Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (6 Ocak 2014; 12:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Aşkına, sevgisine doyamadığım bir tanemle sohbetimize devam ediyorum.

ADNAN OKTAR: Didem Hocamız, muhterem Hocam buyurun dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Allah razı olsun Hocam, inşaAllah. Suriye'de kırk gündür esir tutulan Milliyet Gazetesi Muhabiri Bünyamin Aygün, MİT’in devreye girmesi ve özgür Suriye ordusunun yardımlarıyla serbest bırakıldı. Ülkeye geri döndü ve “kendisini kaçıranların El Kaide'ye bağlı bir gurup olduğunu ve bu gurubun birçok kişinin infazını gerçekleştirdiğini” anlattı.

ADNAN OKTAR: Bunlar El Kaide'nin propagandası olur. Başka bu tip şeyleri anlatmak, filmen yaymak falan doğru değil. Mesela diyorlar ki; “dehşeti, vahşeti anlatınca insanlar bu örgütten uzak olur.” Halbuki bilakis daha çok yaklaşırlar. Suriye ortamında özellikle vahşet, şiddet kimdeyse o tarafa doğru giderler. İnsanlar kuvvete, güce eğilim göstertirler. Yani kimin şiddeti şiddetli ise, dehşetli ise o tarafa eğilim gösterirler. Dolayısıyla bunları bence serhişte etmek doğru değil. Ama tabii haber olarak her halükarda söylemem gerekir diye düşünmüş olabilir, ama genel mantık olarak böyle.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ali Bulaç Hocamız: "Türkiye'de ki neredeyse tüm cemaatlerin ve hükümetin, İttihad-ı İslam'dan Türkiye liderliğinde bir birlik anlamı çıkardığını, bunu da tarihi ve coğrafi sebeplere dayandırdıklarını" yazdı. "Ama böyle bir iddia hurafedir, pratikte değeri yoktur, çünkü bu bölgede ki her ülke milliyetçidir ve liderlik iddiası vardır. Dolayısıyla bu iddiadan ortadan kalkmadıkça kavga bitmeyecektir" dedi.

ADNAN OKTAR: İşte burada en büyük hata, Hoca'nın ve diğer kardeşlerimizin; Ülke demiyor hadiste, ülkeyi demiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s)'ı söylüyor. Hz Mehdi (a.s) İstanbul'da çıktığı için Türkiye diyoruz. Başka yerde çıksa, başka yerde çıkacaktı. Yani çıktığı ülkeyi esas alıyoruz. Çünkü Tevrat'ta da, “Roma'da çıkacak, İstanbul'da çıkacak” diyor. Tevrat'ta Moşiyah-Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri olarak İsrail kaynaklarında İstanbul gösterilir. İslami kaynaklarda da İstanbul gösterildiği için. Dolayısıyla Türkiye'nin öncü olmasının nedeni, Hz. Mehdi (a.s)'dan dolayı. Yoksa biz, ırk olarak üstünüz, genetik üstünlüğümüz var, o yüzden bizde ileri olalım, öyle bir iddia yok. Hz. Mehdi (a.s)’dan kaynaklanıyor, Mehdiyet'ten kaynaklanıyor. Hz. Mehdi (a.s) hangi ülkede ise, o ülke liderdir. Hz. Mehdi (a.s) hangi ülkede ise, o ülke liderdir. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ı Türkiye'ye göndermiş, Türkiye lider. Cenab-ı Allah'ın seçimi anlaşılmış oluyor o zaman. Hz. Mehdi (a.s)'dan dolayı anlaşılıyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ı Mısır'a gönderseydi Mısır olurdu, Afganistan'a gönderse Afganistan olurdu. Nereye gönderirse lider ülke, o olmuş olur. Dolayısıyla Ali Bulaç Hocamız'a cevabım bu.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, Ergenekon davasının yeniden inceleneceği hakkında ki açıklaması üzerine Sabih Kanadoğlu'na şöyle bir teklif de bulundu: "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı CMK 310'a dayanarak hükmün sanık lehine bozulması için Yargıtay'a başvurabilir. Bu durumda dosya ceza genel kuruluna götürülür. Oradan tahliye ve beraat yolunda karar çıkabilir" dedi.

ADNAN OKTAR: Yani yargılanmadan?

DİDEM ÜRER: Yargılanarak herhalde.

ADNAN OKTAR: Yargılanarak? Nasıl bir şey bu anlattığı? Sen ne anladın?

DİDEM ÜRER: “Sanık lehine bozulması için” diyor, “CMK 310 dayanarak” diyor, “başvurabilirler Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı” diyor. Cumhuriyet Başsavcısı yaparsa, o zaman ceza genel kuruluna gidiyor. Yani “sanık kendi başvurmuyor da, Yargıtay'daki karara Başsavcı” diyor, “ondan sonrada ceza genel kurulu bir karar verirse, direkt kararın üzerinden sanığın beratına veya tahliyesine karar çıkabilir” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama yani mutlaka beraat verecek diyor?

DİDEM ÜRER: Öyle gibi görülüyor.

ADNAN OKTAR: Öyle yapacaklarsa salıversinler zaten, direkt af çıkarsınlar o zaman. Olur mu öyle şey? Yani suç isnadı varsa mahkemesi yapılır, mahkeme karar verir ya beraat eder yahut suçlu konumuna düşer. Bu nedir böyle bu kadar ferahlık, bu kadar rahatlık? Yeni yeni alemler, yeni yeni sistemler, yeni yeni kafalar, yeni yeni akıllar. Gönder oradan tahliye etsinler çıksın, olur mu? Suç var mı yok mu bunun tespiti gerekir. Bu kadar yüz binlerce insan şehit edildi, PKK ile bir işbirliği mevzu bahis, binlerce faili meçhul var. Bırakalım gitsin. O zaman bütün hapishaneleri boşaltın. Öbür garibanların ne suçu var o zaman? Oradan, buradan mesela alakalı, alakasız birçok suçtan adamlar içeride. Bütün hapishaneleri boşaltalım. Yani eski köye yeni adet mi çıkıyor? Öyle şey olmaz. Şöyle olabilir mesela mahkeme gürültüye getirilmiştir, aceleye getirilmiştir, vakit dardır. Hüküm konusunda tereddüt meydana gelmiş olabilir. Deliller yeterli görülmemiş olabilir falan. Böyle bir durumda yeniden yargılanman makul. Ama yargılamaya gerek olmadan sen gönder, orada sanki posta servisi gibi orada damgalasınlar, adamlar tahliye olsun, çıksın. Yargılamaya gerek yok. Yani affın başka bir şekli. Böyle bir şey olmaz. Yargılanır suçu yoksa beraat, suçu varsa ceza alır.

DİDEM ÜRER: Başbakan da bu teklifi tasrif etmedi ve sizin söylediğiniz gibi "Sadece belli bir kesime yönelik değil de, 28 Şubat mağdurlarını da kapsayacak şekilde yeni bir yeniden yargılanacağı bir kanun değişikliği olabilir" şeklinde söyledi.

ADNAN OKTAR: 28 Şubat, 12 Eylül mağdurları da var o zaman.

AYLİN KOCAMAN: Hepsi ayrı KCK da dahil olacak, bu kanun değişikliği olursa.

ADNAN OKTAR: Bunlarla bu konular hiç bir şekilde hallolmaz. Normal klasik mahkemelere de gitse, eğer suçu varsa cezayı basar klasik mahkeme. Daha önce de öyle olmuştu. Ben ağır cezadan bazı hakimlere olay tevdi edildi. Bu, devlet güvenlik tarzı mahkemelere özel mahkemelerden normal mahkemelere gönderildi. Ama orada cezaları verdi mahkeme, cayır cayır yağdırdı cezayı. Hem de fazla vakit kaybettirmeden verdi. Bazen de beraat veriyor, verebilir. Yani suçu olmayan bir adamın cezalanması zaten çok büyük bir vicdansızlık, acımasızlık. Ama suçu da varsa, eğer bunu bırakıyorsan vatan, millet gitti demektir o zaman. Zaten ne hukuk kaldı, ne kanun kaldı. Memleket gitti demektir. Öyle olmaz. Normal yargılanması yapılsın adamın, içine sinmediyse bir daha yapılsın, ayrı mesele. Bir de daha önce yargılanıp ceza alan birçok Müslüman var, içeride yatıyorlar. Mesela Salih Mirzabeyoğlu var, o çocuk genç yaşında içeri girdi, yatıyor da yatıyor. Adam öldürmüş değil, bir şey yapmış değil. Müebbet hapis cezası aldı yatıyor, 28 Şubat döneminde. Kimsenin haberi bile yok, muhatap dahi olmuyorlar. Yeniden yargılanma falan kimsenin aklından dahi geçmiyor. Ama burada hakikaten adaletsizlik iddiası uzun süreden beri var, duyuyoruz. İşte dosyalarda şöyle oldu, böyle oldu, eksiklikler var diyebilir. Yani hakikaten doğru olabilir bunların tamamı, giderilsin. Yeniden yargılansınlar. Tamam, bu yargılanma oldu dediklerinde hüküm neyse tesis edilsin. Doğrusu bu.

Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerde, hep Hz. Mehdi (a.s)'a yardım edecek guruplardan bahsedilir, çok fazladır. Mesela diyor ki; Savban (r.a)’dan nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğu tarafından siyah sancaklar doğacaktır." Yine birçok yerde, bu tarzda sancaklarla ortaya çıkacak ve çeşitli kişilerin liderliğiyle ortaya çıkacak kişilerden bahsediyor, çok fazla rivayet var. O devirde muhtelif cemaatler olacağı, yani Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. Mehdi (a.s) devrinde muhtelif cemaatler olacağı ve cemaatlerinde kendi imamlarını bir nevi Hz. Mehdi (a.s) zannedeceği hadislerden anlaşılıyor. Mesela Horasan’dan gelen siyah sancaktar, onların mutlaka bir liderleri, o Horasanlar siyah sancak güruh şeklinde gelmez. Başında mutlaka onları idare eden, o topluluğu organize eden, onun oluşmasına vesile olan, onlara siyah sancağı sevdiren diyelim, belirli güzergah belirleyen, onları yöneten bir olur bu o cemaat tarafından, o topluluk tarafından Hz. Mehdi (a.s) olarak bilinen kişi olacaktır. O devirde iyi niyetle kendini Hz. Mehdi (a.s) bilen kişiler olacağı, bilmeden Hz. Mehdi (a.s)’a yardım edecekleri anlaşılıyor hadislerde. Çok fazla, bakın hadislerde görürsünüz çok fazla topluluk ve çok fazla insandan bahsedilir. İşte Kahtani’den tut, Nüfus El Zekiye, bilmem başka bir şeyler birçok kişilerden bahsedilir. Ceh Cah’lar, birçok kişi var. Bunlar hep topluluklar tarafından, o devirde ki topluluk tarafından Hz. Mehdi (a.s) olarak zannedilen kişilerdir. Dolayısıyla Mehdi’lik umuduyla meydana getirilen topluluklar, hep Hz. Mehdi (a.s)'a yardım edeceklerdir, bilmeden, farkına varmadan. Çünkü başkasının Hz. Mehdi (a.s) olduğunu düşünürse, zaten öyle bir topluluk oluşmaz. O topluluk gider, Hz. Mehdi (a.s)’a tabii olur. Ama bunlar müstakil topluluklar hadislerdeki bu topluluklar, bunu görüyoruz. Hz. Mehdi (a.s)'a sonradan dahil oluyorlar. Bakıyor ki, kendi liderinin Mehdilikle alakası yok, “gerçek Hz. Mehdi (a.s) şu kişidir” diyor. Ondan sonra ona tabii oluyorlar.

Ahir zaman topluluklarını ayrı bir konu olarak hazırlayalım. Ahir zaman şahısları ve ahir zaman toplulukları.

Mesela Bediüzzaman Hazretleri çıktığı vakit, talebelerinin büyük bir bölümü Bediüzzaman’ı, Hz. Mehdi (a.s) zannetmiştir. Hz. Mehdi (a.s) olduğunu düşündükleri için peşine takılmışlardır. Ama Bediüzzaman, Mehdiyet'e muazzam zemin hazırlamış bir insandır. Ama kendi söylemiştir. Bir tek Bediüzzaman’da bu ortaya çıkmıştır; “Ben, Hz. Mehdi (a.s) zemin hazırlıyorum” diyen, dürüstçe bunu hazırlayan tek alim diyebilirim yani onun için. Ahir zamanın bu siyah sancaktar diğer guruplar, onlara bakanlar hep ahir zamanda kendini Hz. Mehdi (a.s) zanneden ama iyi niyetle Hz. Mehdi (a.s) zanneden guruplar olduğunu göreceklerdir. Mesela Hz. Mehdi (a.s) yardımcıları olarak geçen Cabir var Mansur, Selam, Müferreç, Emirulusup, Şuayb Bin Salih, Temimi, Yamani, Kahtani, Ceh Cah ve Haysem; bunlar hep kendilerini Hz. Mehdi (a.s) zanneden, Ahir zaman da zuhur edecek insanlar, topluluklar.

Süleyman kardeşimiz: "Hocam, bu sevimliler benim çocuklarım, ellerinizden öperler” diyor. “Allah hepimizi Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın” diyor. İnşaAllah, hepimizi Cenab-ı Allah Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın. Görebiliyor muyum ben bu sevimlileri? Yaklaştır bakayam ikisini de. Şu masumluğa, şu şekerliğe, şu ballığa bak, maşaAllah.

Didem Hocam var mı bana anlatacakların?

DİDEM ÜRER: Var Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sabah Gazetesi Özel İstihbarat müdürü Abdurrahman Şimşek; “Cemaatin Türkiye'yi beş bölgeye ayırdığını, her bölgeye yetkili kişi atadığını ve tüm bu oluşumun yakında deşifre edileceğini” iddia etti. “Cemaatin içinden ayrılan pek çok kişinin cemaatin içyapısını anlatmaya başladığını, yani itirafçı olduklarını ve yakında bu organize yapıya, yani cemaatin örgüt kısmına operasyon yapılacağını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Hayır, şimdi devletin içerisinde illegal, samimiyetsiz, devlet millet zararına bir yapılanma varsa bunu bekletmeye gerek yok. Hemen ayıklasınlar, hukukla, kanunla yakalarına hemen yapışsınlar. Ama bir cemaat yapılanması varsa yani bir hiyerarşi oluyor tabii ki Hristiyanlar’da da bu böyledir. Hıristiyanlar mesela Katoliklerin ayrı bir hiyerarşisi vardır, Ortodoksların ayrı bir hiyerarşisi vardır. Musevilerin gene bir hiyerarşisi vardır, bir yapılanma vardır. Kulüplerinde öyledir, Fenerbahçe’nin mesela Galatasaray, hepsinin kulüplerin vardır. Mecburen olur, makul bir şey o. Ama bunu suç işlemek, devlete, millete zarar vermek için yaparlarsa o zaman yakasına yapışırsın. Mesela gazetelerde, Sabah Gazetesi, Anadolu da teşkilatı var, İzmir'de teşkilatı var, her yerde teşkilatı var. İrtibat büroları var. Koskoca bir cemaat tabii ki öyle bir yapısı olur.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimizin faaliyetlerini okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Önce ki gün İstanbul'dan kardeşlerimiz bir araya gelip sohbet etmişler, ardından Fındıkzade’de 50 kitap ve 500 adet A9 broşürü dağıtmışlar.

İki bayan kardeşimiz Konya Aydınlıkevler’de broşür dağıtımı yapmışlar ve sonrasında sohbet etmişler.

3 Ocak Cuma günü Mersin’de kardeşlerimiz, avukat bürolarına ve baro odasına 50 adet kitap hediye etmişler.

Hollanda'dan iki kardeşimiz, Amsterdam'da beş dilde çok sayıda ücretsiz DVD dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah nurlarını artırsın, Allah her yerlerini nur kılsın. İslam'a, Kuran'a hadim etsin Cenab-ı Allah. O ufaklıklardan çok dikkatimi çekenler oldu. Onları bana bir yakın çekim göstersene sen. Bak şekerliğe bak şekerliğe sen, tatlığa, nuruna bak sen. Işık gibi maşaAllah.

GÜLGÜN GÖKTAN: Güzeller güzeli Hocamızın bu günkü sohbeti sona erdi. Herkese hayırlı günler diliyorum. Yarın tekrar görüşmek üzere, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü