Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (14 Kasım 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Allah aşkıyla sevdiğim canım bir tanem Hocamla sohbetimize başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Misafirler de akın akın geliyor, maşaAllah. Bugün yine çarşaflı hanımlar çok sayıdalar, maşaAllah. İyi güzel, onları da çok seviyoruz, sizleri de çok seviyoruz.

Ahmet Bin Hilal, Ali Bin Ahmet Ubeydullah Bin Musa’dan, Alevi Ahmet Bin Hüseyin’den, Ahmet Bin Hilal’den, Abdurrahman Bin Ebu Necran’dan, Huzeyl Bin Eyüp’ten, Sudayir Sayi Rafi’nin nakli, rivayet.

“Ebu Abdullah İmam-ı Sadık (a.s)’ın şöyle söylediğini duydum: “Bu meselenin efendisi Muhammed Mehdi’nin Hz. Yusuf Peygamberle benzerliği vardır.” Hz. Yusuf (a.s)’la benzerliği vardır. Bu hadislerde çok geçen bir ifade. Kuran’da da Yusuf Suresinde çok detaylı olarak Mehdiyet kapalı bir üslupla anlatılır.

“Yusuf’un kardeşleri zeki ve akıllı insanlardı. Onlar Yusuf’a gelip onunla konuştular ve onunla anlaşmaya vardılar. Ve onun onların kardeşi olmasına rağmen kendini tanıtana kadar onu tanıyamadılar.” Yani şu anda da Ümmet-i Muhammed Müslüman olduğu halde, bilgili olduğu halde, Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. Yusuf (a.s)’ı tanıyamayan kardeşleri gibi tanıyamayacaklar. “Kuran ayetinin işareti de budur” diyor. Akıllı oldukları halde, dikkatleri açık oldukları halde Allah’tan bir harika olarak, bir mucize olarak, Hz. Mehdi (a.s) alenen aralarında olduğu halde “Allah basiret ve feraset gözlerini örtecek” bir çok insanın ve göremeyecekler. Hz. Mehdi (a.s)’ı fark edemeyecekler. “Hz. Yusuf (a.s) Kıssasında kast edilen budur” anlatılan budur diyor.

“Ancak ‘ben Yusuf’um’ dediği zaman onu tanıdılar.” Kuran’da öyle diyor değil mi? “Ben Yusuf’um deyince tanıyorlar yoksa tanıyamıyorlar, çok yakınındalar.

“Bu esasa dayalı olarak neden bu kargaşa içindeki ümmet, üstün güç sahibi Yüce Allah’ın kendi delili, hücceti Mehdi’yi onlardan gizlediğini inkar eder.” Allah gizliyor Hz. Mehdi (a.s)’ı ama insanlar “yok öyle bir şey, biz olsa hemen görürüz” derler diyor. Halbuki “Allah gizleyecek” diyor. “Hz. Yusuf (a.s)’ı gizlediği gibi gizleyecek ve görmeleri de mümkün olmayacak” diyor.

“Hz. Yusuf Mısır’da yöneticiydi. Hz. Yusuf ile babası Yakup (a.s) arasındaki mesafe 18 gün süren bir yolculuktan ibaretti.” Yaklaşık 18 gün. “Eğer Yüce Allah dileseydi onun yerini babasına bildirirdi.” Çünkü Peygamber, ikisi de peygamber, Allah isteseydi bildirirdi. “Peki nasıl oluyor da bu ümmet Allah’ın Hz. Yusuf için yarattığını, kendi delili, Hüccet’ül Mehdi için de yapabileceğini inkar edebilir? Hakları gasp edilmiş, baskı altına alınmış efendiniz Muhammed Mehdi gelir. Bak, hakları gasp edilmiş, baskı altına alınmış. Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği neymiş? Haklarının gasp edilmesi ve baskı altına alınması. Zaten o yüzden Mehdi oluyor. Mehdi olmasının sebeplerinden birisi budur, çok eziyet çekecek, çok baskı altına alınacak. “Hakları gasp edilmiş, baslı altına alınmış efendiniz Mehdi gelir ve onların aralarına katılır. Onların çarşılarında gezer. Ve halıların üzerinde yürü.” Şimdi bu çok manidar. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında halı çok nadir. Halının üstünde nerede yürüyeceksin çok nadir. Çok küçük parçalar halinde halılar var, yürünecek kadar da bir halı yok. Yani çok ufak parçalar halinde. Peygamberimiz (s.a.v)’in evinde bile yok, çok küçük. Ama şu an halılar çarşılarda, binalarda mesela şu an burada da bak boydan boya her yer halı kaplı. Evlerde, koridorlarda hep halı var. Ne diyor: “Mehdi, halıların üzerinde yürür.” Demek ki ahir zamanda, geniş çaplı binalarda, yürüme yollarında halı kullanılacak. Şu an sanayisi var bunun, değil mi? “Fakat onu tanıyamazlar.” Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyamazlar Allah’tan bir mucize olarak. Ayette diyor ki: “Çocuklarını tanır gibi onu tanırlar.” O kadar belirgin olmasına rağmen, buna rağmen “fakat onu tanıyamazlar.” Bediüzzaman da diyor: “İnsanlar onu geldiği vakit tanıyamazlar” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. “İmanın nuruyla belki tanınabilir” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s) için de diyor ki Bediüzzaman: “Mukarreb ve havası” seçkinler ve yakınları “onu imanın nuruyla tanıyabilirler” belki. “Yüce Allah’ın kendisini tanıtması için Yusuf’a izin verdiği gibi” Hz. Yusuf (a.s)’a Cenab-ı Allah ilham ediyor “ben Yusuf’um de” diyor, tanınıyor zaten. “..izin verdiği gibi onun da (Mehdi’nin de) kendisini tanıtmasına izin verilinceye kadar böyle devam edecektir.” Yani Hz. Mehdi (a.s) demek ki Mehdiyet’in alametlerini uzun uzun anlatacak, dolaylı yoldan Mehdiyet’i tanıttığı için Hz. Mehdi (a.s)’ı da insanlar tanımış olacak. Yoksa tanıyamazlar. Bak ne diyor, İmam-ı Sadık 1000 küsur sene evvel bildiriyor: “Mehdi’nin de kendisini tanıtmasına izin verinceye kadar böyle devam edecektir.” Demek ki Mehdiyet’i en iyi anlatacak yine Hz. Mehdi (a.s) olacak. Deccaliyeti en iyi anlatacak yine Hz. Mehdi (a.s) olacak. Ahir zamanı en iyi anlatacak yine Hz. Mehdi (a.s) olacak. İman hakikatlerini, Kuran mucizelerinin en iyi anlatacak yine Hz. Mehdi (a.s) olacak.

Bu kitap; (Beklenen Mehdi Allem Muhammed Bakır El-Meclisi Biharül Envar –İngilizce tercümesi cilt 13. Eski baskı cilt 51-52-53. Yeni baskı Gaybet Kitabı İmam-ı Mehdi 12. İmam / 2. Tercüme den Seyyid Atar.) Buradan bulabilir kardeşlerimiz.

Abdulvahit Bin Abdullah, Ahmet Bin Muhammed Bin Rabbah’tan, Muhammed Bin Abbas Bin İsa’dan, Hasan Bin Ali Battani babasından, o da Mufezzel’den, Ebu Abdullah İmam-ı Sadık (a.s)’ın şöyle dediği rivayet edildi: “Bu görevi üstlenen İmam Mehdi’nin Beyt-ül Hamd, hamd edilen ev diye isimlendirilen bir evi olacaktır.” Bilinen, tanınan Allah’a hamd edilen Allah’ın anıldığı bir evi olacaktır. Oraya Beyt-ül Hamd deniyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın kaldığı ev ünlü, Peygamberimiz (s.a.v) biliyor. Yani kaderde özel yaratılmış bir ev, herhangi bir ev değil. Muhafazalı korunmalı özel bir ev. Kaderde yaratılmış özel. Ona da Peygamberimiz (s.a.v) isim vermiş “hamd edilen ev” diye “Beyt-ül Hamd” diyor. Vahiyle öğrenip söylüyor bunları Peygamberimiz (s.a.v). O da Cebrail (a.s)’dan, Cebrail (a.s)’a da Allah söylüyor. Evinin adı Beyt-ül Hamd. Hamd edilen ev, Allah’a hamd edilen sürekli inşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah denilen ev. “Orada Resulullah (s.a.v)’in kılıcı ile çıkacağı güne kadar yanan bir kandil bulunacaktır.” Bir kandile dikkat çekiyor. Bak, evi belirleyen bir isim, Peygamberimiz (s.a.v)’in vahiyle bildirdiği bir isim “kandil bulunacaktır.” Ama ne zamana kadar bulunacak o evde diyor: “Peygamberimiz (s.a.v)’in kılıcıyla çıkacağı güne kadar.” Kılıç nerede? Burada İstanbul’da, Topkapı’da duruyor. “Resulullah (s.a.v)’in kılıcıyla çıkacağı güne kadar çıkacağı güne kadar yanan bir kandil bulunacaktır.” Eve “Beyt-ül Hamd” diyor, fakat kandil de diyor. Vahiyle bildirildiği için onun içerisinde bir işaret olmuş oluyor, anlayanın anlayacağı.

(Beklenen Mehdi allame Muhammed Bakır El-Meclisi Bİharul Envar İngilizce tercümesi cilt 13. Eski baskı cilt 51-52-53. Yeni baskı Gaybet Kitabı İmam-ı Mehdi 12. İmam / 2. Tercüme eden Seyyit Atar.)

İbni Ukdah’tan, o da Ali’den, o da Muhammed İbni Abdullah’tan, o da İbni Ebi Umeyr’den, o da Hişam İbni Selim’den, o da İmam-ı Cafer-i Sadık’tan.

Peygamberimiz (s.a.v)’in torunu İmam Cafer-i Sadık, 12 İmamdan biliyorsunuz. Yaklaşık 1300 yıllık bir bilgi.

“Kaim Muhammed Mehdi her türden insanın insanlara hükmedip..” Her türden. Mesela solcusu da hükmedecek diyor, sağcısı da hükmedecek, dindar olan da hükmedecek. “Kaim Muhammed Mehdi her türden insanın” bak her türden insanın “insanlara hükmedip” hükmetmek; hükümet olmak, hükümet kurup idare etmek. Hükümet kurup idare etmesinden sonra hükmetmesinden sonra “hükmedip artık bundan sonra kimsenin..” Artık öyle bir noktaya geliyor ki “bundan sonra kimsenin ‘eğer biz hükmetseydik” yani biz hükümet kursaydık, adalet yayardık’ diyemedikleri bir zamanda ortaya çıkar. Bütün hükümetler, her şey denenir diyor, her türden ama hükümet denenir diyor. Denenmedik hiçbir şey kalmaz diyor. En sonunda “eğer biz hükmetseydik adalet yayardık diyemedikleri” artık bitmiş, “bir zamanda Muhammed Mehdi ortaya çıkar. Ancak bundan sonra Kaim Muhammed Mehdi gerçek adaletle hükmetmeye başlar” diyor. Gerçek adalet ondan sonra çıkar ortaya diyor.

Yine aynı kitaptan buna ulaşabilirler.

Kardeşimiz diyor ki: “Sohbetlerinizden, videolarınızdan her şeyinizden çok memnunum” diyor. Yayınlarınızda Peygamberimiz’e ‘Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’ diyorsunuz, bu çok güzel” diyor. “Sahabelerde ‘Radıyallahu Anh’ diyorsunuz, bu da çok güzel” diyor. “Allah-u Teala’ya sadece Allah diyor, onu Celle Celaluhu diyerek, yüceltmiyorsunuz. Mesela Yüce Allah, Allah-u Teala, Celle Celaluhu şeklinde demeniz gerekir” diyor. Canım kardeşim şimdi, Allah kendisine Allah diye hitap etmemizi istiyor, sen de bize başka türlü hitap et diyorsun. Allah hakkında şöyle konuş diyorsun. Biz, Allah bize ne diyorsa onu söyleyebiliriz. Allah “Bana Allah diye hitap edin” diyor. Onun haşmeti kendi içinde zaten. Allah dediğinde, bütün kainat titrer. Cenab-ı Allah, eğer gerekseydi onu söylerdi bize ama her yerde Cenab-ı Allah kendisine Allah diye hitap etmemizi istiyor. Ama mesela SubhanAllah diyoruz ibadetlerde, Allah-u Ekber diyoruz. Onlarda var ibadetlerde. Ama Allah’a hitap ederken mesela Allah-u Ekber, Allah böyle bir hitap istemiyor bizden. Mesela “ Ya Rabbi Allah’ım bizi kurtar” diyoruz, Allah-u Ekber diyoruz. Allah Celle Celaluhu Ekber demiyoruz, değil mi? Allah Büyük diyoruz. Tabii o sözünde güzel ama bize Allah edebi, Kuran edebini, hitap edebini Kuran öğretiyor. Mesela bir şey soruyor Cenab-ı Allah, “ kim yarattı bunu?” diyor. Derki diyor. “Allah ” diyor. Sen Allah’ın bu dediğini beğenmek durumundasın. Sen bunu yetersiz görüyorsun. Yani Allah bana böyle hitap edin, Allah diye hitap edin diyor ve çok fazla bir örnek veriyor Allah. Mesela bak diyor ki, Allah “Allah'ın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. (Nahl Suresi, 95) Allah Celle Celaluhu diyebilirdi Cenab-ı Allah. Allah diyor. Ama “ tekbir ettikçe tekbir edin beni “ diyor Allah, mesela öğretiyor. Mesela Allah-u Ekber deyin diyor. Onu yapıyoruz. “ Tespih edin” diyor. Mesela “ SubhanAllah” diyoruz. “Hamd edin “ diyor, “elhamdülillah” diyoruz. Ama “ Elhamdülillah derken, Celle Celaluhu elhamdülillah” demiyoruz. Allah, kelimesi kendi içinde sonsuz haşmetlidir zaten. Sonsuz büyüktür. Sen, Allah kelimesini demek ki, kendi içinde haşmetli bulmuyorsun-haşa. Yani kainatı sallayan bir ismi, bütün kainatı sallayan haşmetli ismini Cenab-ı Allah’ın yetersiz görüyorsun. Ona ilavelerle bir anlam kazandırabileceğini düşünüyorsun. Bir haşmet ve büyüklük verebileceğini düşünüyorsun. Allah bize nasıl büyük göstereceğini söylüyor. “ Allah-u Ekber diyeceksiniz “ diyor. Bunu dışında olmaz. Yanlış biliyorsun.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir ayet okumak istiyorum. (İsra Suresi, 110) Şeytandan Allah’a sığınırım. De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur" diyor Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Bak “en güzel isim” diyor Allah. İnsana yetersiz geliyor. Celle Celaluhu derse bende onu yetersiz görsem, şimdi desem ki, bu Allah’ın şanına yeter mi Celle Celaluhu değil mi? Mesela en az bir yarım saatlik övme kelimesinden sonra “ Allah diye bilirsin “ desem, ben senden daha mı üstün olurum? Öbürü bir adam da diyor ki, ben bir saat sürecek bir Allah’ı anma üslubu kullanacağım, ondan sonra Allah’ı anacağım der. Şanlılar şanlısı işte Celle Celaluhu, uzun uzun anlatabilir bir insan. Birisi der ki bir gün kadar söyleyecek ondan sonra Allah diyeceğim diyor. Onun için Cenab-ı Allah, Allah demenin yeterli olduğunu Kuran’da söylüyor. Ahlakı, imanı, Kuran’ı biz Allah’tan öğreniriz. Dolaysıyla yani yeni ilavelerle dini genişletmeye kalkman, olmaz. Ama iyi niyetle olduğunda görüyorum.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Şura suresi,15 ayette, Allah şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve de ki: ‘Allah'ın indirdiği her kitaba inandım.’” Allah böyle söyleyin diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela o zaman sen diyorsun ki, yeterli değil. Allah Celle Celaluhu’n indirdiği kitaba inandım, “öyle demen gerekirdi “ diyor. Allah böyle yeterli diyor, sen yetersiz diyorsun. Allah’ın dediğine kanat getireceksin. Yoksa işte bağnazlığın kapısını açmış olursun. Bağnazlar mesela makul bir namaz kılmayı yeterli görmüyor, ilaveler yapıyor. Makul abdest almayı normal abdest almayı yeterli görmüyor, ilaveler yapıyor, sonunda ne oluyor, insanlar namazı da, abdesti de bırakıyor. Çünkü binlerce detay olunca, bakıyor adam ben bunları yapamayacağım diyor, bırakıyor. Dine ilaveler yaparak, dine iyilik yapmış olmaz, zarar verirsin.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin (r.a)’ın Kerbela’da şehit edilişi 1374 yılında törenlerle anıldı.

ADNAN OKTAR: 1374. Dünyalar güzeliydi, Hz. Hasan (r.a) da, Hz. Hüseyin (r.a)’da. Ama öyle bir güzellik, anlatılacak gibi değil. Peygamberimiz (s.a.v) tuttuğu yerde ufak onlar, kaçıyorlar dedelerinden, dedeleri kovalıyor onları bir ağzından öpüyor, öbürünü yakalıyor boynundan öpüyor. Badem şekeri gibiler. Acayip tatlılar. Dedelerini de müthiş seviyorlar. Zaten dedelerinin üstünde yaşıyorlar. Gezerken Peygamberimiz (s.a.v)’in başının üzerinde geziyorlar. Oturuyorlar böyle başının üstüne, omuz aşağı, bacakları orada Medine’de, Mekke’de öyle geziyorlar. Normal gezinti şekilleri o. Bir de mescitte de dedelerini bırakmıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) namaz kılarken, gidip başına oturuyorlar. Sahabelerin bir tanesi de diyor ki, “bekledim, bekledim Resulullah secdeye kapandı” diyor, “bir türlü kalkmıyor. Bekledim bir ara merak ettim ne oldu acaba dedim, bir baktım Hasan, Hüseyin başının üstünde Peygamberimiz (s.a.v)’in.” Yavaşça omzundan indiriyor. Mesela omzuna tırmanıyorlarmış. Namaza eğildiğince omzuna Peygamberimiz (s.a.v) mecburen kalkıyor tabi onlarla beraber, yavaşça bırakıyormuş Peygamberimiz (s.a.v), yeniden bir daha, maşaAllah.

Risale-i Nur’u okuma şeklimiz var ya, bu çok ıstırap veriyor bazı Nurcu kardeşlerimize. Risale-i Nur’dan bunları gizlemişlerdi. Biz anlattık ama şimdi yazılı olarak da anlatmadığımız için o, o kadarda etkili olmuyordu. Şimdi direkt Risale-i Nur’dan okuyunca hiçbir itirazları, hiçbir iddiaları kalmadı. Çünkü eskiden diyorlardı ki, “ tamam da yazının üstünü altını okumuyorlar “ diyordu. Biz şimdi üstünü altını hepsini okuyunca, kardeşim açık açık söylüyor, “benden 100 yıl sonra gelecek “ diyor.

Ne yapalım?

DİDEM ÜRER: Risale-i Nur videoları da olabilirmiş Hocam. Gösterebilirmişiz Risale-i Nur videolarını da.

ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.

MÜZEYYEN HANIM: Canım Hocamızla sohbetimize devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Enfal Suresi, 62- “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter.” Müslümanlara oyun oynandığında, bir aldatmaca yapıldığında bir şey yapıldığında, onu yaratanda zaten benim diyor Allah. Allah size yeter. Enfal Suresi, 74-“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda gayret edenler, hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mümin olanlar bunlardır.” Demek ki, bir mümin var, birde gerçek mümin var. Allah gerçek mümini esas alıyor. Müminim demesi yeterli olmuyor, gerçekten mümin olması gerekiyor. Bunun için ne gerekiyor? İman etmesi, gerekirse Allah için hicret etmesi. Zalimlerin içindeyse, gaddarların içindeyse, Allah’ı onu andırmıyorlarsa, zulmediyorlarsa kötülüğe sürüklüyorlarsa, onların yanından Müslüman ayrılıyor, hicret ediyor. Allah yolunda cehdediyor gayret ediyor tebliğ ediyor, konuları anlatıyor, insanlara yardımcı oluyor güzelliği anlatıyor. Bir de böyle Allah yolunda cehdeden insanları barındıranlar, evini açıyor, maddi yardımda bulunuyor, yiyecek sağlıyor, giyecek sağlıyor maddi manevi onu destekliyor, “barındıranlar ve yardım edenler” her türlü konuda destekçi oluyor. “İşte gerçek mümin olanlar bunlardır, onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” Cenab-ı Allah günahlarını affedeceğim diyor ve üstün bir rızık vardır. Dünyada da ahirette de, onlara rızık vereceğim, onları zor durumda bırakmayacağım diyor Allah. Dünyada bir maişet bolluğu, bir ferahlık, mücadelesinde ona imkan tanıyacağım diyor Allah. Mücadele derken, ben nasıl kitap dağıtacağım, nasıl bu insanlara yiyecek sağlayacağım, nasıl ulaşımlarını sağlayacağım nerede barındıracağım demenize gerek yok diyor Allah, Ben kefilim diyor Cenab-ı Allah. Allah yolunda eğer siz gayret ederseniz, cehd ederseniz, Ben kefilim, siz buna karışmayın diyor Cenab-ı Allah, Ben yapacağım. Fakat siz sadece samimi olarak Allah yolunda gayret edin. Bak siz samimi olarak Allah yolunda gayret edin, dini yayın, anlatın, sizin her türlü ihtiyacınızı karşılayacağım diyor Allah. Ve dünyada da ahirette de mesut ve bahtiyar olacaksınız diyor Allah. Üstün bir rızık diyor Allah. Rızık demiyor, üstün bir rızık. Demek ki, güzel kaliteli bir hayat sunacağını söylüyor Allah. Çünkü rızık anlamı geniş olan bir söz. Yani her türlü iyilik, her türlü güzellik, her türlü yiyecek içecek her şey.

“Bembeyaz gömleğinizin düğmeleri şahane canım Hocam hele o gömleğin içindeki siz göz kamaştırıcı görünüyorsunuz maşaAllah. Kelimelerinizi vurgulamak için kaldırdığınız sağ elinizi her görüşümüzde nurundan bayılacak gibi oluyoruz” diyor, maşaAllah.

Başka bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Her gün görmemize rağmen canım Hocam, o biçimli burnunuza, güzel başınıza, şahane sakalınıza yine yeniden bayılıyoruz” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Çok etkileyici mantıklı, hikmetli sözleriniz susayan gönüllerimize büyük bir nimet oluyor” diyor.

Yine başka bir kardeşimiz; “Baştan aşağı kralsın canım Hocam” diyor. “Alemin kralı maşaAllah” diyor. Alemin krallarından diyelim alemin kralı Hz. Mehdi (a.s)’dır, Hz. İsa Mesih (a.s)’dır. Biz yardımcıları olduğumuza göre, kralların krallarının kralının bir yardımcısı olabiliriz, inşaAllah. Bizim televizyonun adını söyleyebiliyor muyuz yayında? Bir tek onu söyleyebiliyoruz. Benim adımı kitaplarımı söyleyemiyoruz değil mi? Kitabın kime ait olduğunu söyleyemiyoruz. Didem Hocam, senin söyleyeceğin bir şey var mı?

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyanet İşleri Başkanı Görmez; “Bu çağın kıyameti yakınsa, çocuk istismarı bunu en önemli sebeplerinden bir olacaktır” değerlendirmesinde bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Çocuk istismarından kasıt, erken evlilikler falan mı diyor?

DİDEM ÜRER: Allahualem hepsini kastediyor.

ADNAN OKTAR: Çocuklar eziyet edilmeleri, öldürülmeleri asılıp kesilmeleri eziyet edilmeleri evet. Kıyametin yakın olduğunu da açıklamış oluyor, dolaylı yoldan. Diyanet işleri başkanımız serbest olsa rahat olsa, cayır cayır Allahualem anlatır; ahir zamanda olduğumuzu Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini yakın olduğunu, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı. O dürüst insandır, öyle bir çekincesi olmaz ama mecburen dikkatli oluyor, herhalde kendi düşüncesine göre.

İsra Suresi 107. Şeytandan Allah’a sığınırım “De ki; ister ona inanın, ister inanmayın” yani Kuran’a. Baskı var mı burada? “De ki ister inanın, ister inanmayın.” Hani dinde baskı vardı? Ne diyor Cenab-ı Allah; “ister inanın, ister inanmayın.” İnanırsan ne güzel, inanmazsan ahirette. Bu dünyada bir müdahale yok. “O daha önce kendilerine ilim verilenlere” yani Musevi ve Hristiyanlara “okuduğu zaman” Kuran “çenelerinin üzerine kapanarak secde ederler.” Resimlerini gösterelim nasıl secde ettiklerini. Bu tarzda Kuran okunduğu zaman diyor böyle, çenelerinin üstüne bak, alnını üstüne değil. “Çenesini üstüne secdeye kapanırlar” diyor Cenab-ı Allah.

Gülay Pınarbaşı Hocam, köşe yazılarınız şahane oluyor, takip ediyoruz. Kaç yerde çıkıyor?

GÜLAY PINARBAŞI: 21 tene sitede çıkıyor, birde Milli Gazete, yurtdışında bazı dergilerde çıkıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hocamızın mebzul miktarda yerde yazısı çıkıyor, çok nadir yazardır, o maşaAllah.

Yaratılışı ispat eden fosiller var, göstereceksiniz, inşaAllah.

VTR-Yaşayan Fosiller

BERİL KONCAGÜL: Canım, ruhum Hocamla sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Ahıskalı kardeşlerimiz, onlar candır. 14 Kasım 1944, Ahıska Türklerinin vatanlarından sürüldükleri gün. Canlarım benim, güzel yurtlarından 14 Kasım 1944 günü komünist hükümetin emriyle, Stalin’in emriyle, 86 bin Ahıskalı yurtlarından sürgün edildi, 86 bin kişi. Kimisi de çalışma kamplarına gönderildi. Benim canlarımdan 47 bin kişi, günler süren sürgüne dayanamadan açlık ve hastalıktan dolayı yolda hayatını kaybetti. Yani yarıdan çoğunu kasten yolda öldürdüler. 400 binden fazla Ahıskalı, 9 ayrı ülkede, 4200 farklı yerleşim biriminde, dağılmış durumda hayatlarını devam ettirme çabası içindeler. 400 binden fazla Ahıskalı kardeşimiz bak, 9 ayrı ülkede, 4200 farklı yerleşim biriminde, dağılmış durumda hayatlarını devam ettirme çabası içindeler. Gürcistan’daki vatanlarına dönmek isteyenler var. Ama vatandaşlık hakkı tanınması konusunda sıkıntı yaşıyorlar. 400 bininde Gürcistan’a dönmesi lazım. Kendi vatanlarına, köylerine, yurtlarına dönmeleri lazım. Çünkü çok büyük bir oyun oynanmış, büyük bir kalleşlik yapılmış, bir soykırım uygulanmış, bunun mutlaka telafi edilmesi lazım. Ama bunu telafi edecek şu an bir güç yok. Bunu telafi edecek yine İmam Hz. Mesih (a.s)’dır, Hz. İsa Mesih (a.s)’dır, İttihad-ı İslam’dır. Bunun dışında temenni de kalır sadece. Kurtuluş isteyenler mutlaka Resulullah (s.a.v)’in bu müjdesine kulak vermeliler. Resulullah (s.a.v)’in mucizelerini görmeliler. Peygamberimiz (s.a.v)’in belirttiği olayların aynısıyla çıktığını hissetmeliler, yaşamalılar ve Allah’a sığınmalılar ve Müslümanların birleşmesini, Türklük aleminin birleşmesini istemeliler. Büyük bir Türk İslam birliğini özlemle istemek, her vatandaşımızın içindeki güzel bir duygudur. Ona kızıl elma derler. Bu güzel duyguyu Cenab-ı Allah gerçeğe çevirecek.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Şam Alimler Birliği’nden yapılan açıklamada; “Tüm dünyaya Müslüman katliamına son verilmesi” çağrısında bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Hiç kimse dinlemez. Şam Alimler Birliği, olmaz. Öbürü de derki, bilmem ne Alimler birliği, şurası Alimler Birliği. İttihad-ı İslam’ın oluşması lazım, başlarına bir Müslüman’ın lider olarak getirilmesi lazım ki, bu İmam Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bizde, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi oluruz. Bende Hz. Mehdi (a.s)’ın bir kapıcısı, bir hizmetçisi olarak görev almak isterim. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın kapıcısı olarak görev almak isterim. Ama bunu istemek lazım ki, Allah nasip etsin. Cenab-ı Allah istenmeden, nimetini arz etmiyor. Genel olarak istenmesi lazım, genel talep edilmesi lazım ki, Allah bunu nasip etsin. Ama on kişi bile istemiş olsa canı gönülden, Tevrat’ın işaretiyle bu nimet olur, on kişi. Ama aşkla isteyecek, canı gönülden isteyecek, sadece on kişi. Bu on kişiyle bile Allah İslam’ı dünyaya hakim eder, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Adapazarı’ndan kardeşlerimiz birlikte sohbet etmişler, Kuran’dan ve kitaplarınızdan okumuşlar. Dün Bornova’da Kerbela şehitleri anma etkinlikleri düzenlenmiş. Orada kardeşlerimiz Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerin bulunduğu pankartlardan açmışlar.  Dün Ankara Etlik’te kardeşlerimiz 600 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 13 Kasım’da Anadolu Gençlik Derneği Bursa il başkanlığını ziyaret edip ve sizin kitaplarınızdan hediye etmişler.  Bursa İl Başkanı Sayın Hüseyin Altaylı, İttihad-ı İslam’ın önemi ve rahmetli Erbakan Hocamız’ın İslam Birliği için yaptığı çalışmalar hakkında sohbet etmişler. 4-13 Kasım tarihleri arasında İstanbul Taksim Metrosu’nda fosil sergisi oldu. Sergi süresince gün içerisinde konferanslar verildi ve fosillerle ilgili çok detaylı bilgiler verilip, sunumlar yapıldı. Halkın çok fazla ilgisi oldu, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel haberler, ne güzel haberler, ne mübarek çalışmalar, ne bereket, ne güzellik, ne hayır. Cenab-ı Allah her yeri nura boğuyor. Allah’ı candan seven bir avuç insan bile olsa, Cenab-ı Allah bütün dünyayı nurlandırıyor, ışıklandırıyor. MaşaAllah elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Hocam bir hadis okumak istiyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Fussilet Suresi, 53. ayette şöyle bildiriliyor; “Bir keresinde Ebu Cafer Bekir’e aşağıdaki Kuran ayetinin anlamı soruldu. ‘Biz ayetlerimizi hem afakta hem de kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Öyle ki şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahit olması yetmez mi?’ O da dedi ki; Biz ayetlerimiz hem afakta hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Öyle ki şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Kaim (Mehdi’nin) ortaya çıkışı anlamına gelmektedir ki,  Allah Mehdi’nin çıkışını kullarına kaçınılmaz surette gösterecektir.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel müjdeler. Ve Mehdiyet’i bizim gibi, arkadaşlarımız gibi dünyada anlatan çok az insan var. Ama berekete bak, güzelliğe bak, dünyada duymayanda kalmadı. Obama’dan tut, Putin’den çık, bilmeyen hiç kimse yok şu an. Su gibi ezberden biliyorlar. Rus televizyonu geldi geçenlerde, Mehdiyet’i o kadar kapsamlı anlattık ki, Rus televizyonunun çekimlerinin bir kopyası Putin’e gidiyor. Bilmediği hiçbir konu kalmadı Putin’in, maşaAllah. Selam ediyoruz ona da. Obama’da en iyi bildiği konulardan birisi de, ahir zaman ve Mehdiyet, su gibi biliyor, maşaAllah. Fransa’da da böyle, dünyada da böyle bu genel suskunluğun nedeni de bu. Darwinizmin çöktüğünü hakikaten anladılar. Mesela bu fosil sergisi, hakikaten olaya damgayı vurdu. Öyle mazlumlaşmışlar ki Marksist arkadaşlar, Darwinistler, öyle huzurlu hale gelmişler ki, öyle kanaatleri gelmiş ki, stillerinden anlatımlarından bunu görmek çok açık mümkün oluyor, maşaAllah elhamdülillah. Onları seviyoruz.

Şeyhin Şah Şeyh Muhammet Nazım Kıbrısi El Hakkani El Sultânul Arifin, Gavsul Vasilin ve Sirrul Kâşifin Şeyhimiz bugün çok iyiymiş, maşaAllah. Kıbrıs, onunla süsleniyor, ne şeker insan. Sabah acayip bayram yerine dönüyor ortalık, mübareğin inişi. Güzel böyle tekbirlerle, Allah anılarak, salavatlarla indiriyorlar Şeyhimizi. Ama benim içim tam rahat etmiyor, Şeyhimize mutlaka Osmanlı stili bir fayton olması lazım. Onunla gidecek yani, inşaAllah.

Sizin tavsiye edeceğiniz bir görüntü var mı Didem Hocam?

DİDEM ÜRER: Estağfirullah Hocam. Hocam biliyorsunuz, iman hakikatleri sizin zaten anlatımınızla Kuran’da da söylendiği şekilde çok önemli o yüzden iman hakikatleriyle ilgili bir video izleyebiliriz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel seyredelim, inşaAllah.  

VTR-Bunları Biliyor musunuz?

GİZEM KÖKNAR: Aşkımın yayınına Amerika’dan Cynhtia ile devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri ve Anatomi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bünyamin Şahin, “beyin erkeklerde 1 kilo 200 gr civarında, kadınlarda ise 900 gr ağırlığına sahip. Yalnız, yapılan çalışmalar kadınların beyninin daha iyi çalıştığını gösteriyor” dedi. Bu da Evrim Teorisi’ni savunanlara bir cevap oluyor kadınların daha az gelişmiş olduğunu iddia ediyorlardı, beyin hacminden dolayı.

ADNAN OKTAR: Evet, evrimciler diyorsun, her konuda köşeye sıkışmış vaziyetteler. İlimle, irfanla, bilgiyle. MaşaAllah.

Didem Hocam, sende ilim irfan çok dinleyelim.

DİDEM ÜRER: Hocam İran’da Ruhani’nin reformları devam ediyor. Ruhani son olarak ülkenin ahlak polisinin, kadınları uygunsuz giyindiği için gözaltına alma ya da tutuklama yetkisini elinden alıyor.

ADNAN OKTAR: İyi yapmış, doğru yapmış. Çünkü kadınlara baskı, utanç verici bir şey, ızdırap verici bir şey. Kadınlar özgür olmalı. Kadınları kendilerine bırakacağız. Kadınlara erkek müdahalesi kalkması lazım artık. Bu hakikaten utanç verici bir şey. Ve yüzyılların ayıbı. Bir an önce bu beladan insanlar kurtulması lazım. Hanımlar alabildiğine özgür olması lazım. İstediği gibi giyinecek, istediği gibi konuşacak, istediği gibi gezecek. Nasıl erkekler kimseye hesap vermiyor. Giyinirken kimseye hesap veriyorlar mı? Vermiyorlar. Konuşurken de kimseye hesap vermiyorlar. İstediği yere istediği saatte gidiyor, istediği saatte geliyor, istediği gibi yaşıyor. Aynı şekilde hanımların da özgür olması lazım. O devir de inşaAllah gelecek, çok yakın.  

Didem Hocam sen bir şey anlatacak mısın? Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Tabii Hocam, inşaAllah. Bilim insanları; “en az yüz yıllık bir süreç içinde bakıldığında Güneşsel faaliyetlerin tuhaf olduğunu, Güneş’in beklenenin yalnızca yarısı kadar Güneş lekesi oluşturduğunu ve manyetik kutuplarının tuhaf bir şekilde senkronizasyondan çıktığını belirttiler. Güneş’teki faaliyetin 200 yüz yılın en zayıf döneminde olduğu belirtildi Hocam. Bu durumun yıllarca sürecek bir düşüşün başlangıcı olabileceği de” söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Ahir zamanın alametleri yoğun. Kıyamet yakın. Kıyamet yakın olunca, alametler de çok şiddetli oluyor. Gittikçe de daha da şiddetlenecek. İnsanlar, “görmedim, duymadım, bilmiyorum” demeyecekler, inşaAllah. Ama yüz yılların birçok ayıbı ortadan kalkacak. Çocuklara yapılan işkenceler, kadınlara yapılan baskılar, işkenceler. İnsanların bütününe yapılan işkenceler, baskılar, katliamlar bu yüzyılda son bulacak, birçok insan bu rezaleti utanç içinde hatırlayacak. “Niye biz böyle yaptık, neden böyle yaptık? Keşke yapmasaydık” diyecekler, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Kremlin tarafından yapılan açıklamada Putin; “Esad’ın Cenevre konferansında heyet gönderme kararı alması ve kimyasal silahlarda işbirliği yapmasından memnuniyet duyduğunu, Putin’in sivillerin daha fala zarar görmemesi için, Suriye hükümetinin elinden gelen tüm çabayı göstereceği umudunu Esad’a ilettiği” vurgulandı.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel faydalı olacaksa. Ama yapılacak şey, Suriye’de demokrasinin bir an önce hayata geçirilmesi, savaşın durması, kanın durması. Suriye halkının, Suriye’deki gençlerin, çocukların, kadınların huzur içerisinde yaşamaları. Bütün dünyanın arzusu budur. Ama yine Mehdiyet’in dışında bunun olabileceğine dair bir emare görülmüyor. Sadece bir karmaşa ve acının daha da arttığını görüyoruz.

Didem Hocam, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bir hadis okumak istiyorum, inşaAllah. “Ey Cabir, imam Mehdi’nin zuhurundan önce Şam’da halkı öyle bir fitne saracak ki, ondan kurtulmak isteseler de kurtulamayacaklar” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Bak, demin dediğimiz. Kader böyle. Cenab-ı Allah’ın kaderi bu şekilde.

Bize göstermek istediğin bir film var mı?

DİDEM ÜRER: Var Hocam, iman hakikatlerinin önemi açısından, iman hakikati videolarımızla devam edebiliriz, inşaAllah.

VTR

GİZEM KÖKNAR: Bir tanemin sohbetine Cynhtia ile devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah, Meryem Suresi 61, şeytandan Allah’a sığınırım. “Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.” Bak, Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Yani gayb ne demek? İnsanlar gözüyle görmemiş Cenab-ı Allah’a iman ediyor ve inanıyor Cenab-ı Allah söylediği için. Veya Allah’ın dediğinin doğru olduğunu görüyor, “gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.” “Ancak” diyor Cenab-ı Allah Meryem Suresi 60’ta; “Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır)” yani onlar Allah tarafından korunacaktır. Nasıl? Samimi olanlar. “İşte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.” 62. Ayette;“Onda 'boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler)” yani esenlik, güvenlik, barış, huzur, özellikle dünyada böyle bir karmaşa yaratılıyor ki, cennet özlensin diye. Eğer dünya huzurlu olsaydı, insanlar cenneti özlemezdi. Yani cennetin kıymetini o kadar iyi bilmezlerdi. Dünyada muazzam bir güvensizlik yaratıyor Allah. İnsanlar evlerinin etrafını dikenli tellerle çeviriyor, sokağa çıkarken dikkatli oluyorlar, kapılarının önüne köpek koyuyorlar, akıl almaz titizlik gösteriyor, çok özen gösteriyorlar ki, aman aman bir şey olmasın diye. Ama cennette ne tel örgüler var, ne korunmak için köpek. Köpekler sevmek için var. Kediler sevmek için var. Kuşlar sevmek için var. Ne silah var, ne bıçak var, ne bomba var cennette. Sadece sevgi, güzellik, iyilik ve bereket var, maşaAllah.

Tamam, bugün bu kadar olsun, yarın devam ederiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü