Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Mart 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BERİL KONCAGÜL: Yakışıklı sevgilimle programımıza başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Diyanet işleri Başkanlığı’nca yapılan açıklamada; “Ülkemiz kalıcı sonuçlar doğurabilecek, büyük bir fitne ve imtihandan geçmektedir” denildi ve “ölçüsüz bir şekilde varlığını dinsel bir ritüele bağlı olarak sürdüren taraftarlığın geleceğimizi rehin alacak bir raddeye ulaştığı esefle gözlenmektedir. Bu süreçte din dili özensizce kullanılmakta, dinimizin hepimize değer, kurum ve temsilleri itibarsızlaştırılmakta. Nihayet dinin özü, esasları ve temel kavramları devre dışı bırakılmaktadır” deniyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Amaçları aynı olan,  gayeleri aynı olan iki Müslüman cemaat kıyasıya birbiriyle mücadele ediyor şu an. Müthiş bir karmaşa var. İki tarafın arasının düzeltilmesi için Müslümanların gayret etmesinin farz olduğunu hemen hemen her gün söylüyorum. Bu önemli.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hollanda Lahey’de dün başlayan ve 53 dünya liderinin katıldığı Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde hizmet veren yemek şirketinin ana salonunda kadın garson çalıştırmama kararı aldığı ortaya çıktı. Açıklama yapan şirket sahibi estetik nedenlerle dünya liderlerine sadece 25 yaş üzeri erkek garsonların ikram ve servis yapması kararı aldığını söyledi ve 20 erkek ve 3 platin sarısı saçlı kadın servis yaparsa görüntü birliği bozulur. Böyle bir zirvede çalışanların olabildiğine vakur ve mesafeli bir tavır sergilemesi gerekiyor. Eğer karışıma birkaç tane güzel dikkat çekici bayan eklersek bunu elde etmemiz imkansız hale gelir ifadeleri kullandı.

ADNAN OKTAR: Çok münasebetsiz bir ifade. Kadın dünyanın en estetik varlığıdır. Ama öyle diyeceğine kadınları orada çalıştırmak değil de, onları yönetici konumunda görmek isterim. Daha iyi şartlarda çalışmalarını isterim dese bu makul durabilir. Ama estetiği bozuyor bilmem ne falan çok yakışıksız, mantıksız bir ifade. En güzel estetiği sağlayan dünyadaki varlık kadındır. Dünyanın en estetik varlığı odur.

DİDEM ÜRER: Hocam, Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin vefatının seneyi devriyesi, kendisini rahmetle anıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin şehidimizi.  Ama konu adeta kapandı. O kadar sarih ki olay, yani o kadar açık ki.

Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi birçok insanın aklı almıyor ama Cenab-ı Allah için son derece kolay, aklın ihtiyarini alacak bir şey de değil ayrıca. Bir insan düşünün geçmişini hatırlamıyor, çok zeki, akıllı bir insan. Zannı galiple onun Hz. İsa Mesih olduğunu anlayacağız, o kadar. Aklın ihtiyarini alacak bir şey yok burada. Zaten (a.s) siyaset aleminde daha çok etkili olacak Hz. İsa Mesih (a.s). Daha da var yani kendini göstermesine. Hz. Mehdi (a.s)’ın son zamanları yani dünya hakimiyeti devirlerinde ortaya çıkacaktır Hz. İsa Mesih (a.s). Şu an belki Amerika’da, belki başka bir yerde küçük bir talebe grubuyla faaliyet yapıyor. Ama hiçbir zaman için Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyetiyle kıyaslanmaz Hz. İsa Mesih (a.s). Çünkü o daha ziyade kendini gizleyen konumunda olduğu için onun faaliyeti çok zor. Çünkü talebeleri mesela İsa Mesih olabilir diyor, Amerika delirir öyle bir şeyde. Adamları cayır cayır yaktılar binanın içerisinde. Sürekli kendini gizlediği için mücadeledeki etkisi tabii ki küçük olur. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla, Hz. Mehdi (a.s)’ın özel korumasında olacağı için, Mehdiyet’in özel korumasında olacağı için, inşaAllah o zaman cesaretle ve rahatça kendini gösterecek hale gelecektir. Zaten mesela Kudüs’te namaz anında, sabah namazında, sabah namazlarından birinde Hz. İsa Mesih (a.s)’ı talebeleri getiriyorlar. Hz. Mehdi (a.s) zaten tanır. Yani mesela bakar bakmaz tanır. Ama bu zannı galiptir. Yani illa ki Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa Mesih (a.s)’ı teşhis etti, farzdır gibi bir şey yok. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’da zannı galiple anlaşılır. Yani hiç kimse sen Hz. Mehdi (a.s)’sın demez Hz. Mehdi (a.s)’a. O da Mehdi (a.s)’ım demez, zannı galiple, Allahualem, herhalde diyeceğiz. Hz. İsa Mesih (a.s)’da Allahualem, herhalde diyeceğiz. Ama anneden babadan doğan tipler var, habire yeni yeni İsa (a.s)’lar ortaya çıkıyor. Bunlar samimiyetsiz insanlar.

Bakara Suresi,  42 “Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin” Bak, “hakkı batıl ile örtmeyin.” Hak olan nedir ahir zamanda? Mehdiyet’tir, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nüzulüdür. Batıl nedir? Deccaliyettir. Deccaliyetle kapatmaya çalışmayın, gizlemeye çalışmayın. Ne diyor zaten? “Hakkı gizlemeyin” yani o açığa çıkacak diyor, ortaya çıkacak, belirecek. Ebcedi, 1956 tarihini veriyor. Bir tane tarihi var bakın, “hakkı” hak olanı, gerçek olanı “batılla” yani deccaliyetle örtmeye kalkmayın. Darwinizmle, materyalizme örtmeye kalkmayın ve hak olan gerçek olanı da gizlemeyin. Mesela Kuran’ın gerçekliği,  Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zuhuru. Bakın Hz. Mehdi (a.s)’ı gizliyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zuhurunu gizliyorlar. İttihad-ı İslam’ı gizliyorlar. Allah da gizlemeyin diyor. Ebcedi de 1956 tarihini veriyor. Demek ki, 1956’da deccaliyeti yıkacak bir sistemin başlangıcı. Bediüzzaman da diyor;  “Bilemiyorum tam çıkaramadım ama belki de yeni bir nuru Kuran’ın zuhuru” diyor. Yani “yeni bir Kuran hareketinin Risale-i Nur gibi yeni bir hareketin, bambaşka güçlü bir hareketin ahir zaman hareketinin başlangıç tarihini veriyor” diyor 1956. “Yepyeni bir nuru Kuran zuhur edecek” diyor. Yani “Risale-i Nur’dan ayrı yeni, etkili, bambaşka bir ahir zaman hareketi, Mehdiyet hareketinin başlangıç tarihini mi veriyor bilemiyorum” diyor. Bilemiyorum; tevazusundan söylüyor. Bu kadar detaya girer mi Bediüzzaman? Niye bu kadar detaya girsin? Onun üslubunda o var. Tam kanaatim olmakla beraber” diyor bazen. Bazen “tam bilememekle beraber” diyor, “tam o kadar bilemiyorum ama” diyor, başlıyor detayları anlatmaya.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde gösterilerde on yaşındaki Mehmet Erez gaz fişeğiyle başından yaralandı. Bakan Ala; “Olayla ilgili soruşturma başlatıldığına ve bu kapsamda Çarşamba günü Diyarbakır’a müfettiş görevlendirileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Ben görebiliyor muyum o sevimliyi? Canım benim resmi bile yok nasıl oluyor bu böyle.

DİDEM ÜRER: Twitter’da vardır açıksa eğer.

ADNAN OKTAR: Şu an yaralı çocuk.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Allah şifa versin. Annesine, babasına destekçi olmak lazım, devletimiz o konuda gereken girişimlerde bulunmuştur umuyorum. Bulunmadıysa da hemen süratli girişimde de bulunarak onlara maddi manevi destek vererek morallerini yüksek tutmalarını sağlamak lazım. Birde bu gaz fişeği bu tip olayları meydana getirecek demek ki, başka bir teknik bulunması lazım. Bu öldürücü etki yapan bir silaha dönüştü, bundan vazgeçmek lazım. Yani yeni bir teknik, yeni bir yöntem, insanları böyle yaralamayan bir yöntem rahatça mümkün.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, akşam saatlerinde Özel Harekât ve Terörle Mücadele şubesi ekipleri El Kaide’ye yakın IŞİD örgütüne yönelik olarak Ümraniye’de daha önce tespit edilen bazı adresler operasyon düzenledi. Şüpheliler polise ateş açtılar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah Türkiye’de nasıl bunlar hayat bulabiliyor, çok şaşırtıcı. Bir de nasıl insanların dikkatini çekmiyor? Polise yardımcı olması lazım halkımız. Bunlar her halinde belli geçenlerde bir tanesi vardı resmi eşkâl, bakışlar falan acayip.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız NTV’de konuşma yaptı Star TV ile ortak; “Laz, Kürt, Türk olduğu için değil Allah’ın yarattığı insan olarak seviyoruz. Bu ülkenin birliğe, kardeşliğe ihtiyacı var, Alevi, Sünni ayrımı da hiç olmaması lazım. 30 Mart, inşaAllah bir milat olur. 30 Mart milat olsun ve ülkemde bir dayanışma ruhu hâkim olsun ama hakaretler olmasın artık. Hakaret olursa benim güvendiğim yer var yargı, yargıya mutlaka götürürüm” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam “altın yere düşmekle sakut olmaz kadri kıymetten.” O onu yüceltir, o hakareti yapanları küçük duruma düşürür, onları alçaltır, onu yüceltir hiçbir şey de olmaz. Bizzat şahsının, Tayyip Hocam’ın şahsının dürüstlüğüne kaniyim ama bak üstünde durarak açıkça söylüyorum bak bizzat şahsının dürüst olduğuna kaniyim. Etrafında da onu destekleyecek çok az insan olduğunu görüyorum, bunun da kısa sürede düzeltilmesi lazım böyle fedakâr, iyi insanlar Başbakanı yalnız bırakmasınlar hangi bir yere yetişsin o insan. Bir şey söylüyor mesela “siyah” diyor adam “beyaz” diyor, “kapı” diyor “pencere” anlıyor. Bu nasıl iştir? Allah yardım ediyor, işleri rast gidiyor. Mucize, olacak iş değil. İşin doğrusu şu ana kadar memleketi gayet güzel idare etmiş, müthiş yatırımlarda bulunmuş Müslüman cemaatlere, camialara desteği olmuş. Onun dışında her zaman Allah’a tevekküllü Tayyip Hocam, yoluna devam edecek. Mesela Cenab-ı Allah bak güç, kuvvet veriyor, imkân veriyor. Kardeşim ne yapmış; bütün Türkiye’yi ayağa kaldırmış yollar, barajlar, havaalanları bu nedir kardeşim, üniversiteler, bambaşka bir Türkiye yapmış. Ne zaman yaptın bu işleri, nereye gittin, nasıl hallettin, hayret edilecek şey, nereden parayı buldun? Zibil gibi para gerekir kardeşim buna. Bu ne kabiliyettir, maşaAllah. Allah yaptırıyor işte, Cenab-ı Allah sessiz, sedasız yapmış, kimsenin haberi yok. Yurt dışında da muazzam faaliyetleri var. Mesela onlardan da haberimiz yok hadi tamam yurt içi böyle diyelim de, yurt dışına da uçurmuş, acayip faaliyetler var. Manevi yönden muazzam destek var. Mesela bütün türbeleri buldurmuş, padişah mezarlarını buldurmuş, evliyaların mezarlarını buldurmuş, onları ihya ettirmiş, müthiş bir kültürel faaliyet. Kardeşim Allah senin bu kadar faaliyet yaptığını görüyor. Allah sana güç, kuvvet, imkân verdiğine göre demek ki, doğru yoldasın devam. Emeklilik diye bir şey yok, devam. Dolayısıyla Allah’tan gelen işarete uyacaksın, Allah’tan işaret bekleyeceksin. İşaret ne? Millet niye toplanıyor bu kadar? Nereydi Kazlı çeşme mi?

DİDEM ÜRER: Yenikapı’da

ADNAN OKTAR: Yenikapı’da. Kardeşim o kadar millet nereden geldi, uzaydan mı geldi? İstanbul halkı işte toplanıyor adam, işini gücünü bırakıp gidiyor. Amaç ne? Sen doğru yoldasın demek için geldiler. Bu sana Allah’tan bir işaret işte, devam. Eğik bükük tenekeler olabilir, yanlış adamlar olabilir. Gayet kolay, şöyle bir kenara çekersin, yoluna devam edersin, bir mecburiyetin yok. Sinirleri de kuvvetli maşaAllah başkası olsa, Allahualem hastanelik olur. Mesela bu tapelere sinirleniyor Başbakan. Halbuki bu tapeler sayesinde millet seni sevdi, tapelerden senin mazlumluğun anlaşıldı, çektiğin çile anlaşıldı. Biz burada sana şefkat duyuyoruz, senin çektiğin çileyi görüyoruz. Yolunu açtığını Allah her yönden gösteriyor sana, manevi işaret var, devam inşaAllah. Kardeşim Allah sana bir yetenek verdiyse Mehdiyet bereketiyle o yeteneği veriyor. Hz. Mehdi (a.s) zuhur eder, o devrinde gene başbakanı olursun. Hz. İsa Mesih (a.s) zuhur eder, o devrinde yine başbakanı olursun. Başbakanlık ayrı yetenek işidir. Hz. Mehdi (a.s) bu işlere karışmaz. Hz. Mehdi (a.s) maneviyat önderidir, sevgi önderidir. Gidip baraj yapmaz, Hz. Mehdi (a.s) barajın projeleriyle uğraşmaz, vakti olmaz. Bediüzzaman diyor; “Vakit ve hal müsaade edemez” diyor. Vakti özel nedenlerden dolayı mümkün değil böyle bir şeye teksif olması için. Onun için doğru yoldasın. Allah sana güç verdiği müddetçe, yetenek verdiği müddetçe-ki, sana o akılları veren Allah, o barajları yapan Allah, o yolları yapan Allah. “Size yolar var ettik” diyor Allah, “siz yaptınız” demiyor yolu. “Ben yaptım” diyor Allah, yolu yapan, barajı da yapan Allah’tır, barajı da Allah yapıyor. Denizin altını açan Allah’tır, denizin altından yolu yapan Allah’tır. Mühendisi vesile eder, Başbakan’ı vesile eder, müteahhitleri vesile eder, ayrı mesele. Ama doğrudan o yaratış Allah’a aittir. Daha Tayyip Hocam doğmadan denizin altında o yol açılmıştı. Çamlıca’daki cami, daha dedesi doğmadan bitmişti, kaderde bu Allah vesile diyor o kadar. Allah’a teslim olup, kaderde ne gösterecek, onlara bakacak, bu kadar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetleri var Hocam. İzmir’de geçtiğimiz akşam Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde sizin kitaplarınızı sergileyip, halka hediye etmişler. Pazar günü Ankara’dan bazı kardeşlerimiz Keçiören’de kitap ve broşür dağıtmışlar. İnegöl’deki kardeşlerimiz muhtarlıklar ve sağlık ocaklarına sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Ardında da ev sohbetleri yapmışlar, maşaAllah. Bu gün Mecidiyeköy’de kardeşlerimiz 70 adet kitabınızı ve 100 adet CD dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel bereket. 100 adet CD, yüz bin Müslüman demektir. Şuurlu, eğitimli Müslüman demektir. Bir süre sonra öyle olur. Ben akademideyken dediler “sen rüyadan bahsediyorsun herhalde” dediler. Darwinizmi yıkmak, Darwinizmi etkisiz hale getirmek. “Yüz binlerce üniversite, milyonlarca profesör var” dediler, “hepsi bunu savunuyor, bütün devletler Darwinizmi savunuyor, sen broşür dağıtarak falan Darwinizmi nasıl durduracaksın?” dediler. Bak Cenab-ı Allah yerle bir etti. Gıkları çıkmıyor, öksüremiyorlar dahi.

Ebru Hanım, evinin önünde A9 tanıtımı var, rica etmiş bir gösterin diye çocuklarıyla beraber. MaşaAllah, çok güzel olmuş. Ufaklıkları ben bir göreyim. Şekerliğe bak, ballığa bak. Gözlüğü de şekerden, birbirinin aynı ikisi de çok şahane iyi, güzel. Ebru Hanım’a da, eşine de Allah uzun, bereketli ömür versin, sağlık sıhhat versin. Gayretlerinden dolayı Cenab-ı Allah onları rızasıyla ödüllendirsin, rahmetine, şefkatine gark etsin, inşaAllah. Bizim ufaklık mahallenin haytası Allah şifa versin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Mehmet Ezer.

ADNAN OKTAR: Mehmet Ezer. Annesine, babasına da devletimiz destekçi olursa. Bunun bir kolayı vardır. Fişek, bu sakat iş gene olur böyle devam eder Allah esirgesin. Pratik bir yöntem bilim adamlarımız geliştirsin, bir yol bulsunlar böyle olmaz.

DİDEM RAHVANCI: Bugünkü yayınımız burada sona eriyor, yarın Hocamızın hikmetli sohbetiyle birlikte yine sizinle olacağız, inşaAllah. Allah herkse hayırlı geceler nasip etsin. 

Masaüstü Görünümü