Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Kasım 2013; 11:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Canımdan çok sevdiğim bir tanemle sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan dün Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Viladimir Putin’le bir basın toplantısı gerçekleştirmişti. Burada Rusya’nın da üyesi olduğu Şanghay İş Birliği Teşkilatı’na Türkiye’nin de alınması çağrısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Hiçbir işimize yaramaz Şanghay. Medeniyeti yok, sanatı yok, mutluluğu yok, sevinci yok, kalitesi yok ne çıkar Şanghay’dan? Avrupa Birliği güzel bir hedef. Çünkü orada bir kalite var, hürriyet var, seçkinlik var, nezaket var. Estetiğin sanatın en güzel yönleri orada var. Ama Şanghay’da bana bir tane sanat gösterin, bir tane estetik gösterin, bir tane güzellik gösterin. Ne var Şanghay’da? Bol bol mafya devletleri var, bol bol gizli adam öldürme var, bol bol karanlık var, kabus var adı bile ürkütücü Şanghay’ın. Hiç gerek yok, hiçbir işimize yaramaz. Cinayet komitesi gibi. Suriye’deki katliamı Şanghay ekibi örgütlüyor, Suriye tek başına böyle bir şey yapmıyor ki. Şanghay’ın mafya yapılanmasının bir uygulaması o. Ve bu mafya uygulamasından da hiç biri kutulamıyor. Suriye katliamı eşittir Şanghay mafyası. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Dolayısıyla Şanghay’a hiçbir şekilde yaklaşmaya niyetimiz olmaması lazım. Ama o ülkelerle tabii dost olmaya çalışırız, kardeş olmaya çalışırız. Onlara güzellik, insanlık, sevecenlik, merhamet, şefkat öğretecek tarzda güzel tavırlar sergileriz, arkadaş olmak için gayret ederiz. Ama böyle bir bağlantı kabul edilebilir bir şey değil. Tayyip Hocam bilmiyorum ne yönden bunu değerlendirdi? Ekonomik yönden değerlendiriyorsa bile yine olmaz, çünkü mafya yapılanması var. Kazakistan’a bir iş adamının gittiğini düşün, bir daha dönmesi mucize adamın Kazakistan’dan sağ salim dönmesi. Malını mülkünü kaptırmaması mucize. Yani, malını mülkünü kaptırmadan dönen bana bir tane iş adamı göstersinler Kazakistan’dan çok çok zor. Dolayısıyla anlaşılmaz bir yön yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Daha ucuz silah alındığı için o ülkeden.

ADNAN OKTAR: Silahla pusatla bizim ne işimiz var? NATO’nun içerisindeyiz biz zaten. NATO içerisinde güvenliğimiz sağlanıyor. Ayrıca bizim o tip silahlanmaya falan ihtiyacımız yok.

DİDEM ÜRER: Edirne’de Darül Hadis Camii imamı Mamur Eroğlu ve Bulgar kilisesi Rahibi Alexander Çıkırık iki din arasındaki sıcak ilişkileri daha da geliştirmek için imamlar ve rahipler arasında bir futbol maçı düzenlemeye karar verdiler Hocam. Röportajlarında “İslam’ın ve bütün dinlerin sevgi ve barış dini olduğu mesajını vermemiz için bu tür çalışmalar çok önemli” demişler.

ADNAN OKTAR: Futbol maçıyla falan bu işler olmaz ama yine bir başlangıç olarak iyi. Asıl kültürel demeçleri amaçları olması lazım. İmam maç oynuyor ama kitabında onun kabul ettiği eserlerde Hıristiyanları duvarın köşesine sıkıştırma var. Hristiyan’a karşı haşin bir tavır sergileniyor o eserlerde. Önce o eserlerin yanlışlığını vurgulasın, hurafelerin yanlışlığını vurgulasın. Asıl onunla olur, futbol maçı oynamayla olmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Burcu Çetinkaya’nın tesettüre girdiğine dair haberler var. Bu kararı üzerine uzun süre önce aldığını fakat ancak cesaret edebildiğini söyledi. Üç yıldır namaz kıldığını ifade eden Çetinkaya altı yıldır da alkol almadığını söyledi. Ralliye devam etmek mecburiyetinde kalırsa o zaman belki bırakabileceğini söylemiş.

ADNAN OKTAR: Kim bu?

DİDEM ÜRER: Rallici Hocam, Türkiye’nin bayan milli rallicisi.

ADNAN OKTAR: Peki tesettür dışında resmi yok mu? Yani tanınan bir kişimi nedir?

DİDEM ÜRER: Var. Evet.

ADNAN OKTAR: Ben bir yerde resmini görmedim yahut tanımıyorum.

DİDEM ÜRER: Açık halini belki görünce.

ADNAN OKTAR: Bir bakayım.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ertuğrul Özkök birkaç gündür Budizm’i tanıtan yazılar yazıyordu. Bugünkü yazısında sözde Müslümanlık adına sözde radikalleşen ve terör faaliyetlerinde bulunan ve mezhep sahiplerini teşvik eden bağnaz zihniyeti eleştirmiş. “Kendisinin Müslümanlığı sorgulamasına neden olan şeyin bağnazlık olduğunu” yazmış. “Bu tehlikenin İran’daki sosyalist devrimle başladığını” söylemiş. Ve “Türkiye’nin de mezhep kavgalarında taraf olduğunu” iddia etmiş. “Halen bir Müslüman olduğunu ve herkesin Allah’ın karşısında tek olarak hesap vereceğini, kendi Allah inancını kendi içinde yaşayacağını” anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Bağnazlık tehlikesi var, doğru. Türkiye taraf niye olsun? Alevi kardeşlerimizi kucaklıyor, Türkiye gidip Irak’ta Alevi kardeşlerimizle iç içe sevgi gösterisinde bulunan üslup geliştiriyor. Dolayısıyla o pek geçerli değil. Eskisi için söylese belki de ama şu an öyle bir şey yok.

MaşaAllah. Güzel bir zamandayız, güzel bir zamandayız ama çok emek verilip çok sevap alınması gereken bir zamandayız. Vatan sathını ve bütün İslam alemini mektep haline getirmek lazım. Mektep için de kitap. CD bile o kadar şey olmaz. Muhafazası zor CD’nin çünkü takacak falan. Ama CD tabii güzel bir şey çok hoş. Ama kitap, en etkili kitaptır. Güzel şık bir kitap psikolojik olarak da insanın çok hoşuna gider. Evde kitap bulunması bir zenginliktir, bir hoşluktur. İnsanlar evde genellikle sıkılırlar otururken, mutlaka bir şey okumak isterler. Dergileri karıştırırlar ama dergilerden genellikle bir şey çıkmaz, birçok dergiden bazılarından. Bıkar zaten bir iki bakar. Ama böyle içi inci mercan dolu, harika anlatınlar olan kitap oldu mu nefes kesici olur. Özellikle de ahir zaman içinde olduğumuz için ahir zamanı anlatan kitaplar olduğu zaman insanların çok hoşuna gider. Çünkü peygamber mucizesi görmek çok etkileyici bir şeydir. 1400 yıl önce bir şey söylüyor Peygamberimiz (s.a.v) aynısıyla çıkıyor, bir şey söylüyor aynısıyla çıkıyor bu nefes keser. Ama orada dikkat edilecek şey şu; peygamber mucizesine karşı şeytan insanda ülfet geliştirir. Yani normal görme duygusu geliştirir. Ülfet çok tehlikelidir. Müslüman’ın en çok üstünde duracağı şeylerden birisi odur. Mesela hücrenin yapısını inceliyor nefesi kesiliyor ama beynini arkasında muazzam bir ülfet dalgası sürekli emer onu, o gelen bilgiyi sürekli yok eder. Ülfet felaket bir şeydir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizesini duyuyor gözleri doluyor hayret ediyor, ülfet onu bir anda yutup-atar. İnsanın ülfet eğilimi vardır. Ülfete direnmek lazım. Ülfete peygamberler hiçbir şekilde aman vermezler. Mesela Hz. İsa Mesih (a.s)’ın özelliğidir. Çok keskin akılla bir şey teşhis ediyor; ülfet geldiğinde ülfet onun beyninde etkili olmuyor. O bilgiye zarar veremiyor ülfet, alışkanlık yani, normal karşılama. Ona karşı bir kere Allah’a dua edilmesi lazım “Ya Rabbi beni ülfetten koru. Harika bilginin etkileyiciliğini kalbime hakim kıl, ruhuma hakim kıl. İmanıma vesile olan bu değerli bilgiyi ülfetle yok etmekten beni koru.” Ülfet tabii bazı şeylerde faydalı olur. Mesela insan acı olayla karşılaşır kendi kafasına göre. Tevekkül eder ama bazı insanlar tevekkül etmezler. Ama bir süre sonra ülfet gelişir, ülfetle o acıdan rahatsız olmaz artık. Veyahut onu rahatsız eden herhangi bir şey olur, ülfet gelişir ona karşı artık direnç kazanır. Ama harika bilgiye karşı ülfet felakettir. Buna çok dikkat etmek lazım. Mesela dün böbreği konuşuyorlardı çocuklar; her duyduğumda nefesim kesiliyor. Böbrek, kanda olan atomu, molekülü tek tek tanıyor. Atomu ve molekülü elektro mikroskop göstermiyor, insan göremiyor. Hücrenin gözü yok, burnu yok, eli yok, kolu yok hiçbir şeyi yok, hücre böbrek hücresi. Geliyor kana bakıyor, insanın zararlı olan maddelerine “şunlar zararlı” diyor, “ben bunları alıyorum” diyor. Faydalı olan? “O dursun” diyor. Yüzlerce binlerce faydalı molekül var, yüzlerce binlerce de faydasız var nasıl ayırt ediyorsun? Gelir gelmez anlıyor. “Sen bana yararsın geç, sen amonyaksın sen yaramazsın seni atıyorum” diyor. “Sen, başka bir molekül sen bana yaramazsın.” “Şu faydalı, sen geç.” Bu müthiş bir şey. Tek bir hücrenin bu kadar akıllı olması ve teker teker seçip-ayırıyor. Eli yok, kolu yok, kafası yok, gözü yok hiçbir şeyi yok, faydalı olanı atıyor bir kenara, o vücutta kullanılmaya başlıyor, zararlı olanı da atıyor çöp tenekesine. Ve gece gündüz biz uyurken de bunu yapıyor, yürürken de bunu yapıyor, sessiz sedasız geceli gündüzlü sabırla bu temizleme işlemini yapıyor. Şimdi bu ne bu? Bu tek başına insanın Allah’a tam anlamıyla, kamil anlamıyla iman etmesine vesile olacak bir bilgi. Ama ülfet bunun üstüne çöktü mü kafa gider, bir anda dağılır gider. Bilgiyi emer ülfet yok eder. Ülfetin şu yönden faydası olabilir Allah tarafından insanlara; Allah’ın haşyetinden helak olmamaları için verilmiş bir özellik. Çünkü normalde Allah’ın varlığından, Allah’ın haşyetinden, Allah’ın korkusundan normalde insan helak olur Allah esirgesin. Ölür yani kaldıramaz. Fakat ülfetle Allah bunu rahatlatıyor, ülfette bu şey gider insanın üstünden daha sakin olmasını sağlar. Bir sinir ilacı gibidir insana, psikolojik bir sakinleştirici gibidir ülfet. Bazı şeylerde mesela farz edelim mana alıyor adam; mana insandaki o ülfet gücünü kıran bir maddedir. Berraklaşıyor, eğer zayıfsa kişiliği adamın delirir Allah esirgesin. Yani çok olumsuz etki yapar. Delirir derken bunalıma girer, çok zor duruma düşer, çok sıkılır. Ama almadığında ülfetin örtücü yönüyle rahat etmiş oluyor. Fakat ülfet bu sefer imani konulara da musallat olur o yönüyle, onu örter bu sefer. Mesela sırf böbrek yeterlidir bir insanın iman etmesi için. Sırf beyinde görüntünün oluşması zaten konuyu kökten bitiren bir şey. Beynin içinde araba görüyorsun, buzdolabı, çamaşır makinesi falan var, alem var beynini içinde bitmiş zaten. Bir insanın iman etmemesi, seçenek hakkı yok aslında, seçme hakkı yok mecburen iman eder. Nasıl açıklanabilir beynin içinde sen araba, evler görüyorsan, evlerin içinde de televizyon, kumanda, elbiseler şunlar bunlar varsa bu nasıl açıklanır? Bu detaylı görüntüyü kim yapmış olabilir? Nasıl “tesadüf” diyeceksin? Binlerce ev var, binlerce evin içerisinde binlerce alet-edevat var, her aletin içinde de binlerce parça var hepsi tek tek yapılmış görülüyor, biri yapmış. Nasıl inkar edeceksin? Seçme hakkın yok ki orada. Belli yaratılma olduğu açık. Ama ülfet insanın üstüne çöktü mü bunu da anlayamıyor.

Anlatıyoruz, madde beyinde diyoruz mesela “Allah Allah ne kadar ilginç şey hakikaten” diyor. Ben yere çökecek zannediyorum adam etkilenmiyor. Ülfet ona galip geliyor ya diyor hakikaten ilginç diyor şaşılacak şey. Hakikaten değil mi? Şu kadarcık yerde oluyor kainat. “Şu karcık yerde ben seni şu kadarcık yerde görüyorum süper bir şey” diyor. Onu anlamış olsa ayakta duramaz o, duramaz ayakta mümkün değil, çöker yani. Anlamadığı için ülfet onu rahatlatıyor adete uyuşturucu etkisi yapıyor. Allah’ın haşyetinden neredeyse parçalanacak hale gelir. Muazzam etkilenir iman etmiyorum diye bir konu yok öyle bir durumda onu duyan bir adamın seçenek diye bir konu yoktur. Yüzde yüz iman eder başka bir konuda hiç bir şekilde düşünemez. İmkansızdır kilitlenir onun için ülfetten kurtulmanın yollarını bulmak lazım. Peygamberlerde o ülfet kalkıyor üstlerinden çok keskinleşiyor çok her şeye her hakikate muttali oluyorlar. Derinlemesine düşünebiliyorlar, derin düşünmeyi ortadan kaldırır ülfet. Mesela adam derin tefekkür eder düşünüyor ülfet bir devreye girer dümdüz olur. Birçok şeyde durdurucu etkisi vardır onun için bu konun kurtuluşunu Allah’a sığınmakta ve irade kullanmakta aramak lazım. Israrla irade kullanarak sabırlı bir direnmeyle, kararlı bir direnmeyle ülfeti kontrol altına almak lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün kardeşlerimiz Bakırköy’de esnaflara sizin 23 adet kitabından dağıtmışlar, inşaAllah. 2000 adet de A9 tanıtım broşürü dağıtmışlar. Dün bir bayan kardeşimiz kızının okulunda çocuklara sizin cdlerinizden seyrettirmiş ve kitap hediye etmiş. Sonrasında 400 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Geçtiğimiz Pazartesi günü Bursalı kardeşlerimiz Kuranı Kerim ve sizin kitaplarınızda okuyup, beraber sohbet etmişler. 20 Kasım’da İstanbul’dan kardeşlerimiz de Cevizlibağ metrobüste sizin yüz kitabınızı dağıtmışlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Metrobüste görsek iyi olurdu. Her söz mutlaka kısaca ispat edilecek, inşaAllah. Oradaki kardeşlerimiz bir daha göreyim birde bir kedi gördüm yanlış görmediysem yakından onu da istirham edeyim. Ama şu kibarlığa bak yüzündeki nasıl huzurlu bakıyor? Nasıl şeker çok dinlendirici yüzü. MaşaAllah benim canlarıma, maşaAllah, elhamdülillah. Bir kitap binlerce insanın imanının kurtulmasına vesile olan okuldur. Okul dağıtmış oluyorlar aslında kitap değil okul dağıtıyorlar. Okula öğrenci yazdırmış oluyor kitabı verdin mi ona kitabı aldı mı okula öğrenci olarak kaydolmuş oluyor. Üniversiteye İslam üniversitesinin talebesi oluyor. Kitabı almayla çünkü artık orada internet adresleri var başka şeyler var her yerle bağlantının yolu gösterilmiş oluyor zaten o kitabı okuyup ta iman etmemesi de mümkün değil. Çünkü bir bağnaz İslam anlatanlar var iman etmesi Allahualem mümkün değil. Olan imanını da kaybeder nitekim öyle oluyor. Hatta çok mübarek muhterem cami Hocası vardı bir Osmanlı camiinin imamı. Çok güzel bir kıraati olan bir insan isim vermeyeyim de yer belli olmasın mütevazi bir insan. “Hocam” dedi “sen insanlara anlatıyorsun ders anlatıyorsun  sohbet ediyorsun” camide sohbet ediyordum. “İnsanların Allah razı olsun imanlarına vesile oluyorsun” dedi. “açık açık görüyorum ben cemaate de gençlerde de gördüm” dedi “ hangisi konuşsa hakikaten iman kazanıyor Allah razı olsun” dedi. “Ama” dedi “Allah vermesin ben konuşuyorum samimi söylüyorum imanını kaybediyor insanlar” dedi. “Ne zaman konuşsam imanını kaybediyorlar” dedi. “Allah vermesin” dedi. “Onun için senin yaptığın hizmet çok büyük” dedi “Allah razı olsun senden” dedi. Samimi söylüyor gelenekçi İslam anlayışını savunan kardeşlerimizin bir kısmında bir vasıfsızlık bir kalitesizlik var. Kalitesizliğin tahribatı da bütün gücüyle şu an Türkiye’de devam ediyor. Kalitesizlik adete yutuyor insanları mahvediyor. Alttan alta bütün Ortadoğu’yu kasıp kavuran, Mısır’ı, Fas’ı Tunus’u, Cezayir’i  mahveden kalitesizlik şu an Türkiye’ de de insanlara saldırıyor. Kalitesizlik kolaydır çünkü kalitesizlik. Mesela kalitesiz bir evde yaşamak kolaydır. Kalitesiz bir kıyafeti muhafaza kolaydır. Kalitesiz bir sofra kolaydır özellikle tembel, güçsüz, zevksiz insanlar için tembelliğin ve vasıfsızlığın kültürsüzlüğün getirdiği ortamda o itici ve zor olan hayat kendinden oluşur. Sofra itici olur, elbiseler itici olur, yemek itici olur, evin kokusu itici olur, ayakkabısı itici olur. Konuşması itici olur, gülmesi itici olur, dişleri itici olur her şeyi itici olur. Ve bu acımasız bir kalitesizlik şeklinde yayılmaya başlar. Bunu anlatırken de adam diyor ki “ben elhamdülillah Müslüman’ım” diyor. Müslüman’ın zaten malı mülkü olmaz diyor bir hırkası olur, kırk lokma yer, yerde yer yemeğini zaten diyor. Eliyle yer diyor ağzını bir açıyor, dilini dişini gırtlağına kadar ağzı görünüyor. Sapsarı dişler elini ağzının içerisine sokuyor yani çok tiksinti verici bir görüntü oluyor. Ağzını şakırdatarak yemek yiyor yemekten sonraki olayları anlatmak istemiyorum meydana getirdiği olayları. Birbirinden itici ama bunların hepsini İslam’la bağdaştırıyor. Müslümanlık zaten böyle diyor ama kaliteyi İslam dışı olarak görüyor. Müslümanlığın dışında böyle yapmacık bir sisten gereksiz bir sistem oluyor. Halbuki Allah Kuran’da Hz. Süleyman’ın kalite anlayışını, güzellik ve estetik anlayışını uzun uzun anlatıyor. Hz. Yusuf’un estetik ve güzellik anlayışını akıl anlayışını uzun uzun anlatıyor. Hz. Zülkarneyn (a.s)’ın akılcılığını ve kalite anlayışını kıvrak siyaset anlayışını uzun uzun anlatıyor Allah. Bunların hiç birine gerek yok diyor “iki günlük dünya, sürünerek yaşarız biz zaten” diyor “Müslüman’ın cehennemidir burası” diyor. Ahirette de cennet hayatı yaşayacağız diyor. Halbuki ayette Cenab-ı Allah diyor ki, “dünyada sizin ahirette yalnızca sizindir” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Onun için şu an mesela İran’da kalitesizlik aldı başını gidiyor. Pakistan’da kalitesizlik aldı başını gidiyor.

Evet, yine risale-i nurdan dinleyelim, inşaAllah.

VTR-Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Aşkım Hocamın sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bizde Didem Hocamdan bir şeyler dinlemek istiyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türk bir gazetenin yaptığı röportajda New York merkezli dış ilişkiler konseyi Ortadoğu araştırmalar uzmanı et Hüseyin bir yazısında; “Türkiye’nin Ortadoğu bölgesinde Avrupa birliği benzeri bir oluşuma liderlik etmesi gerektiğini” söyledi. “Bölgedeki katı mezhepçiliğin radikalizmin olumsuz ekonomik şartların ve siyasi tahakkümlerin ortadan kalkması için Türkiye’nin liderliğinde bir birliğe ihtiyaç duyduğunu” anlattı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş, çok akıllıca konuşmuş, Allah söyletmiş, kaderindeki konuşmayı yapmış. Kuran’ın emri bu, Allah’ın emri bu. Müslümanlar birlik olacaklar. Ama bu birlik, diğer din mensuplarını, diğer inanç mensuplarını perişan etmek için değil, ihya etmek için olacak. Onlara huzur vermek, güzellik sunmak için olacak. Fakat bu tabii Mehdiyet’in dışında çok zor. Tabii Cenab-ı Allah’ın lütfu keremiyle olacak, inşaAllah. Tarih o tarafa doğru gidiyor. Dünyada bir tatsız tuzsuzluk var. Bir ruhsuzluk oluştu. Dünyanın bereketi kaçtı. Dünyanın neşesi kaçtı. Hz. Mehdi (a.s) ile neşe ve bereket bulacak, inşaAllah. Yeniden ruh gelecek. Dünya öldü, ölü olan bedenine yeniden ruh gelecek. Dünya yeniden dirilecek, inşaAllah. Şu an dünya mezarlık gibi, ölü. Yani bu Amerika da öldü, Avrupa da öldü, her yerde öldü dünya. Hz. Mehdi (a.s) ile koskoca dünyaya yeniden Cenab-ı Allah can veriyor. Allah vesile edecek, Hz. Mehdi (a.s)’ı.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimiz Balıkesir, Merkez Yayla’da iki yönlü A9 TV megalight ilanı astırmışlar. Bir hafta boyunca sergilenmiş, maşaAllah. İsviçre’nin birçok şehrinde A9 TV broşürü ve kitaplar dağıtmış kardeşlerimiz. Toplam 40 bin broşür ve 3 bin kitap. Geçen Pazar Hollanda’da kardeşlerimiz bir araya gelerek iman hakikati, İttihad-ı İslam, ahir zaman ve Mehdiyet konularında sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Cenab-ı Allah onlara bak katından ne güzel bir sofra indirmiş. Cennet yiyeceği gibi onlara ne güzel yiyecekler indirmiş. Sohbetleri çok güzel olmuş. Sohbette bereket vardır. Sahabeler hep sohbette kemale ererlerdi. Peygamberimiz sohbetinde on dakika bile bulunmuş olsa kemale ererlerdi. Sohbet peygamberimizin sünnetidir. Sohbette bereket gelir. Güzellik gelir ne kadar kalabalık olursa o kadar güzel olur. Çocukların olması melek olması hükmindedir. Çok iç açan kalbe ferahlık veren bir nimet olur. Ve sohbette dua en güzel nimetlerden birisidir. Dua ile gıdalanacaklar. Dua nimetiyle gıdalanacak kardeşlerimiz, inşaAllah. Bak resimlerini gösterdiklerinde bile insanın kalbine ferahlık geliyor. Resmin üstünde bile ruhaniyet var, maşaAllah. Allah bereketlerini arttırsın. Bediüzzaman diyor ki; “her şeyde ifrat ifrattır” diyor, yani aşırılıktır. “İrtibatta ifrat mükemmeldir” diyor Bediüzzaman. İrtibat yani birbiriyle görüşme, sohbet bağlantı da ifrat çok fazla olması mükemmeldir, güzeldir diyor. Müslüman da irtibatta ifrat edecek, inşaAllah. Sık sık görüşecek mesela daha dün görüşmüş, bir daha görüş, ertesi gün bir daha görüş. Nefes aldım, bir daha nefes almama gerek var mı demek gibi bir şey bu. Tabii ki yeniden nefes alacaksın, sürekli oksijene ihtiyacın var.

Evet, dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Boğaziçi Zirvesi’nde konuşan Fas ulaştırma bakanı Muhammet Boulif; “Dünyada ki değişimin gelişme ve kalkınmanın merkezini değiştirdiğini, doğuya ve güneye doğru bir kaymadan bahsedilebileceğini” belirtirken, “Avrupa Birliği’nin son derece küçük bir yapı olarak ortaya çıktığını” hatırlattı. Ve “Ortadoğu’da bir araya gelememekten dolayı zor zamanlar geçiriyoruz” dedi.

ADNAN OKRA: Ortadoğu’da bir araya gelmek için bir lider etrafında toplanmak gerekiyor. Diyorlar ki “lider ehl-i sünnetten taviz vermeyen Sünni takva birisi olsun. Şii olan kardeşlerimiz bir duyuyor herhalde şaka yapıyorsunuz diyor. Dünyayı kurtaracak olanlar Şiilerdir diyor, Şiiliktir” diyor, yani “Şiiliğin dışında bir sistem olmaz zaten” diyor. Tabii hepsi için değil bu, bir kısmı. Vahhabiler diyor ki; “Allah vermesin, zaten küfre gitmişsiniz” diyor. “Sünniler de Şiiler de” diyor, “küfür içindesiniz” diyor. “Vahhabilik gerçek Müslümanlıktır” diyor. “Allah sizi kurtarsın” diyor Vahhabiler. “Direkt şirk içindesiniz küfür içindesiniz” diyor. Şirk içinde küfür içinde gördüğü bir insana bir Vahhabi ittihat etmez, birleşmez, bağlanmaz. O zaman mezhep üstü birisi olması gerekiyor. İşte bu da İmam Mehdi’dir. İmam Mehdi ile bütün bu fitneler, acılar son bulacak. Kan duracak onun yerine sevgi ve barış gelecek, inşaAllah.

Evet.

DİDEM ÜRER: Amerika, Afganistan ile askeri ilişkilerini devam ettirmek için ikili güvenlik anlaşması imzalayacak. Ancak Afgan Halk Meclisinden bu anlaşmaya olumlu karar çıkmazsa, Amerikan askerleri 2014 yılı sonunda bu ülkeden tamamen çekilmek zorunda kalacak.

ADNAN OKTAR: Afganistan’da durmalarının hiçbir şeye faydası olmaz, hiçbir faydası yok. Afganistan’da durmasının faydası şu oluyor yol yapıyorlar tankların geçmesi için o arada da Afgan halkı da ondan istifade ediyor. Amerikan askeri için ilaç getiriyorlar eczanelere halk oradan da istifade etmiş oluyor. Onlara yiyecek geliyor, kaliteli yiyecekler, o kaliteli yiyeceklerden onlara bir şeyler düşüyor bazen. Bazen doktor geliyor oraya askeri doktorlar, ondan istifade ediyorlar.  Veyahut helikopter görmüş oluyorlar havada, bir hareketlilik oluyor yani askeri, boş yollar dolmuş oluyor, başka bir şey olduğu yok. Bir de halkın daha bilinçlenmesine neden oluyor. Çünkü diyorlar ki “Amerikan işgali, var.” Oradaki insanların bir kısmının yorumu, kafirler burayı işgal etti, Allah için mücadele edin diyorlar. Adamlar daha şevkleniyor, daha gayret gösteriyorlar. Dolayısıyla, Amerika’nın orada durması sadece mevcut radikal sistemi beslemekten başka bir işe yaramaz. Amerika’nın tek kurtuluşu Mehdiyet’tir, Hz. İsa Mesih (a.s)’a tabi olmaktır. Bunun dışında istediği kadar denesin ekonomik çöküntü, ruhsuzluk, şevksizlik, heyecansızlık, bir nevi manevi ölüm, başka bir şey getirmez. Mehdiyet’in dışında bir kurtuluş yok ne Amerika için ne Rusya için ne de Çin için.

Mesela bak Cenab-ı Allah diyor ki 61. ayette Zuhruf Suresi-“Şüphesiz o” Hz. İsa Mesih (a.s) “kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Ebcedi; 2026. Tam Hz. İsa Mesih (a.s)’ın devri. Bakın 2026. Allah ne diyor bak “şüphesiz” diyor “şüphesiz o” Seyyidina İsa Mesih (a.s) “kıyamet saati için bir alamettir. Öyleyse” diyor bak Allah “öyleyse ondan yana” bu konudan yana “hiçbir kuşkuya kapılmayın.” Kuşkuya kapılmak haram. “Ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. Şeytan” yani deccal “sakın sizi (Allah yolundan) alıkoymasın. Gerecekten o” deccal, şeytan “sizin için açıkça bir düşmandır. İsa, açık belgelerle gelince” nasıl gelecek şu an, Kuran ile gelecek “dedi ki: “Ben size bir hikmetle geldim” Kuran bir hikmettir baştan sona “hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de.” Çünkü ihtilafa düşmüşler. Kimi teslis akidesini savunuyor, kimi başka bir şey savunuyor, mezheplere bölünmüşler. Birçok inanç açmazı içindeler. Ne diyor Hz. İsa Mesih (a.s), “hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir; şu halde O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.” Yani tek bir Allah inancına onları çekecek İsa Mesih. “Sonra içlerinden bir takım fırkalar ihtilafa düştü.” Hz. İsa Mesih (a.s) geldikten sonra yine ihtilafa düşecekler. Yeniden Hristiyanlık bölünecek parçalanacak. Yani Muhammedi İseviyet yeniden mezheplere ayrılacak, dünyanın son zamanlarına doğru. Hz. Mehdi (a.s) kaldırıyor mezhepleri, yeniden çıkaracaklar, yeniden sapıtacak insanlar. Hz. İsa Mesih (a.s) kaldırıyor, yeniden sapıtacaklar. Sonra mezhep de kalmayacak, din de kalmayacak, hiçbir şey kalmayacak. “Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara.” Bak hemen kıyamete geçiyor Allah ayette. Anlatıyor anlatıyor, bunun kıyamet alameti olduğu, kıyametle ilgili olduğunu buradan anlıyoruz. Yani siyak-sibak’ın ayetin geliş ve gidişinden açıkça olay anlaşılıyor. Hemen kıyamete geçiyor Cenab-ı Allah. “Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar?” “onlar hiç şuurunda değilken” çünkü diyoruz ya 2120 diyoruz. Diyorlar “ne 2120, öyle bir şey yok.” İnanmayacaklar. Çünkü Bediüzzaman 2120 diyor ama o devirde adamlar zaten ne Risale-i Nur kabul edecekler, ne başka bir şeyi, ne hadis, hiçbir şeyi kabul etmiyorlar. Kıyametin geleceğini de kabul etmeyecekler. Kıyamete karşı da bir tavır içinde olacaklar. Eğlenecekler, “ne kıyametiymiş” diyecekler. Onun için diyor ki bak Allah “Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar? Muttakiler hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır.” Bir tek muttakiler birbirine dost o gün. Ki mezar ehli olacak onlarda. “O dostların kimi kimine düşmandır.” Dost ama nefret ediyor kıyamet başlatınca. Mesela içki masasında ama bir anda nefrete dönüşüyor kıyamet başladığı için. Çünkü hiçbir anlamı kalmıyor onun için dostluğun. Bak Cenab-ı Allah diyor ki “Ey kullarım, bu gün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” Kıyamet saatinde bak “Ey kullarım, bu gün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız. Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve Müslüman olanlardır.” Ayetlerime diyor bak, hurafelerine demiyor. Ayet, sadece ayet. Adam diyor ki “ayet artı şu.” Öyle demiyor Allah sadece ayet diyor. Ayet artı şu, yok. “Siz ve eşleriniz” zevce diyor ayette Siz ve eşleriniz cennete girin; sevinç içinde ağırlanacaksınız.” Demek ki mümin eşler, mümin topluluk olduğu gibi cennete giriyor ama evli ise eşiyle beraber o da cennete giriyor. “Sevinç içinde ağırlanacaksınız” diyor Allah. Ağırlanma var. “Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır” tepsiler altın, testiler altın. Hoşuna gitsin diye Allah öyle bir güzellik sunuyor. “Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var.” Her şeyden gözler ve nefis zevk alıyor. Ve siz orada süresiz kalacaksınız.” Atmış sene değil, atmış bin sene de değil, atmış trilyon de değil, atmış katrilyon da değil, atmış katrilyon çarpı katrilyon da değil. Ne kadar? Sonsuz. “İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. Orada sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz.” Allah hoşlarına gidecek her şeyin olduğunu söylüyor. Cennet müminler için ucu bucağı olmayan, zevk ve mutluluk kaynağı. Ama en çok Allah’ın tecellisinden müminler zevk alacaklar. En makbul olan da insan sevgisi olacak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, fiziksel aktivite sırasında beynin salgıladığı proteinler vesilesiyle sinirler ve hücreler arasındaki bağların güçlendiği ve bu bağ güçlendikçe de çocukların anlama ve bilgi depolama yetilerinin daha da kuvvetli hale geldiği belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Spor aslında devlet tarafından mecbur hale getirilmesi gerekir, benim kanaatim. Çok hayati bir olay. Mesela okullarda bir saat oluyor spor. Öyle değil, her gün olması lazım. Her gün en az bir saat, bir buçuk saat spor dersi olması lazım. Zinde gençlik yetişmesi için. Bu şekilde olursa olmaz. İnsanlar tembeldir bir kısmı, bir kısmının vakti olmaz ama çocuklar yeni yetişiyor. İlkokulda, ortaokulda, lisede mükemmel olur. Veya gün aşırı. Gün aşırı bir buçuk-iki saat spor dersi olması lazım. Çünkü mühim olan, gençlerin sağlıklı ve sıhhatli olması, ruhen ve bedenen. Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur. Atatürk’te bu konuda çok titiz davranan bir insan. Yani bu tavsiyeyle değil de, bizzat uygulama ile olması gereken bir husus.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin yüzde 72’si hiç egzersiz yapmıyormuş. Sağlık Bakanlığı kampanya başlatmış ama dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Kampanyayla olmaz o. Bu şekilde uygulama olursa olur. Bir gün ara tamam olabilir ama gün aşırı spor mecbur olursa mesele biter. İki saat gayet güzel tesisatlı okullarda gençleri spora teşvik etmek değil, spora bir nevi mecbur etmek gerekir. Kendi haline bırakırsa çok zordur insanın spor yapması insanın ruhunda tembellik vardır. Birçok insan için geçerlidir bu söz herkes için geçerli olmasa da. Mecbur olursa çok mükemmel olur, inşaAllah sonra duacı olur çocuklar.

DİDEM ÜRER: Vücudun bazı bölgelerinde bulunan bakterilerin zehirli maddeleri yok ettiği ve kanserli tümörle mücadelede yardımcı olabileceği belirtildi Hocam.

ADNAN OKTAR: Olabileceği ortadan bir laf değil de, sağdan bir bilgi edindilerse söylesinler. İşte yoğurt yiyen kanser olmaz, ebegümeci yerseniz ödleriniz sağlam olur falan. Bıraksınlar bunu, böyle olmaz, sağlam bilgiyle ortaya çıksınlar.

Hz. İsa (a.s) Şam’da zuhur edeceği hadislerde belirtiliyor. Nerede zuhur edeceği söyleniyorsa orayı yerle bir ediyorlar. Önce Irak’tan şüphelendiler Irak’ı yerle bir ettiler. Bir rivayet Afganistan’da çıkacak diye bir söylenti çıktı Afganistan’ı yerle bir ettiler. Suriye de çıkacak Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) birleşecekler dediler, bu sefer Suriye ve Şam’ı yerle bir ettiler. Hz. Mehdi (a.s)’ın adı nerede geçerde orayı haritadan siliyorlar. Böyle bir çözüm yöntemi olmaz, Hz. Mehdi (a.s) onların hiç ummadığı yerden hiç ummadığı şekilde ortaya çıkacak. Onların teknik cihazlarının da durduracağı insan değil Hz. Mehdi (a.s). Ummayacaklar, çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın üstü 70 perdeyle kaplıdır. Onlar birinci ikinci perdeyi bile açamazlar göremeyecekler. Bu mu Hz. Mehdi (a.s) diyecekler, bunun asla Hz. Mehdi (a.s) olması mümkün değil. Biz hiç dikkatimizi bu tarafa vermeyelim, Hz. Mehdi (a.s)’ı aramaya devam edelim. Harıl harıl Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlar. Dünyada bulamazlar, boşa uğraşıyorlar, durduramazlar da. Hz. Mehdi (a.s) onların hiç ummadığı şekilde, ummadığı yöntemlerle şu an faaliyetlerine devam ediyor. Şam’ı yerle bir etmeyle Hz. Mehdi (a.s)’ı durdurmazlar. Minareleri yıkıyorlar. Var ya hadiste Şam’da minareye inecek şeklinde. “Şam’ın doğusundaki beyaz bir minareye” diyor, “Hz. İsa ikindi namazı inecektir.” Bütün minareleri yerle bir ettiler Şam’da. Böyle bir saflık görülmüş değil. Hz. İsa (a.s) mademki minareye inecek, o zaman yıkalım minareleri! Şu akıl mı? Şam’daki ünlü mescitlerin hepsini yerle bir ettiler, minarelerini de yıktılar. Onun için bombaladılar, böyle Hz. İsa Mesih (a.s)’ı durduracaklar! Şu akıl mı? Hz. İsa Mesih (a.s) çoktan indi siz boş yere onun geçtiği yerleri bombalıyorsunuz. Oralardan geçti zaten hani bir tabir vardır “atı alan Üsküdar’ı geçti” diye Hz. İsa Mesih(a.s)’in talebeleri çoktan faaliyete başladı, ta 2002’lerde. Boş yere minare yıkıyorsunuz, boş yere camileri bombalıyorsunuz boş yere uğraşıyorsunuz. Harıl harıl da Hz. İsa Mesih (a.s)’ı arıyorlar bulamazlar. Harıl harıl Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlar, bakıyorlar bu zaten mümkün değil oda mümkün değil bu da mümkün değil bulamazsınız. Durdurmanız da imkansız. Allah’a gücünüz yetmez.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Şemdinli’de vatani görevini yaparken 2012 de PKK teröristlerin saldırısında ağır yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede geçen ay şehit olan biyede er tugay Karaçay için birliğinde mevlit okutuldu Hocam.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Hay maşaAllah benim canıma. Benim yiğidime maşaAllah. Şimdi o öldüğünü bilmiyordur, yani şehit olduğunu, haberi olmuyor. Alla nasıl yapıyor? Tabii, Allah’ın harika bir sanatı, yeni arkadaşlar gelmesini bekliyorlar, gayet emin diri olduğundan. Sevinç içinde, gayet emin. Çünkü bakıyor, duruyor bedeni, öyle bir şey yok. Ama orada ölümü tadacaklar. Yani şehitlik aleminde ölümü tadıyor. Ama tabi bizim bildiğimiz anlamda değil. Vakti gelince hepsi cennete geçiriliyor, o kadar. Onların ölümü öyle oluyor, inşaAllah.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yapılan araştırmalar Suriye’de üç yıldır devam eden savaşın maliyetinin 103 milyar dolar olduğunu, 2013’ün ilk yarısında 2.3 milyon Suriyelinin işsiz olduğunu ve Suriyeli öğrencilerin yüzde kırk dokuzunun okulu bıraktığını gösteriyor. Bu yıl içinde ölümler ve göç nedeniyle nüfus yüzde sekiz oranında düştü.

ADNAN OKTAR: Mesela bu fevkaladeliğe, insanlar ülfet gözüyle bakamıyorlar. Bir ülke yok oldu. Çok büyük bir fitne, çok büyük bir olay, hatta Suriyeli pek çok kardeşimiz de fevkaladeliğin farkında değil. Gayet neşeli, rahat, normal hayatını yaşıyor. Haberi yok yani dünya çapında felaket yaşandığından haberi yok. İslam tarihinde böyle bir felaket görülmemiş. Diyanet İşleri Başkanı kaç defa söyledi? “İslam tarihinde” dedi, “bu yüzyılda olan” yani şu son yıllarda olan, “felaket gibi felaket hiç yaşanmadı” dedi. Toplamında 1980’lerden itibaren olan Müslüman kıyımı geçmiş tarihlerdeki Müslüman katliamlarıyla kıyaslandığında geçmiş katliamlar çok çok küçük kalıyor. Muazzam bir katliam devam ediyor. Çok sayıda insanı şehit ettiler. Milyonlarca insan şehit edildi.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bu biraz önce okuduğum bakterilerle ilgili makalede, sizin tarif ettiğiniz gibi kanser tedavisinde kullanılmaya başlanmış, inşaAllah. Manyetik alan avcısı bakterilerin içine kemoterapi amaçlı kimyasallar yollanmış ve kanserli hücrelere ulaştırılmış bu şekilde bakteriler.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel yöntemler ama kanser konusuna Mehdiyet devrinde çok güzel çözüm bulunacak inşaAllah. Hadisler onu gösteriyor.

Hz. Ali (r.a) diyor ki Minber’de; “Ahir zamanda benim soyumdan bir evladım çıkacak. Onun rengi kırmızı-beyaz karışımıdır. Geniş karınlıdır. Baldırları büyük, omuzları dik ve geniştir. Sırtında bir iz (s.a.v) lekesine benzemektedir.” Yani Peygamberimiz (s.a.v)’de olduğu gibi bir ben var diyor. “Bayrağını salladığı zaman, onun için doğu ve batı arasındaki her yeri aydınlatacak ve kulların kafalarını ele geçirecektir.” İnsanların kafalarını ele geçirecektir. Bayrağı da televizyon ekranları. Çünkü bak diyor ki; Bu bayrağın özelliği, “Doğu ve batı arasındaki her yeri aydınlatacak.” Aydınlık veren bir bayrak nasıl olur? Televizyon olur. Ve doğu ve batı arasındaki her yeri aydınlattığına göre, dünyanın her yerinde. Çünkü bayrak, bir tane olur bayrak. Ama bu bayrak dünyanın her yerinde var. Buradaki ifade de, herkesin evinde var. Ve evleri aydınlatan bir bayrak. Bayrak demek ki sembolik. Yani Mehdiyet’in ruhunu anlatan bir, belki bir televizyon kanalı, belki bir internet sitesi, buna işaret ediyor. Bayrağı sallama da, o hareketliliğine dikkat çekiyor. Yani bayrak genişliğinde bir ekran ve orada da bir hareketlilik. Doğu-batı arasındaki, bak dünyanın her tarafındaki, her yeri aydınlatacak diyor. Her yeri. O zaman her eve giren, her evde olan aydınlık bir bayrak. Ve hareketli olan bir bayrak. Televizyonu bu şekilde tarif etmiş. “Ve kulların kafalarını ele geçirecektir.” Yani beyinlerini ele geçirecek. Tebliğ yapacak. “Kalbi demir parçası gibi olmayan hiçbir mümin kalmayacaktır.” Kalbi öyle imanlanıyor ki, öyle güçleniyor ki imanla, demir parçası gibi oluyor kalbi.

“Allah, Mehdi (a.s)’a kırk kişinin kuvvetini vermiştir. Kalbine ve kabrine söz konusu ferahlığın dolmadığı hiçbir meyid kalmayacak. Ölülerin de kalpleri ferahlanacak” diyor. Kabrine de ferahlık gelecek diyor, kabrine de ferahlık gelecek meyidlerin. “Onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederek El Kaim (a.s)’ın kıyamıyla müjdeleşeceklerdir.” Mezarlarında birbirlerini ziyaret ediyorlar. Mehdi (a.s)’la birbirlerini müjdeliyorlar.

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kaim, kıyam edecek olan Mehdi, benim evlatlarımdandır. Adı benim adım, künyesi benim künyem, huyu benim huyum, davranışları benim davranışlarım olacaktır.” Benim gibi davranacaktır. “İnsanları benim dinime çağıracak, Allah’ın Kitap’ına davet edecektir.” Kitap’a. Kitap’a davet ediyor. Hurafeye değil. Sadece Kitap. “Ona itaat eden, bana itaat eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani Hz. Mehdi (a.s)’a itaat eden, bana itaat eder” diyor. “Mehdi (a.s)’a isyan eden, bana isyan eder” diyor. “Zuhurundan evvel onu inkar eden, beni inkar etmiştir.” Bak, “Zuhurundan evvel onu inkar eden,” yani belli olup alenen görününceye kadar onu inkar eden, gelmeyecek, yoktur diyen, “beni inkar etmiştir” diyor. “Onu tekzip eden (yalanlayan), beni tekzip etmiştir” beni yalanlamıştır diyor. “Mehdi (a.s)’ı yalanlayan beni yalanlamıştır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Onu tasdik eden (Mehdi (a.s)’ı tasdik eden) beni tasdik etmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Mehdi (a.s)’ı tekzip edenleri, onun hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları Allah nezdinde şikayet edeceğim” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bak, “Mehdi (a.s)’ın hakkındaki sözlerimi” yani hadislerimi, “İnkar edenleri ve ümmetimi saptıranları, işte “Mehdi (a.s) gelmeyecek, Mehdi (a.s) ile ilgili hadis yoktur.” Yahut bu mucizeleri gizleyenler, ahir zamanla ilgili mucizeleri insanların duymaması için gayret edenleri, “Allah nezdinde Allah’a şikayet edeceğim” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Zalimler yakında işlerinin sonucunu göreceklerdir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bihar-ul Envar Cilt 51, sayfa 73. 800 yıllık eser, inşaAllah.

Evet, bu güzel varlıklarla sohbet etmek büyük nimet. Allah cennete de böyle, cennet bahçelerinde sohbet etmeyi Cenab-ı Allah nasip etsin.

Tayyip Hocam’dan hiç bahsetmiyorsunuz. Ne yapıyor, siyaset falan? Kurslar, onlar okul mu olacak şimdi kurslar?

DİDEM ÜRER: Evet, özel okul olması yönünde, ocağa kadar çıkar diye dün akşam söylediler, karar.

ADNAN OKTAR: Ocağa kadar çıkar. Kaderde hayırlı olan ne ise o olur. Allah hayırsız bir şey yaptırmaz. Mutlaka İslam’ın, Kuran’ın lehine gelişir olaylar. Ama Tayyip Hocam’dan istirhamımız, İçişleri Bakanlığı’na sakın dokunmasın. O insan çok mübarek, çok güzel hizmet veriyor. Çok değerli bir insan, takvası da çok güzel. Başka bir görevde sakın istihdam etmesin benim vatandaş olarak talebim. İkincisi Adalet Bakanı. Sadullah Hoca, o da çok efendi bir insan, çok güvenilir bir insan. Onun dışında serbest. Onlar da aman aman aman, her ikisi de görevde kalsınlar. Çünkü hizmetleri güzel, maşaAllah.

Didem Hocam, başka anlatmak istediğin neler var?

DİDEM ÜRER: Arakanlı haber ajansları, Müslüman ailelerin çocuklarına uygulanan vahşetle ilgili bir haber hazırlamış. Habere göre; “Çocuklar kış aylarında soğukta yarı çıplak bırakılarak ya da elleri bacaklarının altına bağlanıp, aç bırakılıp işkence görüyor ve bazıları da bu şekilde can veriyorlar” deniyor.

ADNAN OKTAR: Sürekli gündemde tutmak çok önemli. Biz konuyu gündeme getirinde hemen Dış İşleri Bakanımız maşaAllah, helal süt emmiş, mübarek bir insan, yıldırım hızıyla oraya gitti. Benim konuşmamdan iki gün sonra ve orada güzel temaslarda bulundu. Bağlantıları zaten dünya çapında etkili ve etkisi de olumlu oldu. Ama nefes aldırmamak lazım. Sık sık böyle hatırlatmalar, gündeme getirmeler, basında olayı ilgili kurumların dikkatine sunmak çok önemli.

Ne yapalım, ne edelim? Bugünlük yeter mi bu kadar?

DİDEM ÜRER: Nasıl isterseniz Hocam. Size doyum olmaz hiçbir zaman.

ADNAN OKTAR: Bugünlük bu kadar olsun, yarın devam edelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü