Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (5 Nisan 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Canımdan çok sevdiğim aşkımın hikmetli sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi sefa geldi. Herkes birbirinden güzel maşaAllah, elhamdülillah.

Yasemin, sende insanı çok heyecanlandıran müthiş bir etki var. Bu diğer kardeşlerinde de var. Sebebi, Allah’ın sizde çok güzel tecelli ediyor olması. Ve Allah’ın bizi birbirimize sevdiriyor olması. Yoksa biz bu gücü kendiliğimizden elde edemeyiz. Güzelliğin sahibi de Allah’tır, sevdiren de Allah. Sevgiden zevk aldıran Allah, tutku heyecanını yaşatan Allah. Cennette çok daha güçlüsü olacak, inşaAllah maşaAllah elhamdülillah.

Bazen iltifat edildiğinde insanlar derler ki “estağfirullah, ben nerede o tarzda bir güzelliğe sahip değilim. Aslında siz bunu iltifat olarak söylüyorsunuz. Ben de böyle bir güzellik yok. Bende böyle bir cazibe yok. Bende böyle bir sevgi gücü göremiyorum” der bazı insanlar. Bu haram olur. Allah’ın nimetine karşı haşa nankörlük olur. Nimeti reddetmek olur. Halbuki asıl sahibine, nimetin kaynağına bir hürmettir bu. Çünkü, “Ya Rabbi, sen ne güzel yarattın” diyorsun. “Ben ne güzel yarattım” demiyorsun. “Sen ne güzel yarattın, ne güzel sevgi veriyorsun, ne güzel güce sahipsin, bütün övgüler sana aittir” diyorsun. Öbüründe şirk mantığı olduğu için, kendinden güzel olduğunu zannediyor. Kendinden sevgiyi yaşadığını zannediyor. O şirktir. Şirk zaten haram olan bir fiil. Nimeti bu tarzda inkar etmek de tevazu zannediliyor, güzel ahlak zannediliyor. “Adam ne kadar mütevazi” diyor. Halbuki orada nankörlük etmiş olur. Nimete karşı nankörlük etmiş olur. Büyük ihtimal Allah’ın güzelliğini, Allah’ın nimetini reddetmiş oluyor. Diyeceksin ki; “Ya Rabbi sen bütün güce ve kuvvete sahipsin, nimetin de sahibisin sevginin de sahibisin, senin tecellin olarak bu güzellikleri elde ediyoruz sana hamdolsun, sana şükür olsun” diyoruz ve demeliyiz, inşaAllah. Doğrusu budur. Birçok insan bunu yanlış biliyor, yanlış uyguluyorlar. “Ne kadar mütevazi insan” diyor. Olur mu? Sen nimeti reddediyorsun. Allah’a karşı bir tavır göstermiş oluyorsun. Allah’ın sanatını reddediyorsun. Allah orada çok güzel bir tablo meydana getirmiş, güzel bir nimet meydana getirmiş sen onu komple reddediyorsun, tevazuu adına. Orada aslında yine kendini yüceltme düşüncesi var. Yani, “var ama, bana ait ama ben aksini söylüyorum. Siz anlamaya çalışın. “Estağfirullahın anlamı da yok orada zaten, yani Allah’a tövbe ettiği için estağfirullah demiyor. O anlamda demiyor estağfirullahı. Güya tevazuu gösterisi adına yapıyor. Halbuki orada Allah’a karşı yakışıksız bir söz söylemiş oluyor. Allah’ın nimetini reddetmek ne n demek? Güya kendini yüceltmemiş gibi gösterip yüceltmiş oluyor. Halbuki bütün gücü kuvveti Allah’a verirsen, sen hiç olduğunu kabul edersen, “bütün iltifatlar, bütün övgüler Allah’a aittir” dersen doğrusunu yapmış olursun. Öbüründe, yine kendini gizlice övme mantığı olduğu için, yine gizli şirk olduğu için yine olmaz. Yine yakışıksız, y,ne samimiyetsiz olur. Doğrusunu bu şekilde değerlendirmek Kuran’ın ahlakıdır. Kuran’da gördüğümüz Allah’ın bize lütfettiği ahlaktır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, cennet kuzusu Pamir’in bedeni hemen yandaki boş villanın havuzunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Ağabeyi sevsin onu. Cennet kuzusu o cennet kuzusu, cennet balı şekeri o.

DİDEM ÜRER: Siz Hocam, defalarca en yakın yerlere çok detaylı bakılmasını söylemiştiniz. Havuza dün bir kere bakıldığı, sırıklarla arandığı ama bulunamadığı söyleniyor. Pamir bugün dalgıçların detaylı aramaları sonucunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Havuzun boşaltılması lazımdı, ben anlamadım orada. Böyle bir şeyde bütün havuzlar boşaltılır. Havuzlar zaten birinci derecede risk yerleridir. Kuyular, havuzlar, ona benzer karanlık dibi görünmeyen her yer. Havuzun boşaltılması gayet kolay, vanasını açarsın boşaltırsın. Neyse, o telaş içinde herhalde akıllarına gelmedi. Allah rahmet etsin benim canıma cennette kardeş oluruz inşaAllah. Cennet vildanı. O şimdi başlamıştır cennette şamataya, oradan oraya oradan oraya, maşaAllah. Annesine babasına Cenab-ı Allah uzun ömür, sabrı cemil ihsan etsin Cenab-ı Allah. Annesine babasına karşı da çirkin dil kullananları da kınıyorum. Çok büyük vicdansızlık terbiyesizlik. O kadar acı çeken insanlara, o kadar zor durumda insanlara ideolojik nedenlerle, çarpık düşünceler nedeniyle çirkin söz söylenmesi hem haram, hem çirkin, hem yakışıksız, hem ayıp, hem de edepsizlik, nezaketsizlik. Allah’tan korksunlar, acılı anne babaya şefkat gösterilir, hürmet gösterilir, densizlik yapılmaz. Densizlik yapanlar ağızlarını düzeltsinler, yazdıkları o çirkin ifadeleri de silsinler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, şimdi olay yeri inceleme ekibinin şu soruların cevaplarını aradığı söyleniyor; Pamir evden kendi başına nasıl çıktı? Yüksek duvar ve kapıyı nasıl açtı? Komşu villanın bahçe kapısını nasıl açtı ve komşu villanın havuzu arandıysa da neden görülemedi? Ayrıca havuz daha önce arandığı için Pamir’in sonradan havuza atılmış olma ihtimali üzerinde de duruluyor.

ADNAN OKTAR: Allah vermesin, tabii cinayet de olabilir araştırılması lazım. Adli tıp onu çözer anlaşılır. Delilleri dikkatlice incelesinler. “O bölgenin havuzlarının boşaltılması söylendiği halde o evin havuzu boşaltılmamış.” O da çok garip. Yani çok kapsamlı ciddi bir inceleme yapacağını düşünüyorum sağlıkçılığın. Kısa sürede olay aydınlığa çıkar. Kuşkulu her olayın üzerine gidilmesi lazım. Ayıp olur diye bir mantık olmaz. Kuşkuluysa, kuşkulu bile değilse her türlü ihtimalin üzerinde durulması lazım. Bazen, “ayıp olur, olur mu bu böyle?” Yok olmaz, yeniden incelenmesi lazım. Ama o köfte de çok zeki bir varlık, çok cin yani yaman bir şey. Bir yolunu bulmuş da geçmiş olabilir. Ama anneyi babayı da üzmek doğru değil, vicdanlı davransınlar.

“’Siz uzaklara gitmemiştir o civardadır’ demiştiniz Hocam” diyor. “Cennet kuzusu seçilmiş, maşaAllah” diyor. Şimdi pıtır pıtır ortalığı koşuşturuyordur, maşaAllah.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz ‘sadece Güneydoğu bölgesiyle kalmaz Türkiye’yi bölgelere ayırmak istiyorlar bazı kişiler’ demiştiniz. Mardin Büyük Şehir Belediye Başkanı olan Ahmet Türk bir televizyon programında, “demokratik özerk yapıları oluşturmamız lazım. Bu tüm Türkiye için geçerli” dedi. Türkiye’de özerk yönetimlerin oluşması gerektiğini savunan Türk; “Özer demokratik bir yapı olsa bugün derin devlet bu kadar etkili olmaz, gladyolar etkili olmaz. Özerk yapıda halkın demokrasiye inancı gelişir. Kendini bu ülkenin sahibi olarak görür ve merkeziyetçi anlayışla bugün artık Türkiye’yi yönetemezsiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Ahmet Türk Beyefendi diyelim, kendince iyi niyetle söylüyor fakat Türkiye’nin şartlarını düşünmüyor. Burada Türkiye’de futbol takımları bile birbirlerine nasıl bir bakış açısı içinde olduklarını görüyorsunuz. Ufacık bir şeyde galeyana geliyorlar, birbirlerine giriyorlar. Özerk devletler olduğunu düşün, özerk yapılar olduğunu düşün müthiş bir ayrılık ruhu meydana getirir. Allah vermesin Güneydoğu’ya gitmek mümkün olmaz. Güneydoğu’daki insanın başka yere gitmesi mümkün olmaz. Zannettiğiniz gibi olmaz. Bunlar kafalarında böyle tatlı hayaller kuruyorlar falan, böyle İsviçre gibi, Norveç gibi olur, böyle otobanlar olur falan püfür püfür gider gelirler. Kantonlar olur, kantonel yönetimler olur falan, böyle demokratik yapı.. Öyle bir şey olmaz. Önce Türkiye’de sevginin tam oturtulması, şefkatin tam oturtulması lazım. Baksana el kadar çocukla ilgili yazışmalarda dehşet verici ifadeler var. Yani insanların ruhunda nefret şiddetli, kin şiddetli. Sevgiyi daha yeni yeni birçok insan öğreniyor. Merhameti, muhabbeti, dostluğu, kardeşliği daha yeni yeni öğreniyorlar. Yani şu an biz merkezi yönetime mecburuz. Şu an Türkiye’deki uygulanan sitilde, yönetim şeklinde dengeyi ancak sağlıyoruz. Bir de öyle bir şey olduğunu düşünsen, Allah vermesin, mesela Karadeniz’i ayırdın, Antalya’yı ayırdın, İstanbul’u ayırdın, mesela adam seni İstanbul bölgesine sokmak istemeyebilir. Öyle tipler çıkar ortaya. “Burada ne işiniz var, buraya sizi sokmuyoruz” diyebilir. Mesela İzmir bölgesine seni sokmayabilir, Antalya’ya sokmayabilir. Pasaport isteyebilir senden. Çok acayip bir yapı meydana gelebilir. Ve Türkiye diye b,r şey kalmaz. Türkiye garibanların, zavallıların güvendiği bir ülke. Ve yeni yeni Türk-İslam Birliği Türkiye’de tam oturmaya başladı. Koruyucu ruhu yeni yeni ortaya çıkıyor. Derin devlet olmaz diyorsan orada da mafya gelişir. Olur mu öyle şey? Sanki bir anda buharlaşacak hali yok. Küçük küçük devletler kurarsın; mesela Güneydoğu’ya sen ayrı bir devlet modeli oluşturduğunu düşün, orada komünist Stalinist bir devlet kurulacak. O zaman Stalinist komünistlerin oluşturduğu mafya yapılanması kök söktürecektir orada. Kuzey Kore’de o küçük velet kök söktürüyor millete. “Benim gibi tıraş olacaksınız” diyor. Bütün millet hazır olda. 80 yaşında adamlar karşısında hazır olda duruyorlar. Adam manyak. Akıl almaz delilik gelişir, akıl almaz çılgınlıklar gelişir böyle sistemlerde. Hayallerinde bambaşka bir yapı var. Ama tabii Türkiye Osmanlı gibi güçlü olmuş olsa, Amerika gibi güçlü olmuş olsa federasyonlar da olsun, özerk yönetimler de olsun, kantonlar da olsun fark etmez. Ama şu an muazzam bir tehlike içerisindeyiz. Adamlara bunu anlatamıyoruz, anlamak da istemiyorlar. Olmaz öyle şey. Güneydoğu bölündüğünde Türkiye mahvolur. “Özerk yönetim.” Özerkle kalmaz o, derhal ayrılır. Haftasına ayrılır. Öyle bir şey olmaz. Çünkü özerk yönetimde her şey ayrı oluyor zaten. Polis, devlet, asker, mahkeme hepsi ayrı. Merkezle bağlantısı sadece para yönünde oluyor. Devletin Türkiye’de oluşan bütçenin, mesela farz edelim oraya düşecek pay nedir? Yüzde yirmi, yüzde otuz Güneydoğu’ya o parayı alacaklar. O zaman öbür adamlar, öbür insanlar, bazı insanlar diyelim buna çok kinlenir.

Diyecek ki, “o bizim paramızı alıyor bunlar hem de bize karşı kinliler, bize savaşa hazırlanıyorlar, bize karşı tank, top alıyorlar, uçak alıyorlar, askeri hazırlık içerisindeler hem de bizde bir de onlara para veriyoruz biz bunu kabul etmiyoruz” der. Adam senin ayrılmana gerek kalmaz o seni ayırır zaten, ayırmak ister böyle tipler çıkar ve müthiş bir sevgisizlik, egoistlik meydana gelir. Ayrıca Güneydoğu bölünmeyle kalmaz kendi içinde yeniden bölünmeye kalkar. Mesela bir parti var ya Güneydoğuda HalkPar mı?

DİDEM ÜRER: Hüda Par.

ADNAN OKTAR: Hüda Par, mesela Hüda Par’ın düşüncesinde olan insanlar da ayrı bir bölüm orada kendilerine oluşturmaya kalkarlar. Mesela Liberal düşünenler ayrı bir bölüm oluşturmaya kalkarlar. Zazalar ayrı bir oluşturmaya kalkarlar, Kırmançlar ayrı bir oluşturmaya kalkarlar baş edeceğiniz gibi olmaz. Abdullah Öcalan kendince bir felsefe türetiyor, onun kafasında bir dünya oluşuyor pratikte böyle bir şey olmaz olsa bile çok tehlikeli. Güneydoğu halkı bir kere dindar siz oraya Marksist bir model getirttireceksiniz. Sayın Türk, kendisi istemese dahi oraya asıl tabanda oluşmuş olan PKK mekanizması kendi düşüncesini getirir yani onu kale almazlar, onu iki dakikada indirirler aşağıya, sen kimsin hemşerim derler indirirler.

“Her güzelliğin, her nimetin asıl sahibi Allah’tır. Her iltifat, her övgü Allah’adır sözünüze.”

Buğlama; “Çirkinliklerin sahibi Allah değil mi? Allah’ın yarattığına güzel, çirkin demek ne haddimize.” Olur mu? Allah Kuran’da güzel ve çirkin kavramanı bize öğretiyor. Mesela “çirkinlik” diyor Allah, “çirkinliklerden kaçının” diyor mesela “pislikten kaçının” diyor Allah. Güzellikle, çirkinlik kavramını Kuran yüzlerce yerde vurguluyor. Sen kendi kendine bir mantık geliştiriyorsun. Ama mesela çirkin denilen şeyin içerisinde de yine Allah’ın bir güzelliği olur. Mesela sırtlan çirkindir ama insan ona çok acır, çok şekerdir, onun çirkinliği de komiktir. Yahut çirkin bir insan vardır sen ona şefkat duyarsın, merhamet duyarsın güzel ahlakıyla. Çok güzel yüzlü ama ahlakı güzel olmayan insandan kata kat daha çok seversin her yerde de bu bilinir. Mesela hakikaten çirkin oluyor detay vermeyeyim de, birçok insan vardır ama ahlakı nefis. Ama çok çok güzel oluyor ama çok gururlu, kibirli, ters, ahlakı bozuk insanlar oluyor, halk onu sevmez, o güzel olanı. O çirkin olup huyu güzel olanı severler onun için bu sözün yanlış. Mümin, güzel çirkini görecek güzelliği tercih edecek, çirkinlikte de hikmet arayacak. Mesela bir tablo oluyor bir şey oluyor “bu çirkin” diyorsun “yakışmamış, güzel olmamış “ama bu güzel” diyorsun. Güzel, çirkin kavramından zaten güzellik ortaya çıkıyor, kıyasla ortaya çıkar güzellik. Mesela biz “güzel kadın” diyoruz çirkin hanımlar da olacak onlarla kıyaslandığında güzel daha çok ortaya çıkar. Ama cennette çirkin hiç yoktur sırf bu dünyada imtihan için çirkin oluşturulur. Cennette her şey güzeldir ağaçlar, bitkiler, insanlar, çocuklar, her şey bütün yiyecekler. Ama burada mesela yiyeceğin de çirkini vardır, insanında çirkini vardır ama insanın avantajı şudur güzel ahlakla çirkinliğini, güzelliğe çevirebilir. Çok çok nurlu, çok sevilen bir insan haline gelebilir zaten çevremizde de öyle insanlar görüyorsunuzdur.

Ekselans 79; “Türk milleti demek yerine bence Türkiye milleti demek daha doğru olur.” Bu biraz daha önce Güneydoğu kardeşlerimizi Türklük kavramıyla çok ezdiler. Mesela “sen nesin” diyor? “Ben Kürdüm.” Söyleniyor “ben Türküm de” diyor falan, Türküm diye bağırttırıyorlar. Türklük kavramına karşı muazzam bir öfke meydana getirdiler bazı kardeşlerimiz de. Hâlbuki çok güzel bir isim Türk yani Kürt, Çerkez, Laz, Musevi, Ermeni kim olursa olsun Türkiye’de olan herkese biz Türk diyoruz. Canlı, güzel bir kelime Türk ama adamlara öyle bir sundular ki, insanlara öyle bir sundular ki garibanlara öyle bir sundular ki mahvettiler adeta. Bir ara Atatürk’ü de o şekilde insanlara sundular Atatürk, Atatürk, Atatürk haşa dinsiz gibi sundular hâlbuki Atatürk gayet dindar, aklı başında bir Osmanlı beyefendisi, bir Türk evladı aklı başında, nezih, dindar kişiliğiyle dikkat çeken bir insan, gayet mükemmel bir Müslüman. O kişiliğini anlattığında, insanlar baya seviyor. Ama putlaştırmaya kalkarsan Atatürk karşıtlığı oluştu bir ara çok şiddetli bizim gayretlerimiz sonucunda bu ortadan kalktı şu an o eski çılgınlık yok dikkat ederseniz. Bir ara cinnet tarzındaydı o bizim uzun gayretlerimiz sonucu Allah’a şükür oradan kalktı. Şimdi Atatürk’e karşı samimi bir sevgi, samimi bir saygı var, samimi bir değerini bilme var. Eskiden öyle değildi gözü kapalı Atatürk şöyledir, böyledir manasını bilmeden söylüyorlardı, şu an manasını bilerek söylüyorlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, üçüncü boğaz köprüsü çalışmasında bir kaza meydana geldi. Beykoz Çavuş paşa Ahmet Halim Caddesi üzerinde yer alan üçüncü köprü viyadüğünde kısmi çökme meydana geldi. İlk belirlemelere göre dört işçi göçük altında kaldı, ikisi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Oluyor öyle vakalar toprağın, kayanın bir garantisi olmaz, birden bire çöküntü meydana getirir, birden bire bir toprak kayması olur, heyelan olur Allah esirgesin. Tabii onu son teknolojilerle, son bilimsel gelişmelerle engellemek mümkün, yani olay olmadan önce engellemek mümkün, zararı engellemek mümkün bazen de tedbir alınsa da netice bu şekilde oluyor mukadder olan olay oluşur. Allah zorluk, acı vermesin milletimize, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz Pazar günü İsrail uluslararası yeni haber kanalı İ24’ün hem İngilizce, hem Fransızca yayın yapan kanallarında sizinle ilgili bir haber yayınlandı. Daha önce burada sizinle yapılan röportajdan bölümlerinde gösterildiği haberde “Sizin 300’den fazla kitabı olan ünlü bir yazar olduğunuz ve A9 kanalında yapılan sohbetlerde ini konuları ele aldınız. Dinler arasında hiçbir ayrım yapmadan Tüm insanlar arasında dostluk ve yakınlaşmayı savunduğunuz. Ve Yahudilerin Kuran’a göre İsrail’de yaşama hakkı olduğunu belirttiğiniz” yer alıyor Hocam. Videosu hazırdı eğer dilerseniz.

ADNAN OKTAR: Görebiliyor muyum?

VTR

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş, maşaAllah.

Didem Hocam, buyurun dinliyorum.

DİDEM ÜRER: KCK yürütme konseyi üyesi Sabri Ok terör örgütünün sitesinden yaptığı açıklamada “Kürdistan’da BDP’ye karşı devlet seçime girdi. PDP devletle yarıştı, devletle mücadele etti. AK Parti’nin ipi hala Kürt halkının elinde, Kürt tarafının istediği müzakereyi yapmayacak olan AK Parti’nin de geleceği olmaz. Kürt sorunun çözümü ve yasal çerçeveye dayanan bir müzakere dışında bir seçenek yoktur. Kürtlerin Kürdistan’da kendi kendini yönetme kararındadır” demiş. “Ve seçimlerden bu sonuç ortaya çıkmıştır” ifadelerini kullanmış.

ADNAN OKTAR: Kabadayılık yapan yapana. Daha önce aman dilemişlerdi, şimdide kabadayılık yapıyorlar. İllaki kafayı taktılar böleceğiz kardeşim deli misiniz siz? Bir kere Türk milletine hakaret ediyorsunuz. Aklınızı başınıza alın, ağzınızı toplayın. Sizin teklif ettiğiniz şey, Türk milletinin haysiyetini, şerefini, namusunu tamamen ortadan kaldıracak bir şey tahayyül dahi etmeyeceksiniz öyle bir şey olmaz. Bir de diyor ki “anarşi, terör çıkartırız” kardeşim seksen milyonun biz şehit olacağını düşünsek dahi Türkiye seksen milyon, hiç fütur vermeyiz ben söyleyeyim. Yani sen Türkiye’nin Güneydoğusunu alıyorsan ses çıkartılmıyorsa buna zaten biz hiç yaşamayalım daha iyi, yaşamanın bir anlamı yok. Din, iman, haysiyet, namus hiçbir şey kalmamış olur o zaman. Durup durup bunu tazelemenin bir alemi yok.

O minik bir bebek denize düşmüştü, ne oldu o?

DİDEM ÜRER: Hastaneye kaldırılmıştı Hocam, yoğun bakımdaydı. 20 dakika sonra kurtulabilmişti.

ADNAN OKTAR: Su yutmuş yani 20 dakika.

DİDEM ÜRER: 20 dakika boyunca suyun altında kaldı, akıntıya kapılmış.

ADNAN OKTAR: Canım benim, nasıl?

DİDEM ÜRER: Bilinci kapalıydı.

ADNAN OKTAR: Bilinci kapalı. Niye o kadar vakit geçti acaba? 20 dakika çok uzun süre.

DİDEM ÜRER: Suya düştükten sonra birden akıntıya kapılıp köprünün altına doğru girmiş Hocam. Onun için zor çıkarabilmişler.

ADNAN OKTAR: Çocuk arabasına falan çok çok dikkat etmek lazım.

Allah’a hamd olsun, maşaAllah. Her şeyi Allah güzel yaratıyor.

Serhat; “Küçük Pamir cennete uğurlarken, Ankara havası çalmak oynamak sizce normal mi? Yakışmadı bence. Sabr-ı cemil dilediğimiz ailesinin acısına saygılı olmalıdır değil mi? Lütfen iletin, mutlaka iletin. Cevabı merak ediyorum bence.” Serhat paşa bir kere en baştan yanlış giriyorsun olaya. Bak diyorsun ki “küçük Pamir’i cennete uğurlarken” sen cennete uğurluyorsan, nasıl yas ilan ediyorsun. Cennet sevinç yurdu ve sonsuz mutluluk, sonsuz güzellik. Her şeyin en iyisinin olduğu bir yurda bir vildanı uğurluyorsan, o yas düşüncesi yanlış olur. O, Allah’a şirk koşmak olur. Allah’ın yaptıklarını beğenmedim demektir. Ben daha iyisini biliyorum demektir. Her gün yüzlerce insan ölüyor. Her gün insanlar için yas tutmaya kalkılsa, bu Allah’a meydan okumaktır Allah esirgesin. Ve bu bir şirk olur. Ama anneler babalar heyecandan dolayı ağlarlar. Ama Allah’ın yaptığına isyandan dolayı ağlamazlar. O zaman dinden çıkar zaten. Peygamberimiz (s.a.v.) de mesela küçük İbrahim, minik İbrahim oğlu vefat ettiğinde, şehit olduğunda ağlamıştır. “Sen de mi Ya Resulullah” diyorlar. “Üzüntüden ağlamıyorum, heyecanımdan” diyor. İman heyecanından. Çünkü tatlı görünüşü çok şeker, ona şefkatinden ağlıyor. Yoksa bir üzüntü ağlaması değil. Dolayısıyla her gün herkesin yakınları vefat ediyor, bizlerin yakınları da vefat ediyor. Hepsine birer hafta yas ilan edilmiş olsa, dünya adeta cehenneme döner. Yasla yaşayıp yasla ölürsün. Yani yas olmadık bir gün olmaz. Mezarlıklar müdürlüğüne bir git bak. Her gün cenaze arabaları oraya devamlı gidiyor. Her gün Suriye’de şehitler oluyor. Her gün Afganistan’da şehitler oluyor. Her yerde çocuklar şehit oluyor, insanlar şehit oluyor. Herkesin evladı herkese sevimlidir. Onlarda evlatlarını çok seviyorlar. Ama hepsi için yas tutulmaya kalkılırsa, bu Allah’a haşa bütün dünyanın meydan okuması demektir. Bu çok çirkin olur. Mümin sevinç içinde olacak, neşe içinde olacak, her zaman. Allah’ın hükmüne razı olacak. Dolayısıyla bu şirk düşüncesinden kurtulman gerekiyor. Yanlış bu. Ben sana yakışanı şimdi anlatmış oldum. Umarım doğrusunu düşünürsün, inşaAllah. Cenab-ı Allah onun canını aldığına göre onu hayırla dünyaya getirmiş. Hayırla da katına almış. Yasın mantığı ne? Dünyaya geldiğinde neden ağlamıyorsun da giderken ağlıyorsun. Gönderen sen olmadığına göre, alan da sen olmadığına göre. Geldiğinde de ağlamanın anlamı yok. Gittiğinde de ağlamanın anlamı yok. Gönderen istediği gibi de kendine katına alabilir, alır. Bize soracak bir hali, durumu olmayacağına göre Cenab-ı Allah’ın değil mi? Bizim de haddimiz olmayacağına göre soru sormak. O zaman hepimizin kaderine rıza göstermek, onda hayır görmek müminin vasfı olması lazım. Serhat sormuş cevapladık. Ama bu genellikle merak edilen konulardan bir tanesi oluyor genellikle. Hep yas tutmaları gerektiğine inanıyorlar. Ama iyi niyetle. Ertesi gün dayısı ölüyor bu sefer ona yas tutması gerektiğine inanıyor. Bir arkadaşının oğlu vefat ediyor ona yas tutması gerektiğine inanıyor. Afganistan’da insanlar vefat ediyor, mesela şehit oluyorlar. Ona yas tutmasına inanıyor. Yani ne yapacağını şaşırmış vaziyette birçok insan. Yas mantığı kökünden yanlış. Müslüman’da öyle bir şey olmaz. Dünyaya gönderen Allah, katına alan da Allah. Kadere teslimiyet Allah’ın hayrına güzelliğine bereketine itimat yakışan, doğru olan olur. Öbürü yakışmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimiz, Ankara’da Keçiören Kalaba’da 1100 adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Geçtiğimiz gün Çorum’da 20’ye yakın kitabınızı ve 500 cd dağıtmışlar. Yine Yenibosna’da 500 adet cd dağıtmışlar. Ve parkta karşılaştıkları çocuklara da sizin Deniz Altındaki Muhteşem Dünya kitabınızı hediye etmişler.

Hollanda’nın Lahey şehrinde ki bir okulda geçtiğimiz Pazartesi gününden başlayarak Fosil sergisi düzenlendi. Sonuncusu dün gerçekleşen sergiler sırasında öğrencilere canlılığın hiç değişmediği. Türlerin tamamıyla ayni kaldığı fosil örnekleri üzerinden anlatıldı. Öğrenciler ve öğretmenler çok büyük bir ilgi gösterdiler. Okullarında sergilerin tekrarlanması için görüşüldü. Bu serginin düzenlenmesinde emeği geçen kardeşlerimiz Erdal ve Muhlis.

ADNAN OKTAR: Erdal ve?

DİDEM ÜRER: Muhlis.

ADNAN OKTAR: Muhlis ne demek? İhlaslı, salih, samimi. Hepsi aynı kökenden gelen kelimeler.

Bir kardeşimiz diyor ki, hanım kardeşimiz “Yabancı televizyonda ki A9 tanıtımı harika olmuş. Çok gurur duyduk bir tanem, maşaAllah” diyor.

“Hocam iyi akşamlar, sizi takip ediyorum. Çok dikkatli konuşuyorsunuz, hiç kimseyi üzmüyorsunuz. Bu Darwin teorisine neden bu kadar değiniyorsunuz. Bir de artık müzik çalmıyorsunuz diyecektim tam da ama birden müzik çalmaya başladı. İyi yayınlar” diyor. “Darwin teorisine neden bu kadar değiniyorsunuz?” İşte mahvetti dünyayı Darwin, dünya da ki sevinci güzelliği aldı. Sevgiyi aldı. İnsanların şekli şemalı bozuldu ya. Kadınları erkekleştirdiler, erkekleri kadınlaştırdılar. Ve en vahimi dünyada sevgi, dostluk, kardeşlik diye bir şey bırakmadılar. Çok az, çok az Mehdi (a.s)’ın canlandırmasıyla bütün dünyaya bu. Ölü toprağı serpilmiş bu dünyaya can gelecek, inşaAllah.

“Hocamın keskin, temiz ve üstün akıllı olmasına hayranım, inşaAllah” diyor, Ali Karaismail Almanya/Berlin.

Başkanlık sistemi, özerklik aman, aman, aman, aman. İstediği kadar kabadayılık yapsınlar, ne yapıyorlarsa yapsınlar, Türkiye’yi bölünmeye götürecek böyle bir sistemi kabul etmeyiz. Yani birileri böyle istiyor diye böyle bir düşünceye yaklaşmayız. Türkiye’nin konumu son derece hassas. Suret-i katiyete olmaz böyle bir şey. Suret-i katiyete yani. Ne başkanlık sistemi olur, ne özerklik, ne federasyon. Başkalık sistemi dün de konuştuk. Amerika birleşik devletleri adı üstünde. Bir çok devletten oluşmuş bir devlet. Böyle bir şey de Türkiye toz duman olur, mahvoluruz. İç savaşlar çıkar, birbirimize girer mahvoluruz. İslam aleminin tek ümidi Türkiye. Böyle bir tehlikeyi hiçbir şekilde kabul etmeyiz. Ama İttihad-ı İslam olsun, Türk İslam Birliği olsun, istediğin gibi, ne istiyorsan olur. Ama bizim askeri gücümüz belli, durumumuz belli. Yani etrafımızda ki tehlikeler belli açık ortada. Rusya şu an, sessiz sedasız bir dünya savaşına hazırlanıyor. Amerika’da sessiz sedasız bir dünya savaşına hazırlanıyor. Kimsenin bundan haberi bile yok. Büyük bir tehlike kol geziyor. Yani Rusya’yı dışlıyorlar, Rusya’da can havliyle adeta intihar dalışları yapıyor. Öyle olunca tabi, karşı tarafta intihar dalışına hazırlanıyor. Olan insanlara olur. Çok tehlikeli gelişmeler var.

Esed, o da yas tutmamız gerektiğine inanıyor. Bir kere şimdi, evde bütün televizyon kanallarını açıyorsun. Hepsinde müzik var, hepsini dinliyorsun. Çok samimiyetsizsiniz siz, çok çok samimiyetsizsiniz. Radyoyu açıyorsun her yerde müzik var. Müzik olmayan yer var mı? Yani müzikle yas bağlantısı kurmanın mantığı nedir yani? Bu son derece anlamsız. Bir de süper samimiyetsizsiniz tabi. Orada bir kahkaha atıyorsun, gülüyorsun, eğleniyorsun. Yani somurtmuyorsun değil mi? Yas tutuyorsan senin sabahtan akşama kadar ağlaman lazım. Senin kafana göre. Yani durmanda olmaz o zaman. Akşama kadar ağla madem yas tutuyorsun. Yani bunlar İslam’ı bilmemekten, Kuran’ı bilmemekten kaynaklanan samimiyetsiz çıkışlar. Sahabeler her gün vefat ediyorlardı. Her gün sahabe vefat haberi geliyordu. Resulullah (s.a.v.)’in gözünden tek damla yaş akmadı. Hiçbir sahabenin gözünden de yaş akmadı. Peş peşe her gün ama sahabe vefat haberleri. Binlerce vefat haberi geldi. Bir tek oğlu İbrahim çok şeker olduğu için, onun güzelliğine yönelik, onun tatlılığına yönelik şefkatinden birkaç damla gözyaşı dökmüştü Resulullah (s.a.v.). Yasa girmemiştir, o kadar onunla kalmıştır. Ondan sonra gayet neşeli gayet açık hayatına devam etmiştir. Yani bu olay en fazla bir dakikalık bir olaydır. Bir dakika bir buçuk dakikalık bir şeydir. Bazı vatandaşlar yasın miktarı da belli değil, ne kadar olacağı da. Yani kaç saat olacağı da, kaç gün olması gerektiği de belli değil. Yas tutalım diyor. Ertesi gün bir tane daha vefat haberi geliyor yine “yas tutalım” diyor. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Ama bakıyorsun radyodan televizyondan her türlü müziği dinliyor. Keyifler yerinde, bira içiyor, sigarasını içiyor bilmem falan. Tabi bunlar tavsiye edilecek şeyler değil de yapıyorlar. Dolayısıyla bu samimiyetsizliği bıraksınlar. Dürüst ve candan olmaları, halis düşünmeleri lazım. Bir insanın vefat etmediği bir gün var mı ya? İstanbul’da her gün insanlar vefat ediyor. Onlar insan değil mi? Her gün ölüm ilanları var gazetelerde. Onu gördün mü o zaman yasa gir. Değil mi? Mesela falanca vefat etti, falanca vefat etti bütün gazeteler de her gün var. Onu sana okuduğunda hemen yasa girmeye başlaman lazım kafana göre. Bunun mantığı var mı? Daha akıllı daha samimi bakmaları lazım kardeşlerimizin.

Elif Kaymak; “Tesettür hakkındaki fikirlerinizi öğrenebilir miyim?” Tesettür, tesettürü çok anlattık. Kardeşlerimiz internetten rahat ulaşacakları bir sistem oluşturalım. Belki zorlanıyor olabilir. Bir ön planda rahat ulaşabilecekleri. Oradan detaylı inceleyip baksınlar.

Aryamaya Akrepsavar; “Biz daha zengin bir ülke istiyoruz. Bıktık fakirlikten.” Hz. Mehdi (a.s) devrinde zengin olacaksınız, inşaAllah.

Hepsi Allah’a ait. Rabbimiz’in hiç olan tecellileriyiz, hiçlikten oluşuyoruz, Rabbimiz’e göre gölge gibiyiz, inşaAllah.

Murat Delican; “Türkiye’de İslam’ın durumu ne Hocam, bizi aydınlatır mısınız? Dinin insanlar üzerinde etkisinin azaldığını düşünüyorum.” Din insanlar üzerinde etkisi azalsa, hükümet böyle ezip geçer miydi? Şu an hükümetin bu derece desteklenmesinin tek nedeni, dindir. CHP bu kadar dine döner miydi? Cumhuriyet Halk Partisi tarihte görülmemiş bir şekilde çok dindar oldu. Çizgisi tamamen değişti. Eğer dikkatlice bakarsan, Türkiye’de muazzam değişiklikler olduğunu görürüsün. Cumhurbaşkanımız beş vakit namazını kılıyor. Başbakan beş vakit namazını kılıyor. Genelkurmay Başkanı namazlarını kılıyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz bu gün İstanbul’da toplanıp Kuran’dan ayetler okumuşlar ve sohbet etmişler. Yine Ankara’da kardeşlerimiz bir araya gelip Kuran okumuşlar. İman hakikatlerinden konuşup sizin videolarınızdan izlemişler. Samsun’da kardeşlerimiz sohbet etmişler, iman hakikatlerinden sizin sohbetlerinizden bahsetmişler ve yapacakları faaliyetleri istişare etmişler. Avusturya Viyana’da bu gün Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin dergahında kardeşlerimiz, sizin Almanca kitaplarınızdan ve A9 TV broşürlerinden dağıtmışlar. Alman kardeşlerimize sizin kitaplarınızdan ve ahir zamandan konuşmuşlar.

ADNAN OKTAR: Şu köfteyi bana bir yaklaştırsana, şu gürbüzlüğe bak şu gürbüzlüğe. Yemediği yemek kalmamış Allahualem bütün ağzı burnu. MaşaAllah, elhamdülillah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam Hürrem Sultan karakteriyle tanınan sanatçı Meryem Uzerli, sosyal medyada paylaştığı bir mesaj yüzünden çeşitli tepkiler almıştı ve bu yüzden özür dilemiş. Özür mesajında da şunları söylüyor; “Eğer herhangi birini kırdıysam özür dilerim, ben paylaştığım mesajda sevgi göndermek istedim. Allah’a çok inanıyorum ve hayatta saygısız olmak istemem. Çünkü herkese karşı saygım sonsuz, sevgiler” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok şeker tatlı ve muhteşem güzel bir kız. Ben okudum yazısını, hakikaten iyi niyetle yazmış ama dini bilgisi olmadığı için yanlış bir üslup geliştirmiş. Ama iyi niyetinde eminim, zaten de düzeltmiş. Gönlü ferah olsun Allah ömrünü uzun etsin, hayatına bereket versin Cenab-ı Allah. Hidayet versin kötülerden korusun, hayırlı bereketli uzun ömürle sevinç içinde yaşasın, inşaAllah.

Masum kardeşimiz Mardin’den yazmış; “Ben Kürt’üm ama Türk T.C vatandaşı olarak doğdum. PKK, biz Kürtlere çok zarar verdi ben ülkemi seviyorum. Hiçbir şekilde ayrılmayı istemem hiçbir Kürt’te istemez iddia edilen Ergenekon terör örgütü rejimi doğudaki halkı devlet düşmanı yaptı.” Bak gördün mü? Doğru kardeşlerimiz mahvetti bu alçaklar mahvettiler. Kimi asker görünümünde gitti, kimi polis görümünde gitti. Kimi sivil görünümünde olmadık ahlaksızlık, olmadık karaktersizlik sergilediler. Ama akla hayale gelecek gibi değil. Ben bunları biliyorum Kürt kardeşlerimizden nefretini. Biz çocukken bile görürdük, müthiş bir aşağılama kafası vardı. Türkiye’yi başıboş zannettiler o zamanlar istedikleri gibi uçtular. İnkar edeceğiniz bir yön yok mahvettiniz kardeşlerimizi Güneydoğu’da. Cezasını çekeceksiniz, akla hayale gelmedik işkenceler yaptılar benim canlarıma. Bir kısmı anlatılacak gibi değil rezalet. Orada işkencenin dokunmadığı insan yok gibi bir şey. Ya amcası, ya dayısı ya akrabasını şehit etmişlerdir. Uluorta kimi subay görünümünde gösterdi kendini. Kimi ne yaptığı belirsiz adam görünümünde göstertti. Ama akıl almaz zulüm yaptılar. Bu kadar zulüm gördükleri için kardeşlerimiz onu yanlarına bırakmak istemiyorlar işin doğrusu bu. İnsan ruhunda vardır bu intikamını almak istiyorlar özetle. Devlet intikamını alsın Güneydoğuda kardeşlerimizin. Kardeşlerimizin yüreğine bir su serpilsin. Gevşetici bir üslup olmaz çok tehlikeli bir şey bu. İçlerinde garibanlar varsa, yanlış varsa hukuka uygun, o ayrı mesele onu temizlesinler. Çok titiz bir hukuk çalışması olsun, mazluma kimse dokunmasın. Çünkü hakikaten arada mazlumlar kaynar çok tehlikeli bu işler.

Özetle Çelik, daha kalabalık olmasını istiyor sohbetlerin. Daha kalabalık herkes konuşsa, Çelik hoşuna gitmez. Arkadaşları da diyor konuşmaya katılsın diye, rahatsız olursun. İstersen deneyelim ama hoşuna gitmez. Benim konuşmamın kesilmesini hiç istemezsin sen. Olabilir istersen bir gün deneyeyim ama fikrin değişecek. “Hocamın sohbeti” diyeceksin, “pek tatlı oluyor” diyeceksin. Hanım kardeşlerimde güzel konuşuyor ama bak onlarda aynı kanaatteler görüyorsun. Ama yine de kalbini kırmayayım sana bir parça dinleteyim.

Bakın Urfa’dan Kürt kardeşlerimizin yoğun olduğu yerden güzel bir parça dinledik, maşaAllah. Ben böyle bir güzelliğin kaynağını Stalinistlere, komünistlere vermem. Her şeyi güzel benim canlarımın Kürt kardeşlerimizin. Edepleri, adapları, nezaketleri akıl almaz edeplileri. Muazzam güzel ahlaklılar. Oturacağım komünistlerin eline vereceğim ezim ezim ezdireceğim öyle mi? Kuzey Kore gibi yapıp mahvettireceğim. Unutun öyle bir şey olmaz. Bir tanıdığımız var, maşaAllah İstinye’de orada büyükçe bir mağazası ver. Oraya gittim mi iki büklüm oluyor yaşı benden büyük böyle. Her seferinde elime kapanır acayip hürmetkar. Nasıl nezaket göstereceğini bilemiyor, adeta nefes almıyor yanımda böyle. Güneydoğu ahlakı böyledir, son derece edeplidirler. Türkiye’mizde böyle bir güzel ahlak var fakat Güneydoğuda kendine has bir tadı vardır güzelliği vardır, maşaAllah. Mardin’de, Urfa’da, Siirt’te sıra gecesi düzenlenir oradaki edep oradaki adap, oradaki kardeşlik dostluk anlayışı bide çok delikanlıdır benim canlarım. Acayip kabadayıdırlar hepsi, bizim milletimiz böyle maşaAllah. Ankara’nın Karaşal ilçesi aklıma geldi de silme kabadayılar, maşaAllah. Allah öyle yaratmış, maşaAllah.

“Güneydoğu halkına zorla komünist bir sistem telkin ediyorlar. Buna karşı partilerin ve STK’ların ittifak etmesi gerekiyor.” Omega Kürt cevap vermiş “Recep Tayyip’in sistemi gibi nokta nokta olsun istiyorsun” diyor “orada” diyor. Yok, Güneydoğuda Mehdiyet olacak. Asıl kardeşlerimiz Mehdiyet döneminde şahlanacaklar. Dünyanın en modern şehirlerini orada inşa edeceğiz. En huzurlu dönemi yaşayacaklar.

“Kemal Kırçuval; “Ne içiyorsun? Bize de söyle, ondan içelim.” Ayran içiyorum, kahve içiyorum ama dibek kahvesi.

Sor ne yapayım? Ama bana otuz saniye içinde cevap versinler.

DİDEM ÜRER: Tamam, hemen soruyorum. Hocam, cenneti anlatmanızı, ayet açıklaması isteyenler var. Ama genel olarak gitmeyin diye yazıyorlar.

Al-i İmran Suresi, 41 Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbim, bana bir alamet ver” diyor. Ne için? “Dedi ki: “Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?” “Bu böyledir” dedi, “Allah dilediğini yapar.” Ama bek ne diyor “Rabbim, bana bir alamet ver.” Demek ki Müslüman, Allah’tan işaret beklemeyi, bir İslami tavır olarak bekleyecek. Mesela, ben bu yolculuğa çıkayım mı? Bunu yapayım mı? Şunu şöyle edeyim mi? Bunları düşünürken, bunlar Kuran’a uygun mu? İslam’a, Allah’ın rızasına uygun bir hareket mi diye düşünecek. Ama düşünürken, Allah’tan işaret bekleyecek. “Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et dedi.” Demek ki, bazen insan konuşmaması gerekir. Konuştuğunda bazen başını derde sokabiliyor. Ama “Rabbini çokça zikret” diyor Allah. “Akşam sabah O’nu tesbih et” dedi. Hani melekler: “Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı,” demişti.” Melekler söylüyorlar, Hz. Meryem biliyorsunuz, alemlerin kadınlarına üstün kılınıyor. Neden? Çok afif, çok güzel huylu, çok nezih bir insan, maşaAllah. “Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.” Namaz kılıyor, aynı Müslüman kadın yani. “Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.” Hani peygamber gaybı bilmiyordu? Gaybı bilmez diyorlar. Allah, demek ki peygamberine gerektiğinde gaybı bildiriyor, ayette de var, Cenab-ı Allah söylüyor; “ancak” diyor “peygamberlerinden seçtiklerine gaybı bildirir. Gaybı kimseye muttali kılmaz” diyor Allah, kimse bilemez gaybı, “ancak Peygamberlerinden, elçilerinden uygun bulduklarına gaybı bildirir” diyor. Bak burada da Cenab-ı Allah “Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.” “Gayb haberi bildiriyoruz sana” diyor Allah. Peygamber de gaybden haberdar edilmiş oluyor. “Allah sana Yahya’yı müjdeler. O Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve Salihlerden bir peygamberdir.” Bu ayetin ebcedi 1986 yılını veriyor, net 1986. Bak, “Allah sana Yahya’yı müjdeler. O Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan” İsa Mesih’in gelişini varlığını doğrulayan, “efendi, iffetli ve Salihlerden bir peygamberdir.” Yani samimi peygamberdir. Özellikle nedir; “efendi, iffetli” ne demek? Helale harama dikkat ederek yaşayan “ve Salihlerden” samimi bir peygamberdir. 39. ayet Al-i İmran Suresi. Ebcedi 1986 tarihini veriyor. Ali İmran Suresi 26 “De ki:” şeytandan Allah’a sığınırım “Ey mülkün sahibi Allah’ım” bütün mülk, dünyadaki bütün mülkler hepsi Allah’a aittir. Mesela diyor ki “bu mülkün sahibi kim?” “benim” diyor. Sen bekçisisin, sahibi olan Allah’tır. “De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin” ne demek? Dünya hakimiyeti. Dünyanın bütün malı mülkü, hükümranlığı, siyasi, askeri, politik, bütün gücü, bunların hepsi mülktür. Mülkiye mektebi denilen olay da oradan gelir. “Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin” bu ayetin ebcedi de 1981 tarihini veriyor, tam 1981. Demek ki Mehdiyet’le bu ayetler iç içeler, inşaAllah. Ali İmran Suresi, 33 “Gerçek şu ki, Allah,  Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;” yani birbirinden devam eden bir silsile. Hz. Mehdi (a.s) hangi sülaleden “Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;” bu sülaleden geliyor Hz. Mehdi (a.s). Edcedi kaç? 2017. Peygamberimiz (s.a.v.)’in en titiz açıkladığı konulardan birisi “Hz. Mehdi (a.s) benim soyumdan” diyor, mühim alametlerden birisi.

Didem Hocam, biz ne yapalım biliyor musun? Kardeşlerimiz gerçi yiğitler, uykusuzluğa direnirler ama gardları düşer. Yarın gelelim, daha dinç, daha rahat devam edelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü