Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (14 Nisan 2014; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Küçük ufaklık var neyin nesi? Bir tanıdığımızın çocuğu mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet Hocam, o tatlı Pamir’in ardından 2,5 yaşındaki Hüseyin Çal, Antalya’da ailesiyle birlikte gittiği piknikte kaybolduktan sonra bir yangın havuzuna düşerek hayatını kaybetmişti. Siz de sabah saatlerinde bu konuda bir etiket başlatmıştınız Twitter’da, “havuzların üstü kapatılsın” şeklinde. Kardeşlerimizin bu etiketi desteklemelerini rica ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Havuz bulanık çamurlu su. Çocuklar kendi aralarında oynamak istiyorlar, ayağı kayıyor çocukların bir şekilde düşüyorlar. Havuz ölüm makinesi yani ölüm kokuyor. Ölüm tehdidi yapan bir canavar gibi duruyor. Üstünü fileyle örtün, plastik fileyle örtün. Yine havuzunu görmek istiyorsan gör. Geniş böyle kale filesi gibi bir fileyle örtsün. Veyahut brandayla örtebilirler veyahut naylonla örtebilirler. Ama file de olur. Gece gündüz tehdit saçıyor bu havuzlar, her gün çocuk yutuyor, her gün haberi geliyor. Daha hala bir de havuzlar dibi görünmeyen böyle hığırt tarzında, çok korkunç bir şey bu. Nasıl içleri rahat ediyor ben anlamıyorum. Hiçbir yerde su birikintisi bırakılmaması lazım. Her yerde önlem alalım. Gece gündüz bize cenaze gönderiyor havuzlar, minik bedenleri gönderiyor şehit olmuş olarak. Bu olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, siz daha önce hükümetin internet fiyatlarını düşürmesini ve herkesin ödeyebileceği şekilde olması gerektiğini söylemiştiniz. TÜRKSAT’ın göndermeye hazırladığı 4B uydusuyla internet hizmetinin yarı yarıya ucuzlaması bekleniyor. Ayrıca daha önce internet götürülemeyen bölgelere ve komşu ülkelere de ucuz internet sağlanabilecek.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam son olaylardan sonra atağa geçti demek ki. Bir yıldan beri söylüyoruz, “internet ücretsiz olsun.” Ve havadan olsun. Gençler üniversite gibi her türlü bilgiyi internetten elde edebiliyorlar. Halk üniversitesi internet, paralı olması olmaz.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’un belli meydanlarında da başlatılmıştı internet hizmeti.

ADNAN OKTAR: Zaten o yayılacak demektir, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, havuzun kapatılma şeklinden bahsetmiştiniz. Ekranda da ona benzer bir şey vardı.

ADNAN OKTAR: Mesela gayet güzel. Buna benzer file tarzında, tabii biraz daha sık, yani içinden çocuk geçemeyecek tarzda. Yine o çamurlu havuzlarına baksınlar bir şey dediğimiz yok. Ama ölüm makinesi gibi olduğunu göre göre insan nasıl rahat eder? Nasıl gönlü rahat olur? Oraya alınacak önlemlerin haddi hesabı yok. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili, “Cumhurbaşkanını ilk kez halk seçecek bu bakımdan önemli. Anayasa, cumhurbaşkanını yürütmenin başı olarak görüyor. Bu seçimden sonra sorumluluklar daha da farklı olacak. Protokol cumhurbaşkanı değil, terleyen, koşan, koşturan cumhurbaşkanı” demişti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu gerçekleştirdikten sonra gazetecilerin “terlediniz mi acaba?” sorusuna, “bugün terlemedim ama terleyip terlemediğimi siz biliyorsunuz” yanıtını verdi.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Cumhurbaşkanımız aynı zamanda 27 Nisan’da Alanya’da başlayıp 4 Mayıs’ta İstanbul’da sona erecek bisiklet turunun Türkiye’nin tanıtımı için çok önemli olduğunu söyledi. Ayrıca, “bisiklet sporunu bu şekilde destekliyoruz ama bunun ötesinde bisiklet artık gelişmiş ülkelerde insanların bir hayat tarzı” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani bizimde mi bisiklete binmemiz gerekiyor? Yarın topluca bir. Ama tehlikeli bir şey bisiklet. Onun dengede durması şu bu falan bayağı güç. Çok rahat kaza yapılabiliyor. Özellikle çocuklarda, gençlerde. Bizim gençlerin, tanıdıkların falan soruyorum hatıralarını, mutlaka bisiklette bir olayları oluyor. Düşüyorlar çocuklar. Riskli iş. Eğer illa gerekliyse üç tekerlekli olsun. Denge sorunu olmaz hiç olmazsa. Bence çok riskli, çok çok riskli. Allah koruyor. Bazen de ışık da olmuyor gece karanlıkta zor fark ediliyorlar. Olur mu o? Boş, geniş alan olacak da, bir de destekli falan olsa yanlarından, var ya iki tarafında küçük tekerlekli o bile yeterli değil. Üç tekerlekli olursa olur, büyük. Onun dışında zor.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, İtalya’nın başkenti Roma’da hükümetin tasarruf tedbirlerini protesto etmek için solcu gruplar tarafından düzenlenen yürüyüşte olaylar çıktı. Kalabalık grup Ekonomi Bakanlığı’na yürümek isteyince polis müdahale etti. Protestocular polise şişe, portakal, yumurta, taş, meşale, ses bombası atarken, güvenlik güçleri de kalabalığa göz yaşartıcı gaz ve coplarla müdahale etti. Fransa’da da benzer olaylar yaşanıyor.

ADNAN OKTAR: Öldürücü bir maddenin polisin üstüne atılmasını ben anlayamıyorum. Cinayete tam teşebbüs olmuş oluyor, çok çılgınca bir hareket bu. Stil kötü, solun bu yöntemi çok kötü. Fakat onlar da başka türlü seslerini duyuramayacaklarını düşünüyorlar herhalde. Fakat bu duyurma yönteminde de sadece ajitasyon, rahatsızlık, öfke ve iticilik meydana geliyor başka bir şey olmuyor. Sevgi dolu eylemler yapabilirler. Barışçıl, sevecen eylemler yapabilirler. Çok daha fazla ses getirirler eğer büyük kitlelere hitap etmek istiyorlarsa. Ben dehşet eylemlerini yanlış buluyorum. Solun bir hatası. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Irak’ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani her an iktidarı bırakabileceğini belirtti. Ve Türkiye’de çözüm süreci sonuca ulaşıncaya kadar Öcalan’ın sürece destek vermesini istedi. Süreç sona erdiğinde Öcalan’ın serbest bırakılacağını iddia etti.

ADNAN OKTAR: Görevi mi bırakacakmış Barzani?

KARTAL GÖKTAN: Evet Hocam, iktidarı bırakabileceğini.

ADNAN OKTAR: Kim gelecekmiş yerine? Abdullah Öcalan. Allahualem onu diyor. Tehlike büyük, tehlike büyük.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdiyet’in Kuran’da olmadığını iddia edenlere hadisinde şöyle cevap veriyor: “Kaim Muhammed Mehdi zuhur ettiğinde şöyle diyecek; ‘Biz Yüce Allah’ın kitabındaki bir ayet ile vaadde bulundukları kişileriz.” Ayet inşaAllah Hac Suresi 41. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.” [Hac Suresi, 41] İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu ayet Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili ayet diyor, maşaAllah.

“Hocam, daha dün yanımızda çalışan bir arkadaş bisikletiyle işe gelirken kendisine araba çarptı. Hem de profesyonel bisikletçi” diyor. Doğru. Mesela o motosiklet kullanan çocuklar, gençler teker teker vefat diyorlar Allah esirgesin.

AHMET CAN TEKİN: Sürücüler çok bilinçli değil bu konuda. Bisiklet yolları var ama orayı normal emniyet şeridini kullandıkları gibi orayı da kullanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Çocuklar caddenin içine dalıyor ben görüyorum. Zikzaklar çiziyor sollamalar, sağlamalar hepsini yapıyorlar. Tez canlılar, bayağı tehlikeli.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Abdullah Öcalan’ın 2014 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiği ve adaylık başvurusunun kabul edildiğine dair haberler çıkmıştı. Nobel Enstitüsü bu haberi yalanladı ve aday listeleri hakkında bilgi verilmediğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Hayır, yaparlar onu da yaparlar. Acayip bir ferahlama var. Ben bensem, bizim milletimiz bizim milletse asla Türkiye’yi böldürmeyiz. Boş yere kimse kanatlanıp uçmaya kalkmasın. Ağır derecede alkol almış, komaya girmiş gibi konuşuyor bazı tipler, bunlar geçersiz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün gece Esad güçleri tarafından bırakılan bir varil bombasının rejim yanlısı Hizbullah milislerine isabet etmesi sonucu 56 Hizbullah mensubu hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Akıl almaz bir vahşet ve kepazelik. Sevgi ruhu Mehdiyet’le dünyadaki bu rezilliği, bu çirkinliği süratle temizleyecek. Önümüzdeki yıllar, aylar bu gelişmelerin gittikçe tırmanacağı zamanlardır. İnsanlar başka hiçbir çözüm olmadığını her gün daha çok anlıyorlar, her gün daha çok ihtiyaç duyuyorlar. Bu bir süre sonra dayanılmaz hale geldiğinde Bediüzzaman’ın tabiriyle “hamiyeti İslamiye feveran edecek. Hz. Mehdi (a.s) da başlarına geçecek tariki hak ve hakikate sevk edecek” diyor. “Bunu kıştan sonra baharın gelmesi gibi adetullahtan bekliyoruz ve beklemekte de haklıyız” diyor. Tabii. “Rivayet dahi olmasa” diyor, “her halükarda böyle olması gerekir” diyor adetullaha göre. “Ve böyle olacaktır” diyor, inşaAllah. Ve diyor, “Allah adına yemin ediyorum” diyor, “benden sonra” diyor bu yüzyılda, yani hicri 1400 ile 1500 arasında “İslam dünyaya hakim olacak” diyor. “Allah adına yemin ediyorum” diyor Bediüzzaman. “Açık hakikati biliyorum” diyor, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hocam, “bütün ihtilafları, kin ve nefreti kökünden kazıyacak, sevgi ve asayiş hakim olacak” diyor hadiste inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Luksemburg’ta düzenlenen Avrupa Birliği Dışişleri Konseyi’nde Suriye ile ilgili yayınlanan sonuç bildirisinde, üç yılı aşan çatışma için ancak siyasi çözüm olabileceği yinelenirken, Suriye rejiminin sivil bölgelere varil bombaları atmayı sürdürmesinden büyük öfke duyulduğu belirtildi.

ADNAN OKTAR: Siyasi görüşme. Siyasi görüşmede temel nokta ne olacak? İnancın ne olacak? “Hadi toplanalım” diyor, adamlar uyukluyor. Hepsi birbirine muhalif, birçoğu gururlu enaniyetli adamlar. Bir çözüm vardır, insanların inandığı çözüm vardır, onu getirirsin, adamlar da kabul eder konu hallolur. Sen bir kere inançla gelmiyorsun. O bölge inanç içinde düzelecek bir bölge. Suriye’deki savaşın tek nedeni Mehdiyet. Başbakan ne dedi Tayyip Hocam? “Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağız” dedi. Bu ne? Mehdiyet. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) Şam’da namaz kılacak. Tayyip Hocam’ın da hep içindeki ukdeydi bu. Bu olacak, Şam’da namaz kılınacak. İstanbul’da namaz kılınacak, Mekke’de namaz kılınacak; bunlar var doğru. Ama bu sevgiyle olacak, siyasetle olmaz. Siyaset işte böyle yakar, yıkar, biçer, ağlatır ve sonuç çıkartmaz. Oraya Mehdiyet ruhunu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in gösterdiği ideolojiyi, inancı, planı ortaya koymak lazım. Peygamber (s.a.v.) Ortadoğu’nun kurtuluşu için planı açık açık göstermiş. Mehdiyet’in bütün aşamalarını, şeklini, şemailini en ince detaylarına kadar belirtmiş. Peygamber (s.a.v.)’in planını, modelini kabul etmeyenler kendileri model, plan çıkarıyorlar ve onun içinde boğuluyorlar, boğulmaya da devam ediyorlar. Peygamber (s.a.v.)’in planının dışında plan olmaz. O da Mehdiyet planıdır. Onlar bu plana uysa da uymasa da sürükleniyorlar. Mesela Suriye’nin yerle bir olması Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Onların siyasetçi kafası ona hizmet ettiriyor. Allah onları vesile ediyor, Mehdi (a.s) alameti meydana getiriyor. Uzun sürmesi de yine Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Sevgi, barış, kardeşlik ancak Mehdiyet’le olacaktır. Kimse kim ama hiç ummadığımız bir insan olacaktır. Sevgiyi esas alan, dünyayla işi olmayan bir insan. Şan-şöhret peşinde olmayacak Hz. Mehdi (a.s), siyaset peşinde de olmayacak. Evinden idare ediyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın kimseye ihtiyacı yok, insanların Hz. Mehdi (a.s)’a ihtiyacı vardır.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, her yolu denemelerine rağmen dünyada huzur ve barış bir türlü sağlanmıyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

TARIK KOÇ: Hocam, Bediüzzaman da, siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Euzübillahimineşşeytane ve siyase” diyor, evet.

“Adnan, seni Hristiyanlığa davet ediyorum gel.” İslam gerçek Hristiyanlıktır, Müslümanlık, gerçek Museviliktir. Gerçek Hristiyan olmak isteyen Müslüman olmalıdır, gerçek Musevi olmak isteyen de yine Müslüman olmalıdır. Müslüman oldun mu hem gerçek Muhammedi olursun, hem gerçek Musevi olursun, gerçek İsevi olursun. Ve kusursuz ve mükemmel. Davetini kabul ettim. Zaten onu biz yaşıyoruz.

Cavidan Hanım. “Nur Hocam, yüzünüze bakmak, sesinizi duymak kalbimize inşirah veriyor” diyor. “Birbirinden güzel müziklerle de kulağımızın pası siliniyor” diyor.

“Öldürücü bir maddenin polisin üzerine atılması cinayete teşebbüs gibidir.” “Solun şiddete eğilimi bu yönü sadece rahatsızlık veriyor.” Kekikli zeytinyağı. Demirci Çapul. Çapulcu çok ahbabım var. “Polisin bizim üzerimize attığı plastik ve gerçek mermiler sıktığı, bitkisel biber gazları taciz midir sadece? Öldürülüyoruz.” O atılan fişek bir kilo vardır nereden baksan. Bir çocuğun yüzüne geldiğinde yahut bir insanın, bir genç kızın yüzüne geldiğinde, gözüne geldiğinde ne olacağını herkes bilir. Bir de roket gibi bir şey. Değil mi? Evet. Gerçek mermi hiç olmaz zaten, hiç hiç olmaz. Çünkü gerçek mermi sıktı mı binaya çarpıyor, bir yere çarpıyor, kalabalık, illaki insanlara gelecek o. Onun insana gelmemesi imkansız gibi bir şey. Zaten kum gibi insan kaynıyor. Havaya da sıksan çıkar yukarı aşağıya ,iner yine insana gelir, binaya da gelse seker yine insana gelir. Gerçek mermi hiç olmaz. Biber gazı, o da çok tehlikeli. Çok insanda alerjik hastalıklar var, astım var, nefes darlığı var. Biber gazını adam ilk defa orada alıyor, Allah muhafaza ölür. Normal bir dumanda bile alerji krizine giriyor. Herhangi bir yemek kokusunda bile alerji krizine girebiliyorlar. Öyle bir maddede perişan olur. Ama “ne yapacağız bu adamlara, kalabalığa?” falan diyorlarsa, su, su iyi olur bol bol. Kışın değil ama yazın. Yazın da herhalde biraz çok olmamak şartıyla, sıcak su olması lazım. Kışın sıcak su, yazın serin. Ama yazık günah, hakikaten çok perişan oluyorlar. Mesela ben görüyorum yerlerde falan, kendine gelemiyorlar, bayılıp yatanlar var falan. Bir de çok alakasız adamlara rast geliyor, o haytalara gelmiyor aslında. Onlar mutlaka kurtarıyor. Onlar işi biliyor, bir çözüm buluyorlar. Aslında tabii, soldaki çocuklar da, haklı yönleri çok oluyor onların, çok canları yanıyor. İşte kapitalizmin acımasızlığı, faşist ruhun acımasızlığı dünyanın her tarafında var. Fakirlerin perişanlığı her tarafta var. Çok içerliyorlar tabii. Ama çözüm olarak da pire için yorgan yakma tarzında oluyor. Kendilerini de yakıyorlar, yorganı da yakıyorlar, hepsini yakıyorlar. Yöntem bu değil. Halbuki sevgiyi esas almış olsalar bütün dünya onları destekler. Şiddeti esas alınca insanlar şiddetten zaten ajite olurlar. Ajite bütün insanları, hayvanları, bitkiyi bile rahatsız eder. Herkes şiddetten kaçar, şiddet çözüm mü? Çocuk mesela bas bas bağırır şiddette. Hayvan şiddette mesela acayip irrite olur. Sen ısrarla şiddeti kullanıyorsun. Sevgi esas olması lazım. Sevgiyi esas alsalar gençler dünyanın bir numaralı gücü olur. Dünyada bütün gençlik sevgiyi bir esas almış olsa her yere, her şeye boyun eğdirirler. Ama demokrasiyle ve akılla. Ama gerçek sevgi tabii uydurma sevgi değil. Allah sevgisine, Allah korkusuna dayalı, samimi vicdana dayalı ve samimiyete dayalı sevgi. Samimi insanlardan oluşan bir topluluk.  

Mesela benim Ahmet Can’ım olsun, benim canlarım olsun biraz hafif Gezici meşreptirler. Hafif yollu yani mantık açısından ama çok sevgi dolular, çok sevecenler. Mesela güzel huylular, merhametliler, insancıllar, herkese, her şeye uyum sağlıyorlar, çok saygılılar, çok hürmetli insanlar. Şimdi bu çocuklara oturup böyle muhalif bir gözle bakmak, sağın klasik bir oturmuş nefret ruhu vardır bazılarında. Eskiden de vardı, “Türk müsün?” derlerdi, değilsen bitmişsin yani böyle. Çok çılgın bir ruh vardı. Gerçi sayıları azdı ama vardı, öyle tipler oluyordu. İşte “sağcı mısın, solcu musun?” “hiç biri eğilim” derse zaten perişan ediyorlardı. “Solcuyum” diyor yine daha beter dövüyorlar. Çok korkunç günlerdi. Ama sevgiyi gençlerin esas kabul edeceği bir ruhu ben yavaş yavaş görmeye başladım. AK Parti gençliği bile ben baktım, kefene falan sarılmışlardı. “Ne demek istiyorsunuz?” falan dediler, baktım sonra çok ılımlı, sevecen bir üslup kullanıyorlar, demokrat bir üslup kullanıyorlar. CHP gençliğine baktım yine sevecen.

Peygamberler esnemez. Peygamberimiz (s.a.v.) “esneme meskenet getirir” diyor. “Şiddetle irade kullanıp yanaşmayın” diyor. Ama “hapşırmak bu iyidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “o bir canlılıktır” diyor, “güzelliktir” diyor.

MEHTER MARŞI

ADNAN OKTAR: Kızıl Ordu çaldı, şahane çaldılar Mehter Marşı’nı. Çok hoşuma gitti Kızıl Ordu’nun çalması. Çünkü sol mehter müziğine karşı bir genetik bir şey duyuyor ne hikmetse anlamıyorum. Bir alerji oluyorlar. Halbuki çok şahane bir müzik ve ilk en gelişmiş, en üstün tarihi bandodur, askeri bandodur. Mehterin üstüne yoktur askeri müzik açısından ilk ve en kaliteli olandır. Mesela bak, Ruslar Kızıl Ordu çalıyor, onu bir dostluk ve güzellik olarak görüyor. Ben mesela Ruhi Su’yu dinlerim gayet güzel. Solcudur ama rahmetle anayım, şahanedir sesi Ruhi Su’nun. Kahramanlık türkülerini çok güzel söyler o. Şairlerden Nazım Hikmet muhteşemdir. Dünya tarihinin en büyük şairlerinden bir tanesidir Nazım Hikmet. Katı olmaya gerek yok.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Kudüs’te de Osmanlı’dan sonra ilk defa mehter konseri verilmiş. TİKA davetiyle konser veren Kültür Bakanlığı mehter takımının bu konseriyle, mehter Cemal paşa’nın Türk Ordusu’nu 1917’de Kudüs’ten çekmesinin ardından tam 97 yıl sonra ilk kez Kudüs’e ayak basmış oldu.

ADNAN OKTAR: Ama çok memnun ve mesrur bir ifade var yüzünde.

TARKAN YAVAŞ: Hocam, Kıbrıs’ta da sizin vesilenizle Osmanlı’dan sonra ilk mehter çalınmıştı.

ADNAN OKTAR: Evet. Cumhurbaşkanı gelirken, tam merdivenden çıkarken Ceddin Deden’i çalın dedim. Hakikaten Cumhurbaşkanı mest oldu bayağı hoşuna gitti, inşaAllah. Kıbrıs gidecekti Allah esirgesin, gençler engellediler vesile olduk, maşaAllah. Bayağı niyeti bozmuşlardı. Hükümete baskı çok şiddetliydi o aralar.

“Selamlar Hocam, bu sevimli köftenin ismi Eda. Sizi çok seviyor” diyor. Eda kardeşimizin yeğeni Ahmet’miş pardon. “Hocamızın kitaplarını okuyor. Sizi de çok seviyor” diyor, maşaAllah. Bayağı tatlı maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Bunlar da tarz yapmış.

“Hocam Tokat’taki çocukluğunu anlattı dün. Sanki ben çocukluğuma gittim. Biz de Yeşilırmak’ta yüzerdik ve kenarlarında domates, mısır, biber, salatalık tarlalarımız var halen ve Hocam’a o mis kokulu domatesten mutlaka getiririm” diyor. “Ben Tokat Reşadiyeliyim. Şu an babam bahçemizde onları dikiyor” diyor. “İnşaAllah olduğunda mutlaka ulaştırmak istiyorum size.” Şimdi o kurtarmaz, bizim bahçeye gelmemiz lazım. Ben sepetle gelmiş domates, benim için bir anlamı yok. Bizim olay yerine gitmemiz lazım. Konu yanlış anlaşılmış. Hatta orada Tokat Kebabı fırını yapsınlar da, domatesleri biz taze taze alalım. Ondan gerisini anlatamayacağım, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir hadis okuyayım inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’la ilgili. “Kaim Mehdi mücadelesinde Peygamber (s.a.v.)’in karşılaştığı güçlüklerin çok daha fazlasıyla karşılaşacak. Peygamber (s.a.v.) insanlara taşa ve tahtaya taparlarken geldi. Oysa Kaim Mehdi’ye karşı çıkan insanlar Mehdi’ye Allah’ın Kitap’ını kullanarak karşı çıkacaklar. Ve Mehdi’ye Allah’ın Kitap’ı yoluyla savaş açacaklar.”

ADNAN OKTAR: İşte Kuran’ı yanlış yorumlayarak yapacakları yöntem bu. Allah diyor, “Dillerini eğip-bükerler” diyor. Kuran’ın hükmü açık. Mesela diyor ki Peygamber (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah ve hanımlarına; “Peygamber hanımları bir şey konuşacakları vakit bir perde arkasından konuşsunlar” diyor. Böyle, ne bileyim çarşaf gibi koyu bir perde. “Ve sözü edalı söylemesinler.” Yani kadın gibi kadınca bir üslupla konuşmasınlar. Sert, kısa ve kesin bir üslupla konuşsunlar. Bak ayette ne diyor devamında? “Çünkü siz diğer mümin kadınlar gibi değilsiniz. Onlara bu hürriyet verildi” diyor Allah. Onlara bu hürriyet verildi, onlar konuşabilir. Onların perde arkasından konuşmasına gerek yok. Yüz yüze de konuşabilir, istediği gibi konuşabilir. Onlara sadece fuhuş haram. Ama size yüz yüze görüşmek de haram, “yasak” diyor Allah. Yani yüz yüze görüşmeyeceksiniz. Sadece Peygamber hanımlarına mahsus olarak. Bak mümin hanımlar için Allah hürriyet veriyor, Cenab-ı Allah. Bunlar bunu da kabul etmiyor. Bunların kafa bambaşka.

OKTAR BABUNA: Hz. Musa (a.s)’a Hocam iki hanım geliyor, beğeniyorlar Hz. Musa (a.s)’ı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak diyor ki; “Güçlü” diyor kadınlar. Bakmadan gücünü nereden anlasın? “Güçlü ve güvenilir birisi” diyor. Beğenmişler. Hemen koşarak babalarına gidiyorlar. “Baba” diyorlar, “böyle muhteşem birisi var, hem güzel, kuvvetli, güçlü, güvenilir.” Zaten anlıyor babaları. Diyor; “ben şu iki kızımdan birini sana nikahlayacağım” diyor. “Sekiz yıl yanımda kalmana karşılık, ona da tamamlarsan o da senden” diyor. “Seni on yıl yanımda tutarım” diyor. Ne kadar güzel kibar bir güvence. Daha o söylemeden, “on yıl yanımda kalabilirsin” diyor. Çünkü o zaten barınacak yer arıyor, kaçıyor, zor durumda. Hem “evlendireceğim” diyor, bak hem de ona adeta ödül gibi, ücret gibi şey yapıyor. “Kızımı veririm ama” şart koşmuş onda, “on yıl yanımda kalırsan” diyor. Zaten onun istediği o. Ama öyle bir nezaket ki bu, güzel bir peygamber nezaketi gösteriyor, inşaAllah. O da evleniyor, orada Hz. Musa (a.s). Sonra ailesiyle birlikte çıkıyor gidiyor biliyorsunuz. İlk Allah’la konuşması dağda, inşaAllah. “Burası mukaddes belde Tuva” diyor Cenab-ı Allah. “Ayakkabını çıkar” diyor.  Yer elektriklenmiş, her yer böyle yoğun bir elektrik. Çalı yanmaya başlıyor. “Ben Allah’ım” diyor Hz. Musa (a.s)’a Cenab-ı Allah yanan çalıdan. İlk vahyi orada alıyor Hz. Musa (a.s). Ondan sonra o devam ediyor biliyorsunuz. “Bir ateş gördüm” diyor bak, Allah ona gösteriyor. “O ateşten size ısınmanız için bir kor getiririm” diyor “veyahut orada birilerini bulurum” diyor. Aileden kimsenin dikkatini çekmiyor ama ateş.  Onun dikkatini çekiyor, “bir ateş gördüm orada” diyor. Bak, kilometrelerce uzaktan görüyor, inşaAllah. Belki bir fayda, yani onlara etkili olacak, güzel olacak bir şey getiririm. Hep insanların iyiliğine düşündüğü için o ateşi bak kaç çeşit yorumluyor. “Bu ateş ve çevresindekiler kutsal kılınmıştır” diyor Allah, inşaAllah. Onun için Kelimetullah, yani Hz. Musa (a.s)’ın bir özelliği, Allah’la konuşan insan, inşaAllah. Allah’ın hitap ettiği bir insan. Hz. İsa (a.s)’ın vasfıdır aynı zamanda Allah’ın Kelimesi olması. Diğer peygamberler biliyorsunuz Cebrail (a.s) vasıtasıyla. Bir tek Hz. Musa (a.s)’da doğrudan bir hitap var. Çalıdan bir ateş şeklinde Allah orada tecelli ediyor. Çalı yanıyor ama yanmıyor aynı zamanda. Ateş var çalının içerisinde cayır cayır yanıyor ama yanmıyor oradaki çalı.

Fikret Bey dinliyorum sizi buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Yurt dışında basında yayınlanan makalelerinizle ilgili bilgi vermek istiyorum Hocam. İngiltere’de yayınlanan Hiba Magazin isimli aylık İslami dergide bugün bir makaleniz yayınlandı. “Gözler ve kulaklar arasındaki kusursuz uyum” başlıklı makalenizde, sahip olduğumuz görme sisteminin en gelişmiş teknolojiyle dahi elde edilemeyen üstün görüntü netliği ve kalitesine sahip olduğu, aynı şekilde işitme sisteminin de mükemmel işleyen bir yaratılış mucizesi olduğunu anlatıyorsunuz. Bosna’da İngilizce ve Boşnakça olarak yayın yapan haber sitesi The Bosnia Times’te “Orta Afrika Cumhuriyeti’nde dehşet ve hedefteki Fransa” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalenizde, yaşanan çatışmaların son bulması için en kısa zamanda bir adım atılmasının çok hayati olduğunu, bölgeye uluslararası bağımsız bir barış gücünün gönderilmesinin akılcı olacağını anlatıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben anlayamıyorum, o kadar kolay ki barış, sevgi, dostluk. Herkes gülecek, dünya cennete dönecek. Allah Allah. Ağır silahlar yapıyorlar, tanklar toplar yapıyorlar, jet uçakları yapıyorlar, süngüler yapıyorlar. Koskoca dünya, her yer boş, araziler her yer boş. Gayet mutlu, güzel yaşayacakken böyle bir acı sistemi mucize bu. İnsanlar sonra hayretler içinde kalacaklar, “biz bu belaya nasıl girdik, kendi elimizle kendimizi öldürecek silahları neden yaptık, neden bu katliamları yaptık?” Şok olacaklar. Hiçbir sebep yok.

Bülent Hocam ben sizi dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Estağfirullah Hocam. Kardeşlerimizin faaliyetleri vardı inşaAllah uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam.

 KARTAL GÖKTAN: Pazar günü İstanbul’da kardeşlerimiz Sultan Ahmet Meydanı’nda sizin kitaplarınızın dağıtımını yapmışlar. Bir kardeşimiz dün Gölcük’te, bugün de İzmit merkezde A9 TV broşürü dağıtmış. Bugün kardeşlerimiz Ankara’da metro çıkışında 35 adet kitabınızı halka hediye etmişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz ev sohbetinde bir araya gelip Kuran ve sizin kitaplarınızdan okumuşlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu sohbetin, şu güzide topluluğun hoşluğuna bak, maneviyatın güzelliğine bak. Orada ufaklık var iki tane. Şu bir, maşaAllah nur gibi. İkinciyi göreyim, maşaAllah ellerinden yüzlerinden nur akıyor, maşaAllah. Allah şevklerini artırsın, her yerlerini nurla kaplasın, maşaAllah.

Evet Bülent Bey dinliyorum sizi.

BÜLENT SEZGİN: Estağfirullah Hocam inşaAllah. Hakkari’deki Mesken Dağı’ndaki karakol inşasına ve askeri operasyonlara karşı çıkan BDP’liler dokuz gündür çadırlarda nöbet tutuyor Hocam. Hakkari Belediye Başkanı Dilek Hatipoğlu ve BDP İl Başkanı Mustafa Milas Çağlı’nın da aralarında olduğu 1500 kişi basın açıklaması yapmak için zirveye çıkmak istediler. Güvenlik nedeniyle buna izin verilmeyince olay çıktı. Dört askerimiz atılan taşlar nedeniyle hafif yaralandı. Yedi BDP’li de atılan göz yaşartıcı bombalardan etkilendi. Bazı göstericiler PKK bayrağı açtılar.

ADNAN OKTAR: Bu oluyor mu şimdi? Türkiye bağımsız bir devlet. Adam orada muhtar cumhuriyet kurmak istiyor. “Karakol kurdurmayız, polis istemeyiz, asker istemeyiz.” Ee PKK’lı? Ona müsaade. Olmaz. Bunlar yanlış şeyler. Tabii biz istemeyiz olay çıksın şu bu falan ama bu kadar ferahlamalarının nedeni, orada yanlış bir uygulama yapıldı, yanlış bir politika uygulandı. Orayı istese CHP, AK Parti falan çok rahat alabilirdi karşılıklı yardımlaşarak. Oradaki canlarımıza derin bir şefkat, derin bir ilgi, derin bir alaka, derin bir hürmet, yardımlar meseleyi hallederdi. Fakat bir eksiklik olmuş.

Murat Türk. “Hocamız’a sorumu iletir misiniz? Hz. Mehdi (a.s) başa geçtiğinde…” Başa geçme yok. Hz. Mehdi (a.s) siyasetle ilgilenmez. Hz. Mehdi (a.s) öyle uğraşamaz. Hangi bir devleti yönetsin? Öyle bir şey yok. Cumhurbaşkanı başta, başbakan başta. Hz. Mehdi (a.s)’ın görevi sevgi, dostluk, kardeşlik ve barış. Başa geçme diye bir konu yok. Başta insanlar oluyor ama onun sözü bütün dünyaya geçiyor, sevgi insanı olduğu için. Mesela “Şu şöyle olsa nasıl olur?” diyor, bitti.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bir hadis okuyayım inşaAllah. “İnsanlar belirlenen yeni bir yöntemle, yeni prensiplerle ve yeni bir kuralla hükmetmesi için Mehdi (a.s)’ye bağlanacaklardır. Mehdi (a.s)’nin ordularından hiç biri ölene kadar bozguna uğratılamaz.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Kitle iletişim araçlarıyla bu olay ne şekilde aktarılacak?” İnsanlar tabii sevgiye susadılar. Sevgi bir coşku şeklinde dünyaya sunulduğunda gençlik delirir. Hep bunu bekledi insanlar, hep sevgiyi beklediler. Çocuk da hep sevgi ister. Bak dünkü minik ördek bile biraz sevgi gösterince hemen bütün tatlılığıyla sustu. Ama giderken ciyak ciyak bağırıyor minik canıyla. Ama çok şekerler, insanın fıtratının dayanacağı gibi değil tatlılıkları. O saftiriklik, o yüzdeki ifade.

Hz. Mehdi (a.s) “otur otur, kalk kalk.” Öyle bir şey yok. Dostluk kardeşlik ortamıdır, sevgi ortamıdır. İnsanlar kasılmayacak yani ıstırap çekmeyecekler. Şu an kokain, eroin, esrar, sigara şu bu falan -sigara tabii ayrı bir konu da- su gibi gidiyor, sular seller gibi. İçki. Niye? Sevgisizlikten. Sevgisizliğin acısından kurtulmak için uyuşturucu kullanıyorlar. İnsanlar hep yalnız, seveni yok, arkadaşı yok, dostu yok. Halbuki tutku çok güzeldir, sevgi çok güzeldir, aşk çok güzeldir. Sevmek sevilmek çok güzel, saygı çok güzel, değer verilmek çok güzel. Birçok insan birbirine değer vermiyor, saygı duymuyor çok korkunç bir şey. Köşe yazarlarının konuşmalarını görüyorsunuz hep alaycı, hep hakaret birçoğu. Sonra da ciyak ciyak bağırıyorlar “Niye mahkemeye verdin?” diye. Tabii ki, başka türlü baş olmuyor ki.

“Hocam, Tokat’ta bahçemize bekliyorum. Taze patlıcan, domates. Tokat Kebabını küçük bağımızın fırınında yaparız” diyor inşaAllah. Olur, fırında çok iyi olur. Tepsiye dizeceğiz, iri parça etler, yağlı parça et olması lazım, kuyruk yağı, domatesler bütün, biberler bütün, inşaAllah. Ama fırında yanmaması için üstünü paket kağıdıyla kaplamamız lazım. Tokat Kebabında sır kuyruk yağındadır. Mesela eti böyle çok küçük parça halinde koyuyorlar, olmaz kardeşim. Yumruk gibi olacak et, yağlı, iri kemikli olacak. Irmakta da sonra yüzeceğiz. Çok şahane Yeşilırmak. Suyun ılıklığı da çok güzel, temizliği de çok güzel. Açık yeşil rengi, çok güzel. Bahçelerdeki o gürbüzlük, elmaların kokusu, domatesler şahane.

“Hocam, dünyadaki silahlanma sadece size daha çok iş çıkartacak inşaAllah. Çünkü dünyadaki tüm silahlar eritilecek inşaAllah” diyor. Çok sevimli. Bu konunun sorumlusu ben olduğuma göre. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’a talebe oluruz. Talebe olmaya çalışıyorum.

Bu Tokat’taki bahçe mi? MaşaAllah nasıl nurluymuş o da nasıl güzelmiş, maşaAllah. Bak şu Yeşilırmak’ın güzelliğine bak. Yalnız herkes girmesin, yüzme bilen girecek. MaşaAllah bak şu domateslerin güzelliğini görüyor musun? MaşaAllah. Kardeşimiz de nur gibi maşaAllah.

“Halkın asıl aradığı istikrar ve huzurdur. Milletimiz istikrarın bozulmasını istemez. O yüzden kargaşa çıkaranlara itibar etmez.” Arif K. El-Kürt. “Kargaşa çıkmasın Kürtler yine sürünsün değil mi? Yok öyle artık. Hakkımız neyse olacak Allah’ın izniyle.” Kürtler’in sürünmesini sen mi kaldıracaksın köfte? Kürtler’in sürünmesi varsa, Doğu Anadolu’da da sürünen var, Karadeniz’de de sürünen var. Herkesin kurtuluşunu esas almak lazım. Karadeniz’de çok ıstırap çeken insanlar var, çok acı çeken insanlar var. İç Anadolu’da çok perişan insanlar var. Hepsi bizim kardeşimiz, hepsini kurtarmayı amaçlamamız lazım. Hepsine ilk ihtiyaç normal bir hayat sağlamak ve bolca sevgi, saygı, hürmet göstermek.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İdam cezasına çarptırılan ve dosyaları istişari karar için devlet müftüsüne gönderilen 528 sanığın savunma heyetinin reddi hakim talebi üzerin açılan davanın ilk duruşması görüldü. Mahkeme bazı eksikler nedeniyle duruşmanın 12 Mayıs’a ertelenmesine karar verdi. Eğer bu talep kabul edilirse ve heyet değişirse idamlar geçersiz olacakmış ve dava yeniden görülmeye başlanacakmış, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yine asarlar. Millete unuttururlar falan, bir yıl sonra falan da asarlar. Böyle bir risk var. Mehdiyet olmadan, İslam Birliği olmadan, İttihad-ı İslam olmadan bağnaz bir Mehdiyet’i unutsunlar. Yobaz bir Mehdiyet’i unutsunlar. Beladan hayır çıkmaz. Beladan, pislikten hayır beklemeyecekler. Tabii her şeyde bir hayır vardır o ayrı mesele. Ama güzellik bekleyen gerçek Mehdiyet’in ruhu içerisinde eriyecek. Onun dışında olmaz.

Şimdi biz programı kapatalım. Ama diğer kardeşlerimizi de görelim. Bana el sallamaları hoş oluyor bir el sallasınlar. Onların sevgi temennileri, sevgileri de çok hoş, maşaAllah. Evet.

Masaüstü Görünümü