Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (4 Şubat 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Ruhum, aşkım, güzelleri güzeli sevgilimle başlıyoruz programımıza, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Akşam’dan Muhammed Kutlu'nun haberine göre; “istihbarat birimlerine ulaşan bilgiler son olayların amacının bilinenden çok daha derin olduğunu” bildiriyormuş Hocam. “Hazırlanan plana göre operasyonların sonrasında ülkede gezi benzeri olaylar çıkarıp teknokratlar hükümetinin kurulması planlanmış. Amerika'dan kurtarıcı bir Bakan getirilecekmiş ve hatta hükümetin Başbakanı’nın bile hazır olduğu” belirtiliyor. Ayrıca “ekonomi alt üst edilerek hükümet üzerinde baskı artırılıp bazı vekillerin istifasıyla hükümetin dağılması planlanmış.”

ADNAN OKTAR: O biraz sıkar. Bizim milleti tanımıyorlar da onun için. Sırf Karadeniz yeter. Allahualem, ta Akdeniz kıyılarına kadar kovalarlar böyle, tabii hukukla kanunla. Öyle kimse cıvıklık yapamaz, bura dağ başı mı? Öyle bir şey olmaz. Ama varsa öyle şeyler baksınlar araştırsın, açığa çıkarsınlar. Biz milletin hakikaten sevdiği, milletin imanını seven, milletin manevi değerlerini seven, Anadolu delikanlısı, dürüst, annelerimizi seven, yaşlı annelere başı kapalı var, sakallı dedeler var gidip onlara sarılan, elini ayağını öpen, hatta ayağına kapanan bize öyle Başbakan gerekir. Ben öyle tekno öyle işlerden anlamam, inşaAllah. Olsa da geri göndeririz, inşaAllah öyle şey olmaz. Tayyip Hocam o konuda iyi. Ama o da gideceğim diyor kardeşim nasıl olacak peki.

DİDEM ÜRER: Herhalde Başbakanlık’tan üçüncü dönem olarak.

ADNAN OKTAR: Gidiyor, tamam cumhurbaşkanı yapalım onu.

DİDEM ÜRER: Başkanlık sistemini düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Başkanlık o olmaz. Tayyip Hocam onu çok seviyoruz, çok saygı duyuyoruz ama onu kabul edemeyiz. Başkanlık sistemi olduğunda, gitti Güneydoğu falan paramparça olur, Türkiye o olmaz. Onun mümkünatı yok, imkanı yok hiç hiç hiç onu ağzına almasın. Ama cumhurbaşkanı ne zaman isterse, istiyorsa cumhurbaşkanı yapalım. Ondan sonra üçü istiyorsa dörde çıkarttıralım Başbakan olsun ama o olmaz. Sureti katiyede olmaz. Olur mu? Güneydoğu’da adamlar halkı korkutarak şu an müthiş bir politik baskı uyguluyorlar. Diğer partilerin propaganda imkanı yok. Demokrasiyi kaldırdılar Güneydoğu’da.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, AK Parti'nin bazı Müslüman cemaatlere, dini cemaatlere karşı olduğu iddiasına cevaben Sayın Yalçın Akdoğan bir yazı yazmış.

ADNAN OKTAR: Yalçın Akdoğan orada samimi. Kardeşim AK Parti yıllardan beri iktidarda, Cemaatlere karşı son derece anlayışlı, sevecen, güzel dindar cemaatlere karşı tavrı. Çünkü kendi zaten dindar cemaatleri çok seven bir lider Tayyip Hocam. O sistemin içinden geldi. Saadet Partisi’nden gelen bir insan ne çileler çekmiştir bir düşünün, ne acılar çekmiştir. Dolayısıyla onun cemaatlere karşı olduğunu söylemek, inanılır gibi olmaz, çok çok mantıksız olur. Bir Nakşibendi Şeyhinin dine karşı olduğunu söylemek gibi olur. Çok çok mantıksız olur hiç de inandırıcı olmaz ben öyle bir şey de görmedim. Duyanda varsa bana söylesin, öyle bir şey hisseden, gören varsa da söylesinler. O inanılacak bir şey değil.

Didem Hocam, dinliyorum sizi.

DİDEMÜRER: Yalçın Akdoğan yazısının sonunda ahiretten bahsediyor. "Allah'tan ahiret varda kimin ne yaptığı, ne filimler çevirdiği, ne yalanlar uydurduğu bir bir ortaya çıkacak. Küfür devam eder ama zulüm devam etmez. haksızlığa uğrayanların ahı, bütün kumpasları, bütün tuzakları bir bir tersine çevrilir" dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii haklı olarak rahatsız oldular bizde rahatsız olduk. Bundan sonra rahatsız olacakları bir şeyin olacağını zannetmiyorum, yani zor olur. Güvendiler hakikaten bazı tiplere. Bazen derler ya "merhamet maraz doğurur" halk arasında. Mesela evine kışta kıyamette birisini alıyor, adam evi soyuyor, yakıyor, adamları da öldürüp kaçıyor. Ama yine de şefkatli olmakta, akılcı olmakta, itidalli olmakta fayda var. Çünkü bir millet desteği var, millet desteği olduktan sonra mesele yok. Hepsinde bir hayır var, bir hikmet var, inşaAllah.

İHH genel merkezi 0212 631 21 21. Burada ki kardeşlerimiz genellikle fakire, fukaraya ama nerede ki? Irak'ta, Suriye'de perişan durumda olan insanlara bir tek Allah'tan korkarak şehit olmayı göze alarak yardıma gidiyorlar. Yani her baba yiğidin yapabileceği bir şey değil bu. Mesela yağmur gibi kurşun yağıyor, makineli tüfek mermisi yağıyor. Yerde sürünerek torbalarla yiyecek götürüyorlar, toprağın üzerinde sürünerek. Şimdi bu kardeşlerimiz diyorlar ki: "Hocam"  diyorlar "bazı malzemelere ihtiyacımız var. Bunları bize ulaştırırlarsa kardeşlerimiz, biz de gidip Suriye'de ki garibanlara, mazlumlara, Irak'ta ki mazlumlara işte Bangladeş'te, diğer yerlerde ki mazlum kardeşlerimize Allah'ın izniyle ulaştıracağız" diyor.

1) "Un ve maya, gıda kolisi, bebek kolisi, hijyen paketi, konserve çeşitleri " özellikle konserve çok iyi olur. Konserve hazır konserve balık konservesi falan süper olur "Bebek bisküvisi, hurma, ilk yardım çantası, kan durdurucu" bak görüyor musun kan akacağı kesin, fakat kanı durdurmak. Kanı kardeşim Mehdiyet'le durduralım. Kan aktıktan sonra biz onu teknik alet edevatla durduracağımıza. O yara açılmadan, kan damardan dışarı çıkmadan durduralım buda Mehdiyet'le olur. Ama her halükarda şimdi böyle bir durum olduğu için kan durdurucu. "Sünger yatak" toprakta yatıyorlar, yıkıntıların enkazın içerisinde, taşın üzerinde yatıyorlar. "Sünger yatak, uyku tulumu" mesela uyku tulumu çok çok daha iyi olur. "Hasır" mesela soğuktan ayaklarını kesmek için hasır altta olursa, üstüne de sünger yatak olursa. "Nevresim takımları, yastık, şarjlı ışıldak" elektrik de yok orada şarjlı nasıl olacak? Ama yine de olduğu farz edelim şarjlı ışıldak "Aş evleri için gıda, ayakkabı" birçok çocuğun, gençlerin, yaşlıların ayakkabıları yok, yalınayak geziyorlar. Filimde gördünüz Suriye'den bu tarafa geçiyorlar, hiç birinin ayağında ayakkabı yok yalınayak. "Jeneratör" jeneratör tabii çok iyi olur ama çok zor jeneratör. Çünkü gece oldu mu zifiri karanlık Jeneratör olsa gene onun elektriğinden bir ısıtıcı falan olur, bir şey aydınlanır. Bir ameliyat falan olduğunda ışığa ihtiyaç var. Oradaki teknik aletlerin çalışması için hastane veyahut ilk yardım aletlerinin çalışması için elektriğe ihtiyaç var. Jeneratör çok hayati, jeneratör çok elzem, can kurtarıcı bir şey. "Kırtasiye malzemeleri" kırtasiyeyi düşünecek halleri mi var kardeşlerimizin Allah vermesin canının derdindeler? "Çocuklar için oyuncak" çocuk tabii savaşın dehşetini bilmez oyuncakla avutulabilir o olur yani. Bebeği falan oluyor yıkıntıların içinde oynuyor onunla çocuk aklı bilmiyor, felaketin farkında değil. "İç çamaşırı, çocuk bezleri, bir de hanımların ihtiyacı olan malzemeler. Oradaki hanımların ihtiyacını hanımlar belirler. Hanımlar için ihtiyaç olan hayati malzemeler. "Yardımları en yakın İHH şubelerine ulaştırabilirler." Ben terörist olduklarına hiç bir şekilde inanmıyorum ayıp yapıyorlar, çok büyük günah. Kardeşim terörist olup da ekmek taşıyan adam, nasıl terörist olur? Siz delirdiniz mi? “Maya götürelim, bebek kolisi götürelim, konserve götürelim” diyor, adam diyor ki terör oluşturuyorsun” diyor. Konserve bomba mı kardeşim, bebek bisküvisi dinamit mi?

DİDEM ÜRER: Her gün ekmek götürebilmek için Reyhanlı’da fırın açtı İHH.

ADNAN OKTAR: İnsaf kardeşim insaf artık. Hayır tamam İHH çıkaralım devreden çıkaralım. “Sen yap ben de yapmayacağım” diyor. Diyorsun “ona yaptırmayacağım, ben de yapmayacağım.” Çocuklar ne olacak? “Ölsünler” diyor. O zaman buna müsaade etmeyiz. İstediğini de. “Terörist” dersen ben de sana “terörist” derim. Olur mu öyle terbiyesizlik? Çok büyük saygısızlık. Burada terörle ilgili ne var? “Bebek bisküvisi” diyor. “İlk yardım çantası, kan durdurucu, sünger yatak, uyku tulumu.” Burada terörle ilgili ne var? Allah’tan korkun. IHH Genel Merkeze telefonu, 0212 631 21 21. Kardeşlerimiz bu malzemeleri temin edip gönderirlerse çok sevaba girerler, inşaAllah. Bak, hasır mesela. Orada o çok lüks bir şey hasır. Orada olduğunu bir düşün. Kardeşlerimiz orada olduklarını düşünsünler, hayal etsin. Mesela orada bir uyku tulumu muazzam bir şey. Yıkıntıların içinde uyku tulumunun içine giriyor, çekti mi sıcak yatıyor. Jeneratör olduğunda, orası onlara Paris gibi gelir. Işık var, ısınabiliyor filan. Onun için mesela jeneratörü olan kardeşlerimiz veyahut iş yerleri verebiliyorsa, çok güzel olur. Mesela ayakkabı, bir anda ayağı soğuktan kesiliyor ayakkabıyla. Ayakkabıdan ne olacak. Ama orada ayakkabı çok lüks bir şey. IHH’nın hakkında konuşulanlar hiç önemli değil. Ben mesela teröre en şiddetli karşı olan insanlardan birisiyim. Teröre ve teröriste en şiddetli karşı olan insanlardan bir tanesiyim. Ben IHH’da öyle bir koku alsam, yeri göğü birbirine katarım. Çok büyük terbiyesizlik yapıyorlar. Nereden anlıyoruz? Dersin ki kardeşim “bunlar terörist. Bunların yardım etmesini istemiyorum.” Tamam. “Yardım öyle olmaz, böyle olur” dersin. Terbiyesiz adam, sen de “yapmayacağım” diyorsun. “Çocuklar ne olacak?” diyoruz. “Orada annelerimiz, kız kardeşlerimiz?” “Ölsünler” diyor. Yani bu çok çılgınca ve zulüm ruhuyla ifade edilmiş bir konuşma olur. Buna müsaade etmeyiz. Amerikalı bir yazar var, adam açık açık söylüyor, “hiç kimse yardım etmesin” diyor. Peki, ne olsun? “Ölsünler hepsi” diyor. Yani siz şimdi şaşırıyorsunuz değil mi? Adam böyle diyor. Yani şu an söylemeyeyim ama birkaç gün sonra söyleyeyim. Yani kanım dondu. İnanılır gibi değil. Bayağı ünlü bir yazar. “Hiç kimse yardım göndermesin, ölsünler” diyor. Yani artık vicdan, merhamet, şefkat, hiçbir şey kalmamış. Onun için kardeşlerimizin bu konularda titiz olmasında çok fayda var. Gerçi bilmiyorum unutmuşlar mıdır, kazak çok iyi olur bu havada. Kalın kazak, hırka, onlar çok iyi olur. İttihad-ı İslam’ın olmaması görüyor musunuz ne felaketler getiriyor. İttihad-ı İslam olsa, bunların hiç birine gerek yok. Bir kere böyle bir konu olmaz. Yani böyle bir olay olmaz. Olay olsa, böyle bir yardım kampanyasına şuna buna gerek yok. Anında orası Londra gibi olur. Ama Mehdiyet’e tabiyet olmadığı için, herkes ayrı kafa çektiği için, bin bir türlü Mehdi, bin bir türlü kurtarıcı ortada kaynadığı için, Mehdiler’in arasında rekabet olduğu için, o, Mehdi’yi yok etmeye çalışıyor, o öbür Mehdi’yi yok etmeyi yok etmeye çalışıyor. O Bangladeş’teki Mehdiler ayrı. Suriye’deki Mehdiler ayrı. Suriye’de en az 20 tane Mehdi var şu an. Her bir Mehdi bana tabi olun diyor. Irak’ın Mehdileri’nin sayısı sayılacak gibi değil. Fas, Tunus, Cezayir, Libya’nın her yerinde Mehdiler var.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizin yeni bir yazınız vardı, onunla ilgili bilgi okumak istiyorum. Saudi Gazette’de dün dünya çapında yayınlanan dünyanın ünlü gazetelerinden Saudi Gazette’de; “Ukrayna İki Kutup Arasında Köprü Olabilir” isimli yazınız yayınlandı. Yazınızda Ukrayna’da gerçekleşen olaylara değiniyor ve Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne yaklaşırken Rusya’yla ilişkilerini geliştirmesinden dünyada Doğu Batı birlikteliği için önemli bir aşama olacağını anlatıyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte yazılar, konuşmalar hepsi Allah rızası için, ibadet olarak yapılan şeyler.

Mehmet Talu Hocam’la sohbet ediyorduk. Bayağı uzun konular konuştum. Mütevazi bir insan, güzel ahlaklı, maşaAllah. Kendisine de söyledim. Yani gerçek bir Nakşibendi, gerçek bir Müslüman. Hakikatten ilmi, irfanı da çok güzel, tevazusu da çok güzel. Allah razı olsun gecenin bu vaktinde rica ettim, hemen geldi. Çok nezaketli.

“Tayyip Hocam’a yamuk yaptırmayız” dedim. Yani mümkün değil. “Çok çile çekti, çok acı çekti. Daha hala da üstünde sıkıntısı var, görüyoruz. Böyle bir şey hem yazık, hem günah, hem ayıp, hem vicdana uygun değil. Vefa duygusu uygun değil. Hiçbir sebep te yok. Ona üzülecek, canını yakacak bir şeye müsaade etmeyiz” dedik, kanunla hukukla tabii. Halka karşı sevgisi şefkati güzel. Tayyip Hocam’ı çok üzmesinler. Yani rahatsız edici, bu kadar üstüne gidilmez. Artık huzurlu, rahat hizmet edebilecek bir zeminde olması gerekiyor. Daha ne desin? “Ben Allah’ın zavallı bir kuluyum” diyor. “İki metrelik toprak” diyor. “Benim bu dünyadan bir istediğim yok” diyor, “bir iddiam da yok. Ben size hizmete geldim” diyor. Daha ne desin? Neyse bunların hepsi geçer. Güzel günler göreceğiz, inşaAllah, hayırlı günler göreceğiz. Bakın, Tayyip Hocam’ı görüyorsunuz. Yöntem bu, halkla iç içe, maşaAllah.

Didem Hocam ben gidiyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’da önceki gün kardeşlerimiz 1100 adet kitap dağıtmışlar. Trabzon’un Köprübaşı ilçesinde 100 adet kitap dağıtmış başka kardeşlerimiz. Diyarbakır’da yine bugün halka çeşitli eserlerden dağıtmışlar. Dün Ankara bakanlıklarda 40 adet kitap dağıtımı yapmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim maşaAllah, elhamdülillah.

“Üzerinizde her renk ayrı bir güzel duruyor canım Hocam” diyor. “Toprak rengi, gök mavisinin Allah’ın yarattığı doğadaki yeşile kavuşturduğu anlatan giysilerinizde, insanların hayrına yaratılmış dünya gibisiniz” diyor.

Didem Hocam ben gidiyorum. O zaman yarın görüşüyoruz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü