Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (26 Şubat 2014; 15:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Canımdan çok sevdiğim bir tanemle sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Biz de Didem Hocamızla başlıyoruz.

DİDEM ÜRER: Dün İstanbul, İzmir, Ankara ve Eskişehir'de hükümet aleyhine protesto gösterileri düzenlendi. AK Parti’ye ait bazı binaların ve esnafın dükkanları tahrip edildi. Bazı bankaların camları kırıldı. Polise havai fişek, taş ve sopalarla saldırıldı. Polis göstericilere tazyikli su ve gaz bombası ile müdahale etti. Birçok Komünist bayrakta vardı bu göstericilerin arasında.

ADNAN OKTAR: Bütün Avrupa'da her yerde oluyor.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, “seçim mitinglerinde şu ana kadar görülmemiş bir coşkuyla karşılandığını” belirterek şunları söyledi; "Ben siyasi hayatımda Sivas'ı böyle görmedim. Yozgat'ı, Afyon Karahisar'da böyle görmedim. Bambaşka bir coşku millet artık kabına sığmıyor 30 Mart’ı heyecan ve hasretle bekliyorum" dedi.

ADNAN OKTAR: "30 Mart’ta ezip geçeceğim" diyor.

DİDEM ÜRER: "30 Mart’ta millet iftiralara itibar etmediğini gösterecek, milat olacak" demiş.

ADNAN OKTAR: Tarih o zaman başlıyor, iyi hadi bakalım. Mühim olan, Allah'ın istediği gibi, güzel ahlaka dayalı, sevgiye, nezakete dayalı bir sistemin biran önce gelmesi. Bunlar sancı dönemleri, sancı döneminde böyle şeyler olur. Mehdiyet dönemi olmadan, zaten böyle sancılar olacak. Sancısız denmesi doğru olmaz, sancılı tabii ki. Tabii hastalıklar olacak, zorluklar olacak, açmazlar olacak. Mehdiyet döneminde bu sıkıntılar, bu acılar, bu açmazlar tamamen yok olmuş olacak. Ama hükümetin yapabildiği şu an kaderinde bu, kaderi hükümetin bu kadar. Mehdiyet döneminde de çok daha başka, bambaşka bir dünya olacak. Milattan kastı, Mehdiyet'in miladını kastediyor, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam siz, Başbakan’a ait olduğu iddia edilen kayıtların teknik incelemesi için gerekirse yurtdışına da başvurulabileceğini belirtmiştiniz. Bununla ilgili zaten dün bir kayıt gelmişti ama daha fazla yapsınlar diye söylediniz.

Hüseyin Gülerce Hocamız, Başbakana hitaben bir yazı yazmış; "Paralel yapı yaftası artık gına getirdi. Koskoca bir camia aylardır tedirgin ediliyor. Hükümetin elinde kim hakkında ne bilgi, belge varsa versin bunları Yargıya. Başbakanın tarif ettiği gibi insanlar varsa, onlar zaten hizmet insanı olamaz. Meşru hükümete savaş açanlar kim bilelim onları, bizde kınayalım, yakışmadı diyelim" dedi.

ADNAN OKTAR: Bunun açıklanması gerekir. Muğlak bırakılması olmaz. Suçlu var ama elini, kolunu sallayarak geziyorsa o zaman bu hukuk devleti olmaz. Suçlunun devlet yakasına yapışsın, delil varsa hukukla üstüne gidilsin. Ben ne dedim? Mahkeme sonucu bekleyelim dedim. En temiz yol budur. Gerekli hukuki girişim yapılır. Beraat edenler olur, ceza alanlar olur. Adamları anlarız kim var, kim yok. Ama böyle muğlak olmaz, karışır onlar da onları suçlar, onlar onları suçlar hukuk diye bir şey kalmaz. Sathi suçlamalar kalır geriye, olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam, yazılarınızla ilgili bilgi verebilir miyim yabancı sitelerde yayınlanan yazılarınızla ilgili?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Dün Bangladeş'in haftalık İngilizce gazetesi olan Weekly Blitz’de "Çatışmaların sebebi gerçekten mezhepler mi?" başlıklı yazınız yayınlandı. "Bugün dünyanın farklı yerlerindeki ve İslam dünyasındaki çatışmaların sebepleri her ne kadar birbirinden farklı görünse de aslında temelde hepsinin Materyalist düşünceye dayalı olduğunu" anlatıyorsunuz. "Kuran ahlakı yaşanıp bu materyalist inançlardan kurtulunduğunda da mezhepler arasında savaşlarında son bulacağını" belirtiyorsunuz.

Yine Hocam Umman Sultanlığı’nın önde gelen günlük eski İngilizce gazetesi Times of Oman'da hem basılı gazetesinde, hem de internet sitesinde yazınız çıktı. "Rusya'nın Suriye'de barışın sağlanması konusunda önemli bir role sahip olduğundan" bahsediyorsunuz.

El Salvador'da 2004 yılında kurulan Şii İslam Kültür Derneği’nin yayını İslam kültür dergisi olan Revista Biblioteca Islamica’da, dün İspanyolca da yazınız çıktı. Bu dergi ayrıca Latin Amerika'nın ilk İslami dergisi. "21. yüzyılda ahlaki dejenerasyon, ekonomik kriz, terör ve anarşinin sadece belli bölgelere değil tüm dünyayı etkilediğini" söylüyorsunuz. "Tüm bunlardan kurtulmanın yolunun da insanların üzerinde ki her türlü baskının kaldırılmasını savunan neşeyi, canlılığı, üretmeyi teşvik eden Kuran ahlakı olduğunu anlatıyorsunuz" yazınızda.

Ve Hindistan'da yayınlanan dünya üzerinde birçok ülkede dağıtımı yapılan Muallim dergisinde de müminlerin karşılaştıkları imtihanlarda gösterdikleri üstün ahlak "başlıklı yazınız yayınlandı bu gün. Yazınızda "samimi iman edenlerin Allah'ın her yarattığı olayı teslimiyet, şükür ve tevekkülle karşıladıklarını. Allah korkuları ve aşkları derinleşerek cennete hazırlık yaptıklarını açıklıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Yasemin Hocam’ın resmini göstermiş. Ama Yasemin harikulade güzel, bu güzelliğin gizli kalması diye bir şey olmaz, helali kadarıyla, helal sınırları içerisinde güzelliğini göstertmesi güzel. Çünkü Allah'a insanların sevgisi artar. Allah bu kadar güzel insan yarattı diye görürse insanlar, içinde Allah'a karşı bir muhabbet olur, cennete karşı bir muhabbet olur. Güzel kadın anlayışını ortadan kaldırdılar, erkek gibi kadın anlayışını etrafa yaydılar. Geniş omuzlu, dar kalçalı, sert, saldırgan, erkek gibi, bakımsız, tavrı erkek gibi olan kadın modeli ortaya kondu. Erkekleri de kadınlaştırdılar, bir kadınsı görünüm verdiler, efemine bir görünüm verdiler, birçoğuna. Ve nesli bozdular. Güzel kadınlar, kadınlara örnek olur.

"Hocam, Kırım Türkiye'ye bağlanır mı? Ukrayna da eğer iç savaş olursa eğer" Mustafa Uğur Can. Mehdiyet'le Kırım Ukrayna'yla beraber Türkiye'ye bağlanacak. Ukrayna insanları çok güzel, çok tatlı, çok kaliteli insanlar niye onları bırakıyorsun, niye sadece Kırım, niye onları boynu bükük bırakma düşüncemiz olsun, niye Rusları boynu bükük bırakalım, niye Çin'i boynu bükük bırakalım? İttihad-ı İslam, Mehdiyet herkese sahip çıkan bir sistemdir. İnancı ne olursa olsun, düşüncesi ne olursa olsun kendi evladı gibi ona şefkat gösteren, sevgi gösterten sistemdir Mehdiyet. “Azerbaycan ve Ermenistan Karabağ Savaşı 1988 yılında başladı. Dağlık Karabağ bölgesini topraklarına katmak isteyen Ermenistan bu bölgeyi ele geçirmek için Azerbaycan'la yıllarca süren bir tartışmaya girdi. Ve 26 Şubat 1992 yılında Dağlı Karabağ'ın Hocalı kentinde dehşet veren bir katliam gerçekleştirildi. Çocuk, kadın, yaşlı denilmeden 613 Azerbaycanlı masum halk şehit edildi. Azerbaycanlı kardeşlerimiz Dağlık Karabağ bölgesi işgal altında, Ermenistan işgal ettiği toprakları boşaltmalıdır.” Ermenistan'ı Türk İslam Birliği için aldığında, boşaltmasına da gerek yok, bir yere hareket etmesine de gerek yok. Zaten her yer sizin, gider orada aslan gibi oturursun. Kucak kucağa, kardeş kardeşe yaşarsın. Mühim olan, faşist kafayı ortadan kaldırmak, ırkçı kafayı ortadan kaldırmak.

"Merhaba Hocam, ben Furkan. Size bu gençlerin sevgili olaylarını soracaktım, görüşünüz nedir, dini açıdan?" Sen bir genç kızı, Allah'ın tecellisi olarak sevebilirsin, Allah'tan bir nur, Allah'tan bir tecellidir. Derin saygı duyuyorsan, derin hürmet duyuyorsan, koruyup kolluyorsan, haysiyetine, şerefine, namusuna zarar vermiyorsan, onu küçük düşürmüyorsan, arkadaş ol. İftihar ederiz. Ama haysiyetini, şerefini, namusunu iki paralık etmeye kalkarsan, değer vermezsen, adam yerine koymazsan, et parçası gibi görürsen, bu adiliktir tabii, çok kötü. Kim yaparsa, çok kötü yapmış olur.

Emine; “Canım Hocam, nur ala nursunuz” demiş.

Başka bir hanım kardeşimiz; “Seni Yaratan, bize hediye eden, bizim bir tanemiz kılan, aramızda sevgi yaratan Rabbimiz. Bu yüzden bütün sevgim Allah’a, bütün övgüler Allah’a. Gerçek sevgimiz, akımız Rabbimize çok şükürler” diyor, maşaAllah. Bak ne güzel. Et sevgisi yok burada, Allah sevgisi var.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri var, onlardan bilgi vermek istiyorum. 17-23 Şubat tarihleri arasında Bursa Merinos Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde fosil sergisi düzenlendi. Sergiye Bursa Valisi Sayın Münir Karaloğlu da katılmış ve çok beğendiğini söylemiş. 22-23 Şubat tarihleri arasında da Kocaeli’ndeki kardeşlerimiz bir alışveriş merkezinde fosil sergisi düzenlemişler. Sergiye halkın ilgisi çok fazla olmuş. Gebze’deki kardeşlerimiz Cuma akşamı bir araya gelerek, Kuran’dan ayetler ve sizin kitaplarınızdan bölümler okuyup, iman hakikatleri üzerinde konuşmuşlar ve topluca dua etmişler. Pazartesi akşamı kardeşlerimiz Cerrahpaşa’da eczanelere ve esnafa evrimin geçersizliğini ispatlayan 60 adet kitabınızı ve 120 adet cd dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Şimdi şu ufaklıklardan bir başlayalım. Senin o minik burnunu yerim, senin o minik burnunu. Saçların şekerliğini görüyor musun? Büyük bir özenle de örmüşler saçlarını, maşaAllah. Aman Allah’ım nasıl güzelmiş, nasıl tatlılarmış. Hepsi çok güzeller, maşaAllah. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, sağlık, sıhhat versin, cennette kardeş etsin. Kuzu gibiler. Gelecekte onlar ne güzel günler görecek, Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı, maşaAllah. Toplu resimlerine bakayım. MaşaAllah, Allah nurlarını arttırsın. Melek gibi, küçük çocuklar oldu mu bereket daha da artar. Çok güzel, maşaAllah. Yemeklerini göreyim bir de. Yaklaştır. Aman Allah’ım ne güzel şeyler, ne güzel şeyler maşaAllah, afiyet şeker olsun. Cenab-ı Allah’tan onlara ikram. Cennet yemeği, inşaAllah.

Sefa Savrun; “Büyüksün Hocam.” Allah büyük. Biz Allah’ın aciz kuluyuz.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, İbrahim Karagül, geçtiğimiz gün elde edilen yedi bin kişinin dinlenmesi dosyasıyla ilgili olarak, bu dosyanın devamının da olduğunu ve dosyalara göre planın şu şekilde olduğunu anlatıyor; “Tam bir darbe sonrası çalışması yapılmış, sadece hükümeti düşürmek değilmiş amaç. Yeni bir Türkiye kurmakmış. Bu sadece bir cemaat, paralel yapı işi değil. Bu, çok uluslu bir koalisyon çalışması. İki seçenek koymuşlar Türkiye’nin önüne; ya Mısır olacaksın, ya Ukrayna. Ya Erdoğan Mursi’leştirilip tasfiye edilecek ve otoriter bir rejim inşa edilecek ya da Ukrayna gibi kaos, kargaşa çıkarılıp bölünecek.”

ADNAN OKTAR: Üçüncü bir şık yok muymuş?

DİDEM ÜRER: “Bunu sunuyorlar Türkiye’nin önüne” diyor.

ADNAN OKTAR: Üçüncü şık, Mehdiyet’tir işte. İnşaAllah.

“Gerçek sevgiyi, kardeşliği, tutkuyu, aşık olmayı öğrenmemize, Allah sizi vesile etti, elhamdülillah” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Öğrendim ki sonu yok güzelleşmenin, zaten buna en güzel örnek sizsiniz muhterem Hocam, gördüğüm insanlar arasında maşaAllah, elhamdülillah.”

Freedom Taksim-özgür Taksim; “Mesela internet sansürü hakkında düşünceleriniz nelerdir ve sansür yasağı için yapılan eylemleri nasıl görüyorsunuz?” Şimdi biz internete bir şey koyduğumuzda yasak mı oluyor? Nasıl oluyor? Anlamadım ben onu.

DİDEM ÜRER: Hayır Hocam, hiç öyle bir şey değil. Kişilik hakları sadece ihlal edildiği düşünülürse, o kişi TİB’e başvurabiliyor. Oradaki başkan da, onu kaldırabiliyor dört saat içinde. Hakaret varsa, kişilik hakları ihlal edilmişse veya bu tarz kanunsuz, hukuksuz ses kayıtları vesaire tarzı. Ama yirmi dört saat içinde mahkemeye bildirmek durumunda TİB başkanı. Yirmi dört saat içinde eğer mahkeme “bir şey yok” derse, geri yayınlanıyor. “Var” derse, tamamen kaldırılıyor zaten.

ADNAN OKTAR: Dünyadan zaten bir şey gizlemek mümkün değil ki. Amerika’da mesela internete koymuş olsan, kimse kaldıramaz. Fransa’da internete koysan, kimse kaldıramaz. Rusya’da internete koysan, kimse kaldıramaz. Türkiye’de ancak kaldırılabilir. Yani mühim bir şeyse, onun da etkisi olmaz. Bütün dünya bildikten sonra, Türkiye bilse ne olur, bilmese ne olur. Ama Türk halkının hakaretten bizar olmaması, mağdur olmaması için tedbir alınmış gibi görünüyor, yanlış anlamadıysam. Yani o iyi bir şey. Ama uygulamada bir anormallik var da bilmiyorsak, söylerseniz uyarırız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bildiğiniz gibi Suriye’deki Yermük Mülteci Kampı’nda kardeşlerimize yardım ulaştırılıyordu. 31 Ocak’ta çekilen bu fotoğrafta Birleşmiş Milletler Mülteci Kampı Yardım Ajansı’nın yaptığı gıda yardımı için sıraya giren kardeşlerimiz gözüküyor. Fakat yine Birleşmiş Milletler Mülteci Yardım Ajansı’nın bildirdiğine göre; 160 bin insanın, 7 binden fazla gıda paketi yardımında bulunulmuş, ancak güvenlik nedenleri üzerinden bu hafta yardım dağıtımının durdurulduğu belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Bir şekilde yapsınlar, devam etsinler.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bugünkü yayınımız sona erdi, Allah herkese hayırlı bir akşam nasip etsin. 

Masaüstü Görünümü