerli insanlarla, bu mahlûkların arasındaki farkı göremiyor. Ama yobazın öldürülmesi de çok korkunçtur, Müslüman’ın öldürülmesi de çok korkunç, dehşet verici. Müslümanları, bağnazlığın batağına batırıp adeta kıyım makinesinin içine attılar. Yavaş yavaş Müslümanları böyle kıydırıyorlar. Bütün dünyada seyrediyor şu an. En tehlikeli şeylerden bir tanesi, Müslüman öldürmenin caiz olduğuna bir kez dünyayı inandırdılar. Birçok yerde inandı insanlar. Ve Müslüman öldürmenin kolay olduğunu gösterdiler, gerekli olduğunu gösterdiler onlara. Ve dünyayı tepkisizliğe de alıştırdılar. Mesela bir milyon Müslüman öldürülüyor Irak’ta, bütün dünya makul karşılıyor. Tamam, bunun içinde yobazlar var ama çok değerli insanlar da var. Ama yobaz da olsa, yobaz öldürülmez. Yobaz, tedavi edilir, eğitilir. Yobazdan nefret etmeye gerek yok. Ona da yazık yani. Yobaz birdenbire oluşmuyor mu? Eğitim ile oluşuyor, bağnaz eğitimin sonucunda oluşuyor. Müslüman ülkelerde mesela şu an bir Avrupalı öldürülse, Müslüman ülkeler ayağa kalkıyorlar. Hepsi ittifakla bunun bir zulüm olduğunu, acımasızlık olduğunu söylüyorlar ve büyük elçilikler, konsolosluklar, bakanlıklar her yer harekete geçiyor. Ama bir Müslüman öldürüldüğünde hâşâ çok özür dilerim, bazı yerlerde bazı insanlar için bunu söylüyorum, köpek öldürülmüş kadar hatta bir böcek öldürülmüş kadar kıymeti olmuyor, kaile dahi almıyorlar. Ve hiçbir Müslüman ülkenin ne konsolosluğu ne ilgili devlet dairesi harekete geçmiyor. Mısır’da Müslümanları şehit ettiler, hastanelere bile almadılar. Ağır yaralı hasta, almadılar. Ama orada mesela bir Avrupalı olsa, üç tane Avrupalı yaralanmış olsa, en kaliteli hastaneye götürürler, çok iyi tedavi yaparlar. Basın takip eder, insanlar takip eder, baya büyük olay olur. Müslümanların değersiz basit sıradan, öldürülmesi gereken bir varlık olduğuna dünyayı inandırmaları İslamofobi adı altında, bir de onu çıkardılar İslamofobiliği, bu öldürmenin felsefesini oluşturdular. Müslüman’ı öldürüyor, parmağını koparıyor, kurutuyor, boynuna kolye olarak asıyor, adam takdir ediyor. Kulağını kesiyor, kurutuyor Avrupa’ya götürüyor, adam takdir ediyor. Yani bir hayvan öldürmüş gibi. Hani bazıları var ya hayvan öldürüyor, hayvanın boynuzunu veyahut kafasını kesip kurutuyorlar, alıp götürüyor duvara asıyor. Onların da kafası bu, mantığı bu. Hayvan öldürmüş gibi iftihar ediyor. Böyle bir dehşet sistemi ve Müslümanların değersizleştirilmesi politikası var, bu da bağnaz eğitimin sonucunda oluyor. Çünkü adam bunu niye öldürdün dediğinde diyor ki “Bu kadınlardan nefret eden birisi” diyor. “Kadınların yüzde doksan dokuzunun cehenneme gideceğini söylüyor.”diyor. “Kadını yarım insan olarak, mahlûk olarak görüyor” diyor. “Eşek, domuz, köpekle aynı görüyor” diyor. “Namaz kılmayanı, oruç tutmayanı, zekât vermeyeni öldürüyor” diyor. “Sakalını keseni öldürüyor” diyor. Sayıyor adam. Sabaha kadar sayar. “Ben böyle bir adamdan nefret ediyorum ve öldürmek istiyorum” diyor. Böyle korkunç bir durum, açmaz meydana gelmiş durumda. Bunu işte Mehdiyet çözecek, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri çözecek. Şu an dünyadaki canhıraş mücadelenin sebebi bu. Avrupa’da Fransa’da dünyanın her tarafında Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri aşkla coşkuyla bizlerle, ben de mesela bir Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak canhıraş mücadele veriyorum, bu belayı savuşturmak için. Bu nefret politikasını savuşturmak için.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Almanya’da bir kardeşimiz bayramda sizin Hz. İsa Gelecek kitabınızın dağıtımını yapmış. “Canım Ruhum Aşkım Hocamızın duasını bekliyorum. Hocamızın Hilal ismini verdiği Hilal Mira’mız ve hepimiz için, inşaAllah” diyor.

ADNAN OKTAR:  MaşaAllah. Yiyeceğim ben onu. Keyfe bak şunun neşesine bak sen. Allah Allah. Ressamlığa da başlamış bu. Ama adam süper. İyi ki burada değil, burnunu ısırırdım onun, maşaAllah.

Bir hanım kardeşimiz; “Hocam, bir içim su gibisiniz Canım Hocam” diyor. “Yüreklere hayat vesilesi, büyük ikramımızsınız” diyor. “İnci tanem, nur tanem, her halin her sözün güzel, sarı tişört de çok yakışmış, her zaman ki gibi göz kamaştırıyorsun” diyor, maşaAllah.

Didem Hocam var mı anlatacakların başka?

DİDEM ÜRER: Var Hocam, nasıl isterseniz, inşaAllah. Rota Haber yazarı Oğuz Düzgün köşe yazısında Avatar, Matrix ve Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri örnek vererek, “insanların hep bir kurtarıcı arayışı içinde olduklarını” yazdı.  “Aslında bu kurtarıcının çok yakınımızda aramızda olduğunu ve Müddessir Suresin’in 1-2 ve 3. ayetlerinin ona işaret ettiğini” söyledi. Şeytandan Allah’a Sığınırım “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar. Rabbinin yüceliğini bütün âleme anlat.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu haber önemli. Hepsi önemli ama.

ADNAN OKTAR: Evet, Cenab-ı Allah demek ki, bir manevi örtüyle Hz. Mehdi (a.s)’ı gizleyecek insanlardan. İnsanlar görecek ama bilemeyecekler. Ama o kalkıp, insanları Allah korkusunu anlamaları için onları uyaracak.

Ben dinliyorum seni Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hayrettin Karaman Hocamız; “bir ülkede yaşayan insanların, aynı inancı aynı görüşü paylaşmalarının baki olmadığını, ancak inanç ya da ideoloji birliğinin farklı görüşlerin, inançların, ideolojilerin beraber var olmasına engel teşkil etmediğini, kargaşayı sadece ülkenin düşmanlarının seçeceğini” yazmış.

ADNAN OKTAR: Ama yine burada bir sevgi öğretmeninin liderliği gerekir. Yani kargaşa varsa bir yerde, kargaşayı yatıştıran sevgiyi öğreten sevgide liderlik öncülük eden bir insan gerekir. Bu tarihin her döneminde böyle olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v) gelmiştir, kargaşayı yatıştırmıştır. Birçok fikir vardı ama Peygamberimiz (s.a.v)’in önderliğinde kargaşa yatıştı. Museviler, Hrıstiyanlar herkes rahat etti. Müşrikler de çok rahat etti, Müslümanlar da çok rahat etti. Hz. İbrahim (a.s) dönemi, Hz Yusuf (a.s), Hz. Musa (a.s), Hz. İshak (a.s) dönemleri hep böyledir.

Şeytandan Allah’a Sığınırım. En’am Suresi 133-“Rabbin hiçbir şeye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir” diyor Cenab-ı Allah. “Dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir başka kavmin soyundan (inşa edip) var ettiği gibi yerinize bir başkasını getirir.” Cenab-ı Allah burada aynı şekilde Mehdiyet’e de işaret ediyor. Yeni bir topluluk, yeni bir atak topluluğu, yeni bir canlı topluluk, yeni bir şevk topluluğu, heyecan topluluğu, İslam’ın dünyaya hâkim olmasına vesile olacak, inşaAllah. Bak diyor ki da çünkü devamında ayetin, Enam Suresi, 133-134 de-“Hiç şüphesiz” diyor Allah, “size vaad edilen mutlaka gelecektir.” Ne vaad edildi? Hz. Mehdi (a.s). Ne vaad edildi? Hz. İsa Mesih (a.s). Ne vaad edildi? Dabbet-ül arz, kıyamet alametleri ve kıyamet, “ve siz bizi aciz bırakacak değilsiniz.” Yani Mehdi (a.s)’ın çıkışını durduramazsınız, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmemekle , Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek demekle siz, Hz. Mehdi (a.s) ‘ı durduramazsınız. Ne diyor Allah “ve siz bizi aciz bırakacak değilsiniz” diyor Allah. İstediğin kadar ört bas etmeye çalış, istediğin kadar kapatmaya çalış, ne yaparsan yap durduramazsın.“ Ve de ki; “ey kavmim bütün yapabileceğinizi yapın.” Ne tür çalışma yap, ister Hz. İsa Mesih (a.s) gelmeyecek de, Bediüzzaman’ın dediklerini çarpıtmaya çalış, ne yapıyorsan yap, “şüphesiz Ben de yapıyorum.” Biz de yapıyoruz şu an, biz de onların yanlışlarını, hatalarını geceli gündüzlü anlatıyoruz. “Bu yurdun (dünyanın) sonu kimindir” bu dünyaya kim hakim olacak, “yakında bilip öğreneceksiniz.” Ebcedi; 1993 tarihini veriyor. Mehdiyet’in en atak, en canlı yıllarından. “Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir.” Allah zulüm olarak gösteriyor. Mehdiyet’e karşı, İttihad-ı İslam’a karşı samimiyetsizce mücadele eden bazı Müslümanların tavrına da burada işaret var. 

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’dan kardeşlerimizin mesajı var size; “Ahir zaman sultanlarından olan nurumuz, Seyyidimiz, Müslümanları, Hrıstiyanları  Musevileri, ateistleri ve daha sayamadığımız tüm kesimlere olan şefkatiyle, sevdiğimiz sevgi öğretmenimiz Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocamız, bugün Diyarbakır’da eşim ve kardeşlerimizle yaklaşık 1000 adet A9 broşürü dağıttık. Bizim için dua eder misiniz lütfen Hocam?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Diyarbakır’ın güzel insanları, Diyarbakır’ın nurları, Allah onlara sağlık, sıhhat, esenlik, iç ferahlığı versin, üzerlerindeki dertleri, acıları alsın. Allah onlara dua etmenin güzelliğini, lezzetini hissettirsin. Duanın şirke karşı olan gücünü hissettirsin. Çünkü insanlar, gizli şirke dua etmedikleri için çok girerler. Mesela başı ağrır, gider ilaç alır. Baş ağrısının geçmesini bekliyor. İlaç geçirecek diyor. Allah geçirecek. “Yarabbi, bu vesileyi etkili kıl” diyeceksin. Veyahut başka bir yeri ağrıyor, bir ilaç sürüyor, herhalde geçer” diyor, bekliyor. “Yarabbi bu derdi üzerimden al” diyecek. “Bu ilacı vesile et Yarabbi” diyecek.  Gizli şirke karşı Müslüman, 24 saat ayakta ve diri olacak. Şirk, sık sık insanın karşısına gelir. İnsan şirkten kaçar, şirk insanı kovalar. Şirk insanı yakaladığında, hemen ondan mümin silkelenip, kurtulacak. Ne der şeytan şirk mantığı ile “seni bugün bir yorgunluk kapladı. Sen bundan kurtulamazsın” der. Halbuki, Allah’a sığınsa, sebebe sarılsa kurtulacak. Ama o, onu unutur, yorgunluğun bağımsız bir güç olduğuna inanır. Yani dışarıdan gelen bir güç. Onu da, şirk mantığı ile savmaya kalkar, yani şirk tedbirleriyle. Halbuki, orada mutlaka Allah’ın kurtaracağına inanması lazım. Mutlaka Allah’ın rahatlatacağına inanması lazım. Her adımında her yerde, Allah’ın yardımcı olacağına inanması lazım, hep bunların vesile olduğuna inanması lazım. Çünkü senin ilaç dediğin küçük, beyaz bir tabletin görüntüsü. Görüntü seni nasıl kurtarsın, sana nasıl şifa olsun? Çünkü hastalık özel yaratılıyor, tablet ayrı özel yaratılıyor. İkisi de ayrı ayrı yaratılıyor. Ne bağlantısı var ikisinin? Sadece sebep olması açısından, Allah onu sebep yarattım dediği için, “Yarabbi bu sebebi vesile et, beni bu dertten kurtar” demesi lazım. Kardeşlerimizi de Allah, şirk ruhu ile hiç karşı karşıya getirmesin. Çünkü eğer samimi olarak şirk bitirilirse, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri tarafından şirk bitirilirse, Allah Nur Suresi, 55’de söz veriyor; “Allah vaadinden dönmez” diyor. Allah söz veriyor, yemin ediyor. Ama tabii bizim yeminimiz gibi değil, Allah’ın sözü sözdür, yemindir. “Ben” diyor, dünyaya İslam’ı hakim edeceğim, korkularınızın ardından sizi güvenliğe kavuşturacağım, dini her yönü ile her yönü ile cihadı ile hakim edeceğim” diyor. “Ama şirk koşmayacaksınız, sadece bunu istiyorum” diyor. Bu şirk koşmayanlardan olmayı nasip etsin, diğer kardeşlerimize de Allah nasip etsin.

Fahri kardeşimiz; “Hocamıza saati sorar mısınız? diyor. Tişört ve mendil 10 numara” diyor. “Sevgili Hocamızın eli nur gibi parlıyor, maşaAllah” diyor.

Emrullah diyor ki; “Hocam, akşam Şemdinli de Behzat diye bir çocuk bomba patlaması sonucu öldü” diyor. Doğru mu, böyle bir şey var mı?

DİDEM ÜRER: Bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: “Diyarbakır’ da A9 kanalınızın broşürlerini gördüm” diyor. Kardeşimiz sevinmiş. MaşaAllah. Kardeşlerimiz iltifat etmişler, gönül alan üsluplar kullanmışlar.

DİDEM ÜRER: Doğruymuş Hocam haber. Yani bomba nerden olur, çocuk kendi mi bomba yapmış?

DİDEM ÜRER: Şemdinli’de İncesu mezrasında buldukları cismi kurcalarken infilak etmesi sonucu 14 yaşındaki Behzat hayatını kaybetmiş.

ADNAN OKTAR: Ah canım benim o. Benim nurum benim. Bombanın ne işi var orada öyle. Sokakta bomba mı olurmuş? Nasıl oluyor öyle? Yazık canıma. Allah rahmet eylesin. Canım, inşaAllah cennet kuzusu olur. Ama sokakta bomba çok acayip bir şey. Onu bir araştıralım. Allah annesine babasına sabır-ı cemil niyaz etsin. Benim canımın kaderi öyle. Cenab-ı Allah bu dünyanın zor şartlarından onu kurtarmak istedi. Bombanın acısını hiç duymamıştır. Eline almıştır, bir de bakmıştır ki ahirette, o kadar. Yani göz açıp kapayana kadar. Yani ölecek olan, acısını duymaz. Yani mümin olan duymaz. 

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz Bediüzzaman’ın bir sözünü göndermiş, Mustafa kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: “Eskiden 40 günden tut, ta 40 seneye kadar bir seri sülih ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi.” Yani bazı iman hakikatleri ancak kavranabilir diyordu, 40 yılda. “Şimdi ise Cenab-ı Hakk’ın rahmeti ile 40 dakikada o hakaik-i açıklayacak bir yol bulunsa, o yola karşı lakayt kalmak elbette kar-ı akıl değil.” Hakikaten bizim iman hakikati videolarımız 40 dakika civarında oluyor, o da çok manidar. Yani böyle bir yolun bulunacağını söylüyor, Bediüzzaman, maşaAllah. “40 dakikada insanı yüksek iman derecelerine çıkaracak bir imkan oluşacak” diyor. İşte bilgisayara, dabbet-ül arza, ahir zamana dikkat çekilmiş.

Gidelim, yarın yine gelelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü