Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (3 Kasım 2013; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Bir tanem canım aşkımın sohbetine başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan istişare toplantısının kapanışında konuştu bugün. Başlıklar özetle şöyleydi: “Her söz, her görüş, her öneri bizim için eşi bulunmaz değerdedir. Herkesin aynı düşündüğü bir dünya takdir edersiniz ki sıkıcı, renksiz, tekdüze bir dünya olurdu” dedi. “Bizim belli ilke ve sınırlarımız var ama bu başkalarını dinlememize engel değil. Politikalarımız herkesi kucaklayacak şekilde oluşturulmuştur. Bize oy vermeyenlerin hukukunu savunmak için, istişarelerimizi artırarak sürdüreceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Üslup daha iyi olmuş, aranan bu. “Bunu daha geliştireceğiz” diyor, o zaman bu daha da iyi. Evet, bu üslup hayati. Hükümetin bel kemiği bu. Bu üslubun sürekli gündemde tutulması, sürekli geliştirilmesi, sürekli hayata uygulanması çok önemli.  

DİDEM ÜRER: Hocam, şöyle devam ediyor konuşmasına Başbakan: “Birileri bize ‘susun konuşmayın’ diyor. Allah aşkına susarsak, yüreğimizde hissetmezsek yarın biz Hz. Hüseyin (r.a)’ın yüzüne nasıl bakarız? Bizim her meselede safımız bellidir. Biz hiçbir zaman Yezid’lerin safında olmadık. Bundan sonra da Hz. Hüseyin (r.a)’ın safındayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş, güzel söylemiş. Mazlumdan yana, iyiden yana, zalimden yana değiliz diyor. Evet, bu Alevi kardeşlerimize de güzel bir mesaj olmuş.

Diyorlar ki: “Alevi karşıtı Başbakan.” Bakın, eğer koyu Sünni, bağnaz Sünni mantıkta olsa Yezid’den yana olurdu. Yani bağnaz, Sünni’nin bağnazı olsaydı. Çünkü Yezid’e laf söyletmez bazı Sünniler. Ama bak Başbakan hakkı söylüyor. “Ben o adamı sevmiyorum” diyor. “Hz. Hüseyin (r.a)’ı seviyorum” diyor. Yerini almış, güzel.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, “Türkiye olarak safına bakmadan, inancına, diline, derisinin rengine bakmadan, özellikle de mezhebine bakmadan dünyanın her yerinde sadece hakkı savunmaya devam edeceğiz” dedi aynı zamanda. “Eğer bugün Mısır’da oyları hiçe sayılanlar kendilerine darbe yapılanlar olsaydı, Türkiye onların haklarını da savunacaktı” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, genelinde üslup iyi. Başbakan orada konsepti tam yakalamış. Bu mantıkta giderse zaten tamamdır. Sünni’nin iyisi iyidir, ama bağnazı kötüdür. Yoksa Sünniler güzel insanlardır. Şiiler de öyle, Şii’nin iyisi iyidir. Mesela bak, “kardeşiz” diyor, “muhabbet ehliyiz” diyor, “Sünni-Şii hep beraberdir” diyor. Bu gerçek Şii. Ama bir de Şii’nin hasta olanı vardır. Sünni’den nefret eder, Vahhabi’den nefret eder, herkesten nefret eder. Onlar da hasta olanlar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de siz “Türkiye’nin dış politikada özellikle taraf olmaması önemlidir” diye daha önceden de açıklama yapmıştınız. Başbakanımız bu konuda da söyledi: “Biz bîtaraf olamayız. Bîtaraf olan, bertaraf olur. Biz her zaman haklının hakkın yanında olduk” dedi. “Kim haksız konumda olursa onu savunuruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani herkesi kucaklarız. “Bîtaraf olan bertaraf olur.” Bediüzzaman’ın sözüdür bu. Bediüzzaman’ın o güzel sözünü alması da bir işaret. O da iyi. Ama mesela Mısır; Mısır’da biz İhvan’ı koruruz, şefkat duyarız. Ama yüzde ellilik bir kitle var karşılarında, ordu var; onları da koruruz, onlara da şefkat duyarız. Onların da doğru, haklı yönleri var. İki tarafın da doğru haklı yönleri var. O doğru haklı yönleri hepsinden toplarız, hepsini uygularız. Mesela bak, yüzde ellinin yüzde yirmi beş yahut yüzde otuz doğru yönü var. Diğer yüzde ellinin de yine yüzde otuzluk doğru yönü var. İki yüzde otuzu birleştiririz yüzde atmış yapar. Kırkı da biz ilave ederiz, eksik olan o bölümü de biz ilave ederiz, eder yüzde yüz. Hepsine sevgiyle bu güzelliği uygulamış oluruz.

Badem şekerim çok çok güzel ama asıl imanları, çok imanlılar, maşaAllah hepsi. Yüzlerine ışık şeklinde yoğun bir nur geldi Allah’tan. Ama çok yoğun açıkça. Mesela sokakta bakan hemen görülür, anlaşılır müthiş bir nur var. İman nuru, iffet nuru, maşaAllah. Çok çok yakışıyor, o apayrı bir cazibe ve üstünlük. Çünkü çok değer vermeye sebep oluyor, çok saygı duymaya sebep oluyor. O zaman etkiniz kat kat fazla artıyor. Yoksa bazen görüyorum böyle, çok çirkin bir tabir ama doğru bir tabir; kaşar hanımlar var. Aman Allah’ım ne kadar tiksinti verici. Televizyona çıkarıyorlar bazen görüyorum, her yönden korkunç. Görünümü korkunç, kokusu korkunç, üslubu korkunç. Bir de yakından zoom yapıyorlar öyle tiplere, insanın kanı iliği çekiliyor. Çoluk çocuk seyrediyor millet, yapmayın etmeyin. Zorunuza ne oldu?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, istişare toplantısında konuşan Başbakan aynı zamanda yine, “23 Nisan 1920’de meclisin açıldığı gündeki Türkiye’dir. Yeni Türkiye 76 milyonu bir, beraber, eşit gören bir Türkiye’dir” dedi. “Bizim hareketimizde kardeş kavgası olmayacak, kutuplaşmayı kabul etmiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel, güzel, güzel bunların hepsi güzel. Bunlar peş peşe gelsin, bu devam etsin. Bunlar çok olumlu telkinler, güzel sözler. Güzel sözler sürekli arttığında, o küp dolar, bal küpü. Sonra taşmaya başlar. Doldurup taşırmaları lazım. Güzel gidiyor, iyi.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, aynı zamanda Sayın Beşir Atalay, son anketlere göre AK Parti’nin oyunun 51.4 olduğunu açıklamış.

ADNAN OKTAR: Doğru. Çünkü sağda kitle partisi olarak hakikaten AK Parti var. Aslında oyu daha da artabilir. Bazı teknik hatalardan, bazı üslup hatalarından yüzde elli birde kalıyor. Aslında yüzde atmışı geçer. Üslup iyi ayarlanırsa, gereksiz hatalı konuşmalar, defolu sözler olmazsa yüzde atmışı ferah bulur. Bizim milletimiz akılcı bir millettir, ne yapması gerektiğini bilir. Gereksiz yere insanları tedirgin edecek sözler edilmezse yahut tedirgin eden sözler iyi telafi edilirse, davranışlar iyi telafi edilirse yüzde atmışa ferah ulaşılır. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz dün Meryem’in Beylikdüzü’nde broşür dağıtırken çekilmiş resimleri varmış. Meryem sizi çok seviyormuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onun tatlı güzel canını, o kuzu canını. Balmış o, şekermiş. Ayakkabılar her şey uyumlu, muhteşem olmuş. Bak bakıştaki şekerliği görüyor musun? Kedi, bildiğin kedi. Çok temiz, maşaAllah elhamdülillah. Masum olduğu için, çok şahane bir bakış.

DİDEM ÜRER: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: “Komşu ülkelerle birlikte Suriye’nin çözüm bulduğumuzda dünya da görecek ki, Türkiye’nin en yakın ebedi ve ezeli dostu yine Suriye olacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu her zaman böyle oldu, her zaman da böyle olacak tabii ki. Değişen bir şey olmaz, her zaman böyle olacak. Ama tabii siyasetle İslam alemini birleştirmek mümkün değil. Tamam sebebe sarılalım, siyaset kullanılsın ama illaki Hz. Mehdi (a.s), illaki Hz. Mehdi (a.s). Hiç başka yolu yoktur. Bakın muazzam gayret gösteriliyor Abdülhamit devrinden beri ama nasip kimeyse, o. Mümkün değil aksi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Abdullah Muratoğlu; “CHP’nin sorununun gerçek anlamda bir Türkiye partisi olamaması ve şu ana kadar korku siyasetine odaklanması olduğunu” yazdı. “CHP’nin eski rekabet ve kuralları içerisinde sorunları kilitlemeyi seçerek tutucu olamaya devam etmesi halinde akıbetinin dağılmak olacağını” söylüyor. Ve “başörtüsündeki tavrının olumlu yönde bir adım olduğunu” yazmış.

ADNAN OKTAR: Evet, yorumla.

DİDEM ÜRER: Başörtüsü konusundaki tavrı gerçekten olumlu CHP’nin Hocam. Ama CHP Türkiye’de her zaman olur, sizin belirttiğiniz gibi, inşaAllah. Ve açıklamaları da genelde denge unsuru oluyor. Ama tabii ki onlarında dikkat etmesi gereken yönler olabilir.

ADNAN OKTAR: Bak, sevecenlik, ılımlılık CHP’ye daha yaklaşmaya başladı, bu güzel. Gereksiz, eskiden bir avuç komünistin gönlünü almak için bazı siyasetçiler garip konuşmalar yapıyorlardı. Şu an ona gerek duymuyorlar bu güzel.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış, İstanbul belediye başkanlığı adaylığıyla ilgili iddialara: “Bizim edep anlayışımızda herhangi bir göreve talip olmak yakışmaz ama bir gün görev verildiğinde, o görevin verilme sürecini tamamen istişareyle oluştuğunu bildiğimiz için o görev en iyi şekilde yapılır” cevabını verdi.

ADNAN OKTAR: Mevcut belediye başkanı iyi işte, Daha ne yapsın? Baya titiz çalışıyor, bir eksiği yok. Ver mı, eleştiriyorlar mı belediye başkanını?

DİDEM ÜRER: Genellikle sesiz olmasını daha önceden eleştiriyorlardı, fakat hizmet yönünü Allahualem genel olarak çok tasvip ediyorlar.

ADNAN OKTAR: O asil tavır, güzel. Onu takdirle karşılamaları lazım. Hizmetine bakmak lazım, hizmeti iyi. Hizmetinde bir eksiklik söylüyorlar mı, onu duymak öğrenmek lazım.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ali Nur Kutlu; “Batılı karanlık kuruluşların İslam ve Müslümanlara dair farklı bir algı oluşturmak için sosyolojik bazı kavramlar ve sıfatlar kullandıklarını” yazmış. “Örneğin bir raporda kökten dinci, fundamantalist, aşırı dinci, İslamcı, İslamcı terörist gibi ifadeler kullanılmasının İslam’ın özünü değiştirmeyi amaçlayan bir algı yöntemi çalışmasının parçası olduğunu, medya üzerinden de bunun desteklendiğini” yazmış.

ADNAN OKTAR: Peki nasıl anlatsınlar? Yani yobazı nasıl anlatacaksın? Kibarlaştırıyorlar işte yobazı. Yobaz demek istiyor. Kadına yarım diyen, kadını insan yerine koymayan, boşanma hakkı vermeyen, “köpek, eşek, domuz, kadın namazı bozar” diyen adama ne diyeceksin? En hafifinden bağnaz dersin. Adamlar yine çok kibar konuşuyorlar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün kardeşlerimiz Adapazarı’nda otel, üniversite yurtları ve halk kütüphanelerine 75 İngilizce kitap, Pazar Yeri’nde de 80 İslam Birliği İstiyorum ve 50 yaşayan fosiller broşürü dağıtımı yapmışlar. Ankara’da da Kuyubaşı’nda broşür dağıtmış kardeşlerimiz ve sonrasında da beraber yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: Bunlar tablo gibi ne şeker şeyler böyle hayret. Şu tatlılığa bak kartpostal gibi. Dünya tatlısı bunlar, maşaAllah. O yemek yeme anı nerede, göreyim? Hamsiler, salata çok ağır sofra olmuş muhteşem. Cenab-ı Allah onlara katından ikramda bulunmuş. Her balığın kaderi var, Yumurtayken bulunduğu yer belli, nerede büyüyeceği, neler yiyeceği, hangi rızıklarla besleneceği, ne zaman yakalanacağı, ne zaman ızgara olacağı, kimin bedenine gideceği hepsi kaderinde belli. Bir mucize olarak oluşuyor. Mesela orada roka falan vardı herhalde. Mesela o rokaları, hangi çiftçi nerede ekecek, hangi tohum toprağın neresine gelecek, ne kadar sürede büyüyecek. Hangi çiftçi onu sökecek. Oradan hale gelecek. Bütün seyahati belli o bitkinin. Manava gidecek. Manavda oturup bekliyor. Oradan da alıp getiriyorlar ve canlı. İçinde trilyonlarca hücre var. Rokanın aynısı, her hücrede rokanın bütün detayları var. Gelecek nesillerinde özellikleri var. Her hücrede, kökünde yaprağında her yerinde. O güzel kokusu rokanın keskinliği tadı hepsi kodlu. Onu insanlar zevkle yiyorlar. Fakat doğrudan Allah tarafından yaratılır. Ama ara sebepleri görüyor musun? Kaç tane ara sebep yaratıyor Allah.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu; “parti meclis toplantısında biz CHP olarak kadının bedeni giysisi üzerinden siyaset yapmayı doğru bulmuyoruz ” dedi.” Biz, kadın erkek eşitliğine inanan kadına seçme seçilme hakkını getiren bir partiyiz. Kadını siyasette toplumsal yaşamda daha fazla rol oynamasını isteyen partiyiz “ dedi.

ADNAN OKTAR: Yalnız çok korkunç bir durum var. Yani kadına lütufta bulunduruluyor, inanılır gibi değil. Yani kadınlara hak veriyor. Üzerlerine hani vardı ya zencilere yapıyorlardı zamanında. Otobüslere binmelerine müsaade ediyoruz. İşte seçilme hakkına. Kadına böyle bir şey nasıl denilir kardeşim. Yani bu çoktan hallolması gerekiyordu. Bunu sesiz sedasız hemen halledip konuyu kapatmaları lazım. Ben bu konudan utanıyorum. Çok acayip bir şey. “Kadına lütufta bulunuldu” diyor. “Sana müsaade ediyorum, pantolon giyebilirsin. O da çok teşekkür ederim çok mutlu oldum “diyor. Erkekler bunu söylüyor, lütuf oluyor. “Sana seçilme hakkı veriyorum” diyor seviniyorlar. Bu çok acayip bir durum. Çoktan ortadan kalkması gereken bir durum. Yani dünya tarihi böyle bir hatayla dolu olmuş şuana kadar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında yoğun bir mücadele olmuş bu duruma karşı. Mesela Müslümanlar o zamanlar ilk defa öğreniyorlar. Birlikte yemek yiyebileceklerini. Daha önce Museviler haremlik, selamlık yapıyor Museviler. Müşriklerde haremlik, selamlık yapıyor, ayrı yiyorlar. Hristiyanlar haremlik, selamlık yapıyor ayrı yiyor herkes ayrı. Sabiler onlarda haremlik, selamlık yapıyorlar. Allah ayette diyor ki, “ beraber yiyebilirsiniz ilk defa” ilk defa mümin hanımlar, mümin beyler birlikte yemek yiyorlar. Hacda ilk defa beraber hac ediyorlar birlikte, hanımlarla birlikte fıtrata uygun olarak. Her yerde hanımlar beylerle beraber Kuran’da. Hz. İbrahim (a.s)’ın hanımı melekler geliyor. Ama yabancı erkek onlar bilmiyor melek olduğunu gayet güzel onlarla konuşuyor, şakalaşıyor, gülüşüyor. Yani hatta yüksek sesle gülüyor. Hz. Musa (a.s) kadınlarla görüşüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) kadınlara bakıp beğeniyor, hoşuna gidiyor. Kardeşim senin dediğin modelde olmuş olsa kadını Peygamber (s.a.v.) nereden görüsünde beğensin. Demek ki beğenilecek şekilde geziyorlar. Güzel geziyorlar ki, o da bakıp beğeniyor. Ayette de diyor; “Güzeller ne kadar hoşuna gitse de” Çarşafının rengi ne kadar hoşuna gitse de anlamında değil ki bu. Değil mi? Çarşafını beğenmiyor ki Peygamber (s.a.v.), kadını beğeniyor. Bu anlaşılmayacak gibi değil ki. Kendileri bir din çıkartmışlar, ona uymaya çalışıyorlar, anlamazlıktan geliyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gebze’de kardeşlerimiz 29 Ekim akşamı Darıca ve Eski Hisar’da bulunan otellere İngilizce kitaplarınızdan hediye etmişler. Daha sonra bir araya gelerek sizin yayınınızı seyredip Kuran’dan ayetler ve sizin kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Tavsiyeniz üzerini de topluca dua etmişler.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım şu minikleri bana gösterin, çok şeker şunlar. Allah’ım ne güzeller bunlar böyle, maşaAllah. Yüzlerindeki ifadenin şekerliğine, şu tatlı pozunu görüyor musun? Elini de yanağının altına koymuş. MaşaAllah nur gibiler. Çok güzel olmuş, elhamdülillah. Çok imreniyorum, bende gitsem aralarına otursam bir çay içsem, beraber sohbet etsek. Çok çok güzel olmuş, maşaAllah elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Gıda tarım ve hayvancılık Bakanı Mehdi Eker; “Dünyada yılda 1.3 ton israf edildiğini bu miktarın dörtte biri ile açlık sınırında olan 870 milyon insanın gıda ihtiyacını karşılayabileceğini” bildirdi.

ADNAN OKTAR: İsminin Mehdi olması da çok iyi oluyor. Sürekli Mehdi, Mehdi sürekli duyuruyor. Halkta Mehdi nedir deyip, merak edip araştırıyorlar. Şu denizin altında giden yol, o konuda konuşma yaptım. Önce dediler ki “nereden çıkarttın bunu, olmayacak şeyi söylüyorsun” dediler. Sonra açıklamalar yapınca, çok büyük mucizeyle karşılaştılar. Önce anlamadılar. Çünkü tek bir hadis verdim, onda bile şok oldular. Tek bir hadisle. Ama arkasından yağmur gibi arkasından hadisleri yağdırınca, bütün detaylarını ince detayla olay ortaya apaçık çıktı. Allah hepsine hizmet ettiriyor, isterse de istemese de. Güya muhalefet kastıyla yazdılar ama bütün herkes büyük bir mucizeyi öğrenmiş oldu. Allah garip ilginç kanunları vardır Cenab-ı Allah’ın. Batın kanunları vardır. Ledün kanunları vardır. Allah, ledün kanunuyla onlara hizmet ettiriyor. Bak yereceğim diye övüyorlar, güya yerecek. Herkese duyurdu Hz. Mehdi (a.s)’ın ismini duymadık kalmadı. Her yer Mehdiyet’le inliyor. Bakın Nur talebeleri yıllarca, epey bir kısmı hemen hemen epey bir kısmı diyebiliriz, şahs-ı manevi diye bu konuyu örtbas etmeye çalıştılar. Sonra biz ne yaptık? Risale-i Nur’dan parmak ucuyla göstererek böyle sayfa sayfa Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda geleceğini açık açık söyledik. Bediüzzaman söylüyor. Okuyor, sayfadan orijinal hiç inkar edecekleri gibi değil. “Şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa, bundan” diyor, yani çıkan bu hesaptan “bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar, Mehdi (a.s) ve şakirtleri olabilir ” diyor. Bakıyorsun, dediği hesap 1910. “Bundan” diyor, bir asır sonra; 2010. Şimdi tabii Mehdiyet anlatılınca, “Hocam sen kendini mi ima ediyorsun?” Kardeşim sen öyle anlıyorsan, Allah razı olsun. Bende seni Hz. Mehdi (a.s) olarak görürüm. Ama ben Mehdilik iddia etsem, bir kere niye gidip 33 dereceden mason oluyum. Birde Meşrik-i Azam, üstad mason. Bir Nur talebesinin yani gelenekçi Ortodoks dindarın en zıt olduğu konulardan biriside masonluktur. Girip çıksan bile adam affetmezler yani. Kapısından girdim çıktım desen, affetmezler. Ben televizyon kanalında bütün milletin gözü önünde masonik törenle Meşrik-i Azam oldum ve mason madalyası aldım. Ve tapınak şövalyeleri de, tapınak şövalyesi olduğuma dair diploma verdiler. Mehdilik iddia eden adam, dersin bu adamların sinir uçları nedir hassas oldukları nokta? Anti mason olmak değil mi? Mason karşıtı oluyum dersin. Nedir? Başörtüsü. Bak ben dekolte hanımlarla televizyona çıkıyorum. Böyle bir iddiası olan adam, senin sinir uçlarına dokunur mu? Neredeyse aklınızı atacaksınız yaptıklarımdan. Bir türlü hazmedemiyorsunuz. Ne yapsam şok oluyorlar. Ve sizin tarzınızda, badem bıyık edebiyatı yapardım. Kadınların aleyhinde konuşurdum, bağnazca sözler ederdim. Size şirin görünmek çok kolay, bayağı kolay. Ama bak sizin illet olacağınız şeyleri yapıyorum. Gıcık olacağınız şeyleri yapıyorum. Kanınıza dokunacak şeyleri yapıyorum. Mehdilik iddia eden adam, bunu niye yapsın? Ama diyorsunuz ki, siz “bunu yaptıkça daha da Mehdiliği daha da kuvvetlendiriyorsunuz.” Allah razı olsun. Senin hüsn-ü zan ediyorsa nedeyim. Dilinden bal akıyor Allah razı olsun. İnşaAllah sen olursun Hz. Mehdi (a.s).

Bak mübarek Mahmut Hoca, canım benim, Allah esirgesin ben Mehdiyet’i fark edemeden vefat ederse diye tedirgindim. Çünkü hakikaten değerli bir insan, temiz masum bir insan. Şimdi etrafında bazı kişiler, hepsi değil de bazı kişiler bağnaz. Onu Mehdiyet’ten uzaklaştıracakları mı acaba dedim. Çünkü hep müjdeledi o 1980’den itibaren. Bütün ihvan bilir. Son açıklaması muhteşem; “İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim“ diyor. Hay ağzından bal akan mübarek. Allah söyletiyor sana, ilhamla söylüyorsun. Ne güzel, inşaAllah göreceksin. İnşaAllah da, Hz. Mehdi (a.s) elini öpecek, o mübarek elini. Şeyh Nazım Hocam’ın da elini öpecek. Allah ikisinin de ömrünü uzatıyor bak. Şeyh Nazım Hocamın da, Mahmut Efendi’nin de. Göreceğim demesi bile, gördüğünün alametidir. Göreceğim diyen insan, mutlaka Hz. Mehdi (a.s)’ı görmüştür. Yani yoksa o sözü söylemez o. Göreceğim dediyse, gördümün başka bir anlamda söylemesidir o.                       

Mesela Bediüzzaman Hazretleri’nin o mübarek talebesi, 12 vekilden birisi olan Seyyid Salih Özcan Hocamız, mübarek ağabeyimiz Allah ömrünü uzun etsin. Bak Allah onun ömrünü uzatıyor, dikkat edin.Ben Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” dedi. “Ama ‘en başta göreceksin’ dedi” bize. Ama sonra dedi ki, “ben gördüm” dedi Hz. Mehdi (a.s)’ı. “Ben bu aralar yine görecem” dedi. Bediüzzaman’ın talebesi bunu söyleyen, inşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a demişler ki; “şimdi bu sefer hanımlar dekolte çıkmaya başladılar, göğüs dekoltesi ne diyorsun” demişler. “Asa doğrusunu bilir! “ demiş. Bak acayip bir ifade! MaşaAllah. Allah Allah neyi kastediyor, kim bilir, maşaAllah. Herkesin gözü önünde Mehdiyet gürül gürül gelişiyor. Bakın bütün siyasilerde Hz. Mehdi (a.s) ağzı yarışmaya başladı. CHP’nin ağzı, Mehdiyet ağzına kaydı. Mehdiyet üslubuna, Mehdiyet mülayimliği, Mehdiyet neşesi geldi üstlerine. Başbakanın üslubuna bakın Tayyip Hocam’ın, tam Mehdiyet üslubu. Adeta günlük. Kelimesi kelimesine uyuyor. Ve bereket alıyor ondan, bereket geliyor üstüne. Yolu açılıyor. Aksine olsa, yolu kapanır.

Didem Hocam dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs sorunu müzakereler için görevlendirdiği Andreas Mavroyannis, getirecekleri öneriyi açıkladı; “Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra yerleşime kapatılarak hayalet kente dönüşen Maraş’ı Birleşmiş Millet yönetimine devredin. Biz de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Gazimağusa Limanı üzerinden Avrupa Birliği ile ticarete başlamasına onay verelim. Türkiye ek protokolü onaylayarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanısın, liman ve havaalanlarını bize açsın. Biz de Avrupa Birliği’nde blokaj uyguladığımız müzakere başlıklarından vetomuzu kaldıralım” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani ne anladın?

DİDEM ÜRER: İmkanı olmayan şeyler söylüyor herhalde, “Maraş’ı devredin” gibi.

ADNAN OKTAR: Etüt yapıyorlar. Kardeşim biz lütufta bulunduk. Normal Kıbrıs bize ait bir yerdir. Bütün tapusu Osmanlı’ya aittir Kıbrıs’ın. İngilizler uyanıklık yaptılar, artistlik yaptılar kendilerince, üzerlerine aldılar. Yani hukuki tapusu tamamı Osmanlı’ya aittir. Osmanlı’nın varisi biz olduğumuza göre, verasetle bize geçti. Kıbrıs’ın tamamı bizimdir. Ama biz yine şefkatimizle, makul dünya görüşümüzden dolayı, dedik; “Burada insanlar var, Rum kardeşlerimiz var, onların da hakkıdır” toprakların bir kısmını onlara verdik. “Ata toprağıdır, oturun orada, burası bizim, şurası sizin.” Çok küçük bir toprak parçası aldık. Erbakan Hocam hepsini alacaktı, Necmettin Hocam. “Hepsini alın” demiş o tabii. Fakat sonra Erbakan Hocamız’ın sözüne muhalif olarak yapmadılar. Yani “O kadarıyla yetinelim” dediler. Dolayısıyla ayıp Maraş’ı istemek, şurayı istemek, burayı istemek. Bitti Kıbrıs, tamam yani artık. Bundan sonra bu sistem içerisinde kardeşçe yaşayacağız. Sınırları açalım, gelin, oturun. Rum kardeşlerimiz gelsin yerleşsinler. Sanatçılarınızı getirin, doktorlarınızı getirin, mühendislerinizi getirin. Evler, lokantalar sizin. Lokantanızı açın, gelin yerleşin, kimsenin bir şey dediği yok. Ama Maraş bizim, bize ait. Gelin ama istediğiniz gibi kullanın. Mülkiyet hırsı; ayıp yapıyorsunuz. Çünkü biz lütuf ettik size, koskoca toprak parçası verdik. Daha hala bununla yetinmiyorsanız, çok ayıp. Çok büyük bir bölümünü Kıbrıs’ın, neredeyse tamamını verdik. Daha ne istiyorsunuz yani? Çok ayıp.

DİDEM ÜRER: Hocam, Fethiye’de kardeşlerimiz broşür dağıtımı yapmışlar bugün. Yine Sakarya’dan da iki kardeşimiz Hendek ilçesinde okul çıkışı 200 adet A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Ben şu güzellimi bir yakından göreyim bakayım. Ne güzel insanlar, maşaAllah. Bak genç kız canım benim, hafif dekolte de sayılır, nur gibi Müslüman, gecenin şu vaktinde Allah rızası için İslam’ı tebliğ ediyor. Mesela başkaları gidiyor diskoda eğleniyor, işte barda içki içiyor, vurup kafayı yatıyor, bak o gece uykusundan feragat ediyor, Allah rızası için, İslam için, Kuran için delikanlı kız tek başına çıkmış İslam’ı yayıyor, anlatıyor. Tabii vardır yanında onu koruyup kollayan insanlar ama helal olsun, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Cengiz Çandar yazısında; “Türkiye’nin PYD’ye karşı sınır güvenliği için ördüğü duvarı, Kürtlerle aramıza örülen bir duvar” olarak değerlendirmiş.

ADNAN OKTAR: Mantıksız bir şey yapmaz devletimiz. Biz, orada duvar yapılıyorsa, kurşun geliyor, bomba atıyorlar, onun için yapmadılar mı?

DİDEM ÜRER: Mayınlara karşı da yaptılar, evet.

ADNAN OKTAR: Bir de duvar sürekli duracak diye bir şey yok ki. Geçici olan bir set o. Zaruri olan bir şeydir, geçici olarak yapılır. Şimdi yapılır, bir sene sonra sökülür. İhtiyaç, zaruret devleti bu noktaya çekiyor. Zaruret ortadan kalkınca, duvar da ortadan kalkar. İnşaAllah.

“Şu an Musevi ve Hristiyan olanlar, eğer Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e inanmıyorsa cennete girebilir mi?” Eğer dinimizi tanımadıysa, yani hakikaten bilmiyorsa, farkında değilse ve Hristiyanlığın özünü, İncil’in özünü samimi olarak görmesi lazım. Çünkü İncil’de Allah’ın Bir olduğu açıkça yazıyor. Namaz açıkça yazıyor, oruç açıkça yazıyor. Anlaşılmayacak gibi değil, çok net, sarih. Cennet cehennem açıkça yazıyor. Kuran’ın esasları olan bu hükümlere inanıyorsa, yani amentüye inanıyorsa ki; amentü var Tevrat’ta ve İncil’de de var. Ve gerçekten Peygamberimiz (s.a.v.)’i tanımadıysa, gerçekten tanımadıysa, bilmiyorsa Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez tabii ki. Yani Allah öyle zulüm yapmaz. Çünkü ehl-i fetret olmuş oluyorlar. Takdir Allah’ın. Çünkü bir Müslüman da emin olamaz cennete gidip gidemeyeceğinden. Bir Hristiyan da illa ki, cehenneme gider diye bir şey yok. Eğer İncil’in tam hakkını veriyorsa, İncil’in özünü görebiliyorsa ki; bak biz kitap alıp çıkarttık. Kuran’daki bütün hükümler var İncil’de. Onu yapıyorsa, tamam. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’i hakikaten tanımamış olması lazım. Dini hakikaten bilmiyor olması lazım.

Yine bir hanım kardeşimiz de ne diyor; “Size sevgi dolu, dopdolu yüreğimizden yeni çıkmış sıcacık mailler gönderiyoruz. Sıcaklığı hiç soğumayacak, hiç unutulmayacak, inşaAllah” diyor.

“Gebze’den yazıyorum” diyor, “Hocamız bizimle çay içmek istediği dilediği zaman her zaman bekleriz” diyor. “Ayrıca bizleri çok sevin” diyor. Ama çok şekerler toplandığında, çocuklar falan çok renkli oluyor, baya şeker. Mutlulukları çok hoşuma gidiyor, ne güzel dualar oluyordur, ne güzel Allah’ı anıyorlardır. Ne güzel mutluluk nasıl bereket gelir. Mesela vücudunda Allah esirgesin kanser hücresi, birinci bölünmeyi yapıyor. Allah oradaki duanın yüzü suyu hürmetine o birinci bölünmeyi orada öldürüyor, kanser duruyor. Allah üstünden belayı kaldırıyor, haberi bile olmuyor. Beyninde mesela bu urun birinci hücresi çıkıyor, Allah “öldür onu” diyor vücudun diğer hücrelerine, gidip o da onu öldürüyor. Ama oradaki duanın, oradaki Allah’ı anmanın yüzü suyu hürmetine.

Mesela bak Mahmut Hocamız’ın Allah ömrünü uzatıyor. Şeyh Nazım Hocamız’ın uzatıyor, çok manidar bunlar. MaşaAllah. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz’in, Allah ömrünü uzatıyor, maşaAllah. O da acayip tatlı bir şey. Şimdi bizim çocuklar hocamızı tam tanımamışlar, böyle bir şey dediğinde aksini yaptırabileceklerini zannediyorlar. Mesela diyor ki Seyyid Salih Hocam, “ben, yazlığa gideceğim” diyor. Çocuklar diyor ki ‘Hocam biraz havalar serinlesin’ “o zaman ben” diyor, “arabaya biniyorum kendim gidiyorum.” Tabii koşuşturuyorlar.

“Hz. Mehdi (a.s) insanların tasavvuf dalında aydınlatacak mı? Yoksa tasavvufu bilmek isteyen şeyhlere mi tabii olacak, yani dergahlara mı gidecek? Teşekkür ederim, Allah kuvvetinizi arttırsın, inşaAllah” diyor.

Bütün tarikatlar şu an Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmıştır, tamamı. Bütün tasavvuf ehline sorabilirsiniz. Menzil Cemaati’nin şeyhlerine sorabilirsiniz. Muhammet Raşit Erol Hazretleri’nin açıklamalarına bakın. Diğer şeyh efendilerin, Şeyh Nazım Hocamız’ın açıklamalarına bakın, bütün tasavvuf ehli şu an, 12 büyük tarikatın tamamı Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmıştır. Yani bütün tasarruf şu an, Hz. Mehdi (a.s)’ın elindedir, inşaAllah. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şeyhe tabi olması mümkün değildir, bütün şeyhler Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olmuşlardır, istese de, istemese de. Şu an feyizler, Hz. Mehdi (a.s) kanalından yayılıyor dünyaya. Bunu kim söylüyor? İmam Rabbani söylüyor, Mektubat’ında. Bu benim sözüm değil. Bunu kim söylüyor? Abdülkadir Geylani söylüyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İsrail istihbarat örgütlerine yakınlığıyla bilinen Depka Sitesi Türkiye ile ilgili yeni bir iddia ortaya attı Hocam ve “Türkiye İran’ın gizli istihbarat işbirliği anlaşması imzaladıklarını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Zaten vardır, onda şaşılacak ne var, ben onu anlamıyorum. Yani İslam ülkeleriyle istihbarat anlaşması olur. Müslüman birbirini korur, bunda şaşılacak bir şey yok. Türki devletlerle de olur. Türk, çünkü aynı kavimdenler, birbirleriyle istihbarat anlaşması olur. Rusya’da da vardır, Amerika’da da vardır. Yani istihbarat anlaşmasından makul ne olabilir? Çok iyi bir şey. Mesela İran Türkiye aleyhinde, İsrail aleyhinde bir şey olduğunda haber verecek. Çok güzel. Haber vermese kötü. Yani anlamıyorum niye böyle tedirgin oldular.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul’da kardeşlerimiz Eyüp’te 30 kadar kitabınızı, Mersin’de 500 adet A9 broşürü, Giresun’da 50 adet kitabınızı, Alanya’da da Almanca ve Felemenkçe kitaplarınızı, broşür ve dergi dağıtmışlar tüm kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak yabancılara özellikle çok çok güzel oluyor. O yabancılar özellikle ülkelerine gittiğinde, o kitapları okuduğunda, adamın bütün dünyası değişir, hayata bakışı değişir. Yani önce o kitaptan ummaya bilir onu. Yani böyle bir şey olacağını ummaz. Ama okurken, bambaşka bir aleme dünyaya, başka bir boyuta geçtiğini görüyor ve o şoku da herkese söylemez. Sadece kitap güzel bir kitap diyor, “ilgilendim, okudum hoş” diyor. Hoşuma giden bilgiler edindim diyor. Halbuki ruhunda fırtına yaşıyor, muazzam heyecanlanıyor. O heyecanı vermesinin nedeni, çok dürüst yazılması kitapların, samimi yazılması, demagojiden uzak yazılması, sözün uzatılmaması, samimi imanın çok güzel ikna edilmesi, çok güzel anlatılması. Samimi inancın delilleriyle doyurucu, akılcı, makul ortada olan bir insanın yahut biraz ortanın altında olan bir insanın bile çok rahat kavrayacağı dilde yazılmış olması.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Mehmet Şevki Eygi Hocamız; “Suriye’de iç savaşın bitecek gibi görülmediğini, Türkiye gibi Müslüman ülkelerde de benzer oyunlar oynandığını, ancak Müslümanların bozulması birleşmelerinin ve gerçek bir halifelerinin olmasının engellenmesi olduğunu” belirtmiş, bundaki amacın.

ADNAN OKTAR: Hocamız şahane insandır. Konuştuğunda, hikmetle konuşur. Canım benim Allah ömrünü uzun etsin, çok değerli bir insan. Durup durup bak sürekli söylüyor; “Müslümanların başına bir lider gelsin, İttihad-ı İslam olsun, ben ancak Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacağım” diyor mübarek. O da Hz. Mehdi (a.s)’ı sezmiş görmüş olmasa, böyle bir üslup kullanmaz. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı sezmeyen bir insan bunu kullanamaz, bu ifadeyi kullanamaz. “Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz” diyor, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Mısır ve Suriye sınırındaki çalışmalar tamamlandıktan sonra, Ürdün ve Batı Şeria sınırına da duvar inşa etmeyi planladığı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Çekiniyorlarsa, kendilerini güvende hissetmek için yapıyor olabilirler. Ama Moşiyah-Mehdi döneminde, o duvarların hepsi kalkacak. Hiç gerek yok. Ovaya bakıyor, sonra duvarı görüyor, olur mu? Yıkalım duvarı, ovayı boydan boya gör. Dağları boydan boya gör. Dağda keçileri kuzuları gör, koyunları gör, her yeri gör. Duvar, hapishane demektir. Hapishanede insanın ruhunu sıkar. Cehennemde vardır hapishane duvarlar. Dünyada biz duvar istemiyoruz, hapishane istemiyoruz. Bütün duvarlar yıkılacak. Bütün hapishaneler yıkılacak. Onlar lokanta olur, otel olur, şu bu olur. Herkes bayram sevinci içinde olacak. Bu dünyadaki sistem suçlu doğuruyor, suçlu doğurunca suçlular içinde hapishane gerekiyor. Sürekli hapishane açıyorlar. Sistemde süreklim oraya adam sevk ediyor. Polis arabaları, jandarma arabaları çaka çaka adam dolu. Sürekli sevkiyat var, her gün dünyanın her yerinde, hapishanelere karakollara. Karakollar bomboş olacak, hapishaneler bomboş olacak. Bütün karakollar, kalkacak, bütün hapishaneler kalkacak. Dünya, insanlık hayret edecek; “biz niye karakol kurduk? Niye hapishane kurduk? Niye bu acıları çektik? diye kendilerine hayret edecekler.”

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Azeri kardeşlerimiz yeni siteler yapmışlar, iki tane.  Bir tanesi; birayetbiraciklama.com, ikincisi de; Allahvar.org. Bu sitelerde 300’e yakın iman hakikati varmış Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Azerbaycanlı kardeşimiz.  

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR:  Aferin, çok çok güzel. Dün Azerbaycan’dan çok fazla sevenim geldi. Yol boyunca böyle küçük küçük kafileler şeklinde toplanmışlar. Hepsini sevdim. Çok şahane güzel kızlar geldi Azerbaycan’dan ama nefes kesecek şekilde güzeldiler maşaAllah, onlarla tanıştım. İnanılmaz bir sevgileri var, ama böyle anlatılacak gibi değil. Hayranlıkları, muhabbetleri, sevgileri çok çok güzel, çok modern, kaliteli kızlar. Aman dedim hükümete sahip çıkın Azerbaycan’da, devlete sahip çıkın. Zaten hükümette onları seviyor, destekliyor. Gayet güzel çalışmalar var. Modern Azerbaycan’ı Türkiye ile birleştirerek, çok güzel bir netice alacaklar, inşaAllah.

Didem Hocam ben gidiyorum. Bugün bu kadar olsun, yarın devam ederiz, inşaAllah.  

Masaüstü Görünümü