Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (1 Aralık 2013; 12:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Allah aşkıyla delice sevdiğim, bebeğimin sohbetine başlıyoruz. 

ADNAN OKTAR: Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Hem kahvemizi içelim hem de sizi dinleyelim.

DİDEM ÜRER: Esad yönetimi Antakya ve çevresinin Suriye’ye ait olduğunu yeniden iddia etmeye başladı. Resmi haber ajansı Sana, dün Hatay’ı İskenderun sancağı olarak isimlendiren ve bölgeyi Suriye sınırları içinde gösteren bir harita yayınladı.

ADNAN OKTAR: İşte birlik ve beraberliğin önemi burada. Adamlar diyor ki; “Güneydoğu’yu verelim federasyon olsun.” Kardeşim bak adamlar öbürü de öbür tarafı istiyor. Bunun amacı, sonucunda Türkiye’yi yok etmek. Çok büyük tehlike. Bölünmeye karşı herkes çok titiz olacak. Hiçbir şekilde taviz olmaz. El birlik hareket edildiğinde, PKK’nın yapacağı hiçbir şey yok. Ama fikir karmaşası olursa, düşünce karmaşası, irade karmaşası olursa, o zaman adamlar ilerler. Azim kararlılık çok önemlidir. Hiçbir şekilde kabul etmiyoruz, bu kadar. Yani bölünmeyi kabul etmiyoruz, federasyonu da kabul etmiyoruz. Dilin Türkçe olması dışında bir yol kabul etmiyoruz. Çünkü bu bizi bağlayan bir güç, en önemli bağ. Sen dil bağını kopardın mı, parçalarsın. Mesela Karadenizli kardeşlerimize desen ki sen Türkçe öğrenmeyeceksiniz, sırf Lazca öğreneceksiniz, bu olmaz. Çerkez’e sen sadece Çerkezce öğren Türkçe öğrenmeyeceksin, bu olmaz. Anlamazdan gelinecek gibi değil. Yani biraz taviz verelim de rahat edelim, öyle mantık olmaz. Rahat etmezsin belanın bin türlüsü üstüne gelir. Bela birse, bine çıkar. Binse, on bine çıkar. Tahkiki imanın iyi bilinmesi, iman hakikatlerinin iyi bilinmesi, çok imanlı insanların var olması hayatidir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çok imanlıydı, koskoca kavme yetti onun imanı. Herkesin imanı canı, bir tane tahkiki iman değil, hakku’l yakin imanı olan bir insan geliyor, bütün insanların imanı kaynıyor adeta coşuyor, bir kişiyle bir kişi yetiyor. Ahir zamanda da mesela, Hz. Mehdi (a.s) tek. Ama bütün insanlığa yetiyor. Hz. İsa Mesih (a.s) tek, bütün insanlığa yetiyor. Güçlü iman çok hayati bir şeydir. Nadir insanda rastlanır. Bir şehre bir kişi bile yeter, tahkiki iman yönünde. Bir memlekete bir kişi bile yeter. Tevrat’ta diyor “on kişi olsun dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah. “On kişi olsun, İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor.

Didem Hocam, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü, Suriye’nin kimyasal silahların Amerikan donanmasına ait bir gemide Akdeniz açıklarında nötralize edileceğini açıkladı. hidroliz yöntemiyle kimyasallar suyla seyreltilecek.

ADNAN OKTAR: Adam emek emek rezalet çıkarıyor. Bir de Türkiye’nin ne kadar büyük beladan döndüğünü de Allah gösteriyor. Baksana bütün Türkiye’ye on kere yetecek kimyasal silah varmış adamda. Yani Allah vermesin, demek ki her yeri kırıp geçirecekti adam. Allah vesile etti de, gerçekler ortaya çıktı.

Hicr Suresi, 9. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Hiç şüphesiz” diyor Allah bak “hiç şüphesiz, zikri (Kuran'ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.”

Vakıa Suresi 77-78. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Elbette bu bir Kuran’ı Kerim’dir. Saklanmış, korunmuş bir kitapta yazılıdır”. Bak saklanmış korunmuş kaderde olan bir kitapta yazılıdır diyor Allah. “Elbette” diyor Cenab-ı Allah “bu bir Kuran’ı Kerim’dir, saklanmış korunmuş bir kitapta yazılıdır” kaderde levh-i mahfuzda hazır duruyor. Daha dünya yaratılmadan Kuran vardı, var olan Kuran nasıl yok edilsin? Aynısıyla duruyor diyor Cenab-ı Allah. Yani şu an elinizdeki Kuran’la, bu Kuran aynı diyor Allah, levh-i mahfuzdaki Kuran aynı diyor. Dolayısıyla nesh edildi, keçi yedi, deve yedi, bunlar doğru değil. Biz ayetin hükmüne bakarız, ayetin sarih açık hükmüne bakarız. Bak 75. Sure’nin 17. ayeti; “Şüphesiz Kuran’ı kalbinde toplamak ve Kuran’ı sana okutmak Bize aittir.” Yani unutman diye bir konu olmaz diyor Cenab-ı Allah. Unutman diye bir konu olmaz, çünkü diyor ki bak “şüphesiz Kuran’ı kalbinde toplamak” Kuran’ı kalbinde toplamak, Kuran’ı kalbinde muhafaza etmek “ve Kuran’ı sana okutmak Bize aittir” diyor Allah. Benim gücümle yapıyorsun diyor Allah. Yani insan hafızası değil, benim verdiğim bilgiyle olur diyor Allah ve levhi mahfuzdaki Kuran’ı okuyor Peygamber de (s.a.v.). “Unutmayacaksın” diyor bak Allah ayette “unutmayacaksın” sana unutturmayacağım diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) dilini hareketlendiriyor, hafızasında tutmak için gayret ediyor. Allah diyor ki gayret etmene gerek yok, senin hafızanda onu ben tutacağım, sana unutturmayacağım diyor. Sen gayret etme diyor.  Ondan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) dilini kıpırdatmadı, hiçbir şey demedi. Ve her ayet hıfzındaydı hiçbir ayeti unutmadı Peygamber (s.a.v.). 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, AK Parti MKYK üyesi Prof. Dr. Aktay Bayburt’ta katıldığı panelde; “Türk dediğin bir sentezdir zaten, Türk diye bir ırk yok” sözleri tepkilere neden oldu. Bazı öğrenciler salonu terk etti. “Ayrıca bu ülkede sadece Türkler üzerinden giderseniz, bunun masrafı ve maliyeti çok fazladır. Türkiye’yi bölünmenin eşiğine getirirsin. Türkiye’de yaşayan diğer insanları bu şekilde memnun edemezsiniz. Diğer insanları kendine karşı kışkırtmış olursun. Onun için vatandaşlık bağına dayalı yeni bir millet tanımı yapmak çok önemli” dedi.

ADNAN OKTAR: Bunu otuz kere söyledik, Atatürk zamanında rahmetli Atatürk diyor ki; “Türk milleti ve Türklük bir hars’tır” diyor. “Türk’üm diyen herkes Türk’tür” diyor. “Türkiye sınırları içerisinde olup, kendisine Türk diyen herkes Türk’tür” diyor. “Ermeni olsun, Laz, Gürcü, Türk, Arap hangi kavimden, hangi dinden, hangi koldan olursa olsun, ben Türk’üm diyorsa Türk’tür” diyor. Bundan güzel millet tanımı olur mu? Daha ne desin? Gayet sarih, gayet toplayıcı, gayet insancıl, ırkçılıktan uzak, son derece makul bir açıklama. Ama Kürt ırkçıları, “her şey Kürt olacak” diyor. “Bayrak Kürt olacak, insan Kürt olacak, din Kürt olacak, sola döndün Kürt, sağa döndün Kürt, havaya baktın Kürt. Kürt’ün dışında kimseyi tanımam” diyor, adam. “Laz, Çerkez kimseyi istemiyorum ben, sadece Kürt olacak bu bölgede” diyor. 

Didem Hocam, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Suriye’de Esad’a bağlı ordu güçlerinin saldırılarında 120 kişi hayatını kaybetti bir günde. Rejim güçleri Rakka ve Halep’te yerleşim yerlerini varil bombalarıyla vurdu.

ADNAN OKTAR: Türkiye’yi Allah korusun baksana, adamın zehrini temizlemek için dünya bir araya geliyor yine temizleyemiyorlar.

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Mayınsız Türkiye Derneği Başkanı Muteber Öğreten, Türkiye’deki kara mayınlarıyla ilgili açıklama yaptı; “Türkiye’de toprağa gömülü bir milyon mayın yüzünden her gün, üç günde bir yaralanma ve ölümlü kazalar yaşanıyor. 1998 den bu yana toprak altındaki mayınların sadece yüzde biri temizlendi. 2004 yılında Ottava Anlaşması’nda imza koyan Türkiye’nin tüm kara mayınlarının önümüzdeki yılın Mart ayna kadar temizlemiş olması gerekiyor. Ancak Ankara bu süreyi sekiz yıl daha uzatmak istiyor” diye böyle maddeler var.

ADNAN OKTAR: Eskiden kullanılan bir mayın temizleyicisi vardı, büyük bir silindir şeklinde, koca koca topuzlar var üstünde sıralı, mayınların üstünden geçiyor, o silindir sinek ısırmış gibi hissediyor patlamayı. Hiçte dinlemiyor, çok geniş bir araziyi kısa bir sürede tarayabiliyor. Öyle bir kazulet alet yapsınlar da, onunla bu işi halletsinler. Eskiden kullanılan alet çok iyi.

Mesela mezhepler konusu, Kuran’a uymak varken mezhebe uyarsan, harama girersin. Ama bilmiyorsa, Kuran’a uymayı mecbur mezhebe uyabilir. Ama Kuran’a uymayı bilen bir insan mezhebe uyamaz, haram olur, Allah sorar “ben sana Kuran indirdim mezhebi nereden çıkardın? Derse ne diyecek insan? Sen Kuran’a mı uyacaksın mezhebe mi uyacaksın? Derse Allah ne diyeceğiz? Tabii Kuran’a uymakla mükellefiz biz.

“Hocamızdan bir isteğimiz var” diyor, “Hocam bence Hocam saçlarını uzatmalı, çünkü uzun saçlı halinin bambaşka bir büyüsü var” diyor, maşaAllah. Allah Allah.

Biz, hiçbir zaman için Sofestai’yi savunmadık. Maddenin dışarıda var olduğunu söylüyoruz ama gölge varlık olarak var diyoruz. Mutlak varlık olan Allah’tır diyoruz. Bunu kim söylüyor? İmamı Rabbani söylüyor. Muhyiddin Arabi söylüyor, bütün İslam uleması söylüyor. Aynısını biz aktarmış oluyoruz. İmamı Rabbani’de mi Sofestai? Muhyiddin Arabi Hazretleri’ni kısaca açıklayayım; “Haktan başka varlıklar yahut alem adıyla anılan şey Hakka nispetle bir şahsın gölgesi gibidir. Böyle olunca masiva yani Allah’tan başka olan varlıklar Allah’ın gölgesidir. Gölge şüphesiz histe mevcuttur.” Yani insan bunu beyninde görür. Yani insan beyninde haylini görür ama dışarıda vardır varlığı. “Ya da aynalarda akislerdir yada gölgeler gibidir” diyerek, dile getirmiştir. Yani var olan bir şeyin biz hayalini görürüz, bilimsel bir gerçek bu ayrıca. Ama dışarıdaki maddenin varlığı da gölge varlıktır diyoruz, mutlak varlık değildir. Mutla varlık, Allah’tır diyoruz. İmam Caferi Sadık’tan gelen, Peygamberimiz (s.a.v.)’den gelen bir bilgi. Ceylan Hocam siz okursanız, Peygamberimiz efendimizden (s.a.v.) aldığı bilgiyi aktarıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: İmam Abdullah, İmam Caferi sadık dedi ki “Ey Hişam kaç duyun var? Dedi ki “beş duyun var.” Buyurdu ki, “bunlardan hangisi daha küçüktür?” Dedi ki; “görme duyusu.” Buyurdu ki “peki görme duyusunun çapı ne kadardır? Dedi ki “bir mercimek kadar ya da ondan daha küçüktür.” Buyurdu ki “ey Hişam, ön tarafına ve üst tarafına bak ve bana gördüğünü bana anlat.” Dedi ki “göğü, yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum.” Dedi ki “senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine giydirmeğe güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden yumurtayı da büyütmeden bütün bir dünyayı bir yumurtanın içine sokabilir.” Hişam derhal imama sarıldı ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi; “bu kadarı bana yeter ey Resulullah (s.a.v.)’in oğlu.”

 ADNAN OKTAR: Tamam, Resulullah (s.a.v.)’de aynısını söylüyor, İmam Rabbani Hazretleri de aynısını söylüyor, bende aynısını söylüyorum. Dolayısıyla burada Sofestai, onunla bir alakası olmadığı belli. Bak diyor ki imamı Rabbani “alem için mevhum var olduğu sanılan sözüm şu manaya değildir. O vehmin hayalin yapması ve yontmasıdır. Elbette o sözü manası şudur; Subhan Hak, alemi hayal mertebesinde yarattı. Bu arada Sofestai’nin savunucularının kail olduğu söylediği mevhum ise bir başkadır. Bunların kail olduklarını, söyledikleri hayalin icadı ve hayalin yontması iki mana arasında çok fark vardır” diyor, İmamı Rabbani. Mektubat-ı Rabbani 480. Mektup, sayfa 543. İmam-ı Rabbani’yle aynı görüşteyiz, aynı şeyleri anlatıyoruz, yaklaşık.

Bak diyor ki İmam-ı Rabbani; “Mevhum olan var olduğu sanılan varlık, hayale dayalı görüntü, vehmin kalkmasıyla kalkmamış olsa dahi, işin aslında madde vardır” diyor. İşin aslında vardır. “Misal olarak farz etsek, vehim sahiplerinin tümünden vehim (hayal) zail olmuştur yok olmuştur, yine de bu vücut varlık sabit olur.” Yani bir insan beyninde görmese de dışarıda maddenin varlığı vardır diyor. “Hayalin zeval yok olması ile de zail olmaz, ortadan kalkmaz. İşin aslının ve vakarının bundan başka manası yoktur” diyor, Mektubat-ı Rabbani’de. Bizim dediğimizle aynı dışarıda gölge varlık olarak vardır diyor madde, İmam-ı Rabbani biz onun görüntüsünü görürüz diyor. Görüntüyü biz görmesek dahi, dışarıda gölge varlık olarak vardır o diyor. Ama mutlak varlık olarak değil. Hiçbir alim mutlak varlık olarak vardır demiyor. Gölge varlık olarak vardır diyor.

“Gözümün nuru, kanımız, canımız, aşkımız, bir tanemiz gün geçtikçe güzelleşiyor ve heybeti sürekli artıyor, maşaAllah, nefesimiz kesiliyor, bakmaya doyamıyoruz. Sultanım, aşkım Hocam” diyor. Ayfer Hanım. Ne kadar güzel sözler, ne kadar güzel hitaplar, ne kadar hoş sevgi hitapları.

“Canım Hocam, ne kadar kıymetli ne kadar değerlisiniz, Kuran’ı durmadan tecvitli olarak Arapça okuyor ama hurafe dolu kitaplardan bilgileniyor.” Bak “Kuran” diyor, “tecvitli Arapçasını okuyorduk, fakat Kuran’dan haberimiz yok. Okuyoruz ama tecvitli Arapçayı” diyor. “Ama dini, hurafe dolu kitaplardan alıyorduk” diyor, “hurafe kitaplarından.” Bak diyor ki; “Okudukça boğuluyor, depresyonlardan depresyonlara geçiyorduk. Kafamızda durmadan soru işaretleri, kendimize saygımızı yitirmiştik” diyor. Bir hanım kardeşimiz. “Hayır, Allah bizleri vesile etmeseydi halimiz ne olurdu” diyor. “Düşünemiyorum canım Hocam” diyor. MaşaAllah. “Şimdi Kuran’ın nuruyla açılıyor coşuyoruz, ümitlerle, sevinçlerle doluyuz. Meğer bizim güzel dinimiz Alim olan şefkatli Allah’ımızın seçtiği din ne güzel, hem de ne kolay dinmiş” diyor.

Mustafa Sungur Ağabeyimiz’in ölüm yıl dönümü mü? Allah rahmet etsin Sultanımıza dünyalar tatlısı o dünyalar, bal kaymak. Göreyim onu güzelliğini, maşaAllah. Ne çileler çekti ne çileler, maşaAllah. Şimdi Sungur Ağabeyimizi ona ait film var onu izleyelim, inşaAllah.

VTR-Mustafa Sungur Ağabey

ADNAN OKTAR: İmam-ı Rabbani'nin anlatımları çok açık. Ama o devirde de bazı kişiler bağnaz düşüncede, bazı kişiler İmam-ı Rabbani'ye o yönde iftirada bulunmuşlar, İmamı Rabbani de ona açıklamış. İmam-ı Rabbani'nin açıklamalarını ben şimdi kardeşlerime okutturayım. Sen Müzeyyen Hanım şu kısmı bir oku.

MÜZEYYEN HANIM: "Üzerinde niza, yani birlik olan surette kendisinden başka mevcut olmayan Subhan Hak hariçte, yani dışarıda ve işin aslında kudreti kamilesi,yani üstün kudretiyle his ve vehim, yani hayal mertebesinde olmak üzere mümkünat suretlerinin, mümkün olan varlıkların hicaplarında, yani perdeli hallerinde isimlerinin ve sıfatlarının kemalatını: yani mükemmeliyetini, izhar eylemektedir: yani açığa vurmaktadır. Hayali sübut: yani sabit hayat, vehmi vücut: yani hayal varlık ile eşya tecelgahlarında: yani eşyanın tecellisinde, o kemalatını: yani mükemmelliğini, tecelli olarak meydana getirmektedir, yani eşyayı o kemalatı mükemmelliğe uygun olarak his ve vehim mertebesinde yaratmaktadır. Eşyanın vücudu, yani varlığı hayali bir görüntü itibari iledir.

ADNAN OKTAR: Şimdi, yine Mektubat-ı Rabbani sayfa 517-518.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Mana üstü anlatıldığı gibi olunca, Subhan Hak kemali kudreti sonsuz gücü ile Adem yokluk aleminde isimlerden her bir isim için, mazharlardan bir mazhar, bir iyiliğe erişecek kimselerden bir kişi tayin etti. Ve onu his ve vehim: hayal mertebesinde yarattı, hem de dilediği vakitte ve istediği şekilde, hariç de: dışarıda dahi yüce vacip şahsın Allah'ın zat ve sıfatlarından başkası da sabit ve mevcut var olmaya.( Mektubat-ı Rabbani)

ADNAN OKTAR: Yine Mektubat-ı Rabbani 263. mektup, şu kısım Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bu fakire göre, bu dünyada olan her şey suret ve hayaldir. Burada matlubun: isteklerinin, maksudun: arzuların kokusunu bile duymuyorum. Dünya ahretin tarlasıdır ve tohum ekecek zamandır. Matlubu: istekleri burada aramak boşuna uğraşmaktır, geçmez yahut başka şeyleri matlup, istek sanarak, insan rüya ile hayal ile oyalanıp kalır. Nitekim birçok kimse bu hale düşmüştür, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu görüşleri savunuyoruz, İmam Rabbani'ye güvendiğimiz için. Çünkü bir tek İmam Rabbani değil, Muhyiddin Arabi de aynısını söylüyor, İmam Caferi Sadık da aynısını söylüyor, olanları aktarıyoruz. Şu kısmını da oku Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Fakirin bulmuş olduğu daha önce anlatılan incelemeye gelince şöyledir; "Eşya hariç de: yani dışarıda nasıl kendisinin vücudu varlığı olmayan bir şeydir ise hariç de onun görünmesi dahi kendi renksizliğiyledir. Hariç de başkasının vücudu yani varlığı görünmesi ve bir işi yoktur. Eğer onun için bir görüntü sabit olur ise o vehim hayal mertebesindedir. Eğer onun bir sübutu yani sabitliği var ise o dahi yüce Allah'ın vehim mertebesindeki sanatı iledir. Hulasa kısaca onun sübutu, yani sabitliği ve görüntüsü tek mertebede olmaktadır. Sübutu sabitliği bir yerde, görüntüsü dahi ayrı bir yerde değildir. Misal olarak noktayı cevvaleden: yani hareket noktasından meydana gelen daireyi verebiliriz. Onun sübutu hariç de olmayıp vehim mertebesinde de olduğu gibi, görüntüsü dahi o mertebededir. Onun hariç de bir nişanı: yani alameti yoktur ki, orada görünür ola. (Mektubat-ı Rabbani 470. mektup)

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, şimdi şu kısmı da oku.

DİDEM ÜRER: Alem için mevhum: var olduğu sanılan sözümüz şu manaya değildir. O vehmin hayalin yapması ve yontmasıdır. Elbette o sözümüzün manası şudur: Subhan Hak alemi vehim hayal mertebesinde yarattı. Bu arada Sofestai'nin yani Sofestai savunucularının kail olduğu: söylediği, mevhum: yani var olduğu sanılan ise bir başkadır. Bunların kail oldukları: yani söyledikleri,  vehmin: yani hayalin icadı ve hayalin yontmasıdır, iki mana arasında çok fark vardır.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ruhani Amerika ile ilişkiler konusunda, “bu aşamada gerginliği azaltmanın ve adım, adım karşılıklı güven oluşturmanın gerekli olduğunu” ifade etti. “İkili ilişkiler arsındaki sorunlar geçen otuz beş yıl da yaratıldı. Sınırlı bir sürede çözülemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye çözülmesin, bir anda çözülür, isterlerse niye olmasın. Mehdiyet ruhu ile bakarlarsa, Kuran ruhu ile bakarlarsa bir anda çözülür, çözülmeyecek bir şey yok.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s)'la ilgili bir hadis okuyorum, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “İmam Mehdi (a.s), Allah'ın yarattığı varlıklar arsında ki, emin temsilcisidir. Allah'ın kullarına sunduğu hüccetidir, Allah'ın arzında O'nun halifesidir. Allah'a çağıran bir davetçidir, Allah'ın koyduğu haramların savunucusudur. İmam Mehdi (a.s), insanları günahlardan temizler, ayıplardan arındırır. İlim özelliği ile belirginleşmiş mülayimlik, Hz. Mehdi (a.s)'ın karakter özelliğidir, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Şimdi hem Mehmet Talu Hocamız'ın Hz. Mehdi (a.s)'ın geleceği ile ilgili sözünü Cübbeli’ye bir dinletelim. Sonrada Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri’nin yine  Cübbeli’ye cevaben "Ben, Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” sözünün filmini de görelim, inşaAllah.

VTR-Mehmet Talu Efendi

EBRU ALTAN: Yakışıklı, aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mahmut Hocamız çok dürüst bir Müslüman’dır. Dürüst olduğu için, o açık açık söyledi, Allah kabine ilham etti, “ben Hz. Mehdi (a.s)’mı göreceğim” diyor. Geçen ay söylüyor bunu, geçen ay ki konuşması. Mehmet Talu Hoca da “bende Hz. Mehdi (a.s)’mı göreceğim” dedi. Bu yüz yılda. Sürekli gelişmeler güzellikler var dünyanın her yerinde, Türkiye devletlerinde de, Arap devletlerinde de Amerika’da da, her yerde imanı hizmetler ve kitaplarım çığ gibi yayılıyor, elhamdülillah. Özellikle de kitaplar. Yani otuz bilyon kitap, bir ülke demektir, yani bir ülke dolusu insan. Otuz milyon kitap ne demek? CD seksen milyon. Dağıtılan ve satılan CD miktarı seksen milyon, bir yılda. Muazzam bir miktar, maşaAllah, elhamdülillah. Birçok kanaldan televizyon yayını yapabiliyoruz, Allah’a çok şükür, birçok kişiye ulaşabiliyoruz. İnternette yapılan hizmetin, haddi hesabı yok. Nereye girsek, ne yapsak hemen bizim eserlerle karşılaşıyor insanlar. Allah sağlık veriyor, sıhhat veriyor, imkan veriyor, maddi imkan veriyor, manevi imkan veriyor, yollarımızı açıyor, çok güzel insanlar nasip ediyor, çok güzel ortamlar nasip ediyor. He şeyin en güzelini nasip ediyor. Elhamdülillah, maşaAllah.

Bugünlük bu kadar olsun, yarın devam edelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü