Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (9 Kasım 2013; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Canımdan çok sevdiğim aşkımın hikmetli sohbetine başlıyoruz inşaAllah, buyurun.
 
ADNAN OKTAR: Hikmet, inşaAllah Allah hikmet verirse, bizde hikmetle konuşuruz.

Bak Şeyhim bana ne göndermiş. Bir tane iki tane de değil. Şeyhimiz demiş, “oğlumun secde eden anından öpüyorum” demiş. Selam söylemiş, maşaAllah. Şeyhimizin neşesi bize on misli neşe veriyor. Onun mutlu olması, bizi on misli daha mutlu ediyor. Onun güzel yaşaması, saygı görerek yaşaması, değerli olduğunu ona insanların göstermesi, bize şevk ve neşe veriyor. Böyle değerli insanlar dünyada bir elin parmağını geçmez. Çok çok değerli bir insan Şeyhimiz. İşte Mahmut Efendi Hocamız var, Allah ömrünü uzun etsin, o da maşaAllah “Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” demiş, Allah’ın izni ile. Şeyhimiz var. Mehmet Şevket Eygi Hocamız var, o da tam İstanbul efendisidir. Çok değerli insanlar. Onun dışında tabii değerli insanlar var ama ben onları çok daha değerli görüyorum. Görmediğimiz kutup olabilir, Kutbu’l aktap olabilir, inşaAllah. Ama ben Şeyhimi dünyanın Sultanı olarak görüyorum.

Şeyhin Şah. Neşesi çok iyiymiş Şeyhimizin, iki üç gündür sohbetlere başlamış, çok selam söylemiş, “oğlumun secde eden alnından öperim” demiş, çok hoşuna gitmiş ziyaretimiz. Cihat’ta muayene etmiş, iyiymiş Şeyhimiz. Şu devriyesi çok şeker. Şeyhin Şah dünyanın Sultanı Şeyhimiz bir tane, bal, şeker, maşaAllah. Allah Şeyhimize hayırlı bereketli uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin onun mutluluğundan biz çok çok mutlu oluyoruz. Allah ondan nefret edenleri veyahut hoşlanmayanları hidayetiyle sarsın, hidayet versin. Ama hidayet vermediklerini Cenab-ı Allah şanına uygun karşılık versin. Çünkü bu kadar mazlum, bu kadar İslam’a hizmet etmiş bir insana çok değer verilmesi, çok saygı gösterilmesi gerekir. Saygıda hiç kimse kusur etmesin. Allah rızası için ben onu rica ediyorum. Makul bir saygı değil benim kastettiğim, çok yüksek bir saygıyı hak ediyor şeyhimiz. Ta çocukluğunda itibaren, bu ömrüne bu yaşına kadar İslam’a Kuran’a hizmet, daha hala tebliğ yapıyor, maşaAllah. Hafife alan bir üslubu da kabul etmem. Çok saygılı, bir dünyanın Sultanına gösterilen hürmet gibi hürmet görmesini isterim Şeyhimizin. O bir tane, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Gazeteci Savaş Ay, bir buçuk aydır tedavi gördüğü İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. Evinde ziyarete gitmiştim. Sağlık tavsiyelerinde bulunmuştum. Neşesi yerindeydi o zamanlar. Ama tabii takdir bu şekilde, Cenab-ı Allah onu dünyaya getirdiğinde, öleceği anı saniyeyi de yaratmış. Kaç nefes alacağı belli, işte kaç milyon nefes alacaksa, sonuncu rakam oluştuğunda, Allah’a teslim ediyor ruhunu. Allah taksiratını affetsin. Ailesine de sabrı cemil temenni ediyoruz Cenab-ı Allah’tan. Evet.

DİDEM ÜRER: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Aziz Yıldırım hakkında, TSK’ya ait gizli bilgileri yabancı bir ülkeye temin ettiği gerekçesiyle tebliğ name hazırladı Hocam. Başsavcılık, Roketsan davasından berat eden Yıldırım’ın 8 yıl hapisle cezalandırılmasını talep etti.

ADNAN OKTAR: Roketle ne işi var onun, var mı öyle bir iddia? Haberim yok ben yeni duyuyorum.

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Vardır bir hayır. Biz yargıya güveniyoruz. Çünkü mahkemeler var, mahkeme olmuyorsa reddi hakim yapabilirler, üst mahkemeler var, Yargıtay var, neyse kanun, hukuk o uygulansın. Masumsa beraat eder zaten, değilse ceza alır. Türkiye genel anlamda iyiye gidiyor eskiden mafyanın cirit attığı, mafyanın her yerde herkesi tehdit ettiği, insanlara dehşet saçtığı, iddia edilen Ergenekon terör örgütlerinden heyulanın, dehşet örgütünün insanları kabus içinde yaşattığı bir dünyadan rahat bir dünyaya geçiş oldu. Şu an ben hiç mafya tehdidi duymuyorum. Mafyanın cirit attığı bir ortam da görmüyorum. İddia edilen Ergenekon terör örgütün faili meçhullerini de artık duymuyoruz. Eskiden neydi kardeşim, adamlar sıradayız diye ödleri kopuyorlardı. Ödleri kopuyordu insanların, işte sekizinci sıradasın, dokuzuncu sırada, hakikaten sırası gelen de gidiyordu. Bilmem ne üçgeni, bilmem ne sekizgeni, adamları götürüp orada infaz ediyorlardı. Bir çok kişinin de bilgisi dahilinde oluyordu. Bazı resmi kişiler de bunu biliyordu, hatta bizzat uyguluyorlardı. Şu an yapamıyorlar, nedeni? Hükümet dindar. Tayyip Hocam gitse, Ak Parti’nin o cevvaliyeti, o coşkusu kalmayabilir. Ama tabii Cenab-ı Allah’ın bir planı var. Cenab-ı Allah, Ak Parti’yi iktidara getirirken ne kadar kalacağını, Tayyip Hocam’ın ne kadar görevde kalacağını, hangi badirelerden geçeceğini, hepsini ona göre kaderde yaratmış. Her şeyin bir sonu vardır, Ak Parti’nin de bir sonu var tabii, Allah onu planlamıştır. Ama onun yerine mutlaka bir hayır gelecektir. Daha hayırlısı gelecektir, daha iyisi gelecektir. Onun için kimse telaş etmesin. Ak Parti’nin gitmemesini sağlayan, Allah’tır. Allah isterse gider. Gezi’yle gezmemeyle, bununla alakası yok. Allah isterse çok sıradan nedenler meydana getirir, şakır şakır gider. Daha önceki hükümetleri nasıl götürttü Allah, derhal gider. Ama Allah, istikrarlı bir hükümet oluşmasını istiyor, hükümeti tutmak istiyor Allah. Bunun sebebi de Mehdiyet’in kolay hareket etmesi. Mehdiyet’in kollarının güçlenmesi. Mehdiyet’in huzurlu bir faaliyet içerisinde olması. , İddia edilen Ergenekon terör örgütü olsa Mehdiyet muazzam bir abluka içinde olurdu. Çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kuruluş amacı; Mehdiyet’i yıkmaktır. Mehdiyet’i durdurmak için yapılmıştır, başka hiçbir nedeni yoktur. Suriye’de yapılanmıştır, Irak’ta yapılanmıştır, Mısır’da yapılanmıştır, Türki devletlerde de yapılanmıştır, İran’da yapılanmıştır. Tek amacı Mehdiyet’i durdurmaktır, başka hiçbir amacı yoktur. Ama Cenab-ı Allah ayaklarına doluyor. Yani hiç olmayacak zannedilen şeyler oluyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü tepmez devrilmez bir imparatorluk gibi görülüyordu-ki, şu an samimi söylüyorum, yüzde biridir ortaya çıkan. Bilmiyorum adamlar suçlu mu suçlu değil mi bilmiyorum da ama şu an yüzde biri. Örümcek ağı gibi her yeri sarmışlar. Ama Türk milleti böyle bir pislikten hoşlanmadığını söyledi gösterdi. Ama bu pisliği eline yüzüne sürenler de var, pislikten hoşlananlar da var. Adamı pislikten kurtarmışız, yine elimizden kurtulup ben pisliğin üstüne gideceğim diyor. Kardeşim görmüyor musun adamlar gece gündür adam öldürüyor, cinayet işliyor. Her ne sebeple olursa olsun, korkuyor olsan dahi yapamazsın. En fazla şehit olursun, niye korkuyorsun? Niye bu pisliğe çanak tutuyorsun. Bırak bu pislik temizlensin. Hatta İddia edilen Ergenekon terör örgütüne mensup olduğu anlaşılan kişiler bir yiğitlik yapsın, açık açık söylesinler örgütü. Bu melanet örgütünün savunulacak bir yönü yok. Vatan millet bayrak ayrı mesele, cinayet örgütü olmak ayrı mesele. 150 yıldan beri İslam alemini mahvediyor bu pislik örgüt. Bu deccal örgütü, deccalin pençesi bu kanlı pençesi. İddia edilen Ergenekon terör örgütü. Allah kanlı pençesini koparttı, bütün pençelerini söktü Allah. Sadece beyni kaldı şu an sadece inlemesini duyuyoruz şu an başka bir şeyi kalmadı. Pençeleri söküldü Türk milleti de bayağı bilinçlendi iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı. Koskoca insanlar çok makul görüyorlardı eskiden, çok makul görüyorlardı. Yani adam koskoca vali oluyor zannediyorsun aklı başında bir insan. Bakıyorsun kaptırmış çetenin bir numaralı elemanı içinde.  Adam üniversitede profesör bakıyorsun örgütün elemanı. Profesör dediğin aklı başında nezaketli, adam evli barklı adam hayret ediyorsun. Örgüt adama kabadayılık yapıyor, lanlı manlı konuşuyorlar telefonda, şunu öldürmesinde yardımcı olacaksın. Adamda diyor ki “ben yapamam” o zaman diyor, ‘sen hiç canını sıkma rahat ol sen otur sen evde’ diyor ertesi gün bakıyorsun adamın araba uçmuş. Veyahut kafasına kurşun sıkmışlar nasıl oluyor? ‘İntihar etmiştir’ diyorlar. ‘Kim öldürecek onu?’ diyor, ertesi gün bir tane daha, ‘o da intihar etmiştir’ diyor. Bu nedir intihar salgını? Önü sonu gelmiyor bunun, nasıl oluyor böyle? Nasıl oldu anlatın? diyoruz, intihar silah arabanın arkasında bulunuyor, dalga geçiyorlar. Arka koltukta kanlı silah var ön koltukta da adam yığılmış, ‘başına sıkmış tabancayı, sonra koltuğun arkasına atmış silahı’ diyor, bu kadar basit. ‘Ne var bunda?’ diyor. ‘Anlaşılmayacak bir şey yok’ diyor. Bu günlerden bu günlere geldik. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, canımız Şeyhimizin torunu resimleri var.

ADNAN OKTAR: Bu ne şekermiş bu gözlere bak sen tatlılığa gayrete bak sen Allahualem bayağı olay çıkaracak bir tip. Ancak orada zapt edebiliyorlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Mersin’de 1000 adet A9 broşürü dağıtmışlar, Diyarbakır’da da bir kardeşimiz bu akşam eşiyle birlikte 250 broşür dağıtmış, sizden dua rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Tatlılığa bak sen saçlar maçlar konuşuyor. MaşaAllah ne şekerler. Allah ömürlerini uzun etsin. Bakışları ne güzel ne dinlendirici, tablo gibi. Kediler hep yakışıklı oluyor, hep güzel oluyor, insanlar öyle değil. İnsan kirlide oluyor, tipsizi de var, tiplisi de var, yakışıklı olanı, yakışıklı olmayanı var. Kediler hep yakışıklı, hep güzeller köpeklerde jilet gibi oluyorlar. MaşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, yurt dışında yaşayan ve sizi çok seven Deniz kardeşimizin kızı Liya biraz daha büyüdüğünde sohbetlere katılacakmış bizimle birlikte. Size sevileriyle birlikte fotoğraflarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi ben öyle zor durumda kaldım ki, bunun burada olmaması iyi bence. O yanak ısırılmadan gitmezdi. Şu şekerliğe bak, muhallebi gibi tatlı yani. Bir lokmalık bir şey, maşaAllah çok şeker. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Siyasi partiler kanundaki değişiklikle oy verme hakkına sahip olan PKK’lılar, partilere üye olabilecek. Silah bırakanlara, cezasını çekenlere siyaset serbestliği gelecek.

ADNAN OKTAR: Silah bırakan PKK. Yine kanun içerisindedir bu, yani bir şey gibi orijinal bir durum değil. Tabii bilmiyorum da, suç işlese bir adam, kanunun bir düzenlemesi var, seçme seçilmedeki o kriteri adam uyuyorsa, tamam. Zaten kim ne diyecek? Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz her zaman hastalığa kolaylık sağlanmasından bahsedersiniz. Lise öğrencisi Ceyda Meryem Küçükşahin’in doğuştan sahip olduğu açık omurga hastalığı olarak da bilinen hastalıkta her ay, en az bir hafta hastanede yatması gerekiyor. Heyet raporuyla her ay hastanede kalan aynı zamanda liseye giden genç kız, devamsızlık nedeniyle sınıfta kalmış. Sebebi Milli Eğitim bakanlığının lise yönetmeliği ile ilgili. 45 gün okula devam etmediği taktirde sınıfta kalır sebebiyle.

ADNA OKTAR: Resmini yaklaştır bakayım, canım benim bayağı da güzel, maşaAllah. O çok kolay, rapor alır.

DİDEM ÜRER: Şöyle geçiyor yönetmelikte “bir öğrenci mazeretli doktor raporlu, heyet raporlu engelli olsa da, 45 gün gelmezse sınıfta kalır” yazıyor.

ADNAN OKTAR: Yani o kadar mantıksız ki, artık insanın güleceği geliyor. Çok acayip bir laf, olur mu öyle şey? Yani cezalandırır gibi. Orada bir acayiplik var, bir düzenleme yapılması gerekiyor. Bakandan müracaatta bulunalım. Bakanlık telafi etmekle mükellef, olur mu? Gerekirse öğretmeni eve gönderir, gerekirse evde imtihan edilir, yani onu devlet mağdur halde bırakmaz. Hastalıktan dolayı onu cezalandırmış gibi de olamaz. Burada bir gariplik var, derhal düzeltilmesi lazım bunu üzerine gidelim, ilgilenelim. Dilekçe verelim, bakanla da görüşülsün.

Cenab-ı Allah diyor ki Enam Süresi 45. 1545 ede bakıyor tabii bak 1545’e hep dikkat çeker Kuran. Hep kıyametle 45’in bağlantısı vardır. 4-5. 6 değil. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu” kökü-dibinden kurutuldu diyor Allah. “Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır. Elhamdülillah. Demek ki, bir topluluk zulmederse, kökünü Allah kurutuyor. Devletse devlet, milletse millet Allah esirgesin. Suriye’de olan o işte.

DİDEM RAHVANCI: Bugünkü yayınımız burada bitiyor, inşaAllah. Yarın güzel kardeşlerimizin ve Hocamızın hikmetli sohbetleriyle birlikte tekrar sizinle birlikte olacağız, inşaAllah. Allah herkese hayırlı geceler versin. 

Masaüstü Görünümü