Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (2 Kasım 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Aklına ve derinliğine hayran olduğum canım sevgilimin sohbetine başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kızılcahamam'da düzenlenen 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'na konuştu. ''Bu ülkenin ilk meclisi Atatürk'ün iştirak ettiği dualarla açılmışken Marmaray'ın dualarla açılması sizi neden rahatsız ediyor?'' diye sordu. ''Bu ülkenin bizatihi İstiklal Marşı'nda dua vardır'' dedi.

ADNAN OKTAR: Başbakanımız o konuda çok rahat etsin. Marmaray'ı hadiste Peygamberimiz (s.a.v) çok detaylı bilgi vermiş, açıklama yapmış. “Marmaray'ın iki tarafında da” diyor; yani Marmaray diye geçmiyor da denizin altından geçecek bir yoldan bahsediyor, “iki tarafında da bayraklar vardır” diyor, “ve tekbirlerle, Allah anılarak, dualarla açılır” diyor. Hadis böyle. Kader böyle. Kaderde olan oldu. Kaderin dışında bir şey yok. Hatta bak; “içinde insanlar yemek yerler, otururlar” diyor. “Deniz onlardan uzaklaşır” diyor. 60 metre kadar uzak. “Kuru bir yol açılır, müminler oradan geçerler” diyor. Ama içinde iskan edilecek halde olunacağını da hadisler belirtiyor. “İçinde yemek yerler, otururlar” diyor. O şekil. “Hazineler çıkar” diyor, aynı anda. Hakikaten hazineler çıktı. Tarihi hazinelere ulaştılar, biliyorsunuz. İki ucunda da bayraklar olmasından bahsedilmesi çok manidar. Hem tören nedeniyle, hem bayram nedeniyle bayraklar var. Allah anılarak açılıyor. Tam, mutabık. “Kuru bir yol” diyor bak, “kuru” tam anlamıyla kuru. Nemli bile değil bak, “kuru bir yol.” “Oradan müminler, insanlar geçerler” diyor. Ve oradaki araçtan bahsediyor, “ayaklarıyla bir şey yaparlar ve kendiliğinden giderler” diyor. Kendiliğinden gider, yani herhangi bir at, hayvan bir şey olmadan, “ayağıyla bir şey yapar” diyor. Talebelerinden bahsediyor, ahir zamandan bahsediyor, “ayaklarıyla bir şey yaparlar ve kendiliğinden gider” diyor, açık. Tam anlamıyla ahir zamanın bir tecellisi, bir ahir zaman alametidir. Dualarla açılması da son derece normal. Atatürk'ten örnek vermesi de güzel olmuş Tayyip Hocam’ın, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine Başbakan Erdoğan; ''Bize kimse millet, milliyet dersi vermesin. Birileri bizi anlamasa da milletimiz bizi çok iyi anladı ve anlıyor'' dedi. Ve; ''Biz milletin hizmetkarıyız'' diye söyledi. ''AK Parti içinde 11 yıldır 'sen-ben' kavgası çıksın isteyenler var. Bu heveslerini kursaklarında bıraktık. Bundan sonra da aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz'' dedi.

ADNAN OKTAR: Ama onlar hakikaten anlayamıyorlar. Klasik siyasetçi zannediyorlar Tayyip Hocam’ı. Diğer AK Parti'nin yöneticilerini de klasik siyasetçi zannettikleri için, herhalde bir menfaat kavgasına düşerler, birbirleriyle uğraşırlar falan, makam mevki hırsına düşerler diye düşünüyorlar. Halbuki ihlasla hareket ediyorlar. İbadet olarak hükümeti oluşturdular. Hükümet etme nedenleri, başbakan olma, bakan olma nedenleri ibadet kastıyla, siyaset kastıyla değil. Bunu anlamadıkları için bazı arkadaşlar, illaki bir şekilde birbirlerine düşeceklerini zannediyorlar. Böyle bir şey olmaz. İbadet için hareket eden bir Müslüman'da, o tarz bir davranış olmaz, boşa beklemesinler. Evet.

DİDEM ÜRER: Diyanet İşleri Başkanı Görmez, ''Dünyadaki bütün Müslümanların mezhep farkı olmaksızın yeni Kerbela'ların yaşanmaması için ortak bir dil, kültür ve düşünce geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Bir gönül birliği kurmalılar'' dedi.

ADNAN OKTAR: İşte onu yapacak olan Hz. Mehdi (a.s)'dır. Hz. Mehdi (a.s) dışında yapacak olmaz. Hep temenniler olur, temenni edenler olur ama temenniyi geçmez. Abdülhamit döneminden beri, Abdülhamit de rahmetli aynı şeyi söylüyordu, her gelen aynı şeyi söyledi, bütün ilahiyatçılar aynı şeyi söylediler. Bunun sahibi Hz. Mehdi (a.s)'dır. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında olmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Meclis, başörtüsünün ardından kadın milletvekillerinin pantolon giymesinin önündeki engelleri de kaldırıyor Hocam.

ADNAN OKTAR: 21. yüzyılda Mecliste ‘hanımlar pantolon giyemez' diye yasak oluyor ve bu yasak kalktığı için de seviniyoruz. İnanılır gibi değil. Hanımların hiçbir şeyine karışmayacaklar, hiç. Hanımlara daima pozitif ayrımcılık olacak. Her yerde onları göreceğiz; kaliteli, temiz, bakımlı olarak.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz burada hep erkeklerin, kadınların giyimi hakkında konuşmaya hakkı olmadığını açıklamıştınız. Meclisteki başörtüsüyle ilgili günden olduğu gün, bayan milletvekilleri de aynı yönde açıklama yaptılar. “Erkeklerin bu konuda hiçbir hakkı yok, konuşmasınlar” diye.

ADNAN OKTAR: Ama hayrettir, ne konuşsam ama ne konuşursam konuşayım ertesi gün hem yazarlar, hem siyasetçiler kelimesi kelimesine aynısını söylüyorlar. Ama her gün istisnasız, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP heyeti Washington'da Amerika'daki Ermeni Diasporası’yla görüştü. Ermeniler konusunda Türkiye'ye karşı en sert şekilde tavır olan kuruluş olarak biliniyor bu kuruluş. Ve görüşmede Ermeni Kürt ortaklığını geliştirme imkanları ve Ermenistan ile Kürdistan'ın ulusal ortak hedefleri konuşulduğuna dair bir açıklama yapıldı.

ADNAN OKTAR: Ermeniler de kardeşimiz, Kürtler de kardeşimiz. Ermeniler bizim parçamız, canlarımız.

Ne demekmiş Diaspora?

DİDEM ÜRER: Herhalde Ermenistan’ın dışında yaşayan.

ADNAN OKTAR: Böyle alengirli laflara ne gerek var diaspora bilmem ne? Anlamaz halkın bir çoğu diaspora? Yurt dışında onları destekleyen güç. Destekçileri, yurt dışındaki sempatizanları.

Ermeniler bizim parçamız, canlarımız. Kürtler bizim canlarımız, kardeşlerimiz. Osmanlıdan beri hep iç içeyiz. Hep sevgi içinde, dostluk içinde, kardeşlik içinde yaşadık. Bundan sonra da öyle yaşayacağız. Osmanlı ne güzel isim vermiş; ‘Millet-i Sadıka’ diyor. Hiç kimseye dememişler ‘Millet-i Sadıka’ Ermeni kardeşlerimiz için. Osmanlı ordusunda paşalar o kadar çok ki, hep Ermeni. Kürt paşaların haddi hesabı yok. Sonradan çıktı bu ırkçı kafa. Çok korkunç. Nereye dönsek Kürt aşağı, Kürt yukarı. Laz de, Çerkez de, Türk de, Arnavut de, hepsi Allah’ın kulları. Bu nedir gece gündüz Kürt Kürt Kürt? Bazıları sırf Türk Türk Türk, başka bir şey demiyor. Ama kavim anlamında yani saf Türk anlamında Türk diyor. Türk derken katıksız, kafatasçı anlamda Türk. Yoksa Atatürk’ün dediği anlamda, bizim dediğimiz anlamda hars milliyetçiliği, hars Türklük anlamında değil. Çünkü hars milliyetçiliği dediğinde Kürt’te de, Ermeni’ye de, Laz’a da, Çerkez’e de hepsine Türk demiş oluyorsun. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde herkes Türk. Ama öbür kafada kesin sınırlar var. Laz’ı Türk saymıyor, Ermeni’yi Türk saymıyor, Kürt’ü Türk saymıyor. Onları bambaşka bir şey olarak görüyor. Hatta mücadele edilmesi gereken topluluklar olarak görüyor. O kafa gitti gerçi ama onun hastası olanlar da vardı işin doğrusu. Bu tip bir hastalığa duçar olanlar da vardı. Ama küçük sayıda oldular, hep devletin içine sızmaya çalıştılar, partilere sızmaya çalıştılar, fakat hep hiç kimse müsaade etmedi.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çorum’dan kardeşlerimiz Perşembe günü bir araya gelip ayetlerden ve sizin kitaplarınızdan okumuşlar, inşaAllah. Ve bugün de yine toplanmışlar, Mustafa Üstün Hocamız’ın sohbetlerine katılmışlar.

ADNAN OKTAR: Meclisin güzelliğine bak, ruhaniyete bak meleklerle iç içe, maşaAllah. Çocuklar, masum çocuklar ne güzel. Allah ne güzel rızık vermiş onlara. Ne güzel sohbet, ne güzel ortam, ne güzel ev, ne güzel insanlar, maşaAllah.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Şahin Alpay yazısında; ''Türkiye'nin milli menfaatlerini takip etmesi zaman zaman NATO ve Avrupa Birliği ile sürtüşme oluşturabilir. Ancak her zaman bunu aşacak bir yol bulunur” yorumunu yapmış. Ve “Türkiye ne NATO'dan çıkar ne AB üyeliği hedefini terk eder'' yorumunu yapmış.

ADNAN OKTAR: NATO'dan niye çıkalım? Avrupa Birliği üyeliğinden niye ayrılalım? Avrupa bizim canımız, çok seviyoruz biz Avrupalıları. Avrupa'nın kültürü, sanatı, estetiği, temizliği her yönden ideal, çok hoş. Çok klas insanlar. Her yönden güzel insanlar. Neden Avrupa'ya tavır alalım? Öyle bir hükümet zaten başarılı olamaz. AK Parti'nin de öyle bir hedefi olmaz ve olamaz. NATO da gerekli olan bir müessese. Ama inşaAllah İttihad-ı İslam olduğunda ne NATO'ya ihtiyaç kalır ne başka şeye ihtiyaç kalır, inşaAllah. Ama her zaman için bu tip birlikteliklerde fayda vardır. NATO da çünkü barışçıl bir birliktelik, iyiliği, güzelliği amaçlayan bir birliktelik.

Esra Zeynep; “Her rengin istisnasız, her rengin yakıştığı bir sultanım var benim. Şu an bu yazıyı okuyor, inşaAllah. Canım Hocam yine çok şıksınız, çok heybetlisiniz maşaAllah.”

“Hocam, bu gece nur saçıyorsunuz, her konunuzu dikkatle dinliyoruz. Biz iki askeriz, bizim için hayır-duanızı eksik etmeyip nur ağzınızdan bize selam yollarsanız bizler de duacı oluruz.” Çağrı, Ali. Allah kalplerinize sürur ferahlık versin. Siz Mehmetçik olma şerefine ermişsiniz, kendiniz bereketsiniz zaten, kendiniz nursunuz. Askerlik dergahına girdin mi, o Muhammedi dergahına girdin mi, zaten nur kesilir insan. Askerlerimiz nurdur. Allah kalplerinize ferahlık versin, sağlık sıhhatle, inşaAllah evlerinize dönersiniz.

Hocam, ibadet ediyorum, sizin eserlerinizi okuyorum ama sürekli nefsime ve şeytana uyuyorum. Bu beni çok üzüyor. Acaba nefsime, şeytana karşı nasıl karşılık verebilirim?'' Kemal Selim. Olabilir, insanlarda rastlanmayan bir şey değil. Kuran zaten onu anlatıyor. Müslüman tevbe ediyor, azmini artırıyor, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri okuyor. Düşünüyor, tefekkür ediyor, kendini geliştiriyor. Allah'a dua et; “Ya Rabbi imanımı güçlendir” de. “Sana olan sevgimi artır” de. İlmi bilgiyi alırken sakın üşenme, sıkılma, yorulma. O çok önemli. Mesela hücreyi, kromozomları, kofulları, stoplazmayı şunu bunu inceliyor insan. Yorulmadan ve dikkatlice incelemesi lazım. Çünkü Allah yaparken bizim hoşuma gitsin, sanatı görelim diye yapmış.

Allah'ın sanatından yorulmaz insan. Sanatı aşkla inceleyeceksiniz, nasıl çiçeği aşkla inceliyorsunuz, kediyi, güzel bir çocuğu nasıl aşkla inceliyorsunuz, seviyorsunuz; hücre de aşkla incelenecek Allah'ın bir sanatıdır. Detay detay oradaki kaşı, gözü, ağzı, burnu göreceğiz. O da canlı çünkü. Onun da kaşı, gözü olur, hücrenin de. Kendi güzelliği vardır. Oradaki Allah'ın zengin detaylarına bakıp hayran olacağız. O zaman aşk daha artar. Aşk artınca Allah'tan korku artar. Allah'tan korku artınca tevekkül artar. Tevekkül artınca sinirlerin alınmış olur. Kafan çok rahat eder, ferahlarsın. Üstüne bir sürur, bir ferahlık, bir suhulet gelir, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Ankara Sıhhiye’de 30 kadar kitaplarınızı dağıtmışlar, inşaAllah. Yine dün Yenibosna’da çok sayıda kitabınızı dağıtmış kardeşlerimiz. Bu akşam da Diyarbakır’da 1400 adet A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah maşaAllah. Aslanlar her yeri titretiyorlar. Allah kalplerine nur ve iman doldursun. MaşaAllah elhamdülillah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah. İhvan Forum sitesinde Mahmut Efendi Hazretleri’nin rüyasıyla ilgili bir bilgi vardı, okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: İhvan Forum sitesi, nedir bu?

DİDEM ÜRER: Bu Mahmut Efendi Hazretleri’nin cemaatinin sitesi.

ADNAN OKTAR: Tamam, evet.

DİDEM ÜRER: Mahmut Efendi Hazretleri bir zatın kendiyle ilgili gördüğü rüyayı anlatıyor ve ''Bu sevincim” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)'a biat etmeden ölmeyeceğimin müjdesidir'' şeklinde yorumluyor. Şöyle geçiyor haberde “Mahmut Efendi Hazretleri geçenlerde hastaneye kaldırıldı, o esnada bir rüya görüldü. Rüyada Hz. Nebiyullah (s.a.v.) Efendimiz geldiler. Bir matara su getirip, o Allah dostuna içirdiler.”

ADNAN OKTAR: Mahmut Hocamız’a Peygamberimiz (s.a.v.) su içirdiğini rüyasında görüyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Evet. “Hastaneden bir gün sonra sağlığı çok iyi açıklaması yapıldı. Bu Allah dostunun fazla vekili yoktur. Henüz halifesi de yoktur, sünnete en çok riayet eden bir camia olmaları sebebiyle, herkesçe çok kolay bilinecek bir gruptur. Efendi Hazretlerine hastanede benimde bulunduğum bir ortamda bu rüyayı anlattılar ve kendileri dediler ki” Bunu Mahmut Efendi Hazretleri anlatıyor, şu an da kişiye, ziyarete gelene “artık bu suyu gaybi alemde içmiş olmamla birlikte, sağlığım çok iyi oldu, direncim arttı. Çok şükür, Allah beni sevindirdi. Bu sevincim Hz. Mehdi (a.s)’a biat etmeden ölmeyeceğimin müjdesidir.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Mahmut Hocamız daha önce de Hz. Mehdi (a.s)'ın hayatta olduğunu söylüyordu. Sonra Mehmet Talu Hocamız da söyledi Hz. Mehdi (a.s)'ın hayatta olduğunu ve Mahmut Hocamız’ın da bunu tasdik eder konuşma yaptığını söylemişti. Şu an Mahmut Hocamız ne diyor? “Ben Hz. Mehdi (a.s)'ı göreceğim” diyor, inşaAllah. İşte bu kadar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hadi Uluengin bugün yazısında, Ulusalcıları, Karl Marks'ı Cumhuriyetçi olarak tanıttıkları için eleştirmiş. ''Bugün Marks'ı Cumhuriyetçi ve Demokrat yapanlar yarın Atatürkçü bile yaparlar'' diyor yazısında.

ADNAN OKTAR: Ben Marksist düşünceyi, Darwinizmi yıkarak, etkisiz hale getirdim. Dolayısıyla şu an göğsünü gere gere 'ben Marksist'im' diyen adam pek olmaz. Göğsünü gere gere 'Darwinist'im' diyen adam olmadığı gibi. Hangi profesör, -bakın Türkiye'de üniversite sayısını saymakla bitiremiyoruz, profesör sayısı da öyle çok çok fazla, doçent sayısı da çok fazla.- Bir tanesi de çıksın; “ben Darwinizmi gürül gürül savunuyorum” desin. Bir elin parmaklarını geçmez. Onlar da yavaş yavaş tasaffi ediyorlar. Şu eski yaşlı profesörler var Darwinist, hepsi vazgeçtiler.  En güzel neydi o? Ali Demirsoy. Ne diyor? “Etrafımda artık Darwinist kalmadı” diyor “arkadaşlarıma gidiyorum” diyor “veyahut Darwinizm ile ilgili konferans verelim” ‘Ali sen hakikaten inanıyor musun?’ diyorlar” diyor. Haklılar. Ne yaptık Darwinizmi? Buhar yaptık, ilimle irfanla. Gazetelerde, internet sitelerinde “halka bulundu, halka koptu, halka uçtu” diyenler oluyor mu? Olmuyor. Ne zamandan beri? Aylardan beri. Eskiden bir kısmı yok şunu bulduk, yok bunu bulduk, anlatıyorlardı. Her seferinde tak cevabını veriyordum. Dünya çapında cevap veriyorduk, dünya çapında mahcup oluyorlardı, artık pes ettiler. Dünyanın hiçbir yerinde ‘halka’ edebiyatı kalmadı. Hafta sekiz, gün dokuz buluyordunuz. Ne oldu size? Ne oldu? Bir şey oldu. Göremiyorlar artık. Çünkü gözlerini kapattık. Artık doğruyu görme gözü açıldı. Bundan sonra doğru olmayan bir konuşma duymayacağız. Darwinizmin tarih olduğunu, artık çocuklar birbirlerine anlatıyorlar. “Ağabey” diyor “eskiden Darwinizm diye bir şey varmış” diyor, öyle başlıyorlar. Vesile olduk, inşaAllah.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan bir kardeşimiz annesiyle birlikte broşür dağıtmış Hocam. Size sevgilerini iletiyorlar. Eyüp Sultan’da da başka kardeşlerimiz Sizin kitaplarınızdan halkımıza hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Aman ne güzel insanlarmış, ne güzellermiş bunlar. MaşaAllah. Şu ufaklığı yaklaştır bakayım. Ne şeker şeymiş o öyle. Keyfi yerinde baya, maşaAllah. İyi. Allah kalplerine ferahlık, sürur, sühulet, ferahlık versin. İman derinliği versin Allah. Cennette de Allah kardeş etsin. Böyle aşina olduğumuz insanları cennette görünce, çok hoşumuza gider. Cenab-ı Allah’ın sanatını göreceğiz. İnşaAllah. Dünyada görüyoruz, ahirette çok daha fazlasını görmüş olacağız.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Suriye'de Şam ve Humus tamamen Esad'ın askerlerinin kuşatması altında Hocam. Bu bölgelere hiçbir şekilde dışarıdan gıda girmesine izin verilmiyor. Ve açlıkta çok yaygınlaşmış. Birçok çocuk açlıktan ölmeye başladı, inşaAllah. Buna dair haberler var.

ADNAN OKTAR: Ona müsaade edilmemesi lazım. Mesela nakliye uçağıyla oraya yiyecek atılması lazım. Yiyecek gönderilmesi ve gıda ama engellerseler de işte ona göre teknik bir koruma yapabilirler.

DİDEM ÜRER: Esad askerleri de kişileri, evlerine yemek götürmek istediklerinde haysiyet kırıcı tavırlarda bulunarak bazı şeylerde bulunuyorlarmış Hocam. Evine yemek götürmek isteyen yaşlı insanlara, onları tenzih ederim, Müslüman kardeşlerimizden, bazı sesler çıkarmalarını istiyorlarmış, hayvan sesleri. Ancak o şekilde götürebilirsin gibi.

ADNAN OKTAR: Şimdi olaylar zaten vahşet boyutunda tabii, çok korkunç. İslam aleminin hocalarının büyük bölümü keyfinin, zevkinin peşinde, göbek geliştirmenin peşindeler. O yüzden de “İttihad-ı İslam’a gerek yok, Hz. Mehdi (a.s)’a da gerek yok, Hz. İsa Mesih (a.s) da gerek yok. Siz bizi besleyin gerisine karışmayın” kafasındalar. Habire kendi keyfine, kendi zevkine, kendi çıkarına uygun zemin hazırlamaya uğraşıyorlar. Müslümanlar da onları âlim, hoca zannedip peşlerine takılıyorlar. Allah akıl fikir versin.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın katıldığı 5. İzmir İktisat Kongresi'nin başlamasından 3 gün önce 10 kişilik bir canlı bomba ekibi ihbarı yapıldı. Ve DHKP-C'li bir terörist toplantıdan hemen önce ele geçirildi. Yunanistan üzerinden yasal olmayan yollarla girdiği anlaşıldı bu kişinin.

ADNAN OKTAR: Evet, öyle ilginç tipler oluyor. Çok uyanık olmak lazım, iyi istihbaratı sağlamak lazım. Riskli vakaları çok iyi analiz etmek lazım. İhbar mekanizmasının iyi işlemesi gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mensur Akgün yazısında, İsrail-Türkiye ilişkilerini tartışmak için Tel Aviv’de düzenlenen bir toplantıdaki izlenimlerini yazmış; “İki ülke daha yakınlaşmış olmalarına rağmen tam olarak birbirlerine güvenmiyor. İsrail’de zaman sanki Davos’ta durmuş, Türkiye’nin İsrail eleştirileri Antisemitik olarak algılanıyor. Ve basında Sayın Erdoğan’la ilgili fantastik yazılar çıkıyor” demiş. “Bu gidiş devam ederse ilişkilerin kopması kaçınılmaz” diye yorumluyor. “Türkiye, İsrail’deki önyargıyı kaldırmak için çaba göstermeli, küçük jestler ve iyi niyetle sorunlar aşılabilir” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel söylemiş. İsrail’le politik-siyasi bazı çekişmeler oluyor olabilir. O ayrı mesele ama İsrail halkıyla Türk halkının dost olduğu, birbirlerini sevdikleri, birbirlerini koruyup kolladıkları, birbirine muhabbet duydukları sürekli vurgulanmalı. Ama siyasi gerilimler olabilir. Siyasi anlaşmazlıklar olabilir. Mesela kaç siyasetçi var? On siyasetçi burada, on siyasetçi orada, yirmi kişiyi ilgilendiren bir şey var orada. Ama ne İsrail halkını, ne Türk halkını ilgilendiren bir durum olmaz bu. Onun için bir siyasetçinin demecini bütün Türk milletine mal etmek, İsrail’de bir siyasetçinin demecini bütün İsrail halkına mal etmek akıllı bir hareket olmaz. Çok yanlış olur. Biz İsrail’le dostuz. İsrail milletiyle de dostuz. Musevi kardeşlerimizi biz her zaman sevdik. Osmanlı döneminde de sevdik. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da sevdik. Hep şefkat gösterdik. Peygamberimiz (s.a.v)’in Musevi hanımı vardı. Sahabeler hep koruyup kolladılar Musevileri. Osmanlı koruyup kolladı. Bunun aksini hiç kimse yapmaz ve yapamaz. Ama siyasi demeçler, siyasi düellolar olabilir. Bu on kişi, yirmi kişi, en fazla elli kişiyi ilgilendirir. Milyonlara varan İsraillileri de, milyonlarca Türk milletini de ilgilendirmez. Biz dostuz. Bunu kimse ortadan kaldıramaz. Üç beş demeçle, üç beş konuşmayla İsrail-Türkiye dostluğu bozulmaz. Buna inanıyorsa bir insan zaten dostluğun güçlü olduğuna inanmıyor demektir. Bu çok yanlış. Bizim dostluğumuz Kuran’a dayanıyor. İsrail milleti, İsrail’de olacak. Onların yerinin ora olduğunu söylüyor Allah Kuran’da. Ve ehl-i Kitaba karşı Allah şefkatli olmamızı, onlarla dostane geçinmemizi, koruyup kollamamızı istiyor Allah. Hatta müşrikleri dahi. Bakın, onlar ehl-i Kitap, “Müşrikleri dahi” diyor, “Bir yerden bir yere götürürken koruyup kollayın, hayatınızı ortaya koyun” diyor Cenab-ı Allah “Ama onlara zarar gelmesin” diyor. Dolayısıyla “Allah Bir’dir” diyen, Allah’ın Birliğine, varlığına, cennete cehenneme inanan, peygamberlerin varlığına inanan, ehl-i Kitap olan ve Peygamberimiz (s.a.v)’in eş olarak Musevilerden eş aldığını da düşünerek bu olaya bakmamız lazım. Kuran ne diyor? Musevilerle evlenebilirsiniz. Yani “Onları dost edinin, sırdaş edinin, arkadaş edinin, yar ve yaren edinin, ömrünüz boyunca eşiniz olarak onunla yaşayın” diyor. Böyle bir millete, böyle bir topluluğa, böyle bir inanca tavır almak Türk milletinin kabul edeceği bir şey değildir. Biz üç beş kişinin demeciyle, konuşmasıyla, bizi provoke etmesiyle heyecanlanıp, İsrail milletine tavır almayız. İsrail milleti de üç beş kişinin konuşmasıyla, halkı provoke etmesiyle Türk milletine tavır almaz. Tayyip Hocam’ın da İsrail milletine karşı bir tavrı olmadığını defalarca söylediğini herkes biliyor. Bir kere, iki kere, üç kere, dört kere değil, defalarca söyledi. Her seferinde açıkladı; “Ben, İsrail milletini seviyorum, Musevileri seviyorum, halk olarak seviyorum. Benim siyasi sorunlarım var, ben bunlara karşıyım” diye açıkladı. Bunları anlamazdan gelmek yanlış olur.

DİDEM ÜRER: Meclisteki başörtüsü yasağının kalkmasıyla ilgili CHP’deki ulusalcı vekillerin “eylem yapalım” önerisini Deniz Baykal’ın engellediği ortaya çıktı Hocam.

ADNAN OKTAR: Deniz Baykal aslandır, Çerkez koç yiğididir. Dindardır, beş vakit namazında, muttaki, son derece dürüst bir insandır. CHP “eylem yapalım” derse, Allah esirgesin millet CHP'yi bitirir. CHP'yi yok etmek isteyenlerin fikri bunlar. CHP, Sayın Deniz Baykal'ın ve Sayın Kılıçdaroğlu'nun kontrolünde gayet güzel gelişiyor şu an. Ve gelişir de. Gençlik Kolları Başkanı bir delikanlı var. O da çok efendi maşaAllah, dindar da. Böyle insanlarla CHP gelişecektir. Yoksa iddia edilen Ergenekon terör örgütünü savunan, komünistlere kol kanat geren, şiddeti savunan, başörtülü hanımlara 'niye meclise başörtülü girdiniz?' diyen bir zihniyet olmaz. Ama CHP tabii ki laikliğin koruyucusudur. Yani titiz koruyucularındandır. Titizdir, denge sağlayıcıdır. Hakikaten bağnazlık büyük bir tehlikedir. CHP’nin bu konuda bir uyanıklığı vardır. Yani titiz bir koruyucu kollayıcı tavrı vardır. Ama böyle bir hareket CHP’yi siler. Yani şefkate, merhamete, kadına saygıya hiç uygun olmayan bir tavır olur. Başörtülü hanım istiyorsa girsin meclise. Tayyör de giysin, etek de giysin, pantolon da giysin, makyaj da yapsın, ne yapıyorsa yapsın. Hanımlara karışılmaz, çok ayıp. Erkekleri ilgilendiren bir şey değil bu. Onlar kendisi istediği gibi karar verir. Pozitif ayrımcılık uygulanıp, kadınlara hep saygı, hürmet gösterip, baş tacı etmek lazım. Dünyada yüzyıllardan beri kadınları ezdiler. Artık bu bela bitsin. Bu utanç bitsin artık.

“Beyaz gömleğinizin rengi şahane, bizi bitirdi canım Hocam. Hele ‘hücreyi detay detay şevkle inceleyin, Allah’ın sanatını coşkuyla öğrenin’ dediğiniz an, bizi Allah’a yakınlaştıracak bir sır daha öğrenmenin sevinciyle bayılacaktık. Kelime ve cümleleri sizin ağzınızdan öyle güzel, öyle çarpıcı, öyle etkileyici ki canım Hocam” diyor, inşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış. MaşaAllah.

Belkıs Hanım diyor ki; “Olay, olay, olay, yine çok muhteşem yakışıklı ve karizmatik görünüyor Hocamız. Mendile usulca zum yapılabilir mi?” diyor.

“Eskiden televizyona çıkanlar, herkes sizin söylediklerinizi söyleyip kendi fikirleriymiş gibi söylemeye çalışıyorlardı, artık değiştirmeden kelime kelime sizin söylediklerinizi tekrar ediyor, maşaAllah. Hocam, adeta siz konuşuyorsunuz” diyor. “Önde gelen birçok kişi,” diyor, “herkes, siyasetçiler, gazeteciler önde gelen birçok kişi söylediklerinizi kelimesi kelimesine tekrar ediyor. Yani siz evinizdesiniz ama fikirleriniz her anlamda iktidarda ve gündemi siz yönlendiriyorsunuz, inşaAllah” diyor. “Bunu çok net olarak görüyoruz” diyor, maşaAllah. Ama şaşıyorum hakikaten ertesi gün, ya insan kelime çıkartır, değiştirir, kelimesi kelimesine aynısını söylüyorlar. MaşaAllah.

“1980 senesinde Mahmut Efendi’nin Fatih’teki kurslarında, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiği duyulmuştu. Ben de o sırada orada idim. Bunu duydum” diyor. Firdevs Hanım, maşaAllah. Çok meşhur bir konu. Bak, Mahmut Hocamız da demiş, “Ben göreceğim” demiş, maşaAllah. Mehmet Talu Hocam da ne dedi? “Ben göreceğim” dedi. İnşaAllah.

“Bu akşam yüzünüz daha pürüzsüz, daha nurlu, gerçekten çok yakışıklısınız, çok karizmatiksiniz” diyor. Gökçe Hanım, maşaAllah.

DİDEM RAHVANCI: Bu geceki yayınımız burada sona eriyor. Yarın tekrar Hocamızla birlikte burada olacağız, inşaAllah. Allah herkese hayırlı geceler versin. 

Masaüstü Görünümü