Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (24 Ocak 2014; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aşkım yakışıklı bebeğimin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Burma’nın Arakan eyaletinde Bangladeş sınırına geçmek isteyen 40 Arakanlı Müslüman kardeşimiz çeteler tarafından saldırıya uğradı Hocam ve şehit edildi. Bazı kaynaklara göre bu sayı 70’ ulaşmış olabilir diyorlar. Birleşmiş milletler insani yardım şefi Valerie Amos hükümetin bölgeye yardım kuruluşlarının geçişi için izin vermesi ve olayların soruşturulması için acilen bağımsız bir inceleme ekibi kurulması için çağrıda bulundu.

ADNAN OKTAR: Onu çok kişi talep etsin kardeşlerimiz de talep etsinler. İngilizce olarak İngilizce bilenler Ban Ki-mun’a bu talebi iletsinler. Bunu direkt Ban Ki-mun’un adresine göndersin kardeşlerimiz. Daha önce bu çağrıda biz bulunduk, söyledik. Fakat bir kere daha söylüyoruz ki, daha geniş çaplı katılım olsun diye, bu hayati. Bir de Güneydoğu’da PKK gizlice bir gelişme içinde olabilir. bu konuyu çok gündem yapmak lazım. Komünist tehlikeye karşı Stalinist tehlikeye karşı milletimizi uyarmaya devam edelim. PKK kurnazlık yaptı, “biz” dediler “elhamdülillah Müslüman olduk.” Dolayısıyla bizden bir zarar gelmez. PKK tehlikesini gözden kaçırarak iç mücadeleye dikkat çekerek. Yeni bir taktik uyguluyorlar. İçeride Müslümanları birbirine uğraştırıyorlar PKK’nın zeminini hızla geliştiriyorlar benim gördüğüm. Orada bağımsız devlet ilanı için hazırlıklar var. Küçük bir bölgeyi de hazırlamışlar bayraklar falan. Aman aman hükümetimiz bu konuda lütfen çok titiz olsun. Bu tip sözler ortaya çıktığında hemen cevabını devlet açıklamayla kamuoyuna bildirsin. Hükümetin ilgili bir bakanı da olabilir. Açıklama yapsın. Titizlik ve teyakkuz son haddinde devam etmesi gerekir. Çünkü böyle bir risk, uçsuz bucaksız bir risk şu an devam ediyor. Dolayısıyla açıklamalar teyakkuzu güçlendirir. Komünist tehlikeye karşı Güneydoğu’daki kardeşlerimizi uyarmak, çok hayati bir konu. Bir kere bu şiddet politikası çok tehlikeli bir şey. Komünizmin böyle bir imkanı var. Yani şiddet politikası var. Fakat Ak Parti’nin bir şiddet politikası yok. Diğer partilerin bir şiddet politikası yok. Ama şiddet Müthiş bir avantajdır. İşin dorusu budur. Hür demokrat bir seçim olması lazım. Şiddet ortamında yapılan bir seçimde, eşitlik olmaz. Halkın bir kısmı her zaman şiddeti üstün görür. Şiddet taraftarı kimse onu daha güçlü görür. Kaçanı güçsüz görür, kovalayanı güçlü görür. Taşlayanı güçlü görür, taşlananı güçsüz görür. Dolayısıyla bu şiddet politikasına karşı çok esaslı güçlü kolluk kuvvetinin tedbir alması gerekir. Şakır şakır sokakta adam taşlanması olmaz. PKK’nın bu avantajının ortadan kaldırılması lazım. Şiddet anında yok ediliyorsa, o zaman güç vardır. O zaman halk, o tarafa saygı duyar.

Evet, Didem Hocam.   

DİDEM ÜRER: Hocam siz, Arakan’da Müslüman kardeşlerimizin durumuna dikkat çekmek ve seferberlik oluşturmak için sosyal medyada Arakan’ı kurtaralım etiketiyle bir kampanya başlatmıştınız. Kısa sürede bu etiket bir numara oldu ve medyada da kapsamlı olarak yer aldı maşaAllah, elhamdülillah oldukça dikkat çekti. Şu anda da özellikle yabancı basında da köşe yazarlarının bu konuyla ilgili yazılar yazdığını gördük, daha önceden olmayan bir duyarlılık başladı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, sürekli onu devam ettirelim, etkisini artırmaya çalışalım.

Didem Hocamız’ın sohbetine devam ediyoruz.

DİDEM ÜRER: Uluslararası İslam üniversitesi Şeriat Akademisi tarafından İslamabad’da düzenlenen Müslüman ülkelerle ilgili bir konferansa Ürdün, Fas, Hindistan, Pakistanlı akademisyenler ve araştırmacılar katıldı. Konferansta mezhepçilikle mücadele edilmesinin önemine ve barışın istikrarı sağlanması için, İslam ülkelerinin birlikte çalışmalarının gerekli olduğuna değinildi.

ADNAN OKTAR: İşte bu, Mehdiyet haberi, bu güzel. Demek ki, Mehdiyet ruhu dünyaya yayılmaya başlamış. Daha önce de gördük ama bu bir Mehdiyet girişimidir. Bak Ehl-i Sünnet Alimler Birliği toplandı demiyor. Müslümanlar toplandı diyor. Bu çok önemli, güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam şöyle bir açıklama yapılmış; “İslam alimlerinin ve aydınlarının radikalizmle mücadele edilmesi için, Müslümanların birlik olması için aktif rol oynamaları gerekmektedir” denmiş.

ADNAN OKTAR: Müslüman şimdi gidiyor, kıllı kılçıklı vahşi bir yobaza “gel, “Müslümanlar kardeş olsun” diyor. O da “tamam” diyor, dallı budaklı bir odun alıyor eline, hepsini kardeş edeceğim diyor. Öyle olmaz. Mehdiyet ruhu apayrı bir şeydir, kaliteli, klas, görgülü, demokrasiye, sanata, bilime, estetiğe önem veren, aklı başında tutarlı, barışçıl, yatıştırıcı, nezih, temiz, klas insanlar gerekir. Odunla barış oluşmaz. Kütük ile barışı elde de edemezsin. Adam gidip kütüklere müracaat ediyor. Kütüğe müracaat etmeyecek, insana müracaat edecek. Ağzından köpükler saçan bağnaz ile yobaz ile sen ne iş yapabilirsin. Adam zehirlenmiş zaten. Tabii biz burada acıyoruz da onlara. Çünkü başka bir din bilmiyor adam. Anlatılan din “kadın ikinci sınıftır” yani insan değildir, yarım varlıktır, şeytani bir varlıktır diye anlatılıyor. Döversin söversin aşağılarsın. Darwin ne diyor “köpekten daha iyi” diyor. Onun kafasındalar. Dolayısıyla bu adamlarla mücadele, aklı başında adamaların iknasıyla daha kolay olur. Mesela Amerika gidiyor, orayı burayı bombalamakla uğraşıyor. Gazeteleriniz var, televizyonlarınız var, radyolarınız var. Hiç bağnazlığa karşı bilimsel çalışma yapan, akıllı çalışma yapan insanlara televizyonlarınızı hiç açtınız mı? Yok. Gazetelerinizi açtınız mı? Yok. Radyonuzu açtınız mı? Yok. halbuki Amerika’daki o büyük gazeteler, televizyonlar bu konuyla ilgilense, bir ay fazla değil bir ay, yer gök aydınlanır. Bağnazlık nedir, gerçek İslam nedir? Bu anlatılacak, bu kadar. Alim diye kafasına bir şey geçiren adamı getiriyorlar, adam zırvalıyor, alim budur diyorlar. Böyle olmaz. Kuran Müslümanlığı’nı anlatan insan gerekir. Amerika bu konuda direniyor. Direniyor ama başına da belayı gittikçe yavaş yavaş daha da sardırmış oluyor. Bütün dünya bak, cehenneme dönmeye başladı. Daha hala seyrediyorlar. Kendi ekonomileri de çöktü, dünyadaki bereketsizlikten. Ortadoğu zaten direkt cehennem görünümünde, Allah esirgesin. Cahil hocalar da bambaşka bir tavır içinde bir kısmı. Bilgisi eksik hocalar bambaşka bir tavır içerisinde. Bir de bunların gidip elini ayağını öpüyorlar böyle tiplerin, takdir de ediyorlar. Sorun çıkıyor o zamanda.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ertuğrul Özkök, Davos’ta gazeteciler ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani arasındaki görüşmeden bazı başlıklar aktarmış. Sizin konuşmalarınızla birebir örtüşen açıklamaları var Ruhani’nin. Şöyle söylüyor; “Nükleer programımızla ilgili bir şey saklamıyoruz, kapımız herkese açık. Çünkü dünyanın ne olup bittiğini bilmeye hakkı var. Amacımızın barışçıl olduğunu herkesin bilmesini istiyoruz. Amerika ile ülkemiz arasında güven tesis edilmesi çok önemli” demiş. Ve bunun önemini İran’ın bu tür rahatlatıcı açıklamalarda bulunmasını siz sürekli tavsiye ediyordunuz Hocam.

ADNAN OKTAR: İran modern bir dünya görüşüne sahip olsa Mehdiyet’e çok büyük hizmet yapar. Şu an bu insan modern bir üslup kullanıyor ama zemin simsiyah. Simsiyah zeminin üstüne bu insanı konuşturuyorlar. Bu görüşte olan kimse var mı? Kaç tane çıkar. 50 tane filan çıkar İran’da. Aksi düşüncede kaç kişi çıkar? En az 50 milyon kişi. En az 50 milyon. Kendi görüşünde en fazla 50 kişi çıkar. O da işte o locadaki arkadaşlarıdır. O kadar yani onun, oradan çıkacak 15-20 kişi filandır. Fazla da bir şey çıkmaz. Ama çok iyi yani bir devlet başkanının, bir başbakanın, bir bakanın modern İslam görüşünü savunuyor olması çok iyi. Mesela Suudi Arabistan’da da bazı prensler var. Hakikatten modern İslam anlayışını savunuyorlar. Bir araya gelseler, gizli toplantı da yapabilirler. Açık toplantı da yapabilirler. Halka çok faydalı bir mesaj verebilirler bir arada. Modern İslam’ın dışında bir İslam’ı Allah dünyaya hakim etmez. Ben bunu anlatamıyorum. Osmanlı o yüzden yıkıldı. Allah Osmanlı’yı yıktı. Osmanlı’yı yıkan sistemin aynısıyla Osmanlı’yı kurmaya çalışıyor. Kardeşim, o rüzgarla sen Osmanlı’yı yıkmadın mı? Yıktın. Aynı rüzgarı oluşturuyorsun. Yine yıkarsın. Bir de enkazın üstünde rüzgar estiriyor. Yani yıkılmış enkazın üstünde. Sen bir parça o enkazı oluştursan bile yine yıkılır. Allah sana müsaade etmez. Nasıl olacak? İnsanlar neşeli olacak, insanlar rahat olacak. İnsanları bunaltan bir sistemle İslam olmaz. Müzik olacak, eğlence olacak, tef olacak, darbuka olacak, gülecekler, koşacaklar, spor yapacaklar, demokrasi olacak, genç kızlar çiçek gibi giyinecek, genç delikanlılar filinta gibi giyinecek, beraber şarkı söyleyecekler, özgür olacaklar. Böyle bir İslam’ı dünyaya hakim eder Allah. Bunun dışında olmaz. Bunu unutsunlar. Onların anlattığı İslam cehennem yani insanın fıtratıyla taban tabana zıt. Yani İslam’ın fıtratı bize sunduğu fıtrat cennet fıtratıdır. Allah cennette gibi yaşamamızı istiyor dünyada. “Ahirette de sadece sizin” (Araf Suresi, 32) diyor. Sen dünyada cehennemi meydana getiriyorsun. Ahirette de cehennemi istiyorsun. Sadece cehennem. Kardeşim, müzik yok, resim yok, heykel yok, altın yok, gümüş yok, süs eşyası yok. Allah “sizin için yarattım” diyor “süs eşyalarını.” “Kim haram etti” diyor. Allah soruyor ayette. “Ben haram ettim” diyor bağnazlar. “Allah’ın sizin için yerden çıkarttığı ziynetleri kim haram etti” diyor. Sorulduğunda bağnaz, “ben harama ettim” diye açık açık söylüyor. Çok rahatlar. Peygamberimiz (s.a.v)’in bir tane şikayeti var. “Yarabbi benim bu ümmetim Kuran’ı terk ettiler” (Furkan Suresi, 30) diyor. Özellikle ahir zamana bakan bir hükümdür bu. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) zamanında Kuran’a uyuyordu insanlar. Ama ahir zamanda uymuyorlar, inşaAllah.

MaşaAllah. Bakın, bu Celaleddin Suyuti’nin, Ahir zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki’nin şer ettiği kitapta ne diyor? “Süfyani’nin helaki Müslümanların iki defa hüsrana uğrattıktan sonra olur” diyor. “Süfyan Şam’dadır” diyor. Suriye’dedir. Ciğer yiyenin oğludur” diyor. Şu andaki rejimi açıkça tarif ediyor. “Ama Müslümanları defalarca hezimete uğratır” diyor. Ama “bunun sonunda da helak olur” diyor. Yani mutlaka yenileceğini söylüyor. Fakat defalarca Müslümanları yeneceğini ve onları hüsrana uğratacağını söylüyor hadis, “en sonun da kendisi de helak olacak” diyor süfyan için. Süfyan Türklerle savaştıktan sonra onun yok edilmesi görevi Hz. Mehdi (a.s)’ın elinde olur. Hz. Mehdi (a.s) durdurabiliyor ancak süfyanı. Demek ki, Şam’dan olaylar devam edecek, hadislere göre bu anlaşılıyor. Ama Türklere bakın, dünyada kaç tane millet var. “Suriye’nin muhatabı Türkler olacak” diyor. Yani “düşman olduğu ülke, Suriye’nin düşman olduğu ülke Türkler olacak” diyor, “Türkiye olacak” diyor, çok açık. Etraftaki devletleri saysak bitiremeyiz. “Hiç biri değil” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Sadece Türkler, Türkiye. “Suriye’nin düşman olduğu ülke o olacak” diyor. Bak, diyor ki; “Süfyan Türklerle savaştıktan sonra onun yok edilmesi görevi Hz. Mehdi (a.s)’ın elinde olur. Demek ki şu an Türkler ile mücadele halinde. Türkiye ile mücadele halinde. Gerçeği bu. “Hz. Mehdi (a.s), ilk kurduğu cemaatini Türk’e gönderir” diyor. Ne demek? Türkiye’de mücadele eder. Çok net. “Hz. Mehdi (a.s) ilk kurduğu cemaatini, topluluğu Türk’e gönderir.” Yani Türkiye’de görev yapar. “Ve Türklere yardım eder” diyor Hz. Mehdi (a.s). Demek ki Türkiye’de çıkacak. Suriye’de Türkiye ile uğraşacak. Yine Suriye’nin uzun süre bu mücadelesinin devam edeceği, Müslümanları hezimete uğratacağı ama en sonunda Hz. Mehdi (a.s)’ın elinde helak olacağı açıklanıyor. Demek ki Hz. Mehdi (a.s) bir Müslüman topluluğu oluşturacak, Müslümanları bir araya getirecek.  Ve böylece süfyan helak olmuş olacak yani Suriye’deki rejim.

Didem Hocam var mı anlatmak istediğin?

DİDEM ÜRER: Var Hocam. Kardeşlerimizin faaliyetleri var. Ankara Sıhhiye’de 40 kitap dağıtmışlar ve çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmışlar. Hollanda’da bir kardeşimiz 500 adet broşür dağıtmış yerel halka. Darıca’da esnafa 154 adet kitap hediye etmiş kardeşlerimiz. Ve Gümüşhane’de bir bayan kardeşimiz bugün iki camiye kitap ve İslam birliği broşürü hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Deccala yağmur gibi kitap yağıyor. O kitapların gittiği her yerde ne huzuru kalır deccalın ne neşesi kalır, ne şevki, ne gücü kalır, ne itibarı kalır, inşaAllah. Başbakanımız konuşma mı yaptı?

DİDEM ÜRER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Yani genellikle rahat olsun, Allah’a tevekkül etsin. Ben ona her zaman onu söylüyorum, telaşa gerek yok, inşaAllah. Millet vefalıdır. Milletimiz hakkı batıldan ayırır. İyi niyetli bir tavrı, dürüst bir tavrı takdir eder, değerlendirir. Çalışkanlığı ortada. Şevki ortada. Hırsız varsa yakalansın. Girsin hapse. Hükümet de faaliyetine devam etsin. “MİT’e silah kaçakçısı suçlamasında bulunanları milletime havale ediyorum” desin, istediğini desin. MİT’e eskiden beri her türlü lafı söylerler. MİT hep faaliyetine devam eder. Hatta MİT mensubu olmakla suçlarlar güya. Halbuki onurdur MİT mensubu olmak. İftihar edilecek bir şeydir. Yani suçmuş gibi anlatıyorlar.

Şimdi ne yapıyoruz? Bitirelim, yarın yine devam edelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü