Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (3 Nisan 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Derinliğine, aklına ve gücüne hayran olduğum sevgilimle sohbetimiz başlıyor.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Estağfurullah Hocam. Hocam Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ağustos ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylık konusunu Başbakan Erdoğan’la konuşacağını, bunun zamanının geldiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Abdullah Gül Beyefendi, cumhurbaşkanı olarak hakikaten milletin gönlüne taht kurdu. Çok sevdi milletimiz. Ama Tayyip Hocam’ı da tabi milletimiz seviyor. Kendi aralarındaki karar önemli. Ama hiç kendilerini yormasınlar. Kaderde olan olacak zaten. Allah’a tevekkül edip, Allah’a bıraktıklarında Allah en güzelini yapar, inşaAllah.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ise başbakanlık için aday olması halinde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Seçimleri Başbakan Erdoğan kazanırsa Ağustos 2014’te Çankaya Köşkü’ne çıkacak. Ancak Abdullah Gül’ün başbakan olabilmesi için önce milletvekili seçilmesi gerekiyor. Faka Abdullah Gül’ün normal seçim takviminde on ay gibi bir süre başbakanlık için beklemesi gerekiyor. Çünkü genel seçimler Haziran 2015’te. Bu da, ‘erken seçim olur mu?’ tartışmalarını meydana getiriyor.

ADNAN OKTAR: O zaman erken seçim kapıda. Öyle görünüyor. Yine hayırlısı. Bu millet, bu ülke mübarektir. Allah seçmiş milletimizi. Ülke, hayırlı bir ülke. Millet, hayırlı bir millet. Dava, hayırlı bir dava. Her şey güzel olacak. Birkaç yıla kadar her şey daha hoş, daha güzel hale gelir.

Evet, Didem Hocam dinliyorum sizi ben.

DİDEM ÜRER: Tabi Hocam inşaAllah. Paralel yapının CHP, MHP ve Büyük Birlik Partisi’nden parti içi muhaliflerle yeni bir oluşum hazırlığı içinde olduğu iddia ediliyor. Kısa bir süre içinde CHP ve MHP’li bazı vekillerin önce başarısız oldukları gerekçesiyle, kendi liderlerine baskı yapacağı, geri adım atılmaması halinde istifa ederek kurulacak partinin bayraktarlığını yapacakları iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Olsun, güzel olur, hayır olur, bereket olur. Yeni bir sağ parti mi oluyor bu?

DİDEM ÜRER: Muhtemelen sol parti de olabilir, merkez sağ da olabilir. Tam belirtmemişler.

ADNAN OKTAR: Olsun, güzel. Hükümet için de hayırlı oldu bu olaylar. Bak hükümetin oyları arttı. Millet müthiş teyakkuza geçti. Muazzam oylar arttı. Her türlü tehlikenin, belanın içine girdi Tayyip Hocam. Mesela Nur talebelerini de güzel mevkilere getirdi. Cemaatlerin rahat etmesi sağladı. Demokrasinin oturmasını sağladı. Askeri vesayet görüntüsü kalktı. Hepsinde cesur ataklar oldu. Başörtülü hanımlar huzurlu bir hayata kavuştular. “İşimiz bitti, hadi sen git. Senle artık işimiz kalmadı.” Ve çok kaba bir metotla. Bu hem ayıp, hem günah, hem vicdana uygun değil. Millet de vefalı olduğunu seçimlerde gösterdi. Millet vicdanlı. O oyların büyük bölümü merhamet oylarıdır, hamiyet oylarıdır, vefa oylarıdır. Milletin ağrına gitti. Konu bu. Özetle cemaatle hükümetin arasını düzeltmek için gayret etmek lazım. Cemaatte amansız bir kararlılık oluştu. Hükümette de amansız bir kararlılık var, özellikle Tayyip Hocam’da. Aralarını düzeltmek farz, Kuran’ın emri, Allah’ın emri. Allah, “iki Müslüman topluluk birbiriyle uğraşırsa, birbirine düşerse aralarını bulup düzeltin” diyor. Dolayısıyla bir böyle bir şey de taraf olamayız. Müslümanlar arasında taraf olan bertaraf olur. Müslümanlar arasında taraf olmak haramdır.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Anayasa mahkemesi Twitter’ın engellenmesiyle ilgili yapılan başvurularda başvurucuların haklarının ihlal edildiğine karar vermişti. Ve gereğinin derhal yapılması için kararı TİB ve Ulaştırma Bakanlığına göndermişti. Dün çıkan kararla birlikte Twitter bugün yeniden açıldı Hocam.

ADNAN OKTAR: Twitter tamam, Youtube’da falan sorun var mı?

DİDEM ÜRER: Youtube açılmadı daha.

ADNAN OKTAR: Anayasa mahkemesi o konuyla ilgilenmiyor mu?

DİDEM ÜRER: O konuyla ilgili şu an bir kararı yok.

ADNAN OKTAR: Müracaat edilmesi gerekiyor o zaman?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Tamam, bir koçyiğit müracaat etsin, açılsın, inşaAllah.

Evet, şimdi biraz video seyredelim, inşaAllah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Gördüğüm en yakışıklı, en akıllı, en güçlü insan aşkımla devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Biz de Didem Hocamız’la devam ediyoruz.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam vefatının 17. Yıldönümünde Başbuğ Alpaslan Türkeş’i rahmetle anıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O dünya iyisi bir insandı. Vatan, millet sevgisi çok mükemmeldi. Milletin, devletin menfaatlerini mükemmel savunan bir insandı. Allah gani gani rahmet etsin. Bizzat görüşmüştüm. MaşaAllah çok şık giyinen, çok temiz, güvenilir, vefalı bir insandı, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam, siz Güneydoğu’daki seçim sonuçları ve özerklik açıklamalarının ayrılık ve bölünme anlamına geleceğini her gün anlatıyorsunuz, inşaAllah, bu önemli tehlikeyi. Yeni Akit yazarı Faruk Köse de BDP tarafından yerel seçim sonuçlarının halkın demokratik özerklik projesine destek verdiği olarak yorumlandığı bir yazı yazdı. “Belediyecilikten öte bir yetkisi olmamasına rağmen yerel yönetimlerin özerk yönetime geçmesi, ayrılık ve bölücülük demek değil midir?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Süper tehlikeli bir olay. Bir de bunun üstünde duran pek olmadığı için sessiz sedasız PKK alttan alta hedefine doğru ilerliyor. Bu konuda konuşma yapanları da sanki suçluymuş gibi göstermek istiyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Bu ciddi bir tehlikedir. Ciddi bir gelişme. Zaten konuşmalara da baktığımızda hedefin o olduğu görülüyor. Bir de PKK son zamanlarda, özellikle Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından sonra kendini dindar göstermeye başladı. Bu çok tehlikeli bir taktik. Stalin de bu savaş döneminde kiliselere, hahamlara, papazlara müthiş destek vermişti. Savaşta moral yönden etkili olsun diye. Konular hallolduktan sonra yine onları ezmeye başladı. Daha önce de eziyordu. Ama savaş döneminde destekledi. PKK da geçici bir destek sağlıyor. Bazı Müslümanlar da buna kanıyor. Diyorlar; “Biz sarıkla, cübbeyle gezeceğiz, istediğimiz gibi faaliyet yapacağız. Bize burada özgür ortam sağlayacaklar” falan inanıyorlar.  Halbuki PKK siyasi yönden yönetimi ele geçirdiğinde, komünist yönetim kurulduğunda, proleterya diktatörlüğü kurulduğunda iflahlarını keserler Müslümanlar’ın. Bir tane cami bırakmazlar, bir tane mescit bırakmazlar. Dini eserler, dini kitaplar hiçbir şey bırakmazlar. PKK hareketi çok hırslı, çok acımasız bir hareket. Meydana gelecek felaketi tahmin etmiyorlar. Halk ılımlı, sade bir yönetim olacak zannediyor. Böyle bir şey yok. Kurt kapanına insanların rahatça kapılmaları için, kapanın rahat çalışması için şu an çok ılımlı yaklaşıyorlar. Ama komünist yönetim kurulduktan sonra acımasız, keskin yönünü PKK ortaya çıkartır. Daha önceki olayları unutmaması gerekiyor vatandaşlarımızın. Halkı kitleler halinde şehit ediyorlardı. Çoluk-çocuk, yaşlı, kadın demeden herkesi şehit ediyorlardı. Onun bin beterini yaparlar Allah esirgesin. Onun için bu büyük tehlikeye karşı bütün partilerin el ele verip, her türlü tedbiri alması gerekiyor. Bunu da sık sık, hemen hemen her gün hatırlatmamız gerekiyor. Özellikle MHP’den biz bu konuda çok ciddi bir atak bekliyoruz, Sayın Bahçeli’den. Salon toplantıları yapsın, büyük konferanslar versin MHP’nin ileri gelenleri. Sayın Başbuğ gibi gayet güzel, halkı ikna edecek, tehlikeye dikkat çekecek konuşmalar yapabilirler. Aynı şekilde Sayın Kılıçdaroğlu da çok güzel konuşmalar yapabilir. Çok aydınlatıcı faaliyetler yapabilir. Tayyip Hocam gerçi son günlerde tehlikeye dikkat çekiyor, tek devlet, tek bayrak. Ama adamlar bunu dinlemez. Tamamen demagoji olarak görürler. Çünkü onlar çok kapsamlı ve kararlı ideolojik propaganda yapıyorlar. Bu tip siyasi söylemlerde bu olay durmaz. Darwinizm’e karşı mücadele verilmesi lazım. Materyalizme karşı mücadele verilmesi lazım. Anti-Stalinist, anti-komünist faaliyet yapılması lazım. Halkın uyarılması gerekiyor. Ve bütün siyasi partilerin kardeşçe o konuda ittifak etmesi gerekiyor. Orada siyaset olmaz. Orada vatanın birliği mevzu bahis. Çok hayati bir konu. Büyük Birlik Partisi olsun, MHP olsun, hepsi bu konuda atak olmaları gerekiyor. Bizim demecimizi yayınlamazlar diyemezler. Çünkü bu kadar güçlü partilerin demeçleri yeri yerinden oynatır. Çok etkileyici olur. Onun için hiç vakit kaybetmemek gerekiyor. Birleşmiş milletler devreye girebilir. Planları da zaten o yönde bazı tiplerin. Vaktimiz varken, zamanı varken çok acele edelim. Günler, aylar bile önemli. Hemen telafi edecek ataklara başlamak lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Faruk Köse yazısına şöyle devam ediyor. “Parçalanmayı önleyecek tek yol Kürtler’i Apoizm’den, Türkler’i Kemalizm’den kurtarıp, Müslüman Kürt ve Türk toplumlarının inanç kimlik ve kişilik değerlerine uygun olarak devleti yeniden dizayn etmektir” demiş.

ADNAN OKTAR: Kemalizm’in anlaşılma şekilleri iki tarzda. Bir, dinsizliği, ateizm, din karşıtlığı,  bir de gerçek Atatürkçülük vardır. Onda Atatürk’ün dine gösterdiği ilgi, alaka ve destek mükemmeldir. Tam bir Kuran Müslüman’ıdır Atatürk. O yönüyle Atatürk’ü değerlendirmek lazım. Kemalizm diye adam dişiz bir Atatürkçülük anlayışı ortaya koyuyorsa, o Atatürkçülük değildir. O Sunidir. Ona itibar etmenin de bir anlamı yok, manası yok.

Evet.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri’nin talebelerinden ve Nur Cemaati’nin önde gelen isimlerinden 2 Nisan 1971’de vefat eden Zübeyir Gündüzalp’in vefatının 43. Yıldönümüydü dün Hocam.

ADNAN OKTAR: Zübeyir Ağabey bak o mesela Mehdi (a.s)’ı bekliyordu. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s)’ı müjdelediğini, Mehdi (a.s)’ın geleceğini açık açık anlatıyordu.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, çıkan yazılarınızla ilgili bilgi verecektim inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bugün Malezya’da yayınlanan Harakah Daily sitesinde, “Şeytanın inananları birbirine düşüren yaygarası” başlıklı makaleniz çıktı. Yazınızda; şeytana inananları birbirine düşürmek için kullandıkları taktikleri ve inananların bu oyunlara gelmemesi için neler yapması gerektiğini anlatıyorsunuz. Ayrıca İspanyolca yayın yapan MBC Times sitesinde, “Dünyadaki akan kanın durması için tek çözüm İslam birliği” başlıklı makaleniz İspanyolca olarak yayınlandı. Bu yazıda; dünyada şu anda Müslümanlar’a yönelik yaşanan zulümlerin sadece dış dünyadan kaynaklanmadığını, Müslümanlar’ın kendi aralarında da bölünmeler olduğunu ve bu zulümlerin ancak Müslümanlar’ın birleşip, güç bulmasıyla son bulacağını anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Ben bir siyasetçi değilim. Ben bir Müslüman olarak gözlemliyorum ve ona göre değerlendiriyorum olayları. Ben neye bakıyorum?

Mesela Al-i İmran Suresi, 125. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.” Ben parçalanıp ayrılmıyorum. Ve anlaşmazlığa da düşmüyorum. Eğer yaparsanız diyor, parçalanıp ayrılırsanız, anlaşmazlığa düşerseniz diyor, Müslümanlar, işte onlar için büyük bir azap vardır” diyor Allah. Niye bu belanın içine gireyim?

“Gerçek şu ki dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin” diyor, Cenab-ı Allah. Bak, “Gerçek şu ki dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar,” Çeşit çeşit fırkalar, mezhepler işte cemaatler. Ayrılan ve birbirleriyle mücadele edenler. “Sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işleri Allah’adır. Sonra işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir” diyor, Allah Enam Suresi, 159’da.

“Müminlerden iki topluluk birbirleriyle mücadele edecek olurlarsa” diyor, Allah Hucurat Suresi, 9’da. Bak, iki topluluk ama mümin. “Aralarını bulup düzeltin.” Farz. Ben de aralarını bulup, düzeltmeye çalışıyorum. Başarılı olurum-olmam ayrı mesele. Ama bu ibadettir.

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın” diyor Allah, Al-i İmran Suresi, 103’te.

“O dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” Şura Suresi, 13

Bak diyor ki Cenab-ı Allah Şura Suresi, 14’te; “Onlar kendilerine ilim geldikten sonra” Yani Kuran. “Yalnız aralarındaki tecavüz ve haksızlık dolayısıyla ayrılığa düştüler.” Birbirlerine tecavüzde bulunuyorlar, haksızlıkta bulunuyorlar. Bunun sonucunda ayrılığa düşüyorlar. “Eğer Rabbinden adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) söz olmasaydı” Mehdi (a.s) çıkacağı için, İsa Mesih ineceği için, dünya hakimiyeti olacağı için, İslam dünyaya hakim olacağı için, “böyle bir sözüm var” diyor, Cenab-ı Allah. “Muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş) olurdu.” “Kıyamet kopardı” diyor Allah, mahvederdim hepsini.” “Şüphesiz onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise herhalde ona karşı kuşku verici tereddüt içindedirler” diyor. Yani Kuran acaba yeterli mi? Kuran’da her şey var mı? Bak, bağnaz İslam anlayışında olanlar Kuran’ı yeterli görmüyorlar. Kuşku verici bir tereddüt içindeler. Kuran’ı yeterli göremiyorlar.

Meryem Suresi, 37. Allah diyor ki; “İçlerinde bir takım gruplar ayrılığa düştüler.” Haramdır ayrılık.  “Artık büyük bir günü görmekten dolayı vay inkar edenlere” diyor Allah. Allah inkar etme olarak görüyor. Birlik ve beraberlik farz.

Hucurat Suresi, 9. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminlerden iki topluluk birbirleriyle mücadele edecek olurlarsa aralarını bulup düzeltin.

“Müminler ancak kardeştiler. ” Diyor, Hucurat Suresi, 10’da. “Müminler ancak kardeştiler. ” Mümin olduklarına göre kardeştirler. “Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin. Ve Allah’tan korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.” Yani Allah sizi esirger diyor, umulur ki.

Enfal Suresi, 1’de. “Eğer mümin iseniz Allah’tan korkup sakının, aranızı düzeltin.” Küskün, dargın, mücadele eden, birbiriyle savaşan, birbirine düşmanlık eden, birbirinin açığını bulmaya çalışan, birbirini mahvetmeye çalışan konumda olmayın. “Allah’a ve Resulüne itaat edin.” Yani Kuran’a uyun diyor, Allah, Enfal Suresi, 1.

Sinan Ayazoğlu, Trabzon’dan selam söylüyor.

Muhammed Uğur Alkan; “Said Nursi Hazretleri Atatürk’le gerçekten görüştü mü?” Tabi. Atatürk Said Nursi Hazretleri’ni bayağı beğeniyordu. Taltif etti. Ona güzel makamlar, mevkiler teklif etti. Bediüzzaman kabul etmedi. Ama fikirlerini en beğendiği, en kaliteli alimlerden biri olarak görüyordu Bediüzzaman’ı.

Turgay Çakmak (Bay Turgay); “Tutturmuşsunuz bir ayrılık türküsü. Dua edin. Türküyü yaymayı bırakın. Dua ederseniz bölünmez bu topraklar.” Şimdi dua ediyorsun da sebebe sarılmadan dua olmaz. Namaz kılacağım de, sen git otur. Allah’ım bana namaz kıldır de. Orada oturur kalırsın. Kalkıp fiili duayla namazını kılacaksın. Senin orada azmedip, emek vermen fiili duadır. Dolayısıyla fiili duayla bölünme ortadan kalkar. “Sen dua edin bölünmez” diyorsun. Müslümanlar’ı farkına varmadan oyuna getirmiş oluyorsun. Çünkü sebebe sarılmamızı istiyor, Cenab-ı Allah. Fiili duayı esas alıyor, Cenab-ı Allah. Mesela bir fakire Allah sana yardım etsin diyor. Allah versin amca diyorlar, yaşlı birisi geliyor. Allah verecek işte senin vesilenle verecek. Ver, üç-beş kuruş ver, gönder. Herkes Allah versin derse, o adam aç kalır o zaman. Sebebe sarılacaksın. Tabi ki Cenab-ı Allah isterse bambaşka bir yerden rızık verir ama sen orada sorumlu olursun.

Mesela diyor ki, Özgür Yorgun; “Bölünmeyi isteyen Güneydoğu’da kimse yok. Asılsız yorumlar yaparak milleti kışkırtan Adnan Oktar diyor ki;…” Bakın şimdi burada çok manidar ifadesi. “Bölünmeyi isteyen Güneydoğu’da kimse yok” diyor. Özerklik, federasyon ne demek? Bölünme demek zaten. Ve Güneydoğu’da akan kan ne içindi? Bölünmeyi durdurmak içindi. PKK’nın tek hedefi ne? Bölünme. Bölünme yoksa adam niye mücadele ediyor o zaman? PKK’nın niye bu kadar kanı aktı o zaman? Niye on binlerce teröristi dağlara çıkarttı? Şu an PKK sürekli güçleniyor. Kendini toparlıyor, projelerini geliştiriyor. Halkın içinde propagandasına devam ediyor. Halbuki devletin kolluk gücünün, asker gücünün millete tam güven verip, rahat yaşamalarını sağlaması lazım. Yani bir PKK korkusu olmaması lazım. Can kaygısı var, niye? PKK hakimiyetinden dolayı. Dağ, taş PKK’lı dolu. Mesela dediler ki; silahlarını bırakacaklar, gidecekler. Silahlarını bırakmadıkları gibi yeni takviyeler oldu. Yeni stratejiler geliştirdiler. Yeni konuçlanmalar yaptılar. Ve halkı daha çok korkuttular. Ama şu an bir bombalama, şu bu falan olmuyor. Faaliyetler olmuyor. Adamlar kendilerini kabul ettirmiş zaten. Durumunu, gücünü kabul ettirmiş. Özerkliği ilan ettikten sonra zaten bir referandum yapar. “Bağımsızız biz, buradan askeri, polisi çekin” diyecektir. Bu kadar açık. “Böyle federal devletler olsun” diyor. Federal kibar adı onun. Devletin federali olmaz. Devlet, devlettir. Sen federe devlet kurduğunda adam sana ikinci günde der ki; “burada bayrağını da al, adamını da al, neyin varsa çek git” der. Bu kadar açık. Burası bizim diyecektir. Adamlar diyorlar ki; “biz zaten sizin gitmenizi istemeyiz” diyorlar. “Çünkü paraya ihtiyacımız var bizim zaten” diyorlar. “Türkiye’nin bütçesinden bize pay ayrılması gerek” diyorlar. “Biz nereden bulalım ilk dönemde parayı?” diyorlar. “Bize bolca para gönderin. Bayrağınızı da asıyorsanız asın” diyor, bak aynı bu ifadeyle. “Biz kendi devlet bayrağımızı asacağız, federasyon devletinin bayrağını asacağız. Ama siz canınız istiyorsa bayrak da asıyorsanız asın” diyor. “Ama asker, polis de bizim olacak” diyor. “Biz kendi kolluk kuvvetlerimizi, milis güçlerimizi oluşturacağız.” Milis güçleri zaten PKK’lı olacak. 

“Güneydoğu ya da herhangi bir yerde partilerin kimlerin hangi sandıkta oy kullanacağını önceden tespit ediyor. Örneğin 245 sandıkta 150 kişi seçmen var. Ve önceden bu seçmenlerle diyalog kuruluyor. Ve ardından hizmeti yoksa o halka tehdidiyle, zorbalıkla sandığa gitmelerini söylüyorlar.” Herhalde bu seçim için söylüyor. “Güneydoğu’dakiler ise Hocamız’ın dediği gibi tehdit ve korkuyla hakeza yanlış bilgilerle orada günahsız, art niyetsiz insanlar da dini ve ırkını kullanarak kandırıyorlar. Ve seçmen sandığa geldiğinde orada kendi içlerindeki görevliler kimler geldi, gitti bunun çetelesini tutuyorlar. Sandık açıldığında isimlerle oyları karşılaştırarak, kimin neye oy kullanacağını tespit edebiliyorlar. İhtimallerde oy vermeyenlere sonradan hesabını soruyorlar. Az önce bir beyefendi Hocamız’a mail atmış. ‘Her yerde polis var, nasıl tehdit altında?’ diye. Bu şekilde tehdit altında yoksa direk silaha dayanmıyor kafalarına.” Yok canım direk silah da dayanıyor. Niye dayanmasın? Onun için bu yöntemler Güneydoğu’da son derece rahat oluyor.

“’Müslümanlar arasındaki bir anlaşmazlıkta taraf olmak haram olur’ diyor. Aylardır dediğinizi yapıyorsunuz.” Yani taraf oluyorsunuz diyor. Ama Müslümanlar’ın arasında kardeşlik bağı esastır. Bir partiyi desteklemek kardeşlik bağını bozmuyor ki. Ben CHP’lileri de seviyorum, MHP’lileri de seviyorum. Açık açık söylüyorum. Karşıyım demiyorum. “Yazık size, özerkliği şimdi mi gördünüz?” Biz bunu aylardan yıllardan beri anlatıyoruz. Benim bununla ilgili kitabım var. Ve bölünmeye karşı ta dört yıl, beş yıl, altı yıl, on yıl önce gazete ilanlarıyla da arkadaşlarımız duyurdular. Yani Komünist Kürdistan Tehlikesi diye ederim var. Birçok kitaplarımız var. Dolayısıyla böyle bir mantık yanlış.

“Dünyanın en yakışıklı Hocası’na maşaAllah” diyor TC Sultan.

“Heybetli, yakışıklı nurum, canımın içisin aslan Hocam, buradayım” diyor bir hanım kardeşimiz.

Murat Aydoğdu, “Bölünme tehlikesinin sona ermesi için AKP” herhalde AKP’yi PKK’yla bağlantılı görmüş, “olan desteği arttırın, tehlike bitsin, olay gerçekleşsin.” AK Parti’nin bütünleştirici yönü güzel. Ama bir tehlike varsa sadece AK Parti’nin buna gücü yetmez. Sadece Başbakan’ın gücü yetmez. CHP’nin de, MHP’nin de, hepimizin birlikte hükümete destek olarak bu konuda tedbir almamız lazım. Hükümete yol göstermemiz lazım. Yalnız başına bir şey yapamaz hükümet. Hatta şimdi onu diyorum, Türkiye’nin tek başına gücü bile yetersiz. Yani İslam alemiyle birleşmemiz, İttihad-ı İslam’ı oluşturmamız gerekiyor. O zaman PKK tehlikesi kökten hallolmuş olur. Dolayısıyla Mehdiyet bir çözümdür. Mehdi (a.s)’ın zuhur, İttihad-ı İslam, Müslümanlar’ın birleşmesi konuyu kökünden halleder. Öbür türlü çok zor tabii ki. Şahsi olarak tek tek adamlar gidip her yerde PKK propagandası yapıyor. Ona karşılık şahsi olarak propaganda yapılamıyorsa, devlet radyosundan, televizyonundan anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist propaganda yapması lazım. Kendi yapamıyorsa yapabilenlere kapı açması lazım. Milletin enerjisini aktif olarak bu konuya teksif etmek gerekiyor.

“Nobel Barış ödüllük adam değil mi Adnan Hoca? Parti kursa oy verilir” diyor. Biz dünyevi ödüllerin peşinde değiliz. Partiyle de hiç işimiz yok zaten. Bütün partiler bizim partimiz. Ben partiye falan hiç niyetim yok.

Mkabor, PKK tehlikesine karşı bizlerle aynı görüşte olduğunu söylüyor.

“Hocam, mümkünse birçok insanla konuşmalarında özellikle “yarattı, yaratıldı” şeklinde konuşuyorlar. Bu konuda bir uyarı yapar mısınız?” diyor. Yaratıyor da tamam ama Allah ona yarattırıyor. Yani hepsini yaratan Allah’tır. Adam mesela derki “Ben bir sanat eseri yarattım. Tamam yarattın, sana yarattıran kim? Allah. Her şeyin gücü Allah’tadır.

“Birkaç gün önce Seren Serengil Cine5’te yayınlanan Kim Ne Derse Desin isimli programda sizden bahsetti. “Ben Adnan Hoca’yı çok seviyorum” dedi. “Bir gün yayına çağırsak” dedi. Yanındaki gazeteci arkadaşların soruları üzerine, “bir dönem onlarla görüşmüştüm. İki buçuk yıl namaz kıldım. Mesela bizim evde Kuran yüksek bir yere konur, hiç okunmaz. O dönem Ali Bulaç mealini okumuştum” dedi. Biraz evinizden, evinizin güzelliğinden bahsetti” diyor. Evet. Seren şeker kızdır, tatlı kızdır, delikanlı kızdır. Akıllıdır, güzel konuşur, lafını, sözünü bilir, isabetli konuşan bir kızdır. Vefalıdır. Öztürk Serengil de, o sağcıydı rahmetli. Ülkücüydü Öztürk Serengil. Fakat Demirel’i falan çok severdi.

ADNAN OKTAR: Evet. Dinliyorum Didem Hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyacağım Hocam inşaAllah. Ankara’da Demetevler metro çıkışında 36 adet kitabınızı halka hediye etmişler. İstanbul’dan bugün Mecidiyeköy’de 30 kitap, 60 CD dağıtmış kardeşlerimiz. Dün Kayseri Belsin Keykubat Mahallesi’nde 1000 adet A9 TV ve 100 adet Yaşayan Fosiller broşürleriyle birçok kitap dağıtmışlar. Akşam da bir araya gelip sohbet etmişler. Kardeşlerimiz 15 ve 30 Mart tarihleri arasında Diyarbakır’da sizin çok sayıda kitabınızı halka hediye etmişler. Orada küçük talebeniz Muhammed Enes “Hocam beni de gördün” diyormuş. Diyarbakır’dan.

ADNAN OKTAR: Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin. Tamam, devam edelim diğerlerine. Diyarbakır, Mardin, Siirt peygamberler şehirleri oralar maşaAllah. Güzel insanların yerleri maşaAllah. Allah hepsine hayır bereket versin, hidayet versin. Güzellikle, bereketle, huzurla ihsanlandırsın, nimetlendirsin Cenab-ı Allah.

İnsanların birçoğu hep böyle teknik, siyasi bir konu olduğunu yani dünyadaki klasik siyasi akış içerisinde insanların değerlendirildiği bir sistem içerisinde olaylara bakıyor. Ortadoğu’ya din hakimdir. Irak’ta Mesihiyet, Mehdiyet hakim. Suriye’de bütün olayların sebebi Mehdi (a.s)’dir. Mehdiyet’tir, Mesihiyet’tir. Türkiye’de Mesihiyet, Mehdiyet iddiası ve onunla ilgili, zeminle ilgili olaylar oluyor. Bütün Ortadoğu’nun olaylarının arkasında Mehdiyet var. Mesihiyet var. Ve din var yani İslam var. Bu arkadaşlar hiç habersiz gibiler. İşte “şöyle bir adam gelirse, böyle bir adam gelirse” kardeşim ne alakası var? Hep din eksenli. AK Parti’nin kazanmasının tek nedeni dindir, İslam’dır. Risale-i Nur’dan bahsetmesi, bizlerin onu destekliyor olmamız yani bazı hocaların da çıkıp -işte Bediüzzaman’ın talebelerinin çıkıp falan- tek nedeni budur. Din kökenlidir. Dindar olduğu için kazanıyor. Dolayısıyla CHP de dindar olursa gelişir. BDP bile son atağını dindar görünerek elde etmiştir. Anlaşılmayacak gibi değil ki. Abdullah Öcalan bile “İttihad-ı İslam gerekir. İslam birliği gerekir. Türkiye ve bütün İslam alemi birleşmeli, mezhepler kalkmalı” bunları söylüyor Abdullah Öcalan bile. Her yere din hakim olurken dinden hiç bahsetmeyen böyle uzayda geziniyormuş gibi bir üslup kullanmaları çok garip ve çok yanlış.

“Dersim ve Ovacık konusunda ne düşünüyorsunuz? Hani komünizm tehlikesi falan.” Diplomalı İşçi. TKP alsın, iyi güzel. Ne olur? Yani demokratik bir yöntemle alıyorsa TKP’liler vardır yani tehdit yoksa, şiddet yoksa, baskı yoksa alsın. TKP benim bildiğim böyle dehşet, şiddet yanlısı değil. Öyle oluyorsa tamam, bir şey yok. Biz şiddet ve tehdidi çirkin görüyoruz.

“Allah sevgisinde insan sınır tanımaz. Tecellisine de öyle” dediniz aşkım. O zaman sınırları kaldırıyoruz. Yandınız canım Hocam” diyor. Yani çok fazla sevecekmiş maşaAllah.

“Hadi o zaman yaz bakalım. Kürt kardeşlerim kendi dillerinde eğitim hakkına sahip olsunlar. Zulüm ana dilde eğitim şart de.” Anadilde eğitim. Anadilimiz bizim Türkçe. Güneydoğu’da bir çocuk yahut Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir çocuk, çocukluğundan itibaren mesela İngilizce öğrenmiş olabilir annesinden, babasından. Bu onun ana dili değil ki. Anavatanı neresi? Türkiye onun değil mi? Anavatanın dili ne? Türkçe. Ana dil bu. Kendi anavatanının, blok olan anavatanının diline ana dil denir. Ama küçük çocuğa sen Fransızca mesela Türk asıllı bir çocuğu Fransızca konuşulan bir ortamda yetiştirirsen, herkes annesiyle babasıyla Fransızca konuşuyorsa çocuk Fransızca öğrenir. Diyeceğiz ki, “Çocuğun ana dili Fransızca, Fransızca eğitimi yapsın. Niye? Bütün kardeşleri gibi Türkçe eğitimi yapsın. Mantıklı bir şey değil bu. Kürtçe zaten güçlü bir dil değil. Yani biraz Farsça’dan, biraz Arapça’dan, biraz Türkçe’den alınmış. İşte Sami dillerinden, birçok dillerden alınmış suni bir dil işin doğrusu Kürtçe. Hadi güçlü bir dil olduğunu kabul edelim. Fakat Türkçe’nin avantajı yok yani Türkçe’de ansiklopediler var, kitaplar var, her türlü bilgiyi elde etmesi mümkün. Oturmuş, zengin bir yapı oluşmuş. Ama Kürtçe için bunun oluşması on yıllar alır. Yani yirmi yıl, otuz yılda elde edemezsin. Dolayısıyla eğitim dili olarak Türkçe’nin olması gerektiği belli. En mükemmel eğitimi Türkçe ile alır. Ama Kürtçe konuşmak, mesela vara vara desin kardeşim, konuşsun, dil öğrensin. Mesela Çerkezce konuşuyor benim hoşuma gidiyor. Lazca konuşuyor hoşuma gider. Kürtçe konuşsun hoşuma gider. Ama ben Diyarbakır’da bir lokantaya gittiğimde Türkçe konuştuğumda karşımdaki kişinin anlaması lazım. Benim de onu anlamam lazım. Burada kültür kopması isteniyor, dil kopması isteniyor. Yani birbirimizi anlayamayacağımız bir sistem. Sonra da “Sınırları da ayıralım” diyorlar. Yani koparmanın başka bir adı. Buna müsaade etmeyiz. Ama özel olarak kurs istiyorsa Kürtçe öğrensinler. Kendi aralarında konuşsunlar. Ama asıl zulüm bu olur. Yani o insanı İstanbul’a geldiğinde konuşamaz hale getirmek, Konya’ya gittiğinde konuşamaz hale getirmek; bu zulüm değil mi? Yahut Konya’dan giden bir kardeşimiz Mardin’e gittiğinde ne istediğini anlatamazsa bu zulüm değil mi? Asıl zulüm budur. Dolayısıyla vatan da bir bütün olduğuna göre Türkçe asıl ana dil olması lazım. Ama Kürtçe öğrenen, İngilizce hatta bütün gençler İngilizce biliyor. Kendi aralarında İngilizce de konuşuyorlar ama ana dil Türkçe. Bu mantıkla değerlendirmeleri lazım.

Didem Hocam gidelim, çok geç kaldık.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Yarın görüşürüz inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü