Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (29 Mart 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Aşkına, sevgisine doyamadığım güzel bebeğimle birlikte yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “O her an bir iştedir” (Rahman Suresi, 29) diyor Cenab- ı Allah ayette. Her an bir yaratılıştadır. Sürekli yaratılış halindeyiz. MaşaAllah. O üstün sanatıyla Rabbimiz adeta bir film akışı gibi bu görüntüleri sürekli gösteriyor maşaAllah.

Didem Hocam, buyurun dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, bilgisayarlar, cep telefonları otomatik olarak yaz saatine 30 Mart Pazar saat 03.00’da geçecek. Fakat yerel seçimler nedeniyle Türkiye’de bu 31 Mart Pazartesi gününe alındı bu uygulama.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Muhammed Kaddafi’nin oğlu Sadi Kaddafi devrimden sonra yanlış bir ideolojinin yönlendirmesiyle yaptığı eylemler için Allah’a tövbe ettiğini ve Libya halkından özür dilediğini açıkladı Hocam. Ülkesindeki istikrarsızlığın son bulması için yeni yönetime karşı isyan eden tüm eski rejim güçlerinin silahlarını bırakması gerektiği çağrısını yaptı.

ADNAN OKTAR: Akıllı konuşmuş. Aferin. Hiç olmazsa burada faydalı olmuş.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İsrail’in Türk iş birliği ve koordinasyon ajansı başkanlığı tarafından Gazze’de yapımı sürdürülen Türk hastanesine ait olan ve uzun süredir limanda bekletilen inşaat malzemelerinin Gazze’ye geçişinin serbest bırakıldığı bildirildi Hocam.

ADNAN OKTAR: İyi gelişme, güzel. Dost olacaklar. İsrail’le aramız düzeliyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Bülent Arınç’ta açıklama yapmıştı geçen gün Hocam bu konuyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı bekledik yani.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mahir Kaynak yazısında son zamanlarda Ortadoğu’da yaşanan gerginliklerin önceden planlanmış ve hazırlığı yapılmış bir proje olduğunu ve bu projenin İslam ülkelerinde büyük bir operasyon yapmak ve orayı yeniden inşa etmek olduğunu yazmış Hocam. Suriye sorununda bu projenin bir sonucu olduğunu, bu sorunun çözülmesi için ülkeyi idare eden Baas rejimi ve onu uygulamak üzere görevlendirilmiş Esad’ın uzaklaştırılması ve Avrupa’nın kontrolünde olmayan bir devlet oluşturulması gerekli olduğunu yazmış.

ADNAN OKTAR: Tamam, kim yapacak bunu? “İyi olur” diyor. Mehdi (a.s)’dan başka Suriye’ye huzur getirecek bir insan olmaz. Mısır da öyle. Gitti. Mesela Mısır, Ortodoks İslam anlayışında olan, gelenekçi İslam anlayışından olan bu İhvan tarafından tıkır tıkır yönetilecek zannettiler. Öyle bir şey olmaz kardeşim. Sanatın, estetiğin, güzelliğin, huzurun, neşenin, kadınlara sevginin, kadın özgürlüğünün, özellikle dekolte hanımların rahatça yaşayacağı şekilde bir ortamın ve insanları mutlu edecek her şeyin olmadığı bir yapı yıkılır. İnsanlar sürekli huzursuzluk duyarlar. Sürekli huzursuzluk duyarlar. Yani en sonunda yıkmaya kalkarlar. İnsanlar hep mutluluğu arar. Mutluluğu bulamadığında mevcut sistemi yıkar. Mutluluğu arar, bulamazsa yine yıkar. Sürekli arar. Mehdiyet’te bulduğunda duruyor işte. Mehdiyet’te arama bitiyor. Adam artık aramıyor. Çünkü aradığını bulmuş oluyor. Rahatlıyor. Ama bunun dışında bak, bütün dünya arayış halinde. Ararken de yakıp yıkıyorlar. Mesela Rusya’da öyle, başka yerler de öyle. Bütün dünyada öyle. Şimdi bak, Mısır’da da öyle. Arıyor ama bulamıyor şu an. Mesela ihtilal yaptı askeriye ordu, askeri rejim. Ne oldu? Mutluluğu aramak için bunu yaptılar ama mutluluk yine aranır hale geldi. Şu an ordu da rahat değil. Halk da rahat değil. Bir belirsizlik içerisinde şu an aramaya devam ediyorlar. Yine bulamaz. İllaki Mehdiyet. Sahibinin adını vermeden şeklini söylemeden bir belirsizlik sizi kurtarmaz. Belirsizlikten bahsediyorsun. Sahibinin adını söyle, şekli şemaili söyle, ondan sonra kurtulursun. Peygamber belirlenmiş, Allah kaderde göstermiş o projenin ne olduğunu. Mehdiyet’tir. Mehdiyet kaderi zaten dünyanın.

MaşaAllah, elhamdülillah. Allah hepimize hidayet derinlik, tutku, Allah’a karşı derin aşk nasip etsin, inşaAllah.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Ukrayna da Hocam aylar süren gösteriler sonucundan geçen ay devrilen eski devlet başkanı Yanukoviç, Rusya’nın ilhak ettiği Kırım’ın ardından ülkenin diğer bölgelerinde de bağımsızlık referandumu düzenlenmesi çağrısını yaptı.

ADNAN OKTAR: Şimdi Putin’in başına bela edecekler çünkü Putin öyle bir şeye müsaade etmez. Yalnız kalmayı istemez. Ruslar’ın yalnız kalmasını istemez. Önce Ruslar’a bir şefkat, sevgi gösterilmesi lazım. Bu insanları dışlayarak bir yere varılmaz. Birisinin acısı üstüne mutluluk kurulmaz. Bayağı güzel insan Ruslar. Sevgiyle şefkatle bağrınıza basın. Değil mi yani niye ötelemek istiyorsunuz? Niye itelemek istiyorsunuz? Niye kurtulunması gereken, insanların kurtulmasının şart olduğu bir canavar oluyor Rusya? Sevecenlikle yaklaşın. Onlar da sevgiye dönsünler. Sevildiklerini bilirlerse rahatlarlar. Onlar da demokrasiyi ister. Onlar da özgürlüğü ister. Ne yapsın adam sana baskı yapıp. Ama “seni yalnız bırakacağım” dersen dehşete düşer. “Seni adam yerine koymayacağım” dersen dehşete düşer. Bunu istemez. Bu konuda haklı. Yazık günah orada kadınlar var. Çocuklar var. Yaşlılar var. Her türlü insan var. Bir de ağzı var, dili yok Rusların. Bayağı terbiyeli insanlar. Yani bu kadar dışlanmak, aşağılanmak onların hakkı değil. Onlar da Avrupa birliğine alınsın. Değil mi? Kardeş olun. Bağrınıza basın.

EBRU ALTAN: Çok acı çektikleri için savaştan da çok yıldılar.

ADNAN OKTAR: Bütün ömürleri ıstırapla geçti. Hep çile, hep ıstırap, hem savaşlarla. Komünistlerin dehşetini yaşadılar. Daha önce Krallık Çar döneminin dehşetini yaşadılar. Çar iflahlarını kesti. Arkasından Stalin de perişan etti. Bırakın da artık bundan sonra huzurlu yaşasınlar yani. Bavulunu alan “gidiyorum” diyor. Kardeşim, terkedilmek acı bir olaydır. Bağrınıza basın, sevin. “Hep beraber gidelim” deyin. Gidecekseniz de. “Anca beraber kanca beraber” deyin. Yani sevgi hepsini halleder. Sevgi, bütün dertlerin ilacıdır, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bakın size bir limon. Görüyor musunuz? Dalından kopardım getirdim. Diğer limonlar gayet düzgün bu, bu şekilde. Hayret, biber gibi. Diğer limonların hepsini toplattım. Bir tek bunu bırakmışlar. Bunu da getireyim de görsünler dedim. MaşaAllah. Bak limon ağacı şimdi bomboş. Çiçekleri bekliyoruz. Çiçekler limonların müjdesi. Kardeşim, bu seralardaki adamlar ne yapar ne eder bilmiyorum. Mesela çok uyduruk yerlerde oluyor çiçekler. Acayip canlı. Bir naylon filan germişler. Meyveler filan koca koca oluyor. Bakalım bizde de öyle olacak mı limonlar. Umarım olur. Ama herhalde bir çerçeve içerisine almak gerekiyor. Rüzgâr, soğuk filan hoşlanmıyorlar.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’de Twitter’ın ardından Youtube’un da yasaklanmasına dünyadan tepkiler geldi. Amerikan senatosunda Türkiye’deki kısıtlamaları kınayan bir yasa tasarısı hazırlandı ve Avrupa Konseyi yasakları endişe verici buldu. Uluslararası af örgütü, yasaklar önceden tasarlanmış, ciddi ve genel bir darbeye işaret ediyor açıklaması yaptılar.

ADNAN OKTAR: Yok, öyle bir şey. Yani bir panik hali olduğu, çünkü devletin en mahrem bilinen bilgileri dışarıya oluk oluk akmaya başladı. Ama tabii bu yasaklamanın bir daha tekerrür etmemesi lazım. Hakikatten bütün dünyayı sarsacak, Türkiye’yi de çok korkunç gösterecek bir şey olur bu. Yani Türkiye bir felakete gidiyor gibi görünür. Türk halkı bir felakete gidiyor gibi görünür. Değil mi yani karanlık bir döneme, karanlık bir hayata Türk milleti sürükleniyor gibi görünür. Tekerrür etmemesinde fayda var. Yani çok tehlikeli bir olay.

Evet.

DİDEM ÜRER: Sami Kohen bugünkü yazısında; “Soğuk savaşın sona ermesinden çeyrek yüz yıl sonra Avrupa yeniden Batı ile Rusya arasında bir sürtüşme alanı haline geliyor. Şimdi Avrupa’yı yeni bir cepheye dönüştürme tehlikesini yaratan bir durum var. Rusya’nın Kırım’ı kendi topraklarına katması ve Ukrayna’yı da tehdit etmesi. Şimdiden belli olan şey Batı ile Rusya’nın arasının giderek açıldığı ve artık Avrupa kıtasının da yeni sürtüşmelerin ve gerginliklerin merkezi haline gelmekte olduğudur” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Bütün bela sevgisizlikten kaynaklanıyor. Sen Ruslar’ı sevmezsen, Ruslar da seni sevmiyor. Sevgisizlik sevgisizliği getiriyor. Sevgisizlik şiddeti getiriyor. Yani, Rus milleti çok çile çekti. Dünya onlara sahip çıkmalı, şefkat göstermeli, yalnız bırakmaması lazım. Soğuk bir ülke, soğuk bir iklim, dışlanmış bir halk. Bunu kaldıralım. Şefkatle yaklaşalım.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Moskova temasları sırasında Rusya Devlet Başkanı Putin’le yaptığı görüşmede Rus liderin kendisine Ukrayna’ya yönelik herhangi askeri bir harekat planı olmadığı konusunda garanti verdiğini söyledi Hocam.

ADNAN OKTAR: Garanti vermeyle ne alakası var? Sabah kalkıyorsun Rus tankları içeride. “Ben böyle düşünüyorum” diyor.

Can Dündar’ın belgeselinde ne var?

DİDEM ÜRER: 17 Aralık’tan sonrasını anlatan bir belgesel.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Eski Bakan Günay; “Çözüm süreci pazarlıklarının Türkiye’yi tehlikeli bir noktaya sürüklediğini” söyledi, Ukrayna örneğini veren Günay, “gözlerini açtıklarından toprak ellerinden gitmişti” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani?

DİDEM ÜRER: Kırım’ı kastediyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Kırım’ı birileri kurcaladı benim kanaatim. Yani kendince böyle akıldanelik yaptılar. Kırım’ı bir hale, şekle sokacaklarını düşündüler. Rusya da buna uyandı. Tek pençede konuyu bitirdi benim gördüğüm. Böyle şeyler sevgiyle hallolur. Kurnazlıkla hallolmaz. Kurtlukla hallolmaz. Dümenle, oyunla hallolmaz. Tuzak kurarak hiç hallolmaz. Sevgiyle, sevecenlikle hallolur. Sen Rusya’yı sevdiğin kadar Kırım’ı seveceksin. Kırım’ı sevdiğin kadar da Rusya’yı seveceksin. O da Allah’ın kulu, o da Allah’ın kulu. Birini insan yerine koymazsan, o da seni insan yerine koymaz. Sen ondan nefret edersen, o da senden nefret eder. Olmaz böyle şey. Normalde Putin şakacı falan dışadönük, neşeli bir insan, sevgi dolu bir insan. Rus halkını sen sevsen, onun halkını sevsen, devletini sevsen, koruyup kollasan; coşar, bütün Rusya emrinde olur. “Ne istiyorsan yap” der. Delikanlı mizaçlı Putin. Ama sevgi şart. Egoistlikle bir şey elde etmeye kalkarsan, karşı egoistlikle seni boğar. Sen kurnazlıkla çıkarsan, daha kurnazlıkla seni boğar. Sen dümen yapmaya kalkarsan karşındaki de on misli dümen yapmaya kalkar. Dümenle, oyunla, sahtekarlıkla güzellik elde edilmez. Dürüstlükle, samimiyetle, sevgiyle elde edilir.

Cenab-ı Allah diyor ki Yunus Suresi, 82, “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de,” bak, adam suç işlemiş ve günahkar, ama istemiyor. Neyi istemiyor? Hakkı istemiyor, hak. “hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” Yani İslam’ı hakim edecek. Mehdi’sini çıkaracak. İsa Mesih’i indirecek. Bak, diyor ki; “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak)” yani Allah’ın istediği güzel olan, doğru olan her şeyi, “kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” Allah kendi kelimeleriyle şu an hakkı gerçekleştiriyor. Suçlu günahkarlar istemiyor ama buna rağmen oluyor.

Bakın diyor ki Cenab-ı Allah, 83. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Sonunda Musa'ya” Hz. Musa (a.s)’a “kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka” bir avuç gençten başka, “firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla” o zamanki devletin azgın baskısı nedeniyle, “başka iman eden olmadı.” “Çok az bir genç topluluğu iman etti” diyor. “Çünkü firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba” enaniyetli bir zorba, “ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” Ölçüyü taşırmaktan Allah’a sığınmak lazım. Zorbalıktan Allah’a sığınmak lazım. Büyüklenmekten Allah’a sığınmak lazım. Büyüklendin mi, zorba oldun mu, ölçüyü taşırdın mı, Allah yerle bir eder. Bunu unutmamak lazım. Bak, bir avuç genç, o zamanın azgın firavun sistemine karşı halk panik halinde. Korkuyorlar. Ama bir avuç genç delikanlı. Gençler korkmaz. Korkmuyorlar, maşaAllah.

“Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız” bak, Müslümanlık her devirde var. O zaman da Museviler Müslümanlar. Hani Yahudi falan diyor ya insanlar, Musevi. Müslüman. O zamanki isimleri de Müslüman yine. Musevi Müslüman. “La ilahe illaAllah Musa Resulullah” diyorlardı. O zamanki kelime-i şahadet öyleydi. Sonra “La ilahe illaAllah İsa Resulullah” dediler. Şimdi “La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” deniyor. Hepsi hak, hepsi doğru. Bak, “siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız, artık yalnızca Allah’a (O'na) tevekkül edin" diyor. (Yunus Suresi / 84) Allah’a tevekkül dünyadaki en büyük lükstür. Diyor ki adam, “Çok lüks ve ihtişam içinde yaşamak istiyorum. Zengin olmak istiyorum.” Kardeşim, rahat edemezsin. Mutlu olmazsın. Koca sarayında sürünürsün. Allah vermesin, Allah vermesin, saraydaki avizeye kendini asıp intihar ediyor adam. Allah vermesin. Saray seni mutlu etmez. Allah’a tevekkül seni mutlu eder. En büyük lüks tevekküldür. Tevekkül ettin mi; -insan zayıf çünkü- her türlü ıstırap kalkar. Adam diyor ki; “Ben bugün ziyafet vereceğim. Falanca geldi mi? Tabaklar yerinde mi? Şıralar düzgün mü? Porselen tabaklar marka mı?” Eli ayağına şaşıyor. Acayip ıstırap çekiyor. Yani Allah tevekkülünü kaldırdığı için her şeyde ayrı ıstırap çekiyor. “Acaba” diyor adam “bunlar dedikodu yapacak mı? Bir şey söyleyecekler mi? Yemeklerden memnun olacaklar mı?” Ziyafete bak, çektiği acıya bak. Tevekkülde bunların hiçbiri olmaz. Mutlu gelir, mutlu gider, mutlu rahat yaşar. Ben çok küçük örnekler veriyorum. Yoksa önü sonu gelmez. Elinde bir ben çıkıyor, “Eyvah, kanser oldum” diyor. Mesela ciğerinde bir hırıltı duyuyor; “zatürre oldum herhalde” diyor. “Öleceğim herhalde” diyor. Önü sonu gelmez. Tevekkül en büyük lükstür. Allah nimet olarak yaratmıştır. Diyor ki, “Allah bizden tevekkül istiyor, şunu istiyor, bunu istiyor” hepsi senin mutluluğun için istiyor. “Namaz kıl,” mutlu olursun namaz kıldığında. Abdest aldığında mutlu olursun. Tevekkül ettiğinde mutlu olursun. Allah’ı andığında mutlu olursun. Kuran okuduğunda mutlu olursun. Kafan açılır. Çünkü zayıf varlıksın. Buna ihtiyaç duyulacak şekilde Allah seni yaratmış. Bu güzellikleri yaşamazsan boğulursun. Bu, suda boğulmayı önleyen nimetler. Can kurtaran nimetlerdir. Kuran’ın bütün hükümleri cankurtaran hükmündedir. Yoksa insan boğulur. Hayat onu boğar. İnsan suyun içinde yaşıyor zaten. Bu güzellikler olduğu için insan boğulmadan yaşıyor. Bu olmadığında boğuluyor insanlar, bu nimet olmadığında. Suyun dibine batar hemen. Hz. Nuh (a.s) kavminin durumu gibidir hep insanlık.

“Dediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik;” ne güzel. “Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma." (Yunus Suresi / 85) Zulmeden bir kavmin fitne konusu kılma yani “Bizi bu zalimlerle imtihan etme Ya Rabbi” diyorlar Müslümanlar. Allah istese imtihan edebilir. Ama “isteme Ya Rabbi” diyorlar.

"Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." (Yunus Suresi / 86) Ebcedi 2018. Demek ki müminler bu acıdan, bu azaptan 2018’lerde kurtulacaklar inşaAllah. Bak, "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." Şeddesiz 2018, şeddeli 2021. Çok mühim tarihler. Bak, gayet net tarihler vermiş Kuran. MaşaAllah, Allah öyle güzel bir işaret vermiş.

“Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın,” Müslüman ne yapacak? Tebliğ yeri neresi? Evler olacak, evler. “evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın” Allah’a ibadet edilen, tebliğ yapılan nur müesseseleri haline getirin. “ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (Yunus Suresi / 87) diyor Allah. Dosdoğru kılmak yani samimi kılmak. Yani dosdoğru namazı kılmak zaten kolay bir ibadet. Bazı bağnazlar işte; “parmağını şöyle yapacaksın. Bacağını şöyle yapacaksın. Şu kadar ayıracaksın” falan öyle detaylar meydana getiriyor ki adam “Ben kılmayayım o zaman” diyor. Yüzlerce detay. Abdest alacak; 320 sayfa, 370 sayfa kitap yazıyor. 370 sayfadaki bilgiyi adam toparlayamadığı için namazdan vazgeçiyor. Bu, şeytani bu. Bu şeytanın bir oyunu. Din bu kadar kolayken, Allah ne diyor Cenab-ı Allah; “Hazreti İbrahim (a.s)’ın dini gibi kolaydır. Allah sizin için zorluk dilemez. Kolaylık diler” diyor. 370 sayfa kitap yazarsan bu kolaylık mı oluyor? O zannediyor ki takva olduğu için yapıyor. Sen takva diye detaya takılıp boğulmuşsun. Detaya boğulma Kuran’a belirtilen bir fitne, felakettir.

“Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin.” Yani “deccaliyete imkanlar verdin” diyor Allah. “Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir” bak, ne kadar hiddetlenmiş? “Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle bağla;” iki mühim şey; “Mallarını yok et” diyor Cenab-ı Allah’a, bir de “kalplerinin üzerini şiddetle bağla. Akıllarını ört” diyor yani. Akılları gitsin. “onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler." (Yunus Suresi / 88) diyor. İman ediyor ama acı azabı görünce görüyor ama o zamanda zaten imtihan bitmiş oluyor. Onun için namazı, ibadetleri zor göstertip şeytana imkân tanımamak lazım. Milyonlarca insan abdest zor gösterildiği için, namaz zor gösterildiği için dinden uzaklar milyonlarca insanı böyle dinden çıkarttılar, mahvettiler.

Bana neler anlatmak istiyorsunuz Didem Hocam?

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetleri var Hocam. 23 Mart tarihinde İzmit’te ki bir alışveriş merkezinde fosil sergisi düzenlemişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 500 adet A9 TV broşürü dağıtmış. İzmir’de kardeşlerimiz bu akşam sizin kitaplarınızı sergileyip halka hediye etmişler. Dün akşam Antalya Kepez’de seçim yasakları başlamadan önceki son mitingde kardeşlerimiz halka 102 adet kitap dağıtmış çok yoğun ilgi olmuş, maşaAllah. Bu günde mahallelerinde elli kuruşa limonata satan bu sevimlilerle karşılaşmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onların canını, şekerliğini, ballığını. Bakayım yanaştır şu tatlılığa bak, ekibin şekerliğine bir de hepsinin keyfi yerinde, hepsi baya mutlular, maşaAllah Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, hayır bereket versin. Ne güzel hizmetler, ne güzel nimetler, ne güzel sevap, ne güzel hayat, maşaAllah.

“Siz Allah yolunda işkenceye uğratılıp çok çileler yaşadınız. Batınında Allah yarattı bu olayları ancak sizin karşıtınız olan insanları vesile etti. Allah sizin dünyada en sevdiğiniz insanları vesile etseydi o zaman nasıl davranırdınız? Çok sevdiğim bir insandan bir şey gelirse, eğer ilgi göstermiyorsa adeta kolum, kanadım kırılıyor, gücüm kalmıyor. Böyle durumlarda nasıl sabredilir insan anlatır mısınız?” diyor. “Belki kendim yanlış anlamışımdır ancak ben şu anda tam olarak böyle hissediyorum. Sizin sözlerinizi dikkatlice dinliyorum. Yapacağınız en küçük bir nasihate her şeyden daha çok ihtiyacım var. Çok sevgiler canım Hocam” diyor. Şimdi beni seveni ben severim. Beni sevenle ben cennette sonsuza kadar zaten beraber olacağım. Cenab-ı Allah’ın verdiği bu garanti müthiş bir mutluluk vesilesi. Bu dünyada belki bir kere karşılaşırız. “Selam nasılsın bir tanem” der, tanışmış oluruz. Ama ahirette katrilyonlarca sene geçiyor, bin katrilyon sene geçiyor bir o kadar daha geçiyor, bir o kadar daha geçiyor daha başlangıcı olmuş oluyor, hiç başlamamış oluyor. Cennette ki sevgiyi esas almak lazım. Bu dünyada insan ne kadar görüşebilir, ne kadar sevdiğine iltifat edebilir, bu şekilde düşünsün, inşaAllah. Ahirette sonsuza kadar beraber olacaksın inşaAllah o yeter bize. Zaten dünya kısa, hayat çok kısa hemen bitecek, inşaAllah.

“Hocam, zevkle izliyorum, harika bir program oluyor, maşaAllah.”

“Canım Hocam, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni çok sevmeniz dünyalara bedel inanın. Bende sizi çok seviyorum, kitaplarınızı herkese dağıtıyorum.” Ahmet Niyazi Özker. Niye seviyorum Şeyhimizi? Benim canım Şeyhim, bütün ömrü çocukluğundan itibaren sabahtan akşama kadar İslam’a, Kuran’a hizmetle geçti. Şu an yaşlandı yerinden kalkamıyor daha hala aşkla, maşaAllah coşkuyla İslam’a hizmet ediyor, her nefesinde “Allah” diyor. Resulullah (s.a.v.)’den bahsediliyor, o haliyle ayağa kalkıyor. O kadar aşık. Ben böyle mübarek bir varlığı tabii ki canım gibi severim. Titizlikle de takip ediyorum Şeyhimizi; an an, saniye saniye, inşaAllah.

Cemil Anka: “Görülen o ki tevekkül edenlerin sayısı on parmağı geçmiyor artık. Hele şükür etmeyi bilmeyen, unutan o kadar çok ki.” Tabii, tabii bilemeyiz sayısını ama ahir zamandayız böyle bir durum oluyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın bülbülleri, Mehdiyet’in gülleri bütün dünyayı sardı inşaAllah. Bu ışık, bu nuraniyet oradan geliyor, bu ferahlık oradan geliyor. Allah vesile diyor inşaAllah.

Yorumsuz şarkı söyleyenler benim pek hoşuma gitmiyor, alıp nota üstüne dümdüz mutlaka yorumcu olmak lazım. Müslüm Baba ağlatıyordu rahmetli muazzam, koç yiğitti, delikanlıydı, maşaAllah. Tayyip Hocam bir cemile yapsın da, Muhterem anneyle biraz ilgilensin. Bilmiyorum da yani ne yapıyorsun, nasılsın, bir ihtiyacın var mı gibisinden? Oluyorsa da böyle şey duyulsun, bu gizli olmaz, mutluluk verir bu bize, inşaAllah.

Bakın diyor ki Cenab-ı Allah “Mirası bölüşme sırasında yakınlar, yetimler, yoksullar hazır olursa onları da ondan rızıklandırın” diyor, “ve onlara güzel, maruf söz söyleyin.” Kimlere? Yetimlere, yoksullara. Mesela çok müthiş zengin insanlar var. Orada varisleri var. Takır takır, milimi milimine parayı alıyorlar. Ama bakın Cenab-ı Allah ne diyor? “Yakınlar” akrabaların var, yakının. “Yetimler, yoksullar hazır olursa” diyor Allah, “onları ondan rızıklandırın” Bu ne demektir? Onları da orada hazır edin, bol bol dağıtın, rızıklansınlar. Alıp hepsini dolduracağına ver onlara bereketi gelsin. “Onlara güzel, maruf söz söyleyin.” İşte bak Kuran’ın hâkimiyetinde nasıl mutluluk ortamı olacak buradan anlıyoruz. Bak “güzel söz söyleyin” Çünkü o parayla, malla doymaz, güzel sözle doyar. Adamın alırsın suratına fırlatır gibi atarsan bu olmaz. İltifat edeceksin, gönül alacaksın, seveceksin. O mutlu olduğunda sen de mutlu olursun. Ona para ihsan ettiğinde, mal ihsan ettiğinde, o mutlu olduğunda sende mutlu olursun. Allah üstünden derdi, belayı giderir, malına mülküne bereket gelir, hayatına bereket gelir. Onu kıstıkça daha iyi olacağını zannediyorlar. Kıstıkça sana belaya döner o başka bir şey olmaz o, inşaAllah. Bak; “Arkalarında bıraktıkları zayıf, küçük, korumasız, özürlü çocuklardan dolayı kaygı duyanların vasiyetleri altında olanlar içinde içleri ürpertiyle titresin, Allah’tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler.” Yani aldatmayın diyor onları Allah bol bol yardım edin, koruyup, kollayın. Kimler bak? Küçük çocuklar, korumasız çocuklar, özürlü çocuklar. Müslüman onlara kaygı duyacak. Onların nimetlerini, güzelliklerini sağlamaya çalışacak. “Gerçekten yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.” Yetimleri, çocukları nasıl koruyup, kollayacağımız Kuran bize göstermiş oluyor. Hep onları Allah yolunda, İslam yolunda istihdam edecek şekilde hayra, berekete çağırmak lazım. Yetimleri helak olacak yerden çekmek lazım, küfre düşecekse küfürden korumak lazım. Sırf yedirmek, içirmekle olmaz. Kuran öğretmek, İslam’ı öğretmek, Allah korkusunu öğretmek, Allah sevgisini öğretmek. Batar helak olur yiyecekle kurtulmaz yetim. Yetim imanla kurtulur, Kuran’la kurtulur. Mesela bak “Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek ve bir hak olarak verin.” Yani sevinçle. Mesela eşine, hanımına para veriyor, ev veriyor sevinçle, onu mutlu ederek. Onun gönlünü alarak Allah dağıtın diyor. “Fakat onlar gönül hoşluğuyla size ondan bir şey bağışlarlarsa onu da afiyetle alın.” İç huzuruyla kullanın diyor Allah. Karşılıklı bir cömertlik, karşılıklı bir delikanlılık ruhu, karşılıklı bir güzellik istiyor Cenab-ı Allah, herkese. Mesela fakirlere, çocuklara ver herkese. “Herkes herkese yardımcı olsun” diyor Allah. Çünkü malı veren Allah. O tutarsa, bu tutarsa vücut kangren oluyor, dünya kangren oluyor. Sosyal bünye, hayat kangren oluyor, ekonomik kriz çıkıyor ve insanlar acının, ızdırabın içine giriyorlar.

Didem Hocam, ben gidiyorum. İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. 

Masaüstü Görünümü