Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (7 Ocak 2014; 13:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Bir tanem, canım sevgilimin sohbetine başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, biz de size müracaat ediyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Irak ve Suriye'de son gülerde çatışmalar çok yoğunlaştı. Irak ordusunun Irak Şam İslam Devleti Işid Örgütü’nün denetimine geçen Felluce’ye hava ve topçu saldırılarını yoğunlaştırmasından sonra, binlerce kişinin kenti terk etmeye başladığı biliniyor. Yapılan saldırılarda, elli beş kişi hayatını kaybetti ve Bağdat'ta Şii semtlerinde düzenlenen bombalı saldırılarda en az on dokuz kişi öldü.

ADNAN OKTAR: Her zaman söylüyoruz, ahir zamanda tek bir akıl etrafında toplanmadıktan sonra, çeşitli akıllar birbirleriyle çatışır. Akıllar çatışınca insanlar çatışıyor, sonunda anarşi meydana geliyor. Sevginin öğretmeni olan Hz. Mehdi (a.s)'dan başka çıkış yolu olmadığı açık. “Hz. Mehdi (a.s) evinden, sedirinden yönetir.” Orada kastedilen, sedirinden yönetmesinde amaç ne? Siyasetle ilgilenmiyor. Sadece sevgiyle, dostluk ve kardeşlikle ilgileniyor Hz. Mehdi (a.s). Yoksa sedirde olmaz o. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir konuşması ile fitne bitiyor. Bir konuşması ile sevgi, coşku, ayyuka çıkıyor. Sürekli muhabbetin üzerine duruyor Hz. Mehdi (a.s), sevginin, arkadaşlığın, kardeşliğin üzerine duruyor. İnsanlar sevgi telkinine açıktır, vahşet telkinine de açıktır. Mesela kalabalık içerisinden diyorlar ki; "Haydi saldıralım şuraya." Bakıyorsun cam, çerçeve aşağı indiriyorlar. Hayatta yapmayacak bir adam, mesela içlerinde genç kızlar oluyor gayet saygılı, mesela elektronik mühendisi çocuk hiç hayatında anarşiye karışmamış, o da onların içinde, o da taş atıp o da kırıyor. Sevgi telkininde de mesela sevilmeyen bir insan yahut insanlar, “bu insanlar çok iyidir, sevelim bu insanları” dersen, adamın kalbinde birden bir sevgi oluşur. Telkine açıktır insanlar. Hz. Mehdi (a.s) işte o sevgi telkinini yapacak insandır, muhabbet telkinini yapacak insandır. Mesela kavga varken, “ne oluyor? Ayıp yapıyorsunuz, ayrılın” diyor, adamlar değil mi? İki taraf da ayrılıp gidiyor hakikaten. “Yakışıyor mu?” Diyorsun, “koskoca insanlarsınız, yapmayın böyle falan” diyorsun, ayrılıp gidiyorlar. Bir kişi ayırabiliyor kavgayı. Ama bir kişi de körükleyebilir. Vur, ağzını burnunu kanat, işte çek vur bilmem ne falan diyenler de oluyor. Daha da şiddetleniyor o zaman yani teşvik eden, olayı karmaşık hale getirenler de oluyor. Hz. Mehdi (a.s) yatıştırıcı ve uzlaştırıcı bir insandır. Ama şu an görüyorsunuz, hep kavga içinde insanlar. Mesela hükümetle cemaati kavgaya teşvik ediyorlar. Hakikaten de başarılı oluyorlar, görüyorsunuz. Suriye'de işte falanca gurupla falanca gurup, Irak'ta falanca gurupla falanca gurup, kavgayı teşvik ediyorlar. Ama biz yatıştırmak için ortaya çıktığımızda, hakikaten netice alabiliyoruz. Mesela bu cemaatle hükümet arasındaki gerginliği gidermede çok emeğimiz oldu, hakikaten tam anlamıyla olmasa da geniş çapta yatıştırdık. Ama daha tabii devam ettiği görülüyor.

DİDEM ÜRER: Birçok köşe yazarı sizin söylemlerinizden sonra barış çağrıları yaptılar Hocam, Müslümanların kardeş olduğunu hatırlattılar.

ADNAN OKTAR: Hemen hemen hiç kimse yatıştırmaya yaklaşmıyordu. Herkes kavgada bir yana ayrılmıştı. Hemen hemen büyük bir çoğunlukla, çok nadir vakaların dışında taraf olmuşlardı. İşte o ona vur, o ona kır, dağıt, o kafada bir mantık geliştiriyorlardı. Biz yatıştırılması gerektiğini söyleyince, geniş çaplı yatıştırma kampanyası başladı ve bunu gördünüz basında, herkes de gördünüz. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam sizin de az önce belirttiğiniz gibi, Suriye'de de muhalifler kendi aralarında çatışmaya başladılar. Irak Şam İslam devleti Örgütü El Nusra cephesinin militanlarıyla ve Özgür Suriye Ordusu’yla çatışıyor. Bir yandan da Esad güçleri sürekli varil bombalarıyla halkı şehit etmeye devam ediyor. Son olarak bir gün önce Halep'te sekiz çocuk, on altı kişi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Esad zulüm yaptığının fakında. Ama şu an bir cinnet içinde hükümet, Suriye hükümeti. Suriye'nin gittiğini biliyor, devletin yıkıldığını da biliyorlar, Suriye'nin mağlup olduğunu da biliyorlar. Hepsinin farkındalar. Ama cinnetten kaynaklanan bir öfke içinde şu an. Yani bu cinnetle kendini de öldürebilir, eşini, çocuklarını da öldürebilir. Allah vermesin. Kendini kaybetmiş halde çünkü her şeyini kaybetmiş şu an. Suriye diye bir şey kalmadı. Bir de Suriye'ye artık hakim olmak mümkün değil bundan sonra. Yani şu anki enkazla, şu anki kamuoyuyla Suriye'ye Esad'ın hakim olması mümkün değil. Eskiden sevenler vardı hakikaten veya ses çıkarmayanlar vardı veya idare edenler vardı. Şimdi muazzam bir nefret var. Kim görse aynı mantıkta ona yaklaşır. Suriye sokaklarında gezmesi artık mümkün değil Esad'ın. Bir de bu kin öyle geçici beş dakikalık, on dakikalık bir kin değil. Adam babasını öldürmüş, çocuğunu öldürmüş, evini yıkmış. Bu kan davasına dönüşmüş artık. Ama Esad şu an hem psikopat havasına da, hem de cinnet havasında. Var ya bazı tipler olur evini yakar, çocuklarına saldırır, en sonunda gider kendini yakar falan, o tip bir manyak moda girmiş durumda. Yine Mehdiyet'te çözüm. Cinnet mantığıyla çözüm olmaz, Mehdiyet mantığıyla olur. Mehdiyet yani aklı başında birisinin, sevgi dolu birisinin insanları yatıştırması, iktidara davet edip, huzurlu, kardeşçe ortam sağlaması. Bu o kadar basit ki, çok kolaydır. Bütün mesele samimiyette, iyi niyette, Allah'ı çok sevmekte. Başka bir karmaşık, zor bir yönü yok.

DİDEM ÜRER: Hocam, Afganistan'da kadına yönelik şiddet olayları rekor seviyeye ulaşmış. Taliban'ın etkisi arttığından bu yana kadınların burka giymeye zorlanması, evlerinden çıkması yasaklanması, kız çocuklarının okullarının kapatılması artmış. Ayrıca kadınlara meydan ortasında toplu tecavüz ediliyormuş. Yüzleri kesilerek işkence yapılıyormuş ve ülkede kadın öldürmek çok kolay ve hiç bir cezası yok olarak biliniyor.

ADNAN OKTAR: Evet, Mehdiyet'in gerekliliği her yerde, Allah tarafından insanlara gösteriliyor.

DİDEM ÜRER: Uludere soruşturmasını yürüten asgari savcılık takipsizlik kararı verdi Hocam. Askerlerin bir kusurunun olmadığı sonucuna varıldı. İç hukuk yolu bu şekilde kapatılmış oldu.

ADNAN OKTAR: Kanun, hukuk ne diyorsa, ona uyarız. “Hukuk böyle diyor, biz dinlemiyoruz” diyemeyiz. Hukuk devletiyiz, hukukun önü açık, itiraz yolları açık. Ama hukukun dışına çıkamayız.

Şimdi Risale-i Nur’dan biraz devam edelim konuşuruz sonra, inşaAllah.

VTR

AYLİN KOCAMAN: Ruhum, aşkım, sevgilimle yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam neler anlatıyoruz?

DİDEM ÜRER: Hocam Azerbaycan’daki kardeşlerimizden gelen bir mesaj vardı.

ADNAN OKTAR: Ne diyorlar?

DİDEM ÜRER: Şöyle söylüyorlar; “Son dönemde Azerbaycan’da 40 günde 31’den fazla intihar olmuş. “Her gün de siyasi bir aktivist hareket olarak ve bir isyan olarak bu intiharı yapıyorlar” diyor yazan kardeşimiz. “Bunu durdurmak için çeşitli hashtagler yazıyoruz, paylaşımlar yapıyoruz ama imkan olmadı durduramadık. Basından da bunu çok teşvik ediyorlar, destekliyorlar. Ne yapabiliriz? Hocamızın tavsiyesi ne olur?” diye soruyorlar.

ADNAN OKTAR: Neyi protesto ediyor bu gençler?

DİDEM ÜRER: Onu yazmamış.

BEYZA BAYRAKTAR: Fakirlikten bahsediyorlarmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Fakirlik mi?

CEYLAN ÖZBUDAK: Hükümeti protesto etmek için böyle bir yöntem geliştirmişler.

ADNAN OKTAR: Ama hükümetin neyinden memnun değiller? Onları bana bir yazsınlar. Ama intiharla protesto, rezalet bir şey. Olur mu öyle şey? İntihar cinayet demektir. Adam öldüren sonsuz cehennemde kalır, Kuran ayeti var açık. Bu tövbe etmeden ölmüş oluyor zaten, adam öldürmüş oluyor. Çünkü Allah’ın verdiği canı almış oluyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam yanlış bir inanış olarak, Tunus’ta Arap devrimi bir kişinin kendisini yakmasıyla başladığı için, onun etkili olacağını düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Olur mu, alenen cinayet. Bir de öldürerek gücünü kaybetmiş oluyorlar. Halbuki sağ kalıp, gayet güzel mücadelesine devam edebilir. İstediği şey nedir, onu söylemesi lazım. Demokrasi mi istiyor, özgürlük mü istiyor veyahut İslam’ın yaşanmasını mı istiyor? Ne istiyor onu söylemesi lazım. Biraz detay versinler. Ama her halükarda, insanın kendini öldürmesi haramdır, cinayettir. Katil olarak Allah’ın huzuruna gitmiş oluyor, tövbe etmeden, olmaz öyle.

Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde Berlin’de bir kardeşimiz kız kardeşi ve kızıyla birlikte çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar.

3 Ocak’ta Ankara Sıhhiye Metro çıkışında 35 adet kitap dağıtılmış.

Geçtiğimiz akşam kardeşlerimiz Alsancak’ta 60 adet kitap dağıtmışlar.

Pazar günü kardeşlerimiz Surp Vartanants Ermeni Kilisesi ve Feriköy Kilisesi yetkilisi Kosta Bey’e Hz. İsa (a.s)’ın geliş ile ilgili kitap hediye etmişler. Hristiyan kardeşlerimiz çok memnun kalmışlar. İlk gittikleri kiliseye de sizi tavsiye ettiğiniz gibi canlı çiçek hediye olarak götürmüşler.

ADNAN OKTAR: Evet, bütün haberler birbirinden güzel, maşaAllah. Allah şevklerini arttırsın. Hristiyanlara şefkat Müslüman’ın özelliği.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bugün başlayacak olan belgesel serimizi kardeşlerimize hatırlatmak istiyorum; “İslam’ın Kışı Ve Beklenen Baharı” belgeselinin ilk bölümü olan “Suriye Dosyası” bu akşam saat 21:30’da yayınlanacak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben de seyredeyim. MaşaAllah, hepsi çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam siz sık sık, Tayyip Bey’in iktidar hırsı olmadığını söylüyorsunuz. Bugün Japonya’da kendisine “3 dönem kuralı bitince ne yaparsınız?” diye sormuş Japon gazeteciler. O da; “İlla makam sahibi olmak şart değil, fikren katkıda bulunmaya devam edilir” diye cevap vermiş. Şu şekilde söylüyor. “İlla milletvekili olmak şart değil, milletvekili olarak başkaları çalışır, siz de partinizi madem seviyorsunuz, partinizin bir mensubu olarak, bir üyesi olarak deneyiminizi, tecrübenizi bütün ülkenin değişik yerlerinde ama konferanslar vermek suretiyle ama onların değişik çalışmalarına danışman olarak sürdürürsünüz” demiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Hırsının olmadığını vurgulaması güzel, hem de çok güzel. Ona olan saygıyı arttırır. Ama son olaylar tabii onu biraz rahatsız etmiştir. Rencide edecek şeyler ama inşaAllah, sonu hayırla biter. Her zaman söylüyoruz, suç işleyen varsa, suçunun karşılığını görsün. Ama suç işlemeyen de, suç işleyenden sorumlu hale getirmek doğru olmaz. Her şeye şefkatle, merhametle, akıl gözüyle bakmak lazım, yatıştırıcı olarak bakmak lazım. İki günlük dünya, imtihan oluyoruz. Bazı insanlar nefsine uyabilirler. Nefsine uyunca dinden çıkmaz, günaha girmiş olur, hatası olur. Onun kanunen karşılığı neyse, onu ona sunarlar, ona göre cezası neyse, tecziyesi neyse yapılır. Fakat yine kardeşimizdir, insan olmaktan, Müslüman olmaktan çıkmaz hata yapmakla.

DİDEM ÜRER: Mümtazer Türköne, hükümeti kapalı yollu bir cenazeye benzeterek şunları söylüyor; “17 Aralık’tan beri ortada bir cenaze var. Hükümete destek olmak da karşı durmak da durumu değiştirmiyor. Ölüyü diriltmek mümkün olmadığına göre, bütün mesele bu cenaze nasıl kalkacak konu bu” şeklinde yorum yapmış.

ADNAN OKTAR: Cenaze dersen, bu yakışık almaz. Seçimle gelmiş hükümet, seçimle gider. Ama seçimle göndermiyorsa millet sen cenaze desen de olmaz o yani diridir o. Ama muhalefet olsun bunu desin yani niye diyor demiyoruz. O onu diyecek, biz de böyle diyeceğiz. Cenaze olarak görebilir, özgür seçimi öyle değerlendirebilir, saygı duyarız.

Evet, Didem Hocam. 

DİDEM ÜRER: Hocam yine kardeşlerimizin faaliyetlerinden, 5 Ocak’ta İzmir Konak Meydanında broşür dağıtmışlar.

29 Aralık’ta Sakarya’nın Serdivan ilçesi Beşköprü Mahallesi’nde A9 TV broşürü dağıtımı yapılmış.

Bugün Ankara Güneşevler’de kardeşlerimiz 1600 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar.

Alanya’da da kardeşlerimiz iki gün önce 500 adet A9 TV tanıtım broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah şevklerini arttırsın, Allah her yerlerini nur kılsın. MaşaAllah, elhamdülillah. Bir de kedi bolluğu gördüğüm kadarıyla, büyük bir orduyla karşılaşmışlar. Önce çocukları bir göreyim. Yaklaştır. Canlarım benim nasıl temizler, maşaAllah. Allah her yerlerini nur kılsın. Yaklaştır. Şu şekerliklerine bak bunlar çiçeğe benziyorlar. Çocuk masumluğu muhteşem bir olay maşaAllah, elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğini canlı yayında açıklayan Erdoğan Bayraktar’ın kararından vazgeçtiği ve milletvekilliğine devam edeceği ileri sürüldü.

ADNAN OKTAR: Evet, onu daha önce söylememiş miydi zaten?

DİDEM ÜRER: Siz söylemiştiniz böyle yapsa diye ama bu yani herhalde duyuruldu.

ADNAN OKTAR: Evet, ben ilk başta söylemiştim. Sinirlenmiş olabilir ama araya adam girsin, barıştırsınlar, vazgeçirsinler, milletvekilliğine devam etsin dedik. Partiden de istifa etmesine gerek yok dedik. O da iyi tavrını düzeltti, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakan Erdoğan Japonya’da sizin terörle ilgili açıklamalarınızı birebir aynı şekilde bir konuşma yaptı. Şöyle söyledi; “İnançların terör kavramıyla yan yana getirilmesi, su ile ateşin kucaklaşması kadar imkansızdır. Terör bir insanlık suçudur, bunun hiçbir şekilde istisnası yoktur. İslami terör diye Hristiyan terör, Budist terör, Musevi terör diye bir şey olmaz. Zira bütün bu dinler, insan hayatını kutsal görür” diye açıkladı.

ADNAN OKTAR: Güzel, Tayyip Hocam konuştuğunda güzel konuşuyor.

TÜLAY KUMAŞÇI: Bir ayet okuyacağım. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.” Bu günkü programımız burada sona erdi. Yarın görüşmek üzere. Hayırlı günler, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü