Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Kasım 2013; 09:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Allah herkese hayırlı sabahlar versin, inşaAllah. Aşkım ruhum güzel Hocamla yayınımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.

Evet, herkes birbirinden güzel, birbirinden nurlu maşaAllah, elhamdülillah. O, Müslümanlara Allah’ın bir lütfu, tabii hayret edilecek bir şey. İman, yüzde fiziki değişikliğe sebep oluyor. Fizik değişmez çünkü bir şey var, bir harikuladelik var, alenen fark ediliyor. İman demek ki hücrelerce tanınıyor, beden imanı tanıyor. Beden ve hücreler imanı seviyor. İmandan mutlu oluyor demek ki hücreler. O zaman hücre hakkıyla yaşamaya başlıyor, sağlıklı yaşıyor hasta olmuyor. Öbür türlü hasta oluyor, onu hissettiriyor. Dışarıdan baktın mı anlaşılıyor, Allah’ın hikmeti.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır’ın geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur, ülkede birkaç hafta içinde anayasa referandumuna gidileceğini, ardından da birkaç ay içinde genel seçimlerin yapılacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Nasıl olacak? İhvan kazanırsa ne yapacaklar? Yine sıkı yönetim. Dur bakalım.

DİDEM ÜRER: Herhalde yasaklıyorlar onların seçime girmesini Allahualem.

ADNAN OKTAR: O zaman seçime falan ne gerek var? Desinler “biz idare edeceğiz geçmiş olsun” desinler. Anayasa yapmalarına da gerek yok, uğraşmaya gerek yok. Öyleyse tamamdır. Bir rezalet daha. Tabii hepsinde hayır var, Cenab-ı Allah her olayı evirip-çevirendir, her şeyi yönlendirendir. Hikmetle yaratıyor Cenab-ı Allah. İnşaAllah, hikmetini insanlar ilk planda göremese de sonra görüyorlar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İtalya’nın Sardunya Adası’nda Cleopatra Hortumu meydana gelmişti, dün bildirilmişti. İlk belirlemelere göre 16 kişi hayatını kaybetti. Olağanüstü hal ilan edildi ve bir yıllık yağış miktarının bu hortumla yağdığı bildirildi. “1000 yılın sel felaketini yaşadıklarını” söyledi Sardunya bölgesinin valisi. Hortum nedeniyle çok sayıda bölgeye sel suları bastı. Bu nedenle yüzlerce kişinin evsiz kaldığı ve adanın kuzeydoğusunda elektrik kesintileri yaşandığı da bildirildi.

Bir hadis okumak istiyorum, inşaAllah ahir zamanla ilgili: “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli bir yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz” diye Peygamberimiz (s.a.v) bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Son 1000 yılın en büyük felaketi. “Hz. Mehdi (a.s) Heraklion’un şehri Roma’ ya hakim olur” diyor. Mehdiyet’in alametleri İtalya’yı sarmış. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın alametleri İtalya’yı sarmış. Dindar İtalyanlar bunun ne anlama geldiğini çok iyi anlıyorlardır. Anlamayan da daha başka olaylarla anlayacak. Önümüzdeki aylar, yıllar daha büyük olaylara gebe. Daha yeni söyledim, bir hafta önce söyledim; çok büyük olaylar olacak dedim. Peş peşe bunları göreceğiz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Şırnak-Van karayolunun 5km.sinde yaklaşık 15 kişilik bir grup tarafından 1 kamyon, 7 dozer, 1 ekskavatör ve 1 yakıt tankeri uçurumdan yuvarlandıktan sonra ateşe verildi.

ADNAN OKTAR: PKK böyle gözdağı veriyor. Halbuki orada PKK’nın azgın varlığı, saldırgan varlığı açıkça ortaya konarak, çok yoğun bir teyakkuzla karşı atak olması lazım. Çok huzurlu çalışmaları var, sanki hiçbir şey yokmuş gibi herkes işinde gücünde. PKK her yeri sarmış, eşkıya her yeri sarmış. Hiçbir şey yok hükmünde olursa, adamlar elini kolunu sallayarak bu tip olaylar yapar. Geçen gün de askerlere 150 el kurşun sıktılar, şimdi bunu yaptılar, daha da yapacaklar demek ki, yeni yeni nefesleniyorlar. Fevkaladelik kabul edilip, fevkalade bir ortam meydana getirip, fevkalade tedbirler alınarak, fevkalade bir savunma oluşturarak, fevkalade bir atak gerekiyor. Yoksa bu fevkalade duruma karşı, Allah esirgesin yapacak pek bir şey kalmaz.

Badem şekeri bir hadis var oku, inşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinden ‘kardeşlerim’ diye bahsetmiştir. Bir gün Allah’ın Resulü (s.a.v), sahabelerinin yanında iki kez şöyle söyledi: “Allah’ım bana kardeşlerimi göster.” Çevresinde olan sahabeler ona sordu: “Biz senin kardeşlerin değil miyiz Ey Allah’ın Resulü (s.a.v).” O şöyle cevapladı: “Hayır, siz hepiniz benim sahabelerimsiniz. Kardeşlerim ahir zamanda geleceklerdir. Onlar beni görmeden bana inanacaklar. Allah bana onların babalarının isimlerini anlarının rahminden çıkmadan önce bildirmiştir. Onların her biri için imanlarını korumak gecenin karanlığında dikenlerin üzerinde yürümekten veya ellerinde kor tutmaktan daha zor olacaktır. Onlar karanlıkta kandil olacaklar. Yüce Allah onları bozgunculuktan ve kötülükten kurtaracak.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz fosillerin çokluğuna, nereye baksak evrimi çürüten bir fosil göreceğimize dikkat çekersiniz. Ankara’da da yeniden inşa edilecek bir caminin temelinde dört ayaklı bir hayvan fosiline rastlanmış. Kedi cinsi olduğunu söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Kedi. Vay çete kim bilir ne yapıyordu orada. Kaç yıllık?

DİDEM ÜRER: Yılı belirtmemişler haberde.

ADNAN OKTAR: Sadece fosil. Bir araştıralım bakalım.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili bir hadiste: “Mehdi çıktığında ona emekleyerek dahi olsa katılmak için acele etmelisiniz. Allah’ın izniyle sanki Rükun ve Makam arasında ona yeni bir anlaşma üzerine biat edildiğini görüyor gibiyim” diye bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yekaza halinde görüyor. Uyku ile uyanıklık arasında görüyorum diyor, görüntü olarak. Vizyon olarak gözünde beliriyor. Bir kısmını vahiyle, bir kısmını da görüntü olarak Cenab-ı Allah gösteriyor.

Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “Siz, Mehdi hakkında insanlara ısrarla anlatın.” Siz diyor Hz. Mehdi (a.s)’ı insanlara ısrarla anlatın. “Kabul eden kişiye daha fazlasını anlatın, inkar edeni de bir kenara bırakın.” Onunla uğraşmayın diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Bir imtihan olmak zorunda. Bununla arkadaşlar akrabalar ayrılacak” yani bir kısmı sizden ayrılacak, “Allah samimi talebeleri korusun” diyor, inşaAllah. Kureyni’den, Ali Bin İbrahim’den, Muhammed Bin İsa’dan, Yunus’tan, Süleyman Bin Salih’ten doğrudan İmam-ı Muhammed Bakır (a.s)’dan naklediliyor bu rivayet. Bakın, “Siz Mehdi hakkında insanlara ısrarla anlatın.” Biz ne yapıyoruz? Hz. Mehdi (a.s) hakkında insanlara ısrarla anlatıyoruz. “Kabul eden kişiye daha fazlasını anlatın.” Detayları anlatın diyor, inşaAllah. Rivayet böyle. “İnkar edeni de bir kenara bırakın” diyor. İnkar edenler de olacak demek ki, onları da bir kenara bırakın.

Muhammed Bin Ali Bin Şah’tan, Ali Bin Hasan’dan Ahmet Bin Halit Halidi’den, Muhammed Bin Ahmet Bin Salih Temimi Muhammed’den Bin Hatim Katan’dan, Hammad Bin Amr’dan İmam-ı Cafer-i Sadık (a.s)’dan rivayet. Silsileyi okuyorum.

“Ey Ali” diyor Resulullah (s.a.v) Hz. Ali (k.v)’ye, “Bilmelisin ki zamanının sonunda ahir zamanda olanların, Mehdi talebelerinin imanları müthiş ve eminlikleri de büyük olacaktır” diyor. Kendilerinden çok emin olacaklar diyor, iman gücüyle. “Onların arasında” Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin arasında, “peygamber olmayacak. Fakat bunun yerine beyaz üzerindeki siyaha tabi olacaklar.” Yani kitaplara tabi olacaklar, onları okuyacaklar. Beyaz kağıt üstüne siyah mürekkeple yazı yazılıyor ya, ona tabi olacaklar diyor, o şekilde yapacaklar. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın eserlerine kitaplarına tabi olacaklar diyor.

Fadıl Bin Şazan, Ömer Bin Asam Bajali’den, Muhammed Bin Sinan’dan, Ebu Jarut’tan, Muhammed Bin Başar Hammadani’den, Muhammed Bin Hanefiye’den şöyle bir hadis, Muhammed Bin Hanefiye Hz. Ali (k.v) oğlu, benim silsilem biliyorsunuz. Muhammed Bin Hanefiye’den geliyorum, inşaAllah.

“Benî şu veya Benî bu yönetimi belirli bir zaman devam edecektir.” Yani Benî Haşim, Benî. Çeşitli şeyler devam edecektir diyor Peygamberimiz (s.a.v). İsim vermiyor ama. “Barış ve güvenliğe ulaştıklarında krallıklarının hiçbir zaman yıkılmayacağını düşünecekler.” Yani iktidarlarının, hükümetlerinin yıkılmayacağını düşünecekler. “Bu sırada ilahi bir emir gelecek ve hiçbir kral iktidarda kalamayacak” diyor. Her iktidarı devireceğim diyor Allah. Mısır’da olsun, Suriye’de olsun nerede olursa olsun her iktidarı devireceğim diyor. “Yüce Allah şöyle bildirir: -şeytandan Allah’a sığınırım- Öyle ki yer güzelliğini takınıp-süslendiğinde ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışken” işte tam böyle mutluyken, her şey oldu-bitti artık, muazzam eserler var, muazzam ilerlemeler var, her şey yerinde derken, “işte tam bu sırada gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi onu kökünden biçilip-atılmış durumda kılmışız.” Yıkarız diyor Allah, o sistemleri hükümetleri, devletleri. “Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birere birer açıklarız.” (Nur Suresi / 24) “Gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir” Hz. Mehdi (a.s)’a işaret ediyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna. “Allah’ın emri” inşaAllah. “Açlık ve yokluk arttığında insanlar birbirlerini reddetmeye başladıklarında İlahi Emir Mehdi’nin gün veya gece her an gelmesini beklemelisiniz” diyor. Ayette var ya bak, “gece veya gündüz.” Ya gece zuhur edecek yahut gündüz zuhur edecek diyor, “emrimiz gelmiştir” diyor, inşaAllah. “Dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi” böyle tokatçılar şunlar bunlar, işte zenginleşenler, “onu kökünden biçilip-atılmış bir durumda kılmışız.” Bütün sistemlerini yıkacağım diyor Allah. “Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birere birer açıklarız” diyor.

Ebu Hamza Tumali’den, Ebu Halit Kabuli’den, Ali Bin Hüseyin (a.s) şöyle naklediyor, rivayet: “Ey Ebu Halit 12. İmam Mehdi’nin zuhurundan önceki dönem uzun olacaktır.

Ey Ebu Halit zuhurundan önce İmam Mehdi ile birlikte yaşayanlar için Mehdi’nin çıkışını bekleyecekler.” İnsanlar Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını bekleyecekler. “Onlar tüm devirlerde yaşayan insanların en üstünü olacaklar.” Yani Hz. Adem (a.s)’dan kıyamete kadar yaşayan insanların en üstünü olacaklar diyor. “Yüce Allah onlara” Hz. Mehdi (a.s) talebelerine, “öyle bir anlayış feraset gaybet onlar için varlık ile aynı olacaktır.” Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur etmemesi, gizli kalması onun var olmasıyla aynı hükümde olacak. Varmış gibi hizmet edecekler diyor. Mesela biz varmış gibi hizmet ediyoruz şu an, değil mi? Görünmüyor diye bir sıkıntımız yok, dert edinmiyoruz. “Onlar samimi insanlar olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Allah’ın dinini açıkça ve sağduyulu şekilde yayacaklar. Alenen açıkça, gizli değil. Ve sağduyulu yani samimi olarak yayacaklar. “Bu zamanın sahibi Mehdi’nin zuhurundan önce dinlerine bağlı kalanlar ellerini dikenli bir dala sürtenler gibi olacaktır.” Yani sürekli ızdırap ve acı içinde hizmet edecekler diyor.

Yani Hz. Adem (a.s)’dan kıyamete kadar yaşayan insanların en üstünü olacaklar” diyor. Yüce Allah onlara (Mehdi talebelerine) öyle bir anlayış ve feraset verecektir ki, gaybet onlar için varlık ile aynı alacaktır.” Yani Mehdi (a.s)’ın zuhur etmemesi gizli kalması, onun var olmasıyla aynı hükümde olacak, yani varmış gibi hizmet edecekler diyor. Mesela biz varmış gibi hizmet ediyoruz şuan. Yani görünmüyor diye bir sıkıntımız yok, dert edinmiyoruz. “Gaybet onlar için varlık ile aynı alacaktır” var gibi hizmet edeceklerdir. “Onlar, samimi insan olacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak “onlar samimi insan olacaklar. Allah’ın dinini açıkça ve sağduyulu şekilde yayacaklar” alenen, açıkça gizli değil ve sağduyulu yani samimi olarak yayacaklar. Daha sonra şöyle söyledi;  “Ferec (zaferi) beklemek, [Mehdi'nin] kendisi büyük bir Ferec'dir” zaten Mehdi (a.s)’ın kendisi büyük bir zafer diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bu zamanın sahibi Mehdi (a.s)’ın zuhurundan önce dinlerine bağlı kalanlar ellerini dikenli bir dala sürtenler gibi olacaktır.” Yani sürekli bir ızdırap ve acı içinde hizmet edecekler diyor.

Didem Hocam dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, dün iki ayrı patlama meydana gelmişti. İran Büyük elçiliği yakınında meydana gelen patlamada 23 kişi hayatını kaybetti, 146 kişi yaralandı. Saldırıları El Kaide’ye bağlı Abdullah Azzam tugayları üstlendi.

ADNAN OKTAR: Şiiler diyorlar ki “biz Sünnileri çok seviyoruz, Sünni kardeşlerimizde diyorlar ki “Şii’leri çok seviyoruz”. Doğru. Ama pratikte eserlerine baktığımızda, bir arada yaşamalarının çok zor olduğunu anlıyoruz. Eğer samimiyetsizce düşünürlerse, sevgisiz düşünürlerse, sağduyulu düşünmezlerse, bir arada yaşamalarının imkansız olduğunu anlıyoruz. Bunun çözümü, bir arada yaşamanın, sevgi içinde yaşamanın çözümü, Hz. Mehdi (a.s)’dır, Mehdiyet’tir. Bunun dışında mümkün değil. Yani nutuklarla, açıklamalarla hiçbir yere varılmaz.  Hiçbir netice alınmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: NASA “güneşin birkaç hafta içinde ters döneceğini” açıkladı Hocam.

ADNAN OKTAR: Nasıl oluyor?

DİDEM ÜRER: Güneş manyetik alanını Güney ve Kuzeye çevirerek polaritesini değiştiriyor. Sebebi çok anlaşılamayan bu olay da her 11 yılda bir meydana geliyor. Bu değişim uydu ve radyo kesintilerine sebep olabilecek,  galaksiler arası hava cephelerinde de fırtınalara sebep olabilir diye açıklıyorlar araştırmacılar. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her 11 yıl senede bir?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: 11 önemlidir, iki 1’in bir araya gelmesi.
Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Alman Hristiyan Sosyal Birlik Partisi “Türkiye’nin Avrupa birliğine tam üyeliğine karşı olduğunu” tekrarladı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hepsi karşı yani taraftar olan yok. Çünkü niye karşılar? Bağnaz bazı Müslümanlar ne diyor? Müzik haram. Avrupa’nın her yerinde müzik var. Müzik onların ayrılmaz özelliği. Diyorlar “resim haram.” Her yer resimle dolu Avrupa’da. “Başı açık hanımlar olmaz, dekolte hanımlar olmaz, karşıyız” diyorlar.  Başka? Gülmek de yanlış diyorlar, adamlar gülüyor. Gülmediğim bir şey olmaz diyor. Sakal kesmek? O da olmaz diyor. Modern giyinmek? O da olmaz diyor. Masada yemek yemek? “O da olmaz” diyor. Ama “Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz” diyor. Kardeşim adam seni almaz. Sen diyorsun, “namaz kılmayanı öldürürüm, oruç tutmayanı öldürürüm, zekat vermeyeni öldürürüm” diyorsun. Hristiyan gördün mü, yolun kenarına sıkıştırın diyorsun. Musevi’yi dağ taş haber verecek, gördüğünüz yerde, duyduğunuz yerde öldüreceksiniz diyorsun. Avrupa’da Musevi’de var, Hristiyan’da var, hem de çok fazla var, hemen hemen tamamı. Ne yapacaksın? Nasıl gireceksin? Avrupa Birliği’ne yine girmenin yolu da Mehdiyet’tir. Mehdi’lik ruhu, Mehdiyet sevgisi, Mehdiyet şefkati, Mehdiyet samimiyeti demokrasiye, sanata, muhabbete, ilme Mehdiyet’in bakışı Avrupa Birliği için idealdir. Hristiyan-Müslüman ittifakı için elzemdir. Bunu kim söylüyor? Bediüzzaman söylüyor. Said Nursi Hazretleri söylüyor. Bu yüzden şuan Avrupa Birliği’ne bizi almaları mümkün değil. Çok fazla bağnaz var ve bu inançtalar. Bu ortadan kalktığında ancak bizi Avrupa Birliğine alabilirler. Yani şöyle olur, Avrupa Birliği bize gelir. İttihad-ı İslam olur, Avrupa Birliği coşkuyla, sevinçle bize gelir. Onun dışında olmaz. 

“Hocam sizden kendim için dua istiyorum. Sizi çok seviyorum. Her programı kaçırmadan izliyorum.” Ne yapacaksın? Doktora gidecek değil mi bu arkadaş? Uyuşturucu bağımlısıymış, ne yapayım? diyor. Amatem mi var bu konuyla ilgilenen?

DİDEM ÜRER: Evet, herhalde.  

ADNAN OKTAR: Evet oraya gidecek. İmanla akılla geçer. Ne yapıyor onlar krize falan mı giriyorlar, ilaç alamadıklarında?

DİDEM ÜRER: Herhalde kontrol altında tutup kullanmaması için, tedavi sırasında mı diyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Evet.  

DİDEM ÜRER: Hiç kullanmayacağı şekilde ama bir yandan da herhalde kontrol ediyorlar.

ADNAN OKTAR: “Merhaba nur Hocam, namaz kıldığınız zaman Teşehhüde parmağınızı kaldırıyor musunuz?” diyor. “Bunun hakkında ne söyleyebilirsiniz?” Güzel, ne güzel işte Allah Bir diyorsun. Allah’ın Birliğini açıklıyorsun, şeytanı kızdırır, güzel. Namazda mesela sağ ayağı dikmek çok faydalı, çünkü neden? Bazı insanların ayağında topuk dikeni olur veya topuklarında rahatsızlık olur ayakta durmaktan. O tip bir ayak egzersizinde tedavi meydana gelir. Tedavide bakın görürsünüz, o tarz bir tedavi uygulanıyor. Genellikle de sağ ayakta olur topuk dikeni. Peygamberimiz (s.a.v.) ona karşı gizli bir tedavi uygulatmış aslında insanların haberi yok, inşaAllah. Sağ ayak namazda biliyorsunuz kıbleye doğru parmak uçları dikiliyor ve ciddi şekilde ayak kanırtılır. O çok çok faydalıdır. O kas gerildi mi giderilir o. Yani o açı daha uygun hale gelmiş oluyor. Hatta tedavide de tek o yöntem kullanılıyor ayak rahatsızlıklarında. Yani en etkili yöntem odur.

Uyuşturucu kullanmak ne kadar yanlış bir şey. Yani sağlık sıhhatli bir insansın, neşeli bir insansın, beynin sağlıklı, beyinle oynayan, direkt beyne hasar veren, halüsinasyonlar gösteren, ızdırap veren, korku yaşatan, dengeli düşünmeyi ortadan kaldıran, dengeli görmeyi, dengeli hareketleri ortadan kaldıran bir maddeyi para verip alıyorsun, kendini zehirliyorsun, mahvediyorsun, delirtiyorsun ne yapıyorsun? Eğleniyorum diyor. İnanılır gibi değil. Şeytanın bir oyunu, şeytanın kahpe tuzağı, kalleş tuzağı, aman sakın, aman sakın. Yani aklı başında bir insan nasıl bunu yapar? Direkt beyni mahveden maddeden bahsediyorsun. Sana halüsinasyon göstertiyor.  Maddeyi algılayamayacak hale geliyorsun,  kendini algılayamayacak hale geliyorsun, Allah’ı anamıyorsun, sözünü şaşırıyorsun, dünyanı şaşırıyorsun, mahvoluyorsun, nerde burada eğlence? Sürünüyorsun. Cehennem ateşidir uyuşturucu, sakın ha, sakın ha.    

Didem Hocam, dinliyorum ben seni.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz İzmir’de Çay Mahalle ve Bayraklı semtlerinde esnaf ve evlere çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmış. Önceki gün Ankara Kolej Metro çıkışında sizin 40 adet kitabınızı ve çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Dün Almanya’nın Münih şehrinde kitaplarınızı büyük kiliselere okullara Münih’in Türkiye başkonsolosluğuna, ülkü ocaklarına ve Alevi derneğine göndermişler. Ayrıca 1000 taneye yakın ‘Bilim Evrim Teorisini Yalanlıyor’ broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. 18 Kasım’da İstanbul’dan başka kardeşlerimizde, Şirinevler’de esnafa sizin 50 kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Nur nur, maşaAllah. Güneş gibi etrafa nur saçıyor kardeşlerimiz, çok güzel. Allah her harfine, her adımlarına, her nefeslerine sevap versin, inşaAllah. MaşaAllah.

Tayyip Hocam af konusunda ne dedi?

DİDEM ÜRER: “Biz çok uzun zamandır açıklıyoruz. Hiç bir zaman genel af gibi bir düşüncemiz yok, ileriye yönelik bir temennim bu benim” dedi.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) devrinde hapishaneler boşalacak. Ama şu an çok büyük bir felakete sebep olur. Tabii cinayet gibi değil de, diğer bazı suçlar, inşaAllah. 

“Hocam, Diyarbakır açılımı için ne yorumluyorsunuz? Açılım. İyi bir mahsuru yok. Yani Kürt kardeşlerimizde iç içe sevgi dolu olduktan sonra her şey güzel. Ama federasyon olursa, o zaman tüylerimiz diken diken olur. O zaman külahları değişiriz, o zaman olmaz. Ama benim kardeşlerime kimse dokunmuyorsa, Kürt kardeşlerim orada huzurluysa, pasaportsuz her yere gidiyorlarsa, biz oraya pasaportsuz gidiyorsak, komünist eşkıya kol gezmiyorsa, hür ve özgürseler mutlu oluruz. Bayram etsinler, neşeli, yaşasınlar, güzel yaşasınlar. Oralar Paris gibi Londra gibi olsun. Hoşumuza gider. Özgür olmaları hoşuma gider. Annelerim, kız kardeşlerim, orada komünistlerin, PKK’lıların dehşet çemberi içinde yaşarsa bu hoşumuza gitmez. O zaman tedbir alırız. Gücümüz yeter, yüz kere bin kere gücümüz yeter. Onun için kimsenin kabadayılık yapmasına gerek yok, dinlemeyiz de. Durup durup kabadayılık yapıyorlar. Şöyle yaparız, böyle yaparız. Elinden geleni ardına koyma.

“Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın üzerinde 70 kat perde var demiştiniz” diyor. O, 70 kat perdeyi nur dinlemez. 70 kat perdenin içinden onu görür nur. Nur her yere temessük eder. Ama nur yoksa birinci perdeyi bile aşamaz bir insan.

Didem Hocam ben dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam Marmaray ile ilgili bir çekildiği iddia edilen ve tünelin bazı bölmelerinden su sızdığını gösteren görüntülere TCDD’den yanıt geldi. Açıklamada “Marmaray’ın su sızdırdığı iddiaları gerçek dışıdır. Her hangi bir şekilde sistemde su sızıntısı söz konusu değildir” denildi.

ADNAN OKTAR: Hayır sızabilir de ne olur sızarsa. Binalarda da su sızıyor. Her yerde sızıyor yani iş mi şu. Birde Tayyip Hocam bir şey yaptı mı sağlam yapar. Tayyip Hocamı kıskanıyorlar benim anladığım, Haset ediyorlar. Ayıp yapıyorlar. Ne güzel bir tesis yapmış, maşaAllah deyin bitsin. Yok işte “frenler tutmuyor, yok motor çalışmıyor.” Ayıp.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran Devrim Muhafızlarına bağlı Besiç Birlikleri Komutanı Humeyni’nin, “İsrail’in yeryüzünden silinmesini söylediğini ve kendilerinin de hala bu ülküye bağlı olduklarını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Allah akıl fikir versin. Kardeşim neden silinsin? Neden silinsin? Ehli Kitap ile evlenin diyor Cenab-ı Allah, yeryüzünden silin demiyor ki. Humeyni öyle diyorsa Allah’ta böyle diyor. Sen Allah’a mı bağlısın Humeyni’ye mi bağlısın? Humeyni söylediyse yanlış söylemiş. Çünkü o devirde modaydı, şimdi de moda İsrail düşmanı olmak, İsrail karşıtı olmak. Hep modadır. Yani sanki sağcı olmanın şartı gibi bazı yerlerde. Muhafazakar, mukaddesatçı olmanın şartı gibi. Eğer Yahudi düşmanı değilse, adeta Müslüman bile saymıyorlar, bazı kişiler bazı yerlerde. Bu çok anormal bir düşünce. Ehli Kitap’ın hükmünü Cenab-ı Allah açıklamış. “Musevilerden” diyor “adalet yapan bir topluluk vardır” diyor. “Geceleri secdeye kapanan bir topluluk vardır” diyor. Museviler Ehli Kitap’tır. Cenab-ı Allah “onlarla evlenebilirsiniz” diyor “onların yemeklerini yiyebilirsiniz” diyor. Evlerine gidip yemek yiyeceksin sonra gidip adamı kesecek misin sen? Evleneceksin sonra da gidip hanımını keseceksin öyle mi? Bu anormalliği bırakın Allah aşkına. Nereden çıkardı bu adamlar bu kafayı böyle. Takva olmanın şartı gibi gösteriyorlar. Birisi bir uydurma rivayet çıkarmış ortaya, hepsi ona sarılıyor. Senin uydurma rivayetin varsa ben de sana Kuran ayeti gösteriyorum. İsrail o bölgede olacak Kuran’da Allah onu belirtiyor. Vatan olarak orada duracaksınız, orada öleceksiniz, orada dirileceksiniz diyor Allah. sen Kuran’ın hükmünü hiçe sayıyorsun. “Evlenebilirsiniz” diyor Allah. Yani “evlenecek kadar onlarla yakın olabilirsiniz” diyor. “Evlerine gidip yemeklerini yiyebilirsiniz, siz kendiniz onları sofranıza davet edebilirsiniz” diyor. “Onlarla iç içe olabilirsiniz” diyor Allah ayette. Peygamber (s.a.v.)’in uygulaması var. Adamlar hiçbir şey dinlediği yok ki. Allah diyor, diyorum “olsun” diyor “Humeyni böyle diyor” diyor. Allah diyor ki “ya ataları bir şey bilmeyen cahil insanlar ise yine mi uyacaklar?” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, bak “Sen onları Kuran’a davet ettiğin vakit, onlar seni atalarına davet ederler” diyor. “Ataları bir şey bilmeyen cahil insanlar ise yine mi uyacaklar” diyor Allah. Evet diyor adam ben yine uyacağım” diyor. O zaman ahirette bunun cevabını veremezsin. Aklını başına al. Humeyni’ye değil sen Allah’a uyuyorsun, peygambere uyuyorsun. Humeyni bir şekilde yanlış yapmış, insanlık hali. Belki vefatından önce tövbe etti. Sen niye hatanın içine giriyorsun. Birçok yanlışı olabilir Humeyni’nin. Humeyni peygamber değil ki. Allah’ın her hangi bir kulu.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, önde gelen deprem araştırmaları kuruluşlarından Alman Jeolojik Araştırmalar Merkezinden Prof. Dr. Marco Bohnhoff; “son ölçümlerin İstanbul için deprem tehlikesinin arttırdığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: İstanbul’da hicri 1506‘ya kadar deprem olmayacak. Büyük deprem olmayacak. Küçük sarsıntılar olur ama yıkıcı deprem 1506’ya kadar olmayacak, inşaAllah. Daha önce de var güçleriyle bağırıyorlardı, İstanbul’da deprem oldu olacak. Bütün alimler, hocalar ayaklandılar. Olmayacak dedim. Sonra böyle alttan sesler gelmeye başladı. Sonra hiç olmazsa dediler 2045 diyelim şuna dediler. Onda da olmayacak dedim. Hicri 1506’ya kadar deprem yok, büyük deprem yok, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde deprem olmaz, inşaAllah. Hadise göre söylüyorum kendi kafamdan söylemiyorum. inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili şöyle bildirilmiş inşaAllah hadiste, Hz. Mehdi(a.s) çağında bilgi öyle yaygın olacaktır ki evindeki bir kadın bile Allah’ın Kitabını ve peygamberin sünnetine göre hükmedecektir.

ADNAN OKTAR: Yani televizyonlardan radyolardan bilgi alacak.

“Canım Hocam, Yusuf yüzlüm” diyor “canım Yusuf’um, hoş geldin. Çok özlemişim seni zümrüt gözlü, nur ala nur, heybetli, aşkım Hocam” diyor, bir hanım kardeşimiz.

“Hz. Hızır (a.s) hakkında biraz bilgi verir misiniz” diyor. Hızır (a.s) hakkında bilgi, ne bilgi verebiliriz? Anlatmıştık daha önce. Detaylı bilgi yok zaten Hz. Hızır (a.s) ile ilgili. Ama her devirde büyük olaylarda görev alır. Mesela İstanbul’un fethinde görev almıştır. Atatürk’ün zamanında görev almıştır. Hz. Mehdi (a.s)’ın biati döneminde görev alacaktır. Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlanması için görev alıyor. Mehdiyet’e muhalif siyasi hükümetlerin devletlerin yıkılmasında görev alıyor. Mehdiyet’e zıt hareketlerin yok edilmesinde görev alıyor. Şu an görevde. İstanbul’un fethinde, hisarda kalenin üzerine oturmuş fetihten sonra, gelen geçeni seyrediyormuş, Hz. Hızır (a.s). Şimdi geçerken yolda orada gördüm de hisarı, oradan aklıma geldi. Ayaklarını aşağı sarkıtmış gelene geçene bakıyormuş. İnşaAllah. Fethedileceği zamanı Fatih Sultan Mehmet soruyor Akşemseddin’e, Akşemseddin bilmiyor. Hz. Hızır (a.s) ile yekaze halinde görüşüyor. Bediüzzaman’da da var. Yekaze halinde. Kuran’dan ilmi ledün ile fethin tarihini zamanını çıkarıyorlar birlikte. Sonra söylüyor, şu saatte, şu gün alacaksın diyor Fatih’e. Fatih’in tüyleri diken diken oluyor. Kendini kaybediyor tabii o da. Ondan sonra asker bastırıyor. Dediği doğru. Dediği saat doğru. Fatih Sultan Mehmet uzun süre İstanbul’un fethinde direndi biliyorsunuz kabul etmedi. Akşemseddin ikna etti. Fatih Sultan Mehmet bir şekilde okumuş Hz. Mehdi (a.s) fethedecek diye, hadis kitaplarından. Sureti katiye de kabul etmemiş. Önce fethe gelmiş. O hadisleri görünce vazgeçmiş, ben döneceğim demiş. Akşemseddin baya uğraşmış. “Sen” demiş “maddi fethedeceksin, o manen fethedecek” demiş. Bu kesin demiş bu şekilde. İkna olunca kabul etmiş. İstanbul’a Topkapı’dan girdiğinde Fatih öğle vaktinde girdi. Sabah fethedilmişti İstanbul. Topkapı’dan öğle vakti girince bütün millet alkışlıyorlar. Ama kimi alkışlıyorlarmış biliyor musun? Akşemseddin’i alkışlıyorlarmış. O çocuk gibi olduğu için, genç olduğu için, öyle bir havası yokmuş onun. Tabii bozulmamış ama. Alkışlayanlara tamam doğru alkışlıyorsunuz diyormuş. O benim Hocam diyormuş. Asıl beni yetiştiren o, doğru, alkışlayın onu diyormuş. Yani halk anlayınca bu sefer onu alkışlamaya başlamışlar. Tarif ediyorlarmış Yeniçeriler siz yanlış kişiyi alkışlıyorsunuz diye uyarıyorlarmış halkı, bak orada diyorlarmış Fatih Sultan asıl ona alkış yapacaksınız diyorlarmış. Akşemseddin heybetli böyle sakallı, bembeyaz sakallı atın üstünde heybetli gittiği için halk direk o zannediyormuş. Fatih Sultan Mehmet’te daha genç olduğu için hiç ona kondurmamışlar yani.

Buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Uluslar arası Förgitte 2024-ki, dünya kupasına ev sahipliği yapacak Katarda tesis inşaatlarında çalışan işçinin endişe verici oranda su istimal edildiğini belirten bir rapor yayınladı. Bir firma müdürünün de çoğu Nepal ve Hindistan yabancı kökenli işçilerden  (tenzih ederiz, bütün hepsini) köpek ifadesini kullanarak bahsedildiği belirtildi.

ADNAN OKTAR: Ama, Arap ülkelerinden böyle bir rezaleti herkes biliyor. Suudi Arabistan’a giden işçiler köle hükmünde oluyorlar. Zaten orada deliller var. Adam geliyor. Bu kişiler diyor, benim kölem diyor. Yani resmi olarak öyle zaten. O delil denen kişi onun sahibi oluyor. Kölelerin sahibi oluyor. On veyahut 20 kişi onun sahibi oluyor. O, insanların sahibiyle devlet muhatap oluyor. Sahibi izin vermezse yurtdışına çıkamıyorlar. Evde adam hiçbir şey yapamıyorlar. Direk köle hükmünde bu bayağı aşağılayıcı bir sistem var. Bu biliniyor zaten. Bilinmeyen bir şey değil.  O Mehdiyet devrinde bu belalar ortadan kalkacak. Mesela bak Kabe’nin etrafı evlerle kapatıldı. Kabe görülmüyor şuan. Gök delenlerle kapatıyorlar etrafını ve gittikçe alanı daraltıyor.

Barnabas İncil’inde, Hz. İsa (a.s)’ın “Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki” diye söze başladı yazıyor. Hikmeti ne olabilir?

Al-i İmran Suresi, 2 de. Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir” diyor Cenab-ı Allah. Aynısı, aynı mana yani.

Şöyle bir hadis var. “Altmışın başlarında vay Arap’ın haline.” Yani 1950’lerde. Komünistlerin hep iktidara geldiği dönem. Baasçıların en azgın olduğu dönemler. Müslümanların katledildiği, rezaletin en yoğun olduğu dönemler. Bak 60’ın başlarında. 60’ın o çevrelerde. 60’lar, 70’ler, 50’ler. “ Vay Arap’ın haline.”

Deccal için traş edici lakabı var. Yani dini yontan, dinden eksilten anlamında. Dini yok eden.

Hz. Hüseyin (r.a) şehit edildiğinde, güneş tutulması olmuş. Karanlık çökmüş o devirde.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır merkezi bir gazetenin haberine göre; “84 milyon nüfuslu Mısır’da, 3 milyondan fazla Allah’a inanmayan yaşıyor. Habere göre radikal görüşlü, din adamları insanları dinden soğutuyor ve Allah’a inanmayanlar toplum içinde herhangi bir dine mensup olmadığını söylemeye çekiniyorlar. 2011 devrimi ile daha çok konuşma özgürlüğü elde ettikleri ancak yine de saklı kalmayı” tercih ettiklerini belirtiyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, Suudi Arabistan’da en az yüzde ellidir. Ateistlerin oranı. Bağnazlığın, sevgisizliğin, katılığın, kütlüğün meydana getirdiği bir felaket. Çok ruhsuz, sevgisiz, manasız, estetikten güzellikten uzak. Son derece zevksiz, kalitesiz bir hayat anlayışı ortaya koyuyorlar. Bakıyor adam, eğer sen kastettiğin böyle bir sistemse böyle olacaksak ben hiç yanaşmayım diyor. Kalitesiz hayatı İslam diye sunmaya kalkıyorlar. Kalitesizliğin her yönünü elde etmeye çalışıyorlar. Her yönde. Mesela kadınlar bakımsızlıkta en yükseği elde etmeye çalışıyor. Erkekler bakımsızlıkta en yüksek oranı elde etmeye çalışıyor. Evlerini en kalitesiz hale getiriyor. Konuşmalarında kalitesiz, kıyafetinde kalitesiz, temizlik anlayışında kalitesiz her şeyinde kalitesiz. Ona da insanları davet ediyor. Müslümanlık bir hırka, bir lokmadır. Kırk lokma yedin mi? Doyarsın diyor. Bir hırkan olsa yeter diyor. “Peygamberin iki tane kıyafeti yoktu” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bir kıyafeti oluyormuş. Onu yıkıyormuş. Sahabeler içinde onu söylüyorlar. Dışarı çıkamıyordu. “Kıyafetin kurumasını bekliyordu” diyor. “Tek kıyafetle kalıyordu” diyor. O kadar acz içinde göstertiyorlar, Müslümanları. “Peygamber açılıktan kıvranıyordu” diyor. “Taş bağlıyordu karnına” diyor. Bir “Yahudi’ye zırhını rehin vermişti “ diyor. Hem de zırhını. Ve sahabeler de “Peygamberin bu haliyle” ilgilenmiyorlarmış. “Herkes kendi zevkinde, keyfindeymiş. Peygamber kıvranırken yerde haşa onlarda kuzu budu yiyor. Keklik eti yiyor. Alemde ve eğlencedeydiler” diyor. Buna getiriyor konuyu. Ve sonucunda çok kalitesiz bir hayat anlayışını din diye insanlara dayatmaya kalkıyorlar. Halende onun etkisindeler.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s) için şöyle söylüyor hadiste; “Zamanın imamı Mehdinin zuhurundan önce kalpler buraya ve oraya dönmeye başlar. Bir kısmı bereketli, bir kısmı çoraktır. O zaman kötü niyetliler helak olacak. Ortadan kaybolanlar kaybolacak. Ve iman edenler kalacak. Onlar ne az olacak, 300 ve biraz fazla. Bedir savaşına Peygamberle birlikte savaşan bir grup melek onlarla birlikte. Mehdi ve talebeleriyle mücadele edecekler.” Yani Mehdi ve talebeleriyle birlikte mücadele edecekler.

ADNAN OKTAR: Deccal devrinde, deccal devrinin teknolojisiyle, Hz. Mehdi (a.s)’ın görüntüsü aynıdır. Hep anlatımlarda birbirlerine uyum vardır. Birden bire Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa Mesih (a.s) ve deccal devrinin hayatının özelliklerine baktığımızda hepsinde ittifakla müthiş bir sürat çağına girildiği. Sesin her yerde duyulduğu, insanların bir yere gitmek istediklerinde çok süratli gidebildikleri anlaşılıyor. Mesela bakın, “ Deccal rüzgarı takip eden bir yağmur gibi yürüyecektir.” Nasıl gidiyor? Bulut, bir hızla gidiyor değil mi? Araba hızında, yüksek hızlı bir tren hızında gidiyor. “ Şark ve garp ehlinin rahatlıkla duyabileceği şekilde sesi vardır” diyor. Yani Doğu ve Batıdaki bütün insanın duyabileceği gibi sesi duyulacak. Radyo ve televizyon çok net. Hz. Mehdi (a.s)’da bu hadisler çok geçiyor, Hz. İsa Mesih (a.s)’da da. “Havada uçan kuşu tutacak şekilde olacak” diyor. Havada tutan kuşu tutacak yahut diyor ki, bulutlara eli değer. Bu uçakla gidilebileceğini göstertiyor. Yani kuşların yüksekliğini mesela helikopter, uçak gibi. Çünkü uçak ancak bulutlara erişebiliyor. Değil mi? Kuşların uçtuğu seviyede helikopter gidiyor. Mesela “ Güneşin altında kuş pişirilebilecek güneşte.” Güneş enerjisiyle ocak oluşturuyorlar. Şuan yapılan teknoloji bu değil mi? Cayır cayır kızartıyor. Yemekte yapıyor. Hepsini yapıyor değil mi? Güneş elde edilen ısıyla. Mesela “ denizin dibindeki balıkların” yakalanacağından bahsediyor. Trililolaj şunla bunla yakalıyorlar şu an değil mi? Derin ona benzer teknikler kullanıyorlar. “ Deccal cahilleri daha kolay kandırabilecek” diyor. Hakikaten komünizm cahil insanların yoğun olduğu yerlere çok çabuk yayılır, bilinir bu. Evet, “Allah deccale doğudan ve batıdan birçok şeytanlar gönderecek.” Yani şeytan gibi insanlar. “Bu şeytanlar ona biz senin emrindeyiz. İstediğini yapacağız. Söyle ne istiyorsun diyecekler. Oda, haydi dağılın insanlara “Onlar Rabbi” olduğumu söyleyin. “İşte cennet ve cehennem olduğunu anlatın.” Yani komünist propagandayı yapın. Gidip anlatın. Komünizme uyanların rahat içinde yaşacağını, uymayanlarında işte Proletarya diktatörlüğünün acısını, ızdırabını hissedecekleri Allah’ın olmadığı haşa bu diktatörlüğü Allah gibi görmeleri gerektiğini anlatacaklar. Ve her yerde komünist propaganda yapacaklar. Buna işaret ediyor. Yani, Stalin’in, Marksın, Lenin’in yaptığı katliamlar ve o devrin şiddetini anlatan açıklamalar bunlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Şahin Alpay’ın yazısında, Diyarbakır’da izlenimlerini aktarmış. 12 Eylül döneminde işkence gören bir arkadaşının devlete tepkili olan daha önceden Kürtçe öğretmeninin elinde Türk bayrağıyla görmüş. Buna şaşırdığını söylüyor. Fakat o kişide şunu söylemiş. “ Bu bayrak artık zulmün değil, Kardeşliğin sembolü olarak elimde duruyor” demiş. Geçtiğimiz ona o şekilde zulmedilmiş. “Asimilasyon ve katliam dönemi bitiyor” demiş. Ve bundan duyduğu mutluluğu anlatmış. Barzani’nin ve Başbakanında risk aldıklarını anlatmış. 

ADNAN OKTAR: Niye risk alsınlar. “Barzani’de öyle” diyor. “Risk aldı başbakan” diyor. Niye risk alsın. Barzani eskiden beri bize gidip gelen bir insan. Türkiye biliyor. Turgut Özal zamanında biz ona resmi pasaport verdik. Yurtdışına gidip gelmesi için. Her türlü maddi yardımı da yaptık. Her zaman Türk devleti onu destekledi. Her hükümet devrinde desteklendi. Dolaysıyla kimsenin risk aldığı falan yok. Gayet makul. Tabii ki komşumuz. Tabii ki dostane davranacağız. Şefkatle davranacağız. Muhabbetle davranacağız. Yani komşu komşunun külüne her zaman muhtaç derler. Komşu komşuyu sevmeli. Ayrıca Müslüman bir insan, dindar bir insan. Zaten kardeşimizde yani niye şefkat göstertmeyelim. Bizim istemediğimiz Türkiye’de bölünme istemiyoruz bu. Başka karmaşık bir şey yok. Yani komünist bir devlet kurdurmayız Türkiye’de. Ama Barzani orada Kürt kardeşlerimizle yaşıyormuş iftihar ederiz. Bizim sorunumuz yok yani.

Moşiah yani Hz. Mehdi (a.s), için Musevilik’te “Adoni” ismi kullanılıyor. “ Adoni” üstadım anlamında. Bediüzzaman’a nasıl üstad deniliyor. “Efendi” demek ne demek? “Seyyid” anlamına geliyor. “Adoni” efendi, efemdim. Mesela “seyyidim” diyoruz değil mi? “Seyyid” efendi demektir. İbranice de “Adoni” Mesih (Moşiyah) Hz. Mehdi (a.s)’ın isimlerinden biridir “Adoni” Masonlar da “Adoni’yi bekliyorlar. Üstad, Masonlarda biliyorsunuz “üstad” derler. Bediüzzaman içinde biliyorsunuz “üstad” deniyor. Yüksek dereceli olan kişiler için söylenir. Mesela “Üstad-ı Azam” otuz üç dereceli Masonlar  “Üstad-ı Azam” denir. “Üstad” Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine hep değil mi? Üstad Bediüzzaman Said Nursi deniyor. Peygamberimizin soyundan gelenlere “Seyyid” deniyor. “Seyyid” de, efendi demektir. Aynı anlamda yani. “Üstad” ve “Efendi” kelimelerinin karşılığı; Adoni’dir.

“Adoni” buraya Museviler geldiklerinde bir toplantı yaptılar sarayda. Tevrat’ı açtılar ben Tevrat’ı alıp götüren ve okuyacak kişinin yanına getiren şeref misafiri olarak orada bulunuyordum. Orada bu Adoni’yle ilgili, Adonay’la ilgili bir yer çıktı. Yani çok yüksek sesle defalarca tekrarladılar.

“Vatanın bölünmesine yol açacak herhangi bir girişime karşı Atatürk her zaman kapsamlı tedbir almıştır. Üniter devlet her zaman esastır. Serkan Küçük “kapsamlı tedbirlerin başında, Dersim’de ölen kardeşlerim ve sözde devrimde asılan binlerce insanımız gibi mi?” diyor.

Atatürk, gidin şunu asın, bunu asın demiyor. O devrin hakimlerine sorun. O devrin savcılarına sorun. Atatürk kimi gitti, astı yani. Asın der mi Atatürk? Kendi halinde bir insan Atatürk. Dersim’de de, Atatürk gidin oradaki Kürt kardeşlerimizi öldürün demez.  Böyle bir ifadesi olmaz. O devrin yöneticilerine sorun kapsamlı tedbirden kasıt anayasaya koyduğu kanunlar. Anayasada aldığı tedbirler hukuki tedbirler yoksa Atatürk’ün fiilen yaptığı bir kan dökme olayını ben görmüyorum görmedim. Kurtuluş savaşında da biz kendimizi kurtarmak için çırpındık adeta.  Ve hep Mehmetçikler şehit oldu vatan işgal oldu. Adamlar geliyor Polatlı’ya kadar gelmişlerdi Ankara’da top sesleri duyuluyordu. Ne yapsınlar seyir mi etsinler? Kendilerini savundular. Dersim olayı çok acı bir olaydır kimse onu savunmaz Dersim bir felakettir. Asılan insanlarda bir felakettir büyük felakettir o devrin hakimlerine bunu sormak lazım. Ve o talimatı veren kişilere onu sormak lazım. Çok acı olaylardır, acıyla andığımız olaylardır. Ondan memnuniyet duyan bana bir tane adam göster Atatürk’ü de memnun edecek bir şey değil bu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Yağmur adsız yazısında “Kürtçede üç büyük lehçe olduğunu yaygın olan tek bir lehçede bile on dört ayrı lehçe bulunduğunu Kürtçe tedrisat yapılacaksa hangi Kürtçede yapılacağını ve kaç Kürt ebeveynin çocuklarını o okullara gönderebileceğini?” sormuş.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor Zaza’ca ayrı Kürtçe ayrı Kırman’ca var. Kürtçe ayrı Kırmanca ayrı, Zaza’ca ayrı. Kürtçe içerisinde. “Kanuni’nin Fransa’ya yazdığı mektupta Kürdistan geçiyor.” Kanuni de Kanuni zamanında bir ümmet birliği vardı koskoca Osmanlı imparatorluğu vardı. Adam ister Kürdistan desin ister başka bir şey desin bir mahsuru yok ki. Ama şu an bölünme tehlikesi had safhada Avrupa kafayı takmış vaziyette Amerika’daki adamlarda şahinlerin bir kısımda kafayı takmış vaziyette. Tutturdular yüz yıldan beri böleceğiz de böleceğiz. Ya kardeşim zaten küçücük bir toprak parçası var nereye bölüyorsun? O zaman geriye hiçbir şey kalmıyor ki bitiyoruz yani. Bir tek onlar diyor ki Ankara ve çevresini Kayseri, Ankara, Konya o bölgede Eskişehir, Yozgat orada size toprak parçası verelim diyorlar. Ondan geri hepsini paramparça edeceğiz diyorlar. Orayı da alır o zaten son nokta orası olduğunu düşünüyor orayı da alır. Öyle bir şey olmaz en az 200 milyonluk büyük Türkiye, merkez Türkiye olarak bütün bölgeye şefkatli ağabeylik yapacak Türkiye. Hizmetçi olarak büyüklük taslayarak değil hizmetçi olarak hizmet edecek. Ama bölündük mü parçalandık mı bitti mahvolduk gitti demektir. Kürt kardeşlerimiz ’de mahvolur, Türklerde, Çerkezlerde, Zazalar da, herkes mahvolur. Darmadağın oluruz süper tehlikeli ve alenen ırkçı yani şu anki iddiasında bulunan Kürtçülük iddiasında buluna kişiler galiz anlamda ırkçılar. Bir kısmı da alenen faşist komünist karışımı bir kafadalar. Kürt’ten başka insanı insan kabul etmiyor adam bu nasıl kafadır? Laz niye olmuyor? Çerkez niye olmuyor? Türk niye olmuyor?  Ne güzel Türkiye’de ki herkese biz Türk diyoruz. Ne güzel Ermeni’ye de Türk diyoruz, Yahudi’ye de Türk diyoruz, hepsi Türk. Bir isim güzel bir isim bütün dünya biz böyle tanıyor bunu yerinde oynatmanın bir alemi yok oynatamazsın zaten. Kürdistan ne demek güneydoğuda Allah vermesin. Mahvolduğumuzun resmidir olmaz öyle şey. Birde bu kime ne kazandıracak? Ne geçecek eline? Hadi Kürdistan diyelim Allah vermesin ayırdı oraya ne Laz giriyor ne Çerkez giriyor, ne Boşnak giriyor ne kazanacaksın? Sarf Kürtlerden oluştuğunu düşünüyorsun saf Kürt dediklerini genetik yapısına bak hepsinde Türklükte bulacaksın, Çerkezlikte bulacaksın. Zazalık’ta bulacaksın, hepsini bulacaksın. Nereden saf ırk savunuyorsun? Niye savunuyorsun? Bu Türkiye’yi mahvetmek için şeytanın bir oyunu bu oyuna hiç kimse gelmemesi lazım. Biz zorla bu işi yaparız diyorsanız bizde cevabını veririz söyleyeyim. Öyle bir şey olmaz 80 milyon yaklaşık şu an Türkiye hepsini şehit edersin o bölge değil bütün Türkiye senin oldun o zaman. Tamamı senin olsun hepsini şehit edersen hepsi senin olsun. Yoksa boş yere bağırma üç kişide kalsak müsaade etmeyiz 76 milyondan üç kişi kalsa yine mücadele ederiz. Onun için bizi o konuda sürekli tekrar etmeye mecbur etmeyin.

DİDEM RAHVANCI: Bu günkü yayınımız burada bitiyor, yarın yine devam edeceğiz, inşaAllah. Allah herkese hayırlı günler versin. 

Masaüstü Görünümü