Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (26 Nisan 2014; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Bugün Gazetesi Yazarı Gülay Göktürk, Başbakan Erdoğan’ı övücü bir yazı yazmış. ‘Erdoğan farkı’ başlıklı yazısında; “Başbakanımızın 1915’te vefat eden Ermeni kardeşlerimiz için yaptığı ilk taziye mesajını; “Erdoğan yine koydu farkını ortaya. Zaman zaman kızsak da, endişelensek de, eleştirsek de ondan neden vazgeçemediğimizi ve neden kolay kolay vazgeçemeyeceğimizi gösterdi cümle aleme” diye değerlendirmiş.

ADNAN OKTAR: Acaba orada ne fayda gördü? Yani bundan nasıl bir fayda oluşacağını düşünüyor dünyada?

BÜLENT SEZGİN: Hocam, yazısının devamı var, okuyayım; “Ben bu çıkışın önümüzdeki bir yıl içinde ermeni meselesinde atılacak bir adım olduğunu düşünüyorum.”

ADNAN OKTAR: Hoppala, olay sakat. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Yine eminim ki, bu devrimsel dönüşümler yakın bir zaman sonra yarım asırlık Kıbrıs çözümüyle de karşılanacak. Böylece Türkiye 2023’e tarihinin sırtına yüklediği ağır yüklerden birer birer kurtulmuş, hafiflenmiş, vicdanı rahatlamış, önü açılmış bir ülke olarak girecek.”

ADNAN OKTAR: Bir kere nasıl hafifliyoruz? Biz ağırlaşmak durumundayız. Biz hafiflemek peşinde değiliz. Kıbrıs bizim, taşı-toprağı bizim, çakıl taşına kadar bizim. Türkiye’ye ait bir yerdir Kıbrıs. Güneydoğu’da da milim-santim toprak vermeyiz. Ermeni sorunu diye de bir sorun yok ayrıca. Ermeni kardeşlerimizle bir mücadele olmuştur. Karşılıklı başsağlığı dilenmesi gerekiyor. Biz başsağlığı diledik, onlar da bize başsağlığı dilemesi gerekir. Eğer bize başsağlığı dilemiyorlarsa, bizim başsağlığımız havada kalır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bülent Arınç, Haşim Kılıç’ın açıklamalarıyla ilgili açıklama yapmış; “Sayın başbakanımızı bakanları hedef alan, saygısızlık içeren cümlelerden oluşan konuşmasını kendisine yakıştıramadım. Bence o, Anayasa Başkanı sıfatıyla değil, egosu incinmiş ve siyaset tarafından örselendiği için buna tepki göstermek isteyen bir kişi olarak konuşmasını yapmıştır. Bu gidişattan dönmesini tavsiye ederim” dedi.

ADNAN OKTAR: O ne dedi? “Mahkemeler baskı altında hissediyor kendisini” dedi, “özgür olsun mahkemeler” ben bunu anladım. Bu doğru. Mahkemeler sürekli paralel örgüte mensup olma iddiasıyla baskı altında tutuluyor. Bu doğru. Mahkemeler çok tedirgin olur. Bir karar veriyor, “o zaman paralele mensubusun herhalde..” O zaman felç olur adam. Nasıl karar verecek ne yapsın? O konuda bir eleştiri. Her konuşana böyle bir karşılık olursa olmaz. Anayasa Mahkemesi Başkanı konuşuyor, paldır küldür aşağı. Birisi konuşuyor, paldır küldür aşağı. O zaman hiç kimse konuşamaz. O zaman diktatörlük iddiası pekişmiş olur. Bırakın konuşsun, istediği gibi konuşsun. Onlar diktatörlük iddiasını ortadan kaldıran konuşmalar. Muhalefet istediğini söylesin. Hakimlere güvence verilmesi lazım. Rahat olmaları lazım. Paralele mensubuysa yakalanıp görevinden alınması lazım. Kuşku altında bırakıp muğlak bir tutum olmaz. Çünkü paralel mensubuysa tamam, senin aleyhine karar verdi ama başkasının aleyhine de karar verebilir. Hemen durdur, görevinden al. Ama nasıl alacaksın görevinden; suçunu tespit edip, çete mensubu olduğunu tespit edip ondan sonra görevinden alırsın. Bunu yapmıyorsun, sadece “paralel mensubusun sen” diyorsun. Adam görevine devam ediyor, kararlar almaya devam ediyor. Bu nasıl oluyor? Bu olmaz. 

“Şöyle bir mevzu var; annem dul ve yetim maaşı alıyor 300 küsur TL. Bu kadar az olması çok kötü” diyor.

Dul yetim maaşı 300 TL. Hakikaten çok düşük, değil mi? Ne yapılır 300 TL ile hiçbir şey yapılmaz ki.

“Kuran’da en çok dul hanımları ve yetimlerin hakları bize bildirirken Rabbimiz, Müslüman bir ülkede yetim ve dulların aç kalıp, böyle bir hale mi gelsinler?” diyor.

Doğru mu 300 TL? Tabii, 300 TL çok çok düşük bir miktar, değil mi? Asgari ücret ne kadar? 800 TL. En az 800 TL olması lazım.

“Hocamız’ı net göremiyoruz ama inşaAllah düzelir” diyor. “Bir de Hocamız’ı karşıdan çekebilseler, bize doğru biraz dönük olsa çok güzel olur” diyor. Tamam.

“Aşkım Sultanım, yeşiller içinde yine muhteşem ötesi yakışıklısınız” diyor.

Fikret dinliyorum seni.

KARTAL GÖKTAN: Haşim Kılıç’ın sözlerine hükümetten de bazı tepkiler geldi. Sayın Burhan Kuzu; “hep beraber fırçayı yedik döndük” şeklinde yorumda bulundu.

ADNAN OKTAR: O çok şeker bir insan. Üslup şahane, acayip sakin söylüyor. “Ne yapacağız, gittik fırçayı yedik geldik” diyor.

“Hocam, Berker Hocam hem ağır bir insan, hem ortaya piste çıktığında ortalık fena dağıldı, maşaAllah. Hocamızı çok seviyoruz, özellikle sizi daha çok seviyoruz. Hocam siz daha mükemmelsiniz.” Onda şüphe mi var?

Fikret sen konuş.

KARTAL GÖKTAN: Ali Bulaç bugünkü yazısında; “Türkiye ve İran’ı Suriye için gerekli çabayı göstermediklerini ve aynı derecede sorumlu olduklarını” belirterek eleştirmiş. “Şu dönemdeyse Mısır’daki idamlar konusunda aynı şekilde etkisiz kaldıklarını.”

ADNAN OKTAR: Türkiye istese de Mehdiyet planını değiştiremez. Allah “Suriye yerle bir olacak” diyor hadislerde. “Şam yerle bir olacak” diyor. “En sonra Mehdi çıkacak” diyor. Çok uzun süreceğini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). İran-Türkiye bir araya gelse; gelemez. Kader böyle. Ne yaparlarsa yapsınlar, kaderi değiştiremezler. Mehdiyet’i durdurmak için çok insanlar çıkacaktır; durduramazlar. Hz. Musa (a.s)’ın dili peltekti zor konuşuyordu. Peltek derken sıkıldığında konuşamıyordu, yani heyecanlandığında konuşamıyordu, konuşma güçlüğü çekiyordu. Yoksa normal konuşması vardı da, heyecanlandığında konuşamıyordu.

Mehdiyet planı hazırlandı Allah tarafından -Allah’ın plana ihtiyacı yok- onu adım adım yaşatıyor Cenab-ı Allah. Bazen dünya derin devleti de bu planın uygulanmasında görev alır. Bu plan tarihin perspektifinde görülür bazen. Tarihin nasıl aktığını hisseder dünya derin devleti. Hadislere bakar, Kuran’a bakar, Tevrat’a bakar, İncil’e bakar bir tarih kolaylaştırması yapar. Tarihin akışını görür tarihi kolaylaştırır. Onlar da tarih içinde öyle görevlidir. Masonluk, Tapınak Şövalyeleri, gül haçlar ve dünya derin devleti bu konuda görev yapar. Suriye’de olaylar başladığı yeni hengamda İtalyan mason localarının üstadı azamını Şam’a çağırdılar. Şam’a gitti, görüşmeler yaptı geri geldi ve müthiş şiddetlendi çatışma.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve İstihbarat Teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair yasayı onayladı.

ADNAN OKTAR: Habir olan Allah’tır. Milli İstihbarat’ı kuran Allah’tır. MİT’in bütün fertlerini yaratan Allah’tır. MİT Müsteşarını yaratan Allah’tır. MİT ajanlarına her türlü görevi veren Allah’tır. Onların elini kolaylaştıran yine Allah’tır. Allah’ın alnından tutup denetlemediği hiçbir varlık yoktur Kuran ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah; “Allah’ın alnından tutup denetlemediği hiçbir canlı yoktur.” Cumhurbaşkanı da daha annesinden doğmadan ne yapacağı, ne edeceği belliydi. Başbakan’ın da.

“Komünizmle mücadele ettiğinizi biliyoruz ve maalesef yüksek öğrenim kurumu bu uğurda mücadele eden Din Kültürü öğretmenliğini kapatma kararı aldı.” Din Kültürü öğretmenliği komünizme karşı mücadele etmiyor ki. Peygamberimiz (s.a.v) nerede doğdu? Nerede Öldü? Namazın şartları nedir? Bu. Yoksa Darwinizmin geçersizliğini, materyalizmin geçersizliğini, komünizmin çirkinliğini anlatmazlar. “Yazılarınızda ve twitlerinizde bize destek olur musunuz? ‘DİKA kapatılamaz’ diye hashtag yapıyoruz dünden beri.” Bu etikete de destek istemiş. Yurt genel kurulunda İlahiyat Fakültesinde yer alan İlk Öğretim Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi eğitim bölümünü 2014’te öğrenci alınması böylece söz konusu olmamasına karar verdi.” Allah Allah bundan haberimiz yok. Ne zaman çıktı bu olay? Bunu bir araştıralım, bunda bir acayiplik var.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Atilla yayla bugün, “Kürt kardeşlerimizin, özellikle de CHP’nin tek partili yönetimi zamanında ciddi şekilde ezildiklerini” yazmış. “Son 30 yılda ilan edilmemiş bir savaş yaşandığını” söylemiş. “On binlerce Türk ve Kürt gencinin devletin tamamen haksız, baskıcı, insan haklarına uygun olmayan politikaları yüzünden boşu boşuna hayatları kaybettiklerini” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Hep iddia edilen Ergenekon terör örgütünün şiddet mantığından kaynaklandı.

“Allah'ın arslanı Seyyidim, birtanem, canımın içi” diyor Meryem Hanım, maşaAllah.

“Sevgili Adnan Oktar Hocamız'dan bir selfie resmi bekliyoruz, mükemmel olur” diyor. Kardeşim balık gözüyle bir resim çekme modası çıkmış. Kafalar balık kafası gibi çıkıyor. Gözler şaşı gibi çıkıyor böyle, değişik birşey. Oh selfielendik falan diyor. Ne güzel ailecek selfie olduk falan. Kardeşim ahir zamanda diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Müslüman ahir zamanda kertenkelenin girdiği deliğe elini sokacak” diyor. Yani ne görürse, aynısını yapacak diyor. Halbuki kalitesiz resmin adı selfie. Çok çok kalitesiz bir resim çekme tekniği. Adamların görünüşü de komik oluyor. Hep beraber, hani birşey görmüş gibi hep beraber, gözler şaşılaşıyor. Hepsi için demiyorum da, bazılarında dikkatimi çekiyor. Gereksiz bir özenti ruhu olarak görüyorum. Resim çektireceksen, normal fotoğraf makinesiyle düzgün resim çektir. Selfie bilmem ne. Ne alaka? Son derece kalitesiz oluyor. Hayır, toplu resim eskiden beri çektirilir zaten, bir araya gelir resim çektirirsin. Ama balık kafası gibi görünerek falan, bir araya gelerek, gözler şaşı falan biraz acayip oluyor. Bir kişi birkaç bir şey yaptığında, o anında müthiş, özellikle üçüncü dünya ülkelerinde muazzam bir hayranlığa sebep oluyor.

“Selam canlar canı, birtanem Hocam, gözümüzün aklımızın açılmasına vesile olan Hocam, Allah razı olsun. Sizi izlemek cennette gibi olmamıza vesile oluyor. Rabbim dünyada ve ahirette ayırmasın, inşaAllah” diyor. Yıldız Altaş ismini duymak istemiş, söylüyorum.

“Canım Hocam bu ne heybettir böyle?” diyor, maşaAllah. “Her şey yakışıyor. İnsan ruhunu etkileyen bir görünümünüz var” diyor. “Güzeller güzeli Hocam” diyor, “yeşil bir insana bu kadar mı yakışıyor maşaAllah. Heyecan ve keyifle sizi dinliyoruz” diyor, Gökçe Çetindağ. “Şu anda en ön sırada oturanların yerinde olmayı ne çok isterdim” diyor Gökçe. Olacak, o da olacak inşaAllah.

“Herkes olduğu yerde Hz. Mehdi (a.s)’ın sözlerini duyacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde söylüyor. “Allah-u Teala insanlara öyle bir güç verecek ki, herkes olduğu yerde, oturduğu yerde onun (Hz. Mehdi (a.s)’in) sözlerini duyacak. İmam Mehdi (a.s), İslam’a hayat verecektir” diyor. Arada bir postacı olmadan, Hz. Mehdi (a.s) bulunduğu yerden tüm dünyaya seslenir, onlar da onu duyar, hatta görürler. Televizyon bu kadar net anlatılıyorsa, bir insan bunu görmezden geliyorsa, ben ona ne diyeyim? “Oturduğu yerde hem resmini, hem sesini duyar” diyor. “Görüntüsünü de görür, sesini de duyar” diyor, “oturduğu yerden.” 1400 sene önce söylüyor. “İşler, Hz. Mehdi (a.s)’a emanet edildiğinde, Yüce Allah onun için dünyanın en alçak bölümünü yükseltecek, en yüksek yerlerini de alçaltacak. Yani en yüksek yerini de görebilecek, en alçak yerini de görebilecek. Öyle ki tüm dünyayı avucunun içini gördüğü gibi görecek.” Bilgisayardan baktığında, bütün dünyayı şimdi uydudan görebiliyoruz değil mi? “İçinizden hanginizin avucunun içinde bir saç teli olsa onu göremez?” Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Hz. Mehdi (a.s) için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi için, kainat avucunun içi kadar açık olacak.” Bu telefonlar çok net tarif edilmiş. “Hz. Mehdi (a.s)’ın dostları (arkadaşları) bulutlara binip istedikleri yere gidebileceklerdir.” Uçakla, uçakla bulutun üstünde olmuş oluyor. Her yere gideceklerdir diyor. Ve çok süratli gideceklerini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Güneşin hızından daha hızlı olacak” diyor. Hakikaten uçakla adam gidiyor, güneş batarken gidiyor, güneş yeniden doğuyor uçakla gittiğinde.

BÜLENT SEZGİN: Hocam İstanbul Üniversitesi Hukuk kütüphanesinin bir kedisi varmış, göstereyim mi?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yaklaştır bakayım, yüzünü yaklaştır. Ne şekermiş bu, ne tatlıymış. Oturuş şekline bak. Acayip terbiyeli.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, yurtdışında devam etmekte olan konferanslar var, onunla ilgili bilgi vermek istiyorum. Altuğ ve Turgut kardeşlerimiz sizi temsilen şu an Malezya’dalar. Dün konferanslarımız Şah Alam şehrindeki Mescid Üniversitesi’nin mescidinde başladı. Konu evrim teorisinin çöküşü ve yaratılış gerçeğiydi. Konferansımıza çok güzel bir ilgi oldu. Malezyalı kardeşlerimiz çok memnuniyetle karşıladılar. Konferansın sonrasında kurulan standlarda sizin İngilizce ve Malezyaca kitaplarınız sergilendi. Katılımcılara bu kitaplar dağıtıldı. Konferanslarımız Kuala Limpur’da devam edecek, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Eşimle sizi izliyor ve İslam’ın karanlık, kasvetli ve cehalet içinde boğulmayan yüzünü görüyoruz. Allah razı olsun” diyor, Kıvanç. Doğru.

Söylenen her sözü, alınan her kararı yaratan Allah’tır sözünüze karşılık olarak Muhsin Ayhan diyor ki; “İyi de Hitler ve Stalin’in kararları ne olacak peki?” Deccali Allah yaratıyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı Allah yaratıyor. Firavun’u Allah yaratıyor, Hz. Musa (a.s)’ı Allah yaratıyor. Firavun’un her hareketini Allah yaratır. Hz. Musa (a.s)’ın her hareketini Allah yaratır.

BİR KARDEŞİMİZ: Şeytana Allah izin veriyor Hocam. “İzin verilenlerdensin” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. İmtihan olan bir düyanda olduğumuza göre geceyi gündüzü Allah yaratır. Negatifi pozitifi Allah yaratır. İyiyi kötüyü Allah yaratır.

Mustafa Kurt, Mustafa telefon numarası gibi uzun da bir numarası var. “Adnan Hocam şu ateizm derneği hakkında bir yorumunuzu alalım” diyor. “Sizin fikirleriniz önemli bizim için.” Daha önce söyledim. Ateist düşünce insanların ilk yaratılışından kıyamete kadar olacaktır. Her zaman olur ateist düşünce. Habil Kabil kıssasında da mesela bir kardeş inançlı bir kardeş inançsız. Mesela Hz. Lut (a.s)’ın hanımı ateist ama Hz. Lut (a.s) ehli iman. Mesela Firavun ateist, fakat hanımı ehl-i imandır. Mesela Nemrut ateistti. Hz. İbrahim (a.s) ehl-i necat ve ehl-i imandı. Her devirde olur. Dolayısıyla imtihan dünyasında ateistlerin varlığı, Allah tarafından yaratılır. Ateisti yaratan da Allah’tır. Allah dilemezse onlar o halde olmaz. Ayette diyor, Allah dilemezse siz dileyemezsiniz. Ateist derneğini yaratan da Allah. O derneği kurduran da Allah. Onlar kendileri yaptıklarını zannediyorlar. Üyelerini tek tek tek tek kaderde yaratan da Allah’tır.

TARKAN YAVAŞ: Hadiste de Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, “Allah açıkça inkar edilmedikçe kıyamet kopmaz” diyor.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Ateist dernekleri olacak, ateizm yayılacak. Tevrat’ta da geçiyor, “Minim dini” diyor, ahir zamanda yayılacak. Yani ateizm. Demek ki dernekler kuracaklar, faaliyetler yapacaklar. Komünistler olacak, şunlar olacak, bunlar olacak. Ateizm yaygınlaşacak.

TC Barış Vatan; “1. Dünya Savaşı’nda karşılıklı zor günler geçmiştir. Ermenilere bizim başsağlığımıza karşı onların da başsağlığı dilemeleri gerekir” Tabii öyledir. Yani karşılıklı olması lazım. Türkiye başsağlığı diliyor, onlar başsağlığı dilemiyor. Diyor ki TC Barış Vatan; “Bayrağımızı yaktılar. Güzel bir mesaj gönderdiler kendilerince” diyor. Oranın da faşisti var. Oranın da komünisti var. Oranın da zalim ve gaddarı var. Tüm ermeniler böyle değil.

“Hocam, kadehinizden müthiş gömleğiniz tam olarak görünmüyor” diyor. Peki, kadehi alalım. Talip Karaçancı.

“Sayın Hocam, sizinle tanışmak istiyorum.” Tamam, gel. Tuğba Gezli.

“Habir olan Allah'tır, MİT'i kuran Allah'tır, MİT'in tüm fertlerini yaratan Allah'tır, MİT ajanlarına her türlü görevi veren Allah'tır” sözüne karşılık olarak Selvi Ürek; “Kötüleri lanetlemek bizlerin görevi bunu yapan Allah tır! Ve yine İran'a esir olan MİT'i Allah'a havale ettik bunu yapan Allah.” Niye İran’a esir olsun MİT? Türk İslam Birliği için uğraşıyor MİT. İran’a düşman olmak Türk İslam Birliği’ne karşı olmak demektir. Biz Ermenistan’la bile birleşmek istiyoruz da, İran’la birleşmeye niye bu kadar karşısınız? MİT İran’la aramızı düzeltiyor ve birleşmemiz için gayret ediyorsa helal olsun MİT’e.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan makaleleriniz var Hocam, onlarla ilgili bilgi vermek istiyorum. İngiltere’de Al Quds Al Arabi isimli Arapça gazetede bugün yazınız çıktı. Yazınızda İslam dünyasında mezhep farklılığından kaynaklandığı sanılan birçok çatışmanın aslında din dışı materyalist felsefenin birer ürünü olduğunu açıklıyorsunuz. Kuran ahlakı yaşanıp bu materyalist inançlardan kurtulduğunda mezhepler arasındaki savaşların da son bulacağını belirtiyorsunuz.

İkinci olarak İngilizce haber sitesi Opiniun Maker’da da “Türkiye demokratikleşiyor mu, yoksa tam tersi mi?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bir İslam ülkesi olup aynı zamanda demokratik laik hukuk devleti ilkelerine sahip çıkan Türkiye’nin bu özelliği ile tüm dünyanın ilgi odağı olmaya devam ettiğinden bahsediyorsunuz.

Arab News Gazetesi’nin İslam sayfası bölümünde “Hastalıklar dünyadaki denemelerdir” başlıklı yazınız yayınlandı. Bu yazınızda, Müslümanların kadere tabi olduklarını, dünyada karşılaştıkları zorluklar ve hastalıklar karşısında teslimiyetli bir tavır içinde olduklarından bahsediyorsunuz.

Yine Arab News politika bölümünde bugün “Kıbrıs: Düğüm bu sefer çözülecek mi?” isimli makaleniz çıktı. Kıbrıs barış sürecinde son günlerde gündeme gelen doğalgaz ve su konularının hayati önem taşıdığından bahsediyorsunuz. Kıbrıs’ta birlik ve bütünlüğün sağlanması için Türkiye İsrail ilişkilerinin de iyileşmesinin önemli bir etken olacağından söz ediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ilimle irfanla dünyanın her yerinde tebliğe devam.

Sevgi Hanım; “Ruhum Hocam, bize dönük oturuş şekli iyi, inşaAllah” diyor. “Devletin sizin görüşlerinizden yararlanması güzel bir şey” diyor. Tabii doğru, insan herkesten bilgi alabilir, danışabilir. Allah “istişare edin” diyor. Ben de istişare diyorum.

“Hocam bugün ayrı bir güzelliğiniz var maşaAllah, özel bir sebebi var mı?” diyor Osman. İman, sevgi, muhabbet.

“Hocam, THY’nin yeni bir reklamı var. Iğdır’da küçük çocukların uçakların inmesiyle gayretlerini anlatan. Çok sevimli çocuklar. Ancak sosyal medyada bazı insanlar nefret dolu mesajlar yazmışlar” diyor. İnsan sevgisi olmayan mantık nasıl oluyor? Allah’ı sevmiyor. Allah’tan korkmuyor. Allah’ı sevmeyen, Allah’tan korkmayan çocuğu sever mi? İnsanı sever mi, bitkiyi sever mi, hayvanı sever mi? Nefret adamı oluyor.

Evet, Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin kurulması için İçişleri Bakanlığı onay vermişti. MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkan Meclis’e verdiği önergeyle “Adının Kürdistan olan bir partiye onay verilmesi, hükümetin sözde Kürdistan adı verilen bölgeyi kabul etmesi anlamına mı gelmektedir?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Çok vahim tabii, öyle bir anlama geliyorsa. Onu düzeltsinler öyle bir şey olmaz. Yani resmi olarak öyle bir şey, inanılır gibi değil. Devletin orada, hükümetin, tavrını koyması gerekir. Adım adım Türkiye bir belaya sürüklenmek isteniyor. Burada Hükümet’in gereken karşılığı hemen vermesi gerekir. O hemen düzeltilsin.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, AK Parti anketinde İzmirli delegelerin Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmaması durumunda, Köşk’te kimi görmek istersiniz sorusuna çoğunlukla, Binali Yıldırım diye cevap verdikleri bildirildi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ama sempatik insan ama ben bu kadar sevildiğini bilmiyordum İzmir’de. Evet İzmir’de halk seviyor olabilir.

Gökhan Işık; “Komünizm pusuda kitabı ve Komünizm belgeseliniz çok güzel. Arkadaşlarıma tavsiye ediyorum” diyor.

“Canım Hocam, yayındaki ağabeylerimizi, hocalarımızı tek tek konuşturursanız”  “hem ağabeylerimiz, hem hocalarımız” Allah Allah hocalar da var demek ki. Ağır ağabeyler var, ağabeyler var, “tanıtsanız güzel olur” diyor. “Sorunuza verilen cevap çok manidardı, maşaAllah. ‘Şeref duyduk’ diyor, inşaAllah” diyor. Yavuz Gözüm. Tabii, Bedri bizim eski kardeşlerimizden, çoğu öyle.

Orxan Aliyev; “Az önce İran’la birleşme konusunda fikrinizi söylediniz. Tüm Müslümanlar kardeştir ama İran gibi bir devletin bu birleşmeye hazır olması gerekiyor diye düşünüyorum ben. Hatam varsa af ola.” Herkesin birleşmeye hazır olması lazım. Sen İran’da birisine söylesen, Şii’ye söylesen ki Türkiye’yle birleşelim mi? Haşa der bazıları. Önce Türkiye kendini düzeltsin der. Bu mezhep taassubu mahvediyor Müslümanlar’ı. Bu Mehdiyet ile ortadan kalkacak. Mehdiyet’te mezhep taassubu yok.

Türkiye’yi bölme kararı almışlar. Ağzımızın içine bakıyorlar. Yani bakıyorlar ki, biz ne diyeceğiz. Yani biz ses çıkaracak mıyız, çıkarmayacak mıyız? Eğer ses çıkarmazsak şakır şakır bölecekler anladığım kadarıyla. İflahınızı keserim, iflahınızı. Kıyamet kopar. Türkiye’yi böldürmeyiz. Bunu unutacaksınız. Kanunla, hukukla, akılla, fikirle. Aman, öyle sessiz kuzu gibi bir kitle yok. Çok dikkatli takip ediyoruz. Başbakanımız ne diyor, Tayyip Hocam? “Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil“ diyor. Alkış. Tayyip Hocam’la ittifak halindeyiz bu konuda.

Benim minik talebelerimin resimlerini görelim, varsa gösterelim. Var mı resimler, ufaklıklar kitap okuyorlar. Levent ve Efe. Bunlar minik Adnancılar. Dünya tatlısı bunlar maşaAllah. Meraka bak sen. Allah ömürlerini uzun etsin, sağlık-sıhhat versin.

“Aslan Hocam, sizin Allah sevgisinden kaynaklanan müthiş bir sevgi gücünüz var” diyor maşaAllah. “Gücünüz tüm dünyaya yeter, sevginiz” diyor. “Ailecek sizi çok seviyoruz. Şu an sizi kızımla izliyorum” diyor, Pınar Akkoyun.

İrem Uygar; “Çok tatlı, neşeli, çok şeker, esprili canımdan öte tüm dünyaya sevgiyi öğreten aşkımsın” diyor, maşaAllah.

“Hocam madem öyle Süleyman Hocam’ı da dans ederken görmek istiyoruz” diyor, Burçin. Nerelerde o, buralarda mı? O yandı o, gelip oynayacak, inşaAllah. Hazır olda dursun orada. Umumi istek üzerine sizi alacağız birazdan Süleyman Bey. Kaç yıllık talebemsin Süleyman?

SÜLEYMAN DAVUTOĞLU: 28, Hocam.

ADNAN OKTAR: Bak 28, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimizin faaliyetleri var. Onları okuyalım mı?

ADNAN OKTAR: Tamam, anlat.

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimiz Dikimevi ve Sıhhiye’de ayrı olarak otuz beşer adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: 2 Nolu Askeri Cepheci Dikimevi?

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Evet, Hocam. Geçtiğimiz Pazar günü kardeşlerimiz Gümüşsuyu’nda daha önceden de ziyaret edip, kitaplarınızdan hediye ettikleri Süryani Katolik Kilisesi’ni ziyaret etmişler. Paskalya Bayramı nedeniyle kilise görevlileri çok yoğun olduğu için fotoğraf çekememişler. Ancak kilise bahçesinde dolaşan sevimlilerin fotoğrafları ile geçen sene ziyaret ettiklerinde sizin tavsiyeniz üzerine hediye ettikleri gül fidanının fotoğrafını çekmişler. Hristiyan kardeşlerimizin bayramını tebrik etmişler. Kayseri’de kardeşlerimiz İldem ve Sinan kent mahallelerinde bin adet A9 TV broşürü ve otuz adet sizin eserlerinizden dağıtmışlar. Çarşamba günü kardeşlerimiz Balıkesir’de çok sayıda kitabınızı halka hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel olmuş. Allah hepsine sağlık-sıhhat versin, afiyet versin. Her yerlerini nur eylesin. Yalnız o ufaklıkları ben yakından göreyim. Evet, özellikle şu ekip, şu tatlılığa bak sen yakışıklıyı da görüyor musun? Kravat, ceket, gömlek her şey mükemmel, saçların şekli. Benim bir tanem çok çok güzel, kıyafeti de çok güzel olmuş, çok yakışmış, tacı çok güzel. Yakışıklımız da muhteşem yakışıklı maşaAllah. Aferim, diğer ufaklıkları görebiliyor muyum?

"Hocam" diyor, "herkesin yanındasın. Bir Kürt olarak Arınç Bey’in fikrini desteklemiyoruz." Bak ne diyor? "Federasyon, şu, bu hiç bir şeyi kabul etmiyoruz" diyor. “Bölünme istemiyoruz. PKK'yı Güneydoğu’da istemiyoruz. Kürtler dinini çok seven, Allah yolunda canını şahadet için veren bir millettir. Hepimiz kardeşiz. Ve bütün kardeşlerimizle Kürt, Türk, Laz, Çerkez kim varsa hepsini Allah için çok seviyoruz. Ve bölünmelerini istemiyoruz. Buna müsaade etmeyeceğiz inşaAllah" diyor. MaşaAllah, çocuklarının da resimlerini göndermiş, maşaAllah.

"Hocam şahane bir program oluyor. Konuşmalarınız, tavrınız münafıklara, kalbi Kuran’dan, Allah sevgisinden uzaklaşmış olanlara tokat gibi oluyor elhamdülillah" diyor. "Bu arada Hocam, Erkan Hocamız’ı da pistlerde görmek istiyoruz mümkünse" diyor. Demin öyle bir şeyler yaptı. Ben şarkı da söyleteceğim ona. Bir kere çok güzel taklit falan da yapıyor. Dur ben senle ilgili bayağı bir şey düşünüyorum.

"Ruhumun içi bir tanem Hocam. O yakın çekim görüntülerinizde kalbim duracak sandım. Güzel gözlerinizi çok özlemiştim. Sık sık bekliyorum ekrana kilitlendim" diyor Melisa, maşaAllah.

"Bu hafta öğretmenler toplantısında okul müdürümüz kendisine yukarıdan öyle emir geldiğini ima ederek şöyle dedi; ‘cemaatlere öğrencilerimizi kaptırmayacağız.’ Hocam bizim müdür gibi bir çok ve aslında İslam'a hükümete uzak olduğu halde, konjonktür gereği dindar ve devletçi kılıfı altında bütün İslam cemaatlerinin hizmetlerine engel olmaya çalışabiliyorlar. Hükümet pireye kızıp yorgan yaktıracak. Bu kadar emekler heba edilmesin, inşaAllah" diyor. Olabilir tabii, mesela adam namaz kılıyor.  Diyorlar; "paralel herhalde, öğrencilere Allah var" diyor, "o paralel herhalde.” Böyle tehlikeli bir gelişim oldu. Tayyip Hocam bu konuda tedbir alsın. Paralel maralel derken din, iman elden gidecek Allah esirgesin. Çok tehlikeli bir gelişme bu. Baksana cemaatlere öğrencileri kaptırmayız diyor. Komünistlere kaptırıyorsun, PKK'ya kaptırıyorsun, uyuşturucu satanlara kaptırıyorsun, sapıklara kaptırıyorsun. Cemaat, bütün Türkiye zaten cemaatlerden oluşuyor. Cemaatsiz toplum olur mu? Museviler’in cemaati var, Hıristiyanlar’ın cemaati var, masonların cemaati var, değil mi? Esnafın cemaati olur. Herkesin bir cemaati olur.

Şimdi Fikret Bey bize bir şey söyleyecek, sonra da Bülent Bey, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Başbakanımız teşekkür mitingi yaptı bugün Konya'da. Daha önce sesi kısıldığı için yapamamıştı.

ADNAN OKTAR: Konya mıydı o?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Sesi kısık olarak miting yaptığı yer Konya mıydı?

KARTAL GÖKTAN: Orada sesi kısıldığı için yapmamıştı Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamamen vazgeçmişti.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Konya sağlam olduğu için vazgeçmiştir. Orayı mutlaka kazanacağımdır demiştir. Öbür yerler şüpheliydi herhalde. Ama halk çok sevdi öyle yapınca. Çünkü hakikaten sesi bir çok insanı güldürdü. Ama buna rağmen bir insan, buna rağmen, sesini kaybetme tehlikesi de vardı. Yani tamamen kaybetme. Allah için, İslam için, Kuran için bu kadar fedakarlık yapıyorsa. Halktan ağlayanlar oldu. Çok sevdiler yaptığı o fedakarlığı. Bir kısmı güldü, bir kısmı alay etti. Ama halk çok sevdi. Tabii, maşaAllah.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle söyledi Hocam; "Biz kuluz, ne Erdoğan, ne cumhurbaşkanı. Biz günah yaparız günahkar kulllarız, insanız. Bu kibirle gururla olmaz. Kibri gururu ayakları altına alan bir toplum olmaya mecburuz. Sizin hakkınızı, hukukunuzu, iradenizi, namusunuzu şerefimiz bilerek çalışmaya devam edeceğiz. Yalan üreten medyalara karşı tavrınızı koyun. Bu yetmez, yaptıklarının hesabını hukuk içinde verecekler. Montajların, dublajların, şantajların hesabını verecekler. MİT'in tırlarını durdurmanın hesabını verecekler.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam kafasına takmasın, hiç bir şey olmaz. Çok iyi oldu o tapeler. Hükümet çok büyük beladan kurtuldu. Kendi de söylüyor bak şimdi "hikmet hayır var" diyor. Tabii musibet ondu ama hayır var diyor, inşaAllah.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: "MİT'in tırları durdurmanın hesabını verecekler. Allah'tan başka kimseden korkmayız, çekincemiz yok bunu biliniz." Pensilvanya için de şunları demiş Hocam. "İnzivaya çekildim" diyor, "İnzivaya çekilmek için Konya'dan İstanbul'dan daha güzel yer olabilir mi? Hadi çık o zaman Türkiye'ye gel."

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak derviş ağzıyla konuşmuş. Hz. Mehdi (a.s) İstanbul'da. Değil mi? "Ne işin var Pensilvanya'da?" diyor.

"Hocam eski talebelerinizi görmek istiyoruz" diyor. Nerede? Pistte.

"Hocam bir an bile televizyonun başından ayrılamıyorum" diyor. "Erkan Hocamız’ın fasıla eşlik etmesi için sabırsızlıkla bekliyoruz ailece" diyor. Yani ortalık karışmış. Evet, Büşra, Tuğba, Hakan, Mesut, Ülfet hanım yazmış. Gülşen, Pakize, Ömer kardeşimiz yazmış.

"İlk bakışta sosyetik ulaşılmaz gibi görünüyorsunuz. Ama sizleri takip ettikçe halktan, alçakgönüllü, mütevazi olduğunuzu fark ettim. İçtenlik var Anadolu evlerinde gördüklerimi izliyorum. Gerçek Anadolu müziği ile dans etmeniz çok hoşuma gitti" diyor. "Köy düğünlerinde ki gibi. Sizi çok seviyorum Canım Hocam" diyor, maşaAllah. Zehra Acar Türk. Başka müzik yoktur. Yani delikanlı alemi bu tarz müzikten hoşlanır, inşaAllah.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu 1915 olaylarına ilişkin “Başbakan’ın açıklamasının muhatabının öncelikle devletler değil, dünyanın her yerinde yaşayan Ermeniler” olduğunu belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Tamam çok güzel, Sayın Davutoğlu Hocam’ın elinden de öpüyorum da, şimdi bir topluluk düşünün. İki aile bazen birbirini kurşunluyorlar. Bir ailede mesela üç kişi vefat ediyor. Bir ailede iki kişi vefat ediyor. Kan davası oluyor aralarında. İki tarafı barıştırıyorlar. “Başınız sağ olsun" diyor bir taraf. Öbür taraf "sizin de başınız sağ olsun" diyor. Kucaklaşıyorlar. Şimdi biz dedik ki; başınız sağ olsun. "Bize baş sağlığı dilemeniz hoşumuza gitti" diyor, "teşekkür ederiz". "Peki" diyoruz, "bizim şehitlerimizle ilgili baş sağlığı dilemeyi düşünüyor musunuz?" . "Siz ne konuşuyorsunuz? Öyle bir şey yok. Baş sağlığı dilemiyoruz." Niye diyoruz? "Ağrı’yı da bize vereceksiniz" diyor, 1-"Yüz milyonlarca dolar para vereceksiniz. Güneydoğu’nun büyük bir bölümünü bize vereceksiniz. Bu Güneydoğu Anadolu'nun." Yani Van hepsi oranın istiyorlar. O zaman bunun ilk adımı bu. Yani şimdi devlet ne dedi? Hükümet ne demiş oluyor onlara göre? "Evet biz böyle bir suç işledik. Sizi öldürdük. Kitle olarak bir soykırım yaptık. Özür diliyoruz. Bizi affedin. Yani oldu bir hata.” Şimdi bu anlamda anladı onlar. Tayyip Hocam’ın iyi niyetli sözünü böyle anladılar. Halbuki onların yapacağı şey ne? "Evet doğru, karşılıklı bir savaş oldu. Bizim başımız sağ olsun. Ama sizin de başınız sağ olsun. Gelin tokalaşalım" demeleri lazım. Konu böyle hallolur, sevgiyle hallolur. Şimdi lafı bambaşka anladılar. Solcular bayram ediyorlar. Soykırımın Türk hükümeti tarafından kabul edilmesinin ilk adımı olarak görüyorlar. Sonra diyecekler ki; "Obama'da soykırımı kabul etti. Niye kabul etti? Çünkü Türkiye hükümeti zaten kabul etti soykırımı. Biz kabul etmezsek zaten mantıksız olur. Kabul ettiğimize göre o zaman bunu mahkemede çözelim diyecekler. Uluslararası mahkemede çözelim. Ne yapacağız? Zamanında burada 1,5 milyon Ermeni var mıydı? Vardı. Topraklarını gasp ettiniz mi? Ettiniz. Öyle inanıyorlar. O toprakları bir kere geri vereceksiniz. 1,5 milyon insan içinde can bedeli ödeyeceksiniz. Katrilyon hesabıyla para zaten istenen. Dünyadan da özür dileyeceksiniz. Güneydoğu'yu da PKK'ya vereceksiniz, Kıbrısı'da Rumlara vereceksiniz, İstanbul'da bağımsız bölge olacak, İzmir ve bölgesini de aynı bağımsız bir bölge haline getireceksiniz. İç Anadolu sizin olsun" diyorlar. "Ankara, Konya, Eskişehir oralar sizin olsun. Bir süreliğine müsaade ediyoruz" diyorlar.  "Karadeniz'i de ayıracaksınız" diyorlar. Şimdi adım adım bunun yolunu yapmaya çalışıyorlar. Kardeşim siz Türkiye'yi yakmaya kalkışırsanız, dünya yanar bak söyleyeyim. Amerika yanar, baştan başa yanar Amerika. Amerika'da oturulacak yer kalmaz, bina kalmaz. Avrupa baştan başa yanar. Avrupa'da tek bir tane bina kalmaz. Herkes aklını başına alsın. Türkiye ile oyun oynanmaz. Kıyamet kopar, Allah dünyayı başlarına geçirir. Akıllarını başlarına alsınlar. "1,5 milyon tane Ermeni'yi katlettiniz" diyor adam. Nerede peki diyoruz katlettiğimiz bu insanlar nerede? "Toprağın altında" diyor. Yani gömülmüş. Kardeşim on binlerce metreküp mezar kazılması lazım bu iş için. 1,5 milyon insan toprağın altına nasıl gömülür? Binlerce dozer çalışsa, yıllarca uğraşsa yine gömemezsin 1,5 milyonu. Bu nasıl bir vahşettir, nasıl bir olay oluyor da böyle bir şey oluyor? Nerede bu insanlar? Gel göster o zaman toprağın altı duruyor. Gel eş, bak. Mezarları eştiğimizde toprağın içini benim canlarım, Türk şehitlerinin kemikleriyle karşılaşıyoruz. Benim canlarım Türk şehitleri, kemikleri ile karşılaşıyoruz. Kaç defa öyle çalışma yaptılar, hep Türk mezarları çıktı. Bir buçuk milyon , bu abartıyı da bir çok insan kabul ediyor. Tamam bir savaş oldu. Karşılıklı insanlar öldü. Doğru. Türk şehitler var, Ermeniler’den de ölenler var. Doğru. Karşılıklı baş sağlığı dilenip konu kapatılması lazım. Konu bu. Bu şekilde almadılar şu an Başbakan’ın sözünü. Başbakan soykırımı kabul etti şeklinde aldılar. Şimdi de diyorlar; “uluslararası mahkemeye gidelim artık” diyorlar. “Bir sonra ki aşamada Türkiye bunu kabul edecek” diyor. Zaten bazı solcular uçuyorlar, bayram yapıyorlar. Türkiye parçalanacak diye bayağı seviniyorlar. Yok öyle şey. Bunu unutacaklar. Tayyip Hocam iyi niyetle baş sağlığı diledi. Ne yapılır? Gelir sende ben de sizler için başsağlığı diliyorum dersin, olur biter. Bu soykırımı kabul anlamında değil. Ama böyle anlıyorlarsa , bu felaket. Düzeltilmesi lazım. Başbakanımız ikinci bir açıklama yapsın, bu adamların bu yanlış anlama ihtimalini ortadan kaldırsın. Bu bir soykırım iddiasını kabul değil, oradaki yaşanan acıların kabulüdür. Savaşı hiç kimse istemez. Çanakkale’de de biz aslanlarımızı, yüz binlerce aslanımızı şehit verdik. Türk soykırımı yapıldı demiyoruz. Savaş oldu. İngilizlerden de ölenler var ama yüz binlerce Türk şehit oldu. Şehitliklerimiz dolu aslanlarımızla.

Ne anlatalım, ne konuşalım?

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimizin faaliyetleri var, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Faaliyetleri göreyim, o önemli.

KARTAL GÖKTAN: Konya da kardeşlerimiz bir hastaneye ve sağlık ocaklarına 20 adet sizin kitaplarınızdan dağıtmış. Önceki gün İzmir Konak da ki kardeşlerimiz çok sayıda kitap ve DVD dağıtımı yapmışlar. Pazar günü Almanya’da 40 kadar kardeşimiz biraraya gelip  iman hakikatleri okuyup sohbet etmişler. Gümüşhane’de bir kardeşimiz AK Partli belediye başkanımızı ziyaret edip kendisine Komünist Kürdistan Tehlikesi ve Türk İslam Birliği kitaplarınızı hediye etmiş. Ayrıca odasında bekleyen konuklara da A9 ve İslam Birliği broşürü vermiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel olmuş, tebrik ediyoruz. O Almanya’daki kardeşlerimiz mi evde toplantı yapanlar?

BÜLENT SEZGİN: Evet, inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Göreyim bir daha. MaşaAllah. Ne güzel toplantı, ne nurlu toplantı. MaşaAllah, Allah şevkleri artırsın.

Bülent Bey buyurun.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın Kılıçdaroğlu Haşim Kılıç’ın konuşması için şöyle bir yorum yapmıştı; “Tam zamanıydı nedeni ise şu: hukuku üstünlüğünü unuttuk. İsyanın gerekçesi yargıyı sayasal iktidarın arka  bahçasine getirmeye çalışan anlayış. Anayasa Mahkemesinin HSY kararının eksik olduğu için ben de eleştirdim. Zaman zaman sert eleştiriler yaptım. O eleştirilerin bugünde arkasındayım dedi.”

ADNAN OKTAR: İşte herkes istediği gibi konuşsun. Ama kırıcı olmak olmaz, yakışık almaz. Ama konuşulmayan bir Türkiye, çok tehlikeli.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Türkiye’de nükleer santrallerin turizmi olumsuz etkileyeceği iddialarına yönelik, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Paris’i örnek verdi. “Ve pergeli Eyfel Kulesi’nin merkezine koyun. 90 kilometrelik bir daire çizin. Yedi nükleer santral var. Oradaki tristlere bir şey olmuyor” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Şahane cevap gibi görünmekle beraber tabi nükleer santral çok rahatsız edici. Yani orada yaşayan insanlar için çok rahatsız edici, çok zorlu bir şey. Baraj santralleri çok güzel veya rüzgar gücü ondan gerisi tehlike yani. Kolay iş değil.

Bismillah, Enfal Suresi, 39. Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne kalmayıncaya kadar mücadele edin” “dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar mücadele edin.” Dinin hepsi bak, dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar. “Din dünyaya hakim oluncaya kadar” yani, “mücadele edin” diyor. Enfal 45-“Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin-ki, kurtuluş (felah) bulasınız.” Bize komplo yapıldığında 99’da, Gökalp polis arabasına binerken bu ayeti okumuştu, hatırlıyorum. Çok iyi hatırlıyorum, hiç korkmamıştık. Bak, “Ey iman edenler” şeytandan Allah’a sığınırım. “Bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin” Bu iddia edilen Ergenekon terör örgütünün komplocularına karşı böyle bir söz söylemişti. Bak, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman” Yani Allah düşmanlarıyla karşı karşıya geldiğiniz zaman. “Dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız.” Hatırlıyorsun değil mi? Polis minibüsüne binerken kapısında söylemiştin. Aferin, inşaAllah.

GÖKALP BARLAN: İnşaAllah Hocam, maşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: “Azerbaycan’dan Ahmet Adnan, ellerinizden öpüyor Hocam” diyor. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah. Birçoğunun ismini ben koydum. Ahmet Adnan da benim verdiğim isimlerden.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri vardı, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bülent Bey, evet dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Dün Beşiktaş’ta kardeşlerimiz 300 adet CD dağıtmışlar, inşaAllah. Diyarbakır’da da dün kardeşlerimiz sizin çok sayıda “Komünist Kürdistan Tehlikesi” kitabınızı ve diğer eserlerinizi halka hediye ettiler Hocam.

ADNAN OKTAR: Diyarbakır’da daha da makbul. Mardin’de, Siirt de daha da makbul. Ankara’da 1 sevap alırlarsa orada 10 sevap alırlar, maşaAllah.

Biz bitirelim de yarın yine devam edelim inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bir hatırlatma yapabilir miyim?

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, evet.

KARTAL GÖKTAN: Bu akşam saat 20:00’da A9’da Gündem Analiz programında bağnazlık ve kadın özgürlüğü konusu konuşulacak, inşaAllah. İzleyenlerimize bu programı kaçırmamaları için hatırlatıyoruz.

ADNAN OKTAR: Tamam hadi bakalım, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü