Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (19 Kasım 2013; 09:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Derin yeşil gözlerine aşık olduğum bir tanemin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kimi övüyoruz? Allah’ı övüyoruz. Bütün tecelli Allah’a aittir. Bizler kendini varlık zanneden hiçlikleriz. Bir tek Allah vardır ve tecellileri vardır. Rabbimizin dışında hiçbir varlık yoktur, tecellisi vardır. Bütün güç-kuvvet onundur. Konuşturuyor, ben de dinliyorum Allah’ın konuşturduğunu. Gösteren, konuşturan, hareket ettiren hepsi Allah’tır. Bütün övgüler Allah’adır. Hamd O’nadır elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, maşaAllah elhamdülillah, bunu biz sizden öğrendik. O yüzden de insanın size karşı gerçekten iltifatta bulunması çok rahatlatıcı oluyor. Çünkü hem sizin Allah’tan olduğunu bildiğinizi biliyoruz inşaAllah, hem de biz öyle düşünüyoruz. O yüzden bir nimet maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şahsına alması insanın acizliktir, zavallılıktır, başka bir şey değildir. Düşünmemekten kaynaklanır, kavrayamamaktan kaynaklanır, gerçeği görememek demektir. Gözünün önündeki gerçeği göremiyor. Beyninin içindeki görüntüyü görür. O görüntüyü de Allah yaratıyor.

SERAP AKINCIOĞLU: Yine sizden öğrendiğimiz bir şey; “veren Allah bir saniyede geride alır verdiği nimeti, Allah esirgesin.

ADNAN OKTAR: Tabii, konuşurken bakarsın gidivermişsin, tabii. Bütün güç-kuvvet, övgüler, hamd; ayette de var zaten Allah Kuran’da da belirtiyor hamd Allah’a aittir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır'da darbe yanlısı bir grup, Türkiye aleyhinde bir gösteri düzenledi. Türk bayrağı ve Başbakan’ın posterini ateşe verdiler.

ADNAN OKTAR: O da gereksiz. Türkiye ne desin? Darbeyi destekleyemez. Ama en iyi şöyle yorumlanabilir; tabii o zaman Mursi'nin de hatası oldu. Çünkü fitne çıkmış. İki taraf birbirini kırıp geçirecek, elliye elli. ''Biz araya girelim, işi yatıştıralım' mantığıyla bu işi yaptık'' deseler, Mursi'yi bıraksalar, kimseyi tutuklamasalar; bu olabilir. O zaman darbe diyemeyiz ona. Çünkü yüzde yüz bir kardeş kavgası çıkacak. Hatta Mursi'nin kendisinin demesi lazım; ''Bu kavgayı durdurun, araya girin. Müslümanlar birbirini kırıp geçirecek. Buna gerek yok. O zaman ortak bir hükümet kuralım. Kavganın olmayacağı, kargaşanın olmayacağı bir hükümet kuralım, ordu da hakem olsun'' denebilir. Türkiye orada zulüm yaptıkları için tavır aldı. Türkiye'nin başka bir iddiası yok. Ama tabii bu mantıkla da ayrıca yaklaşması gerekir Türkiye'nin. Çünkü yüzde ellilik dev bir kitle var. Bağnazlığa karşı olan Mısırlılar var. Hakikaten tedirgin olanlar var. Yöntem berbat, stil berbat. Ama tabii Mursi de orada anlayışlı davranabilirdi. İncelik, nezaket gösterebilirdi. Çok nezaket, incelik göstermedi. Ordu 48 saat öncesinden söyledi; ''Bir çözüm bulun. Yoksa darbe yapacağız'' dediler. Hiçe saydılar. Halbuki orada orduyla işbirliği yapıp, karşı tarafla da işbirliği yapıp; kardeşsiniz nihayetinde ne var yani, ''Gel kardeş kardeş yönetelim'' demeleri gerekiyordu. Dolayısıyla o yüzde elliyi de kucaklayan bir üslubu olması lazım Türkiye'nin. Bu adamlar tabii vahşiyane gösteriler yapıyorlar, normal bir şey değil de. Ama orada bir açık, eksiklik var. Türkiye'nin dış politikasında, bunun bir an önce düzeltilmesi gerekiyor.

Irak’la ilişkiler düzeltildi. O konuda hükümeti defalarca uyardık, Başbakanımıza da ricada bulunduk. Allah razı olsun onda hakikaten bir adım attılar o düzeldi. Şimdi Mısır’da da bunu bekliyoruz. Tabii ki ilk bakışta ilk mantıkta insan gıcık oluyor, ama akılcı baktığımızda, Kuran ruhuyla baktığımızda onlara da şefkat duymamız gerektiğini görüyoruz. Ve aksi durumda da kardeş kavgası olacaktır birbirlerini kırıp-geçireceklerdir. Çünkü meşru hükümet güçleriyle, meşru yöntemle hükümet baş edemiyordu, çözüm bulamadı hükümet. O zaman ne olabilir başka? Hükümet bir çözüm göstersin. Hep söylüyoruz; tutukluları bıraksın, Mursi anlayışlı bir üslup geliştirsin, iki tarafın liderleri el sıkışsınlar, bir koalisyon hükümeti olsun. Tutucu-bağnaz olmayan, kadınları seven, çocukları seven, barışı hedefleyen, İsrail’le kucaklaşan, İttihad-ı İslam’ı isteyen, sevecen, sevgi dolu, bilimi, sanatı, demokrasiyi göklere çıkaran bir ruhla yeniden Mısır’da canlı bir atak başlatılabilir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dediğiniz gibi Mısır'daki Müslüman Kardeşler ülkedeki siyasi krizin çözümü için hükümetle diyalog önersinde bulundu. Bildirilen diyalog başlamasından önce tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması, temmuzdan beri yasaklara maruz kalan İslami grupların faaliyetlerine yeniden izin verilmesi talepleri var. Fakat Muhammed Mursi'nin yeniden cumhurbaşkanlığına getirilmesi bir ön şart olarak zikredilmedi.

ADNAN OKTAR: Zaten o, nezaketen öyle bir şey istememesi lazım. Belli ki, yine aynı şeyler olacak. Modern bir yönetim olması lazım, sevgi dolu bir yönetim olması lazım. Asrı saadet huzuru, asrı saadet neşesi olması lazım. Asrı saadet heyecanı olması lazım.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerika'nın orta batısında şiddetli yağış ve hortum, fırtına etkili şu anda. Rüzgarın saatteki hızının 267-322 km arasında olduğu belirtildi. Toplamda 80 hortum, 358 fırtına ve 40 dolu vakıasının rapor edildiği ülkede İllinois eyaletinde bazı kasabalar neredeyse haritadan silindi diye söyleniyor Hocam. En az da 5 kişi hayatını kaybetti. Felaketten etkilenen insan sayısının 100 milyonu bulduğu belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s)'ın dönüşünün alametleri. Bu derece felaket Amerikan tarihinde görülmüş bir şey değil. Son 10 yıldan beri, son 15 yıldan beri, 2002'lerden itibaren akıl almaz bir felaket dalgası Amerika'yı sardı. Ekonomik kriz eşliğinde mahvoluyorlar. Fakat Amerikalıların epey bir kısmı anlamazlıktan geliyor. Dindar Hıristiyanlar anlıyorlar, Hz. İsa Mesih (a.s)'ın dönüş alameti olduğunu biliyorlar. Ama epey bölümü de anlamazlıktan gelip sürekli şişmanlamanın peşindeler.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Tahmini 10 bin kişinin de hayatını kaybettiği düşünülen Haiyan Tayfunu nedeniyle Filipinler'de ulusal felaket hali ilan edildi. Filipinler’de tayfundan toplam 9 milyon kişinin etkilendiği ve bunların çoğunun yemek, sığınak ve temiz içme suyuna erişme konusunda sıkıntı yaşadığı belirtiliyor. Bazı kentlerde tahribatın yüzde 80-90 civarında olduğu bildiriliyor. Tayfun hızı saatte 275km. ve 15 metrelik de dalgalar oluşturdu.

ADNAN OKTAR: Evet, Tevrat'ta bu da kodlu. Bu tayfun ismiyle beraber kodlu. Bu çok şaşırtıcı. Kuran'da da böyle kod, şifre sistemi var. 19'la ve huruf-u mukattayla kodlanmış sistemler var. Ama bunun Tevrat'ta da oluyor olması çok çok şaşırtıcı tabii.

Tevrat'ın bir sayfasında ''Rayel; Allah'ın kelimesi'' kodlanmış. Allah'ın kelimesi diye Hz. İsa Mesih (a.s)'ın Kuran'da geçen ismi; “Allah'ın kelimesi.” İkinci olarak aynı sayfada; ''İzin'' kelimesi. ''Allah için çabala'' var. Bak, ''Allah için gayret et'' cümlesi var. Allah için çabala, gayret et. ''Birlikte Allah'ı anın'' kelimesi var, kodlanmış. ''Koroleri; sonuç'' kelimesi var. ''Beryah; bir arkadaşla birlikte.'' Hz. İsa Mesih (a.s)'la birlikte. Fakat çok hoş olan bir şey var. ''Adnan Oktar'' kelimesi de aynı sayfada geçiyor, kodlanmış olarak ''Adnan Oktar''. Bu benim çok hoşuma gitti. Çok şaşırtıcı buldum. Tevrat'ta tek bir sayfada bu kelimeler kodlu, maşaAllah. Tevrat, muharref olduğunu düşünelim o kısmının. Olmayabilir de o kısmı muharref. Değiştirilmiş bile olsa kaderde Cenab-ı Allah'ın. Çünkü değiştirme varsa kaç bin yıl önce? 3000 yıl önce değiştirme var. 2000 yıl önce değiştirme var. Yine Allah'ın izniyle olmuş oluyor. Değişimi sağlayan da Allah. Hadi öyle olduğunu düşünelim. Ama bu kadar kelimenin aynı sayfada kodlu olması çok acayip, çok şaşırtıcı. Pek açıklaması yok. Bir adam çıktı, bir kelime eklediğini düşünelim. O kelimeyi ekleten de Allah. Kelime ekletir Cenab-ı Allah, ismi de çıkartır. 2000 yıl önce Adnan Oktar mı vardı? 3000 yıl önce Adnan Oktar mı vardı? Bu cümlenin, bu ismin ve diğer kelimelerin kodlu olması çok şaşırtıcı. Bir tane değil, iki tane değil. Bir, “Allah’ın kelimesi” bu kodlu, iki, “izin” üç, “Allah için çabala” dört, “birlikte Allah’ı anın” beş, “sonuç” “bir arkadaşla birlikte.” Ve “Adnan Oktar.” Hepsi bir arada bir sayfada Tevrat’ta.

Ben bunu açıkladıktan sonra, Tevrat sistemini çözen hahamlar da hepsi kendi sayfalarına almışlar bu açıklamamı, bu konuşmamı. Hemen hemen hepsinde var. Şaşırtıcı, hayret verici.

Mesela PKK adam yetiştiriyor ama komünist. Müthiş bir siyasi bilinç var. Müthiş bir politik bilinç var. Müthiş bir hırs ve muazzam bir heyecan var. İran komünistlerinde, İran'daki PKK'lılarda bu muazzam. Her an ölmeye ve öldürmeye hazır, sabahtan akşama kadar onun heyecanıyla yaşayan adamlar. Ama on binlerce. Aynı şekilde Irak'taki PKK'lılar da. Aynı şekilde Suriye'deki PKK'lılar da. Aynı şekilde Türkiye'deki PKK'lılar da. Türkiye'deki gençlik nasıl yetiştiriliyor. Bir kısmı evlenmek, iş güç sahibi olmak, köşe dönmek, eğlenmenin dışında işte gezmek, tozmak. Ama bu PKK'da yok. Böyle bir dezavantaj oluşuyor. Ama geniş çaplı oluşuyor. Çok idealist gençlerimiz var, çok şevkli gençlerimiz var. Ama PKK'nın yetiştirdiği gençlik müthiş politize olmuş, müthiş siyasi bilince sahip, müthiş hırslı, hepsi gençlerden oluşan, kararlı, ölümü göze almış, öldürmeyi göze almış, evlenme hedefi olmayan, köşeyi dönme hedefi olmayan, zenginliği hedeflemeyen, eğlence şu bu falan bu tip nefsani bütün arzularını yenmiş bir gençlik. Yirmi yıl sonrasını düşünün. Bizim yetiştirdiğimiz gençlik nasıl? Bir kısmı için söylüyorum, hepsi için demiyorum. Ama onların yetiştirdiği gençlik nasıl? Bir de buna bakalım.  Bakın adam yetişiyor böyle, üslup böyle oluyor. Ama onların inancındaki kararlılığa bakın. Ve on yıl, yirmi yıl sonra bu adamların bir tanesi bile Başbakan olacak derecede bilinçli ve kültürlü oluyorlar. Rahatça idareci olabilecek, mesela Belediye Başkanı da olabilecek gibi, her şeyi yapabilecek gibi, müthiş siyasi bilinçle yetiştiriliyorlar. Dağları, taşları her yeri okul haline getirmişler. Biz de bir kısım gençleri nasıl yetiştiriyorlar? Aman biran önce bir evlensin, çoluk çocuğa kavuşsun. Bir yazlık alsın, bir kışlık alsın, araba alsın” neme lazımcı, köşe dönmeci, siyasi bilinçten yoksun, dini bilgiden yoksun, iman hakikatlerinden yoksun, Kuran’ın sırlarını, derinliklerini bilmeyen, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini bilmeyen, komünist tehlikeden haberi olmayan, hatta Allah esirgesin Türkiye bölünse bile “neme lazım, benim bulunduğum şehirde bir sorun olmadıktan sonra, isterse bölünsün. Nihayet pasaportla giderim” diyor adam “ne kaybederim” diyor. Veya “adam Kürdistan ismi verse ne olur?” diyor “Lazistan ismi verse ne olur?” diyor, karışmıyor. Yani “bana dokunmadığına göre” diyor “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyor “ben işime, gücüme bakarım, hayatımı güzel yaşamaya bakarım” diyor “bölünüyorsa bölünsün ya” diyor “ne olacak” diyor. “Yunanistan’a da pasaportla gidiyoruz, oraya da pasaportla giderim” diyor, “ne fark eder diyor. “Benim bulunduğum şehirde de bir sorun olmadığına göre” diyor, hatta o riskin bulunduğu yerde bile “ne olur, ayrı bir ülke olur, ne kaybederim? Yine işime gücüme bakarım, yine evlenir çoluk çocuğa karışırım. Rejim komünist de olur” diyor “bana zararları olacağını da zannetmiyorum” diyor. Bu bela hep böyle oldu. Çin’de böyle oldu, Rusya’da böyle oldu, Suriye’de böyle oldu. Son ana kadar kapitalist kafa, çıkarcı kafa uyanmıyor. Belaya uyanamıyor. Bela üstüne çökünceye kadar uyanamıyor. Bela gelip, kapısına dayanıncaya kadar uyanmıyor, hatta kapıdan içeri girip, gırtlağına çökünceye kadar yine uyanamıyor. Bak kapıya kadar gelse, yine ilgilenmez. “Ne istiyorsunuz hemşerim?” der. İçeri girse buyur eder, gazoz ısmarlamaya kalkar. Gırtlağına çökünce uyanıyor. O zaman yardım istiyor. O zaman diyor ki “her şeyi yapalım, her türlü tedbiri alalım.” Ama iş işten geçmiş oluyor. Böyle büyük bir tehlike var. Devletimizin siyasi bilince sahip, derin imana sahip, Kuran bilgisine sahip, Darwinizmi, materyalizmi iyi bilen, büyük Türkiye’yi hedefleyen, İttihad-ı İslam’ı hedefleyen, Türk-İslam Birliği hedefi olan, büyük ülküsü olan, hırslı kararlı ölümden korkmayan, barışı isteyen, bilimi, sanatı, estetiği en güzel şekilde savunan kaliteli ve klâs gençler yetiştirmesi lazım. Böyle vurdumduymaz, köşe dönmeci bir kısım gençlerle başımız çok büyük belaya girer. İyi olan gençlerimiz çok ama bozuk olan gençlerimizin varlığını açık açık görüyoruz. Devlet bu hayati tehlikeye, hayati tedbir alsın. Onun dışında bunlar siyasi tedbirler, politik manevralar tamam geçici bir fayda sağlayabilir ama balon köpüğü gibi çok çabuk söner. PKK’nın bir milyon misli kaliteli yetişmiş insan olması lazım. Onların bilincinin bir milyon misli, sayısının bir milyon misli belki daha az. Bin misli belki ama tabii idealimizin büyük olması lazım. Bütün Türklük alemin, bütün İslam alemini kapsaması lazım. Hepsini böyle yetiştirmemiz lazım. Türkî devletlerini de böyle yetiştirmemiz gerekiyor. İslam âlemini de böyle bilinçlendirmemiz gerekiyor. Eğitim zor bir şey değil. Eğitim zor bir şey değil, iman hakikatleri zor bir şey değil, Darwinizmin, materyalimin geçersizliğin anlatmak zor değil. Her yerde Radyolar, televizyonlar var. Devletin Radyo ve televizyonları akşama karda davul zurna çalıyor birçok yerde. Halay çekip oynuyorlar ama alttan alta PKK ilerliyor. Sinsice gelişmeye devam ediyor. Ve hipnozu da yoğun olarak uyguluyorlar. Diyorlar ki “biz şimdi Müslüman’ız elhamdülillah” diyor PKK “Allah’a şükür hidayete erdik” diyor. Komünizmin üstüne yeşil bir kılıf sermeye kalkıyor. Kıpkızıl PKK’nın üstünü yeşil bir renkle kaplayıp, görünmez hale getirmeye çalışıyor, mesela bu da şeytani bir taktik. Bir kısmı belki hakikaten samimi, öyle düşünüyor olabilir. PKK düşüncesinde değildir belki hakikaten. Ama yüz binlerce, milyonlarca PKK’lı komünist olarak yetiştiriliyor, Stalinist yetiştiriliyor. Yani Müslümanlığı hiçbir şekilde kabul etmiyor. Müslümanlığa karşı yirmi yıldan beri bilinçlendirilmiş adamlar. Yirmi yıldan beri Din’in geçersiz olduğu anlatılmış bunlara. Bu yirmi yıldan sonra birden bire dönüp, yeni bir eğitim politikası uygulanmadı ki bunlara, yeniden değişsin bu adamlar. Yirmi yıldan beri Din’in aleyhinde, oyuz yıldan beri Din’in aleyhinde yüz binlerce saat, on binlerce saat toplamında eğitim verildi. Peki, bu eğitim nereye gitti? Duruyor. Buna karşı İslami, dini, anti-materyalist, anti- Darwinist eğitim verildi mi? Yok. O zaman bu bir taktik demektir. Eğitim verilmiş olsa, onunla dengelendi diyeceğiz. En az o kadar eğitim verilmiş olsa. Eğitim verilmediğine göre, alenen taktik var demektir. Bunu anlamazdan gelmek olmaz. Görmezden gelmek olmaz. Tedbiri, gerekirse anayasada değişiklik yaparak, kanunlarda değişiklik yaparak süratle uygulamamız lazım.

Evet, devam edelim. İncil’den size bir pasaj okuyayım. Matta 5-11. Hz. İsa Mesih (a.s) diyor ki; “Benim yüzümden insanlar size sövüp, zulmettikleri, yalan yere size her türlü kötü sözü söyledikleri zaman, ne mutlu size.” “Benim yüzümden” diyor Hz. İsa Mesih (a.s). Hz. Mehdi (a.s) da aynısını söyleyecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın yüzünden insanlar sövüp zulmedecekler. Yalan yere size her türlü kötü sözü söyleyecekler, “ne mutlu size” diyor. “Sevinin, sevinçle coşun. Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür.” Allah Katı’ndaki ödülünüz büyüktür “Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler” diyor, Hz. İsa Mesih (a.s). Aynısı Hz. İsa Mesih (a.s)’da da, Hz. Mehdi (a.s)’da da olacak. Bak “Benim yüzümden” diyor Hz. İsa Mesih (a.s), “insanlar size sövüp, zulmettikleri,” bak hem sövecekler, hem zulmedecekler, “yalan yere size her türlü kötü sözü söyledikleri zaman, ne mutlu size.” “Çok sevap alırsınız” diyor. “Sevinin” “sevinç duyun” diyor bundan “sevinçle coşun.” diyor hatta bak “Sevinin, sevinçle coşun.” Çünkü çok fazla sevap var. Çok Allah’ın rızasına uygun bir şey. “Çünkü” diyor “göklerdeki ödülünüz büyüktür.” “Ne kadar küfreden olursa, ne kadar iftira eden olursa, ne kadar uğraşan olursa, ne kadar aleyhte faaliyet olursa, o kadar çok sevinç duyun ve bu sevinçle de kalmayın sevinçle de coşun” diyor. İncil’de değişmemiş bir söz. “Ne mutlu yüreği temiz olanlara” diyor Hz. İsa Mesih (a.s), “ne mutlu barışı sağlayanlara, ne mutlu güzel huylu, halim huylu “olanlara. Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar”  “yeryüzüne hâkim olacaklar” diyor. Kim? Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. Bak “ne mutlu halim huylu olanlara. Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar” aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s) için de geçiyor. “Ne mutlu” diyor bak “doğrulara acıkıp susayanlara” bak doğruyu arıyor adam ama acıkmış, susamış doğruya “Çünkü onlar doyurulacaklar” ilimle, irfanla, bilgiyle doyurulacaklar. “Ne mutlu merhametli olanlara, çünkü onlar merhamet bulacaklar. Ne mutlu yüreği temiz olanlar, çünkü onlar” İslam’ın hâkimiyetini görecekler, inşaAllah “Ne mutlu barışı sağlayanlara, ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere” bak “ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere” Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin tam tarifi, “çünkü göklerin egemenliği onlarındır.” Yani “Allah’ın dünya hakimiyetini görecekler” diyor.

“Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) devrinde Asur’un gururu alaşağı edilecek” diyor. Yani Irak işgal edilecek “gururu alaşağı edilecek” yani onurlarıyla oynanacak. Hakikaten onurlarıyla oynandı. Değil mi? Hatırlıyorsunuz o dönemi. Onurlarıyla oynandı. “Hz. Mehdi (a.s) devrinde Asur’un gururu alaşağı edilecek.” “Mısır’ın krallık asası elinden alınacak” “Mısır’ın meşru lideri devrilecek” diyor. Hz. Mehdi (a.s) devrinin özelliği olarak, bakın, Tevrat’ta geçiyor. “O devirde” diyor “herkesi kendi komşusunun ve kralının eline teslime edeceğim.” Şimdi mesela teröristler, kendi komşusunu şehit ediyor. Bak “herkesi kendi komşusunun ve kendi kralının eline teslime edeceğim.” Nasıl oldu? Saddam kendi halkını ezdi. Hafız Esad ne yaptı? Kendi halkını ezdi. Şimdi Beşar Esad ne yapıyor? Kendi halkını eziyor. Onun elinde halk. Ve ezim ezim eziliyorlar. “Ben de” diyor “halkı ellerinden kurtarmayacağım.” Yani “ezilmelerine izin vereceğim” diyor Allah. Çünkü emri bil maruf yapmıyorlar, nehyi anil münker yapmıyorlar, İslam’ı yaşamıyorlar, dini yaymıyorlar.  Ahir zamandan bahsederken yine “falcılar yalan görümler görür ve gerçek yanı olmayan düşler anlatarak boşuna avuturlar insanları” diyor. İşte yarın şu olacak, bu olacak, var ya fal anlatıyorlar falan, bunların hükmünü anlatıyor. Ahir zamanda, diyor ki “o zaman” ahir zaman için “o zaman Rab halkın üzerinde görünecek” yani halkın üzerinde, insanların üzerinde etkisi görülecek “Ok’u şimşek gibi çakacak” yani burada ki ok’tan kasıt Hz. Mehdi (a.s)’ın meydana getireceği aydınlık. Şimşek gibi. “Ok” olarak belirtmiş, Allah’ın Ok’u olarak, inşaAllah. “Ok’u şimşek gibi çakacak. Düşmanlarını yok edecek” diyor Allah, Hz. Mehdi (a.s)’in-Moşiyah’ın. “İşte kralın” diyor Hz. Mehdi (a.s) için “O, adil kurtarıcı ve alçak gönüllüdür.” Yani adildir, adaletlidir. Hz. Mehdi (a.s)’ın birinci vasfı zaten adaletlidir, adil olmasıdır “alçakgönüllüdür.” O devirde Museviler’in de İsrail’e döneceği belirtiliyor. Hakikaten 3000 yıldan sonra ilk defa geri döndüler. Uzun sürgün döneminden sonra, İsrail’e geri döndüler. “Mehdi devrinde olacak” diyor, oraya dönüşleri. Yani Moşiyah zamanında.

“Hocam, bir soru sormuyorum ama süper ötesi süpersiniz Hocam, maşaAllah” diyor.

Bak diyor ki Deccaliyet için; “Kolu tamamen kurusun” diyor. Ayette ne diyor; “Ebu Leheb iki elin kurusun” diyor, iki kolun kurusun. Tevrat bak 4000 yıl öncesinden bildiriyor. “Kolu tamamen kurusun” diyor, deccalin. “Sağ gözü kör olsun.” Hadiste ahir zamanda gelecek deccalin de sağ gözü kör. Tevrat’ta belirtiliyor. Tam mutabık. Hz. Mehdi (a.s)’ı oka benzetiyor, “ok gibidir” diyor. “Şimşek gibi çakacak” diyor.

Uçan, uzunluğu yirmi arşın, genişliği on arşınlık bir tomar görünümünde bir şeyin varlığından bahsediyor. “Kerestesiyle, taşlarıyla birlikte evleri tamamen yok edecek” diyor. Burada açıkça roketten bahsediyor. Bak, “Uçan” diyor, role tarzında, görünümünde yuvarlak, silindirik bir şey, uzunluğu yirmi arşın, “Havada uçacak” diyor. Ve “Kerestesiyle, taşlarıyla birlikte evlerin tümünü yok edecek” diyor.

Bazı konular var ama onları daha sonra anlatacağım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Angelina Jolie, bir ödül töreninde yaptığı konuşmasında; “Bu odada bulunan herkesin ne kadar kısmetli olduklarını bilmeleri gerekir” demiş. Ve “her zaman benimle aynı özelliklere sahip olan başka bir kadın, bir mülteci kampında zorluk içinde bir sonraki gün çocukları için yiyecek bulmanın endişesi içinde evine dönüp dönemeyeceğini bilmeden yaşarken, kendimin neden burada böyle bir hayatla yaşadığımı sorguladım. Biliyorum ki, benim hayatımın başkalarına fayda getirmesi gerekiyor. Dünyanın geri kalanı için sorumluyum” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Şeker bir hanım.

“Denizin kaynaklarını güçlendirdiğinde, sular buyruğundan öte geçmesinler diye denize sınır çizdiğinde, dünyanın temellerini pekiştirdiğinde, baş mimar olarak onun yanındayım.” Moşiyah için söylüyor. Baş mimar. Yani demek ki, baş mimar ne oluyor? Bir üstad, bina ustası olmuş oluyor, aynı zamanda.

Angelina iyi niyetli, güzel bir hanım. Temiz yüzlü, sevecen, hep hayır peşinde koşan, köşe dönmenin peşinde olmayan, “Zengin olayım, köşe döneyim, eğleneyim, dünyadan kâm alayım” demiyor. Nerde bir zulüm varsa onu durdurmaya çalışıyor. Nerde bir acı varsa onu durdurmaya çalışıyor. İnsanlara yardım etmeye çalışıyor. Hep hayır ve iyilik peşinde, güzellik peşinde, ahlaken güzel bir insan. Yüzü de güzel, ahlakı da güzel. Sevecenliği esas almış. Sevgiyi esas almış. Merhameti esas almış seçkin bir inşa. Allah ömrünü uzun etsin. Ona hidayet versin, sağlık, sıhhat versin. Dünyaya bir süs, dünyaya gelmiş güzel bir insan. Dünyaya gelmiş güzel bir ahlak, maşaAllah.

“Gün be gün sevinçle dolup taştım. Huzurunda hep coştum.” Moşiyah’ın. Orada ona karşı bir sevgi oluyor. “Onun dünyası mutluluğum.” “Onun dünyası bana mutluluk verir” diyor. “İnsanları sevincimdi” yani arkadaşları sevincimdi. “Çocuklarım şimdi beni dinleyin. Yolumu izleyenlere ne mutlu. Uyarılarımı dinleyen ve bilge kişiler olun. Görmezlikten gelmeyin onları. Beni dinleyin. Her gün kapımı gözleyen, kapımın eşiğinden ayrılmayan,” yani cemaatten ayrılmayan, “Kişiye ne mutlu” diyor.

Didem Hocam, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Saint Petersburg merkezli bir haber sitesi Rus askerlerinin lağv tugayı adı altında Esad rejimi için savaştığını iddia etti. Emekli ya da disiplin cezası nedeniyle uzaklaştırılan subaylardan oluşan tugayın, “Eğer desteğimizi çekersek, Esad rejimi iki saatte yıkılır” dediği öne sürüldü.

ADNAN OKTAR: Doğru. Başından beri söylüyoruz.

DİDEM ÜRER: Beyrut’ta İran büyükelçiliğine saldırı olmuş Hocam. İki ayrı patlama. Yabancı basında Twitter’da özellikle sosyal medyada yazıyor şu anda sayılan, çok sayıda ölen olduğu bildirildi.

ADNAN OKTAR: Bunlar daha hiç. Bir dahaki sene çok çok daha fazla artacak. Sonra daha da fazla artacak ve en sonunda aklı selim galip gelecek. Bir insanın etrafında toplanmanın güzelliği, sevginin, şefkatin, kardeşliğin etrafında kilitlenmeyi insanlar kabul edecekler. Bunun dışında yüz bin akıldan, yüz bin çatışma çıkıyor. Yüz bin ayrı fikir çıkıyor. Yüz bin ayrı çelişki çıkıyor. Tek bir akılda ne çelişki olur, ne çatışma olur, ne fitne olur, ne kavga olur. Hiçbir şey olmaz.

Hz. Süleyman (a.s) özdeyişlerinde; “Oğlum, bal ye” diyor. “Çünkü iyidir, süzme bal damağa tatlı gelir. Bilgelik de canın için öyledir, bilmiş ol. Bilgeliği bulursan bir geleceğin olur ve umudun boşa çıkmaz” diyor. “Kötülük edenlere kızıp, üzülme” diyor ayette de var, Kuran ayetinde. Kızıp, üzülme Allah’ın hükmü olarak açıkça belirtiliyor. Kızmak da, üzülme de haram. “Oğlum, Rabbe ve idareciye saygı göster. Onlara baş kaldıranlarla arkadaşlık etme” teröristlerle, anarşistlerle arkadaşlık etme diyor.

“Kavgacı hanımın konuşması, yağmurlu günde damlaların dinmeyen sesi gibidir” diyor. Dinle de, dinle. “Böyle bir kadını dizginlemeye kalkmak, rüzgarı ya da yağı avuçla tutmaya çalışmak gibidir” diyor. Rüzgar ne kadar durabilirse elinde diyor yahut da yağı avucunda ne kadar tutabiliyorsan, o kadar durdurabilirsin” diyor.

“Doğrular” diyor, doğru insanlar, “haksızlardan iğrenirler. Kötüler de dürüst yaşayanlardan iğrenirler” diyor, Allah’ın hikmeti. Dürüstten rahatsız oluyor adam. Bak, “doğrular, haksızlardan iğrenir, kötüler de dürüst yaşayanlardan iğrenir” diyor. “Kibir insanı küçük düşürür” kibirli insan kendini küçük düşürür, “alçak gönüllülükse onur kazandırır.”

“İnsanlardan korkmak tuzaktır ama Rabbe güvenen güvenlikte olur.” Allah’a tevekkül eden güvenlikte olur. “İnsanlardan korkulmaz” diyor. “Allah’tan korkmak lazım” diyor.

Didem Hocam dinliyorum ben.

DİDEM ÜRER: 15 Kasım Cuma akşamı Bursa’da Osmangazi’ye bağlı Altınova Mahallesi’nde 1500 adet A9 TV broşürü ve Çözüm İttihad-ı İslam broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Çapa’da da 1000 adet A9 Broşürü dağıtmışlar ve sonrasında birlikte, Mehdiyet üzerine sohbet yapmış başka kardeşlerimiz. İstanbul’da kardeşlerimiz Saint Peter ve Saint Paul Kiliseleri, Kırım Kilisesi, Süryani Katolik Kilisesi, Rum Kilisesi, Aya Andrie Ortodoks Rum Kiliseleri’ne sizin Hz. İsa (a.s) ile ilgili kitaplarınızdan hediye etmişler. Saint Peter ve Saint Paul Kilisesi’nden Lorenzo Bey, “İtalya’da felsefe dersleri verirken, Marksizm ve Darwinizme karşı kitaplarınızdan faydalandığını” söylemiş. “Bu konudaki kitaplarınızın çok etkili olduğunu ve bu çalışmalarınızı desteklediğini” ifade etmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Kardeşlerimizin Hristiyan kardeşlerimize gösterdiği şefkat ve ilgi çok hayatidir. Bediüzzaman, o konuya ehemmiyetle dikkat çekmiş. Gittikçe çapını arttırarak, her yerde onlara sevgi, muhabbet göstererek, koruyucu kanatlarını gererek kardeşlerimiz yakınlık göstersinler. Çok sevap, çok isabetli bir hareket. Allah onlardan razı olsun, maşaAllah. Hepsi çok güzel faaliyette bulunmuşlar, sevindirici.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz Pazar günü Adapazarı Zirai Aletler Sanayi’nde 200 adet Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmış kardeşimiz, bir tane. 14 Kasım’da Bursalı kardeşlerimiz birlikte evde toplanıp Kuran-ı Kerim ve sizin kitaplarınızdan okuyup dua etmişler. 16 Kasım Cuma günü kardeşlerimiz Zeytinburnu’nda esnafa sizin 100 adet kitabınızı hediye etmişler. Ayrıca bu hafta ve geçen hafta Van’da toplam 700 adet A9 TV broşürü, 5 adet kitabınız ve 100 adet fosil resimli bardak altlığı dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin. Ne kadar güzel bu şekerler böyle, bir göreyim bunları. Canlarım benim nasıl temizler, su gibiler. Çok nurlu ve günahsızlığın tatlılığı, sıcaklığı üstlerinde, maşaAllah. Çok güzel. O küçük delikanlıları da göreyim, demin gösterdiğiniz. Onlar da çok sevimliler.

“Ateşli ve öldürücü şeyler savuran bir deli neyse, komşusunu aldatıp şaka yapıyorum diyen de öyledir” diyor. “Odun bitince ateş söner, dedikoducu yok olunca da kavga diner” diyor. “Dedikoducudan uzak olmak lazım” diyor. “Kavgacı bir hanımla aynı evde oturmaktansa, damın köşesinde oturmak yeğdir” diyor. “Fazla bal almak iyi değildir” diyor. “ Çok şeker almak zarar verir” diyor.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerika ve Filipinlerin ardından İtalya’da da hortum felaketinde ölü sayısının gittikçe arttığı belirtildi.

ADNAN OKTAR: İtalya’da.

DİDEM ÜRER: Evet, İtalya’nın Sardunya adasını vuran hortumda 14 kişi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Allah, Allah hayret. Ahir zaman ne kadar şiddetli. Ne kadar hayret verici olaylar oluyor. İtalya da pek olabilecek bir şey değil bu.

DİDEM ÜRER: Suudi Arabistan’da sel, olması da Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet Suudi Arabistan’da sel. Deniz gibi olmuş, çok büyük mucizeler, harika olaylar oluyor.

“Bilgenin aklı diline yön verir” diyor “Bilgenin aklı diline konuşmasına yön verir, dudaklarının ikna gücünü artırır, bilge kişi. Hoş sözler petek balı gibidir. Cana tatlı ve bedene şifadır.”
Dinliyorum

DİDEM ÜRER: Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin yaşadığı Rojova olarak adlandırılan bölge için İran; “Rojova Kürdistan’ını tanıyacağız” açıklamasın da bulundu.

ADNAN OKTAR: Onlar uçuyorlar. Yani her komüniste kucak açıyorlar. Yeter ki komünist olsun, Çin yanlısı olsun, Kuzey Kore yanlısı olsun. Müslüman olması önemli olmuyor. Komünist olması onlar için önemli oluyor. Yani komünistten kasıt; PKK’lı olması. Yoksa kendi halinde olan komünist için bir şey dediğimiz yok.

“Azgınlığı üstü de bir akılsızla karşılaşmak” diyor. Azmış sapmış bir akılsız, akılsız olan biriyle karşılaşmak. “Azgınlığı üstü de bir akılsızla karşılaşmak, yavrularından edinmiş bir dişi ayıyla karşılaşmaktan beterdir” diyor. Öyle saldırgandır diyor. “Kavganın başlangıcı su sızıntısına benzer.” “Yavaş başlar” diyor. “Bir patlamaya yol açmadan çekişmeyi bırak” diyor. Yani su sızıntısı gibi tırmandırma diyor. Yani bu sefer patlamaya neden olur diyor.

PKK’nın gelişmesine karşı, ilim, irfan olur. Müslüman kardeşlerimiz yardım istiyorlar, güzel. Ama PKK ‘ya karşı en iyi mücadele, ili çalışma olur. Çünkü onlar muazzam bir siyasi faaliyet yapıyorlar. Politik ve siyasi bilinçlenme faaliyeti yapıyorlar. Ve müthiş bir kültür çalışması yapıyorlar. Dolayısıyla Müslümanlar eski gelenekçi üsluplarla onlarla baş etmesi mümkün değil. Bizim anlattığımız sitille onlara mukabele ederlerse, çok çabuk netice alırlar. Darwinizme, materyalizme karşı tavır alarak, iman hakikati anlatarak, Kuran mucizeleri anlatarak olursa, çok çabuk netice alırlar. Anlatmak istediğimiz e var.

DİDİEM ÜRER: Hocam, Kuran bilgisiyle ilgili ve hadislerle ilgili bir belgeselimiz var.

ADNAN OKTAR: Tamam seyredelim, inşaAllah.

VTR-Allah Merhametlilerin En Merhametlisidir.

GÜLGÜN GÖKTAN: Bugünkü yayınımız burada sona erdi, inşaAllah yarın Hocamızın güzel sohbetinde yeniden görüşmek üzere.

Masaüstü Görünümü