Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (24 Kasım 2013; 14:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLAY PINARBAŞI: Canımdan daha değerli olan, zümrüt gözlü Hocamla yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’nin iç işlerine karışmasını gerekçe gösteren Kahire Büyükelçimiz Botsalı'yı istenmeyen adam ilan eden ve Türkiye’yi terk etmesini isteyen Mısır, Türkiye’deki diplomatik temsilini maslahatgüzar düzeyini düşürdü. Ankara’da buna aynı şekilde cevap verdi.

ADNAN OKTAR: Ankara cevap verdi. İşte söylediğimiz o, yani Hz. Musa (a.s), Firavun’la bile muhatap oldu. Hadi diyelim ki oradaki idare Firavun-ki, zaten işin doğrusu öyle bir yöntem kullandılar. Firavun olduklarını düşünsek bile Hz. Musa muhatap olduğuna göre, hükümetimizde muhatap olup onları doğru yola çağırması gerekir. Arkadaşlığa, kardeşliğe, barışa, uzlaşmaya, Müslüman kardeşlerle hükümetin arasındaki buzlara çözecek bir faaliyete kendini vakfetmesi gerekiyor, hükümetimizin ve dış işlerimizin. Ama herhalde bundan sonra inşaAllah, düşünüyorlardır, düşünmüyor değillerdir, zannetmiyorum yani.

DİDEM ÜRER: Hocam bugün öğretmenler günü, bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:  Öğretmenler günü her gün öğretmenler günü olur, her gün anneler günü, her gün babalar günü olur ama iyi güzel. Sanki senede bir kere hatırlıyormuşuz gibi imaj veriliyor, ben ona biraz şaşırıyorum. Yani insanlarda burukluk meydana getirir bu. Bir öğretmen düşün, bir yılda bir kere tanınıyor, hatırlanıyor, hatırı soruluyor, gönlü alınıyor bu çok acı olur onun için, çok acayip olur. Olur mu? İnsan sevdiği bir öğretmeni varsa, gerekirse her gün arar, her hafta arar, her ay arar. Sık sık ziyaretine gider, gönlünü alır. Yani mantığın bu şekilde olması gerekir.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İsmet Berkan bugünkü yazısında “bakterilerin antibiyotiğe karşı direnç göstermesiyle ilgili duyduğu endişeyi” dile getirmiş. “Evrim böyle ilerlerse, bir sıyrık yüzünden ölebiliriz” demiş özetle. Ancak bildiğiniz gibi Hocam artık bilimsel olarak bakterilerin antibiyotik direncini o canlıya bir evrimleşme sağlamadığı ispatlanmış durumda. Fakat hala Türkiye’de böyle şeyleri savunabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bakteri, kainatın ilk yıllarından beri var. Yani milyonlarca, yüz milyonlarca yıldan beri var. Hep bakteriler hep bakteridir. Bakteri bir gün Charlton Heston’a dönmemiştir. Allah Allah, hep bakteri kalmıştır. Bıraksınlar bu işleri. Kayaların içerisinde var bakteri fosilleri, hiçbir şekilde değişmemiş. Her aşamasında var. Aynı bakteri fosilleri, her aşamaya ait var. Hiç birinde bir değişiklik yok. Ama Cenab-ı Allah bakterinin yaşayabilmesi için, ona bir imkan veriyor. Bakteriye bölünme imkanı veriyor. Bir savunma imkanı veriyor. Hoşlanmadığı bir şeyden kaçma imkanı veriyor. Bütün canlılara bunu vermiştir Cenab-ı Allah. Mesela bir kedi de kendini korur kollar. Bakteri de kendini korur kollar. Mesela koloni halinde hareket ediyorlar. Harika yönleri çok fazla. Virüs de öyle, yani muazzam bir teknolojiyle yaratılmış. Dolayısıyla onun evrimle devrimle falan alakası yok.

Hz. Mehdi (a.s), müminler için rahmet. Arkadaşlar sanki Hz. Mehdi (a.s)’ı bir bela gibi gösteriyorlar. Deccal bir beladır. Deccalle kucak kucağa birçok insan. Peki Hz. Mehdi (a.s)’la, İslam alemini birleştirmekten niye kaçınıyorsunuz? Bir de diyorlar ki işte Mehdiliği eğer ortaya korsak, her cemaat kendi liderini Mehdi bilir. Kardeşim bilsin, sana ne? Allah’a akıl mı öğretiyorsun sen? Sen Mehdi’yi aramaya çık, Allah senin karşına çıkaracak. Daha hala “yok, cemaatler her cemaat kendi liderini Mehdi olarak görür” diyor. Görsün. Ben sana ne diyorum? Sen ara bir araya gel, Allah senin karşına Hz. Mehdi (a.s)’ı çıkaracaktır diyorum. Fitne olmaz, kargaşa, hiçbir şey olmaz. Peygamber öyle diyor sana. Fitne olacak demiyor. “Mehdi’yi aradığınızda bereket olacak, güzellik olacak” diyor. Onu şeytan dedirtiyor. Şeytandan Allah’a sığının. Haberiniz bile olmuyor. Şeytan, Mehdiyet’i fitne gibi gösteriyor. Ayrılıp dağılmayı da bereket gösteriyor, hayırlı gösteriyor. Halbuki onda asıl fitne.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Aylin dün El Arabiyya Televizyonu’nda Mısır büyük elçimizin ihraç edilmesi konusuyla ilgili olarak bir tartışma programına katıldı canlı yayında. Sizin de açıklamalarınız doğrultusunda Mısır’ın Türk büyük elçiliğinin de katıldığı programda, Mısır ve Türkiye’nin yıllar süren bir dostluğu olduğu, bu nedenle Türkiye’nin mutlaka uzlaştırıcı ve barıştırıcı olarak Mısır’ın tümünü kucaklayan politika içinde olması gerektiğini vurgulayan geniş bir konuşma yaptı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR:  İyi güzel olmuş, maşaAllah elhamdülillah. Demin de söyledim, Mısır’da idarenin Firavun olduğunu düşünelim, Tayyip Hocam Hz. Musa (a.s) olması lazım. Hükümetimizin Hz. Musa (a.s) olması lazım. Dış işleri bakanımızın Hz. Musa (a.s) gibi olması lazım.  Birleştirici, rahatlatıcı, krizi çözücü, taraf olmayan bir ruh içerisinde olması gerekiyor. Sahip çıkacak. Diyelim ki adamlar cahil veya zalim, Kuran’a davet ederiz, aklıselime davet ederiz, sevgiye davete ederiz, barıştırırız. Adamlar ne diyor? Karşı taraf bağnaz diyor. Tamam, bağnazlığını çözeriz. Bağnazlığını alırız. Güzel kısmı kalır, bağnazlığını temizleriz. Güzel kısmını, hoş kısmını devreye sokarız. Darbeci takımında, muhaliflerinde yanlış olan kısımlarını temizleriz, güzel kısmı kalır. İki güzeli birleştiririz, nur gibi bir güzellik meydana gelir. Çözüm bu.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı ve MHP milletvekili Yusuf Halaçoğlu “Ayasofya’yı müze haline getiren belgedeki Mustafa Kemal ve İsmet İnönü imzalarının sahte olduğu” yönünde bir açıklama yaptı. “Ayasofya’yı müze haline getiren kararname geçerli değil. Çünkü resmi gazetede hiçbir zaman yayınlanmadı. Oldu bittiye getirildi. Resmi gazetede yayınlanmamış, bu bakanlar kurulu kararı olamaz” diye açıkladı.

ADNAN OKTAR: Yusuf Halaçoğlu Hocamız akıllı, basiretli, saf Anadolu çocuğudur. Türkiye’nin menfaatlerini güzel kollayan, aklı başında, genel kültürü müthiş olan, aklıselim sahibi nezih bir insandır. Gelecekte de büyük görevler bekliyoruz ondan, inşaAllah. Akılla konuşur, belgeyle konuşur, delille konuşur söylediği sözde doğru. Ayasofya açılacak ama Mehdi devrinde. Ayasofya’nın açılışı, Hz. Mehdi (a.s)’ın Resulullah (s.a.v)’in kılıcını kuşanması, hırkasını giymesi hepsi aynı andadır. Önden evvel öyle bir şey yok, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.  

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili bir hadis okuyacağım, inşaAllah. “İmamınız ve rehberiniz Mehdi olmadan birbirinizden nefret ettiğiniz zamanda durumunuz ne olacak? O zaman çok ağır biçimde inceleneceksiniz, ayırt edileceksiniz ve eleneceksiniz. Açlıklar olacak. Bir kişi sabah yönetici olacak ve akşamına öldürülecektir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Hakikaten bu, ahir zamanda görülen bir şey. Bir lider getiriyorlar başa hemen öldürüyorlar, İran’da da öyle oldu. Daha taze Cumhurbaşkanı oluyor, öldürdüler. Cumhurbaşkanı oldu, hemen öldürdüler. Lübnan’da başka yerlerde, hep Arap ülkelerinde hep öyle oldu, peş peşe, peş peşe, peş peşe. Süratle liderlerin öldürülüşü, ahir zamana rastgelen bir olay.

Evet, yine Risale-i Nur’dan devam edelim de, kardeşlerimiz eksik yönlerini bir görsünler. Bediüzzaman ne diyor, kendileri ne yapmış, böylece hatalarını tamir, yanlışlarını düzeltme yönünde, inşaAllah gayret ederler.

Didem Hocam bana anlatacakların var mı?

DİDEM ÜRER: Var Hocam, inşaAllah. Hocam, Irak’ta Sünni din adamlarına yönelik saldırıları protesto etmek amacıyla Cuma namazı sonrası Bağdat’taki camileri kapattılar. Sünni din adamlarına yönelik devam eden saldırılar nedeniyle, yeni bir açıklama yapılana kadar kapalı tutulacağı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Irak’ta?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun ahir zamanın şiddetini? Görüyor musun Mehdiyet’in eksikliğini? Bak o kadar alim, ulema hiçbiri çözüm bulamıyor. Âlim kaynıyor, ulema kaynıyor. Müceddidler, müçtehitler her türlü kişi var, her türlü siyasi lider var, her türlü politik imkân var, her türlü Müslüman Birliği var ama Hz. Mehdi (a.s) olmayınca, felaket diz boyu. Camii kapatılıyor, ahir zamanda felaketlerden bir tanesi. Camileri deccal kapatır, deccale boyun eğmiş oluyorlar. Camii kapatılır mı? Deccaliyetin bir vasfı olarak geçiyor hadislerde, camilerin kapatılması. Zaruri durumda tamam, kapatılabilir de ama burada bir zaruriyet de yok. Camii kapatmakla mesele hallolacak gibi mi? Adam evinde gider bulur, sokakta bulur. Müslüman sadece camide mi duruyor? Pazarda, çarşıda bulur. Çözüm böyle olmaz. Çözüm, Mehdiyet. Anlamazdan geliyorlarsa bir gün anlayacaklar. Ama dedim, Allah Cebbar ismiyle öğretecek. Zorla öğretiyor Cenab-ı Allah. İstedikleri kadar kaçsınlar, sonunda kabule mecbur kalacaklar.

Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s) için rivayette şöyle söyleniyor; “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı ancak sizin umudunuzu kaybettiğiniz ve ümitsiz olduğunuz zaman gerçekleşecektir. Hayır, Allah’a yemin ederim siz birbirinizden ayrı düşene kadar, hayır Allah’a yemin ederim siz çok ağır denemelerden geçene kadar, hayır Allah’a yemin ederim bedbahtlar bedbahtlı olana kadar, kısmetliler kısmetli olana kadar” diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Bak, aynısıyla tahakkuk ediyor olaylar. Anlamazdan gelmeleri çok şiddetli.

Bediüzzaman diyor ki, şimdi dikkatimi çekti. “Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki” “araştırmacı değildir” diyor, yani insanların “Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikate nüfuz etsin” hakikati anlatsın “ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin.” Yüzde seksen ne demek? Tamamı demek neredeyse, Yüzde yirmilik kısmı ancak diyor “ehl-i tahkiktir.” “Belki, surete, hüsn-ü zanna binaen,” bak, dış görünüme “hüsn-ü zanna binaen,” yani güzel zanna binaen “makbul ve mutemed insanlardan” bak makbul ve itimat edilen “insanlardan işittikleri mesâili takliden kabul ederler.” Yani misal gibi, onları taklit ederler, onlardan alırlar. “kabul ederler. Hattâ,” diyor “kuvvetli bir hakikati zayıf bir adamın elinde zayıf görür;” mesela önemli bir şeyi, biz Peygamberimiz (s.a.v.)’i anlatıyoruz ama dünya çapında etkili bir yayın organında tanıtılmış olsa mesela, bizim anlattığımız hadisler yer yerinden oynar. Dana önce de söylemiştim, bak diyor ki Hattâ, bir hakikati” mesela büyük bir mucize Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi “zayıf bir adamın elinde zayıf görür” ‘önemi yok’ diyor. Peygamber (s.a.v.)’in hadisini belirtiyoruz, aynen tahakkuk etti diyoruz, zayıf görüyor “ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse,” önemsiz bir mesele, mesela hiç kaile alınmayacak bir meseleyi kıymettar bir adamın, önemli bir adamın veyahut önemli bir basın organının, önemli bir haber ajansının “elinde görse, kıymettar telâkki eder.” Önemli telakki eder. Yani kıymettar insandan kaskı onun önemli haber kaynağı, yani haber verildiğinde yeri yerinden oynatan yer.

“İşte, ona binaen, benim gibi zayıf ve kıymetsiz bir biçarenin elindeki hakaik-i imaniye” iman hakikatleri “ve Kur’âniyenin” Kuran’ın mucizelerinin “kıymetini, ekser nâsın nokta-i nazarında düşürmemek için,” yani halkın genel nazarında düşürmemek için “bilmecburiye ilân ediyorum ki,” mecburiyetle ilan ediyorum, açıklıyorum ki “ihtiyarımız ve haberimiz olmadan,” yani iradesiz olarak “birisi bizi istihdam ediyor;” yani “Cenab-ı Allah bizi istihdam ediyor” diyor “biz bilmeyerek bizi mühim işlerde çalıştırıyor.”, “Haberim bile yok” diyor “Cenab-ı Allah, mühim işlerde beni çalıştırıyor” diyor “Cenab-ı Allah” “Delilimiz de şudur ki: Şuurumuz ve ihtiyarımızdan hariç bir kısım inâyâta ve teshilâta mazhar oluyoruz.” Bak “Şuurumuz ve ihtiyarımızdan hariç bir kısım inâyâta” yani Cenab-ı Allah’ın yardımı “ve teshilâta” her türlü Cenab-ı Allah’ın faydasına, yardımına “mazhar oluyoruz. Öyle ise, o inâyetleri bağırarak ilân etmeye mecburuz.” Yani Cenab-ı Allah’ın o nimetlerini herkese açıklamaya mecburuz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Hocam, Mersin’de yetmiş adet kitap ve beş yüz adet A9 TV tanıtım broşürü dağıtmışlar. Dün Ankara İncirli’de kırk kitap ve bin adet A9 TV tanıtım broşürü dağıtmışlar. Erzurum’da bir kardeşimiz çok sayıda A9 broşürü dağıtmış. Diyarbakır’da da kardeşlerimiz iki bin adet A9 broşürü dağıtmışlar. Bütün kardeşlerimizin size sevgi ve hürmetleri var.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Koçlar, arslanlar, yiğitler, her yerde Cenab-ı Allah’ın ismini anıyorlar, her yerde İslam’a, Kuran’a hizmet ediyorlar. Ben bir cin mi görüyorum? Komedi filmi gibi, hayret bunların bu kadar tatlılığı, bir de her yerden çıkıyorlar. Sürekli temizleniyorlar, sürekli temizleniyor temizleniyor, çeşit çeşit temizlenme metotları var. Bir türlü doymuyorlar ne temiz, şeker hayvanlar. Temizlenmeye çok meraklılar, sevilmeye çok meraklılar, bir de yemek yemek. Uyusun, gerinsin, gezsin. Bir de caddede oradan oraya geçiyor, oradan oraya. Ne var karşı tarafta ben anlamıyorum? Işıkların oraya geliyor, milletle beraber, hep beraber geçiyorlar. Hayret, bir sağa bakıyor bir sola bakıyor, kontrol ediyor arabaları falan. MaşaAlah.

DİDEM ÜRER: Hocam kirpiler de çok sevimli oluyorlar. Onlar da karşıdan karşıya geçiyorlar sürekli.

ADNAN OKTAR: Kirpiler ailece geziyorlar. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir gün bir kimse Muhammed Bin Hanifi’yenin yanına geliyor ve “Esselamu Aleyke ya Mehdi” diye Selam veriyor.

ADNAN OKTAR: Benim şeceremin başladığı kişi, Muhammed Bin Hanifi, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “İbn-i Hanifi buyurdu ki “doğru söylüyorsun, ben hidayete, doğru yola ve hayra davet etmek ve doğru yolu göstermek bakımından Mehdiyim. Lakin ahir zamanda gelecek olan Mehdi değilim. Öyle anlaşılmaması için bana Selam vereceğiniz zaman “Esselamu Aleyke Ya Muhammed veya “ya Evvel Kasım” deyin, başka isimle hitap etmeyin” buyurdu.

ADNAN OKTAR: Niye Muhammed Bin Hanifi’ye böyle diyorlar? Acayip benziyor da Hz. Mehdi (a.s)’a onun için. Alın yarığı, tipi, alnının genişliği, yüzü, kaşlarının biçimi, vücudu, sırtında ki ben, tıpkısının aynı olunca halk diyorlar ki “Hz. Mehdi (a.s) sensin” diyorlar, Muhammed Bin Hanifi’ye. Benim şeceremin başlangıcı, Hz. Ali (r.a.)’ın oğlu. Acayip benziyor Hz. Mehdi (a.s)’a, tarifler aynen benziyor. Benzediği için de “Hz. Mehdi (a.s) sensin” diyorlar. Bak bin dört yüz sene geçmiş. Genetik silsileyle o görüntü, o görünüm devam edecek evlatlarından. Mesela Abdullah Geylani’nin de sırtında var ben, Peygamberimiz (s.a.v.) de olduğu gibi. Genetik yani, hiç şaşmıyor. Oradan oraya, oradan oraya ahir zamanda da Hz. Mehdi (a.s)’da aynısıyla zuhur edecek, inşaAllah.

Kehf Suresi’nde annesi ve babası mümin olan iki çocuktan bahsediyor. Biri deccal, kaderindedir. Mesela diyor ki “azgınlık ve inkâr zorunu” (Kehf Suresi, 80) zor kullanıyor bak, azgınlık içinde, inkar içinde ve zor kullanan birisi. Deccalın vasıfları bak, azgınlık, inkar ve zor kullanmak. Ve insanları endişeye ve korkuya sevk ediyor.  “endişe ettik” ve “korktuk” diyor Hz. Hızır (a.s). Ama bir de Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. Hz. Mehdi (a.s) meşrep bir çocuktan bahsediyor. Özelliği ne? Temiz. Birinci vasfı temiz, Tahir bedenen ve ruhen. Hayırlı. İki hayırlı. Üç merhametli. Hz. Mehdi (a.s)’ın vasıfları. Bir duvardan bahsediyor. Bu, sembollerle her şey anlatılmıştır. Dikkatlice bakan Kuran’da Mehdiyet’in bütün sırlarını görür. Bir duvar var. “Kutsal emanet duvar altında” diyor Kuran, bir duvarın altında. Hz Süleyman (a.s)’ın sandığı da o duvarın altında. Bir yerde ki duvar. İki öksüz çocuk var, şehirde. Biri Hz. Mehdi (a.s), biri Hz. İsa (a.s). İkisi de öksüz bunların. Çünkü Hz. İsa (a.s)’ın zaten babası yok. Hz. Mehdi (a.s) da rivayetlerde babasını genç yaşta kaybedeceği belirtiliyor. Hadislerde öyle geçiyor. İnşaAllah. Bakın “altında” diyor duvarın altında “onlara ait bir define” Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’a ait bir define “babaları salih biriydi.” Kim babaları? Peygamberimiz (s.a.v.). Ne zaman o kutsal sandığı ve kutsal hediyeleri buluyorlar? Erginlik çağına eriştiklerinde. Yani Allah’ın onları ileride yaşatacağı güzel ahlakın içerisinde geliştireceği bir zaman var. O zamanda. “Kendi definelerini çıkarsınlar“ diyor. (Kehf suresi, 82) Demek ki, kendileri bulacaklar, bizzat. Yani onların görmediği bir yerde bir define yok. Onların katılacağı bir araştırmayla, bizzat bulunacakları bir yerde bulunacak. Yani definenin bulunuşuna şahit olacaklar. Hz. İsa Mesih (a.s)’da da, Hz. Mehdi (a.s)’da da var bu. Mesela “Böylece ikisi yola koyuldu.” (Kehf Suresi, 71) Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s). Bulundukları yerde gemi var, zaten Boğaz’dalar. Gemiler var. Ve ısrarla belirtilen, Hz. Mehdi (a.s)’ın yaptıklarına insanların sabredemeyeceğine işaret var. Sabredemeyecekler, hayret edecekler, itiraz edecekler. Yani Kuran, bunu çok güçlü şekilde vurguluyor Cenab-ı Allah. Bak şeytandan Allah’a sığınırım "gerçekte benimle birlikte olma sabrını” “göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Kehf Suresi, 75). "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" Kehf Suresi’nin mühim bir özelliği de biliyorsunuz, şaşırtıcı bir yönü de, yüz on ayetten oluşuyor, on sekizinci sure. Yüz on çarpı on sekiz, 1980 tarihini veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. 81’de de temiz, hayırlısı, merhametli bir çocuğun gelişinden bahsediyor, Kehf Suresi, 81’de de. Bak, temiz, hayırlısı, merhametli bir çocuğun gelişinden bahsediyor. On sekiz çarpı yüz on. Yüz on ayetten oluşuyor, on sekizinci sure, tam 1980 tarihini veriyor. Net tarih. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. Anlaşılmayacak gibi değil ki.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s) için “doğruyu, yanlışı ayırt eden, aldanmayan ve Din’ine bağlı emriniz Hz. Mehdi (a.s), Konstantiniyye’yi manen fethedecektir” diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye’deki savaşta 2 buçuk yıl içinde 11 bin çocuğun hayatını kaybettiği açıklandı.

ADNAN OKTAR: İşte anlamazdan geliyorlar. Bak 11 bin çocuğun kanı Mehdiyet’i kabul etmeyenlerin, İttihad-ı İslam’ı kabul etmeyenlerin boynuna olur. Eğer İttihad-ı İslam olmuş olsaydı, Hz. Mehdi (a.s)’a bağlılık olmuş olsaydı, 11 bin değil, 11 tane bile çocuğun burnu dahi kanamazdı, hiç bir şey olmazdı. Ama feci şekilde öldürülüyor çocuklar, kadınlar. Ve mahvediliyor insanlar. Daha hala bazı tombul hocalar, keyif ve zevk içinde ne ahir zamanındayız diyor, ne İttihad-ı İslam’a gerek var diyor, sistem gayet güzel gidiyor, biz işimize gücümüze bakalım diyor. Alalım maaşı yiyelim pilavı, kafa bu. Allah ıslah etsin.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili şöyle geçiyor: “Gönlümü iki konu meşgul ediyordu ve onlarla ilgili Ebu Muhammed (a.s)’a yazmak istedim. Böylece kendisine bir mektup yazıp El Kaim Mehdi’nin neyle hüküm edeceğini ve meclisinin nerede olacağını sordum şöyle bir cevap geldi: El Kaim Mehdi hakkında sormuşsun. Mehdi kıyam ettiği zaman insanlar arasında Davut (a.s) hükmüne benzer şekilde kendi ilmiyle hüküm verecek ve herhangi bir delile ihtiyaç duymayacaktır” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. Hz. Mehdi (a.s)’ın güzel vasfı.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Araştırmacılar güney kutbunda dış uzaydan gelen çok sayıda nötrino buldular Hocam. Nötrinolar ışık hızına yakın hıza sahip olan elektriksel yükü sıfır ve maddenin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacıklar. Araştırmacılar bu nötrinoların kara delikler, titreyen yıldızlar ve atom altı parçacıklar yayan gök cisimlerinin anlaşılmasına yardımcı olabileceğini umuyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Kehf Suresi’nde yine Mehdiyet’e işaretleri anlatıyorum. Kehf Suresi 84, şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten biz O’na yeryüzünde” dünyada “sapasağlam bir iktidar verdik.” Yani iktidarlar var ama sağlam değil. Dünyadaki bütün iktidarların hiç biri sağlam değil. Sapasağlam olan iktidar Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacaktır. “O’na her şeyden bir yol (sebep) verdik” her şeyden. Her türlü imkanı verdik. Her türlü teknolojik imkanı. Her türlü kolaylık. Mesela 90. ayette “sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.” Bir kavim üzerine bir güneş doğuyor 90. ayette. İnşaAllah, A9’a da işaret ediyordur. Yani insanlara ilim, irfan sunduğu için, güzellik sunduğu için ve tabi birçok manası var. Mehdiyet’e hizmet eden bir kanal olduğu için, oryada bir işaret var. 93’de-ki, ebcedi de 2013 veriyor yaklaşık. “İki seddin arasına kadar ulaştı” diyor. Mesela Marmaray, deniz altında denize karşı iki tane settir. Suya karşı yapılan, suyun akmasını engelleyen bende sed denir. Suyu engelliyor. Bir gidiş dönüş yolu var, iki tane sed yapılmış durumda. Ne diyor? “İki seddin arasına kadar ulaştı”. Yani onun seddin giriş kapısına kadar ulaştı. Ona da işaret var yani. İki sed var denizden koruyan, insanların inip bindiği iki seddin arası olmuş oluyor. Çünkü biri gidiş biri geliş yeri oluyor. Ana kapı. Ana kapıya ulaştı anlamına da gelir. Yani onu da işaret ediyor. “Dediler ki: “Ey Zulkarneyn gerçekten  Ye’cuc ve Me’cuc,  yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar.” Yani anarşi var o devirde. Dünyanın her tarafında kan akıtıyorlar, terör estiriyorlar. Dünyadaki bütün terör yapan kan akıtan herkese işaret edilmiş oluyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam Suriye hava kuvvetlerine ait bir savaş uçağının Halep’in Tarık bab ilçesine varil bombasıyla düzenlediği saldırıda 17 kişi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: İşte varil bombasıyla öldürünce çok normal karşılıyorlar. Kimyasal silah olunca, “ayıp yaptın ya kimyasal silahla adam öldürülür mü? Varil bombasıyla öldür” diyor. “napalm bombası olsun, obüs topu olsun, sahra topu olsun” diyor. “Şöyle patlattın mı ortalığı birbirine katsın, kan revan içinde bıraksın” diyor. “Öbürü kimyasal” diyor “o pek olmuyor” diyor. Böyle bir anormallik var. O, Başbakanımızın da dikkatini çekti, benim açıklamalarımdan sonra. Dünyanın her yerinde bu anormalliğe o da dikkat çekmeye başladı. Daha önce hiçbir liderin aklına gelmiyordu bu. Yani kimyasal silahla öldürmek kötüdür ama klasik silahla öldürmek iyidir. Bu kafadaydılar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde şöyle bildiriyor. “İmam Mehdi, dinin düzeni, Müslümanların onurudur. Münafıkların kinini üzerine çeker. Kafirlerin helak olmasının vesilesidir. İmam Mehdi zamanının tek adamıdır. Hiç kimse onun seviyesine erişemez ve hiçbir alim onunla boy ölçüşemez. Onun benzeri ve eşi olmaz. Fazilet sıfatıyla belirginleşir” diye devam ediyor hadis.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hadisi bir daha oku çok şahane.

DİDEM ÜRER: Tabii, elhamdülillah. “İmam Mehdi, dinin düzeni, Müslümanların onurudur. Münafıkların kinini üzerine çeker. Kafirlerin helak olmasının vesilesidir.”

ADNAN OKTAR: Bak münafıkların kinini üzerine çekiyor, çok manidar.

DİDEM ÜRER: “İmam Mehdi zamanının tek adamıdır. Hiç kimse onun seviyesine erişemez ve hiçbir alim onunla boy ölçüşemez.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Bugün Kuran’dan sizlere işari manalardan bir şeyler anlatabilirim. Ama önce Didem Hocam’dan dinleyelim.

DİDEM ÜRER: Hocam deminki hadisin devamını okumak istiyorum, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) çok güzel ifade etmiş. İmam Mehdi için, “onun benzeri ve eşi olmaz, fazilet sıfatıyla belirginleşir. Bütün faziletler onda toplanmış olur” diye bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ama Hz. Mehdi (a.s), bunları isteyerek ve çalışarak elde etmiş değildir. Bilakis bu faziletleri veren yüce bahşedici olan Allah tarafından, Hz. Mehdi (a.s)’a has kılınmış özelliklerdir.” 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biraz şerh et.

DİDEM ÜRER: Tabii Hocam inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) kendisi çalışarak belli bir makamı elde etmeyecek. Kaderde Allah zaten onu Mehdi olarak yarattığı için bu makama gelecek ve insanlar onu Mehdi makamına getirecek inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İşte böyle” diyor Cenab-ı Allah kehf Suresi 91, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onun yanında “özü kapsayan bilgi olduğunu” (veya yanında olup- biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.” Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında da özü kapsayan bilgi olacak. Yani bazı hocalar gibi detaylara girip, detayda boğulmayacak. Özünü anlatacak, hikmetini anlatacak. Kısa ve özlü olarak bir şeyi tam açıklamış olacak. Dini de öyle, İslam’ı da hikmetle kısa ve özlü olarak anlatmış olacak. Dolayısıyla teferruatta ümmetin boğulması yöntemini ortadan kaldıracak. Şeytan ümmeti teferruatta boğdu. Büyük bölümünü boğdu. Ve bir oyun oynadı ümmete karşı. İslam’a karşı bir oyun oynadı şeytan. Bu ortadan kalkacak, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sedat Laçiner yazısında; “Türkiye’nin kalkınmasının sürdürülebilir olmasını istiyorsak iyi bir eğitim reformu gerçekleştirmek zorunda olduğumuzu ve yapılan iyileştirmelerle üniversitelerden mezun olan kişilerin kalitelerinin arttırılması gerektiğini” yazmış.

ADNAN OKTAR: İmani Kurani eğitim olmadıktan sonra, Darwinizmi, materyalizmi öğrettikten sonra Japonya’dan, Rusya’dan Amerika’dan pek farkımız olmaz. O yönüyle, eğitim yönüyle. Farklı bir eğitim vermemiz lazım. Dünyadaki eğitimin aynısını veriyorsak, Darwinist materyalist eğitim veriyorsak dünyadan farklı bir netice almayız. Ama Darwinizm materyalizmin geçersizliği anlatılıp bilimsel kaynaklarla bu desteklenerek izah ediliyorsa, Kuran mucizeleri anlatılıyorsa, iman hakikatleri anlatılıyorsa, vatan, millet, bayrak sevgisi öğretiliyorsa o zaman olur. Ama düz eğitimden pek bir şey çıkmaz söyleyeyim. Yani dünya neyi elde ediyorsa biz de o kadarını elde ederiz. Dünya battığına göre Allah esirgesin biz de batarız o zaman. Ama Mehdiyet işte bu zorluğu ortadan kaldıracak. Bu sıkıntıyı ortadan kaldıracak ve kaldırmaya da devam ediyor, inşaAllah. Yolları düzeltiyor, yöntemleri düzeltiyor, bozuk olan sistemi düzgün hale getiriyor inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, meteoroloji genel müdürü İsmail Güneş, 2040,2070 ve 2100 yılları için Türkiye’nin küresel iklim modellerinin hazırlandığını belirtti ve “yağış şiddetlerinde artış var. Belki bir haftalık hatta bazen bir aylık yağış 24 saatte veya bir-iki günde düşebilecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Ahir zaman özelliği olarak. Ahir zamanın her şeyi harika. Her şeyi şaşırtıcı. Önü sonu gelmiyor. Peş peşe her gün yeni bir haber duyuyoruz. Her gün şaşırtıcı bir haber alıyoruz. Ve önümüzdeki yıllarda da bu devam edecek, inşaAllah.  

Didem Hocam bu gün bu kadar olsun, yarın devam edelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü