Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (3 Şubat 2014; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aklına, derinliğine, kişiliğine aşık olduğum bir tanemin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yeşil cennet rengidir. Allah yeşile içimizde bir eğilim yaratmıştır. İnsan yeşili gördüğünde, hep ferahlar dünyanın neresinde olursa olsun, kim olursa olsun, hep yeşile karşı bir sevgi duyar. Cennetten kaynaklanan içimize verilen içgüdüdür o, cennet sevgisi. Mesela bir yerde taşlar oluyor akik şu bu falan, taşların gözümüzde, gönlümüzde zevk oluşturmasının nedeni cennetten kaynaklanır. Çünkü cennetteki bütün malzemeler o tarz kıymetli taş olduğu için, kıymetli taşlardan oluştuğu için ve daha da kaliteli ve daha güzel olduğu için, bizde bir içgüdü olarak o vardır. Mesela zümrüte karşı bir eğilim, yakuta karşı bir eğilim cennet malzemesi. Orada binalar onlardan oluşuyor. Zümrütten yakuttan oluşuyor. Ama burada Cenab-ı Allah nadide olmasına yönelik bir kader yaratmış. Çok nadide, çok zor bulunuyor. Mesela elmas çok zor bulunuyor, küçük bir parça olarak. Halbuki cennette kitle halinde var, koca koca parçalar halinde var, insanı tam doyuma ulaştıracak tarzda var. Her şeyi Cenab-ı Allah kendi tecellisi olarak, bir nimet olarak kullarına sunuyor. Cennete baktığında, cennetin ovaları yemyeşil. Dünyaya çok benzer cennet aslında. Çünkü ayetin ifadesinden anlaşılıyor; diyor: “Biz bunların benzerlerini dünyada görmüştük” diyor. Ama “gönlünüz ne isterse” diyor Allah. Bu şimdi çok uçsuz bucaksız bir şey. Mesela diyorlar ki: “Cennete şu yok bu yok” kendi kendilerine konuşuyorlar, yeni alimler. Hadi dediğinizi, yanlış anladığınız konuyu kabul edelim. Kabul etmeyelim de sizin mantığınızla düşünelim bazı kişilerin; bak: “Cennette ne isterseniz var” diyor Allah. Canın istiyor o zaman, “istediğinizi yapacağım” diyor Allah. Sofra mı istiyorsunuz sofra, güzel bir yüz mü istiyorsunuz güzel bir yüz. Güzel bir müzik mi, anında. Mesela bir enstrüman kullanmak istiyor, hemen kullanır. İstediği yabancı dili anında kullanır. İstemesi yeterlidir. Bazen rüyasında insanlar yabancı dil konuşurlar şakır şakır, değil mi? Birden Allah orada ilka ediyor işte. Mesela uçmak istiyor rüyasında, fizik kanunlarına göre mümkün değil ama orada bir niyet ediyorsun, anında istediğin kadar yükseğe çıkıyorsun. İstediğin manevrayı yapıyorsun, istediğin yere iniyor, istediğin yere gidiyorsun. O anda Allah kanun yaratıyor işte, fizik kanunu ona göre hareket ediyorsun, rüyanda her şey oluyor. Cennette aynı sistemledir, ne istersek gayet mantıklı olarak oluşur.

Şeyhimiz sultanımız, dünyanın en tatlı şeyhi, Şeyh Nazım Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri bugün iyiymiş, maşaAllah. Devriyeyi şahanesine çıkmış. Şeyhimiz dünyanın balı kaymağı, Kıbrıs’ın süsü, Akdeniz’in süsü, dünyanın süsü, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Haberkıta sitesinde sizin bir röportajınız yayınlandı. Sizinle yapılan röportajda, 17 Aralık süreciyle ilgili yaptığınız açıklamalara yer verildi. Bu röportajda, hem yolsuzluların üzerine gidilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz, hem de ülkemizdeki güzel gidişatın bozulmaması için, istikrarın korunması gerektiğinin üzerinde duruyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Doğru.

DİDEM ÜRER: Hocam, 17 Aralık operasyonuyla oğlu gözaltına alınan eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, istifasından vazgeçtiğini açıkladı ve “Sayın Başbakanımız benim davamın lideridir. Liderimden ve dava arkadaşlarımdan özür diliyorum” dedi. Siz kendisinden rica etmiştiniz zaten böyle yapmasını.

ADNAN OKTAR: İlk gün söylemiştim, istifa ettiği gün, sözünü geri almasını, sözünü düzeltmesini söylemiştim. Biraz gecikmeli oldu ama oldu, inşaAllah.

Tabii kaderde Cenab-ı Allah her şeyi bir hayırla yaratıyor. Şimdi bir felaket gibi görünüyor, kötü gibi görünüyor ama mutlaka bir hayır var, mutlaka bir bereket var. Cenab-ı Allah hayırsız hiçbir şey yapmaz. Cemaat için de bir hayır var, hükümet için de bir hayır var, Mehdiyet için bir hayır var, İslam alemi için bir hayır var, dünya için bir hayır var, ahiret için bir hayır var. Sağa dönüyoruz hayır, sola dönüyoruz hayır, her tarafımız hayır, inşaAllah.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız Almanya’ya giderken bugün havaalanında sorulara cevap verdi. Genel olarak neşeli ve güler yüzlüydü.

ADNAN OKTAR: Güzel.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah. Yeni demokrasi paketiyle ilgili tutuklu yargılama süresinin 10 yıldan 5 yıla indirileceğini söyledi. Sizin de dediğiniz gibi savcıların rast gele operasyon düzenleme yetkileri sınırlandırılacak. Tutukluluk süresi 10 yıldan 7,5 yıla indirilmişti; “5 yıla indiriyoruz” dedi. “Önemli olan adım da şu; adli kollukta artık herhangi bir savcı istediği gibi yaptıkları zaten kanunsuzdu. Adliyeden bazı polisleri toplayıp ‘hadi şurayı bas’ böyle bir şey olamaz. Hiçbir üstün astından haberi yok. Valinin, emniyet müdürünün yok. Bu adımlar ortadan kaldırılıyor” dedi. Zaman Muhabiri “MİT, Reza Zarraf hakkında sizi uyardığı halde bu uyarıyı değerlendirmediğiniz doğru mu?” diye sordu. Bunun üzerine şöyle söyledi: “MİT uyarı yapmaz tespit yapar. MİT’in bu tür raporlarına nüfuz edecek kadar paralel yapının temsilcisi durumuna düşüyorsunuz” dedi. Ve “bu teşkilat süreklilik kaydıyla çalışır. Bu nasıl sizlerin ya da onların eline geçiyor?” diye sordu gazeteciye. Ayrıca sizin de çok sık vurguladığınız gibi, suçu kesinleşmemiş insanları suçlu ilan etmemek gerektiğini vurguladı. Ve “burası çok tehlikeli bir gidiş. Bu ülkeyi sevmek değildir. Bu vatana hizmet değildir. Beraatı zimmet asıldır. Bir insanın suçu sabit olmadığı sürece onu suçlu ilan edemezsiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Tayyip Hocam toparladı daha iyi oldu üslubu. Ama diyorum bak; hayır var. Bunlar çok rahat izale edilebilecek şeyler olmakla beraber hukukla, kanunla çok rahat izale edilebilir. Suçlu varsa, gider hapis yatar. Ama kaderde bu bir dönüm noktası olarak bu gerekiyordu, Allah bunu kader içerisinde yarattı. Bundan sarsılmaya gerek yok. Başka olaylar da var, sonra daha başka olaylar da olacak, daha büyük olaylar da olacak, hiç birinde sarsılmak Müslüman’a yakışmaz. İmtihanın süsü, imtihanın gereği, imtihanın şartları bunlardır. İmtihanda Cenab-ı Allah, sürekli bir iyi gün gösteriyor, bir zor gün gösteriyor. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor Cenab-ı Allah. “Yine her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor. Tekrar ediyor Cenab-ı Allah.

5 ve 6, 56. Burada da tabii bir işret var. Orta bir rakam 5 ve 6.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç İzmir’de yaptığı konuşmasında, Mavi Marmara tazminatı konusuna değindi: “Biz İsrail hükümetine üç şart öne sürdük; birincisi özür dileyeceksiniz. İkincisi tazminat ödeyeceksiniz. Üçüncüsü 35 ülkeden bu gemiye giden insanlar barış için gidiyordu. Ablukanın kaldırılması gerekir. Çözümün yakın olduğunu ben de hissediyorum. Gazze’ye uygulanan ambargoların kaldırılması gerekli. İsrail mal ve ilaç geçişlerine izin verdi. Fakat ambargo tamamen kaldırılmış değil” dedi.

ADNAN OKTAR: Tazminatın ödenmesi için İsrail hükümetiyle görüşen Hahamlar, Baş Haham buraya geldiler. Hükümetle iç içeler zaten. Şas Partisi’nin kurucusu da buraya geldi. “Tazminatın Tevrat’ın hükmü olduğunu” söyledim. “Siyasi könjektöre göre, siyasi üsluba göre değil de” dedim “Tevrat’a göre tazminatı ödeyin” dedim. Onu makul gördüler, Tevrat’ın hükmüne göre. Gittiler bir gün sonra tazminatın ödenmesi kararı çıktı. Ve özür dileme kararı çıktı. Bir de özür dilemek; onu da tarif ettim uzun uzun, Tevrat’a göre açıkladım. Bir insan bir insana omzunu bile çarpsa, özür diliyor. “Bir nezakettir” dedim, bunda bir şey yok. “Ama özür dilersek işte şunu kabul etmiş olacağız, bunu kabul etmiş olacağız” dediler. “Onlar ayrı mesele, siz onları kafanıza takmayın” dedim. “Özür dileyin, tazminatı da verin konu bitsin rahat olun” dedim. O kadar. Hakikaten gittiklerinden bir gün sonra bu kararları çıkarttılar. Evet, hiç bir şekilde kabul etmiyorlardı normalde.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Dün sabah Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler’in ziyaret ettiği, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, Köln Camii ziyaretinin gerçekleştiği günün gecesinde yakılmak istendi Hocam.

ADNAN OKTAR: Camii? Çok vahşi bir hareket.

DİDEM ÜRER: Hasan Celal Güzel Suriye ile 900km.’den fazla sınırımız olduğunu ve bölgenin 1000 yıldan uzun süre Türk hakimiyetinde kaldığını ve henüz 90 yıl önce Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun toprağı olan Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Halep ve Kuzey Suriye bölgesinin sonradan terk edildiğini yazmış. “Görülmemiş soykırıma maruz kalanların hepsi de eski Osmanlı vatandaşlarının çocuklarıdır” diye belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Hasan Celal Hoca yamandır. Üslubu da Osmanlı, maşaAllah.

Fakat onlar onun farkında mı bakalım? İttihad-ı İslam’ın farkında mı? Öneminin farkında mı? Bölgedeki insanlar çok cahil bırakıldı. Fert fert eğitilmeleri gerekiyor. Eğitildiğinde o insan senin insanın olmuş oluyor. Bilgisizlikten atıl duran bir insanı bilgiyle dolduruyorsun. Mesela arabada benzin olmadan araba gitmiyor, duruyor. Benzin gibi bilgi. Bilgiyi doldurduğunda beynine, ondan sonra o insan mükemmel hareket eder. Ama bilgi yoksa, benzin olmayan araba gibi hareket etmez, bir şey de yapamaz. Savrulur. Mesela omuz çarpan oluyor düşüyor, biri itiyor kenara savruluyor, böyle olmaz. Emekli olduğu için, biraz buna emek vermek gerektiği için üşeniyor insanlar. Halbuki bir insanı biraz yetiştirdiğinde, biraz anlattığında, ömür boyu çok değerli dostun olur. İslam’dan yana bir insan olur. Emek vermeye üşendikleri için, genel siyasi politikalarla netice almak istiyorlar. İnsanların ruhu da zaten siyasetten yandığı için, siyasetten genellikle sertlik, dil dalaşı, dille çatışma bazen olduğu için bazı yerlerde insanlar siyaseti sevgi kaynağı olarak görmüyorlar. Çatışmaların, sıkıntıların kaynağı gibi görüyorlar. Halbuki siyaset denince akla sevgi gelmesi lazım, muhabbet gelmesi lazım. Siyasetin sevginin emrinde olması lazım. Siyaset sevgiye hizmet etmesi lazım. Siyaset dünyanın birçok yerinde kavgaya, bölünmeye, atışmaya, laf sokmaya, birbirlerini üzmeye; dolayısıyla bir acımasız rekabete insanları zorluyor ve çekiyor. Mehdiyet devrinde siyaset aşkın, sevginin kaynağı olacaktır. Aşkı, sevgiyi elde etmek için kullanılacaktır siyaset, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hasan Celal Güzel yazısına şöyle devam etmiş: “Bugün Ortadoğu’da bulan 10 milyon civarındaki Türkmen’ler bizim soydaşımız, Müslüman kardeşimiz ve insanımızdır” diyor. Ve Türkmen kardeşlerimize yönelik El-Kaide bağlantılı IŞİD teröristlerinin saldırısını ve sonrasında Türkiye’ye sığınmak isteyenlerin yolunu kesen teröristlere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahalesini anlatmış. Ve “ilk defa Suriye Türkmenlerine sahip çıktık” demiş.

ADNAN OKTAR: İşte, mesela bize sığınanlara da eğitim verilmesi lazım. Kitap dağıtılabilir, broşür, dergi dağıtılabilir. Eğittin mi o kitleyi olduğu gibi kazanırsın. Ama şu an benim gördüğüm eğitilmiyorlar, kendi hallerine bırakılmışlar. Halbuki eğittiğinde pırlanta gibi olur, çok değerli olur. Elmas da yontulduğunda değerli hale geliyor. Ama düz halde pek bir etkisi olmuyor. İnsan da öyle, ince ince düzenlendiğinde, eğitildiğin de o zaman kaliteli hale geliyor. Ne üşenmek doğru olur, ne emek vermekten kaçınmak doğru olur. Ve çok kolay yöntemler var, televizyonla eğitilebilirler, radyoyla eğitilebilirler. Kitap, dergi, gazete her yolla eğitilebilirler. Müspet eğitim çok hayati. Mesela bak, Hasan Celal Güzel konuşma yapıyor. Bu nedir? Eğitim, kısa bir eğitim çalışması. Kısa bir eğitim konuşması yapıyor, bu etkili bir şey. Ama çok küçük bir şey tabii bu anlatım. Havada kalır biraz. Ama kapsamlı olduğunda, Kuran mucizelerine dayandığında, iman hakikatlerine dayandığında, etki net olur. Ama Kuran mucizelerine, iman hakikatlerine dayandırmazsan etkisi geçici olur. Adam çünkü komünist de olabilir, başka düşüncede de olabilir. Onu yüksek şeyler ilgilendirmez o zaman. Fedakarlıklar, derinlikler, cesaret gerektiren şeyler onu ilgilendirmez. ‘Neme lazım’cı olabilir. Ama Kuran’a göre eğittiğinde, sahabenin Kuran anlayışına göre eğittiğinde; bağnazlığa göre değil. Bağnazlığa göre eğittiğinde işte oradaki olaylar oluyor. Ama sahabe İslam’ıyla eğittiğinde, Mehdiyet İslam’ıyla anlattığında nefes kesecek, veli tıynetli insanlar oluşur. Onun için Mehdiyet’in önemi büyük. Herkes Kuran’la eğitim yapıyor ama bir kısmı Kuran’la adam eğitiyor canavara çeviriyor. Bir kısmı Kuran’la adam eğitiyor meleğe dönüşüyor o insan. Demek ki eğiten ustanın aklı önemli aynı zamanda. Çünkü Kuran mükemmel fakat Kuran’a şeytani gözle bakarsa şeytanlık için değerlendirebilir ve şeytani amaçta kullanabilir. Ama Rahmani gözle bakarsa sadece Rahmani hedeflerde Kuran’ı değerlendirip ona göre insanları yönlendirir. Mehdiyet’in özelliği de Rahmani eğitimdir. Kuran’la Rahmani eğitimdir. Adamlara bakıyorsun ellerinde hakikaten Kuran var ama şeytani eğitim veriyor Kuran’la. Kuran’ı çarpıtıyor, dilini eğip-büküyor. Cenab-ı Allah ona dikkat çekmiş zaten Kuran’da: “Dillerini eğip-bükerler” diyor. Değiştiriyor, hurafeyle karıştırıyor. Dolayısıyla bir vahşet sistemi ortaya çıkarıyor. “Bu ne?” diyorsun “İslam” diyor. Halbuki tam bir vahşet sistemi. Ve faşizmin en kanlı, en azgın hali olarak karşımıza çıkıyor. Bunu izale etmek ancak Hz. Mehdi (a.s) çizgisinde, İttihad-ı İslam çizgisinde eğitimle olur.

Buyurun Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Endonezya’da Eylül ayında aktif hale gelen Sinaburg Yanardağı’nda Cumartesi günü gerçekleşen şiddetli patlamalarda dağın püskürttüğü lav, kül ve kaya parçaları 2000 metre yüksekliğe ulaştı Hocam. Dağın çevresindeki alan kalın bir kül bulutu altında kaldı. Ve patlamanın ardından ölü sayısı 16’ya çıktı.

ADNAN OKTAR: Bunlar da, ahir zaman alametleri.

Biraz Risale-i Nur’dan devam edelim, yine devam edeceğiz, inşaAllah.

VTR-Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.

DAMLA PAMİR: Bir tanemin, canım sevgilimin sohbetine devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam yarın İngiltere dış işlerinden sorumlu bakan Twitter üzerinden Türkiye saatiyle öğlen 12:15’ten itibaren Burma’daki kardeşlerimizle bu saatten itibaren Burma’daki Müslümanlar hakkında soruları yanıtlayacak. Burma’daki kardeşlerimiz bu saatten itibaren etiket olarak hashtag etiketinden yoğun olarak destek vermemizi rica ettiler. Şimdi etiketi veriyorum alt yazıya. Kardeşlerimiz bu etiketten saat öğlen 12:15’den itibaren Türkiye saatiyle Burma’daki Müslümanlar için İngiltere dışişleri bakanlığından sorumlu bakana bunu gönderebilirler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tamam. Peki nasıl gönderecekler?

DİDEM ÜRER: Twitter’dan bu etiketi yazıp sonra sorularını veya isteklerini yazacaklar.

ADNAN OKTAR: Tamam. Yani karmaşık bir şey yok, sadece orada eza yapmayacaklar, cefa yapmayacaklar.

DİDEM ÜRER: Hocam, Basra Körfez bölgesinde yayınlanan ilk İngilizce gazete olan Kuveyt Times’da bugün “ya bir mülteci kampında yaşıyor olsaydınız” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda “ülkesinden göçmek zorunda kalan, ilaç ve yiyecek yardımı olmaksızın günlerce aç ve susuz yaşamak zorunda bırakılan, açlıktan hayatını kaybeden Suriyeli göçmen kardeşlerimizin içinde bulunduğu zorlu duruma dikkat çekerek, bu sorunu ancak Müslüman ülkelerin Avrupa Birliği benzeri bir birlik etrafında birleşmeleriyle çözüm bulunabilineceğini” söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet anlatım, uyarı, hatırlatma ibadettir. Allah onun etkisini yavaş yavaş da olsa veyahut hızlı bir şekilde meydana getirir. Mühim olan bizim bunu yapmamız. Mesela şimdi burada bir etiket yapıyoruz, bu bir ibadettir. Bundan belki hiç etki olamayacak ama Allah’ın istediği bizden o ibadeti yapmamız. O kardeşimize yardımda bulunmamız. Nasıl yapabiliriz? İşte bu kadar yapabiliyoruz. Biz şimdi gidip adamları başka türlü caydıramıyoruz. Allah istese bu hiç olmaz, böyle bir olay hiç olmaz. Allah olayı meydana getiriyor. Bu etiketleri de bize yaptırıyor. Böylece ibadeti meydana getiriyor. Mesela İngiliz bakan devreye giriyor, bir başkası devreye giriyor. Onları konuşturanda Cenab-ı Allah. Ama o arada yüzlerce, binlerce kurtarıcı faaliyet yapılmış oluyor. Onlar hep bir can kurtarma sevabı olarak müminin hanesine yazılıyor. Cenab-ı Allah diyor ki mesela sen on bin Müslüman’ı kurtarmak için gayret etmişsin, etiket göndermişsin. Ertesi gün yine göndermişsin. O on bin insanın sevabı kurtarılma sevabı onun hanesine yazılmış oluyor, konu bu. Yoksa Cenab-ı Allah hiç böyle bir şey meydana getirmez. Adamların kalbinde öyle bir olay olmaz. Zaten olayın meydana gelmesi harika, zulmün meydana gelmesi harikadır. İnsan zulümden hiç hoşlanmaz. Can yakmaktan hiç hoşlanmaz. Allah’ın onu meydana getirmesi zaten harika bir şey. Bir mucizedir yani.

Dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Mısır’da yayın yapan Ortadoğu’yla ilgili haberlerin yer aldığı Mide East Information haber sitesinde de; “Suriye’deki savaşın çözümü İslam Birliği’dir” başlıklı makaleniz yayınlandı.  Mısır’dan yazan editör sizinle bu konuda aynı görüşte olduğunu ayrıca mesaj yazarak iletti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunlar işte bir ibadet. Allah kurtarıcı olmamızı, vesile olmamızı istiyor ama bu kurtaran Allah. Bizim bu sözümüzden mi onlar kurtuluyor? Allah ibadetin zeminini hazırlıyor. Mesela su hazırlar, gider abdest alırız. Seccade hazırlar, yaratır. “Giyimlikler yarattık” diyor Cenab-ı Allah.  Seccadeyi yaratan da Allah. Hayatı renklendirmek istiyor Allah. Yani zulüm olacak, sen onu kurtaracaksın, kahraman olacaksın, hoşuna gidecek. Onları kurtarmanın heyecanını duyacaksın. Mesela Suriye’yi kurtarmak için gayret edeceksin, yiğitlik yapacaksın, sonra sen kendini seveceksin. Yani diyeceksin ben dolu bir insanım diyeceksin. Cennete gittiğinde de Allah’a şükür bu kadar gayret ettim, Allah vesile etti, bende cennete girdim. Halbuki bütün gayretlerini yaratan Allah. Daha anasından doğmadan adam etiketi yazmış oluyor zaten. Mesela şimdi biz buraya etiket yazdık daha ben anamdan doğmadan o vardı etiket. Daha annemde doğmadan vardı. Daha Hz. Adem (a.s) doğmadan vardı. Hoşumuza gitsin, renklensin diye yapıyor Cenab-ı Allah. Bak ahir zamana televizyon yaratmış, internet yaratmış Cenab-ı Allah, sırf İslam dünyaya hakim olsun diye. Çünkü yıldırım hızıyla nasıl hakim olabilir? Yıldırım hızıyla o bilgi nasıl ulaşır? İnternetle ulaşır, televizyonla ulaşır. Öbür türlü olsa, develere binip gidip tebliğ yapacaktık. Buradan sırf Konya’ya gitmek bile aylarımızı alırdı. Ama şu an yıldırım hızıyla her yere ulaşıyoruz. İslam dünyaya hakim olsun diye yapıldı internet, televizyon bunların hepsi, cep telefonları hepsi. Yoksa insanlar eğlensin, keyif yapsın diye değil.

Didem Hocam ne konuşayım, ne anlatayım? Başka bir şey söyle.

DİDEM ÜRER: Hocam, demin yayının başında cenneti çok güzel anlattınız Hocam.  Nasıl burada numunesini gördüğümüzü, belki detaylandırabiliriz biraz.

ADNAN OKTAR: İnsanlar dirildiklerinde, dünyada olduklarına inanıyorlar yine. Yani insan zannediyor ki öyle bir şok olay. Bir berraklık var, bir netlik var. Yani aniden durum keskinleşiyor ama “ben bir uykudaydım herhalde” diyor, “uykudan uyandım” diyor. Öyle bir şok tarzında bir şey olmuyor. Sorularında falan anlaşılıyor, “bizi kim uyandırdı, uyuduğumuz yerden?” diyor. Huyu suyu da belli. Mesela kalabalık toplu hareket etmelerinden anlaşılıyor. Mesela o dünyadaki uyanıklık, orada da devam ediyor. Mesela orada bir ses geliyor çağırıcının sesi, hepsi oraya topluca koşmaya başlıyorlar, kurtuluş orada diye. “Sanki dikili bir şeye doğru koşarlar” diyor, Allah ayette. Cennet ehlinin özelliği asıl sevgidir. Cennet kadınları daha cennete girecek olanları, önceden aşkla bekliyorlar, tutkuyla. Mesela Resulullah (s.a.v.)’i,  Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı, veli ola insanları. Onlar belli mesela sizlerin sevgilisi şudur diyor Cenab-ı Allah. Onlarda hasretle bekliyorlar gelmesini. Geldiğinde zaten biliyorlar onu, direk onun yanına giriyorlar. Allah onları onlar daha gelmeden aşık ediyor onları. Aşık olarak bekliyorlar cennet hanımları, acayip sevgi dolu oluyorlar. Cenneti de çok iyi biliyorlar. Cenneti Müslümanlar bilmediği için onlara yardımcı oluyorlar. Şurası şudur, burası budur, şurada şu bahçeler vardır. Evler nasıl kullanılır, oralara nasıl gidilir, onları anlatıyorlar yanlarında. Onun için çok fazla cennet hizmetçisi oluyor. Gılmanlar var, genç gılmanlar onlara söylüyorlar mesela bir şey istiyorlar alıp getiriyorlar. Kendi de istese olur ama cenneti tanımak vakitlerini alıyor. Bayağı bir vakit alıyor onlar da sürekli cenneti onlara tanıtıyorlar. Çünkü dünyanın kanunları gibi oranın da kanunları var, cennetin de kanunları var. Cennet sebilleri var, cennet çeşmeleri var evleri tanıyorlar.  Cennet evlerini tanıyorlar bilmedikleri yerler hep, odaları tek tek geziyorlar cennet odalarını. Odalar, odalar içinde, odalar, odalar içerisinde alışmadıkları bir şey şaşırtıcı. Her yerde güzel insanlar var, güzel sözler var. Onlar tabi baş döndürücü geliyor müminlere. Ama dünyayı hiç unutmadıkları için bıkmıyorlar. Ama dünyayı bilmeseler, belki Allah vermesin tekdüze gelebilirdi. Ama dünyayı bildikler için, mesele ısrarla gelip koltuğa oturmak istiyor. Halbuki yorgunluk yok, koltuğa niye oturmak istesin? Alışmış yorulmaya, koltuğu bir nimet olarak görüyor. Gördüğünde koltuğu hipnotize olmuş gibi gidip oturuyor. Halbuki milyarlarca yıl ayakta durabilir hiçbir şey olmaz, yorgunluk yok çünkü. Mesela döşek, hiç ihtiyacı yokken gidip yatıyor, uzanıyor döşeğe uzanıyor. Daha hoşuna gidiyor döşek. Bu yastıklardaki detaylar, süsler, ince detaylar çok hoşuna gidiyor. Yiyecekte de insan bu dünyada tabi hep rejim yapıyor, az yemeğe dikkat ediyor. Orada çok lezzetli yiyecek bol miktarda yiyor. Dünyada insan utanır bazen var ya sandviç yarışması yapıyorlar. Orada öyle değil. Yemek yemek bir ibadet Allah’a hamd edildiği için. Sürekli mümin kibar, nezih bir şekilde yemek yiyor ama sürekli. Zevk aldığı için, sürekli etrafın güzelliğini seyrediyor kesintisiz. Sürekli kulağı müzikte, güzel seslerde, cennet hanımlarını dinlemede. Kulakları kulağı demiyor iki kulağı değil binlerce kulağı oluyor insanın. Tek bir bedeni olmuyor, tek bir bedende olsa çok zor olur cennet. Oraya mı gitsin, oraya mı gitsin, Peygamberimiz (s.a.v.)’le sohbet mi etsin, diğer peygamberlerin yanına mı gitsin? Çok zor olur, onun için Allah çok fazla bedenle yaratıyor. Her bedeni aklında hayalinde olan en güzel şekilde oluyor. Bir hanım esmer olmak istese esmer oluyor, hem sarışın oluyor, hem kızıl oluyor. Burnu hafif bombeli hoşuna gidiyorsa öyle oluyor. Kaşı ayrı, gözleri çeşit çeşit renk ela, yeşil, mavi çeşit çeşit oluyor. Siyah gözlü kadınlar hep renkli gözlü olmak isterler. Renkli gözlü olanlar da siyah gözden hoşlanırlar. Hocamın, Yasemin’in gözleri siyah çok şahane duruyor, bayağı güzel. Siyah göz çok güzel olur ama inanmıyor siyah gözler, ben dikkat ediyorum hep renkli göze hayranlık duyuyor onlar. Halbuki siyah çok anlamlı, güzel bir gözdür. Cennet hanımları siyah gözlüdür birçoğu. Ama tabi yeşil gözlü olan var, mavi gözlü olan var, ela gözlü bir de bilmediğimiz renkler var cennette. Yeni renkler tanıyacağız. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) onu da belirtmiş. Mavi gibi yeşil gibi yeni bir renk, hiç aklımızın ucundan geçmeyen bir renk. Biz en fazla onun tonlarını tanıyoruz, turkuaz ama hiç bilmediğimiz renkler tanıyacağız. Müzik çok yoğun cennette ve dans ağaçlarda. Yani ritme çok önem veriyor Cenab-ı Allah. Her şeyde ritim yarattığı için ağaçların dansı oluyor, hurilerin dansı oluyor, onları seyrediyor müminler.

Ne şekermiş bu “Didem Hocam bu kedim Müezza, canım Adnan Hocam beğenirse hiç düşünmeden verebilirim kedimi. Dün benim kediye benzer bir kediyi çok beğenmişti, Hocam için her şey yaparım” diyor. Bir göreyim kediyi şöyle. Şekerliğe bak. Ama o senin yanında rahat eder. Sende kalsın arada sırada resimlerini gönder. O eve o çevreye alışmıştır öyle huzurlu olur. Almak doğru olmaz. Eğer mutlu olmasını istiyorsan, orada tutmak lazım. Alıp başka bir yere götürüyorlar, olmaz. Hayvan yeni bir ev yeni bir çevre zor alışır, böyle güzel. 

“Seyyid Hocam, etkili dualarınızı bekliyoruz mübarek dilinizden “ diyor, “ben Mersin’den özel harekattanım. Sizleri çok seviyorum” diyor. Allah ömrünü uzun etsin, seni kahpe kurşunlardan korusun. Böyle dua ettikten sonra, hiç polisimiz ölmedi elhamdülillah, dikkatimi çekti. Çok eskiden çok çok fazla öldürüyorlardı, şehit ediyorlardı. Biz öyle dua ettikten sonra, müminler, büyüklerimiz, Müslümanlar dua ettiler, bir daha olmadı, elhamdülillah. Allah vesile etmiş olabilir.

Didem Hocam, buyurun dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyanet İşleri Başkanımız da bu “işaretül icazı” imzalamış. Şöyle söylüyor; “Üstad Bediuzzman’ın gecikmiş bir arzusunun tahakkukuna vesile olduğumuz için bahtiyarız” şeklinde yazmış esere.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Mehmet Görmez Hocamız maşaAllah. Mübarek muhterem bir insan. Mehmet Görmez’in; “Gençlik yetiştiremedik, Darwinizm materyalizme karşı gençliği eğitemedik” tarzı bir üslubu var. Onu üç dört kere tekrarladı, onlar çok önemli. Onları bana yeniden verin. Ben onları tekrar tekrar anlatayım.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimize bir hatırlatma yapmak istiyorum bu ekranda gördükleri etiketi yarın öğlen on ikiden sonra yazmaları gerekiyor. İngiltere Dışişleri Bakanı sorumlusu çünkü o saatte sorulara cevap verecek. Şu anda Türkçe olarak yazmalarının o anlamda bir faydası yok. Yarın öğlen on ikide yazmaları gerekiyor o kişiye İngilizce olarak.

ADNAN OKTAR: Yarın öğlen on ikide, şimdi değil.

Bak diyor ki Mehmet Görmez Hocamız; “bugün ülkemizde bugün ülkemizde yaşanan gerilim ve çekişmeler” saldırganlıklar, küfretmeler, bağırıp çağırmalar, sevgisizlikler, “İslam dünyasında yaşanan şiddet ve çatışmalar biz Müslümanların top yekun insan yetiştirme düzeneklerimizi bilgi ve bilinç üreten mekanizmalarımızı yeniden gözden geçirmemizi zorunlu hale getirmektedir.” Yani geleneksel Ortodoks İslam anlayışını ortadan kaldırmamız gerekiyor diyor, çünkü o sistemden battık diyor. “Bu çerçevede tüm okullar STK’lar kurslar, yazılı sözlü basın sosyal medya yani her yerde İslam’ın hangi metotlarla öğretildiğini yeniden ele almak gerektiği çok açık, insanlık ölmek üzeredir” diyor. Yani deccal, dünyayı teslim aldı diyor, insanlık ölmek üzere deccal dünyayı teslim aldı. Ama bak her yer “İslam’ın hangi matodlarla ele almanın gerekliliği çok açık.” Yani Mehdiyet stilinin dışında bir yöntem olmaz diyor. Şu ana kadar uygulanan sistem batmış, çökmüş, mahvolmuştur diyor. Bunun sonucunda bu oldu diyor. Ortodoks gelenekçi İslam anlayışıyla battık diyor. Yeniden Mehdiyet ruhuyla canlanmamız gerekiyor diyor, bunu anlatmak istiyor. Bak “biz” diyor, “din adamı öğretmenler, üniversiteler okullar olarak, yeni nesli kuşatacak bir gönül dili bulamamışız” diyor. Din, adamı da yapamıyor” diyor “bunu, öğretmenlerde de yapamıyor “ diyor, “üniversitelerde yapamıyor. Okullarda yapamıyor” diyor.  “Yeni nesli kuşatacak. Yeni neslin zekasına, aklına, kültürüne, görgüsüne hitap edecek. Onları yüksek mantığına, derin aklına delillerle tam kanaat getirtecek şekilde eğitecek bir gönül dilini daha bulamadık” diyor. O gönül dili Mehdiyet’tir işte.  “Müslümanların izzet ve onuru tarihi hiç olmadığı şekilde bizzat birileri eliyle yok ediyor” diyor. Yani deccaliyet diyor, İslam’ın onurunu, gücünü yok ediyor diyor. “Hep başkalarını suçladık.” İşte Siyonistler, masonlar, “sinsi emellerine atıf yaptık. Onlar yaptı bunu dedik” diyor. “Ama bir kerede ne olur kendimize bakalım. İnsan yetiştirme düzenimizi gözden geçirelim.” Yani şu gelenekçi, geleneksel, Ortodoks İslam anlayışını değiştirelim diyor. “O yüzden biz battık bu hale geldik” diyor. Ve dolaysıyla Mehdiyet’in dışında bir yol olmadığını söylemiş oluyor ama ancak bu kadar söyleyebiliyor. Birlik ve beraberlik olmazsa, yani İttihad-ı İslam olmazsa, kardeşlik zedelenirse, o toplumlar ateş dolu çukurların başında yaşayan toplumlara benzetilir. Kuran ayeti. İnadına birlik diyeceksiniz. Yani İttihad-ı İslam, inadına beraberlik, inadına kardeşlik, inadına kardeşlik hukuku, inadına kardeşlik ahlakı diyeceksiniz. Yani “İttihad-ı İslam konusunda azimli, kararlı, ısrarlı olmamız gerekir” diyor. Bak diyor ki, “siz lütfen mağ-bedi yeniden tanımlayarak, mağ-bedi yeniden tanımlayarak” iman, akıl. Çünkü akılsızca bir iman anlatışı olmaz. Hurafe anlatıyorsun, iman et diyorsun. Dalgamı geçiyorsun sen? Adamın edemeyeceği belli. O zaman iman akıl birlikte. “Üniversite”  yani aydın kesime hitap etmek. “Bilim” bilimle mutabık olması lazım, müspet bilimle. “Bilim ilişkisini yeniden inşa ederek.” İşte bu Mehdiyet’le. “Bu inşa edilmiş durumda var.” Görmek isteyene var. “Camiyi inşa etmek yetmiyor” diyor. Bina yapmak. Anlatmıştım ya o zamanlar, binayla olmaz dedim. Tayyip Hocam’a söylemiştim. Aynı zamanda kalpleri imal etmek gerekiyor. “Bunun içinde” diyor, “Peygamberimizin (s.a.v) ifadesiyle kalbi camiye dürmüş ve kalbini camide unutmuş gençliğe ihtiyacımız var.” Yani “caminin ruhunu ancak camideki kaliteli, aydın, akıllı, bilimle, sanatla, estetikle İslam’ı yorumlayan, Mehdiyet ruhuyla yorumlayan, sahabeyi İslam anlayışı içinde olan gençliğin ruhu camide olursa olur” diyor. “Yoksa betonla, çimentoyla, tuğlayla cami olmaz” diyor. “İnşaAllah, gençlerimizle camilerimizi en iyi şeklide imal ederiz.” Hangi gençlerimizle? Mehdiyet’le. Çünkü öyle olsa, normal çalışmayla, dünya gençliğiyle olsa, İslam gençliğiyle olsa, bu hale gelmezdik. İslam gençliğinin Büyük bir bölümü batmış vaziyette. Mehdiyet gençliği Türkiye’de hareket halinde. Onlarla, inşaAllah dünya bir düzene ve nizama kavuşabilir.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetleri vardı. Hocam. Dün İstanbul’da kardeşlerimiz daha öncede ziyaret edip kitap hediye ettikleri, Aya Andrea Rus Kilisesi’ni ziyaret edip çiçek hediye etmişler.  Bir ihtiyaçları olup olmadığını sormuşlar ve Hristiyan kardeşlerimiz çok hoşnut kalmışlar. Sakarya’dan bir kardeşimiz Serdivan ilçesi, Altınova Mahallesi’ne A9 TV broşürü dağıtmış çok sayıda. Ve 2 Şubat Pazar günü kardeşlerimiz, Bursa Kent Meydanı’nda 100 kitap, 25 dergi, 1500 broşür dağıtımı yapmışlar. Adapazarı’ndaki kardeşlerimizde, Cumartesi günü broşür ve kitap dağıtımı yapmışlar. Bütün kardeşlerimiz size sevgilerini iletiyorlar, inşaAllah Hocam. Çok sevimli.

ADNAN OKTAR “Sayın Oktar, sizce günümüzde sahabe ahlakı yolundaki öncelikli engelimiz nedir? Para, makam, kadın, evlat, eğitim vs.” Hiçbiri değil. Vicdanını kullanan bir insan, Kuran’a tabi olan bir insan, berrak İslam yolunu, sahabe yolunu, Mehdiyet yolunu görür. Bediüzzaman ne diyor? “Mehdi (a.s)’ı, imanın nuruyla tanırsınız” diyor. Ama imanın nuruyla. “Eğer o gözle bakmazsanız, göremezsiniz” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) nasıl tanındı? İmanın nuruyla tanındı. Kuran’ın hak olduğunu nasıl anlıyoruz? İmanın nuruyla anlıyoruz. Hz. Mehdi (a.s)’ı nasıl anlarız? İmanın nuruyla anlarız. İmanın nuru olduğunda, Kuran’a uyduğunda, bunların hepsinin üstünde olur o. Yani dünyevi hiçbir insanı engellemez.

Fatih Torun; “Siyasetin temelinde çatışma, rekabet ve birçok neden var. Hak davaya yönelik olanlar en kutsalı, en yücesi.” Tabii siyasette, acımasız bir çatışma vardır, acımasız bir rekabet vardır. Ama İslam ruhuyla, Kuran ruhuyla yaşayan insanlarda; kardeşlik, birleştirme, muhabbet ruhu vardır.

Nermin Beren-Nermin Beren E.A; “Sizce Darwinizm kaldı mı?” Doğru kalmadı. Ama kim onu o hale getirdi? Darwinizmi kim yamulttu? Kim ilimle, irfanla yerle bir etti? Kim Avrupa’da, dünyada bütün okullarını, üniversitelerini, akademilerini hallaç pamuğu gibi attı? Ve onları kim teslim aldı? Bunu bir düşün. Bilimsel metotlarla. Ama Darwinizm halen şu an ruhen ölmüş olmakla beraber, bedenen ayakta. Çünkü bütün okullarda şu an Türkiye’deki okullar, Suudi Arabistan, İran bütün İslam alemi de dahil olmak üzere bütün okullarda, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversitede, Darwinizmin anlatımı çok kapsamlı olarak hem tarih dersinde, hem biyoloji dersinde, hem felsefe dersinde, hem sosyoloji dersinde, hepsinde kapsamlı olarak anlatılıyor. Dolaysıyla Darwinizm kaldı mı diyorsun ama devlet Darwinizmi yüceltiyor. Devletin okullarında hangi kitapta Allah yarattı yazıyor? Hepsinde tesadüfen yaratıldı yazıyor. Sen diyorsun kaldı mı? Gözün görmüyorsa, benim gözüm görüyor. Gözün görmüyor. Bakarsan görürsün. O kitapları okuyamıyor musun sen? Devletin okullarında Allah yarattı diyor mu canlıları? Ne diyor? Tesadüfen yaratıldı diyor. Hatta müzeler var Darwinizmi anlatan, Suudi Arabistan’da, İran’da, devlet eliyle açılmış müzeler, orada kapsamlı olarak anlatılıyor. Biz, bak diyor ki, “sizce Darwinizm mi kaldı mı? Artık biz ateistlerle mücadele etmeliyiz.” Ateistin dini ne? O da Darwinizm değil mi? Sanki ateistin başka bir inancı varmış gibi. Ateistin dini de Darwinizm. Devlet resmi olarak Darwinizme inanıyor. Devletin felsefesi Darwinizm. Devlet Allah yarattı demiyor ki. Bilimsel olarak anlatıyor kendince. Tesadüflerle oluştu diyor. Sahte bilimin, sahte delillerine tabi olmuş oluyor, bilmeden veyahut istemeden. Dolaysıyla böyle aciz üsluplara gerek yok. Suudi Arabistan’da ve İran’da, Türkiye’de ilkokul, lisede, üniversitede her yerde Darwinizm okutuluyorsa devlet “Allah yarattı” diyemiyorsa kitaplarında. Sen Darwinizm kaldı dersen, sana gülerler o zaman. Mantıksızlığı bırak. Darwinizm, deccaliyet bütün şubeleri ayakta. Biz ruhunu öldürdük. Ama bedenini kaldıramadık henüz. İlimle, irfanla hakikaten ruhunu öldürdük.

Caner Korkmaz; “Mazlum kim? Sokakta açılıktan, soğuktan ölen, 800 lira maaşla ev geçindirmeye çalışan insanlar mı? Yoksa yolsuzlukla yolunu bulanlar mı?” İşte her iki rahatsızlığı, her iki yanlışlığı düzeltecek olan Mehdiyet’tir. Yolsuzluğu da düzeltecek olan Mehdiyet’tir. Açlıktan ölenleri tok hale getirecek olanda Mehdiyet’tir. Bunu ben söylemiyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Evet.

“Cenneti öyle güzel anlattınız ki, bir müddet kendimize gelemedik. Sanki cennete girdik, maşaAllah” diyor.  

“Seyyid Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Kızımın ismini Vildan koymuştunuz. MaşaAllah büyümüş elinizden öpüyor. Sizlerden dua istiyor.” Görebiliyor muyuz Vildan’ı? Vay köfte vay. Vay şeker Vildan vay. Allah ona hidayet versin. Sağlık, sıhhat versin, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin, inşaAllah.

“Devlet-i Aliye’yi Osman-ı üstadın, Darwinizme ve materyalizme karşı vermiş olduğu mücadeleyi yanlış yorumlamanızı size hiç yakıştıramadım. Bülent Şüküroğlu.” Devleti Aliye’yi Osmaniye Darwinizme karşı ne mücadele vermiş? Darwinizmin geçersizliğini anlatan kitap bastırıp, üniversitelerde okutmuş mu? Bütün okullarda Darwinizm okutuluyordu Osmanlı döneminde. Ve o kesintisiz devam etti, şu ana kadarda devam ediyor. Osmanlı döneminde Darwinizm yoktu da sonra ortaya çıkmış değil. Abdülhamid döneminde vardı, şu anda da var. Biz ruhunu öldürdük. Ama devletten bu sistemi nasıl kaldıralım biz. O zamanda da ilkokul, ortaokul, lisede, üniversitede Darwinizm anlatılıyordu Osmanlıda. Şuanda da Darwinizm, materyalizm anlatılıyor. Üstad hiçbir şekilde Darwinizmin geçersizliğini anlatan bir eser yazmamıştır. Mehdi (a.s)’a bırakmıştır. Hz. Mehdi (a.s) kaldıracak dedi Darwinizmi, Bediüzzaman. Dürüst davranmıştır Bediüzzaman. Yani benim ilmim, benim bilgim buna yeterli değil dedi. Benim yapacağım iş değil bu dedi. Bunu ancak Hz. Mehdi (a.s) yapabilir. “Hayatın geniş dairesinde Mehdi (a.s) ve şakirtleri gelir” diyor, “Cenab-ı Hakk’ın izniyle bu tohumlar sümbüllenir, bizde kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Ben yapacağım demiyor. Yani deccaliyetin yıkılışını, Darwinizmin yıkılışını Hz. Mehdi (a.s)’a bırakıyor Bediüzzaman. Anlaşılmayacak gibi değil.

Aydın Tüysüz, Aydın 3461; “Sen gerçekten Hz. Mehdi (a.s) olabilir misin? İspatla” diyor. İddiam olmayınca neyi ispatlayayım? İddiası olan ispatlar. Benim Mehdilik iddiam yok. Hatta ben yemin ettim kaç defa, en az yüz kere yemin etmişimdir. Hiçbir şekilde ben Mehdilik iddiasında bulunmam. Ve bulunmayacağımda, ömür boyu da bulunmayacağım Mehdilik iddiasında dedim. Yemin ediyorum dedim, hatta bir de lanetleştim. Dolaysıyla ispat kime söyleyeceksin. Mehdilik iddia eden sahte Mehdilere söyleyeceksin. Onlar alenen söylüyor. Biz Mehdiyiz diyorlar. Git onlara sor. Dersin, onlar diyor zaten “git rüyaya yat, size sana benim Mehdi olduğumu söyleyecekler” diyor. Mesela şeytani bir açıklama bu. Rüya vahiy mi? O zaman rüyasında adamın namaz hakkında, oruç hakkında, zekat hakkında bilgi alması gerekir. O zaman dine gerek kalmaz-haşa. Yani yeni bir Kuran olarak kabul etmiş oluyorlar rüyayı. Yeni bir vahiy kaynağı olarak kabul etmiş oluyor, öyle şey olmaz. Dolaysıyla rüyada şu Hz. Mehdi (a.s)’dır, bu Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bunun mantıksız olduğu belli.

“Arslan Hocam, dünyada mutsuz, coşkusuz, sevgisiz insanlar gördükçe, sizi ve aslan kardeşlerime olan sevgim daha artıyor, elhamdülillah” diyor. “Yüce Allah bu yolda sabit kılsın, ızdırap, zorluk vermesin, inşaAllah” diyor. “Bu yolda hizmetlerinizi arttırsın, Allah sizden bizi de ayırmasın, inşaAllah” diyor, Yahya Ali.

Didem Hocam biraz Risale-i Nur’dan devam edelim yine, inşaAllah.          

VTR

 CEYLAN ÖZBUDAK: Aşkımın sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam ben seni dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, şöyle bir haber vardı; Çin’in başkenti Pekin'de on yedi gün önce gözaltına alınan Uluslararası Pekin Üniversitesi öğretim üyesi Doğu Türkistanlı Profesör Doktor İlham Tohti'nin nerede tutulduğu bilinmiyor. Washington'dan yayın yapan Hür Asya Radyosu, Tohti'nin tutuklanmadan bir müddet öncesine ait olduğu öne sürülen bir ses kaydını yayınladı. Tutuklanmadan önce doldurduğu ses kaydında, Uygur Akademisyen İlham Tohti: "İntihar ettiği yönündeki iddialara inanılmamasını istiyor.

ADNAN OKTAR: O resmi bir daha göster, yaklaştır görüntüsünü. İlham Tohti, Çin de gözaltına alınmış.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam, 17 gün önce gözaltına alınmış.

ADNAN OKTAR: Çin Büyükelçiliği’ne dilekçe verelim. Akıbetini soralım. O buraya gelen elçilik mensuplarına da ulaşalım, ona soralım. Çin hükümetine mektup yazın onlardan ayrı soralım. Ban Ki-mun mektup yazın o ayrıca Çin'in bilgilendirmesi için onlara mektup yazsın veyahut mesaj göndersin. İlgili birçok yeri ayağa kaldıralım. Çin “biz dürüstüz” diyor, “iyi niyetliyiz, demokrat ülkeyiz” diyor. Sürekli insan kayboluyor. Bu nasıl iyi niyet yani, bu nasıl dürüstlük? Buna bir çözüm getirsinler, bu konu bitsin. Kayıplar hakkında da bize bilgi versinler. Önü, sonu gelmiyor, çok korkunç bir durum bu. Hükümeti istediği gibi eleştirir ne diyorsa eder. Her hükümeti eleştiren, ortadan kalkacaksa bu bir vahşet, rezalet yani. Çin için utanç verici bir şey bu. Derhal sağlık durumuyla ilgili bize bilgi versinler. Eğer bir yerde tutuyorlarsa derhal salsınlar. Yarın her yere yazalım. Hatta şu anda da olur. Birçok ülkede gündüz. Ban Ki-mun falan ayaktadır. Çin'in bu hareketi, bu tavrı bütün dünyaca bilinsin, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Birde kardeşlerimiz faaliyetleri vardı, inşaAllah. Bursalı kardeşlerimiz, Ördekli Kültür Merkezi’nde düzenledikleri fosil sergisinde bir araya gelip Kuran'ı Kerim ve sizin kitaplarınızdan okuyup, sohbet etmişler. Kardeşlerimiz aileleriyle birlikte Şeyhimizi ziyarete gitmişler Kıbrıs'a, elini öpmüşler. Orada bulundukları sürede de çok sayıda kitap dağıtımı yapmışlar. Gebzeli kardeşlerimiz cuma akşamı birlikte toplanıp Kuran ayetleri ve sizin kitaplarınızdan okuyup, sohbet etmişler. Kardeşlerimiz Belçika'nın Diepenbeek şehrinde öğrenci evlerine bu hafta sonu 700 tane evrimin geçersizliğini anlatan broşür dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Şu ufaklığı bana bir yaklaştırsana sen, yaklaştır yaklaştır. Seni yiyeceğim ben, seni yiyeceğim. Keyfe bak şunun maşaAllah, elhamdülillah.

Tevrat'ta Hz. Mehdi (a.s)için diyor ki: "Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak." Rab korkusu, Hz. Mehdi (a.s)'in-Moşiyah'ın hoşuna gidecek diyor. (Yeşaya 11/ 2,3) "Allah'a yakın olan Mosiya (Hz. Mehdi (a.s)) tarafından dünya yönetilecek. ( Maimonides Mişna tevsiri Sanhedrin 10/1) "Moşiyah (Hz. Mehdi (a.s)) bütün güzelliğiyle görünecek" (Yeşaya 33/17) "Sen insanların en güzelisin" diyor (Mezburlar’da 45/2) Moşiyah için. "Moşiyah akıllı davranacak" diyor, (Yeremya 23/5) "(Hz. Mehdi (a.s)) Moşiyah, Süleyman’dan bile daha akıllı olacak." Musevi inancına göre böyle. "Akılda olağanüstü olan Moşiyah (Hz. Mehdi (a.s)) tarafından dünya yönetilecek." "(Hz. Mehdi (a.s)) Moşiyah dönemi iyilik ve akılla egemen olacak." Bakın, iyilik ve akılla başka bir şey değil. “Mehdi’ye Allah sonsuza denk sevgi gösterir." (İkinci Samuel 22/51) "( Hz. Mehdi (a.s)) Moşiyah Rabbe güvenir." (Mezmurlar 21/7) "Rab Hz. Mehdi (a.s)talep edenin kudretidir ve Hz. Mehdi (a.s)'ın kurtuluş hisarı odur" yani kale gibi Allah'a güvenir diyor Hz. Mehdi (a.s) (Mezmurlar 28/8) "Moşiyah'ın (Hz. Mehdi (a.s)'ın) fevkalade dindarlığı nedeniyle" diyor. "Allah onu başarılı kılacak." Fevkalade dindar olacağını söylüyor. (Maimonides Mişna tevsiri Sanhedrin bölüm 10) "Rabbin ruhu bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu, Mehdi’nin üzerinde olacak." (Yeşaya 11/2) "İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu, seçtiğim kulum, ruhumu onun üzerine koydum." Hz. Mehdi (a.s) için böyle diyor, Tevrat'ta Cenab-ı Allah. (Yeşaya 42/1) Bak "İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu" diyor Allah." Gönlümün hoşnut olduğu, seçtiğim kulum, ruhumu onun üzerine koydum" diyor Allah, Hz. Mehdi (a.s)'a. (Yeşaya 42/1) Hz. Mehdi (a.s)'da diyor ki: "Egemen Rabbimin ruhu üzerimdedir." (Yeşaya 61/1) "( Hz. Mehdi (a.s)) Moşiyah kendi talebeleriyle hükümdarlık edecek" (Talmud Sanhedrin 20/b) "Hz. Mehdi (a.s) uluslar arası barışı duyuracak" ( Zekeriya 9/10) "Hz. Mehdi (a.s)'ın doğruluğu ve onun getireceği kerametler, bütün insanların onunla barış yapmalarına sebep olacak." Bütün dünya onunla barış yapacak diyor. Dünyayı barışa davet edecek, bütün dünyada barış olacak diyor. (Maimonides Mişna tevsiri Sanhedrin 10/1) "Hz. Mehdi (a.s) devrinde savaşlar olmayacak ve bir millet diğer bir millete kılıç kaldırmayacak."( Maimonides Mişna tevsiri 10/1) "Rabbin izzeti senin üzerine doğdu. İzzeti senin üzerinde görünecek” diyor, Hz. Mehdi (a.s) için (Yeşaya 60/1 ve 2) "Mehdi, egemenlik ve yücelik ve krallık verildi. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik. Krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır." (Daniel 7/14) "Onun egemenliği bir denizden bir denize, Fırat'tan yeryüzünün uçlarına denk uzanacak." Fırat bölgesinde PKK var onları kazıyacak diyor Tevrat." Fırat'tan yeryüzünün uçlarına denk uzanacak" demek ki, Fırat'ta olaylar olacağı anlaşılıyor burada Tevrat'ın ifadesine göre. "Fırat'tan yeryüzünün uçlarına denk uzanacak" bilgece egemenlik sürecek" (Yeremya 23/5) "Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliği adaletle, doğrulukla kuracak ve sonsuza denk sürecek" Hz. Mehdi (a.s)'ın bu güzel tutumu. (Yeşaya 9/7) Yani sonsuza kadar Tevrat'ın açıklaması, kıyamete kadar anlamına geliyor. Hz. Mehdi (a.s) için diyor ki Cenab-ı Allah: "Mehdi’nin düşmanlarını utanca bürüyeceğim" rezil edeceğim onları diyor Allah. Bak "Mehdi’nin düşmanlarını utanca bürüyeceğim" rezil edeceğim. “Ama onun başında ki taç parıldayacak” Hz. Mehdi (a.s) başında ki taç parıldayacak ama muhalifleri rezil rüsva edeceğim diyor Allah. "Rab, Mehdi’yi büyük zaferlere ulaştırır. (İkinci Samuel 22/51) "Mehdi’nin çıkışı ve Davud’un krallığını geçmişin ihtişamına ve başlangıçtaki hakimiyetine yeniden kavuşturacağı önceden belirlenmiştir." (Maimonides Mişna Tora Kralların Kanunu 11/4) “Mehdi, sadece sedirinden hükmedecek" oturduğu yerden (Talmut Salhedrin 20/b)" Ve senin ışığında milletler ve sana doğan günün parlaklığında krallar gelecekler." Yani birçok dünya lideri senin yanına gelecek diyor Cenab-ı Allah. (60/3) "Halklara sancak olacak" her yerde ondan bahsedilecek, bayrak gibi olacak diyor, Hz. Mehdi (a.s)'ın varlığı. "Uluslar ona yönelecek." (Yeşaya 11/10) "Bütün milletler onu dinlemeye gelecek." Radyolardan, televizyonlardan onu dinleyecekler anlamına geliyor. Yoksa bütün milletler onun yanına gelse, sığışmazlar. O bütün milletlere hitap edecek bir konuşma nasıl olabilir? Demek ki radyolardan, televizyonlardan konuşacak. Çünkü bütün milletler diyince dünyanın bütün milletlerini kastediyor Tevrat o zaman radyo, televizyon internet. "Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak." Yani böyle plajlarda olan insanlar, deniz kenarında olan insanlar, "onun yasasına" yani onun anlayışına, onun sevecenlik, özgürlük anlayışına umut bağlayacak (Yeşaya 42/4) Bak "Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak" çünkü kıyıda ki insanlar denizcilikle uğraşıyorlar, dekolteli giyiniyorlar, rahat da oluyorlar, onlar için ayrı bir hukuku olduğunu anlatıyor Cenab-ı Allah Tevrat'ta. "Mehdi’nin adı sonsuza denk yaşasın,  güneş durdukça adı var olsun, onun aracılığıyla insanlar kutsansın, bütün uluslar ne mutlu ona desin." Hz. Mehdi (a.s) için, ne mutlu ona diyecek diyor, bütün uluslar. Yani o kadar çok sevecek. (Mezmurlar 72/17) " Mehdi’nin doğruluğu ve onun getireceği kerametler bütün milletlerin ona hizmet etmesine sebep olacak.” Doğruluğu, dürüstlüğü. Kerametler ne? Fırat'ın suyunun kesilmesi, kuyruklu yıldızlar. Şu an anlamazdan geliyor dünya ama bir süre sonra dehşet ve hayretle, biz bu harikaları nasıl göremedik diyecekler?

Bugün bu kadar yarın devam ederiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü