Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (30 Kasım 2013; 13:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLAY PINARBAŞI: İffetinin nuru yüzünde yoğun olarak tecelli eden canım Hocamla devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Sen nurlusun, maşaAllah. İlmin, irfanın çok çok güzel, hizmetin de çok güzel. Bütün ömrünü, gençliğini İslam’a, Kuran’a hasletti, maşaAllah.

GÜLAY PINARBAŞI: Elhamdülillah, çok şükür elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran Büyükelçisi İran’ın, Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerini düzeltmek için tüm imkanlarını kullanabileceğini söyleyerek Ankara’ya “Esad rejimiyle ilişkilerinizi düzeltmeye katkıda bulunabiliriz” mesajı verdi.

ADNAN OKTAR: Esad rejimi var mı, düzeltsin? Espri yapıyorlar herhalde. Yok olmuş bir memleket var. Rejimin yapacağı; zulmü durdurmak. İran orada kurnazlık yapıyor. Rejimi legal hale getirmeye çalışıyor. Türkiye diyecek; “Biz Suriye ile ilişkileri geliştirelim.” Sanki ortada Suriye kalmış gibi. Esad’la muhatap olacak. Mahvolmuş bir ülke var. Mahvolmuş bir millet var. Eğer yapacaklarsa samimiyse adam İttihad-ı İslam’ı istesin. Otuz kere söyledik. Mehdi (a.s) müjdesi versin. Yapacağı dört madde: İttihad-ı İslam’ı istemek, bağnazlığa karşı olmak, bütün Müslümanların birliğini istemek, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın inişini müjdelemek. Bu kadar. Bu ona zor gelecek bir şey değil. Ama o çok uzatıyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kabe’de yapılan çalışmalar sırasında, Kabe’nin çevresinde genişletme çalışmaları sırasında, bir bölümde aşırı yükten dolayı çökme meydana geldi. Olayda ölen ya da yaralanan olmadığı söylendi.

ADNAN OKTAR: Neresinde oluyor çökme? O çevresindeki yerlerde herhalde. Düzeltirler, inşaAllah.

Başka Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir yolculuk sırasında uçakta çekilen görüntülerde Başbakan Erdoğan’ın, Neşet Ertaş’ın ünlü Gönül dağı türküsünü söylerken görüntüleri vardı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, seyredelim. Nasıl söylüyor Tayyip Hocam? Bakayım. Tayyip Hocam’a fasıl söylemiştim ben. Uygulanması konusunda titizlikte takip edeceğim. Cumartesi Pazar günlerini kendine ayırsın, ince saz inşaAllah. Var mı o? Video olarak isteriz. Bir koç yiğit herhalde videoya almıştır.

DİDEM ÜRER: Var videosu evet, çok sayıda internet sitesinde var.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: CHP İstanbul Milletvekili Faik Tuna, iki yıldır görev yaptığı Meclis Dış İşleri komisyon üyeliğinden istifa etti. İstifa gerekçesiyle ilgili bilgi veren Tuna; “Öteden beri yanlış ve hatalı olduğuna inanarak düzeltilmesi yönünde parti üst yönetimiyle paylaştığım bazı politika ve söylemlerin istifa kararımı etkileyen hususlar olduğunu belirtmeliyim” dedi.

ADNAN OKTAR: Nasıl bir delikanlı bu?

DİDEM ÜRER: Genellikle Bediüzzaman’dan örnekler vererek, imanlı biri Hocam, yazılar da yazıyor, söylemleri de oluyor.

ADNAN OKTAR: Niye istifa etmiş?

DİDEM ÜRER: Herhalde anlaşmazlık oldu Hocam.

ADNAN OKTAR: Biraz yıldırmışlardır. CHP’de dindar insanlara karşı bir tavır koyan ekip var. Onlar da çok çabuk kırılıyorlar. Halbuki CHP zaten dindar, aklı başında insanların yoğun olduğu bir parti. Birbirlerini desteklemeleri lazım. İstifa ne kelime? Son gücüne kadar partide kalmak için gayret etmesi lazım. Ama bir hayır vardır. İnşaAllah, daha iyi görevlere gelir.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: SEKAM’ın Türkiye’nin 81 ilinde 15-21 yaş grubunda 5541 gençle yaptığı araştırmaya göre ateist gençlerin yüzde 61’i Allah’a inanıyor. Ateist gençlerin yüzde 59’u düzenli oruç tutuyor. Yüzde 13’ü düzenli beş vakit namaz kılıyor ve yüzde 43’ü Cuma namazına gidiyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Nasıl ateist oluyorlar?

DİDEM ÜRER: Allahualem, üniversitelerde Hocam bir moda gibi yayılıyor ateistlik. Kendilerini mecburen öyle yani zihniyet olarak gösterdiklerini düşünüyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: Nedir bunlar madalyalar şunlar, bunlar? Sonra bakarız, sonra bakarız. Diyorlar “Kardeşim, sen nasıl mason olursun? Hem de üstad mason. Meşrik-i azam.” Ben talep etmedim. Masonlar kendileri beni meşrik-i azam ilan ettiler. Yani ben yemin törenine falan katılmadım. Ama onlar, “Biz senin bilgini, derinliğini değerlendirdik. Seni üstad mason, meşrik-i azam ilan ediyoruz” dediler. Ben de teşekkür ettim. İltifat kabul ediyorum inşaAllah. Verdikleri madalyaları, madalyonları göstereceğim. “Kardeşim” diyorlar, bazı kardeşlerimiz dar düşünüyorlar tabii, çok çok dar düşünüyorlar. “O zaman” diyorlar, işte “Kiliseye girmek için Hristiyan mı olmak lazım?” Kilise açık, herkes istediği gibi girer. Ama mesela kulüp var İstanbul’da, herkes giremez, üye olanlar girer. Eğer orada tebliğ yapmak istiyorsan, üye olursun, ondan sonra girersin. Masonluk içerisinde de eğer tebliğ yapmak istiyorsan, İslam’ı anlatmak istiyorsan üye olman lazım. Üye olmayan giremez. Ayrıca üye olsan da, konferans verme, orada irşad faaliyetlerinde bulunma imkanı olmaz. Üstad mason olman lazım. 33 dereceli olman lazım. Meşrik-i azam olman lazım. Ben meşrik-i azam, üstad mason olduğuma göre, istediğim gibi orada tebliğ yapabilecek konuma geldim. Şu an Amerika’da olsun, Rusya’da olsun, Çin’de, Hindistan’da, İngiltere’de, bütün mason localarında sohbet etmek, ders vermek iznine sahibim. Hatta burada İtalyan mason locası, “Siz” dediler, “Eğer isterseniz burada localar tesis edecek şekilde de size izin verebiliriz” dediler. Benim öyle bir talebim olmadığı için, teşekkür edip reddettim. Ama üstad masonluk tebliğ için yeterli. Her yerde. İran’daki mason localarında da, Afganistan’daki localarda, Irak’taki localarda, Suriye’deki localarda, her yerde özgürce, rahatça, özellikle Fas, Tunus ve Cezayir’deki büyük localarda istediğimiz gibi tebliğ yapma imkanına sahibiz şu an. Amerikan ordusunda da, en stratejik yerlerinde tebliğ yapabiliyoruz. İslam’ı anlatabiliyoruz. Kuran’ı anlatabiliyoruz. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatabiliyoruz. O yönden önemli. Yani o mantık yanlış. Arkadaşların söylediği mantık yanlış. Yani “Kiliseye girmek için Hristiyan olmak lazım” çok mantıksız. Çünkü mason olunca sen inancını değiştirmiyorsun ki. Ama Hristiyan olursan inancını değiştirmiş olursun. Orada o kulübe üye olmuş oluyorsun. Üstad mason olduğunda da tebliğ yapma, konferans verme, orada her türlü ilmi çalışmada önder olma yetkisine sahip oluyorsun. Bu önemli bir imkan. Bunu anlamazlıktan gelmenin bir alemi yok. Onunla onun arasında çok büyük fark var. Mesela sinagog da. “Sinagoga girmek için Musevi olmak gerekir” mantığıyla yaklaşamayız. Sinagoga girebilirsin istersen. Ama masonluk dünyayı yöneten dev bir kurum. Bütün dünyaya hakim. İran masonluğu mesela çok güçlü. Hindistan masonluğu çok güçlü. Suriye masonluğu çok güçlü. Türkiye’de de çok güçlüdür masonluk. Dolayısıyla dünyayı yöneten büyük bir yapılanmanın içinde tebliğ yapabilmek, İslam’ı yayabilmek hayati bir konudur. Ateizmin yayılmasını bekleyecek halimiz yok. Tabii ki orada İslam’ın yayılmasını istiyoruz. Kuran’ın anlaşılmasını istiyoruz. Gerçek İslam’ın anlaşılmasını istiyoruz. Ve başarılı oluyor. Çok etkili oluyor. Hakikaten birçok mason kulübünde, birçok mason derneğinde çok güzel faaliyetlerimiz oldu, imanı, Kuran’ı anlatan. Allah’a hamd olsun, elhamdülillah.

Asrımızda insanların büyük bir çoğunluğu sevgisizler, sevgi bilmiyorlar. Ama nefreti çok biliyorlar. Öfkeyi çok biliyorlar. İntikamı çok biliyorlar. Bu, Türkiye’de de tabii istenmez ama, bayağı yaygın sevgisizlik. Şefkatsizlik. Mesela Yasemin, dünya tatlısı, “Hocam” dedi, “sizi görünce içim titriyor” dedi. Böyle içimde titreme oluyor, sevgi duyuyorum içimde. Allah korkusundan da insanın içi titrer, Allah sevgisinden de insanın içi titrer. Bu müminin vasfıdır. Özelliğidir. Bir kısım tipler, sevgisi eksik olan tipler, sevgiyi bilmeyen tipler şaşırıyor. Hayret ediyor. “Nasıl oluyor?” diyor. Nasıl olur? Kuran’ın ruhunda var bu, İslam’ın ruhunda var. Müminin kalbi sevgiden titrer. Allah korkusundan titrer. Madde zaten hareket halindedir. Bütün madde hareket halindedir. Her yer hareket halindedir. Kalp de hareket halindedir.

Mesela Cenab-ı Allah diyor ki, Ahzab Suresi 39; şeytandan Allah’a sığınırım, “Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan (Allah’tan) içleri titreyerek-korkanlar” müminin içi titriyor. “Nasıl olur?” diyor.  Nasıl oluyor? Oluyor. Allah öyle yaratıyor. Enbiya Suresi, 49; “Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'” (Enbiya Suresi / 49) Demek ki, Allah sevgisinden de, Allah korkusundan da insanın kalbi titrer. İnsanda, bir insan Allah’ın tecellisini görürse, Allah’ın Nur isminin, Allah’ın Cemal isminin tecellisini görürse içi titrer. Bu bir güzelliktir, bir üstünlüktür. Ama sevgisizlere sen bunu anlatmaya kalkarsan anlamaz da anlamaz. İstediğin kadar anlat. Aylarca anlat, yıllarca anlat yine anlamaz.

Mehdilik. Mehdiyet asrımızın bir süsü ve güzelliği. Mahmut Hocamız, Allah’a hamd olsun maşaAllah “ben” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim.” Şeyhimiz ne diyor? “Ben, Allah'ın izni ile Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim, inşaAllah” diyor. Daha önce de söylemişti bunu. Fakat bu gizli kalmıştı. Mehmet Talu Hocamız’da, “ben” dedi, “Hz. Mehdi(a.s)’ı göreceğim.” Başka kim görecek? Mahmut Efendi Hazretleri inşaAllah, Mahmut Hocamız’ın bu konuda ki videosunu bir seyredelim, inşaAllah.

VTR

ADNAN OKTAR: Bakın, Allah dostunu görüyor musun? Kalbi açık insanı görüyor musun? Gerçek bir Şeyh olduğu için, gerçek bir veli olduğu için. Şeyh Nazım Hocamız da öyle gerçek bir veli. O samimi olarak “ben Hz. Mehdi (a.s) göreceğim” diyor, inşaAllah. Arkasından aynı şekilde şeyh Mahmut Efendi Hazretleri de. Ellerinden öpüyorum, maşaAllah. O da diyor, “ben Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” diyor.

Şeyh-in Şah, Şeyh Muhammed Nazım Kıbrıs-i El- Hakkani Hazretleri maşaAllah, dün daha da iyileşmiş. Şeyhimize ben ne zaman kardeşlerimizi göndersem, ne zaman sevgimi göndersem Şeyhimde bir iyileşme ve güzelleşme oluyor, her seferinde.

Cübbeli kendi sitesinde, o da bir kanaldan bir yerden almış herhalde. Bizim maddeyi işte hayal olarak gördüğümüz, rüya gibi gördüğümüz, alemi yani maddenin hakikatinin olmadığını iddia ettiğimizi söylüyor. Biz maddenin hakikatinin var olduğunu söylüyoruz. Ama mutlak varlık olarak var değil. “Allah mutlak varlıktır” diyoruz. Madde dışarıda var ama mutlak varlık olarak yok. Bizim anlattığımız bu. Dolayısıyla anlaşılmayacak gibi değil. Hiçlik anlamında bir açıklama değil. Bizim söylediğimiz defalarca anlattık.

Evet, şimdi bu konuda açıklama yapacağım, anlatacağım. Ama gene biraz Risale-i Nur’dan dinleyelim, inşaAllah.

VTR

ADNAN OKTAR: Sofestaiyi savunduğumu söylüyor Cübbeli. Öyle bir şey yok. Sofestaiyi niye savunalım? Öyle bir şey yok. Savunuyorsak, savunuyoruz derdik. Muhyiddin Arabi Hazretleri, bu konuda bir açıklama yapmış,  İmam Rabbani Hazretleri’nin var. Biz de bu büyük alimlerin görüşlerini paralel alarak, maddenin dışarıda mutlak varlık olmadığını söylüyoruz. “Mutlak varlık Allah'tır. Dışarıda varlığı mevcuttur, biz beynimizde o varlığın görüntüsünü görürüz” diyorum. Bilimin açıkladığı da bu, okullar da öğretilen bu, herkesin bildiği de bu. Dışarıda mutlak varlık olarak değil, Allah'ın gölge varlığı olarak madde vardır. Bu maddeyi, bu varlığı, gölge varlığı biz beynimizde idrak ederiz. Görüntü olarak görürüz, benim söylediğim bu. Bunun sofestaiyle alakası yok. Dolayısıyla gereksiz bir açıklama, doğru olmayan bir açıklama. Muhyiddin Arabi Hazretleri’nin açıklamasını, sen bir oku şu kısmı.

MEHTAP ŞAHİN: İnşaAllah, yegane mutlak varlığın sahibinin Allah olduğu, Allah'ın tüm kainatı vehim mertebesinde yarattığını açıklamış olan bir diğer büyük İslam alimi Muhyiddin Arabi'dir. İlimdeki derinliği nedeniyle şeyhi ekber (en büyük şeyh) olarak da anılmış olan Muhyiddin Arabi, fusulsülhikem "hikmetlerin özü" adlı kitabın da kainatın yüce Allah'ın tecellilerinden oluşan bir gölde varlık olduğunu şöyle açıklamıştır. "Biz diyoruz ki, bilmelisin ki, haktan başka varlıklar yahut alem adıyla anılan şey hakka nispetle bir şahsın gölgesi gibidir. Böyle olunca "masiva" yani Allah'tan başka olan varlıklar Allah'ın gölgesidir, gölge şüphesiz his de mevcuttur.

ADNAN OKTAR: Mesela o da başka bir türlü yöntemle açıklıyor. Ama tam doğrusu dışarıda madde gölge varlık olarak vardır, mutlak varlık olarak değil gölge varlık olarak vardır. Biz beynimizde onu görüntü olarak idrak ederiz doğrusu budur. Bunun sofestayi ile alakası yok. İmamı Rabbani de uzun, uzun açıklamış yine Mektubat’ında. Yine okursan ilk bölümü orada da İmamı Rabbani’nin açıklaması var.

DAMLA PAMİR: Alem için mevhum sözümüz şu manaya değildir. O vehmin yapması ve elbette o sözümüzün manası şudur: "Subhanak alemi vehim mertebesinde yarattı bu arada mecnunlar güruhu sofastai'nin felsefecilerin kail olduğu söylediği mevhum ise bir başkadır. Bunların kail oldukları söyledikleri, vehmin icadı ve hayali yontmasıdır, iki mana arasında çok fark vardır.

Tapınak şövalyesi üstadım, bunun bazı açıklamaları var. Bunlarla ilgili belgeler var, bunları gösterte cem üstatlık belgem var, onu gösterte cem ama birazdan göstereceğim. Biraz Risale-i Nur dan okuyacağız. Sonra masonluk diplomaları, madalyalar onları göstereceğim. Bazı kişiler gerçi alerjik reaksiyon gösterecekler ama bunlar mantıksız, çünkü ben talepte bulunmadan onlar bana masonluk diploması verdiler, üstatlık mertebesi verdiler, meşrik-i azam mertebesi verdiler. Benim bir talebim yok yani herhangi bir törene katılmış değilim, herhangi bir ritüelden, herhangi bir inanç değişikliğinden geçmiş değiliz. Yani Müslüman olarak, inançlı bir insan olarak, bu belgelerin bana tevdi mevzu bahis ve bu mertebelerin bana tevdi edilmesi mevzu bahis. Evet, biraz sonra göstereceğim, inşaAllah. İtalyan Mason Locası’nın verdiği madalya. Efendim, tapınak şövalyelerinin verdiği madalya. Amerikan ordusunun verdiği madalya. Bir kısım kardeşlerimiz hasetten, kıskançlıktan, bir kısmı bilgi eksikliğinden. Sanki mason olunca dinden çıkarmışsın gibi. Böyle bir şey yok. Sen bir Müslüman’sın. Mason Locaları’nda Allah’ı, dini anlatabilecek sana bir imkan, Allah’tan sunulmuş bir imkan. Bu neticeden bir güzelliktir. Çünkü Müslüman kardeşlerimizin hiç biri mason localarına giremiyorlar. Tebliğ yapamıyorlar. Mason tarihinde ilk bu. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması mason localarında ilktir. Hiç görülmemiştir mason tarihinde. İslam’ın, Kuran’ın açık açık anlatılması da ilktir. Bu da görülmüş bir şey değildir. Görülmemiş bir şeyin olması da harikadır ve güzelliktir.

Ben Didem Hocam’dan bir şeyler rica edeyim, buyurun.

DİDEM ÜRER: Sayın Fatma Şahin Bakan, Gaziantep için Büyükşehir Belediye Başkanlığı için ilk kadın aday olarak açıklandı. İlk Büyükşehir Belediye Başkan kadın adayı olmuş oldu böylece.

ADNAN OKTAR: Fatma Şahin, o çok şeker bir şey bayağı sevimli. Üslup acayip tatlı. Bayağı iyi niyetli, çok terbiyeli de, saygılı da. Bayağı iyi olur Belediye Başbakan’ı olur. Başbakan da olsa bayağı tatlı olur, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Sağlık sıhhat versin. Ama tabii koruyup kollamak lazım. Yani kendi haline bırakmamak lazım. “Böyle bir mücadele, yoğun bir mücadele içinde ol” demek olmaz. Mutlaka destekçi olmak lazım.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’daki İslam İlahiyatı Merkezi’ni ziyaretinde konuşan Cumhurbaşkanı Yoahim Gauk, “Almanya’nın çeşitli şehirlerinde son 5 yılda yapılmış 2000’in üzerinde ibadethane ve camii mevcut. İslam artık Almanya’da arka bahçelerde inşa edilen camilerden değil, güzel yapılmış şehir içindeki camilerden açılıyor. Biz ülkemizde, gelecekte okullarda, camilerde ve üniversitelerde din dersi verecek insanların yetişmesini istiyoruz. İslam bir çok bakış açısını birlikte barındıran bir dini kültüre sahip” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama anlamazlıktan geldikleri bir nokta var. Bir Taliban tipi terörle ve şiddetle İslam’ı hakim etmek isteyen tipler var. İkinci; içine kapanık, ürkek, sessiz, bitap, en ufak bir kıpırtıda korkan tipler var. Bir de bunlarla din anlatılıyor. Bu insanlara baktığımızda birçoğunun zevksiz olduğunu görüyoruz. Yani kaliteye önem vermediğini. Hayat kalitesinin boğuk olduğunu, bitkin olduğunu, hayatla bütünleşecek, hayatın canlılığını, dinamizmini yaşayacak bir kalitede ve ruh anlayışında olmadıklarını görüyoruz. Yani getirecekleri nizam da hissediliyor. Sistem de anlaşılıyor. Kimse böyle bir şey istemez. Onun dışında böyle badem bıyıklı oksit sarı tipler var. Yani bakıyorsun bazen namazını kılmıyor, bazen kılıyor. Şiddetli Yahudi karşıtı, düşmanı. Tarikatlara karşı öfkeli, bilmiş, sevgisiz, cumadan cumaya namazlarını kılan ama kendisinin son derece takva olduğu inancında, bir göreve, bir yere getirildiğinde emniyetten, tekebbürden neredeyse çatlayacak tipler. Bir de bunlar türedi. Bunlar da İslam’ı çok iyi anlattıklarını düşünüyorlar. Bu tip modellere Avrupa, Amerika, dünyanın hiçbir yeri kabul etmez. Yani Avrupa’nın ve dünyanın, herkesin kabul edeceği model Kuran’da tarif edilen coşkun sevgi modelidir. Cesur, atak, canlı, kaliteli, klas, insanların bakar bakmaz özeneceği, “ben de bu insanlarla beraber olayım. Olursam güzel olur” diyeceği bir yaşantıdır. Adama bakıyorsun berbat görünüşü. Kafası berbat, mantığı berbat, leş gibi kokar. Aklı kavruk, zekası kavruk, muhakemesi yargısı kapalı, son derece kalitesiz, garip insanlar. Oradan anlaşılıyor o adamların nasıl bir yapı meydana getireceği. Dolayısıyla kapalı bir öfke insanları sarıyor bu kişilere karşı ve itici buluyorlar. İtici buldukları için de uzak durmak istiyorlar. Mesela bizim Avrupa Birliği’ne alınmayışımızın nedeni bu tip bağnazlardır. Tek sebebi bu. Adam onların yüzünü görmek dahi istemiyor. Sesini duymak istemiyor. Çünkü çok kavruk. Adam Yahudi düşmanı, Hristiyan düşmanı, masondan nefret eder. Ateistten nefret eder. Budist’ten nefret eder. Kendi tarikatından olmayandan nefret eder. Kendi mezhebinden olmayandan nefret eder. Zevksiz, resimden nefret eder. Müzikten nefret eder. Hayvanlardan nefret eder. Kertenkeleyi öldürmeye kalkar. Başka hayvanları öldürmeye kalkar. Köpekten tiksinir. Kadınların dekolte giyinmesi veyahut başını açık olarak göstermesi onun için bir felakettir. Onlardan nefret eder. Başı açık hanımlara, dekolte hanımlara karşı içinde öfke duyar. Böyle bir yapıyı Avrupa Birliği niçin kabul etsin? Nasıl kabul etsin?

Didem Hocam, bir şeyler söyle.

DİDEM ÜRER: Dün Ankara’da iki hastane önünde 400 adet A9 TV Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Osmaniye’de kardeşlerimiz üniversite ve çevresinde 1000 adet broşür dağıtmışlar.  Akşam da beraber Kuran’dan ve iman hakikatlerinden sohbet etmişler. Kardeşlerimiz Kütahya’da esnafa 20 adet kitap, 500 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Çarşamba günü Çorum’da da bir araya gelip kardeşlerimiz Kuran’dan ayetler ve kitaplardan iman hakikatleri okumuşlar. Size sevgilerini iletiyorlar hepsi.

ADNAN OKTAR: Melek gibi varlıklarla iç içe. Ne güzel Allah muhabbetlerini artırsın. Bütün hizmeti geçenlere de Allah sağlık, sıhhat, selamet versin. Şevklerini artırsın. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin Cenab-ı Allah.

Naci Mert; “Tamam o zaman Hocam. Hz. Mehdi (a.s) geldiyse ismini açıklayın” diyor. Ben ne Hz. İsa Mesih (a.s)’a, ne Hz. Mehdi (a.s)’ı görmedim. Ama geldiklerine dair net kanaatim var. Yüzlerce delilim var. Ama ben Hz. Mehdi (a.s)’ın öncü askeri, öncü talebesi, ilmi mücadele yapan bir hadimi, hizmetçisi olduğumu düşünüyorum ve o konuda kararlıyım, inşaAllah.

“Yasemin Hocam’ın sizi gördüğünden içinin titremesini garipseyenler varmış canım Hocam. Ne garip insanlar. Biz de onları garipsiyoruz. Sizi gördüğümüzde sadece içimiz titremiyor. Başımız dönüp nefesimiz kesiliyor Hocam” diyor, maşaAllah.

“Bir tanem Hocam” demiş başka bir hanım kardeşim. “Çok muntazam, çok harika görünüyorsunuz. Her bir saç teliniz, sakalınız harika bir düzen halinde. Bir içim su gibi görünüyor, maşaAllah” diyor. “Gömleğiniz de çok güzel olmuş” diyor.

Yarın devam ederiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü