Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Kasım 2013; 11:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Yakışıklı sevgilimin sohbetine başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: “İki seddin arasına kadar ulaştı” diyor Hz. Zülkarneyn (a.s) için, Cenab-ı Allah. Set ne demek? Suyu durduran herhangi bir engel. Suyu durdurmak için yapılan engel, set. Zaten sözlük anlamına da baktığınızda bunu görürsünüz. Marmaray’ın görüntüsü var mı? Görüyor musunuz? Denizin altında iki tane set var. Ayette ne diyor: “İki seddin arasına kadar ulaştı.” Set bir, set iki, iki tane yanyanalar. İki tane set, tam iki tane. Ve bu seddin özelliği ne? Suyu durduruyor, suyun gelişini engelleyen set. “İki seddin arasına kadar ulaştı.” Yani o setlerin birleşme yeri neresi oluyor? Mesela bu Marmaray’ın giriş kapısı, bu iki seddin arasıdır, iki seddin birleşme noktası. Cağaloğlu. Ne diyor ayette: “İki seddin arasına kadar ulaştı” diyor. “Onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.” (Kehf Suresi, 93)

Bazı Darwinistler hakikaten hiçbir sözü kavramıyor. Bazı Marksistler de kavramıyor, anlatsan da anlamıyorlar. Bak, yayıncıların en çok da yaygın olduğu yer orasıdır, Cağaloğlu’dur. Kültürün en yoğun olduğu, orada hakikaten bazı kişilere bir şeyler anlatmak çok zordur. Anlatsan da anlamaz, kavrayamaz. Tartışmaların en yoğun olduğu yerdir, kültür faaliyetlerinin en yoğun olduğu yer. Ki ebcedi de 2013, 1015 tarihlerini veriyor “iki seddin arasına kadar ulaştı.” Marmaray 2013’te vazifeye başladı. Kullanılır hale gelmesi 2013. İki tarih veriyor, 2013 ve 2015 tarihlerini veriyor. 93. ayet zaten, 3 burada da var ebcedinde de var.

“Dediler ki: Ey Zülkarneyn” Zülkarneyn; iki zamanlı yani iki asra, iki zaman hitap eden. Yani 2000’lere ve 3000’lere hitap eden. 2001 yılında 3. bin yıla girdik, 2. bin bitti. Mehdiyet hem 2. binin hem 3 binin faaliyetidir, çalışmasıdır. Hz. Mehdi (a.s) da hem 2. binin hem 3. binin insanıdır. Dolayısıyla iki çağın, iki karnın, karn; iki çağın adamıdır. İki çağa hitap eden insandır. “Dediler ki: Ey Zülkarneyn, gerçekten ye’cüc ve me’cüc” yani anarşist-terörist takımı, kan dökenler, fitne çıkaranlar, polise saldıranlar, “yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar.” Şu an dünyanın her tarafında komünist devletlerde olsun, teröristler olsun şiddetli bir kan dökme faaliyeti içerisindeler. Suriye’de de var, dünyanın her tarafında var. Türkiye’de de görüyorsunuz, Güneydoğu’da da var. “Ye’cüc ve me’cüc yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar.” Sırf bir bölge değil bak, yeryüzünde bütün dünyada bozgunculuk çıkarıyorlar, terör çıkarıyorlar diyor. “Bizimle onlar arasında bir set inşa etmen için sana bir vergi verelim mi?” (Kehf Suresi, 94)

Yalnız bak, Hz. Zülkarneyn (a.s) geldiğinde iki set var. İki seddin arasına geliyor. Önce hazır yapılmış set var, iki set. Ama şimdi ondan bir daha set istiyorlar. Yeni bir set talebi var. “Bizimle onlar arsına bir set inşa etmen için sana vergi verelim mi?” Para verelim mi, imkan verelim mi? “Dedi ki: Rabbim beni kendisi sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı güç ve nimet-imkan daha hayırlıdır.” Benim paraya ihtiyacım yok diyor. Benim sizin vereceğiniz herhangi bir lûtfa da ihtiyacım yok diyor. “Madem öyle bana insani güçle yardım edin de sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım.” (Kehf Suresi, 95)

Yani terörü anarşiyi durdurayım diyor. Bu da bir manevi set aynı zamanda. Bu küfrün saldırısının durması. “Bana demir kütleleri getirin. İki dağın arası eşit düzeye gelince ‘körükleyin’ dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar bu işi yaptı. Sonra dedi ki: ‘Bana eritilmiş bakır getirin üzerine dökeyim.” (Kehf Suresi, 96)

Katran. Mesela bu Marmaray’da binlerce ton demir kullanıldı yapımında. Demirlerin birbirine monte edilmesinde de ateş kullanıldı. Kaynakta ateş kullanıldı ve demirin de oksitlenmemesi için yer yer katran kullanılıyor. İzolasyon çalışmasında, izole etmek için katranlı bantlar kullanılıyor suyun geçişini engellemek için, geniş çapta. Ahir zamanda kullanılacak teknolojiye de dikkat çekmiş oluyor ayet. Hem inşaat teknolojisine dikkat çekmiş oluyor. Mesela inşaatlarda demirin kullanılması o devirde düşünülemez bile. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında yok hiçbir şekilde yok. Ama ahir zaman inşaatlarına dikkat çekilmiş oluyor. Demir kullanılması, demirin kaynakla birbirine tutturulması ve demirin oksitlenmesinin engellenmesi için geniş çapta katran kullanılması. Su izolasyonunda televizyonda da gösteriliyor görüyorsunuz, katranı döküyor, üstüne yine katranlı bant yapıştırılıyor, değil mi? İyice yediriliyor hatta ısıtılıyor, üzerine sıcak ateş tutuluyor. Ve bunu eritirken de kullanılan teknoloji Kuran’da aynısıyla geçiyor, ateşten bahsediliyor.

2013’te insanlar geçiyor bakın, ebcedi bir de 2015’i veriyor. 2015’te de arabalar geçecek Marmaray’dan. İki tarihe birden işaret var. 93. ayet. İki tane set yapılmış, suya karşı çok mukavvim set. Tonlarca basıncı kaldıracak şekilde baraj teknolojisi kullanılarak yapılmış iki tane set. Bak, “İki set” diyor. Ve boydan boya uzun kilometrelerce uzun bir set bu. Meddi ve manevi setlere Kuran dikkat çekiyor. Manevi set; küfre karşı yapılan manevi set. Darwinizme, materyalizme karşı bir set oluşturuyoruz, bu manevi seddir. Ama aynı zamanda Hz. Zülkarneyn Kıssası’nda ahir zaman teknolojisine, betonun kullanılışı, demirin kullanılışı çok detaylı anlatılmış. Katranın kullanılışı çok detaylı anlatılmış. “Böylelikle onu ne aşabildiler ne de onu delmeye güç yetirebildiler.” (Kehf Suresi, 97)

Son derece sağlam, son derece güçlü yapılıyor, depreme dayanıklı, değil mi? Bak, son derece çok güçlü olduğuna dikkat çekiyor Cenab-ı Allah.

“Dedi ki: Bu benim Rabbimden bir rahmettir.” Allah’ın rahmetiyle böyle bir imkan veriyor diyor. “Rabbimin vaadi geldiği zaman O bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır.” (Kehf Suresi, 98)

Ne zaman? Kıyamet. Şimdi direk kıyamete geçmesi neyi gösteriyor? Demek ki kıyamete yakın bir zamanda Marmaray yapılacak. Demek ki bu tip çalışmalar kıyamete yakın yapılacak. Yani doğrudan kıyamete geçiş varsa ondan önceki olaylar hep kıyameti işaret eden ayetler olmuş oluyor. Kıyametin vaktine işaret eden ayetler olmuş oluyor. “Rabbimin vaadi geldiği zaman o bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır.” O zaman Marmaray ne olacak? Paramparça olacak, parçalanacak. Alttan depremle Marmaray kırılacak, oraya su dolacak. Su ne yapacak? Var gücüyle her iki taraftan fışkırmaya başlayacak. Hem Cağaloğlu’ndan hem başka yerden, balıklar, insanları da içine alacak şekilde delicesine bir fışkırmayla fışkıracak. Ama ondan sonra binalar yıkılacak, her yer kaynayacak, her yer birbirine girecek. Boğaz birbirine yapışacak, sonra yeniden ayrılacak ve dünya darmadağın olacak.

“Biz o gün bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakmışızdır” diyor Allah. İnsan neyin içinde dalgalanır? Suyun içinde dalgalanır. İnsanların feci ölümünü Allah hatırlatıyor, kıyamet zamanında. O suyun içerisinde dalgalanacaklarını, suyun içinde nasıl yayılacaklarını insanların, suyun insanları nasıl kaplayacağını ve denizlerin de yanacağını belirtiyor Allah. Magmanın denizleri aşacağını, patlayacağını ve denizlerin üzerinde de ateş görüleceğini. Ama denizlerin insanları yutup insanların dalgalanırcasına, dalgalanma şeklinde denizin, suyun içersinde çalkalanacağını belirtiyor Allah, dalgalanma şeklinde. “Sura da üfürülmüştür artık” diyor Allah.”

Kıyamet başlamış. “Artık onların tümünü bir araya getirmişiz” (Kehf Suresi, 99) diyor Allah. Yani bütün insanları bir araya getiririm diyor Allah. Bir anda bak peş peşe.

“Ve o gün cehennemi inkar edenleri tam bir sunuşla sunmuşuz.” (Kehf Suresi, 100) İnkar etmişlerdi, cehennem hemen gösteriliyor kabul etmeyenlere.

“Ki onlar beni zikretme konusunda” yani Allah’ı anma, Allah’tan bahsetme konusunda gözleri perde içindeydi.” Okumak istemiyorlardı, seyretmek istemiyorlardı. Mesela televizyondaki görüntüyü görmek istemiyor, kitaptaki yazıyı okumak istemiyor. “Gözleri perde içindeydi.” “Kuran’ı dinlemeye katlanamazlardı.” (Kehf Suresi, 101) Kuran’ı dinlemeye başla hemen kapattırıyor. “Aman aman aman dinlemeyin” katlanamazdı, tahammül edemiyor” Kuran’a. Onun yerine ne istiyor? Hurafe istiyor ama bak Kuran’a katlanamıyor. Hurafeyi; hurafeye aç, heyecanla dinliyor, iftiharla dinliyor.

“İnkar edenler Beni bırakıp kullarımı veliler edindiğini mi sandılar?” Kullarımı, mesela şeyhini veli ediniyor, bir mürşidi veli ediniyor Allah’ı bırakıyor ama. “Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini imi sandılar?” Onu put haline getirmiş, hocasını, şeyhini. Sen Kuran’a davet ediyorsun, o diyor ki; “sen öyle diyorsun ama benim 300 yıl önceki hocam da böyle diyor” diyor. Put edinmiş. Kuran’da put isimleri geçer, onlar insandır. Yani insan putlar, insanı put edinmiş, taş put değil onlar. Kuran’da geçen bazı put isimleri var onlar normal yaşayan insan onları put edinmişler. “Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.” (Kehf Suresi, 102) Son durak orası.

“De ki: Davranış-ameller bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?” (Kehf Suresi, 103)Cenab-ı Allah dikkat çekiyor; “En çok hüsrana uğrayacakları size haber vereyim mi?” İnsanlar merak ediyor nedir diye. Vahiy bekliyorlar.

“Onların dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken..” Namaz kılıyor, sakalı göbeğe kadar, şalvarı üstünde, cübbesi var her şeyi var. Bak, “onların dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken.” Kendini evliya zannediyor. Hurafeler anlatıyor, akşama kadar hurafe peşinde. Gidip ona hurafe anlatıyor, öbürüne hurafe anlatıyor. “Kendilerini gerçekten güzel iş yapmakta sanıyorlar.” (Kehf Suresi, 104) Mesela hakikaten gidiyor Kuran kursu açtırıyor, cami yaptırıyor ama sürekli hurafenin peşinde, Kuran’a yaklaşmıyor. Kuran’a yaklaşanları, Kuran’ı sevenleri de karşısına alıyor, onlarla uğraşıyor. Allah diyor ki bak: “Kendilerinin gerçekten güzel iş yapmakta olduklarını zannediyorlar” diyor. Gerçekten mümin, muttaki, takva halis olduğunu zannediyor. İnanıyor kendisine.

“İşte onlar Rablerinin ayetlerine ve O’na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır.” Gerçeğinde onlar dinsiz olur diyor Allah. “Ve onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır.” Bütün yaptıkları boşa çıkmıştır. “Kıyamet günü onlar için bir tartı tutmayacağız.” (Kehf Suresi, 105) Kıyamet zamanında onları sorgulamadan doğrudan cehenneme koyacağım diyor Allah. Çünkü zırvalayacaklar belli, hurafelerle falan konuşacak da konuşacak. Allah “sorgulamayacağım” diyor, “doğrudan cehenneme koyacağım” diyor.

“İşte inkar etmeleri, elçilerimi ve ayetlerimi alay konusu edinmelerinden dolayı” Kuran ayetlerini kabul etmiyor. Bak hurafe demiyor Allah “ayet” diyor, ayeti kabul etmiyor hurafeyi kabul ediyor. Putu kabul ediyor. “Ve elçilerimi” Mesela Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini alay konusu edinmeleri. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini alay konusu ediniyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s) da bir nevi elçidir, onu da alay konusu ediniyor. “Elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir” (Kehf Suresi, 106) diyor Allah.

“İman edip salih amellerde bulunanlar” iman etmiş ve samimi. Salih samimi amellerde bulunanlar. “Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.” Cennet, isimlerinden bir isimdir. Ad-n cenneti-Adnen Cenneti, Firdevs cenneti, Cennet-i Nayim, Nayim cenneti.

“Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.” Cennetten ayrılmak istemiyorlar. Ebedi diyor Allah, ebedi nedir; sonsuz.

“De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa “ Bak yine Allah denize dikkat çekiyor.“ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek,” ikinci bir deniz daha getirilse ” Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.” Diyor, Allah. “Mürekkep olayı o kadar çoktur” diyor. “Rabbimizin sözleri” diyor.

“De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin İlahınızın tek bir İlah olduğu vahyolunuyor.” Yani bana vahiy edilebilir. Müslüman da ne diyor? Bize Kuran bildirmiştir. Biz Kuran’a uyuyoruz. Allah Bir’dir. Bildirilen Kuran’da, size bildiriyorum diyoruz size. Aynısını Peygamber (s.a.v.) ne diyor; “Bana vahyolunuyor.” Bizde vahyolunmuş hazır bilgiyi vahyedilmiş, kitap haline gelmiş. Kuran’ı insanlara bildiriyoruz. “Bana sizin İlahınızın tek bir İlah olduğu vahyolunuyor. Kim, Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun.” Samimi davransın diyor, Allah, “ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." Şirk oluşma hiç kimse, “insanları şirk koşmayın” diyor. İşte hocaları, alimleri, geçmiş bazı alimleri Kuran’dan bahsedildiği falanca alimde, böyle diyor diye ortaya çıkmayın diyor. Cenab-ı Allah. “Kuran ne diyor ise ona uyun” diyor. Çünkü belanın sebebi bu. Şu ana kadar ki.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran ve Birleşmiş Milletler, güvenlik konseyinin beş daimi üyesi ve Almanya arasındaki nükleer müzakerelerin üçüncü turunda anlaşmaya varıldı. Anlaşmaya göre İran nükleer programını altı ay donduracak ve bazı nükleer faaliyetlerinde sınırlandırmalar olacak. Buna karşılık İran’ın bazı dondurulan mal varlıkları iade edilecek. Ve kendisine yönelik ekonomik yaptırımlar gevşetilecek. Bu da, İran’a 7 milyar dolarlık kazanım sağlayacak.

ADNAN OKTAR: İran’ın öyle bir derdi yok. Atom bombası Çin’den de çok rahat alır. Ruhları bile duymaz. Rusya’dan da çok rahat alır. Çoktan da almıştır. Çünkü Şangay ekibinde zaten. Onların aralarında su sızmıyor. Venezüella, şu bu falan Kuzey Kore hepsi iç içeler. Ayrıları gayrileri yok. Dolaysıyla atom bombası Çin için şuana kadar sorun olması mümkün değil. Gayet kolay. Ama Avrupa herhalde Amerika yani laf olsun torba dolsun tarzında bir politika izliyor. İşte güya durduracaklar, atom bombası yapılmasını. Çin’den, atom bombası çok rahat alabilir İran. Rusya’dan çok rahat alabilir. Kuzey Kore’den çok rahat alabilir. Kuzey Kore zaten alenen yapıyor. Yani Amerikan’ın şu kabadayılığı çok utanç verici oluyor, yapmasınlar bunu. Çok mahcup edici. Kardeşim sen Kuzey Kore’nin karşısında diz çöktün, zavallılığını kabul ettin. Kuzey Koreli der ki, yeri göğü yıkarız, sakın ha atom bombası falan yapmaya kalkmayın. Faaliyet yapmayın. Ne diyorsunuz siz? Dedi. Adamlar cayır cayır atom bombası patlattılar. Biz denemesini yapıyoruz. Daha da gelişmişini yapıyoruz, yapacağız. Var mı? Diyeceğiniz dediler. Amerika ağabey tabii siz kendiniz bilirsizine getirdiler. Yanlış anlaşıldık galibe falan gibisinden.

Tevrat’ta, Adnan Oktar isminin geçmesi beni, çok çok şaşırttı. Yani bayağı hayret edecek bir şey. Çünkü bak tek bir sayfada, göster. Bak, Tevrat’ta bu tek bir sayfa. Tek bir sayfada neler geçiyor bakın. Bir; “Adnan Oktar” ismi geçiyor. Ona zum yapabiliyor musun? Evet. Bak Adnan Oktar. İki; “icazet” müsaade kelimesi geçiyor. Aynı sayfada. Bak icazet müsaade. Üç; “Allah için çabala” cümlesi geçiyor. Dört; “birlikte Allah’ı anın” geçiyor. “Bereketli” kelimesi geçiyor. “Sonuç” kelimesi geçiyor. “Bir arkadaşla birlikte” kelimesi geçiyor. Bakın “Rayel” Allah’ın kelimesi. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ismi sıfatı Kuran’da Hz. İsa Mesih (a.s)’dan bahsediyor, aynı sayfada. Aynı sayfada “icazet müsaadeden” bahsediyor. “Allah için çabala” var. “Birlikte Allah’ı anın” var. “Bereketli” var. “Sonuç” var. “Bir arkadaşla birlikte.” Biraz yaklaştır Tevrat’taki görüntüyü. Bunu çözen, bu çalışmayı yapan bir haham grubu var, yani onlarca seneden beri bu konularda uzmanlaşmışlar. Bu zaten çok kadim bir ilim, eski bir ilim. Ama bunu yeni bulmuşlar, ben hayretler içinde kaldım. Hadi “Adnan” bulunabilir. “Adnan Oktar” nasıl olur? Hadi “Adnan Oktar” olduğunu düşünelim, “Allah’ın” kelimesi Hz. İsa Mesih (a.s)’ın vasfı sıfatı. Arkasından “icazet, müsaade” bu kadar tevafuk normal mi? “Allah için çabala.” Onu arkasından “birlikte Allah’ı anın, bereketli, sonuç, bir arkadaşla birlikte” tek bir Tevrat sayfasında. Şimdi bu hayret verici değil mi? Bu kadar tevafuk normal mi? Geçenlerde bir tanesi çıkmış diyor ki, “Nuh ismi kırk yerde geçiyor” diyor. “Ne var bunda yani” diyor. Kardeşim “Nuh” Peygamber ismi. Geçer tamam. Ama Nuh’la beraber bunlar bu kelimeler bir arada oldum mu, bu harikulade üstü harikulade bir şey olmuş oluyor. Nuh nihayet üç harf. Ama burada muazzam bir detay var. Ve birbirlerine bağlantılı mantıklar var. Bunu anlamazlıktan gelmek mümkün değil. Bu nefes kesecek, çok şaşırtıcı bir şey.

Museviler, ağlama duvarında Mehdinin gelişi için dua ediyorlar. “Elohe” Ey Allah’ım diyorlar. “Barışı getir.” Ellerini o duvara koyuyorlar, taş duvara. Hz. Süleyman (a.s)’ın o sarayının yıkılan duvarının parçası bir bölümü. “Elohe-Ey Allah’ım barışı getir. Yeryüzünü barışla doldur. Davut soyundan gelecek olan kulunu.” Bak,” Davut soyundan gelecek kulunu Moşiyah’ı biran önce zuhur ettir.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı. “Biran önce zuhur ettir.” Biran önce zuhuru istiyorlar Museviler. Kaç yıldır? Dört bin yıldır. “Dünyanın sonuna kadar yaşayacak. Krallığını hemen kur.” Yani kıyamete kadar sürecek krallığını, Moşiyah’ın krallığını hemen kur. Yine ikinci duaları. Günde üç kere bu duayı yapıyorlar. Günde üç kere, her gün. Dört bin yıldır günde üç kere bu dua yapılıyor. Dört bin yıl. “Elohe-Ey Allah’ım, Kudüs’e rahmetinle geri dön.” Yani bizlere Kudüs’te bir güzellik meydana getir. Yeniden İslam’ı getir. “Söz verdiğin gibi orada kal ya Rabbi” diyorlar. Yani Allah’ın dini hükümran olsun, orada kalsın. Yerleşik ve sağlam olarak kalsın. “ Kulun, Davud’un Moşiyah’ının sonsuza kadar sürecek tahtını hemen kur.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın hakimiyetini hemen kur. “Kulun, Moşiyah için” Hz. Mehdi (a.s) için “sebepleri hızlandır.” Sebepler işte; Suriye’nin işgali, Irağın işgali, ekonomik kriz, depremler her türlü dünyada meydana gelen felaketler. “Kulun, Moşiyah için sebepleri hızlandır. Sebepleri büyüt. Yardımınla Onun Moşiyah’ının gücünü artır.” Hz. Mehdi (a.s)’ın gücünü artır. “Senin yardımını bütün gün diliyoruz.” Bütün gün ne? Günde üç kere “bütün gün diliyoruz.”  Sabah, öğle, akşam, dört bin yıldan beri bu dua yapılıyor. Ve Musevi inancına göre Musevi kaynaklarına göre, Moşiyah 1999 faaliyetini hay safhaya çıkarttı, 2012’lerde ikinci aşamaya geçti. Tevrat’ın bilginleri, üst düzey Rabbani bilginler Musevi alimleri bunu bu şekilde kitaplarında yazmışlar. İki bin yıllık, üç bin yıllık kitaplarında bu var. 2012 tarihini veriyorlar ve 1999 tarihini veriyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran’ın nükleer görüşmeleriyle ilgili Türkiye memnuniyetini dile getirirken, Obama; artık İran’ın nükleer silah elde edemeyeceğini teyit edebileceğimiz daha güvenli bir dünya olacak” dedi. İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman’da; “bunun sonucunda hiç şüphesiz tüm Ortadoğu bölgesine delice nükleer silahlanma yarışı olacak” ifadesini kullandı. Hocam zaten İsrail tarihi bir hata olarak ifade etti. “Askeri operasyon seçeneğimizi her zaman açık tutuyoruz” gibi bir ifadede bulundu.

ADNAN OKTAR: Espri yapıyorlar. Yok, askeri ifade yapamaz İsrail. Yani geçti o. Yani İsrail’in askeri operasyon yapması demek, Ortadoğu’nun yerle bir olması demektir. Öyle bir şey olmaz. Sık sık İsrail onu söylüyor. Herhalde kendi kamuoyunu yatıştırmak için söylüyor. Yapmaz İsrail öyle bir şey. Ama İran’da bir şey yapamaz. Atom bombası zaten yapmıştır, vardır atom bombası da ama bir şey yapamaz. Moşiyah devrindeyiz- Hz. Mehdi (a.s) devrindeyiz. Hepsinin eli bağlı, kolları bağlı, hiçbir şey yapamazlar. Emir Allah’tan gelir. Onlardan gelmez. İran atom bombası atacağı vakit Allah attırır. İran atamaz. İsrail atom bombası atacağı vakit Allah attırır. Onlar atamaz.

Kabala ilminin temel eseri Musevi’nin batini tefsir kitabı olan Zohar’da; “ Yakup soyu için kurtuluşun başlangıcı olarak” yani İsrail’in Hz. İsrail’in, Hz. Yakup (a.s)’ı soyu, Hz. Davut (a.s)soyundan gelen Moşiyah’ın zuhuru. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru için Musevi yılı olarak 5760 belirtilmiş. 5760 bak 5-7-6. Burada bir ilginç bir çıkış var. 5-7-6 yani 5760. Bu tarih 11 Eylül 1999. Bakın 11 Eylül 11’de önemli.11 Eylül 1999 ve 29 Eylül 2000 tarihleri arasında ki dönem, ama başlangıcı 11 Eylül 1999. 11 Eylül 1999’da zaten çok büyük olaylar oldu. Bize yapılan operasyon da aynı devirde, aynı zamanda. Ve 29 Eylül 2000 tarihleri arasında ki dönemdir. Kral Mesih Moşiyah’ın ortaya çıktığı belirtilen Musevi yılı 5766. Bak 5766 iki kere altı tekrarlıyor 5-7-6-6. Öbürün de; 5760. Burada 5766. 5766 Roş Hoşana. Kral Mesih’in ortaya çıktığı tarih. 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır ve bu yıl 2005 2006 yılına işaret ediyor. Kral Mesih’in-Moşiyah’in- Hz. Mehdi (a.s)’ın, tüm dünyayı harekete geçireceği tarih olarak belirtilen Musevi yılı 5773. Bakın 5-7-7-3 ise 2012 2013 tarihlerine işaret ediyor. 2012 2013.

“Yakup bir Vav ile birlikte yazılmıştır, neden? Bu Ayet İsrail sürgünü için söylenmiştir. Çünkü Haham Şimon açtı ve şöyle söyledi; “Yakup ile antlaşmanı hatırlayacağım.” (Vay ikra 26:42)Tevrat’tan  bölüm. “Yakup ile antlaşmanı hatırlayacağım.” Yani Yakup’a verilen sözü yerine getireceğim anlamına geliyor bu. Çünkü Tevrat’ın tefsiri de önemlidir. Tevrat’tan bazı şeyler mesela hatırlayacağım dendiğinde, onu uygulayacağım anlamına geliyor. “Yakup bir Vav ile birlikte yazılmıştır, neden? Bu ayet İsrail sürgünü hakkında söylenmiştir. Çünkü onlar Yakup’un evi sürgündeyken hatırlanacaktır. Onlar Vav’ın sırrı ile hatırlanacaklardır. Bu da altıncı bin yıldır. Hatırlanma pekidah ise Vav’ın sırrındandır. Altı an ve yarı zaman ve altı bin yıla, kapının üzerinde sürgüye kalan altmışıncı yılda göklerin Rabbi Yakup soyunun hatırlanmasını yükseltecek bu da 1999-2000 yılları ile ilgili oluyor. Ve bu zamandan sonra tam hatırlamak, Zekira zamanına kadar altı ve yarım yıl kalacak ve bu zamandan sonra bir başka altı yıl ve bunlar yetmiş iki yıl ve yarımdır. Bu da 2005 ve 2006 yılları ile ilgili.  Uzun uzun anlatmışlar Tevrat’ta fevkalade 2012 2013 tarihlerine de dikkat çekiyorlar

Bunları bir kitapta derli toplu yayınlarız, inşaAllah. Şimdi yine biraz Risale-i Nur’dan devam edelim.

VTR: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, AHİR ZMAANIN BÜYÜK MEHDİSİ 3 BÜYÜK VAZİFEYİ BİRDEN, BİZZAT KENDİSİ YAPACAKTIR DİYOR.

 BEYZA BAYRAKTAR: Aşkım, bir tanemin, sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet ne anlatıyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu nükleer anlaşma konusu oldukça fazla yer kaplıyordu, haberlerde. Obama ve Netanyahu ile bir görüşme yaptı nu konuda İsrail bu anlaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Görüşmede Obama; “İsrail’e olan desteğini sürdüreceğini ve taahhütlerine sadık kalacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bunlar geçici sakinleştirme operasyonları. Aslında İran söylüyor “biz” diyor. “İsrail’i haritadan sileceğiz” diyor. Atom bombasından daha etkili bir söz bu ama İsrail’inde yapa bileceği bir şey yok. İran’ın da yapa bileceği bir şey yok. Yoğun bir düşmanlık dalgası, yoğun bir sevgisizlik dalgası İsrail’i etrafını sardı. Bu da Moşiyah’ın Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının an meselesi olduğunu gösteriyor. Çünkü cinnet şeklinde bir nefret dalgası İsrail’in etrafını sarmış durumda görülmemiş derecede. Eskiden bu derece yoğun değildi. Bunu çözecek olan bu hastalığı kaldıracak olan Mehdiyet’tir ve Hz. Mehdi (a.s)’ın bizzat kendisidir. Yani Moşiyah’ın zuhuru.

Didem Hocam dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Fransa İslam Dini adlı konseye bağlı İslam’a fobiye karşı ulusal gözlem evi raporunda; “İslamofobik saldırılarda yılın ilk dokuz ayın da yılın bir önceki yıla oranla yüzde 11.3 oranında artış olduğu” belirtildi.

ADNAN OKTAR: Artar bir daha ki sene daha da artar ama asıl fiili durum var iş İslamofobi’yle kalmıyor ki. Milyonlarca Müslüman şehit ediliyor zaten. Sırf Irak’ta milyonlarca Müslüman şehir edildi.  Afganistan’da öyle Suriye’de öyle.  Daha ilk başlangıcında yüzbin kişi şehit edildi. Dolayısıyla fobiyle kalan bir şey değil. Fobi fikir gibi terakki ediliyor ama burada fiili bir vahşet var. Vahşetin üstünde durmak lazım.” Kardeşim İslam’a fobi yayılıyor ne yapacağız.” Katliam devam ediyor. Müslüman katliamı devam ediyor. Çok kapsamlı milyonları bulan sayısı ve dünya tarihin de görülmemiş. İslam tarihinde görülmemiş bir katliam bu gün İslam alemini sarmış durumda. Böyle bir katliam İslam Tarihinde yok. Diyanet işleri başkanında söyledi. Tarihte yok böyle bir katliam.

İmamı Sadık (a.s) buyurdu ki; İbn-i İdris babası Muhammet bin Hüseyin bin Zeyt Hasan bin Musa Ali bin sema, Ali bin Hasan bin Ribad onun babası Mufatdal aracılığıyla rivayet edilmiş. İmamı Sadık bin (a.s) buyurdu. Peygamberimizden rivayet (s.a.v.). “Şanı yüze olan Allah mahlukatı yaratmadan on dört bin  yıl önce.” On dört bin yıl, o çok manidar yedinin iki katı.  “On dört nur yarattı.” Hicri bin dört yüze de işaret. Hz. Mehdi (a.s) ‘ın çıkış tarihine. “On dört nu yarattı. “Onlar bizim ruhlarımızdır.” “Kendisine; ey Resulullah (s.a.v)’in evladı on dört ile kastedilen kimdir?” denince, şöyle cevap verdi”; Hz. Muhammet  (s.a.v.), Hz Ali (r.a), Hz Fatıma (r.a), Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’ın soyundan gelen imamlardır. Onların sonuncusu El Kaim Muhammet Mehdi (a.s)’dır-ki, gaybetinden sonra”, yani insanların onu görmediği dönemden sonra “kıyam ederek” kendisini göstererek “deccaliyeti yok edecek yeryüzünü her türlü zulüm ve haksızlıktan temizleyecektir”. Meclisi’nin eserinde bu cilt 15 sayfa 23’de.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bende bir hadis okumak istiyorum, inşaAllah. Şöyle bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “El Kaim Mehdi (a.s) için dokun bin üç yüz on üç melek inecektir ki bunlar Allah Hz. İsa (a.s)’ı göğe yükselttiğinde onun beraberinde bulunuyorlardı.”

ADNAN OKTAR: İşte bak, bu melekler Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) ile bağlantıdalar. Sürekli Hz. Mehdi (a.s)’ın yanındalar, Hz. İsa Mesih (a.s) göğe alınmasında görevliler, yere inmesinde görevliler ve Hz. Mehdi (a.s)’ın mücadelesinde Hz. Mehdi (a.s)’ın yanından hiç ayrılmıyorlar.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Barzani; “Kuzey Irak Bölgesinin petrolünü Türkiye’ye taşıyacak boru hattı projesini görüşmek için yakın zamanda Bağdat’a gideceğini” söyledi. “Projeyle ilgili Türkiye’yle gerekli çalışmalar yürütüldü yılbaşından sonra bu hattan Türkiye’ye petrol akışı başlayacak” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hadi hayırlısı. Hadi hayırlısı bakalım.

Ben, Didem Hocam sizde baya bir ilim olduğunu düşünüyorum, dinliyoruz sizi.

DİDEM ÜRER: Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Şöyle bir haber vardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; “öğretmenlerin yalnızca öğrencileri sınavlara hazırlamadıklarını, çocuklara edep, sabır öğreten şahıslar olduğunu” söyledi. “Öğretmen sadece üniversite sınavlarına hazırlayan değildir, sadece test tekniği öğretenler değildir, on üç yıl boyunca ilim öğreten, edep, adap öğreten sabırla öğrencisine hayatı öğreten, takdim edenler bu işin asli unsurudur” dedi.

ADNAN OKTAR: Edep öğretiyor, adap öğretiyor, sabır öğretiyor, Darwinizm öğretiyor, materyalim öğretiyor. Yani öğretmenlerin vazifesi bu. Darwinizmi anlatıyor, materyalizmi anlatıyor, edep ve adap öğretiyor. Tayyip Hocam bu durumdan memnun değil. Edep ve adaptan kastı İslam. Onun öğretilmesini istiyor ama öğretemez öğretmenler. Nasıl anlatsın? Kuran mucizesi mi anlatacak derste? Yani edebi neye dayandıracak? Edebi dayandıracağı nokta ne?  İslam’a dayandırması lazım, İslam’ı anlatamıyor. Ama Darwinizmi, materyalizmi anlatıyor dolayısıyla öğretmenler edep anlatacak durumda olamaz. Yani genel ahlakı anlatabilir. Kuran’a dayandırmadan anlatabilir. İslam’a dayandırmadan anlatabilir. Mesela dürüst olun çocuklar, efendi olun, akıllı olun diyebilir.  Bunu bir Marksist’te söyleyebilir. Ama mühim olan Kuran’a dayalı olarak anlatılması! Ama devletin eğitimi Darwin’e dayanıyor. Materyalizme dayanıyor. Darwinist materyalist ideolojiyi anlatıyor devlet. İlkokul, ortaokul, lise, üniversitede devlet hatta dayatma tarzında öğretiyor öğrencilere.  Ve cevabını verdirtmiyor. Cevabı verilemiyor. Darwinizmi materyalizmi anlattıktan sonra sen ona edep, adap neyi anlatacaksın? Sonra diyordun “çocuklar bir şey anlatacağım” diyorsun “buyur Hocam” diyorlar “sizin atanız bir bakteri gibi bir şeydi tek hücreydi, sonra çoğaldı balık gibi bir şey oldu sonra primat gibi bir şey oldu sonra maymun gibi bir şey oldu sonra da siz oldunuz” diyor. “yani?” Diyor çocuk “yani tesadüfen oldunuz” diyor özetle. “Hocam” diyor “o zaman din var mıydı?”  “Din yoktu o zaman” diyor. “Aile var mıydı?” “ailede yoktu” diyor. “Devlet var mıydı?” “Devlette yoktu” diyor. “Ahlak var mı? “Ahlakta yoktu” diyor. “Nasıl yaşıyorlardı? “Komün hayatı yaşıyorlardı” diyor. “Kadınlarla istediği gibi herkes ilişkiye giriyordu” diyor.  “Yemek ortaya konuyordu isteyen istediği gibi yiyordu” “Böyle bir hayat vardı” diyor. Kitapların anlattığı bu! “Gelin size edep öğreteyim” derse öğretmen, çocuk şöyle bir durur herhalde. Yani hangi edebi öğretiyor? Darwinizm, materyalim edebi mi öğretiyor? Kuran’daki edebi mi öğretiyor? Neyi öğretiyor? Kuran’ı söyleyemeyeceksin! Bak Kuran’ı anlatması yasak. Ama Darwinizmi, materyalimi anlatması mecburi. İhtiyari de değil bak mecbur. Ama Kuran mucizesini anlatamıyor. İttihad-ı İslam’ı anlatamıyor.  İman hakikati anlatamıyor. Böyle kilitlenmiş bir durum var.

Diyor ki bu kodlar konusunda; “ben şüpheci birisiyimdir.” Şüpheci olman güzel! Şüpheciysen araştıracaksın. Araştırmacı olman için sana imkânı sunuyoruz işte bak. Yine göstert o Tevrat sayfasını. Al bak kendin araştır incele. Eğer bilmiyorsan kod bakmayı o hahamlarla seni tanıştıralım, sana anlatsınlar. Ama bak burada sayfada açıkça göstert yine alenen görünüyor. Bütün o dediğimiz kelimeler, cümleler hepsi açıkça alenen görünüyor. Oradan bakarsan görürsün. Evet.

“Allah’ şükür Rabbimiz seni tanımamı kısmet etti. Allah’a çok şükür çok güzel anlatıyorsunuz maşallah nursunuz. Özenle dinliyorum Ahmet Muhammet Adnan Hoca’mı tanıdıktan sonra aşkı anladım. Allah aşkını Kuran’ı kerimi ondan başka daha güzel anlatan yok” diyor, maşaAllah, inşaAllah öyle oluruz, inşaAllah vesile eder bizi.

“Telefonuma şu anda Adnan Oktar canlı yayında uyarısı geldi” diyor. Biz böyle bir sistem kullanıyor muyuz?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Geç gelmiş.

“Sizi daha fazla görebilmek için RTÜK’e canlı yayınlarda uzun ara vermeyi sakıncalı bulmasını rica edeceğiz” diyor. RTÜK’ten bize uyarı gelecek. Araları uzun tutmayın” diyor.

“Sevgi öğretmenimiz, başımızın tacı, ruhumuzun ilacı, hayat kıvancımız canımız Hocamız” diyor, maşaAllah.

Bakın, Bediüzzaman ne diyor: “Onun için bütün kuvvetimle nura sarılmaya mecbur olduğumdan siyaset topuzu ne şekilde olursa olsun, bakmamak lazım geliyor. Ama maddi cehdin nüktezası ise o vazifeyi şimdilik bizde değildir. Evet, ehline göre…” evet. “Hem iman ve hakikat noktasında bu çeşit merakların büyük zararları var.” Yani dışarıda ne olup bittiğini kontrol etmek, incelemek. “Çünkü gaflet verici ve dünyaya boğduracak ve hakiki vazife-i insaniyeti ve ahireti unutturacak olan en geniş daire ise siyaset dairesidir. Hususan böyle umumi ve mücadele suretindeki hadiseler kalbi de boğuyor. Güneş gibi iman lazım ki, her şeyde, her vaziyette, her harekette Kadir-i İlahi ve Kudret-i Rabbani’nin iznini, eserini görsün. Ta o zulm-ü zulmetle kalp boğulmasın, iman sönmesin. Ta ki tabiat ve tesavüfe saplanmasın.” Onun için Bediüzzaman; “Boş işlerle uğraşmayın. Doğrudan iman hakikatlerine, Kuran mucizelerine vaktinizi ayırın. Kırk tane eliniz yok, bir tane eliniz var, sayınız az, imkanınız kısıtlı, vakit de dar” diyor. “Onun için bütün dikkatinizi iman hakikatlerine teksif edin. Küçük dershaneler açın. Evlerde meclis oluşturun. Sohbet edin. Ama üstünde duracağınız konu hep Kuran mucizeleri, iman hakikati, imanın güçlenmesi olsun” diyor. “Zaman imanı tahkiki yapma zamanı” diyor. “İnsanlarda iman çöküntüsü var” diyor. Onun için gidip fizikle, kimyayla, biyolojiyle uğraşmak yerine bununla uğraşın. Çünkü fizikle, kimyayla, biyolojiyle uğraşan insanlar var. Yeteri kadar var. Devletin öğretmenleri var. Her yerde var. Herkes var. Onu herkes öğretir. Yani öyle bir sıkıntı yok. Öyle bir sorun yok. Devlet de öğretiyor, özel okullar, hepsi öğretiyorlar fizik, kimyayı. Ama iman hakikatleri, Kuran mucizelerini anlatan yok. Bunun sayısı az. Ama hurafe anlatan bol. Hurafeyi çokça anlatan var. Bağnazlığı çokça anlatan var. İslam’dan çokça soğutan insanlar var. Ama Kuran’ı sevdiren, İslam’ı sevdiren, iman hakikatlerini anlatan, sevgiyi, muhabbeti, derinliği, Kuran’a dayandırarak, delillendirerek anlatan, iman hakikatlerini kalplerine yerleştiren, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatan insan sayısı çok az. Bediüzzaman diyor ki; “Ağırlığı buna verin. Dikkatinizi başka yerlere sarf etmeyin. Siyasetle, şununla bununla uğraşmayın. Para kazanmak, köşe dönmek, bunların peşine gitmeyin. Allah size iştikakınızı verir. Allah size ihtiyacınız olan maddi desteği sağlar. Siz bu konuda Allah’a tevekkül edin” diyor. “Benim de mesela konumumu düşünebilirsiniz” diyor. “Ben fakir bir insanım” diyor. “Ama Cenab-ı Allah beni istihdam ediyor” diyor. “Az bir parayla bereket buluyorum ve İslam’ı, Kuran’ı yayıyorum, anlatıyorum. Bütün dikkatimi İslam’ı yaymaya verdim” diyor. “Siyasetle uğraşmıyorum. Gazeteleri incelemiyorum. Televizyon ne diyor? Savaşlar ne oluyor? Bunlarla vakit harcayamam ben” diyor. “Vaktim çok dar. İman çöküntüsü olduğu için bütün dikkatimi iman hakikatlerine veriyorum” diyor. “Ama ara ara imanın hizmeti için dünyaya baktığım oluyor. Dünyada ne olup bittiğini kısaca bir gözden geçiriyorum. Ama geceli gündüzlü dikkatimi buna vermiyorum” diyor Bediüzzaman. “Hep bu faaliyet içindeyim, Allah da bana bereketini veriyor ve çok az bir imkanla, çok büyük hizmet verebiliyorum” diyor. “Siz de böyle olun” diyor. Şimdiki arkadaşlara bakıyoruz, bambaşka bir stil. Bir kısmı için söylüyorum. Köşe dönüyor, bir kere daha dönüyor. Akşama kadar köşe dönüyor. Ömür boyu köşe dönüyor. Biz buraya köşe dönmeye gelmedik. İman hakikatlerini, Kuran mucizelerini anlatmak, Allah’a hizmet etmek, Kuran’a hizmet etmek için geldik.

Mesela iman hakikatleri yazıldığında sadece benim siteler çıkıyor. İnternete baktığınızda. Sadece benim siteler çıkıyor, iman hakikati. Köşe yazılarına bakıyoruz; mesela siyasi gazeteler var Müslüman cemaatlere mensup bazı gazeteler var, Zaman Gazetesi falan buz gibi soğuk ve sevgisiz yazılar. Hep siyaset. Allah’tan bahsedilmiyor. İman hakikatlerinden bahsedilmiyor. Kuran mucizelerinden bahsedilmiyor. Sevginin, şefkatin, merhametin güzelliğinden bahsedilmiyor. İttihad-ı İslam’dan, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından, İsa Mesih’in inişinden, ileride olacak güzelliklerden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerinden, çıkan ve çıkmaya devam eden harikalarından bahsedilmiyor. Birbirinden harika mucizelerinden adeta bahsetmeme yarışına girmiş durumdalar. O da bereketsizlik ve uğursuzluk getiriyor.

Evet Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Japonya’da yerlilerin Kedi Cenneti Adası olarak tanımladığı Tashirojima Adası’nın kedi nüfusu insan nüfusundan fazlaymış. Resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Benim bu adaya gitmem şart. Ne tatlı şeyler bunlar. Bir de Japonya’da ne işiniz var sizin köfteler? Bunları gemiye doldurup buraya getirmek lazım. Tam çete bunlar çete, maşaAllah. Ama dünyanın her yerinde ahlakları aynı. Bunların Japon’u, Türk’ü falan olmuyor. Hepsi tek millet.

DAMLA PAMİR: Bugünkü yayınımız burada sona eriyor, yarın görüşmek üzere inşaAllah, hayırlı günler.

Masaüstü Görünümü