Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (27 Kasım 2013; 11:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


SELDA GÖKTAN: Dünyalar güzeli Hocamla sohbete başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bütün övgüler Allah’adır. Biz Allah’ın yaratmasıyla kendini var zanneden yokluklarız. Bütün tecelli, bütün güç Allah’a aittir. Allah’a hamdolsun, elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Papa vaazlarında faydalanmaları için din adamlarına yönelik hazırlattığı kitapçıkta, “gerçek İslam ve doğru yorumlanan Kuran şiddetin her türlüsüne karşıdır” ifadelerini kullandı. Şöyle geçiyor kitapçıkta: “Ancak bu İslam’ın gerçek müminlerinin nefret dolu genellemelerine mahkum edilmesine yol açmamalı. Çünkü gerçek İslam ve doğru yorumlanan Kuran şiddetin her türlüsüne karşıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Papa akılı bir adam. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi. Üslup güzel. İnşaAllah daha da sayıları artar, İslam’ı sevenlerin, İslam’ın muhiplerinin; Hz İsa Mesih (a.s)’la hep birlikte ortaya çıkarlar, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, aynı zamanda İslam’ın yaşandığı ülkelere de seslendi Papa. Şöyle diyor: “Naçizane bu ülkelere yalvarıyorum; Batı ülkelerinde İslam dininde bulunanlar nasıl ki özgürlüğün tadını çıkarıyorlarsa lütfen siz de ülkelerinizde yaşayan Hıristiyanların ibadetlerine rahatça yapabilmeleri, inançlarının gerekliliklerini yerine getirebilmeleri için onların özgürlüğünü garanti altına alın” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Evet, yorumla.

DİDEM ÜRER: Hocam, zaten bu Müslümanların yapmaları gereken bir zorunluluk. Bütün inananlara diledikleri gibi kendi dinlerini yaşayabilmeleri konusunda özgürlük tanınması. Papa da sanırım Kuran’ın bu emrine uygun olarak Müslüman ülkelere çağrıda bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Giden Papa pasif birisiydi. Bu gelen Papa iyi. Daha samimi, daha aktif, daha olumlu, İslam’a sıcak halim bir insan. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi üslubu var üzerinde. İnşaAllah hayır yoldadır, inşaAllah hayra gidiyordur, inşaAllah hayırlılarla olur.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov; “İran nükleer programı konusunda anlaşma sağlanmasının ardından Amerika’nın Avrupa’da bir füze savunma sistemi kurmasına gerek kalmadığını” söyledi. NATO bu açıklamaya istinaden, her zaman tehditler olabileceğini, bu nedenle sistemin gerekli olduğunu savundu. Sistemin olası İran ve Kuzey Kore tehdidine karşı kullanılması planlanıyor.

ADNAN OKTAR: Biraz yorum rica ediyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz İran’ın bu yapılan nükleer anlaşmanın bir faydası olamayacağını söylemiştiniz. “İran’da zaten atom bombası vardır ama kullanmaz” dediniz. Dinimizin gereği olarak da zaten kullanmaması gerekir. Ama Kuzey Kore’nin de her ana ne yapacağı belli olmuyor. Amerika bu tehditlere karşı tabiri caizse pısırık bir yöntem kullanıyor.

ADNAN OKTAR: Amerika ortalığı yatıştırmaya çalışıyor. Çünkü ekonomik yönden çöktüğü için artık Amerika eski Amerika değil. Eskiden dünyaya yön verirdi, jandarmalık yapardı. Şimdi ancak ayakta durabiliyor. Müthiş bir ekonomik çöküntü Amerika’yı sardı bitiriyor. O yüzden Amerika’nın desteklenmesi gerekir. Amerika’nın çökmesi dünyanın lehine olmaz, güzel bir şey olmaz. Oradaki insanlar, oradaki çocuklar, oradaki genç kızlar, yaşlılar, değil mi? Acı içinde ızdırap içinde kalırlar. Amerika’nın ekonomik yönden derlenip toparlanması için bütün dünyanın Amerika’ya yardımcı olması lazım, destek olması lazım. Batan her ülkeye yardımcı olmak lazım, seyretmekle olmaz. Hele ‘oh olsun’ demek çok büyük vicdansızlık olur, zulüm olur. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Batman’da öğrenci yurdu ve noter olmak üzere iki ayrı noktaya kimliği belirsiz iki kişi tarafından eşzamanlı olarak parça tesirli bombalı saldırı düzenlendi. Ölen ya da yaralanan olmadı. Ancak 150 öğrencinin kaldığı yurtta maddi hasar oluştu.

ADNAN OKTAR: Güneydoğu’da devletin okulları yoğun olarak Darwinist-materyalist eğitime karşı, karşı propaganda yapması lazım. Okuma salonları, kültürel araştırma merkezleri, çok fazla sayıda Güneydoğu’da faaliyet göstermeli. Orada devletin memurları bulunmalı, halkı aydınlatmalı.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Çin Komünist Partisinin Diyanet İşleri Devlet İdaresi Başkanı Wang Zuoan, Çin’de insanların çoğu hiçbir dine sahip olmasa bile inananların uyumu teşvik için önemli bir role sahip olduğunu söyledi. Ve “dindarların şevkine dikkat etmeliyiz” dedi. “Dindar toplumlarda kalkınma ihtiyaçlarına uyumlu olarak desteklenebilir” ifadesinde bulunundu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel. Çin dindar olsun, Çin zengin olsun. Ne çile, acı çektiler. Ve dinsizliğin neticesinde sevgisiz, şefkatsiz robot gibi insanlar yetişti. Ekonomik yönden Çin zengin olsa ne olur olmasa ne olur böyle bir şeyde? Halk mutlu olmadıktan sonra ne anlamı var? Ama tabii bağnazlığı da şırınga edip ateizm gibi yeni bir fitne çıkartılarsa bu da olmaz. Bağnaz İslam’a geçit vermemek, gerçek İslam’ın yayılmasına imkan tanımak, sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu, cömertliği, sevecenliği insani her türlü güzel ahlakı yayıp-pekiştirmek Çin’i güzelleştirir. Bizim en büyük arzularımızdan biri bu. Çin’in de böyle bir açılımda bulunması çok hoş ama bunun arkası gelsin, devam etsin. Bir kişinin konuşmasıyla olmaz çok olsun.

Didem Hocam, buyurun ilminizden irfanınızdan istifade edelim.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanlık Siyasi Baş Danışmanı Yalçın Akdoğan: “Irak gezisinde İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin türbesini ziyaret ettik. Müslümanların Uhuvvet ve ittihadı için dua etik” diyerek bir resim paylaştı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Yalçın Akdoğan akıllı bir insan, nurlu bir insan, hayırlı bir insan, inşaAllah. Nur’lara vakıf, İslam’ı yorumlaması güzel, bağnazlığa tavırlı, ufku geniş bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, Allah daha güzel görevler nasip etsin, maşaAllah. Şevkini güzel buluyoruz, imanını güzel buluyoruz. Allah kalbine İttihad-ı İslam aşkını, Hz. Mehdi (a.s) aşkını, Hz. İsa Mesih (a.s) aşkını kat kat fazla raptetsin. Resulullah (s.a.v)’in sadık bendesi olarak uzun ömürle gayret etsin, hizmet etsin. İttihad-ı İslam oluşuncaya kadar sürekli onu şevkli bir gayret içinde görelim, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bu yazan Twitte her partiden milletvekilleri de “7. İmam Kazım’ı ziyaret edip dua okuduk” diyordu. Fakat ondan önceki yazısında da “İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerini ziyaret ettik. Müslümanların uhuvvet ve İttihad-ı için dua ettik” demiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Uhuvvet ve ittifak, maşaAllah. Yani İttihad-ı İslam, çok güzel. Böyle giden bir siyasetçi, böyle güzel hedefi olan bir siyasetçi asla ve asla mağlup olmaz. Her zaman Allah’ın yardımı üzerine olur. İstediği kadar oradan buradan konuşsunlar, ellerinden gelen ne yakışıksız eylem varsa yapsınlar netice değişmez, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu da o twitin resmi.

ADNAN OKTAR: Evet, meşhur İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin türbesi. İmam-ı Azam Ebu Hanife de tabii değerli büyük alimlerden. Ama o devirde tabii bir mezhep kurmak mecburiyetinde hissetmiş kendisini. Mehdiyet devrinde tabii hepsi ortadan kalkacak, inşaAllah.

Bekir Hazar, çok sevimli bir insan o. Dindar değil mi Bekir Hazar?

DİDEM ÜRER: Evet, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Eskiden daha ortalardaydı.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 24 Kasım Pazar günü Bursa Kent Meydanında kitap ve A9 TV, İslam Birliği broşürlerinden dağıtım yapmış kardeşlerimiz. Samsun Canik’te tüm erkek kuaförlerine kitap dağıtımı yapmışlar. Dün Ankara Çaldıran mahallesinde 1000 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. Gebze’de kardeşlerimiz esnafa yaklaşık 150 kitap hediye etmişler. 23 Kasımda Şanlı Urfa’da 50 adet kitap dağıtımı yapılmış. Önceki gün Belçika’da da çok sayıda kardeşimiz bir araya gelip Kuran okumuşlar ve sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nuraniyete güzelliğe bak. Allah onlara ne güzel ikramlarda bulunmuş. Ne güzel yiyecekler indirmiş onlara gökten, afiyet şeker olsun, maşaAllah.

İsmet Berkan geçen gün yazdığı bakterilerle ve evrimle ilgili yazısına yorum yaptığım gün, “bakteri evrimleşerek Charlton Heston’a dönüşmemiştir” diye açıkladığınız videoya cevap olarak Rwitterde “ha ha ha Adnan Hoca’nın yine diline düştüm” diye yazmış. Dile de düşersin, ele de düşersin. Her yanlış atış pinpon topu gibi tak aşağı, mutlaka yakalarım mutlaka. Yani pinpon topunu. Yanlış anlamasın.

Dinliyorum Didem Hocam. 

DİDEM ÜRER: Hocam Hz. Mehdi (a.s) için şöyle rivayet edilmiştir; “İmam Hz. Mehdi (a.s) ufukta doğan bir güneş gibi nuruyla bütün âlemi aydınlatır. İmam Hz. Mehdi (a.s) parıldayan bir dolunaydır, parlak bir çıra ışık saçan bir nur, zifiri karanlıkta yok gösteren bir yıldızdır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Zifiri karanlık da demek ki deccaliyet, kapkaranlık bir ortam meydana getirecek.

Abdul Aziz Bin Müslim, Peygamber Efendimizden (s.a.v.) rivayet ediyor; “Allah Azze ve Celle Hz. Mehdi (a.s)’ı diğer kullarının işlerini idare etmesi için seçtiği zaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın göğsünü bu işlerin üstesinden gelecek şekilde açar.” Nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in göğsünü açıyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ın göğsünü de Cenab-ı Allah açacak” diyor.

“Kalbine hikmet kaynaklarını yerleştirir, Hz. Mehdi (a.s)’a öyle bir ilim ilham eder ki, Hz. Mehdi (a.s) bundan sonra hiçbir soruya cevap vermekte zorlanmaz. Asla doğrudan sapmaz, Hz. Mehdi (a.s) isabetsiz cevap ağzından çıkmaz” diyor. Bak “Hz. Mehdi (a.s)ın ağzından isabetsiz cevap çıkmaz.”  Mutlaka isabetli, hikmetli, doğru! “Bu bakımdan kullarının işlerini yürütmesi için Allah tarafından görevlendirilen imam Hz. Mehdi (a.s) masundur” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Allah tarafından desteklenmiştir, başarılı kılınmıştır ve doğrultulmuştur. Hatalardan, sürçmelerden ve tökezlemelerden yana güvence altındadır. Allah onu Hz. Mehdi (a.s)’ı bu işe özgü kılar ki Allah’ın kulları üzerindeki eksiksiz kanıtı ve yarattıkları arasındaki şahidi olsun.” Özellikle diyor Cenabı Allah böyle bir üstünlük verecek Hz. Mehdi (a.s)’a.  Usulü Kafi El Usül Minel Kafi El Kudeyni, birinci ciltte sayfa, 281.

Tevrat’tan çeşitli kelimeler, çeşitli şifreler, çeşitli tarihler çıkaran üstat hahamlar var. Onlardan birinin bir çalışması vardı, onu bir göstertelim bir ara ama Bediüzzaman’dan biraz dinleyelim sonra göstertelim. İnşaAllah.

BERİL KONCAGÜL: Sevgilim, bir tanemle programımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Sen bir şeyler anlat o zaman. Nedir bu?

DİDEM ÜRER: Kuzu veya keçi yavrusu.

ADNAN OKTAR: Yani bilmiyorum da bir insanın dayanabileceği tatlılıkta değil bu. Allah ne sevimli yaratıyor bunları hayret bu kadar. Bak çete bunlarda ekip. Allahualem hadise çıkmış orada. MaşaAllah

Evet, dinliyorum.

 DİDEM ÜRER: Hocam Hz. Mehdi (a.s) için; “İmam Hz. Mehdi (a.s) âlimdir, önderdir, kutsallığın, temizliğin, ibadetin, zühttün, ilmin ve kulluğun kaynağıdır. Resulullah’ın daveti özellikle İmam Hz. Mehdi (a.s)’a tevdil edilmiş davet görevi Hz. Mehdi (a.s)’a bırakılmıştır.” Diye bildiriliyor hadiste.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bak Şii kardeşlerimiz maşallah onlar çok iyi muhafaza etmişler. Sünni kardeşlerimiz da o kadar titizlik olmamış bunlara rağmen yine yüzlerce, binlerce Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadis kalmış. Ama Şia’da çaka çaka dolu, maşaAllah. Yani onlarda çok daha şiddetlidir İmam Hz. Mehdi (a.s)’a olan sevgi. Sünni kardeşlerimizde de varda fakat kıyas yaptığımızda on da bir bile değildir toplanan hadisler. Şia’da çok fazla maşaAllah.

Nebe Suresi, 78. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki” diyor Allah, “muttakiler için kurtuluş ve mutluluk vardır”. Bak hem kurtuluyor hem de mutluluk. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nice bahçeler ve üzüm bağları” insan bahçeye karşı müthiş bir sevgisi var. Bahçe çok zor görebiliyoruz. Mesela “üzüm bağları” diyor yol üstünde bir kahve hane var eski orada bir üzüm dalı var her geldiğimde çok hoşuma gider. Tokat’ta da ben öyle görürdüm evlerin önünde böyle küçük bir dal üzüm dikerler onun üzerinde öyle üç-dört tane üzüm olurdu. Üzüme karşı demek ki insanın kalbinde bir sevgi var. Bediüzzaman’da öyle salkımı asarmış uzun uzun bakarmış böyle üzüm salkımı. “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” yaşıt. O demek ki insanın fıtratında var yaşıt oldu mu daha hoşuna gidiyor insanın. Göğüsleri henüz tomurcuklanmıştan kasıtta, göğüsleri güzel, dik ve biçimli. Kadın göğsünün güzelliğine de Allah Kuran’da dikkat çekmiş oluyor. “Dopdolu kadehler”. Kadehe karşı da insanda bir sevgi var. Fıtraten. Hakikaten bardak olarak kadeh geliyor insan sürekli seyretmek istiyor. Mesela içgüdüsel olarak, cennetten kalma bir içgüdü kadehe karşı bir muhabbet var.  “Cennetin içinde” diyor Cenab-ı Allah “ne boş bir saçma söz işitirler ne yalan”  demek ki boş ve saçma sözler insanı o kadar bunaltıyor ki, yalanlardan insanlar o kadar beziyor ki, cennette hiç yalan olmayınca, hiç boş söz olmayınca çok mutlu oluyor insan. Hiç boş söz duymuyorsun yalanda duymuyorsun.

Niye? Ayette Allah Kuran ayeti “kadınların göğüsleri yeni tomurcuklanmış düzgün ve güzeldir” diyor. Yani bunda rahatsız olan biri varsa bir sorunu vardır. Allah söylüyor. “Allah’ın ayetinden ben rahatsız oluyorum”  diyorsa, benim ona cevabım olur. Kanunla hukukla tabi! “gerçek şu ki” diyor Cenab-ı Allah “biz onları yeni bir inşa yaratma ile inşa edip yarattık” yani yeni fizik kanunlarıyla. Yeni biyolojik kanunlarla! Mesela kalp var ama kan yok vücutta. Ciğer var ama havaya ihtiyaç yok, oksijene ihtiyaç yok. Cennet havasını solumak için ciğer var. Ciğerin başka bir şeyi yok yani. Cennetin kokusunu almak için. Bir güzellik olarak var. Kalp var, kalp atışı var ama heyecanı ve sevgiyi ifade etmek için var. Çünkü vücutta kan yok. Yeni yaratılışla yaratılmış. “Onları hep bakireler kıldık.” İffetin insandaki etkileyiciliğine Allah dikkat çekiyor. Bakire yani hiç cinsel ilişkiye girmemiş, tertemiz, iffetli hanımlar. “Onları hep bakireler kıldık.” Bak “Eşlerine sevgiyle tutkun” tutkuyla ve sevgiyle bağlı “ve hep yaşıt” nasıl oluyor hep yaşıt? Cennete giriyor, ilk bin sene geçiyor eşi aynı, on bin sene geçiyor yine aynı. Ayet ne diyor? Hep yaşıt diyor, bak yaşıt demiyor hep yaşıt. Sürekli yaşıt. Bir milyon sene geçiyor yine yaşıt, ilerlemiyor yaşı. Çünkü fizik kanunu değişmiş. Maddede yaşlanma olmuyor. Bu termodinamiğin ikinci kanunu var ya o işlemiyor cennette o yok. O kanunu kaldırmış Allah. Yani her şey bozulmaya uğruyor ama orada olmuyor. Zaten normali de odur. Çünkü görüntünün yaşlanması ve bozulması zaten harika olarak yaratılıyor, mucize olarak yaratılır. Görüntü niye yaşlansın. Bir kaset oluyor, videokaset, yirmi sene önceki film koyuyoruz yine aynısı. Otuz sene sonra koyuyoruz yine aynısı. Ne adamlar yaşlanıyor, ne görüntü yaşlanıyor, hiçbir şey olmuyor. Ne de konu değişiyor hiçbir şey olmuyor. Sad Suresi 38, 50. ayet “ Adn cennetleri; kapıları onlara açılmıştır.” Kapılar, cennet kapıları var. Belki ışık kapılar bunlar. Kafirin giremediği sadece müminlerin girdiği ışık kapılar. Belki cennet kapıları onarı yakıyor ama mümin rahatça geçiyor. Onların bedeni hassas giremiyorlar. Çünkü bak Diyor ki Allah ayette cehennem için “ne onları tutar ne de bırakır” diyor. Kaçmak istiyorlar, tutulmadıkları için kaçmak istiyorlar ama bırakmama var. “Müminler de” diyor “onları cennette tahtlar üstlerinde gülerek seyrederler” diyor onların kurnazlıklarını oyunlarını. Müminleri onlar gülüyorlardı daha önce diyor Allah ayette, şimdi müminler onlara gülüyor diyor tahtlar üstünde diyor. “İçinde yaslanıp dayanmışlardır.” Bir milyon sene on milyon sene geçiyor cennette daha hala yaslanıp dayanmak istiyor insan. Yorulmadığı halde sırtı da ağrımıyor, bir yorgunluk de duymuyor ama alışmış ya içgüdü olarak yani müthiş bir istek duyuyor yaslanıp dayanmak için. Ve oh deyip mesela gelip oturuyor. Sen yorulmadın. Mesela milyonlarca sene ayakta durabilir insan cennette yorgunluk olmaz. Mesela görüntüde insanlar oluyor o görüntü yorulur mu? Yorulmaz. Cennette öyle. Yorulması diye bir konu olmaz. Ama harika olarak Cenab-ı Allah yaslanıp dayanma dinlenme arzusu veriyor. İçgüdü olarak oturdu içimize kurtulamıyoruz ondan. Mesela akşam olacak diye bekliyor akşam olmaması hoşuna gidiyor müminin. Ertesi gün yine bakıyor yine akşam olmuyor. Yine akşam olmuyor. Bakıyor koşuşturuyor yorulmuyor. On milyon sene geçiyor yorulmuyor. Yorulmadığını gördükçe acayip zevk alıyor. Mesela hiç kötü söz duymuyor. Bir milyon sene geçiyor kötü söz yok. İki milyon sene geçiyor yine boş söz kötü söz yok. Kötü söz olmadıkça boş söz duymadıkça hep müthiş zevk alıyor. Canı yanmış ya onu görmediği için mutlu oluyor. Ama unutamıyor onu hiçbir şekilde unutamıyor. Sonsuza kadar unutamıyor dünyayı. “Orada birçok meyve ve şarap istemektedirler.” Cennet şarabı özel şişelerinde Kuranda belirtiliyor üstleri damgalı diyor Allah, dünyadaki gibi. Özel damgası var mühürlü, mühürlü şaraplar. Mührünü açıp içiyorlar. “Ve birçok meyve” zaten cennete gidenler diyorlar biz bunun benzerlerini görmüştük dünyada. Aralarında konuşuyorlar. Cenneti tanımaya çıkıyorlar meyvelere bakınca diyorlar biz dünyada benzerini biz biliyorduk bunun. Mesela portakal görüyor elma görüyor ama tabii onun lezzeti, tadı, biçimi kıyas olmaz. Ama genel olarak andırdığı için biz hatırlıyoruz diyorlar dünyadan, biliyoruz diyorlar. “Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır” yine 38,52. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” “kezziban” diyor Allah, tekzip edersiniz. “Kezziban” tekzip etmek. “Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki bunlardan önce kendilerine ne bir insan ne bir cin dokunmamıştır” yani cinsel ilişkiye girmemişlerdir diyor tertemiz, tahir hanımlar. Namusun insanüstündeki etkileyiciliğine Allah dikkat çekiyor. Çünkü o zaman kadın daha çekici olur. Ama Allah vermesin iffetsiz bir kadın azap verici tabii onun iticiliği çok şiddetli oluyor. İnsanın bir Müslüman’ın iradesi dahilinde olmuyor. İstese de etkilenemeyecek şekilde oluyor. Ama muttaki ve temiz haysiyetli, onurlu, iffetli, akıllı ve kaliteliyse, Allah’a boyun eğmişse çok etkileyici oluyor. Psikolojik nedenler çok önemli. . “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.” Yakut nasıl değil mi? Göz alıyor böyle kıpkırmızı böyle pırıl pırıl. O pürüzsüzlükte, o güzellikte, kristal kalitesinde, mücevher kalitesinde ve mücevher etkisi gösteriyor. Mücevher parlaklığı var. “Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” Bak huyu da güzel yüzü de güzel. “Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.” Korunmuş ne demek? Yani cinsel ilişkiye girmiyor, helaline kendini saklayan kadınlar. “otağlar içerisinde” büyük cennet çadırlarının içerisinde ki çok süslü yastıklarla. İnsanlarda otağa karşı bir sevgi vardır. Otağ hoştur. Çünkü cennet çayırları, cennet bahçeleri içerisinde otağ. Şimdi tabiatla iç içe olduğu için çok hoşuna gidiyor müminin. Binadan daha hoşuna gidiyor otağ. Ama cennet binaları da özel bir bina çeşidi olduğu için o da ayrı bir zevk veriyor. Çünkü kristal binalar, içi görünüyor, dışı görünüyor. Dışarıdan baktın mı içi görünüyor, içerden baktın mı dışı görünüyor. Ama istersen görünmez hale geliyor. “Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.” “Ve iri gözlü huriler.” Mesela kadınlar hep iri gözlü olmak isterler huriler gibi olmak isterler hep içlerinde bir ukdedir. En iri gözlü kadın bile daha iri gözlü olmak ister ve çok güzel gözlü olmak ister. Ama cennettedir gerçek iyi güzel göz. “sanki saklı inciler gibi” yine hep böyle iffetin güzelliğine yine Allah dikkat ediyor. Bak saklı, inci gibi demiyor saklı inci, muhafaza edilmiş, otağlarda muhafaza edilmiş, kendi kendini muhafaza etmiş, Allah onları muhafaza ediyor tabii. . “sanki saklı inciler gibi”  inci nasıl böyle pırıl pırıl parlak ve oval. Kadınlardaki o güzelliğe parlaklığa dikkat çekiliyor. “ biz onları” diyor Cenab-ı Allah “yeni bir inşa ile inşa edip yarattık. Onları hep bakireler kıldık. Eşlerine sevgiyle tutkun ve hep yaşıt.”

Didem Hocam buyurun dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Endonezya’nın ünlü bir gazetesinde ‘Müslümanlar Hak Ettiği Değeri Görmeli’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Ortadoğu da her gün onlarca Müslüman’ın çatışma ve intihar bombalarıyla hayatını kaybettiği, isimlerinin dahi anılmadığı buna rağmen batıda bir kişinin hayatını kaybetmesi durumunda bunun batı gündeminde ne kadar önemli yer aldığından bahsediyorsunuz yazıda. Bu durum ancak tüm Müslümanların kendini eğitmesi, Kuran’ın istediği kaliteye ulaşması ve bir İslam Birliği altında güçlü bir yapılanma meydana getirmesiyle aşılır diye açıklıyorsunuz Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır” bak “bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş” demek ki Allah onu çok güçlü bir içgüdü olarak veriyor. “Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).” (Saffat Suresi / 49) diyor Allah. Bu sefer yumurtaya benzetiyor Allah. Yani ovalliklerini, düzgünlüklerini, estetik yönlerini. “Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.” Tahtlar bir tane değil, dizilmiş. Çünkü hanımlar tahtlara oturuyorlar. Bir tane, iki tane, on tane değil. Eşi de, yüzlerce insan şeklinde ona göründüğü için, tek bir ruhu oluyor insanın. Mesela bir hanımın bir eşi oluyor ama o eşi ona binlerce değişik erkek bedeni şeklinde görünüyor. Ama tek ruh var. Yani bir ruh binlerce bedenin içinde aynı. Her beden kendini aynı kişi olarak hissediyor. Onun için tahtlar sırayla, bir tane, iki tane değil. Cenneti seyretmeleri için, güzelliklerini görmeleri için. “'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.” (Vakıa Suresi / 15)Bak, özenle işlenmiş. Mesela saf yakuttan, saf zümrütten veyahut karışık olarak ama müthiş sanatlı. Yani milyonlarca detayı var. Nefes kesici güzellikte. Şimdi yapılan tahtlara, koltuklara baktığımızda çok hoşumuza gidiyor. Ama özenli, detaylı olanlar, mesela Topkapı’da, şurada burada var. İnsanlar dakikalarca bakmaya doyamıyorlar. Çok şaşırıyorlar. Çok heyecan duyuyorlar. O cennete olan içgüdüden kaynaklanıyor. Detay ne kadar fazlaysa, heyecan da o kadar fazla oluyor. Onun için Allah diyor ki bakın, “Özenle işlenmiş” yani çok fazla işi olan, “Mücevher tahtlar üzerinde” tamamı mücevher kaplı. Hani görenler bir ıslık çalar ya böyle, üf falan derler, “Bu nedir böyle?” falan öyle yani, nefes kesici tahtlar. “Karşılıklı yaslanmışlardır.” Eşleriyle karşılıklı koltuklarda.

“Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;” (Vakıa Suresi / 17) Önce ölümsüz değiller, sonra ölümsüzlük veriliyor. Birden onlara o kod veriliyor, ölümsüzlük kodu, ondan sonra ölmüyorlar. “Gençler” insan gençlerden daha çok hoşlanır. Gençlik sevilir. Onun için Allah ona dikkat çekmiş. İhtiyarlığı özel olarak yaratıyor Allah. Gençliğin kıymeti bilinsin diye. “Gençler dönüp dolaşır.”

“Kaynağından (doldurulmuş) testiler,” ama mücevher testiler, çok çok güzel, “ibrikler ve kadehler,” (Vakıa Suresi / 18) Küçük ibrikler ve kadehler süs olsun diye, “tepsi içinde” diyor ayette, sürekli geliyor. Çünkü insanlar cennet içkilerini içiyor ama deniz gibi içiyor. Ama hiç etkisi olmuyor. Yani hiç içmemiş gibi oluyor. Dünya gibi değil. Yani belki adam Marmara Denizi kadar içiyor ama tükenmiyor. Ve onun vücudunda bir etki meydana getirmiyor. Rahatsızlık meydana getirmiyor. Yemek de öyle. Tonlarca yemek yiyor, çok çok yiyor, “Vücudundan güzel kokulu bir ter olarak atılır” diyor hadiste. “Çok çok güzel bir kokulu, hafif bir ter şeklinde” diyor. “Çok güzel kokulu hafif bir ter.” Hafif bir ter şeklinde vücudundan atılır. O binlerce ton yediği gıda öyle atılıyor vücudundan. Kanunlar değişecek çünkü. Fizik kanunları değişmiş.

“Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” (Vakıa Suresi / 19) Baş ağrısının özel, dünyada verildiğine ayette dikkat çekiyor. Çünkü baş ağrısı hiç olmuyor. İnsanlar baş ağrısından çok muzdariptir. Sık sık başları ağrır. Cennette yok. “Ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” Yani içki içip kendini kaybeden insanlar var, biliyorsunuz. O, olmuyor. Çok fazla içiyor. Yani içkinin etkisi oluyor, çok olumlu etkisi oluyor. Ama aklı çelinmiyor.

“Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar;” Sürekli hareket halindeler. Biri bir şey getiriyor, biri bir şey götürüyor. Biri yiyecek getiriyor. Biri iltifat ediyor. “Sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.'” (Tur Suresi / 24) Sedef, inci vasfında olan bir madde biliyorsunuz, çok güzeldir. Ama sedefte saklı, yani mücevher içinde mücevher. Yani mücevherler, mücevherin içinde saklı diyor. “Sedefte saklı inci gibi” bak, “Tertemiz” diyor, pırıl pırıl. Ayette de zaten, “Pırıl pırıl” diyor. Bak, “Tertemiz, pırıl pırıl.”

“Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır” böyle bitkin, yorgun da değil. Bir milyon sene hizmet ediyor, bayağı zinde. Yorulmuyor. İki milyon sene hizmet ediyor, yine zinde. “Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.” (İnsan Suresi / 19) O kadar çok ki yani bir avuç inciyi alıp atarsın ya böyle saçılır, “her yerde onları görürsün” diyor pırıl pırıl. Saçılmış inci gibi. Cennetin her yerinde. Biri bir şey götürüyor, biri bir şey getiriyor. Güler yüzlü, bir şey soruyor. Bir şey anlatıyor. Ve Müslümanlar sürekli oturdukları yerden onlara talimat veriyorlar. Emir veriyor, mesela “Şunu götür, şunu getir, şunu şöyle yap, bunu böyle yap.” Yani hizmet eden olmasının nimet olmasını Allah ayette vurguluyor.

“Kendileri ve eşleri,” bakın helali olan eşlerinden cennette beraberler. “Zevcetin” diyor ayette. “Gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.” (Yasin Suresi / 56) Cennetin bir aydınlık olan kısımları var, bir de hafif gölgelik olan kısımları var. Yani daha az ışık olan, ona “Gölgelik” diyor Allah ayette. “Tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.” Taht değil, tahtlar.

“Canım Hocam, ayetleri öyle güzel, öyle akılcı anlatıyorsunuz ki, sanki zaman duruyor. İlminizin derinliğinde kayboluyoruz.” MaşaAllah, elhamdülillah. Allah söyletiyor. Allah konuşturuyor. Ben de diyorum, mesela ben size bu ayetleri anlatıyorum zannediyorsunuz, önceden hazırlandım. Bak, yemin ediyorum, Allah adına yemin ediyorum. Ben hazırlanmıyorum. Ben de ilk defa görüyorum ve ilk defa bende hayretle anlatıyorum. Yani birçok hususu ilk defa görüyorum, defalarca okumama rağmen, her seferinde yeni bir husus görüyorum Kuran’da. Yeni bir, mesela hadislerde de öyle. Ben hiçbirinde hazırlıklı olmuyorum. Burada geldiğimde karşılaşıyorum. Hazırlayıp, gönderiyorlar. Açıklarken, o anda irticalen açıklıyorum. Zaten hissediyorsunuzdur konuşmalarımdan. Her şeyi yaratan Allah’tır.

DİDEM ÜRER: Hocam, Fransız Nostradamus 2012’den sonraki dönem için bazı izahlarda bulunmuş. 2013-2014’te üçüncü dünya savaşı çıkacağını iddia ediyor. 2013-2016 yılları arasında dünya genelinde 4 devlet başkanı ve başbakanın suikaste uğraması ve 2016’da şeytani bir öfkenin Avrupa’yı sarması bunların arasında.

ADNAN OKTAR: Hadislerden bir şeyler toplamış ama bir kısmı eksik. En güzel hadislerden anlar insanlar. Hadislere göre Suriye daha da karışacak, İslam alemi karışacak, insanlar çar naçar kalacaklar, bütün hükümetler, bütün fikirler, bütün felsefeler denenecek. Sonunda dünya Mehdiyet’e teslim olacak. Bu. Nostradamus’un söylediği o. “Dalgalı saçlı bir genç, Avrupa’ya hakim olacak” diyor. Tarih veriyor. Aynı Peygamberimiz (s.a.v.)’in verdiği tarihlerle, alametlerle aynı, inşaAllah. “Sakallı” diyor. “Dalgalı saçlı bir genç” diyor. “Roma’ya da hakim olacak” diyor. “Bütün Ortadoğu’ya da hakim olacak” diyor. “Avrupa’ya da hakim olacak” diyor. Yani Mehdi (a.s).

Evet, o film hazır mı? Dediğimi yaptınız mı? Evet. Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mehdi (a.s) için şöyle bildiriliyor hadiste; “İmam Mehdi’nin ilmi gelişmiş ve hilmi eksiksizdir. İmamette güçlü, siyasette bilgedir. Mehdi (a.s)’a itaat etmek farzdır. Allah Azze ve Celle’nin emriyle bu göreve gelmiştir. Mehdi (a.s), Allah’ın kullarına nasihat eder. Allah’ın dininin koruyucusudur.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Türkiye’nin geleceği güzel. Türkiye gittikçe daha aydınlık, daha samimi, daha akılcı bir zemine doğru gidiyor. Allah üzerimizdeki tehditleri kaldırdı ve kaldırıyor. En mühimi bu iddia edilen Ergenekon terör örgütüydü. O fitneyi Cenab-ı Allah kaldırdı. Mafya tehlikesini ortadan kaldırdı. Çıkarcılık, fakir fukaranın sırtından geçinme sistemleri yıkıldı ve yıkılıyor. Baya güzele doğru gidiyor. Ama PKK’ya karşı da ilmi, akılcı mücadelenin çok yoğun olması ve Müslümanların bu konuda kenetlenmesi, cemaat farklılığı kabul etmeksizin Süleymanlı, Nakşi, Kadiri talebeleri, hepsi ev sohbetleriyle özellikle Güneydoğu’da yoğun bir faaliyet yapmalarında çok büyük fayda var. Yani ev faaliyetleri, kahvehane sohbetleriyle Darwinizmin, materyalizmin geçersizliği, Kuran mucizeleri, iman hakikatleri, ahir zaman, İttihad-ı İslam gibi konularda Müslümanları aydınlatıp birlik ve beraberliği pekiştirmek lazım. Özellikle, cemaat farklılıklarını çok iyi ortadan kaldırmak lazım, mesela Nur talebesi kardeşlerimiz, Nakşi kardeşlerimiz iç içe olsun. Nakşîler, Kadiriler’le, Kadirililer Süleymanlı kardeşlerimizle candan bir yakınlık azami bir muhabbet, azami bir irtibat çok çok güzel olur. Ve askeri müşterek de ittifak, gereksiz, teferruat konulara girip, teferruatta bulunmamak lazım. Hayati konulara girmek gerekiyor. O nedir? Birlik ve beraberlik, Müslümanların birbirlerini koruyup kollaması, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisi, Allah sevgisi. Bunların üzerinde durmak lazım.

Abdülvâhid b. Abdullah; Ahmed b. Muhammed b. Rabâh ez-Zührî, Ahmed b. Ali el-Himeyrî, Hasan b. Eyyûb, Abdülkerim b. Amr el-Amr el-Has’amî, İshak b. Cerîr ve Hucr b. Zâide aracılığıyla Humrân b. A’yan’dan rivayet eder: Ebû Cafer [Muhammed Bâkır aleyhisselâm]’a sordum: “El-Kâim [Mehdi] sen misin?” Muhammed Bâkır (a.s) Peygamber (s.a.v.)’in torunu “El-Kâim [Mehdi] sen misin? “Ben Rasulullah’ın [sallallahu aleyhi ve âlihi] evladı ve kanından bir kimseyim. Allah istediğini yapandır.” diye buyurdu.” “Yeniden sordum” diyor “El-Kâim [Mehdi] sen misin?” bak ta o devirde Hz. Mehdi (a.s) aranıyor, tabiin zamanı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu, daha yaşıyor. “Sorumu yineleyince şöyle dedi: “Nereye varmak istediğini biliyorum. Senin sahibin [Mehdi], geniş karınlıdır” diyor, “madem merak ediyorsun alamet olarak” diyor, geniş karınlıdır “ve” diyor “hayranlık uyandıran bir çekiciliğe” cazibeye “sahiptir.” Muhammed b. İbrahim Nu’mânî, Kitâbü’l-Gaybe (Tahran, 1397), s.216. [İSAM demirbaş no: 016351] “çekici bir insandır” diyor. Evet, kaynak veriyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’da kardeşlerimiz Türkiye Protestan Kiliseler Birliği Eski Başkanı Sayın İhsan Özbek’le Ankara Kurtuluş Kilisesi’nde görüşüp kendisine kitap hediye etmişler. İtalya’da Ponte Tresa Araştırma Vakfı’nın etkinliğinde, kardeşlerimiz katılanlar yüze yakın kitap hediye etmişler. Alanya’da 20 Kasım’da Nur talebelerinin konferansında gelenlere yetmiş beş adet kitap hediye etmişler ve dün de yüz elli kitap dağıtmışlar. Samsun’da çok sayıda A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Antalya’da da iki kardeşimiz öğrencilere yüz adet kitap dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel, ne sevindirici haberler. A9’un izlenmesinde hayret edici bir artış var. Geçenlerde bir gazete haberinde dikkatimi çekti. “A9’da” diyor “çok hızlı bir artış var, izlenme artışı var” diyor. Onu da hayret ederek belirtmiş. Baktım, inceledim. Hakikaten çok çok fazla artmış. MaşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bosna Hersek’te bir köyde bulunan elli metre çapında bir gölet içindeki balıklar ve çevresindeki ağaçlar ile birlikte bir gecede yok olmuş. Göletin içinde açılan bir çukurun tüm suyu ve balıkları yuttuğu belirtiliyor. Bilim adamları durumu olağanüstü olarak değerlendirdiler.

ADNAN OKTAR: Niye olağandışı? Hadislerde var. “Yer batmaları olacak” diyor. “Yer batmaları olacak ve insanlar bunları hayretle karşılayacaklar” diyor. Ona ait bizim filmimiz var. Göstermiştik. Şaşılacak tarzda aniden, mesela caddenin ortasında yer batması oluyor. Çok büyük bir alan birden yerin dibine çöküyor. Ve bunun çeşitli yönlerde olacağını belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Doğu’da, Batı’da, Güney’de yer batmaları olacak” diyor “Hz. Mehdi (a.s) devrinde” bakın mesela İstanbul’da yine deprem oldu. Ankara’nın arkasından, İstanbul’da oldu deprem. Ankara’yla İstanbul arasında bir şey var. Bir harikuladelik var. Bir şeylere Cenab-ı Allah dikkat çekiyor. Allah bilir. Ama her şey hikmetle yaratılır. Ama “büyük bir çaplı deprem olmaz ama uyarıcı depremler olacak” dedim. Dediğim gibi de oluyor, görüyorsunuz. Daha yeni söyledim “İstanbul’da büyük çaplı depremler olmaz ama uyarıcı küçük depremler olur” dedim.

Bu, nedir bu böyle?

DİDEM ÜRER: Hocam çok güzel çocuk resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Yerim ben bunu kıtır kıtır. Ben bunu şeker niyetine yerim. MaşaAllah. Bakıştaki tatlılığa bak, şekerliğe, ballığa, kuzuluğa bak sen. MaşaAllah, iki arkadaş büyük bir merakla. Vay vay vay, bu çikolata bu.

DİDEM ÜRER: Hocam, İtalya Sicilya’da halk sabah dışarıda yerlerin taşla dolu olduğunu gördü. Etna Yanardağı’nın faaliyete geçmesiyle gökyüzünden volkanik kül ve taş parçalarının yağdığı anlaşıldı.

ADNAN OKTAR: Ahir zaman olduğuna göre Cenab-ı Allah sürekli kendini hatırlatıyor. Birbirinden harika çok şaşırtıcı olaylar oluyor. Baksana, insanların düşünmesi için her gün her yerde olaylar oluyor. Ama düşünen için tabii.

İslam Birliği Allah’ın emridir diye bir başlık oluşturalım. Kardeşlerimiz de desteklesinler. İslam Birliği Allah’ın emridir, İngilizcesini de yapın. Görebiliyor muyum?

DİDEM ÜRER: Evet yazıyorlar şimdi. Hocam ben bir hadis okuyabilir miyim bu konuyla ilgili?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgarları, yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) veya gökten taş yağmasını (kazfi) bekleyin.”
(Tirmizi, Fiten: 39, s. 2211; Kütüb-i Sitte, Cilt 14, s. 341) diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Bak gökten taş yağması da oldu. Çökmeler de oldu. Gökten alametler de oldu “ama insanlar umursamayacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste, “Hz. Mehdi (a.s) devrinde”. Bu da oldu. Bir çok insan umursamıyor hakikaten. Ama Mehdiyet bütün hızıyla, bütün candanlığıyla devam ediyor. İttihad-ı İslam’a karşı gelenlere karşı da İslam Birliği Allah’ın emridir şeklinde bir üslup, çok doyurucu olur. Baya güzel olur. Kardeşlerimiz bütün imkanlarıyla desteklerseler memnun oluruz, inşaAllah.

Tamam, İngilizcesini de yapıyoruz. 

DİDEM ÜRER: Evet onu da, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O zaman yarın görüşüyoruz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü