Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (16 Nisan 2014; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: İlk haber Kartal, başla bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Üstadın talebelerin Mehmet Kırkıncı Hocamız, Risale Haber sitesinde Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) ile ilgili soruları yanıtladı. Özetle şunları söyledi: “Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) ayrı ayrı zatlardır. Hz. Mehdi (a.s) Hz. Peygamber (s.a.v)’in neslinden gelecek, iman hakikatlerinin ve sünneti seniyyenin ihyasına çalışacaktır. Asıl hizmetinin ve fütuhatının manevi kılıç tabir edilen ilim ile hikmet ile ve tebliğ ile ve irşad olarak tebliğ yapacağı bilinmektedir.” Ayrıca Hocam şunları da söyledi: “Hz. İsa (a.s)’a namazda tabi olacak, onun koyduğu düsturları kendine rehber edinip onlar ile irşat yapacaktır.”

ADNAN OKTAR: İşte bu alim, hakiki alim. Garip yöntemler kullanmıyor, garip taktikler uygulamıyor. Dürüstçe Peygamber (s.a.v)’den duyduğunu, Kuran’dan okuduğunu açık açık anlatmış. Güzel olmuş, bununla güzellik bereket gelir.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, “Hz. İsa (a.s.) ile Hz. Mehdi (a.s) ortak fikri mücadeleleriyle deccalı ortadan kaldıracaklar, inşaAllah. İman hakikatlerini dünyaya yayacak ve tüm insanların huzur ve sadetlerine vesile olacaklardır. Bugün Avrupa’nın birçok yerinde Müslüman olanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Artık Hz. İsa (a.s)’ın ayak sesleri duyulmak üzeredir.”

ADNAN OKTAR: Bu senin yorumun mu bir yerden mi okudun?

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Kırkıncı Hocamız’ın sözü, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mehmet Kırkıncı Hocamız’ın sözü olduğunu vurgulaman çok önemli. Muhterem Kırkıncı Hocamız.

Kırkıncı Hocamız candır, dünya tatlısı. Kimseye verilecek hesabı da yok. Delikanlıdır. Hocam çay bardağını eline aldığında, köşesi de güzelse aşkla şevkle Anadolu’nun sıcak insanı, çok güzel anlatımlar yapar, çok güzel Kuran’dan hadisten anlatımlar yapar. Onların sohbetleri tatlıdır, çok güzel olur.

Kadınları erkekleştirdi gelenekçi Müslümanlar, Ortodoks Müslümanlar. Erkek görünümü verdiler ve kadın iticiliğini. “Aman aman kadından uzak dur” diyor. Kadın bırakmadın ki ortada adam uzak kalsın. “Kadın etkiler, bilmem ne yapar.” Zaten sen itici kadın meydana getirmişsin. Öyle bir kadın yok ortada. Erkekleştirmişsin. Fıtratı bozdular. Bak, “Şeytana emredeceğim fıtratlarını bozacak” diyor. Kadın erkeğe benzetilir mi? “Kaşını ellemesin, yüzündeki tüylere dokunmasın, şuna dokunmasın, buna dokunmasın, peruk takmasın, bakımlı olmasın, makyaj yapmasın, eline oje sürmesin, şunu yapmasın, bunu yapmasın..” Erkekleştiriyor kadını. Erkekleştirme ahir zaman alameti. Genç kızlar bakımlı temiz güzel olacaklar, kadına benzeyecekler. Ama gayri meşru ilişkiye girmez, bunu yapmaz Müslüman kadın. Enayi mi neden harama girsin? Ne zoru, değil mi? Modacılar da yeni bir teknik geliştirdiler adaleli kadın, dar kalçalı geniş omuzlu kadın. Sert böyle, kavgacı, hırslı, insanları tersleyen, yani erkek kadın. Erkeğe benzeyen kadın geliştirdiler. Erkekleri de kadınlaştırmak için yoğun olarak faaliyet içindeler bütün dünyada. Özellikle modacılar bu konuda bir çoğu öncülük ediyor. Allah vermesin, Mehdiyet’in müdahalesi olmasa mesela elli seneye falan batırırlar, mahvederler.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, siz belirttiğiniz gibi inşaAllah sahabe de bayanlarla birlikte abdest alıyorlardı savaştayken, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii hepsi birlikte abdest alıyorlardı. Aynı yerden abdest alıyorlar, aynı sudan abdest alıyorlar hadiste var açık açık söyleniyor.

Peygamberimiz (s.a.v)’in yanına bir kadın geliyor, elini uzatıyor bakıyor eline “bu nasıl el, erkek eli gibi” diyor. “Git eline kına yak” diyor. Tırnaklarına bakım yapıyor kadın. “Kadına “şimdi oldu” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Kadınlar o zaman allık da sürüyorlar kınadan yapılma. Ama o zamanki boyalar tabii doğal boyalar. Şu an tabii teknoloji, bilim gelişti. Gözlerine her kadın sürme sürüyor o devirde.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Mehmet Fırıncı Ağabeyimiz sizin de dün belirttiğiniz gibi “Azerbaycan’da yapılan baskınların her zaman yapılanlardan bir farkı olmadığını” söyledi. “Göyçay bölgesinde misafir olarak katıldığı ders sırasında polislerin geldiğini, kimlik sorduktan sonra gittiklerini, herhangi bir baskın olayının yaşanmadığını” belirtti. “Ancak Türkiye’ye döndükten iki gün Bakü’de nur dershanesine yönelik baskın yapıldığını, polislerin bazı kitaplara el koyduğunu, kırk civarında kişinin gözaltına alındığını fakat ikisi dışında hepsinin serbest bırakıldığını” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Demek ki öyle usulen. Türkiye’nin 1950’lerdeki dönemi gibi zaten orası. Onlar da o yollardan yavaş yavaş geçiyorlar. Ama Aliyev, aklı başında delikanlıdır. Öyle münasebetsiz anormal bir şeye girmez. Ailesi de kendisi de kaliteliler.

Pek çok hadis kitaplarındaki rivayetlerde; “Ümmü Habibe’nin yanaklarına haluk sürdüğü ifade edilmiştir” diyor. Haluk pembemsi bir boya, yanaklarına sürülen bir boya. O devirde kadınlar baya süsleniyorlar da, bunlar anlamazdan geliyorlar.

OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v) saç boyasından sarı saçı en çok sevdiğini belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Onda da önce feryat ettiler sonra anlattık “öyle mi” falan dediler. “Olur mu haşa öyle şeyi nasıl söyle Peygamber” diyor. Bak bağnazlığın şiddetine bak. Sarı renk; ilikleri çekiliyor sarıdan, korkuyor sarı renkten. Gösterdin mi sarıyı, kaçacak delik arıyor.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, bazı mevzu hadislerde “kadınların dinleri ve akılları eksiktir” şeklinde geçiyor.

ADNAN OKTAR: Kadınları yerden yere vuruyor hükümler. Adamlar ona göre bir sistem kurmuşlar kendi kafalarında. Kendi sistemine göre, kendi ruh haline göre dini yönlendirmiş.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsederken yanında kadınların da olacağını bildiriyor. Şöyle söylüyor: “Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir. Onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onları yetişemez.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Merhaba. Almanya’da yaşıyorum. Sizi izlediğimden beri tavrımın çok değiştiğini söylüyorlar. Çok olumlu gelişmeler oldu bende. Sizleri çok seviyorum” diyor. Evet, Pınar.

“Sohbetlere katılmak istiyorum” diyor Şafak. Gel.

Fermo Van; “En güzel samimiyet Adnan Hocam da” diyor.

Benim bir iddiam yok ama samimi olmaya gayret ediyorum tabii. En iyi olmak isterim tabii.

“Ruhum bir tanem Hocam. Kalplere deva, ruhlara şifasınız. Ruhum sizinle coşuyor” diyor Sevgi hanım.

Muhalifistan; “İslam alemi şefkatinize muhtaçtır ey Hak dostu Adnan Hocam” diyor. Allah razı olsun. İnşaAllah öyle olurum.

“Selamlar. Asral seyahat var mıdır? Detaylı bilgi verir misiniz?” diyor Önder Çağlar. Olabilir, bir anda oraya gelebilirim.

“Hocam, çok muhteşemsiniz. Sizi dinlerken keyif alıyorum” diyor. Yıldız Hanım.

Fatih Çakır; “Kadınları şuursuzca erkeklere yaklaştırmamaları da şeytanın bir oyunu değil mi Hocam?” diyor. Tabii. Çünkü kadın sevgisini yok ediyorlar gençlerin ruhundan. Kadını asla yanaşmamaları gereken, tehlikeli gördükleri, erkeksi olması gereken varlıklar olarak kadınları değerlendirerek garip bir yapı meydana getiriyorlar. Önce kadınları itici hale getirmenin peşindeler. Bütün gücünü erkeksi, itici, sert, kaşı-gözü birbirine karışmış, bakımsız, makyajsız erkek gibi bir varlık. Sonra da kadına yaklaşmanın son derece tehlikeli olduğuna dair yoğun eğitim, kadınlara da erkeklere karşı nefreti öğretiyorlar. “İşte onlar çok tehlikelidir, şöyledir, böyledir.” Tabii doğru yönleri de var tabii de. İyi erkek de var ama değil mi? Güzel ahlaklı, dürüst, seveceni Allah’tan korkan, mazlum, sayarız da sayarız. “Aman aman dikkat.” Tek öğrettikleri “zengin birini bul evladım” konu bu. Ana umde bu, dinin ana konusuymuş gibi. Müthiş bir erkek nefreti. Filmler de bunu anlatıyor. Hep tuzakçı, işte her ahlaksızlığa yatkın. Kadınları da erkeklere tuzak kuran, erkeklerin başını belaya sokan tehlikeli varlıklar olarak gece gündüz anlatıyorlar. Kadınları erkeklere, erkekleri kadınlara böyle nefret ettirecek bir politika var. O yüzden karşılaştıklarında yüzlerinde müthiş bir öfke, müthiş bir teyakkuz ve baya tehlikeli bir varlıkla karşılaşmış gibi bir hal sunuyorlar. Halbuki erkekler de güvenilir olması lazım, kadınlar da güvenilir olması lazım. Her iki taraf da nurlu, temiz, sevecen ve cazibeli olması lazım. Fıtrat budur. Beğeniyorsa, hoşlanıyorsa da nikahlanır helaliyle, o kadar. Allah zaten nikahlansınlar diye, ona göre yaratmış cinselliğin detaylarını da yaratmış Allah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKATAN: Hadis olduğu söylenen sözde de şöyle geçiyor; “Kadınlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Onları düzeltmeye uğraşmayın, onlardan eğrilikleriyle yararlanın.”

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok aşağılayıcı bir ifade. Peygamber (s.a.v.)’in böyle bir aşağılayıcı ifadede bulunması mümkün değil Peygamber (s.a.v.)’in. Kuran’la çelişiyor çok acımasız ve vicdansız bir üslupla kadınlara karşı bir nefret politikası meydana getirmişler. Bunu da binlerce delile dayandırmışlar. İnsanlarda da kadınlara karşıda müthiş bir nefret gelişiyor o zaman. Hâlbuki kadın dünyanın en büyük nimetidir. Dünyanın en güzel süsüdür kadın. Kadının üstüne süs yok, güzellik yoktur. Şehirlerde kadınlar için kurulur, kadınlar olduğu için. Bütün sosyal sisteminde kökeninde kadınlar vardır. Kadınların olduğu yerde hep huzur olur, güzellik olur. Bu nimeti bilmedikleri için Allah hep felaket vermiş tarih boyunca. Halende o belanın içine girmek istiyorlar. Ama artık bu kiri, bu korkunçluğu dünyaya yaymaları mümkün değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, AK Parti Milletvekilleri, Genel Başkan Yardımcıları ve diğer yetki organları başkanları Başbakan Erdoğan’la bir araya geldi. AK Partili vekiller cumhurbaşkanı adaylığı konusunda kendilerine dağıtılan anketi yanıtladı. Köşk adaylığı için Başbakan Erdoğan’ın ismi öne çıktı. 2. Sırada Abdullah Gül, 3. Sırada Bülent Arınç yer aldı. Bunun üzerine Sayın Erdoğan; “o halde karar verilmiştir” dedi. Ve cumhurbaşkanlığına aday olacağının sinyalini vermiş oldu.

ADNAN OKTAR: Tamamdır. Tayyip Hocam istiyorsa cumhurbaşkanı yaparız. Her zaman söyledim. Ama başkanlık sistemi olmaz. Cumhurbaşkanı olsun kafasını dinlesin. Hakikaten çok yoruldu, çok ıstırap çekti. Yakışır da bu kadar emek verdi. Fikirlerinden insanlar istifade etsinler. Sayın Abdullah Gül de halim selim bir insan. Ortalık daha sakinleşir, gayet güzel devam ederler.

Bülent Bey dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Hakkâri ve Şırnak’ta yeniden konuşlandığını öne süren emekli Tüm General Osman Pamukoğlu, PKK’nın Türkiye’ye giriş için uygun zamanı kolladığını belirten şöyle bir açıklama yaptı; “PKK Kuzey Irak kamplarındaki siyasi ve askeri hazırlıklarını tamamladı. Türkiye topraklarına giriş için havaların biraz daha ısınmasını bekliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Nedir güneş banyosu mu yapacaklar? Kardeşim Türkiye’yi böldürmeyiz. Otuz kere söyledim. Yani böyle bir şey mümkün değil.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan başkanlığında toplanan milletvekillerine üç dönem seçim kuruluyla ilgili bir soru yöneltildi. “Tüzüğümüzde yer alan seçilmeye ilişkin sınırlamayla ilgili görüşünüz nedir?” diye sorularak; sınırlamalar kaldırılmalı veya mevcut düzenleme devam etmeli seçeneklerinden birinin tercih edilmesi istendi. Bu kuralın kalkmamasına dair çoğunluk kararının çıktığı son gelen bilgiler arasında Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamamdır, Tayyip Hocam’ı cumhurbaşkanı yapıyoruz. Tamam konu halloldu, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri hakkında bilgi vermek istiyorum. Dün Ankara’da kardeşlerimiz 1100 adet broşür, bugünde Eryaman Devlet Mahallesi’nde 1700 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. Sultan Baba’nın evlatlarından Mustafa Üstün Hocamız ve talebeleri Amasya Şehir hatları değişik güzergâhlarında 1 yıl boyunca A9 TV ve İslam Birliği tanıtımlarını yayınlatmışlar, maşaAllah. Bir kardeşimiz Endonezya Bali’deki gezisi sırasında oranın en büyük Katolik kilisesinin rahibine sizin Hz. İsa (a.s) ile ilgili kitabınızı vermiş. Oradaki halka da çok sayıda kitabınızı hediye etmiş. Kayseri’de kardeşlerimiz ilçe ve köylere çok sayıda A9 TV broşürü ve kitap dağıtmışlar ve evlerde kanal kurulumu yapılmasına yardımcı olmuşlar. Sonrasında da beraber imani sohbet yapmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunlar hayata zevk veren, güzellik veren nimetler. Kalp bunla ferahlıyor yoksa hayat boş olur. Allah’a hizmet, Kuran’a hizmet gönlü ferahlatır. Yoksa hayat çok gayesiz, çok sıkıntılı olur, çok ıstırap verir. Hayat Allah’la güzel; Allah’a hizmetle, Kuran’a hizmetle güzel. Yoksa her şey, insanın üstüne üstüne gelir, Allah esirgesin. Dünya manevi bir cehenneme döner, Allah vermesin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, “Kalpler yalnızca Allah’ın zikri ile mutmain olur.”

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah öyle yaratmış.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bir yıl önce kurduğu fırından Suriye’ye gönderilen ekmek sayısı atmış milyona ulaştı. Vakfın basın danışmanı Burak Karacaoğlu yaptığı açıklamada; “İHH olarak Suriye’ye yardımlarını aralıksız devam ettiğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Tabii ki orada kardeşlerimiz için ekmek, yiyecek her şey çok önemli. Mehdiyet’in olmamasının acısını dünya her yerde milim milim, santim santim çekiyor. Suriye’de bu acıyı en şiddetli çekenlerden oldu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, siz küçük çocuklara tehlike oluşturulmaması için havuzların üzerinin nasıl kapatılması gerektiğini tarif etmiştiniz. Bu şekilde kapatılmış bir havuzun resmi var bunu gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Üzeri, file gerilerek kapatılmış bir havuz.

ADNAN OKTAR: Evet, işte bu kadar. Bu küçük melek gibi varlıklar, sürekli bu su birikintilerinde, karanlık sularda hep şehit oluyorlar. Önlemi gayet kolay, zor bir şey de değil, devlet dağıtsın. File havuzlar için belediye mecbur etsin, belediyeler kontrol etsin. Adam havuzdaki suyu boşaltmak istemiyorsa, bu bir yöntem. Zift gibi sular, böyle şeytan tuzağı gibi ne gerek var? Üstünü fileyle kapat, ne yapıyorsan yap.

“Hocam, şu sinemada oynayan Nuh filmi için ne diyeceksiniz, yorumlarınızı merak ediyorum?” Halil Demir, Tolga Tekin. Hz. Nuh (a.s)’la ilgili bir kitap hazırlıyorum en doğru, en teknik, en geniş bilgi, o kitaptan elde edecek kardeşlerimiz. Belgelerle, dokümanlarla hazırlıyorum.

“Hayırlı geceler Hocam” diyor, Tarık ve Necm süreleri “Hocam, ben Hızır (a.s)’ı çok merak ediyorum hakkında fazla bilgim yok.” Halil İbrahim, Tamer Altan.

Bir hanım kardeşimiz ismini göndermiş “bende gelmek istiyorum.” Gel.

Evrim konferansı verenler, ağlama konferansı veriyorlar, topluca ağlıyorlar. Batmış, çökmüş, batırılmış, çökertilmiş, batırdığın ve çökerttiğin evrim teorisini anlatarak ağıt günleri düzenliyorsunuz, ağlama günleri düzenliyorsunuz. Belli ki bitmiş. Gazeteler artık utanıyor, yalan haber yapamıyorlar Aferin, bu da bir dürüstlük. Kimsede gitmiyor zaten. Çay, kahve falan servisi yapıyorlar, millet uyuyor. Kardeşim uydurma bir şey dinlemek öyle zordur ki. İşte “Fili yuttu bir yılan, bu da mı yalan?” bilmem ne falan. “Ben annemim beşiğini tıngır mıngır sallarken” mantığında konuşuyorlar. Bunun olmayacağı belli. Yapmasınlar. Koskoca adamlar, artık saçları başları ağarmış. “Tesadüfen çamurdan insanlar oluştu” diyor. “Onlar da şehirler kurdu. Elektron mikroskobu yaptılar, çamurdan nasıl oluştuklarını kendi kendilerine incelemeye başladılar” diyor. Bak, çamurdan tesadüfen bir varlık oluyor, elektron mikroskop altında çamurdan nasıl kendinin nasıl oluştuğunu inceliyor. Bunu iddia ediyor adamlar. Yani ayıp oluyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, yeni bir çocuk cinayeti daha gerçekleşti. Aydın’da evlerinin yakınındaki ahırda bileği ve boğazı kesilmiş halde ağır yaralı bulunan dört yaşındaki Caner Çerit, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Olaydan on dakika önce evlerinin önünden kaybolduğu öğrenilen çocuğa, tecavüz edildiği şüphesi üzerinde duruluyor.

ADNAN OKTAR: Din, İslam yaşanmayınca, zulüm olunca, Darwinist, materyalist eğitim olunca, Allah korkusu olmayınca, küçücük kuzuları böyle şehit ediyorlar. Önü yok, arkası yok. Çocuklara bu tip zulüm olayları çok duyuluyor, çocuklara yönelik. Vatandaşlarımız çok uyanık olsunlar. Çok dikkatli olsun. Mesela sokakta çocuğu elinden tutmuş gezdiriyor bir adam, mesela bu, çok anormal bir durumdur bu. Çocuk eğer o ailedense hissedilir o, anlaşılır. Mesela yabancı alakası yok, çok bakımlı bir çocuk vahşi bir adamın elinde, garip bir insanın elinde. Kuşku duymak lazım. Mesela sorarsın, “Bu sizin çocuğunuz mu beyefendi?” dersin. Kimdir, nedir? Şüphelenirsen polis çağırırsın. “Nereye götürüyorsunuz?” İnsan bir merak eder. Yahut resmini çekersin. “Hatıra resmi çekebilir miyim?” dersin, eğer kuşkulanıp tedirgin oluyorsa, her yerden anlayabilirsin. Biraz kuşkucu bakmak lazım. Biraz nemelazımcı bir mantık oluyor, adamlar da elini kolunu sallayarak, istedikleri gibi gezebiliyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sırrı Sakık, mecliste MİT’e ve Hakan Fidan’a eleştirenlere cevaben şöyle bir konuşma yaptı: “Biz yaralıyız. Binlerce faili meçhul cinayetlerin işlendiği topraklardan geliyoruz. MİT bu konudaki görevlerini üstlenmişse ve ilk kez MİT bu süreci götürüyorsa ve saldırıya maruz kalıyorsa, biz buna seyirci kalmayız. Ben burada Hakan Fidan ve ekibini kutluyorum. Bir yıldır çatışmasızlık süreci yaşanıyorsa ve burada MİT’in bir katkısı varsa, bundan mutluluk duyarız” dedi.

ADNAN OKTAR: Demek ki o konuda vicdanlı davranmışlar. Hakan Fidan, bana ta zamanında daha yeni göreve geçtiğinde bildirmişlerdi, bizim bir yakınımız. “Çekirdekten yetişme Müslüman, muttaki, çok efendi bir insan” dedi. “MaşaAllah” demiştim. Başka güzel bilgiler de verdi de ben şimdi onu detaylandırmaya gerek duymuyorum. Ama terörün bitmesinde MİT öyle bir görev aldıysa, bu şahane bir şey.

Pudoki; “Hocam, niye zenci talebeniz yok? Bize biraz destek olabilir misiniz? Zenciler olarak çok ezilmiş bir milletiz.” Zenciler candır. Çok değerli, güzel insanlar. Ben zenci kardeşlerimizi çıkarttım yayınlara zaman zaman. Bayağı güzel ve şekerdiler, inşaAllah. Bilal Habeşi ve birçok sahabe zenciydi. Ve şu anda da dünyada çok dikkat çekiyor zenciler. Sanat yönünde de, diğer kollarda da, siyasette de. Değil mi? Hep bayağı başarılılar maşaAllah. Ezilmiş olmaları doğru. Çingeneler çok ezildi, Çingene kardeşlerimiz dünya tatlısıdır onlar. Roman kardeşlerimiz, bayağı sevecen, sevgi dolu, sanatçı ruhlu nezih insanlardır. Ama çok ezildiler. Kürt kardeşlerimiz çok ezildiler. Garip bir kafa. Açıklayamıyoruz ki. Hangi ırka adamların kafa takacağı belli olmuyor ki. Mesela Çinli oluyor, ondan nefret ediyor. Yahudi oluyor, ondan nefret ediyor. Bir çılgınlık bu, hastalık.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Rusya yanlıları Ukrayna’nın doğusunda bir kenti daha ele geçirdi. Bölünme riskiyle boğuşan Kiev, Birleşmiş Milletler’den barış gücü askeri istedi. Eskiye oranla daha yumuşak açıklamalar yapan Obama, Putin’den göstericileri geri çekmesi ricasında bulunurken, NATO ise Ukrayna’ya askeri bir harekat düşünülmediğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Ukrayna’da ne olup bittiğini ben anlayabilmiş değilim. Olay nereye gidiyor? Onu da anlamadım. Tek anladığım; Putin’i çok kızdırdılar. O da can havliyle kendini kurtarmaya çalışıyor. Çünkü onu yalnızlaştırma ve Rusları yalnızlaştırma kafası var. Ruslar güzel bir millet. Onları dışlamanın alemi ne? Bağrınıza basın. Avrupa Birliği’ne de alın, sevgi gösterin. Rus deyince bir ırkçı kafayla uzak durma düşüncesi var. Onların da ağırına gidiyor bu, benim gördüğüm. Onlar da tabii sert üslup, sert yöntemler geliştiriyorlar. Bu iyi değil.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İsmet Berkan, ülkenin Beyaz Türkler olarak adlandırılan laik kesiminin 1950’den beri aynı yöntemlerle iktidara gelmeye çalıştığını, ancak bir türlü bunu başaramadığını belirterek; “Artık gelinen durum çok ciddi” dedi. “Bir parti sekiz kez üst üste seçimi kazanıyor ve muhalefeti ülke coğrafyasının çok geniş bir bölümünden neredeyse yok ederek bunu yapıyor. Muhalefeti olmayan bir hükümet mutlaka otoriterleşmeye doğru gider. Tek parti demokrasisi diye bir şey olmaz. Artık Beyaz Türklerin ülkeyi anlama ve değişme zamanı geldi” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Bir de bu çıktı. Beyaz, kırmızı Türk, beyaz Türk, sarı Türk. Öyle bir şey yok. Türkiye’de vatandaşız, hepimiz kardeşiz. Çeşit çeşit görüşlerimiz olabilir. Tek parti diye bir şey de yok. Tayyip Hocam’ın öyle bir niyeti yok. Bak, başbakanlıktan vazgeçti. Tamam. Cumhurbaşkanı olayım diyor. Tamam. Sayın Abdullah Gül de çok halim, sakin bir insan; o da başbakan olur, gayet güzel işte. Yani paniğe, dehşete gerek yok. Kimsenin otoriter bir sistem istediği falan yok.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Suriye ile ilgili bir haber vardı. Onu okumak istiyorum. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı Fuat Oktay, Türkiye’deki Suriyeli sayısının 900 bini aştığını bildirdi. Türkiye’deki Suriyeli sayısı büyükşehir olmak için gereken 750 bin nüfus sayısını aşmış durumda olduğu belirtildi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakacağız tabii, kardeşlerimiz. Bazıları diyor ki; “Sınırdan geri gönderin.” Peki, senin anan, bacın, kardeşlerin olsa geri gönderir miydin? “Asla” diyor. Vicdansızlık yapma. “Elin çoluğu çocuğu beni ilgilendirmez” dersen bu bir zulüm olur. El değil onlar. Müslüman, kardeşin. Zulme uğramışlar. Perişan haldeler. Onlar ister mi bu hallere gelmeyi, çadırlarda yaşamayı isteler mi? Demek ki bir can pazarı var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ahmet Kekeç yazısında Şahin Alpay’ın, Etyen Mahçupyan’a –estağfirullah- “Hükümet’in şakşakçısı” ifadesiyle hakaret ettiğini belirterek; fikre fikirle cevap vermek yerine, hakareti seçmesinin son derece küçük düşürücü olduğunu söylemiş. Şahin Alpay’ın fikir yazıları yazmak yerine, sürekli demokrasinin seçimden ibaret olmadığı ezberini tekrarlayıp durduğunu, hatta Başbakan’ın tıbbi kontrole tabii tutulmasını isteyecek kadar kendisini düşürdüğünü belirtmiş. Şahin Alpay’ın hükümetten önce cemaatin demokrasiyle bağdaşmayan yöntemlerine yönelik eleştiri getirmesi gerektiği tavsiyesinde bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Başbakan’a denmedik laf kalmadı. Hepsi ona sevap olarak döner. Allah’ın rızasını aradığına göre, işte ahirette onu o karşılar. O azap duyulacak değil, onur duyulacak bir şey, ahireti açısından. Ben Tayyip Hoca’yı savunurken akılcı savunuyorum. Ben böyle partici kafayla, katı kafayla, diğer partilere öfke duyan bir kafayla yaklaşmıyorum. Yani bu samimiyetten uzak garip bir görünüm bu, yani bana hiç samimi dürüst gelmiyor bu. Diğer partilerin nasıl güzel yönü olmaz. Ama onlar kendilerini mecbur hissediyorlar. Ben bunu kabul etmiyorum öyle şey olmaz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Mısır’da darbeyle görevden uzaklaştırılan seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammet Mursi, yargılandığı davanın duruşmasında hakime hitaben “Mısır halkına selamlarımı iletmenizi rica ediyorum. Barışçıl devrimlerini selamlıyoruz. Darbe yönetimi yıkılacak, liderleri de hesap verecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Halbuki öyle diyeceğine; “biz kardeşiz, birbirimizi yargılamamız yanlış. Ben ilk defa iktidara geldim, iyi niyetle geldim, ben ordudan da şikayetçi değilim. Ordu da ortalığı yatıştırmak için böyle bir şey yapmış olabilir, cinayetler işlenmiş olabilir, Allah onları da affetsin, bizleri de affetsin. Kardeşiz, düzeltelim, barışalım, ortalık yatışsın” demesi lazım. Hesap soracağız dedin mi, adam ne diyor? “Bu eğer asılmazsa ne yapar yapar benden hesap sorar.” Hesap nasıl sorar? Asar. “O zaman o beni asacağına ben onu asayım” diyor. Konu bu. Mısır’da asma geleneği çok eskidir. Siyasiler hep asılmıştır. İhvan üyeleri zamanında çok asılmıştır. Seyyid Kutup asılmıştır.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam 2013 yılında Avrupa’nın en kalabalık havaalanı listesinde beşinci sırada olan Atatürk Hava Limanı, yolcu sayısını yüzde 11 arttırarak 12.4 milyon kapasitesine ulaştı. Avrupa’nın en çok kullanılan 3. Havalimanı oldu.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İsrail geçtiğimiz yıl başlatılan barış müzakereleri kapsamında serbest bırakmayı kabul ettiği Filistinli mahkumları serbest bırakmıyor. Ayrıca mahkumlara işkence yapıldığı iddiaları var. Çok sayıda uluslararası kurumun baskısına rağmen geri adım atmayan İsrail, beş yıldır bu insanları tek kişilik hücrelerde tutuyor. Bunun üzerine kırka yakın vakıf ve dernek İstanbul merkezli uluslararası platform oluşturarak yeni bir kampanya başlattı.

ADNAN OKTAR: Kampanyalarla olmaz. Kampanya da ne diyorsun? İsrail bıraksın. İttihad-ı İslam’ı savunsunlar, Mehdiyet’i savunsunlar. Kökten çözüm varken yok “Afganistan’da katliama hayır” yok “şuradaki katliama hayır”. Kardeşim enerjinizi İttihad-ı İslam’a versenize, bir anda kökten halletsenize. Kökten halletmeyi kabul etmiyorlar. Kökten halletme kabul edilmediği müddetçe, Mehdiyet kabul edilmediği müddetçe, bu acılar ıstıraplar tırmanarak devam eder. Bitti. Ve edecek de. Mehdiyet’le durur, bunun dışında mümkün değil.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz sürekli belirtiyorsunuz. Dünyanın çeşitli yerlerinde toplantılar yapıyorlar fakat hiçbir şekilde çözüm gelmiyor toplantılarda.

KARTAL GÖKTAN: Hocam eski New York belediye başkanı Michael Bloomber’e bağlı New York emniyetinde 11 Eylül saldırıları gerekçesiyle New York’taki Müslüman toplulukların izlenmesi için bir istihbarat birimi kurulmuştu. Bu birim yeni belediye başkanının göreve getirdiği yeni emniyet şefi tarafından lağvedildi.

ADNAN OKTAR: Yakışanı yapmış.

Simay diyor ki; “Hocam sizin uyarınızdan sonra Gökalp Hocam adeta yerinde döne döne oynuyor” diyor. Allah Allah ne kadar köklü bir değişiklik olmuş.

“Oyun havasını kısa kesiyorsunuz Hocam” diyor, “olmuyor olmuyor” diyor. Ama şimdi uzun da tutarsak yani bir süre sonra hakikaten dayanamayıp kalkarlar ayağa.

“Allah’ın Aslanı, Seyyidim, Ahmed Muhammed Adnan Hocam” diyor, “şahane isim” diyor. Meliha Hanım, maşaAllah.

Mehter marşıyla bitirelim. Programı kapatalım, yarın görüşürüz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü