Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (1 Kasım 2013; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Canımdan çok sevdiğim aşkımla sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan; “başı açık olanda başı örtülü olanda bu ülkenin vatandaşıdır. Bu cumhuriyetin sahibidir. Bu ülke üzerinde eşit hak ve özgürlüklere sahiptir. Birini diğerine tercih etmek eşitlik ve adalet ilkesine tamamen terstir” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bülent Arınç Hocam’ın, Başbakanın konuşmalarıyla tam örtüşen konuyu kökten halleden konuşmalar. Aman, bağnazlık çok büyük bir tehlike. El-Kaide kavgası kapıda bekliyor. Diyorlar ki hiçbir şey olmaz. Olur. Adama gelir, sen Müslüman mısın değil misin der. Adam tabii vicdanen Müslüman’ım diyecek.  Peki, Allah’ın hükmü bu kabul ediyor musun etmiyor musun? diyecek. Adam bakacak anormal bir şey ama Peygamber (s.a.v) diyorsa kabul ediyorum diyecek. Hurafe olduğunu bilmiyor adam. Ondan sonra batağın belanın içine girer. Büyük bir tehlike. Onun için Başbakanımızın bu tarz açıklamaları son derece hayati, çok önemli. Bülent Arınç Hocamız’ın açıklaması da iyi oldu. Bunlar düzeltici oldu. Bir denge bozukluğu vardı bunlarla yatışmış oldu. Ara ara bu tip demeçlerde fayda var.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif bugün görüşme yaptılar. Sayın Davutoğlu; “Türkiye ile İran arasında köklü tarih ilişkilerimiz var. Bazı çevreler Türkiye ile İran’ı rakip iki komşu olarak yansıtmak isteyebilirler. Bunu arzulayan olabilir. Türkiye ile İran rakip değil iki ülke dost” dedi.

ADNAN OKTAR: Öyle olması lazım tabii, aksi, fitne. Ve bir an önce İttihad-ı İslam’ın oluşturulması lazım. Bu sadece sözle değil de, özle ve fiille uygulamada böyle olması lazım.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Ortadoğu’da olası bir mezhep çatışmasının yaşanmaması için ortak hareket etmenin önemli olduğunu” belirtti. “Bundan sonra da sık sık gündemde de görüşmeler yapacaklarını” söylediler. “Hepimiz bu tarihi vebalin altında kalırız” diye konuştu Sayın Davutoğlu. Ve “Ortadoğu’da mezhep ve etnik kutuplaşmaya karşı İran ile Türkiye iş birliği içinde çalışmaya hazırdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Davutoğlu Hocam, aklı başında bir insan. O yeni gelen şahısta aklı başında bir insana benziyor. Fakat bağnazların kitapları, eserleri, hurafeleri zeminde, halk arasında şüyu bulunmuş durumda. Bu durumda onları kaile almazlar, dinlemezler yani. Sorun o. Ahmet Davutoğlu ne diyor dinlemez bağnaz. El Kaide cins kafalar bağnaz kafalar dinlemez. Öbür şahsı da dinlemezler. Yani Mehdiyet’in dışında çözüm olmaz. Bunlar temennide kalır. Temenni, teşekkür ediyoruz ama fiili durum böyle değil der.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dediğiniz gibi Dışişleri Bakanı Zarif de “aşırılığın yani radikalizmin baya bir tehlike olduğunu, buna karşı mücadele etmeleri gerektiğini” sık sık dile getirdi konuşması sırasında. 

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey yapamaz, hadi oradan derler yani. Çünkü neye göre aşırılık diyecek adam. Şii kitaplarını getirir önüne koyar. Sen buna taraftar mısın, karşı mıyım hemşerim der. Karşıyım derse, sen Şii de değilsin, Müslüman da değilsin. Sen sus diyecekler. Yani olacağı bu. Çözüm böyle olmaz. Tekrar diyorum Mehdiyet’in dışında bir çözüm yok. İttihad-ı İslam’ın dışında bir çözüm yok. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız başörtülü milletvekillerinin meclis genel kuruluna katılmasına ilişkin olarak “Parlamento hemen hemen hiçbir zaman göremediği yaşayamadığı bir olgunluk içinde bu süreci değerlendirdi” yorumunu yaptı.

ADNAN OKTAR: O zamanlar, daha evvel iddia edilen Ergenekon terör örgütü çok azgındı, çok deliydi. O zamanlar hayır oldu. Başörtülü Merve Kavakçı Hanım’ın meclise girmemesi. O zaman bana da gelip danışmıştı Merve Kavakçı Hanımefendi. Çok kibar, nezih bir insan. “Hocam meclise gireyim mi? Ne diyorsunuz” demişti. Ben, riskli olur demiştim. Yine sen bilirsin ama riskli olur demiştim. Çünkü ortalık karışık, gergindi. Birçok kişiye danışmıştı o devirde. Olgun nezaketli bilgili görgülü kaliteli bir hanım. O devrin çilesini çekmişti. Şu an hanımefendilerin meclise girmesi huzur verici tabii. Rahatlık verici ama meclise giren hanımlarında Başbakan’dan habersiz hükümet üyelerinden habersiz demeç vermeleri çok riskli olur. Çünkü onların ağzından demeç alıp ortalığı karıştırmak isteyen adamlar olabilir. Onlar da iyi niyetle bazı şeyler anlatırlar. Toplum dengelerini bozacak bir üsluba doğru olay gidebilir. Kelimeleri çok seçerek, çok itinalı konuşmak lazım.  Sonra hükümet zor durumda kalıyor. Başbakan zor durumda kalıyor. Daha öncede söyledim. Bir daha istirham ediyorum. En azından danışarak, mutlaka danışarak hareket etsinler.

Ne dönemlerden geçtik o zamanlar. Mesela bak diyor ki, Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nin, en şiddetli hastaların konduğu kapalı servis. Ama hastalar dışarı bahçeye çıkıyordu o dönemde, evlerine de gidiyorlardı, hafta sonları evlerine gönderiyorlardı, istediği gibi telefon ediyorlardı. Zaten gidenler görürler. Hastanenin bahçesinde gezerdi bütün hastanedeki hastalar. Bilinir, kapalı servisin hastalarıyla gezerler. Bakın o devirde bir belgem. Başhekimin talimatıyla; “Adnan Oktar isimli hastanın Mediha Oktar (Annesi) Kenan Oktar (Kardeşi) Vehbi Kahveci (avukatı) haricinde kesinlikle ziyareti ve telefon görüşmesi yasaktır. Ayrıca kesinlikle dışarı çıkarılmayacaktır.” O belgeyi gösterebiliyor muyuz?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: “Mediha Oktar (Annesi) Kenan Oktar (Kardeşi) Vehbi Kahveci (avukatı) haricinde kesinlikle ziyareti ve telefon görüşmesi yasaktır. Ayrıca kesinlikle dışarı çıkarılmayacaktır.” Bir tek bana uygulanan bir yöntemdi bu. Bak cinayet işleyen hastalar vardı, akıl hastaları, iki üç kişiyi öldürmüş. Bahçede istediği gibi geziniyor, hatta dışarı çıkıp yiyecek alıp geliyorlardı. Çarşıya gidip geliyorlar, istediği gibi telefon ediyor, kafeteryaya gidiyorlar, hastanenin bahçesinde geziyorlar. Bir tek bana yasaktı. 19 ay dışarı çıkamadım, yasak. “Ne arkadaşlarınla görüşeceksin” dediler, ne şunla ne bunla. Bu yazıyı da getirip kapıya astılar. Çok sıkı bir denetim. Telefon yasağı, herkes istediği gibi telefon edebilir. Telefon yasağı var. Arkadaşlarımızla görüşmek yasak. Kafeteryaya bahçeye çıkamıyorsun. Bakın akıl hastaları evine gidiyorlardı hafta sonları. Öyle bir şey zaten mümkün değil. Hastanenin kapalı olan kısmında kapalı bahçeye de çıkmak yasaktı bana. Kapalı bahçeye çıkmak da yasak. Normal de zaten akıl hastanesinin genel bahçesinde geziniyor hastalar. Giden her şeyi görürler, bütün bahçede gezerler. Bir de küçük bahçeleri oluyor onların. Oraya çıkmak da yasaktı. Bir de o yetmiyor gibi zincir, ayağınıza. Bu tarihte görülmemiş bir şey, çok acayip bir şey.

DİDEM ÜRER: Doktorlarla bile görüşmenizi yasaklamaları çok çok anormal.

ADNAN OKTAR: Doktorla görüşmem yasak. Hemşerilerle görüşmem yasak. İnanılır gibi değil. Peki dedim rahmetli başhekime, kimle görüşeceğim dedim. “Git” dedi “akıl hastalarıyla görüş” dedi. Konuşma bilmiyor adamlar, acayip sesler çıkarıyorlar. “O zaman seni buraya neden getirmişler onu bir düşün” dedi. “Senin bu faaliyetlerin durmadıkça” dedi. Yani İslam’ı Kuran’ı yayma faaliyetlerini durdurmadıkça, “buradan çıkamazsın dedi ama “ömür boyu çıkarmam” dedi. Hayret ettim. Hakikaten de kanunen yetkisi var. Ama biz, elhamdülillah ona rağmen faaliyet yapmıştık. Pencereden mesaj yazıp atıyordum. Çocuklar pencerenin altına geliyorlardı, gizlice bahçeye atlayıp giriyorlardı, mesaj yazıp öyle bağlantı kuruyorduk.  O devirde hastanede bağlantı kurduğum pencerenin resmi vardı bizim. Resmi var mı burada? O arka pencere işte, orada terk edilmiş bir hurda bahçe vardı. Hurdaların falan atıldığı yer, oranın yine böyle yıkık dökük bir duvarı vardı, oradan, o duvardan atlayıp içeri giriyorlardı, ikinci bir duvar daha vardı, oradan da atlayıp oradan pencerenin altına giriyordu bizim çocuklar. Oradan ben mesaj atıyordum. Yani öyle bir çalışma yapıyorduk, öyle zor şartlarda. Onun için çok zor dönemlerden geçtik. Şimdi de diyorlar ki; “iddia edilen Ergenekon terör örgütü ile niye uğraşıyorsunuz?” Niye uğraşmayalım? Biraz düşünürseniz, büyük bir tehlikeden memleketin kurulduğunu görürsünüz. Evet, göster bakalım. Bunlarda ünlü akıl hastalarıydı. Çok sevimlilerdi, bunlarda bana biraz yardımcı da oluyorlardı. Bu binanın alt kısmı. Bahçeydi. Bulunduğumuz kapalı bölümün en son kısmı burası. Bunun biraz ilerisinde benim oda vardı, yan tarafında. Yıkık eski banyodan bozma, küçük, kapısı kırık zaten. Açınca giriyor böyle, taşlar dökülmüş, duvarlar dökülmüş. Duvarlarda delikler var, koca koca delikler var böyle. Çok acayip bir yerdi böyle, kâbus gibi yani. Biz böyle şartlarda İslam’ı Kuran’ı anlattık. Ama şu an tabii insanlar bu dönemleri unutuyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, psikolojiksavasyontemleri.com diye bir sitemiz vardı, onu göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: psikolojiksavasyontemleri.com Evet, burada bu konular çok detaylı anlatılıyor.

DİDEM ÜRER: Belgeleriyle, bütün resmi belgeler de var, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: psikolojiksavasyontemleri.com. Evet, doğru. Halende, daha hala adamların uzantılarıyla uğraşıyoruz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye İsrail’in yaptığı saldırı haberleri için “Hiçbir gerekçeyle hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyet’i hükümeti İsrail’e herhangi bir başka Müslüman ülkeye dönük olarak iş birliği yapmamıştır, yapmaz, yapmayacağız da” dedi. Bununla ilgili Türkiye ile ortak olarak İsrail’in böyle bir şey yaptığı iddiaları varmış.

AYLİN KOCAMAN: Lübnan böyle bir iddiada bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Türkiye çok akılcı, makul bir politika izler. Tarihe leke sürecek akılsızca bir tavrı hiçbir zaman yapmaz Türk hükümeti. Hiçbir ülke yapmaz. Çünkü ülkede bir devlet terbiyesi vardır, Osmanlı’dan gelme, danışarak iş yaparlar, akılcı hareket edilir. Çılgınlık yapmaz Türkiye. Çünkü anormal bir şey eninde sonunda ortaya çıkar. Delice, yakışmayacak bir şey yapmaz Türkiye. Hep oturaklı aklı başında bir tavır, makuldür. Böyle yeni yetme bir üslup kullanmaz Türkiye. Dolayısıyla Türkiye İsrail’i sever. İsrail de Türkiye’yi sever ama zaman zaman ufak tefek gerilimler olur. Baba oğul arasında da bile oluyor bazen kavga, bağırıp çağırma ama baba oğlunu sever, oğlu da babasını sever. Türkiye ile İsrail’in arası her zaman iyidir, iyi kalacak. Aksi olmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Los Angeles Havalimanı’nda silahlı saldırı meydana geldi bugün. Yetkililer silahlı bir kişinin 3 numaralı terminaldeki güvenlik noktalarından birinde sağa sola ateş açtığını ve Havalimanı bir güvenlik görevlisi olmak üzere en az 3 kişinin yaralandığını ve saldırganın yaralı olarak ele geçirdiğini açıkladı. Çok uzun canlı yayında verildi.

ADNAN OKTAR: Bu canlı yayında veriliyor değil mi? Ben de baktım büyük televizyon kanalında çok önemli haber olarak veriliyor. Irak’ta 70-80 kişi bomba patladığında şehit oluyor, yüzlerce de yaralı oluyor. Nerede canlı yayını? Asla verilmez. Kaile dahi alınmaz. Gazetelerde küçük bir haber olarak geçer. O kadar. Müslümanlar kendilerini 2. 3. sınıf haline getirdiler. Bazı yerlerde, bazı kişiler. Bağnazlığın, koyu karanlığın, cehaletin insanlara verdiği görünüm, özellik, zaaf bütün şiddetiyle devam ediyor.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Amerikan’ın en büyük düşünce kuruluşu uzman raporu olarak Müslüman kardeşlerin nasıl bir değişimle başarılı olabileceğine dair bir rapor yayınladı. Raporun dikkat çekici özelliği hemen hemen tamamının, sizin de söylediğiniz konularla uyuşmasıymış, inşaAllah. Bazı başlıkları okuyabilirim, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam, şimdi başlıklarından özetler söyle.

DİDEM ÜRER: Tunus ve Türkiye’den öğrenmek yani Türkiye’nin deneyimlerinden ve İslam anlayışından ders almak bir madde. Tunus konusunda da Gannuşi’nin Tunus da plajlarda camilerde açık demesi örnek veriliyor bu konuda. Elit tabakayı da dışlamamak, bağnaz gruplardan uzaklaşmak, kadınların ve gençlerin ön plana çıkarılması, İslam’ın gerçeğinin eğitiminin yapılması gibi başlıklar var.

ADNAN OKTAR: Bu, Mehdiyet raporu. Rapor tamamen bizim mantığımız üzerine, bizim düşüncelerimiz üzerine kurulmuş bir anlatım. Sonra yeri gelince daha detaylarını daha derinliğini anlatırız. Ama bu mantık, dünyaya hâkim olacak, inşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam bir örnek verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin çok tekrarladığınız inşaAllah, başörtülü ve başörtüsüz hanımların imanının sorgulanmaması gibi konuları içeriyor bir de.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu mantık, Mehdiyet mantığı olduğunu söyledik. Mehdiyet şefkat, koruyup kollama, herkese adil ve eşit davranma üzerine kurulu bir sistemdir.

Evet, sen devam et.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mehmet Kutlular Ağabey’inin rahatsızlandığıyla ilgili bilgi vardı, alzheimer olduğuna dair. Ve Yeni Asya’nın yönetimine de 5 kişilik heyet atandığı söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Kutlular Ağabey değerli bir ağabeyimizdir. Risale-i Nur’dan taviz vermez. Allah ona huzur versin, kalbine huzur versin inşaAllah, hidayet versin. 

Evet, ben dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri vardı, inşaAllah. Kardeşlerimiz Trabzon’dan Halit ve Abdurrahman kardeşlerimiz 26 Ekim günü Yomra, Arsin, Araklı ve Sürmene ilçelerinden birçok yere 200 adet kitabınızı dağıtmışlar. 29 Ekim günü Bursa’da ki kardeşlerimiz Mudanya ilçesindeki 9 oteli ziyaret ederek sizin çeşitli kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel faaliyet, ne bereket. Bölgeye nur saçılmış, nur. Ellerine sağlık maşaAllah, elhamdülillah. Kalplere ferahlık. Allah üzerlerindeki derdi belayı çözsün. Üzerlerine nur serpsin Cenab-ı Allah, maşaAllah. 

DİDEM ÜRER: Hocam, Avrupa Birliği Başbakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış’ın Bitlis Günleri etkinliğinde milletvekilleriyle birlikte halay çekerken bir resim vardı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun, yakışır güzel olmuş. Egemen Bağış dışa dönüklük yönünden iyi. Tamam, sağcı, dindar, Kuran’a da bağlı, fakat hayatı yaşamayı bilen bir ruhu güzel anlatıyor. O yüzden Tayyip Hocam tabii daha iyidir ama bence Başbakan olarak münasiptir, inşaAllah. Çok yaman birisi, iyi olur, neşeli. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek de bugün Twitter hesabından bir kedi resmi paylaşmış, “kedi kardeşler” diye baya sevimli bir resim.

ADNAN OKTAR: Hakikaten baya şekerler. Mehmet Şimşek canım benim, o çok güzel ahlaklı, çok halim. İnsancıl, şefkatli, mütevazı, mazlum bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin. Kürt bir kardeşimiz. Nur, nur. Laz olmak, Çerkez olmak, Kürt olmak bir şey değil. Yani sırf onunla yeterli olmaz. Güzel ahlak, sevecenlik, ruh üstünlüğü çok hayatidir. Yoksa hepimiz adeta Hz. Âdem (a.s)’ın evlatlarıyız. Ama Allah onu güzel ahlaklı yaratmış, maşaAllah. Hissediliyor, cemalinden anlaşılıyor, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: T24 yazarı Ergün Babahan yazısında; “Hürriyet’in Orhan Pamuk, Hrant Dink gibi aydınlar üzerinden yaptığı linç hareketinin, Ahmet Kaya’ya da yapıldığını yani Hürriyet’in devlet adına bir nevi tetikçilik yaptığını” iddia etmiş.

ADNAN OKTAR: Ahmet Kaya’ya, delikanlıya zamanında ben çok baskı yapıldığını biliyorum. Çok mahcup edildiğini de biliyorum. O, dürüst, delikanlı tiynetli, mert bir delikanlıydı. Yani öyle solcuydu ama harbi delikanlı derler ya, o tarz bir delikanlıydı, mertti. Allah rahmet etsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz yine bugün Diyarbakır’da 1500 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Kayseri’de Kardeşlik ve İyilik Platformu tarafından düzenlenen Rabia Gecesi etkinliğinde 600 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Ayrıca Samsun’dan da kardeşlerimiz 75 adet iman hakikatleri kitaplarınızdan dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Cenab-ı Allah her yerlerini nur kılsın. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) talebesi olmayı Allah onlara nasip ediyor, bizlere de Allah nasip ediyor, onlara da nasip ediyor. Ne nimet, ne güzellik, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, ilk kez başörtülü milletvekillerinin katıldığı genel kurul oturumunu değerlendiren Kemal Kılıçdaroğlu; “Bugün çok mutluyum. Mecliste konuşan bütün milletvekillerimize çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Kemal Kılıçdaroğlu nurlu bir insan, daha önce de söylemiştim, çok efendi dedim. Hakikaten bak sonunda Seyyid olduğunu öğrendik. Alevi olması, Seyyid olması, onun bir güzelliği. Allah ömrünü uzun etsin. İnşaAllah, değerini bilirler. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’daki cunta lideri Sisi, Mursi’yi tasfiyeye hazırlanıyor. Bir istihbarat subayı; Mursi, 4 Kasım’da mahkemeye sevk edilirken düzmece bir kargaşada vurulacak” iddiasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Vurmasalar bile, adamı ya hapsederler, bilmem ne yaparlar. Zaten yaşı ileri yani çok zor duruma sokacakları anlaşılıyor. Mısır gitti, onu söyleyeyim. Yani Suudi Arabistan da gider. Sıradan, İran öyle. İttihad-ı İslam’ın dışında bir çözüm yok. Felaket kapıda. Ya İttihad-ı İslam’a sarılacaklar, ya felaketi kabul edecekler. Yani Fas, Tunus, Cezayir için de aynı tehlike mevzu bahis. Bak Libya mahvoldu. Tehlikeyi on yıl, yirmi yıl, otuz yıl öncesinden söyledik. Ama Mehdiyet’in ruhu da Avrupa’yı, Amerika’yı, her yeri sarmaya başladı. Bak deminki yazı, Mehdiyet’in bülteni gibi. Aklın yolu birdir. Mehdiyet demek, en akıllı insan üslubu demektir. En makul, en doğru, en isabetli hareketin adı, Mehdiyet’tir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Rusya Sochi Kış olimpiyatları öncesi, Kafkasya’da örtülü kadınların bombacı olma ihtimallerine karşı DNA’larını almaya başlamış. Bu şekilde bir uygulama yapıyorlarmış. 21 Ekim’de Volgograd’da 6 kişinin öldürüldüğü saldırıdan Dağıstanlı bir kadın sorumlu tutulmuştu. Bu nedenle intihar bombacısı olduğu öne sürülüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii çarşaflı bir kadın gelirse tedirgin olabilirler. Üstü başka, erkek de olabilir, yani o makul. Kadın polis arama yapsın. Yani onlara bir kolaylık yapıp, mahcup etmeden, tedirgin etmeden arama yapabilirler. Çünkü tamamen kapalı birisi, hakikaten bilemezler. Ne bilsin adam yani ne olduğunu? Erkekler arandığına göre, kadınların da aranması lazım. Dindar, Müslüman bir polis kadına arattırsınlar. Yahut kadınlara arattırsınlar.

“Hocam, kısa aralar çok uzun oluyor bence. On dakika olsa uygun olur” diyor. Ama o aralarda Risale-i Nur’dan böyle sayfa sayfa Hz. Mehdi (a.s) anlatılıyor. Bu, şahs-ı manevicilere acayip bir darbe oldu. Çünkü daha önce anlatıyorduk ama şimdi Risale-i Nur, direkt kitabın kendinden, okuyoruz kitabın üstünden. Yorum yok, görüyorsun. Açık, sarih diyor Bediüzzaman; “Benden 100 yıl sonra, Mehdi (a.s) gelecek” diyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor. Hiç lamı cimi yok. Hiç kaçacakları göçecekleri yer yok. “Üç vazifenin üçünü de yapacak” diyor. “Ben bir cihette birini yaptım” diyor. “Bir cihette bir vazife yaptım” diyor. “O her cihette üç vazifeyi birden yapacak” diyor. Çok net. Bütün alametler peş peşe, peş peşe, peş peşe çıkıyor. Bak şimdi deniz insanların başının üstünde. Deniz insanların başının üstünde. Harika bir şey olduğu için, Peygamberimiz (s.a.v) buna dikkat çekiyor. Bak, insanların deniz başının üstünde olacak. “İnsanlar, orada yemek yerler, sohbet ederler” diyor. “Açılan kuru yolda” diyor. Aynısıyla oldu. Tabii bu tahakkukundan sonra ortaya çıkıyor.

“Dün İsrail, Suriye’ye saldırıda bulundu. Ama Suriye yönetiminin amiyane tabiriyle gıkları çıkmadı. Ama kendi sivil halkına sürekli olarak zalimlik yapıyor, şehit ediyorlar. Hocam, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, inşaAllah?” Böyle işte Ortadoğu ülkelerinin büyük bir bölümü böyle. Kendi halkına kabadayıdır. İsrail’in karşısında da korkup diz çöküyor. Madem öyle kabadayısın, halkı bombalıyorsun, git İsrail’e de cevap ver. Dersin, “Sen benim askeri tesisimi vurdun, ben de sana vuruyorum” de. İflahını keser senin iflahını. Ödün kopuyor. Ama kendi halkına bak, nasıl kabadayı, nasıl dayılanıyor? Mazlum halkı bombalamak kolay geliyor ona. Dişin sıkıyorsa git, İsrail’e bir kabadayılık yap bakayım. Böyle garip bir durum var, İslam ülkelerinin birçoğunda. Kabadayılık yapıyorlar ama iş lafa geldiğinde, diz çöküyorlar.

“Muhammed Adnan Hocam’ın, aşkım Hocamın giydiği gömlek nedir öyle? Dünya sınırları içerisinde karizmasını açıklayacak kelime bulamıyoruz inşaAllah, maşaAllah. Hayatımda Allahualem, böyle çekici ve karizmatik, aynı zamanda muhteşem tatlı ve olağanüstü yakışıklı bir tecelli görmedim” diyor. MaşaAllah. Karizmanın diğer adı diyebiliriz, maşaAllah.

“Hz. İsa (a.s) hangi tür müzikler dinler acaba diye sorsak, mübarek Seyyid Muhammed Adnan Arslanoğlu Hocam, Hz. İsa (a.s)’ı anlatır mı inşaAllah? Hz. Mehdi (a.s) artık anlayamayanlara hidayet versin Rabbim” diyor. Yani “Onu anladım” diyorsun. Onunla ilgili sorun yok. O malum da, sadece konu Hz. İsa Mesih (a.s). Biliyorsan bize de bir anlat, öğrenelim. Hz. İsa Mesih (a.s) tabii müzik de dinleyecek, dışa dönük olacak, eğlenceden hoşlanan bir insan olacak, göreceksiniz. Son derece mütevazi, şakacı, güzel huylu, son derece yakışıklı, ince belli, geniş omuzlu, şahane bir delikanlı, maşaAllah.

Didem Hocam ben gidiyorum.

DİDEM ÜRER: Tamam Hocam, biz de peşinizden, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yarın görüşürüz inşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. 

Masaüstü Görünümü