Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (11 Kasım 2013; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Ruhum, gözbebeğim, aşkımla yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Muharrem iftarı sonrasında konuşan Başbakan: “Kerbela bir sebat dersidir, zulme direniş dersidir. Bizi yakan bu ateşi hep birlikte söndürmek zorundayız” dedi. Ve “bütün İslam coğrafyasında sen-ben davasını bir yana bırakmak durumundayız” diye açıkladı. “Kutuplaşmaları sona erdirmeliyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a daha hala görüyorsunuz; yok “Alevilere tavır alıyor” diyorlar, “Sünni görüşü savunup, diğerlerine karşı başka türlü davranıyor” falan. Gece gündüz biz bu haberleri duyuyoruz, biz hangisine inanalım? Burada açıkça her mezhebe şefkatle, sevgiyle, anlayışla, hürmetle yaklaşma mantığını görüyoruz. Ben bir günden bir güne Sünniliği savunduğunu da görmedim Tayyip Hoca’nın. Bir kere duymadım. “Ben bütün mezhepleri seviyorum, hepsine eşit mesafeliyim” diyor. O yönden güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, cumhuriyetimiz bir inancın, bir mezhebin üzerine inşa edilmiş değildir” dedi. “Ortak değerler üzerine inşa edilmiştir. Ortak acımız Kerbela üzerinden bu ayrışmayı kabul edemeyiz. Aramıza bizden olmayanların girmesine de müsaade etmeyeceğiz” dedi. “Ayrıştırıcı siyasetin diliyle konuşmayacağız” diye ifade etti.

ADNAN OKTAR: Ayrıca üslubu zaten Alevi üslubu da, net tavrını koyuyor. Aleviler “Hz. Ali (k.v) haklıydı” diyor. Karşı taraf haklıydı demiyor, “Hz. Ali (k.v) haklıydı” diyor üslubuyla. Sevgisini açık açık gösteriyor. Kerbela’daki zulmü lanetliyor, gayet güzel işte.

Şimdi biraz Bediüzzaman’ın sözlerini dinleyelim de, kardeşlerimizin kalbine bir sürur gelsin. Çünkü hadislerden de konuşacağım, siyasi konularda da yorum yaparız yine, inşaAllah.

ARA-

AYLİN KOCAMAN: Bir tanem ruhumla devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Biz de Didem Hocamız’la devam ediyoruz. Didem Hocam buyurun

DİDEM ÜRER: Hocam, Emniyet Genel Müdürü yeni bir birim kurup Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin de aralarında bulunduğu birçok faili meçhul olayın içinde bulunduğu dosyaları yeniden ele alacak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, onların belli olması çok hayati. Kaynadı gitti. Birçok faili meçhul var böyle. Adamlar diyor ki: “İddia edilen Ergenekon terör örgütüyle niye uğraşıp duruyorsunuz” diyorlar. “Adamlar baya faydalı, ellemeyin” diyorlar. Yüz binlerce insanı şehit etmiş bir dehşet örgütü nasıl faydalı olur deli misiniz siz? “Şeytan da çok faydalı” diyor. “Mafya da çok faydalı” diyor, “kan da çok gerekli” diyor. Sanki şeytan konuşuyor. Deliliği bırakacaklar. Hepsini çözsün devlet tabii baya güzel olur. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün ne menem bir örgüt olduğunu insanlar görsün, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mersin’de kardeşlerimiz Forum Mağaza’larının önünde 750 adet yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar ve A9 TV tanıtım broşürü dağıtmışlar. Kadıköy Fikirtepe Mahallesi’nde de 26 adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Kadıköy Fikirtepe delikanlı alemlerinin merkezlerindendir. Aferin, çok güzel yapmışlar. Çaka çaka delikanlı doludur bütün Anadolu gibi.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ekrem Dumanlı yazısında: “Sayın Başbakan’ın iyi niyetli şüphesiz. Ancak devlet fert ilişkilerinde ciddi endişeler var. Çünkü onlarca yılın sabıkası kötü tecrübeleri çağrıştırıyor. İşgüzar kamu görevlilerinden kraldan çok kralcı fanatiklere kadar pek çok aktör ve faktörün yeniden hesaplanması gerekiyor” eleştirisi yapmış.

ADNAN OKTAR: Nedir, yorumla sen?

DİDEM ÜRER: Hocam, herhalde biraz ilişkileri düzenlemek amacıyla bir yazı olabilir. “Başbakan’ın iyi niyeti şüphesiz” diye söylemiş. Ama etrafındakilerde sorun var izlenimi vermişler Zaman Gazetesi’nde. Today’s Zaman’da çünkü çok zaman eleştiri yazıları yazılıyor.

ADNAN OKTAR: Sorunun şekli acayipti, yoksa olayda bir şey yok. Yani mutat vakalar, mutat olaylar, mutat hukuki gelişmeler. Bu o kadar yaygarası yapılacak, bu kadar yer yerinden oynatılacak bir şey değil. Suç varsa, zaten devlet müdahale ediyor, bu kadar. Orijinal yeni bir suç tasnifi, yeni bir suçlama, yeni bir yöntem yok ki. Her zaman olan mutat faaliyetlerin devamı.

DİDEM ÜRER: AK Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, tekke ve zaviyelerle türbelerin seddine ve türbedarlıklar ile bir takım unvanların men ve ilgasına dair kanunun yürürlükten kaldırılmasına dair kanun teklifini hazırladı.

ADNAN OKTAR: Ne faydası olacak onun?

AYLİN KOCAMAN: Cem evleri için.

ADNAN OKTAR: Cem evi açılamıyor mu o zaman?

AYLİN KOCAMAN: Bu kanundan dolayı açılamıyordu. Şimdi bu kaldırılınca, evet. Maaş da bağlanamıyor dedelere. Galiba açılabiliyordu da devletin himayesinde olmuyordu, yardım olmuyordu.

ADNAN OKTAR: Zaten o son dönemde de vardı tarikatlar, cemaatler halen de var. Var olan bir şeyi legal hale mi getirmiş oluyorlar?

AYLİN KOCAMAN: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Yani şu an var çünkü.

DİDEM ÜRER: Ama devlettin maaş bağlaması mümkün olmuyordu Hocam.

ADNAN OKTAR: İyi güzel, olabilir inşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Antalya’da bulunan Gazi Anadolu Lisesi’nde İstiklal Marşı töreninde, öğrenciler marşın ardından hep bir ağızdan andımızı okudu. Müdür andımız okunduktan sonra öğrencileri azarladı Hocam. Andımızı okumaya öncülük eden öğrenciler hakkında soruşturma başlatılacağı söylendi. Lise Müdürü “öğrencilerin yaptıklarının suç olduğunu, disiplin cezası vereceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet, tabii eğer okulda aynı şey yapılsa, karşı bir konuşma da yapılabilir, başka türlü antlar olabilir. Bir bütünlük olsun gibisinden herhalde düşünüyorlar. Ama antta bir şey yok. Yıllardan beri, ta çocukken biz her gün söylüyorduk, gayet de güzel. Ama herkesin kafasına göre bir ant yapması durumu olacağı için genel disiplin açısından fitne olmasın diye düşünüyorlarsa, olabilir.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş “hükümet olmasaydı sonumuz böyle” diye bir yazıyla oldukça sert bir dille eleştirmişti. “Hükümetin Türkiye’yi demokratikleştiremediğini, sonumuzun da hiç umduğumuz gibi olmadığını” söylüyor yazıda. Eleştirdiği hususlardan bir iki madde okuyabilirim, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Azıcık farklı çıkan her sese ‘ne diyor’ diye birazcık kulak kabartmak yerine kavga minderine çekip ‘sandıkta karşıma çık’ diyerek susturmayı tercih ettiler. Bundan böyle düşman olarak görülen ve aman vermeksizin yok edilmesi gerek en ufak eleştirinin ve eleştiricilerin bu yeni muktedirlerden çekecekleri vardı. Bu yüzden eski kötü örnekleri mumla aratacak farklı bir popülizme saptılar” diyor.

ADNAN OKTAR: Böyle ortalı konuşmalar olmaz ki. Mesela “şu konuda haksızlar, bu konuda haksızlar” desin. Mesela bu son olayda ben açık açık eleştirdim ama öldürücü bir eleştiri değil. Yapıcı, tamir edici bir eleştiri. Adamlar istiyor ki yıkıcı olsun. Ne işine yarayacak yıkıcı? Mevcut bir hasar varsa bir insanda onu düzeltirsin. Öldürücü eleştiri olmaz. Yıkıcı üslup çok çok yanlış olur. Dolayısıyla böyle muğlak, ne olduğu belli olmayan konuşmalar değil de net; mesela “şurada şurada şurada hataları var” dersin tamam, olur.

DİDEM ÜRER: “Çok fazla tutuklu gazeteci var” diye örnek veriyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Bıraksın onu, olur mu? Normal suç işlemiş adam. Gazetedeki yazısından dolayı tutuklanmış değil, suç işlemiş. Ayrı bir konu. Şimdi o mantıkla olursa, o zaman mesela köfteci, kasap; “niye o zaman kasapları tutukluyorsunuz?” Adam, kasap elindeki satırla milleti doğradığından değil, bir suç işlemiş oluyor, ondan dolayı hapse giriyor. Yazarın bir dokunulmazlığı yok ki. Suç işleme hürriyeti yok. Herhangi bir suç işlediyse yazar da olsa, paşa da olsa hapse giriyor. Bir ara da paşaların dokunulmazlığını gündeme getiriyorlardı. Paşalar hapse girince biz şaşırmıştık, nasıl olur böyle bir şey? Biz hep gariban halktan insanlar hapse girere diye biliyorduk. Paşalar falan böyle girmeye başlayınca hakikaten herkes şok oldu, halk da şok oldu, biz de şok olduk. Hayret ettik; hapishanede ne işi var bu insanların falan gibisinden? Avamdan insanlar, garibanlar girer onların mekanıdır diye biliyorduk. Yanlış biliyormuşuz tabii.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de “çok fazla polis var” diyor. Her bin kişiye 474 polis düşüyor diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Onu diyen kim?

DİDEM ÜRER: Bülent Keneş söylüyor, “çok fazla polis var, bir polis devleti oluyor” diye.

ADNAN OKTAR: Bıraksın. Onların tesislerini bu geziciler darmadağın ederken polis yetersizliğinden yakındılar. Polis yetersizliği var, fazlalığı yok, olur mu? Koskoca Türkiye. Her yerde olay çıkabiliyor, bilmem ne oluyor. Ama tabii eğer felsefi inanç yönünden derine inersek, Darwinist-materyalist eğitim yapıyor devlet. Darwinizmi, materyalizmi eleştiren kitaplar, devletin kütüphanelerine sokulmuyor. Suç eseri olarak görülüyor. Nazım Hikmet’in kitapları gibi, komünist bir eser gibi falan. Eskiden öyleydi, komünist eserler sokulmazdı kütüphanelere. Şimdi de Darwinizmi, materyalizmi eleştiren eserler kütüphanelere sokulmuyor, yakılıyor. Adam kitabı ısırıyor falan bir şeyler yapıyor, paramparça ediyor. “Bu kitabı sakın ha kütüphanelere oraya buraya hiçbir yere getirmeyin, kitapçılara da gelmesin, görürseniz de yakın.” Mantık bu. Hitler dönemini aratmayan üslupla bazı kişiler olaya yaklaşıyorlar. Ama bu güç şartlarda tabii tine Darwinizm-materyalizm yerle bir olmaya devam ediyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran Dış İşleri Bakanı Zarif, “Sünni’ler ve Şii’ler arasındaki çatışmanın sadece bölgeye değil, tüm dünyanın güvenliğini tehdit ettiğini” söyledi. Ve isim vermeden Sünni Arap liderleri bu konuda hedef gösterdi, “kınadığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Şii katılığı da var, Sünni katılığı da var. Neye dayanıyor; Şii, Sünni eserlere dayanıyor. Şimdi böyle monşerler de var hakikaten, bir kısmı birader, bir kısmı başka türlü, onlar halktan kopuklar. Onlar diyor ki ; “ne gerek var böyle şeylere” diyor. Halka sorduğunda “çok gerek var” diyorlar. Neden diyorsun? “Aç bak kitabı” diyor. “Sen Şii değil misin? Senin dinle alakan yok o zaman” diyor. Adamı dinsizlikle itham ediyor. “Bunlar uçuyor” diyor, “doğrusu budur” diyor. Mesela El Kaide’yle birçok kişi tartışamaz aslında. Çıkart hocaları burada birçok hocayı, 10 dakika ’da mat ederler. Çünkü kaynakları onların iddiasına göre sağlam. Adamı Buhari’yle, Müslim’le, Tilmiziyle, Sünen-i İbni Mace ile, Sünen-i Nesai ile dümdüz ederler. Ezberden biliyorlar bütün hadisleri. Konuşacak hiçbir takati kalmaz. Önce der ki; “bu kitaplara inanıyor musun?” “İnanıyorum” diyecek, “mültekaya, İbn-i Abidin’in eserlerine hepsine inanıyorsun” “peki der otur. Sayfa şu, hadis numarası bu, açık hüküm bu ne diyorsun” diyor, “ne diyeyim, haktır” diyor. “O zaman konuşma” diyor adam. Böyle bir durum var. Kuran’ın dışında adamların kaynakları var. Kuran’ı esas almıyorlar. O zaman mecburen oluyor. Sünni’si de olur, Şii’si, de olur çatışma da olur, hepsi olur. O zaman işte Mehdiyet devreye giriyor. Mehdiyet’de Sünni, Şii ayrımı kalkıyor.  Sahabe dönemi geliyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) dönemi geliyor, dolayısıyla huzur, güven gelmiş oluyor. Sünni istediğinin ne olduğunu sorduğumuzda, bir Sünni Mehdi’nin geleceğini söylüyor. Şii’ler de Şii Mehdi’nin geleceğini düşünüyor, Vahabi’ler, Vahabi Mehdi’nin geleceğini düşünüyorlar. Hâlbuki, Hz. Mehdi (a.s) ne Sünni, ne Vahabi, ne Şii’dir. Sahabe İslam’ını Kuran İslam’ını savunur.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kuveyt’te yayınlanan Arap Times isimli gazetede “Türkiye kendi çıkarlarına göre değil, vicdanına göre hareket eder” başlıklı makaleniz yayınlandı. Makale de; “Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor mu? Sorusuna cevap olarak; Türkiye’nin hiçbir zaman kendi çıkarlarına göre değil, vicdanına dayalı bir dış politika yürüttüğünü” dile getiriyorsunuz. Ve Endonezya’da bulunan Jakarta Post Gazetesi’nde de; Barışın önündeki engel, bağnazlık başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalede; “Bağnazlığın uyguladığı dinin gerçek İslam’la bir ilgisinin olmadığını, bağnazlıkla mücadelenin ancak eğitimle mümkün olabileceğini” açıklıyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güzel. Doğrusu da budur. Yani bu tip demagojilerle olmaz. Demagojiyle din savunulmaz, din anlatılmaz. Sadece muhalif insanların sayısı çoğalır, başka bir şey olmaz. 

Ama Hüseyin Çelik Ağabeyimiz dindardır, samimidir, onu söyleyeyim, sevdiğim bir insan, Allah’tan başka kimseden korkmaz. Ama bildiği yöntem bu kendince en iyisini yaptığını düşünüyor.  Ama bu yöntem, başarılı bir yöntem değil. Kızdırıcı, huzursuz eden bir üslup olmuş oluyor. Hâlbuki İslam’da yaklaştırıcı, sevdiren, muhabbete yönelten bir üslup esastır.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mursi’nin ilk mahkemedeki tutumundan dolayı ordu içindeki bazı kişilerin, mısır ordusundaki generallerin Mursi’yi ziyaret ederek uzlaşı yapmak istediği söyleniyor. Mürsi’nin ise “ordunun asıl görevini hatırlamasını, kışlasına geri dönerek görevini icra etmesini ve demokratik hakların yeniden iade edilmesini istediğini” söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Barıştırmak lazım işte, Türkiye devreye girsin. Eskiden beri onu söylüyorum. Yani zıtlaştırışı değil de, işte dört işareti, beş işareti yaparak olmaz bunlar. “Allah bir” diyeceksin, o kadar, işareti yapacaksan o. Oturup dörtle ortaya çıkarsan, karma karışık işler olur. Ayrıştırıcı sloganlar olmaz. Birleştirici sloganlar olması lazım. Allah Bir, Müslüman’lar birlik hep biriz, kardeşiz dünya bir olsun hep bunun üstünde durmak lazım. Hep bir iyidir, bir güzeldir. Dört, sekiz, on altı onlara falan girdin mi parçalanırsın, Allah esirgesin.

DİDEM ÜRER: İçişleri Bakanı Sayın Muammer Güler, öğrenci evi tartışmasıyla ilgili Hocam; “hâkim kararı olmadan kimse kimsenin evine geremez” dedi.  

ADNAN OKTAR: Tamam işte bu kadar. O kadar ortalığı velveleye vermenin âlemi yok ki. Tarafsız mahkemeler var, bir evin araştırılmasını istiyorsa mahkeme, bitti. Bunun şamatasına gerek yok. Suç varsa, zaten hâkim tespit eder onu. Bir türlü suç da yok birçok suç olabilir. İlla uyuşturucu, illa terör, illa fuhuş olmayabilir. Adam orada başka türlü bir suç da işliyor olabilir, kaçak bir şeyler satıyor olabilir. Hepsinde yetkili mahkeme karar verir netice alınır, konuda da biter.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün Adana’da üç kardeşimiz beş yüz adet evrim aldatmacası broşürü dağıtmışlar, inşaAllah. Ayrıca Şirinevler’de kitaplarınızdan ve İlmi Mercek Dergileri’nden yaklaşık üç yüz adet dağıtmış başka kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aslanlarıma. Çok güzel, elhamdülillah. Nur saçıyorlar etrafa nur, çok güzel.

Evet, dinliyorum,

 DİDEM ÜRER: Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız, maşaAllah “ümmet birliği ve hilafet zaruridir” konulu bir yazı yazmış. Soru ve cevap şeklindeki yazısında; Müslümanların tefrikadan kurtulup, ümmet birliğine sahip olmaları için öncelikle ne gerekir? sorusuna; “ ehliyetli, liyakatli, takvalı, ihlaslı, dirayetli, güçlü, bağımsız bir imam, başkan, halife olması ve müminlerin bu muhterem kimseyi başkan olarak tanıyıp, kendisine biat ve itaat etmeleri gerekir” diye cevap vermiş.

ADNAN OKTAR: Hocamızın demek istediği Hz. Mehdi (a.s)’ı tarif ediyor, evet. Müslümanların genel lideri, bütün Müslümanların manevi lideri,  Onu söylüyor. Eskiden beri söylüyor, maşaAllah.

Ama çok tatlıdır, Sünni bir imam gelmesini istiyor. Sünni bir Mehdi (a.s) diye. Halbuki, Hz. Mehdi (a.s) Sünni olmaz. Yani Hanefi, Maliki, Hanbeli, Şafii, Şii, Vahabi, o şekilde Mehdi (a.s) olmaz.  Peygamber Efendimiz (s.a.v) öyle bir Hz. Mehdi (a.s) gelecek demiyor. Yani ne Şii’dir, ne Sünni’dir gelecek olan Hz. Mehdi (a.s). Hz. Mehdi (a.s)’ın mezhebi hakkında bilgi yok. “Bana benzeyecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), “benim gibi vahiyle hareket edecek, Kuran’a uyacak” diyor, “sahabe dönemi gibi olacak” diyor. Nerenin mezhebi? Ama ağabeyimizin eskiden beri tatlı bir Sünni inancı vardır. Kendine has bir üslubu vardır, birde etrafındakilerin de tepkisini çekmek istemiyor da olabilir. Usturuplu konuşuyor tabii.

DİDEM ÜRER: Hocam, Filipin’deki haiyan tayfununda yalnızca bir şehirde 10 bin kişini hayatını kaybettiği söyleniyor. Haiyan tayfunu nedeniyle de Filipinler’e gelen Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, “çok hızlı hareket edip buraya yardım ulaştırmamız çok önemli” açıklamasında bulundu.

Gelmiş geçmiş en büyük tayfun olarak söyleniyor Hocam, 5 milyon kişiye etki etmiş.

ADNAN OKTAR: İşte bu tip olayların, ahir zamanda yoğunlaşması, düşünen insanlar için, tefekkür eden insanlar için, hadis bilen, Kuran’ı bilen insanlar için açık sarih Allah’tan ayet ve işarettir. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi için, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi için işarettir. Daha önce hiç olmayan olaylar birden olmaya başladıysa nedir bunun alameti, anlamı?

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam dün, Balıkesir merkezde Paşa Alanı ve Toygar Mahallesi’nde, 1000’e yakın A9 TV broşürü ve 150 adet Evrim Aldatmacası broşürü dağıtmış. Emre ve Oğuz kardeşlerimiz.

İstanbul’dan başka kardeşlerimiz de şöyle yazmışlar; “bugün beraber sohbet ettik, Kuran okuduk, iman hakikatleri ve Kuran mucizeleri hakkında konuştuk, toplu dua ettik, Hocamızdan dua bekliyoruz” diyorlar.  

ADNAN OKTAR: Şu nurlu meclise bak, şu nurlu insanlara bak, maşaAllah.  Bir nuraniyet, bir güzellik açık açık görülüyor. Oradaki ufaklığı bana bir göstersene. Çok şeker, uslu uslu oturmuş. Canım benim maşaAllah, Allah ilmini, irfanını arttırsın.

DİDEM ÜRER: Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu, incelemeler ve araştırmalarda bulunmak üzere Doğu Türkistan’ın Uygur Bölgesi’ne gidecek Hocam.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bayağı iyi olur. Çinlilerin sözü, üslubu; “Biz” diyorlar, “barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz.” Bak buraya getirdik, konuştuk, “sureti katiye de böyle bir şey yapmayız” diyorlar. Ama gidip yerinde görmek en iyisidir. O zaman konuşulacak bir laf olmaz. Uzun kapsamlı bir rapor hazırlasınlar. Bu sefer çok detaylı bir inceleme yapsınlar, çok iyi olur.

Didem Hocam, sizle devam ediyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Muammer Güler, Adana Valisi ve bir vatandaş arasında dün yaşanan olayla ilgili şunları söyledi; “Devletin varisi konumundaki bir kişinin vatandaşı her ne kadar rahatsız edici bir diyalog yaşansa da bu şekilde cevap vermesi doğru olmadı. Konuyu incelemesi için arkadaşlara talimat verdim. Yasal çerçevede şikayetçi olabilir, talimat verebilir” diye söyledi. “Ama cevap vermesi şık olmadı” dedi.

ADNAN OKTAR: Video bandı var mı bunun?

DİDEM ÜRER: Var herhalde, gösterilmişti haberlerde. Ama tam dediği duyulmuyor. Orada söylediğini, ifade ettikleri kelimeyi söylemediğini söylüyor Vali, “ben başka bir ifade kullandım” diyor.

ADNAN OKTAR: Tamam, etrafındaki kişiler de şahit olduğuna göre söylemediyse söylememiştir. Bazen insanlar mesela salak kelimesini kullanmaz da, yani ona yakın mesela şaka yollu mesela ne bileyim; ne diyebiliriz, nalak diyebilir. Nalak hakaret değildir. Ama salak hakaret olur yani. O espri yollu söylenmiş bir söz olabilir. Valimiz biraz delikanlı mizaçlı yani harbi delikanlı benim gördüğüm. Şakacı da herhalde üslup olarak. Bir de rahat konuşan bir insan. Üstüne bu kadar gelinmesi doğru değil. Ayıp yapıyorlar bence. İnsanlar akşama kadar her şeyi konuşuyor. Ağzından her şey çıkabilir yani sürekli mikrofonlar yanında. “Demedim” diyorsa dememiştir. Yani her sözü, her kelimeyi böyle yaygara şeklinde ortaya koymak doğru değil. Belki üslubudur. Bazı insanlar kendisi bir kelime icat eder, önüne gelene söyler. Mesela o filmde de vardı, kızıyor, “değişik” diyor falan böyle. Mesela o ona göre ilginç bir söz. Bir başkası da kendine göre bir kelime icat edebilir, söyleyebilir. Valimiz, sempatik bir vali. Onunla ilgili resimler falan var, çok sevimli. Hoşgörülü bir insan. Bence sevecenlikle yaklaşmıyorlar. Sevgiyle yaklaşmıyorlar. Halktan da yeni moda bu çıktı. Mesela bakan geliyor; “Sayın Bakanım” diye fırlıyor, ağza alınmayacak çirkin sözler ediyor. Çok mağdur durumda bırakıyor valiyi yahut kaymakamı veyahut neyse oradaki devletin görevlilerini. Çünkü kameralar var, insanlar seyrediyor; onun bir şey söyleyemeyeceğini de bildiği için, çok pervasız oluyorlar. Bence böyle tiplerin yanaşmaması için de tedbir alınması gerekir. Yani halk önünde rezalet çıkartma, kameralar önünde rezalet çıkartma tekniği var. Bu, o tip adamlar için müthiş bir avantaj. Adam emek emek belli bir yere geliyor yahut o değerli insan, bütün ömrünü veriyor, şöhret oluyor, herkes onu tanıyor, kameralar var, halk var toplanmış; bir tane adam çıkıyor, ağza alınmayacak laflar ediyor bağıra bağıra, mahcup etmeye çalışıyor. Başka bir yere gidiyor, yine öyle. Bu bir moda. Ve onların da eli kolu bağlı. Ve avantajları yok böyle bir durumda, avantajsız bir durumdalar. Boş bulunup bazı sözler ediyor olabilir insanlar. Vali de orada kendine göre bir cümle sarf etmiş olabilir. “Hakaret etmedim” diyor, “Etmedim” diyorsa, etmemiştir. Yani bazen basında şamata oluyor diye bürokratları hemen böyle topun ağzına koymaya kalkmak, onların üzerine gitmek, bunu kolay hale getirmek de doğru değil. Yani kime sempatik görüneceğiz? Kim bizi sempatik görecek? Basın bir anda şamata yapacak; hemen hakkında işte şöyledir, böyledir diye sözler edilecek. Bu doğru değil. Ama Muammer Güler Hoca, kanuni, hukuki bir gerek oluştuğunu düşünüyor olabilir. Makul yani “Niye yapıyorsun?” falan diyemeyiz. Çünkü kanunsuz bir şey yapamaz. Kanuna uygun bir tavır içerisinde olduğuna göre nihayet soruşturma istemiş. Soruşturulur. Sonunda da adalet yerini bulur. Ama bakanlar, valiler, bu kadar kolay olmaması lazım. Önüne gelenin laf attığı, sık sık soruşturma açılan insanlar konumunda olmamaları lazım. Hayır, soruşturma tamam olabilir ama yani onun fırsatını vermemek lazım. Bu çok önemli. Yani ortamını meydana getirmemek lazım.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Hollanda’da yerel halka Hollandaca iman hakikati belgesellerinden oluşan DVD’lerden çok sayıda dağıtmışlar. Ankara Yeşiltepe Mahallesi’nde 650 adet A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmış başka kardeşlerimiz. Çorum’da bugün avukat, mali müşavir, mühendislere ve bayan kuaförlerine sizin kitaplarınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz. Ve İstanbul’dan başka kardeşlerimiz de Merter, Zeytinburnu bölgesinde 400 İlmi Mercek ve 300 adet kitap dağıtımı yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah şu nurani varlıklara bak. Şu melek gibi varlıklara bak. Allah şevklerini arttırsın, her adımlarına, her nefeslerine sevap versin Cenab-ı Allah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak Başbakan Yardımcısı Salih Mutlak’la Irak başbakanlığında bir araya geldi. Davutoğlu; “Irak’ın istikrarı, huzuru ve mutluluğu, Türkiye’nin huzuru ve mutluluğu gibi aziz ve önemlidir. Tarih boyu beraber yaşadık, ebediyete kadar beraber yaşayacağız” dedi. Salih Mutlak da; “Bu ziyaret ikili ilişkilerin yeniden yapılandığını gösteriyor. Yeni bir dönem başladı” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Güzel. Hani “Dış ilişkiler battı” falan diyorlardı, “düzelmez” falan, “Yarına yattı” gibi bir üslup kullanıyorlardı. Bak uyardık, eleştiriler oldu. Yeni bir politika anlayışı geliştirdiler, gayet güzel. Aynı şeyi Suriye ve Mısır için de bekliyoruz. Libya için de bekliyoruz. Fas, Tunus, Cezayir için de bekliyoruz, Avrupa Birliği için de bekliyoruz. Zaten o Avrupa Birliği konusunda da bir atak oldu, güzel gidiyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Davutoğlu, Irak’ta katıldığı bir programda “Ortadoğu’daki bütün etnik unsurlar, Irak’ta da var. Eğer orada barış olursa, Ortadoğu’da da barış olur” ifadesi kullandı.

ADNAN OKTAR: Güzel. Mehdiyet eliyle, aklıyla her yeri etkiliyor. Bu Mehdiyet’in bereketi. Ve bir süre sonra bu iyice şahlanacak, iyice gelişecek. Muhteşem, güzel bir güç olarak, güneş gibi ortaya çıkacak, inşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Ermenistan’ın kontrolündeki Azerbaycan toprağı Yukarı Karabağ’da gösteri yapan Ermeni komandolar, üzerinde Türkiye ve Azerbaycan bayrağı olan tuğlaları kırdılar Hocam.

ADNAN OKTAR: Onlarda da değişik tipler oluyor. Cahil insanlar, bilgisiz insanlar çıkar. Üç kişi, beş kişi bütün Ermeni milleti anlamına gelmez. Ermeniler bizim canımızdır, kardeşimizdir. Biz yüzyıllarca iç içe birlikte kardeşçe yaşadık. Millet-i sadık-a dedik biz onlara. Paşa yaptık onları. Onlar candır, tertemiz insanlardır. Provokasyonlara gelmeyiz, bu tip üsluplardan da etkilenmeyiz. Yapıyorsa, o kendi terbiyesizliğidir. Birkaç terbiyesizin üslubu Ermeni milletini ilgilendirmez. Onların soylu ve güzel tavırları tarih içinde hep güzel bir görünüşle insanlara Allah tarafından sunuldu. Ve biz de o güzellikleri gördük.

DİDEM ÜRER: Faili meçhuller için Diyarbakır cumhuriyet savcısına gizli tanık olarak ifade veren bir er; “biz, köy yakma taburuyduk. 1994’te Hazro, Lice, Hani ve Kulp’a bağlı 30 köyü yaktık” dedi Hocam.

ADNAN OKTAR: İşte suç varsa, gereğini yapıyor devlet, araştırıyor. Hiçbir suç cezasız kalmaması lazım.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan dünkü yazısında; “Sayın Bülent Arınç’ın AK Parti’nin kurucu babaları içinde yer aldığını, Başbakan Erdoğan’ın Arınç’a karşı ciddi bir özensizlik yaparak, Arınç’ın parti ve meclis içindeki ağırlığını dikkate almadan konuştuğunu” yazdı. “Sayın Arınç’ın siteminin partiden kopma sinyali değil, sadece onursal bir çıkış olduğunu” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Tamam, ben onu açıkladım. Tayyip Hoca orada haklı. Yani ne yapsın? Yalan mı söylesin? “Dedim” diyor. Birçok şahidin gözü önünde söylediği bir sözü “Söyledim” diyor, “Aramızda konuştuk” diyor. O da “Yok, konuşmadık” diyor. O zaman makul olan, Tayyip Hoca’nın açıklamasıdır.

DİDEM ÜRER: Hocam, 2008’de Bayrampaşa cezaevinde Engin Çeber’i döverek ölümüne yol açan işkenceden yargılanan gardiyanlar, neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçundan verilen müebbet hapis cezasını Yargıtay Birinci Ceza Dairesi onadı. Karar, işkence ve kötü muamele karşısında verilmiş ilk karar olarak tarihe geçti.

ADNAN OKTAR: Normalde işkence davaları hep beraatla sonuçlanıyor. Hep beraat. Yani benim gördüğüm neticelenen bir vaka yok. Ama ben buna da hayret ettim. Çünkü geçmiş bir şey oluyor. İzleri kalmamış oluyor. Mesela adamın sırtına geniş vuruşlar yapıyorlar, o an morarıyor fakat iki sene sonra hiçbir iz kalmıyor. Hiçbir şey kalmıyor. İki sene sonra adam şikayet edebiliyor. Korkuyor, tehdit altında oluyor. Baskı altında oluyor. Bazen üç yıl sonra tehditten dolayı şikayet ettiğini yeni sunuyor savcılığa ve bu suretle birçok dava kapandı. Hep beraatla neticelendi. Hayır olmuş, inşaAllah hayırdır.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz bu Pazar günü Bostancı sahilde 500 adet kitabınızı dağıtmışlar. Birinin oğlu Kerem de yardımcı olmuş. Ayrıca Perşembe günü Bursalı kardeşlerimiz birlikte ev sohbeti yaparak, Kuran ve sizin kitaplarınızdan okumuşlar. Toplu dua etmişler. Kayseri’de kardeşlerimiz gündüz ve akşam 2000 adet A9 TV broşürü ve 40 adet kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ve Vefa Gecesi programında Büyükşehir Belediye başkanı, başkan yardımcısı, eski meclis başkan vekili Yasin Hatipoğlu, eski Kayseri müftüsü, eski müftü yardımcısı ve konuşmacılardan Ömer Döngel ve oradaki iki kişiye Yaratılış Atlası hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Fevkalade güzel haberler, fevkalade güzel nimetler, fevkalade güzel ataklar. Nurdan nur çıkıyor, nurdan nur çıkıyor, her yer nurlanıyor maşaAllah, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Başbakan’ın danışmanı Ertan Aydın, AK Parti’nin demokrasi anlayışı ile ilgili yazmış Hocam. “Gezi’de gençlerin daha çok demokrasi ve şehir yapılanması hakkındaki görüşlerini anladıklarını ve buna göre siyaset geliştirdiklerini” söylüyor. “Gezi parkı eylemleri bir anlamda icazetsiz sivil demokrasinin de şehircilik ve kamu alanlarının kullanımı konusunda zaaflarına vurgu yapan yeni bir eleştiriye dayanmaktaydı” diyor.

ADNAN OKTAR: Yani güzel bir entel açıklama olmuş.

DİDEM ÜRER: “Bu gençlerle” diyor, “Gezi’yi kullanmak isteyen diğer yapılar arasındaki farkı anladıklarını” söylüyor.

ADNAN OKTAR: Evet, komünistlerle, terörist komünistlerle Geziciler’in farkını diyor. İyi, tamam güzel.

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler’de yapılan açıklamada; “İran’ın nükleer programının yol haritasıyla ilgili işbirliği kararı alındığı” açıklandı. Karar, İran’ın çok tartışılan nükleer tesisinin denetlenmesini de içeriyor. Ve anlaşma bugünden itibaren yürürlüğe giriyor. Gelecek üç ay içinde de tamamlanacak.

ADNAN OKTAR: İran böyle bir tesis yoklaması falan yaptırmaz, benim bildiğim. Ama iyi oyalar. Yapacaksa da, çoktan yapmıştır yani. Oturup onlara gelin biz atom bombası yapıyoruz demez. Yani beyhude bir gayret, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Vatan Gazetesi’nden Erol Çevikçi “hükümeti ülkede gerginlik ortamı oluşturmakla” suçlamış. “Başbakanlık dönemlerinde Menderes, Demirel, Özal ve Erbakan’ın asla gerginliğin ve çatışmanın sorumlusu olmadıklarını” söylemiş. “Gençliğinde bilinçaltına yerleştirilen önyargıları ve saplantıları gerçekleştirmek için hiçbir Başbakan ülkesine böyle bir çatışmalı ortama getirmediği” ifadesini kullanmış.  

ADNAN OKTAR: İsteyerek olmuyordur. Yani tevafuken çıkan olay oluyor. Çünkü bir Başbakan açıklaması hakikaten Türkiye’yi sallayabiliyor. Çok şok bir haber gibi sunuluyor. Aslında dikkat ederseniz iki ayda bir, üç ayda bir ağızdan kaçan bir söz, boş bulunup söylenmiş bir söz ortalığı birbirine katıyor. Abartılı hassasiyete gerek yok. Zaten doğru açıklandığında, halk kendi kanaatini bildirdiğinde, hükümet tavrını ona göre yönlendiriyor.

DİDEM ÜRER: İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Önder Onursal Genel Başkanı İbrahim Solmaz “yaşam tarzına asıl müdahalenin 28 Şubat’ta olduğunu, medyanın bugünkü gibi olaya müdahale şeklinde yaklaşmadığını söylüyor.”

ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor. O zaman medya çekiniyordu, halk çekiniyordu, herkes herkesten korkuyordu. Birçok kişi, birçok kişiden korkuyordu. Korku imparatorluğu gibiydi adeta. Korku her yeri sarmıştı. İnsanlarda ne cesaret yani öyle bir şey oturup eleştirsin, konuşsun. Dolayısıyla demokrasinin gittikçe geliştiğini görüyoruz. Şu an rahatça konuşabiliyorlarsa, hükümeti eleştirebiliyorlarsa, bu demokrasinin geliştiğinin açık alameti.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Oktar ve Emre sizi temsilen İngiltere’de bir dizi konferansında görüşmeye katıldılar. 1 Kasım’da Londra’da Daye İslam isimli vakfın toplantı salonunda, evrim teorisinin çöküşü ve Kuran mucizeleri konuları anlatıldı. 3 Kasım tarihinde Oxford şehrinde Medine Camisi’nde Hz. İsa (a.s)’ın gelişi ve İslam barış dinidir konuları anlatıldı. Konferanslarımızda ayrıca fosil sergisi de yapıldı. 5 Kasım’da ise Londra’daki en büyük kiliselerden birisi olan Sean Paul Katedrali’nde, Müslümanlar ve Hristiyanların ortak olarak düzenlediği bir toplantıda, Oktar sizi temsilen Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki ittifakın önemini, sizin birliğe çağrı kitabınızı anlatıp tanıttı. Katedraldeki rahiplere ve diğer konuşmacılara kitaplarınız hediye edildi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Hristiyanlarla ittifak, Bediüzzaman’ın ifadesi de Mehdiyet’in bir nişanesidir. Ehl-i Kitap ile ittifak, diyor ki Bediüzzaman “ayrı ayrı iken mağlup olan İseviyet ve İslamiyet” diyor, “birleşme durumunda muvaffak olacak istidadında iken cismi beşerisiyle semavatta bulunan İsa Mesih, yeryüzüne iner ve Hristiyan alemiyle Müslüman alemi birleşir” diyor. Ve “çendan” diyor Osmanlıca çendan, İslam nurunu dünyaya neşreder” diyor. Yani hakim olarak çok fazla sayıda İslam nurunu dünyaya neşreder diyor. Şimdi biz bu gidişattayız. Hristiyanlara karşı biliyorsunuz, dünyanın birçok yerinde bir muhalefet var. Musevilere karşı da bir muhalefet var, Müslümanlara karşı da muhalefet var. Halbuki hepsi inandıkları için eziliyorlar. İnandıkları için ezilenler bir araya geldiğinde, muazzam bir güç olmuş olurlar. Ve kimsede onlara öyle kötü davranamaz. Şimdi gidişat bu yönde, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: HDP’li Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan’ı ziyaret sonrası açıklamalarda bulundu. Önder; “Öcalan’ın MHP dahil, tüm siyasi partilerle görüşmek istediğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Başlığa bakayım.

DİDEM ÜRER: “Öcalan’ın bu önerisi MHP’lileri kızdıracak.”

ADNAN OKTAR: Yani Allahualem öyle olur.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’a yapacağı geziye, Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimi Başkanı Mesut Barzani’de katılacak. Barzani 21 yıl sonra ilk kez Diyarbakır’a giderek konuşma yapacak.

ADNAN OKTAR: İyi tamam hoş geldi, sefa geldi. Barzani Hocamız “niye benim böyle aleyhimde sözler ediyor” falan demiş. O zaman eleştiriyordum. Yani “ben Seyyidim” demiş, beş vakit namazındayım, Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü istiyorum, bölünmeye karşıyım” ona benzer ifadelerde bulunmuş. O zaman nur ala nur dedik. İyi güzel, maşaAllah dedim.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 9 Kasım Cumartesi günü MHP Tandoğan’da miting düzenledi. “Milli Değerleri Koru ve Yaşat” açık hava toplantıları kapsamında düzenlendi bu miting ve Sayın Bahçeli’de burada konuşmalar yaptı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Ankara’da. Çok güzel olmuş, hayır olmuş. MHP, Türkiye’nin bir zenginliğidir, milletimizin bir zenginliğidir, bir güvencesidir.  MHP gençliği daha da canlı olsun. Daha aktif olsun, daha iyi kendilerini yetiştirsinler. Aşkla, şevkle, heyecanla İttihad-ı İslam için mücadele eden bu güzide topluluk, Allah’ın izniyle gittikçe güçlenecek. Daha da iyi olacak. Kimsenin lafından sözünden olumsuz etkilenmesinler. Kalpleri müsterih olsun, son derece rahat olsun. Hayır yolda olana Allah hep yardım eder. Şer yolda olanın, Allah yolunu kapar. Hayır yoldalar, hayırda, berekette, iyilikte, güzellikte yarışıyorlar. Allah kalplerine sürur, ferahlık versin, nur versin, ilimlerini irfanlarını artırsın, hidayet versin, kalplerine sevgi, şefkat, merhamet, güzellik versin, Allah nurlarını artırsın, her yerlerini nur kılsın. İttihad-ı İslam’ın Ulubatlı Hasanları onlar, aslanları. Allah onlara, cennette de güzel mekanlar versin, makamlar versin. Güzel olmuş, hayır olmuş, inşaAllah.

Burma’da yaşayan Müslüman kardeşlerimize müthiş bir şiddet politikası uygulanıyor. Burma’ya yapılan baskıyla ilgili hükümetimiz açıklamada bulunsun, her yerde yapılan şiddetle ilgili hükümetimiz sık sık açıklamada bulunsun. Birleşmiş Milletler nezdinde, yurt içinde, yurt dışında sürekli gündeme gelmesi onları bezdirir. Çünkü Bakan açıklaması, Başbakan açıklaması, mühim toplantılarda açıklanması yani müthiş bir baskıdır. Çok etkili olur. Onun için istirham ediyoruz, özellikle Burma’da da yaşanan zulmün gündeme getirilmesi. Mesela Doğu Türkistan’da yapılan zulüm üstüne oraya bir heyet gidiyor. Bu çok güzel bir baskıdır. Sık sık gündeme getirilmesi, Burma’nın sık sık gündeme getirilmesi, her yerin velveleye verilmesi, yani Müslümanlara yapılan baskının, onlara uygulanan şiddetin, onlara verilen acıların kapsamlı olarak delillendirilerek, uzun uzun dile getirilmesi, çok yıldırıcıdır. Yani bir yerde yangın var diye bağırırsan, yangına koşan çok olur. Ama yangın var diye bağırmazsan, o ev orada kendi kendine yanar, kül olur. Her yerde yangına velveleyle haber verelim. Hükümetimizde hep bunu yapsın. Bakanlarımız yapsın, Başbakanımız yapsın. Tayyip Hocam yer yer söylüyor ama hiç çekinmesin, çok kapsamlı anlatsın. Her toplantıda, her yerde ısrarla dile getirsin. Biz ondan istirham ediyoruz.

Didem Hocam ben gidiyorum. İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah.

Masaüstü Görünümü