Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (6 Kasım 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Ruhum, bir tanem, Aşkımla devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, Finlandiya ziyaretinden önce havalimanında gazetecilerin sorularını yanıtladı ve yurt tartışmaları ile ilgili şunları söyledi; “Aynı apartmanın içerisine bakıyorsunuz daire komşuları bu tür şeylerin ihbarını yapıyor. Çünkü buralarda nelerin olduğu belli değil. Ondan sonra anneler, babalar feryat ediyor, ‘Devlet nerede?’ diye. Bu yaşam tarzına müdahale değildir. Ama biz böyle bir sorumluluğun manen altına giremeyiz” dedi ve devam ediyor konuşması.

ADNAN OKTAR: Tamam, o zaman gereğini yapsın. Yani şikâyet varsa, şikâyet zaten yapılır. Yani bir suç varsa, kanunla çelişen bir durum varsa, adam şikâyet eder, savcılık talimat verir, suç tespit edilir, ilgili mahkemeler vardır. Alır götürür. Ama bizim bilmediğimiz yeni bir suç tasnifi varsa, yani bilmediğimiz yeni yeni kanunlar varsa, ayrı mesela. Ama kanunlar belli. Sistem belli. Mesela bir yerde bir suç işleniyor. Vatandaş telefon eder, söyler. Polis gelir. Eğer evin içene girilmesi gerekiyorsa savcılıktan izin alır. Mahkemeden izin alınır. İçeri girerler. Arama yaparlar. Suç unsuru varsa, suç varsa yakalanır. Tespit edilir. Savcılığa gönderilir. Savcılık da mahkemeye gönderir. Gerekirse tutuklanır şahıs. Sistem böyle işliyor.

Hüseyin Çelik, CNN Türk’te yeni mi konuştu?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: “Öğrencilerin kullandığı yurt çapında çok fazla kayıt dışı daire var. Normalde otel, pansiyon devlet yurdu ya da özel yurtlar, bunların hepsi devletin kaydı altındadır. Kim kalır, ne yapılır gerektiğinde hemen tespit edilir. Bunlar devlete vergi verirler.” Tamam, böyle olması gerekir. “Ancak bu şekilde kayırt dışı öğrenci yerleştiren evlerde ne olduğunu devlet kontrol edemiyor.” Etsin devlet.  Gerekirse kanun çıkarsınlar. Yani çok kolay. Kanun yoksa, kanun boşluğu varsa, bir gün içinde bu hallolur. Sessiz sedasız işleme koyarsın, konu biter. “Bu apart daireler kayıt dışıdır. Haksız rekabet yapıyorlar. Yurt çağında çok fazla var. Bu olaylar ilk olarak Denizli’deki öğrenci evlerine yönelik gelen şikâyetlerle başlamış.” Tamam, şikâyet geldiyse hemen gereği yapılır zaten. Hükümet olduğuna göre her türlü yetki elinde kanun çıkarmak son derece kolay. Kanunla ilgili bir madde eklersin, konu biter. Hüseyin Çelik, “ben kızımın başka erkeklerin yaşadığı bir dairede yaşamasına izin vermem.” Tamam, çok güzel. Ben de olsam, ben de izin vermem. Gayet normal. “Ama bu benim tercihim, başkası böyle tercih ediyorsa buna müdahale etmem.” Tamam,  Hüseyin Çelik’in açıklaması makul.

Dünyanın en tatlı Şeyhi, Şeyhimiz Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi El-Hakkani, Akdeniz’in ışığı. Dünya aydınlanıyor oradan dünya. Sultanlar Sultanı, şeker Şeyhimiz, bal Şeyhimiz. İyiymiş, maşaAllah. Meşhur devriye-i şahanesine çıkmış. Lefke’nin etrafında tur atmış. Allahualem bir şey var Lefke’de, durduk yere tur atmaz. Şeyhimizi bir ara ziyaret etsinler, söylemiştim.

DİDEM ÜRER: Evet, gidecekler Hocam inşaAllah, Cumartesi gidecekler.

ADNAN OKTAR: Cumartesi, tamam inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Çelik şöyle bir açıklama da yapmış; “Ben mesela Ateizme karşıyım ama ateistlerin birinci sınıf insan olarak yaşamalarını isterim. Bir şeye karşı olmam ona müdahale etmem anlamına gelmez” demiş.

ADNAN OKTAR: İşte böyle bir üslup istiyoruz. Bir de bu gayet makul şu açıklama. Tamam, bir kanun açıklığı var. Kanun eksikliği var. Kanun çıkarılacak o kadar. Tabii ki izlenecek, yani böyle yurtlar varsa. Yani evlerden oluşmuş yurtlar varsa devlete vergi vermiyorlar. Tabii ki vergisini verecek. Yani çünkü kaçak bir iş gibi olmuş oluyor bu. Yani bir kısmı böyle seyyar satıcılar oluyor. Bir kısmı dükkânı oluyor. Dükkânı olan vergisini veriyor ama öbürü vermiyor. Bunun gibi bir şey. Yani benim anladığım bu. Vergi almak istiyor devlet. Tamam, vergisini alsın. Ama yani kız-erkek karışık. Kardeşim mühim olan ahlak. Ahlak çok önemli. Ahlak, Kuran ahlakı olması lazım. Ahlak olduktan sonra, ister erkek-kız karışık olsun, ister erkek erkeğe olsun. Mühim olan Darwinist, materyalist eğitime son verilmesi. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması. Darwinizm anlatılsın, cevabı da verilsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Şamil Tayyar bugün şöyle bir yorumda bulundu; “Sayın Erdoğan’ın zaman zaman toplumun gelenek ve göreneklerine aykırı olan konuları gündeme getirip bir tartışma ortamı oluşturduğunu, tüm gazeteciler, aydınlar, toplum bu konuyu tartışıp, sağduyu hangi yönde ağır basarsa kararını o yönde verdiğini” iddia eti. “Öğrenci evleri ile ilgili durumunda böyle bir durum olduğunu, Başbakan’ın bu şekilde bir tartışma ortamını oluşturduğunu” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Adam illegal yurt açıyorsa, müdahale edilir. Yurt olması için bilmem kaç metrekare olması gerekmez ki. Adam on metre karelik yerde de yurt açabilir. Devlete vergisini vermiyorsa, bir anormalliktir bu. Kanun açığı var, tamam kanun çıkarılır, konu hallolur. Bu son derece makul bir şey. Kaçak satış yapanları devlet engelliyor. “Devlete verginizi verin” diyor. Ona da “devlete verginizi verin” diyecekler. Ama kız-erkek karışık, o bizi ilgilendirmez. O zaman sinemada da oturamaz adam kız-erkek karışık. Pastanede de oturamaz, lokantada oturamaz, sokakta da, otobüste de olamaz. Otobüste de ayıralım o zaman. Komünist örgütler evlerde illegal faaliyet yapıyorsa, devletin istihbarat teşkilatı var. Aralarına eleman sokar. Yakalar. Polis de aralarına eleman sokar, yakalar. Sorun değil ki. İzler, teknik takibe alır, dinlemeye alır, yakalar.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Devlet Bahçeli İslam dünyasındaki mezhep kavgaları için şunları söyledi: “Cahiliye devrini aratmayan ilkellikler, mezhep üzerinden yürüyen kutuplaşmalar, İslam coğrafyasını zifiri bir geceye mahkûm ediyor. Kutlu dinimizi terörle yan yana getiren alçak plan ve propagandalar, tüm Müslümanları zora sokmuştur. Bu karanlıktan çıkmak lazımdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ancak Mehdiyet’le, inşaAllah. Fakat üslup çok güzel tabii. Çok isabetli, güzel konuşmuş. Mehdiyet’in dışında bir yol olmaz.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız’ın yardımcılarından Yalçın Akdoğan; “Türkiye’de hala sorunların deva ettiğini ancak hayatın imtihan olarak yaratıldığını ve en büyük mücadelenin aslında insanın kendi nefsiyle olduğunu” yazmış. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in savaşları küçük mücadele, ama nefisle savaşı büyük mücadele olarak tarif ettiğini, dolayısıyla güzel ahlaklı olunmadığı sürece siyasi ya da ekonomik kazanımların hiçbir anlam ifade etmeyeceğini” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Helal, maşaAllah. Tayyip Hocam, işte Yalçın Akdoğan’ı Başbakan yapsın. Baya akıllı, çok yaman bir delikanlı o. Çok şahane insan. Güveniyor da, Başbakan yapsın. Çok iyi olur, kendi de Cumhurbaşkanı olsun. Hem dinlenir biraz.

MaşaAllah ne şeker kızmış bu böyle, çiçek gibi maşaAllah.

“Hocam bir konuşma bu kadar mı bilinçli ve muhteşem olur, maşaAllah Hocam. Sadece sustuk, hayretle konuşmanızı dinledik, zihnimiz açıldı adeta” diyor, Hasan Çetinkaya.

“Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın, Hz. Süleyman (a.s) gibi dünyaya hakim olacağı söyleniyor, doğru mu acaba?” Murat Akbaş. Doğru tabii.

İyi olmuş. Mümtazer Türköne fosiller hakkında bilgi almış, “tüm fosilleri tek tek anlattık” diyor ““değişen fosillerden yok mu?” diye sordu” diyor. Yani zamanen evrime uygun, “o tip fosil yok mu” diyor “uzun uzun değişim olmadığını anlattık, kambriyen’den başlayarak” diyor “net evrimin olmadığını anladı elhamdülillah, maşaAllah” diyor. İyi, aferin bak maşaAllah, samimi yaklaşıyor demek ki.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İngiltere’de Oxford Brokes Üniversitesi’nde geçtiğimiz Pazartesi günü Hümanist grubu ve Müslüman Öğrenci Birliği’nin de katkılarıyla konferansımız yapıldı. ‘Global Barışı Elde Etmek Mümkün müdür?’ başlıklı konferansta, Oktar sizi temsilen, gerçek İslam’ın yaşanması ile tüm dünyada barışın mümkün olacağını anlattı. Hümanist kulübün Başkanı olan Prof. Stephen Boutler da “daha önce bu fikirleri hiçbir yerde duymadığını, büyük memnuniyet duyduğunu ve bizimle ortak başka konferanslar da düzenlemek istediğini ifade etti. Konferans sırasında sergilenen fosil sergimize de büyük ilgi oldu, maşaAllah. Konferansın organizasyonunda daha önce sizi İstanbul’da ziyaret eden ve buradaki konferansımıza katılan Şeyh Remzi’nin de büyük katkıları oldu, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeyh Remzi Hazretleri çok efendi, güzel bir insan. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun, maşaAllah, elhamdülillah. Allah feyiz, bereket versin, ferahlık versin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Çorum’da halka, esnafa, iş adamları derneğine, çok sayıda kitabınızdan hediye etmişler. 3 Kasım’da da Şirinevler’de sizin 23 kitabınız ve 700 adet A9 TV broşürü dağıtmış başka kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, maşaAllah, elhamdülillah. Çok güzel Allah feyzlerini bereketlerini artırsın. Kalplerine inşirah, huzur, suhulet versin. Üzerlerinde dert varsa, alsın Allah. İslam’a hizmete bol vakitleri olsun. Çünkü dert insanın çok vaktini alır. Cenab-ı Allah üstlerinden derdi alsın ki, cihada, Allah’ın dinini yaymaya, ilimle irfanla cihada zamanları olsun, inşaAllah. Diğer türlü illa ki bela akar gelir, boşsa insan bela akar gelir. Çünkü illaki imtihan olacak. Ama tebliğ de bir çiledir, tebliğ yapanın üstünden Allah kaldırıyor belayı. Boş olduğunda bela akar gelir, Allah esirgesin. Ülkeler de öyle. “Ülkeler ve halkları” diyor, “zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattım” diyor, Allah. Zulüm ne? Allah’ın dininin anlatılmaması. Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i anil münker’in bırakılması. Yani tebliğin, dinin, anlatılmasının bırakılması, Allah sevgisinin unutulması. “O zaman” diyor Allah, “bir toplantı yaptırırım” diyor. Üçler, Yediler, Kırklar. “Sonra o ülkeyi helak ederim” diyor Allah. Her helakten önce, ülkeyi helakten önce, toplantı yaptırıyor Allah, Hz. Hızır (a.s)’ın başkanlığında. Ayette açık açık geçiyor. Kehf Suresi’nde geçer.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’da kardeşlerimiz 3000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar, inşaAllah. Ve “sizin ellerinizden saygı ve hürmetle öperiz” diyorlar. Bursa Osmangazi’ya bağlı Zafer ve Namık Kemal Mahallelerinde de kardeşlerimiz 2250 adet broşür dağıtmışlar, onlar da sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Ekibin şekerliğine ballığına tatlılığına bak. Hepsi kaymak, bal, şeker, dünya tatlısı. Bunlar kuzu, hepsi kuzu, melek bunlar maşaAllah, melek gibiler.

Diyarbakır, özellikle çok çile çekti benim canlarım, onlara ayrı bir muhabbetim var. Diyarbakır, Mardin, Siirt, Urfa, maşaAllah. 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, akıllı ve çok samimi olduğunuz için, yaptığınız her şey çok çok yakışıyor. Şarkı söylemek olağanüstü güzel duruyor, konuşmalarınız çok samimi iç ferahlatıyor, bakışlarınız delip geçiyor insanı, olağanüstü güzel ve derin, çok samimi ve yanınızda olmak her saniye müthiş bir nimet, maşaAllah. Olağanüstüsünüz. İnsan çok şükrediyor Allah’a, maşaAllah elhamdülillah.

Hocam, İsviçreli bilim adamları; “zehirlenerek öldürüldüğüne yönelik iddialarının ardından inceleme yaptıkları eski Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın naaşında ve mezarındaki toprakta radyoaktif polonyum elementine rastlandığı” belirtildi. “Bulunan miktarın normal olmadığı ve Arafat’ın çok büyük bir ihtimalle zehirlendiği” açıklandı.

ADNAN OKTAR: Zamanında müdahale etmiyorlar, yıllar sonra. Bir tek bu vaka da değil, birçok vakada aynı iddia oluyor. Kardeşim kanından örnek al, saçından örnek al, değil mi? Gerekirse otopsi yaptır. Yıllar sonra ortaya çıkıyorlar. Hadi diyelim öyle zehirlendiğini düşünelim, ne yapacaksın? Yine ortada kalıyor. En başında tedbir alın. Senin liderin. Yediğine dikkat et, içtiğine dikkat et, etrafındaki korumaları güçlü olması lazım. İş işten geçtikten sonra, şöyledir, böyledir. Bu netice getirecek bir şey değil.

Bu Marmaray hakkında Kuran’da da işaretler var.  Saat tam kaçta açılmıştı Marmaray?

DİDEM ÜRER: Akşam namazına doğru 5-6 gibi.

ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki, 77. ayet Taha Suresi; “Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir. Onlara denizde kuru bir yol aç.” Bak “Denizde, kuru bir yol aç.”

DİDEM ÜRER: Hocam, Hüseyin Gülerce Hocamız; “Ergenekon ve Balyoz davaları TSK içindeki cuntacıların cumhuriyet tarihi boyunca yargılandıkları ilk davalardır” demiş. Ve özellikle 2010’daki yüzde 58’le evet denilen referandumdan sonra ülkede vesayetin harici bitti” ifadesini kullanmış. “Evet, varlıklarını sürdürüyor ve fırsat kolluyorlar. Hükümet gevşemezse, yargının duruşu değişmezse, demokratikleşme iradesi ve cesareti devam ederse bundan sonra hukuk dışına çıkamazlar ve hesap sorulmayacağını düşünemezler” şeklinde yazmış.

ADNAN OKTAR: O doğru, yani güçlü hükümete hakikaten ihtiyaç var. Yani işin doğrusu, AK Parti hükümetinin en az birkaç dönem bu yapı oturuncaya kadar, şu illetten biz tamamen kurtuluncaya kadar. Çünkü bu illetin meraklıları var. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yaptığı kepazelikler, rezaletler diz boyu. Onların yüz binlerce insanı şehit ettiğini unutuyor musunuz siz, deli misiniz? Başbakanları, bakanları, milletvekillerini, profesörleri, sanatçıları teker teker şehit ettiler. Her gün on kişi, on beş kişi şehit ediyordu adamlar. Unutuyor adamlar. Vahşeti sen nasıl istersin? Bırak, devlet kazısın. Şu son yüzyılın en büyük felaketidir. Türk İslam aleminin en büyük başının belasıdır. Irak’ta da bunlar yapılanmıştı, Suriye’de de yapılanmıştı. Halen de Suriye’de pislik yapıyorlar, iddia edilen Ergenekon. Mısır’da yapılandılar, Mısır’da da milletin başını belaya soktular. Çok büyük bir beladır. Türkiye’de yılanın başı ezildi. Ama dış alemdeki uzantıları, bağlantıları azgınlığına devam ediyor. Bunu unutmamak lazım.

“Hep birlikte dikkatlice izliyoruz canım Hocam” diyor, Safiye Hanım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP eş başkanı Gülten Kışanak; “Bugün başörtü sorununu çözmüş olmak hepimiz için büyük bir kazanımdır. Eşitlik açısından önemli bir kazanımdır. Alevi yurttaşlarımızın eşitlik talebine de yanıt verilmelidir” dedi. “Türkiye ve Rojova sınırına örülen duvar için de “Bu duvar, utanç duvarıdır” yorumunu yaptı ve “bu duvarın örülmesinin hiçbir geçerli gerekçesi olamaz. Güvenlik gerekçesi diyorlar. Şu anda Kürtler’in kontrolünde olan yerlerden Türkiye’ye yönelik tehditkar herhangi bir davranış yoktur. Kürtler resmi olarak Türkiye’nin komşusudur. Suriye değil. Artık Rojova Kürdistan’ı fiili olarak komşusudur” dedi.

ADNAN OKTAR: De ki mesela; “Benim Kürt’ten kastım, Türk, Çerkez, Laz, hepsini içine alan bir ifadedir” dese; tamam. Bak mesela benim Türk’ten kastım bu. Ben Türk dediğimde; Kürt, Çerkez, Laz, Ermeni hepsini içine alıyorum. Ama sen Kürt dediğinde, saf kan Kürt’ü kastediyorsun. Allah’tan kork. Bu, nedir bu? Ben niye Kürt kardeşlerimle rahatça görüşemeyeceğim? Niye herkesin Kürt olması gerekiyor orada? Allah Allah. Benim Laz komşum olsun, Çerkez de olsun. Mesela bitişik ev Kürt evi olsun, biraz ilerisi Boşnak evi olsun.

“Antakya yahut Taberiye Gölü’nde;” bak Cenab-ı Allah nasıl şaşırtıyor görüyor musun? “Antakya yahut Taberiye” yani şimdi tam yerini söylese, oraya yüklenirler. Ama dikkatlerini dağıtıyor Cenab-ı Allah. Mesela bir kısmı diyor ya, “Habeşistan’da.” Halbuki Tabut-u Sekine yani Kutsal Sandık’ın yerini Allah bir tek Hz. Mehdi (a.s)’a bildirecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında kimse bilemez. Çünkü “Melekler tarafından korunuyor” diyor Allah ayette, Kuran ayeti, “Melekler tarafından korunuyor.” Bir tek Hz. Mehdi (a.s)’a bildirecek yerini. “Antakya yahut Taberiye Gölü’den Tabut-u Sekine’yi çıkaracak, (Kutsal Sandık). “Omuzlanıp” onun usulü omuzda götürülmesi zaten. Örtü örtülüyor üstüne, bir kat daha örtü örtülüyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın huzurunda örtü açılacak, inşaAllah. “Omuzlanıp Beyt-i Makdis’de, Mehdi (a.s)’ın önüne getirilecek” diyor Kutsal Sandık. “Museviler onu görünce, biraz müstesna Müslüman olacaklar.” Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’a nasip oluyor, “fevkaladelik var” diyecekler. Çünkü Tevrat’ın da orijinali çıkınca, Müslüman oluyorlar. Çünkü Müslüman olmasının bir mahsuru yok, inançları açısından, daha kuvvetli Musevi olmuş oluyor çünkü, daha pekişmiş oluyor Museviliği. Yani Museviliği gitmiyor. Hristiyan, Müslüman olunca Hristiyanlığı gitmez, daha pekişir. Daha İsevi olur. “Horasan’dan insanlar gelip ona biat edecekler” diyor.

Hz. İsa Mesih (a.s) dünya tatlısı. Nerede o? Onu bir arayacağız. “Bütün defineleri bulacak” diyor.

Kadın erkek bir arada bulunması zaten Kuran’da var. Bunu Kuran’dan anlatayım.

Kasas Suresi, 23 şeytandan Allah’a sığınırım. Mesela Hz. Musa (a.s), “Medyen suyuna vardığı zaman” diyor, “Su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu.” Bak, Musa (a.s) ile karşılaşıyorlar. “Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" Nedir bu durum” diyor.  "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız.” Çünkü adamlar kabadayılık yapıyor kadınlara karşı, kaba davranıyorlar. Suyun ağzını da taşla kapatıyormuş, büyük kayayla, kadınların da gücü yetmiyor kaldırmaya, iki üç çoban birleşiyorlar, kayayı koyuyorlar suyun ağzına kendileri kullandıktan sonra, kuyu, kadınlar da açamıyorlar. “Babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler.” “Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." (Kasas Suresi / 24) “Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi.” Bak, tek başına Hz. Musa (a.s), peygamber kızı gelen de. Yanına geliyor, tek başına geliyor. Hani görüşülmüyordu? Bak, görüşüyor. Güveniyor çünkü. Kendine de güveniyor, ona da güveniyor.  "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." Bakın diyor ki kızlarından biri; "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut;” Hz. Musa (a.s)’ı. “Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o” bak, dikkat et, “kuvvetli, güvenilir (biri)dir." (Kasas Suresi / 26) Taşı kaldırdığını görünce, anlıyor ki muazzam bir kuvvet. “Ve güvenilir biridir” Niye? Efendi, elinden yüzünden nur akıyor, nezaketli. Demek ki güvenilirse görüşülüyormuş. Ama kadınların yorumuna bırakıyor Cenab-ı Allah.

Mesela Hz. Süleyman (a.s), yanına gelen Sebe Melikesi’ne diyor ki; “Köşke gir” diyor. Ama kristalden böyle derin su görünümünde bir yer yaptırmış. Kadının üstünde etek var, “kadın suyu görünce” yani su gibi olan o kristal zemini görünce, “derin bir su sandı.” Bak Hz. Süleyman (a.s) şaka yapıyor. Açıkça bu, belli bacağını açacağı. Çünkü suya giren adam ne yapsın, ne yapacak? “Ve Sebe Melikesi Belkıs eteğini çekerek bacağını açtı” diyor. Derin bir su sanıyor ayrıca. Derin bir suya giren nasıl girer? Bayağı açıyor bacağını. İnkar etmesinler, ayet. “Dedi ki; gerçekte” bu sefer şakasını çözüyor, “Bu saydam camdan olma, düzeltilmiş bir köşk zeminidir.” “Su değil” diyor “Gördüğün gibi.” Ama bak bacağını da açmış oluyor kadın. “Dedi ki; “Rabbim ben kendime gerçekten zulmettim” diyor kadın, Sebe Melikesi. “Artık ben Süleyman’la birlikte” bak ne kadar samimi olmuş, bir anda ismiyle hitap ediyor. “Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” Bak, “Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” Yani “onun inancı tarzında, onunla beraber Allah’a teslim oldum” diyor. Sonra Hz. Süleyman (a.s) nikahlıyor zaten. Ondan oğlu da oluyor. Habeşistan’a Hz. Süleyman (a.s) tahtını oğluyla beraber Sebe Melike’siyle gönderdiği rivayetlerde var. Habeşistan’da saklandığı da söyleniyor. Yani şu an onun evlatları var Habeşistan’da, Hz. Süleyman (a.s)’ın evlatları.

Bak diyor Peygamber (s.a.v)’e, “Sana kadınlar biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et.” Nasıl biat olur? Diyorlar ki, “Onlar eli yüzü kapalı” görmediği biriyle biat eder mi Peygamber (s.a.v). Bir de Allah diyor ki Peygamber (s.a.v)’e, bak, “Gördüğün hanımlar ne kadar hoşuna gitse de” diyor, “dışarıda gördüğün hanımlar, ne kadar hoşuna gitse de, bundan sonra onları nikahlaman sana yasak” diyor Allah. Ama bak, “Baktığında hoşuna gider” diyor. “Güzellikleri hoşuna gider” diyor. Ama hoşuna gitse de, çok beğensen de. Adamlar ne diyor? “Kara kargalar gibiydik” diyor. “Görmediği bir insanın güzelliği Peygamber (s.a.v)’in hoşuna gider mi? Sen ne diyorsun? “Her yeri kapalıydı. Çarşafın içinde, bir tek gözü görülüyordu” diyorsun. Allah ne diyor? “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de hanımları, bundan sonra sana nikahlamak haram, yasak” diyor Allah. “Ama kendini hibe ediyorsa, o ayrı” diyor Cenab-ı Allah. “O sana helal” diyor Allah. Hanımlar da sürekli hibe ediyorlar, elhamdülillah. “Onların biatlerini kabul et, sana biat etmek için geldiklerinde.” Müslümanlar da biat ediyor. Müslüman erkekler de biat ediyor, kadınlar da biat ediyor. Biat geleneksel olarak toka yapılır ve biat edilir. Görür yani insan biat ettiği kişiyi. “Ya Resulullah sana biat ettim” diyor, söylüyor, duyuyor. Yüz yüze, göz göze.

Mesela Hz. Meryem (r.a) tek başına Cebrail (a.s) geliyor, düzgün bir beşer kılığında, yakışıklı bir delikanlı şeklinde geliyor. Konuşuyor onunla. Kaçmıyor. Görüşüyor, konuşuyor yani. Bak diyor ki Allah Nur Suresi, 61; “Anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep bir arada” kadın erkek hep bir arada, “veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur” diyor Allah. Hani konuşulmuyordu hanımlarla? Fıtratı bozmak olmaz. Allah ne diyorsa, o. 

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Pazar günü Bahçelievler’de 2000 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Ayrıca evde toplanıp sohbet etmişler. Ankara’da da bugün Keçiören’de 560 adet A9 TV, Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmış bazı kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: O topluluğu göreyim, o nurani topluluğu. Ah canlarım benim, ah benim aslanlarım, ah benim nurlularım maşaAllah, elhamdülillah. Bak, bir kısmının başı açık, bir kısmının kapalı. Hepsi nur, hepsi de mümin, muttaki. Hepsi hakiki Müslüman, birinin diğerine üstünlüğü yok. Üstünlük takvayla. Çok güzel maşaAllah, elhamdülillah.

Tamam, yarın görüşürüz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü