Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (1 Mayıs 2014; 15:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi sefa geldi.

Mehter müziğinin mesajı PKK’ya. Türkiye’yi böldürmeyiz. Teslimiyetçi politikaları kabul etmeyiz, ezik politikaları kabul etmeyiz. Bağnazların içerisinde ürkekler var. ‘Ver kurtul’ kafasında olanlar var, buna müsaade etmeyiz. Tayyip Hocam delikanlıca diyor; “tak bayrak tek devlet tek millet, evelAllah böldürmeyiz ülkeyi” diyor. O doğru yolda.

Fikret Bey siz devam edin dinliyoruz sizi.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bildiğiniz gibi üç ayların başlangıcı ve ramazan ayının habercisi olan Regaip kandili. Bütün kardeşlerimizin ve İslam aleminin kandillerini kutluyoruz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iftarda böyle güzel zeytinler, çeşitler, hurma çeşitleri. Güzel yoğurtlu çorbayla açacağız iftarı, sonra hindili pilav hoşafla neyin, maşaAllah. Ama birdenbire de hızlı girmeyeceğiz. Çok şahane oluyor ramazan. Çocukluğumdan beri maşaAllah zevkle idrak ettim, maşaAllah. O mahyalar şu bu falan çok çok daha güzel şeyler olabilir, inşaAllah. Eğlenceler, ramazan eğlenceleri.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı da kutluyoruz inşaAllah. Bugün 1 Mayıs dolayısıyla İstanbul’da yaklaşık 19 bin polis görev yapıyor inşaAllah. Şişli’deki İSK Genel Merkezinden ve Beşiktaş Abbasağa’dan Taksim’e yürümek isteyen bir gruba polis izin vermedi. Okmeydanı, Beşiktaş, Osmanbey gibi birçok yerde de sol gruplar barikatlar kurdular ve polise taşlarla saldırdılar. Çelik kuvvet ekipleri de su ve gazla müdahale etiler, inşaAllah. Bazı resimler de vardı uygun görürseniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Boş ver işte olmuş. Olanla ölene çare yok. Zaman gelecek bunlar tarihe karışacak. Her Mayıs’ta olay çıkar mı? Mayıs’ta insanlar davul-zurnayla eğlensin kardeşim, klarnetle, kemanla, değil mi? Genç kızlar, genç delikanlılar yeri yerinden oynatsınlar. Kavga olmasın, olay olmasın.

Sevgi Hanım. “Canım Hocam, tam yazacaktım ki siz sordunuz. Tabii ki çok güzel olmuş. İçinde sizin varlığınızla daha ihtişamlı oluyor” diyor.

Zeynep; “Hocam, dünkü ayakkabı da çok çıktı maşaAllah” diyor. “Rengi de çok yakışmış” diyor.

“Bağnazlar insanlar hizaya getirebileceklerini sanıyorlar. Bizim milletimiz zorla, baskıyla hiza olmaz. Bağnazlıktan hoşlanmaz.

CNK Şahinoğlu; “Bunu Başbakan için söylemiştiniz Hocam, bariz. Ona da yollar mısınız?” Tayyip Hocam alemcidir, neşelidir. Alemci derken; müzikten, neşeden, eğlenceden hoşlanır. Fasıl getirtiyor eve, değil mi? Eğleniyor, hanım şarkıcılarla şarkı söylüyor. Yobaz takımı ona rahatlık vermiyor. Yoksa Türk gençliği gibidir Tayyip Hocam, delikanlıdır. Ama bağnazlar nefes aldırmayınca dikkatli davranıyor. Yoksa baya dışa dönük bir insan.

“MaşaAllah, muhteşem görünüyorsunuz, Rabbimiz lutfettiği için” diyor.

“Kartal Yalı Mahallesi denilen yerde polis yokmuş. Dağbaşı gibiymiş, gençler uyuşturucuya alıştırılıyormuş. Birçok gençte silah varmış. Burası Topselvi diye geçiyormuş. Var mı böyle bir semt? Doğru mu bu iddialar?

KARTAL GÖKTAN: Var Hocam.

ADNAN OKTAR: Oraya kocaman hükümet gibi bir karakol yapsınlar. Bir başına, bir sonuna, bir ortasına dümdüz olur. Öyle bir şey olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Maltepe Gülsuyu mahallesi de aynı şekilde Hocam.

ADNAN OKTAR: Maltepe Gülsuyu Nahallesi.

Ben eskiden MHP’nin kongrelerine giderdim, ülkücülerin yaptığı böyle geceler oluyordu onlara gidiyordum. Teybim vardı onu da alıp gidiyordum. Çok hoşuma gidiyordu onların yaptıkları toplantılar. ‘Çırpınırdı Karadeniz’ çok önemliydi. Ülkücü gençler bir araya geldiklerinde de öyle, kafileler halinde geliyorlardı. Ama o eski heyecan yeniden ülkücü gençler arasında canlanmalı. Yer gök inlerdi eskiden, yine aynı şekilde olması lazım. Çok şahaneydi eskiden eski günleye dönelim.

Saadet Partisi de, Milli Selamet Partisi de eskiden geceler yaparlardı, yer gök inlerdi. Müthiş bir heyecan vardı. Orada kitaplar satılırdı çeşitli tabii milliyetçi yayınlar. “Ülkücüye Notlar”  Vardı, Necdet Sevinç’in, rahmetli. O dikkatimi çekmişti o kitap o zaman onu almıştım. Bir ara yasaklandı o kitap hatırladığım kadarıyla. O zamanlar  “Selçuklular” diyordu. Mesela bir ışıkla Selçuklu İmparatorluğu’na ait bayrakla birisi içeri giriyor, müthiş alkış alıyordu. Gazneliler, bütün on altı Türk devleti tek tek gösteriyordu. Sonunda en son Osmanlı diyordu. Yer gök yıkılıyordu maşaAllah. Çok çok heyecanlıydı o zaman ülkücü gençlik. Aynı heyecanı istiyoruz. Aynı coşkuyu istiyoruz. Hatta daha fazlasını inşaAllah, maşaAllah. Bizim lisede de ülkücüler hakimdi. Okul çıkışlarında oraya toplanırlardı. Mehter müziği söylerlerdi. Ceddin Deden; küçük bir grup halinde. Arkada Niğde Öğrenci Yurdu vardı, bizim okulun arkasında, Kurtuluş Lisesi. Kredi Yurtlar Kurumu vardı. Zaten orası silme ülkücüydü. Hukuk Fakültesi komünistlerin daha etkin olduğu bir yerdi. Siyasalda öyle. Detaylara girmeyeyim de her seferinde bir olay olurdu. Hep olayların içinde büyüdük. Her seferinde merak eder giderdim, görürdüm. O Seyran Bağları da öyle orada yurtlar vardı, öğrenci yurtları. Boydan boya hep ülkücülerindi. Sağ taraf tamamen ülkücülerindi. Sol tarafta Sivas Öğrenci Yurdu vardı. Orası Marksistlerin elindeydi, komünistlerin elindeydi. Ben şaşırıyordum, nasıl oluyor, karşı karşıyalar böyle, direncine şaşırıyordum yurdun. Bir akşam elektrikler kesildi. Böyle polis arabalarının sadece ışıkları görünüyor. Bende amcamlara gidecektim Seyran Bağları’na. Gençler doldurmuşlar yurt tavanlarını, en üst katlarına çıkmışlar. Birisi “Türkiye büyüsün” diyor, hepsiyle beraber “Türkiye büyüsün” diyor. “Türkiye büyüsün Turan olsun” diyor. “Düşman ülkesi yıkılsın viran olsun” diyor. Bu hoş bir söz tabii de ama düşman yerle bir olsun değil de o düşünce yok olsun anlamında. Mesela komünist düşünce yok olsun anlamında. Dua mahiyetinde bir söz. Efendim Ziya Gökalp’in ifadeleri bunlar. “Türkiye büyüsün Turan olsun, düşmanlar ülkesi yılıksın viran olsun.” Ama canhıraş bağırıyorlar. Ben tabii orada ortalık çok karışık olduğu için bekleyemedim, amcamlara gittim. Ben her gittiğimde yanımda bir kilo bisküvi ile giderdim. Misafir bereketiyle gelirmiş, çayla bisküvi. Gece geç vakte kadar, sabaha kadar oturdum onlarla. Sabah ışımasına yakın döndüğümde Sivas Öğrenci Yurdu’nda mehter marşı duyuluyordu. Oranın büyük geniş bir penceresi vardı. Boydan boya kocaman kurt resmi asılmış, yapıştırmışlar. Baya güçlü olarak yurdun kendi mikrofon sisteminden ‘Ceddin Deden’ veriyorlardı. Yurt herhalde sistem olarak değişmişti, bir gecede. O zamanda ortalık çok karışıktı, çok zordu maşaAllah. Bizim Seyran Bağları’na kadar Maocular olsun, komünistler olsun, oralara kadar gelmişlerdi. An meselesiydi. Orada ülkücüler kahvehane gibi bir yer tuttular. Onun önünü briketle tahkim ettiler, bir kurşun saldırısına karşı. Ondan sonra orada kaldılar, aşamadılar. “Çanakkale geçilmez, ince su aşılmaz” diye ülkücü gençliğin çeşitli o zaman fraksiyonları vardı. Genç Ülkücüler Teşkilatı vardı, Ülkü Ocakları vardı. Altında da imzası vardı. Hakikaten ondan sonra bir ilerleme olmamıştı. Üstten de yine Allah korudu. Orada da çocuklar ev tutmuşlar. Bir apartman ama apartman tamamen boşalmış. O zaman şiddetten dolayı anarşi, terör çok olduğu için. Ülkücü gençler canlarım benim orada nöbet tutuyorlardı. Gecenin üçünde de, dördünde de gece nöbet tutuyorlardı. Biz geçerken bakıyorduk hakikaten pencerelerin camları da yok, pencerelerin orada bekliyorlardı. Allah için, Allah rızası için hiçbir çıkarları yok, genç delikanlı çocuklar. Hakikaten ilerleyemedi ondan sonra aşağı. Yoksa bizim mahalleyi saracaklardı. Tamamı gidecekti. Orada kaldı o devirde. O zamanlar devlet, hükümet pek ilgilenmiyordu o kadar. Çok pasifti yapı. Ülkücü gençlik hakikaten komünizmin Türkiye’ye girmesini engelledi. Bu bir gerçek. Ben o devri yaşadım biliyorum. Toplantılar yaparlardı, fikri çalışmalar, tartışmalar. Sonra Saadet Partisi o zeminden güç aldı. Ondan sonra çıktı ortaya. Onlara da milli bir hamle yaptı. Ondan sonra Türkiye’de sağ böyle gelişti. Yoksa Türkiye’nin hali içler acısıydı. Türkiye gitmişti. 12 Eylül öncesinde de öyle komünizm acayip. Ama MHP’nin büyük bir toplantısı olmuştu Ankara’da. Dediler “bundan sonra Türkiye’ye komünizm girmez.” Bir milyon kişi toplanmıştı. Bir milyon ülkücü, bütün Ankara insan seliydi adeta. Müthiş kalabalık olmuştu. Sloganlar, ülkücü sloganlar. Hakikaten her kesin kanaati gelmişti. Artık bundan sonra komünizmin imkanı yok Türkiye’de gibi.

Şimdi Cübbeli’nin, Hz. Mehdi (a.s)’ın anlatışını dinleyelim, biraz komünizmin tehlikesinden bahseden filmlerden izleyelim, sonra devam ederiz, inşaAllah.

Vtr-Cübbeli Ahmet Hoca, Hz. Mehdi (a.s)’ın Teninin Renginin Buğday Renginde, Cisminin ise İsraili Olacağını Anlatıyor.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Azerbaycan'dan kardeşlerimizin güzel faaliyetler var maşaAllah. Onlardan bilgi vermek istiyorum. Azerbaycan'da Reşat ve Ramil kardeşlerimiz Bakü, Ağdaş ve Göğçay şehirlerinde valilere, belediye başkanlarına, yargıtaylara, mahkemelere, savcılıklara, polis müdürlüklerine, mescitlere, kiliselere, hastanelere, otellere, kütüphanelere, okullara, müzelere ve birçok devlet dairesine sizin Kuran Bilime Yol Gösterir ve evrim teorisinin geçersizliğini anlatan kitaplarınızdan çok sayıda hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Azerbaycan bizim canımız. İki devlet bir milletiz. Bizim Rize'miz, bizim Konya'mız. Ama bizden ayrılmış şuan. Suni bir ayrılık. Bunu kaldıracağız. Dışişleri Bakanımız yoğun gayret ediyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)'a nasip olacak.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Bediüzzaman Hazretleri, Kastamonu Lahikası'nda sayfa 53'de “Bir rivayette deccal dünyayı zapt eder manası ekseriyeti mutlaka ona taraftar olur demektir. Şimdi de öyle oldu” diyerek kendi döneminde deccaliyetin tam olarak hakim olduğunu ifade ediyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 1971 olaylarını Bediüzzaman anlatıyor. Onu bana çıkışını getirin. Kuran ayetlerinden çıkarıyor 1971'de olacak olayları.

Tevbe Suresi, 128. Tevbe Suresi 9. sure. 128. ayet. “Bir elçi gelmiştir” 1990 ebcedi. Bir tane tarih veriyor. Hep bir tane şahsa Kuran'daki ifadeler. Hep böyle mesela “elçi gelmiştir”, “bir fütuhat olacaktır”... Hep Hz. Mehdi (a.s) devrinin tarihi çıkıyor. Bu çok büyük bir mucizedir.

Şeytandan Allah'a sığınırım. “Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka İlah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur."” (Tevbe Suresi, 129) Mümin hep öyle olacak. Mesela diyor ki “şu kadar adamlar var, Darwinistler şu kadar büyük tesislere sahip, imkanlara sahip.” Tamam, Allah'ın gücü hepsinin üstünde. Şu an Darwinizm zavallı hale geldi. Mağlup oldu, inşaAllah.

Mesela bak çok manidar. Yunus Suresi, 2. “İnsanları uyar ve müjde ver.” Yunus Suresi. 2002 tarihini veriyor. Bak “insanları uyar ve müjde ver” 2002. Evet 2002 çok önemli bir tarih. Biliyorsun 02.02.2002 olayı oluşmuştu. Kardeşim Kuran'da zaten bu belli kelimeler belirli sayıda ve belirli vurgularda. Mesela bak diyor ki Cenab-ı Allah: Yusuf Suresi, 21. 21. yüzyıla bakıyor. 12. “Allah emrinde galip olandır.” 2014 tarihini veriyor. Bu kadar tevafuk normal mi? Hepsi ahir zamanı veriyor. 9814 çıkar, 3711 çıkar, 874 çıkar. Öyle değil. Hep tam 2000'li tarihler. Hakimiyet.

Bağnazlar, Türkiye'nin kendi kafalarında olacağını zannediyorlar. Türkiye onlara şaşkınlıkla bakıyor. Utanç içinde ve ezik geziyorlar. Türkiye yobaz olmaz kardeşim. Türkiye bağnaz olmaz. Ne kadar çılgın adamlar. Bir avuç bağnaz Türkiye'yi bağnaz yapabileceğine inanıyor. Bunu unutacaklar.

Şeytandan Allah'a sığınırım. Kul e'uzü birabbilfelak (De ki: Sığınırım sabahın Rabbine )
Minşerri ma halak (Yarattığı şeylerin şerrinden )
Ve min şerri ğasikın iza vekab (Karanlığı çöktüğünde gecenin şerrinden )
Ve min şerrinneffasati fiyl'ukad (Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden )
Ve min şerri hasidin iza hased (Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden )

“Bu sûrenin herbir âyetinin mânâları çoktur.” diyor Bediüzzaman. “Yalnız mânâ-yı işârî ile beş cümlesinde dört defa şer (kötülük) kelimesini tekrar etmek ve kuvvetli münâsebet-i mâneviye ile beraber dört tarzda bu asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâblarına (ihtilallerine) ve mübârezelerine (devrimlerine) aynî tarih ile parmak basmak” bak aynı tarihi veriyor diyor Bediüzzaman. “ve mânen "Bunlardan çekininiz" emretmek, elbette Kur'ân'ın î'cazına yakışır bir irşad-ı gaybîdir.” diyor.

“Meselâ: Başta Kul e'uzü birabbilfelak (De ki: Sığınırım sabahın Rabbine) cümlesi, bin üçyüz elli iki veya dört (1352 (M. 1933) –1354 (M. 1934-1935)) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrîyle tevafuk edip nev'-i beşerde en geniş hırs ve hasedle ve birinci harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan ikinci harb-i umumîye işâret eder.” diyor Bediüzzaman. Kuran'da.

“Hem meselâ: Minşerri ma halak (Yarattığı şeylerin şerrinden) cümlesi -şedde sayılmaz- bin üç yüz altmış bir (1361- m. 1942) ederek bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zâlîmane tahribatına rumî ve hicrî tarihiyle parmak basar” Kuran diyor.

“Hem meselâ: Ve min şerrinneffasati fiyl'ukad (Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden) cümlesi -şeddeler sayılmaz- bin üç yüz yirmi sekiz (H. 1328- M. 1910) (BALKAN SAVAŞLARININ ZEMİNİNİN HAZIRLANDIĞI YIL); eğer şeddedeki (lâm) sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (H. 1358- M. 1939) (2. DÜNYA SAVAŞININ RESMEN BAŞLAMASI) adediyle bu umumî harbleri yapan ecnebi gaddarların, hırs ve hased ile bizdeki Hürriyet İnkılâbı'nın Kur'ân lehindeki neticelerini bozmak fikri ile tebeddül-ü saltanat (saltanatın değişmesi) ve Balkan ve İtalyan Harbleri ve Birinci Harb-i Umumî'nin patlamasıyla maddî ve manevî şerlerin, siyasî diplomatların radyo diliyle herkesin kafalarına zehir saçmasına” o devre işaret eder diyor Bediüzzaman.

“Minşerri (kötülükten) -şedde sayılmaz- kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgû fitnesinin ve Abbasî Devleti'nin inkıraz zamanının asrına dört defa mânâ-yı işarî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar. (DÖRT DEFA ŞER KELİMESİ TEKRAR ETTİĞİ İÇİN DÖRT AYRI FİTNEYE BAKAR DİYOR: 1. CENGİZHAN FİTNESİ, 2. HÜLAGÜ FİTNESİ, 3. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, 4. İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI) Evet –şeddesiz şer (kötülük) beş yüz (H. 500- M. 1106) eder; min (den) doksan (90- M. 709)'dır. İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde, istikbalden haber veren İmam-ı Ali ve Gavs-ı Azam dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. ğasikın iza vekab (Karanlığı çöktüğünde gece) kelimeleri bu zamana değil, belki ğasikın (karanlığın en koyu hali) bin yüz altmış bir (1161-1747) ve iza vekab (iyice çöktüğü) sekiz yüz on (810- 1407) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî manevî şerlere işâret eder. EĞER BERABER OLSA, MİLÂDÎ BİN DOKUZYÜZ YETMİŞBİR (1971) OLUR. O TARİHTE DEHŞETLİ BİR ŞERDEN HABER VERİR.” diyor. Terör, anarşi, 1971'de biliyorsunuz 12 Mart muhtırası verildi. Terör ve anarşi Türkiye'de başladı. Bak kaç yıl evvelinden Kuran'dan ebcedle çıkartıyor Bediüzzaman. Olayların olacağını söylüyor. Ve Cengiz Han fitnesi, 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi hepsinin tarihini tek tek çıkartıyor Kuran'dan. “EĞER BERABER OLSA, MİLÂDÎ BİN DOKUZYÜZ YETMİŞBİR (1971) OLUR. O TARİHTE DEHŞETLİ BİR ŞERDEN HABER VERİR. YİRMİ SENE SONRA ŞİMDİKİ TOHUMLARIN MAHSULÜ ISLAH OLMAZSA, ELBETTE TOKATLARI DEHŞETLİ OLACAK.” diyor Bediüzzaman. Bütün olacak olayları Kuran'dan haber vermiş. 1980'de Hz. Mehdi (a.s)'ın çıkacağını, 2010'da Mehdiyetin iyice belirgin hale geleceğini, 2020'lerde Hz. Mehdi (a.s)'ın konuyu bitireceğini. 2023'ü de veriyor Bediüzzaman tarih olarak ayrıca. Hicri 1506'ya kadar devam edecek bu mücadele diyor. Açık, galibane. 1506'dan sonra gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine mana-yı remzi ile işaret eder diyor. Ta 1543'e kadar diyor. 1543'den sonra 1545'e kadar tam bir rezalet olacak diyor Bediüzzaman. Yani deccalin en azgın, en şiddetli zuhur zamanı. Ahir zamandaki son deccalin. Şimdi asrımızın deccalinden sonraki son deccal. Biz onu göremeyeceğiz. 1545 gibi de izni İlahi ile Kuran göğe ref edilecek diyor, Kuran göğe alınacak. Kuran'ın ne harfi kalacak, ne kendisi kalacak diyor. İşte Kabe'nin yıkılması da olacak. Bu sebeple dünya artık divane olur diyor. Kuran dünyanın aklı hükmündedir diyor. Kuran alınmasıyla dünya aklını kaybeder, divane olur ve izni İlahi ile başını başka bir seyyareye çarpar diyor. Şimdi bilim adamları da tespit etmişler, tam yaklaşık aynı tarihi veriyor. Büyük bir göktaşı dünyanın üstüne doğru geliyor diyor. Onun çıkışını getirirseniz gösteririm. İki yıl oynuyor oradaki ifade, iki üç yıl oynuyor bilim adamlarının tespit ettiği. Bediüzzaman'ın dediğiyle iki üç yıl bir farklılık var. Dünyaya vuracak diyor. Ve izni İlahi ile kıyamet kopacak diyor. Zaten o çarpmayı bir çarpma daha izler diyor ayette. Allahualem vurup delip geçecek dünyayı, spin atıp bir daha vuracak. İkinci çarpmadan sonra dünya dağılacak diyor. Denizli Hapishanesi'nde yazıyor Bediüzzaman bunu.

“Hocam yaz geliyor, bahçede devam edelim” diyor bir hanım kardeşimiz.

“Adnan Hoca neden Kürtlere karşı tahammülsüzsün? Açık açık ırkçılık yapıyorsun.” PKK'ya tahammülsüzüm. Kürtler benim annelerim, bacılarım, kardeşlerim. Onları ben komünistlere, Stalinistlere, Allahsız kitapsızlara ezdirmem. Kim anasını bacısını ezdirir? Gerekirse canımızı veririz, ezdirmeyiz. Benim üstadım Bediüzzaman da Kürt, baş tacı, Selahattin Eyyübi Hazretleri Kürt, Berzenci Hazretleri Kürt.

Latezalü taidetün min ümmetin zahirine alel hak hatta yetiyallahu biemrihi. “Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar, kıyametin kopmasına kadar galibane hak üzerine devam edecektir.” Latezalü taidetün min ümmeti “ümmetimden bir taife yok olmayıp, mağlup olmayı devam edecektir. “Şedde sayılır tenvin sayılmaz 1542 yani 2117 ederek nihayet devamına ima” eder. Zahirine alel hak “hak üzerine devam edecektir.” Şedde sayılı fırkası dahi 1506 edip yani 2082. 2014’deyiz 2082. 2082’ye kadar İslam’ın hâkimiyeti var bu dönemde Hz. Mehdi (a.s) da Hz. İsa (a.s) da hepsi burada bitiyor başka tarih yok. 2014, 2082. Her Nur talebesi bunu kabul etmeye mecburdur, Bediüzzaman söylüyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı da, İsa Mesih’in çıkışı da İttihad-ı İslam’da bu iki tarih arasında, 2014, 2082. Ne kadar kısa görüyor musunuz, dünya hâkimiyeti? “Edip bu tarihe kadar zahir ve aşikarana belki galibana sonra ta kırk ikiye kadar gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder” diyor. Velilmü indallah “Gerçek ilim Allah katındadır” diyor Bediüzzaman. Hatta “yetiyallahu biemrihi” Allah’ın emri gelinceye kadar, yani kıyametin kopmasına kadar, “şedde sayılı fırkası dahi miladi 1545 edip 2102 edip kâfirin başına kıyamet kopması remzen ima eder” diyor. La yeğlemül gaybe illahlah “Gaybı Allah’tan başkası bilemez” diyor Bediüzzaman. “Cayi dikkat ve hayrettir ki bu fırka bil ittifak 1500 tarihini göstermesiyle beraber tamı tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette 1506, 2082’den ta 2117’ye. Ta kırk beş 2120’ye kadar miladi 2120, hicri 1545’e kadar üç büyük değişiklik, üç büyük inkılabı azimin” diyor. Üç büyük sosyal değişim olacak çok büyük. Biri 1506’da oluyor, biri 1542’de, biri 1545’te. 1545’te artık Kuran’ı yakıyorlar Kuran kalmıyor yeryüzünde tek sayfa Kuran kalmıyor. “Dünya divane olacak” diyor Bediüzzaman “aklını kaybedecek” diyor. “Ve intizamsız hareketler başını başka seyyareler bulacak” o çarpışmaya işaret ediyor inşaAllah. Ayrıca aynı konuyu Fatiha süresinde de çıkarıyor Bediüzzaman Fatiha’da sıratül müstakim “doğru yol” ashabının Tahife-i Kübra’sını en büyük en topluluğunu tarif eden. Ellezine en amte aleyhim “kendilerine nimet verdiklerinin fırkası” şeddesiz 1506 veya 7 ederek tamı tamına zahirine alel hak hak üzerine olacak fırkasının makamına tevafük ve manasına tatavfuki uygunluğu hayret edicidir bu. Fatiha’da da aynısını geçiyor, hadiste de aynısı geçiyor aynı tarihleri veriyor. Hadiste geçen Latezalü taidetün min ümmetin “ümmetimden bir taife fırkasının üç manidar farkla tam muvaffakatı ve manen mutabakatı bu hadisin imasını teyid edip remz edip işaret derecesine çıkarıyor. “Ve mütayid ayati Kuraniyede Sıratül müstakim “doğru yol” kelimesi bir manayı remziye ve sıratu nura manaca ve cifice ima etmesi remze yakın bir ima ile Risaleti nur şakitlerinin tahifesi ahir zamanda.” Bak ahir zamanda dikkat edin “o tahifeyi Kübra-yı azamın” Hz. Mehdi (a.s) cemaatinin. Bak nur talebelerine ayrı söylüyor Bediüzzman diyor ki: “Risale nur şakitlerinin tahifesi ahir zamanda o Tahife-yi Kübra-yı azam, o Tahife-yi Kübra-yı azamın o büyük topluluğun ahirlerinde sonlarında bir hizbi makbul olacağına işaret eder diye defaten birden ihtar edildi” diyor Bediüzzaman. “Gerçek ilim ancak Allah katındandır. La yeğlemül gaybe indallah” diyor Bediüzzaman.

Bismillah (Neml Süresi 71)gözüme takıldı Bediüzzaman 71’e dikkat çekiyordu ya demin miladi 1400 “Derler ki eğer doğru söylüyor iseniz bu vaadolunan ne zaman” inşaAllah. Çok manidar, direkt o ayete gözüm takıldı, açar açmaz.

Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar her 1 Mayıs olaylı geçer. İslam âleminde kan durulmaz, sevgisizlik, merhametsizlik gene dünyayı kasıp kavurur ta ki, Muhammed Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar. Bediüzzaman’ın verdiği tarihlerde aynı şekilde gelişiyor ve ne diyorsa, dedikleri aynısıyla çıkıyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ankara’da Ziya Gökalp Caddesi’nden Kızılay’a yürümek isteyen guruplara polis müdahale etmiş. Böyle bir çatışma çıkmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Buranın Taksim’i neyse, Ankara’nın da Kızılay’ı o. Daha ses getiriyor diye düşünüyor olabilirler belki. Taksim daha çok dikkat çekiyordur. Kızılay daha çok dikkat çekiyordur diye düşünüyor olabilir. Ama orada da esnaf çok mağdur durumda kalıyor, halk mağdur durumda. Ankara’da gezilecek bir yer yok ki; Tunalı Hilmi var, Kızılay var, Çankaya var. Bizim zamanımızda öyleydi, bilmiyorum şu an nasılda. Ben setren bağlarından gelirdim yürüyerek Kızılay’a gelirdim. Yeni açılan birkaç mağaza vardı. O zamanlarda daha buralarda bağlık bahçelikti, buralara ev yapılmamıştı.

Bülent Bey dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Erdoğan’ı ziyaret eden Türkiye Ermenileri Patrik genel vekili Aram Ateşyan; “Sayın Başbakanımızın attığı bu ilk adım cemaatimizin çoğunluğu tarafından takdirle karşılandı. İki tarafın fedakârlık yapması gerekir. Sayın Başbakan’ın yanından mutlulukla ayrılıyoruz” sözlerini kullandı Hocam.

ADNAN OKTAR: Güzel de, işte Ermeni kardeşlerimizin de başsağlığı dilemesi gerekir. Hep böyle dünyada insanları, Türkleri kullanmak istiyorlar. Mesela Çanakkale’de de bizden özür diletirler Allahualem bu kafayla. İngiliz askerlerini öldürdük, özür dileriz onu da dedirtirler. Çok acayip, egoist bir yaklaşımları var. Ermeni kardeşlerimizin içi yanmıştır, vefat eden, şehit olan Mehmetçiklerimize, kardeşlerimize. Biz de çok ızdırap çektik onların rahatsızlığından, onların vefat etmesinden. Ama kendi aramızda halledeceğimiz bir konu bu. Dünyanın böyle ayağa kalkacağı, olay çıkaracağı bir konu değil.

Fikret Bey nasılsınız?

KARTAL GÖKTAN: Elhamdülillah Hocam, Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Allah, hayrettir bunları kaderde böyle tek tek sevimli yaratması. İslam’a, Kuran’a da halim yaratmış. Kaderi öyle. İşte bak dünyayı istemiyor, illa ki Allah’ın rızası, rahmeti, cenneti.

KARTAL GÖKTAN: İnşaAllah Hocam.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette Müslümanlar için “Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi” buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakan Erdoğan “30 Mart öncesi yapılan saldırılar sadece şahsımızı, ailemizi arkadaşlarımızı, hükümetimizi hedef almakla kalmadı. Ne acıdır ki ülke içindeki bazı ihanet şebekeleri ve ülke dışında bunlara lojistik sağlayan bazı örgütler tarafından, ülkemizin istiklali, istikbali, ülkemizin birliği, kardeşliği hedef alındı” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Hepsinde hayır vardır. Nihayetinde Ak Parti daha temkinli, daha dikkatli olmak durumda kaldı. Belki çok büyük felaketler olacaktı, erken, birçok belanın farkına varmış oldular. Tamam, iftira olanlar var ama gerçek olanlar da var. Gerçek olanlardan Ak Parti ibret aldı, ders aldı. Kendini bir hale, yola koydu, şekle, şemaile koydu. Dış ülkeden falan kimse bir şey yapamaz. Türkiye kendi arasında birlik, bütünlük içindedir. Ben dedim Tayyip Hocam’a “senin tedirgin olmana gerek yok. Ezer geçer Ak Parti” dedim. Nitekim dediğim de çıktı. 

Dünyanın en şeker, bal Şeyhi, Kıbrıs’ın, bütün Akdeniz’in, dünyanın gülü Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri, elhamdülillah daha iyi şimdi Şeyhimiz. Bir hematoloji profesörü daha gönderdik. Ayrıca bir kalp profesörü daha gönderdik. Dün de bir kalp profesörü gitmişti. Ayrıca bir akciğer profesörü daha gönderdik. MaşaAllah. Beş profesör de önceden göndermiştik, maşaAllah. Yarın da bir doktor heyeti daha gidiyor inşaAllah. Şeyhimizi artık kaldırıp götürelim. İnşaAllah. O sevimli bir filmi var ya mehter, onu bir görelim.

VTR-Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri.

ADNAN OKTAR: Bazı böyle kalbi, vicdanı çürümüş insanlar Şeyhimiz ile ilgili yakışıksız yayınlar yapıyorlar. Kardeşim Şeyhimiz, Osmanlı. Hep Kıbrıs’ta kalmış zaten. Ayrıca Kıbrıs’ın sonradan İngilizlerin eline geçtiğine de inanmıyor. Hala Osmanlı toprağı olduğuna inanıyor Şeyhimiz. “Burası Osmanlı toprağı” diyor. Ona göre konuşuyor, üslubu. Oturmuş adam “yok şöyledir, yok böyledir.” Kardeşim densizliği bırak, münasebetsizliği bırak. Sevgiyle yaklaş, şefkatle yaklaş, muhabbetle yaklaş. Kalbin çürümüş. Söylüyorum mesela ben Che’nin bile öldürülmesinde acıdım ben ona. Cesedinin teşhir edilmesini çirkin buldum. Şefkatle yaklaşıyorum. Ormanda çatışmalarla ıstırap içinde geçmiş hayatı insan acıyor. Şefkatle yaklaşıyorum. Nasıl bir kafadır? Sevimli dünya tatlısı bir insan, senin görüşünde değil diye böyle bir üslup olur mu? O tabii kendisine göre konuşuyor. “Burası Osmanlı toprağı” diyor. Ona göre de konuşuyor inşaAllah.

KARTAL GÖKTEN: Hocam, çeşitli illerden kardeşlerimizin faaliyetleri var. Dün Ankara Esat Dörtyol’da kardeşlerimiz sizin otuz adet kitabınızı dağıtmışlar. Konya’da bir kardeşimiz üç ayların başlangıcında Konya’nın geleneksel Şivlilik kutlamasında sizin kitaplarınızla birlikte çok sayıda broşür dağıtımı yapmış. 28 Nisan Çarşamba günü İnegöl’deki kardeşlerimiz devlet hastanesinin doktorlarına ve hemşirelerine sizin on yedi adet kitabınızı hediye etmişler. Elazığ’dan Gülhan ve Tülay kardeşlerimiz Pazar günü Harput’ta Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızı dağıtmışlar. Dağıtım esnasında Vanlı bir üniversite öğrencisi Abdullah Öcalan’ın çok dindar biri olduğunu PKK’nın komünist olmadığını ve endişelerin yersiz olduğunu söylemiş. Onlarda Vanlı kardeşimize sizin verdiğiniz bilgiler doğrultusunda, PKK’nın dinsiz bir yapılanma olduğunu anlatmışlar.

ADNAN OKTAR: Yeni taktikte bu. Hadi Abdullah Öcalan’ın dediğiniz gibi olduğunu düşünelim, dağda yüz binlerce PKK’lı komünist gerilla var. Komünizmin hakim olması için yemin etmiş adam. Silah üzerine yemin ediyorlar. Onlar ne olacak? Hepsi silah üstüne ayda bir, on beş günde bir yemin ediyor. Komünizmi, Stalinizmi dünyaya, bölgeye hakim edeceğim diye yemin ediyor adamlar.

Şimdi söylüyoruz bazen sorun çıkıyor, söylemiyoruz hoşuma gitmiyor. Yine Başbakanlık’tan aramışlar. Sağ olsunlar, Tayyip Hocam delikanlı. Başbakanlık’ta ayrıca bir doktor heyeti gönderiyor. Vesilemizle evet, inşaAllah. Bizleri aradılar yine, bağlantı kuracaklarını söylediler. Bir gecikme olmuştu. Başbakan özel kalemine ilettik. O da yine Başbakanlık’tan arayıp, bizim İbrahim Tuncer’i arayıp bizzat ilgileneceğini belirtmiş, maşaAllah. Mesela bu hayırlı bir şey, güzel bir şey. Buna da haset ediyorlar. Başbakan nasıl doktor gönderirmiş? Nasıl Şeyhim dermiş? Ona Allah bir bereket veriyorsa, bu velilerin yüzü suyu hürmetine bereket veriyor. Bediüzzaman’a muhabbet gösterdi, Allah bir muhafaza altına aldı. Şeyhimize bir muhabbet gösterdi, Allah muhafaza altına aldı. Çok güzel, benim Şeyhim diye hitap ediyor Başbakanımız. Tayyip Hocam bir tek Allah’tan korkar. Cesaretinden dolayı bu bereketi buluyor. Piri fani benim Şeyhim, doksan iki yaşında ve Allah onların yüzü suyu hürmetine dünyaya bu bereketi veriyor. Başbakan da bunu bilir ve Şeyhim diye hitap ediyor, maşaAllah. MaşaAllah yine aramışlar Başbakanlık’tan. Heyeti gönderiyoruz demişler maşaAllah, maşaAllah. Biz bildirdik başbakanlığa, “böyle böyle Şeyhimizin durumu böyle” dedik. Tayyip Hocam başbakanlığın ambulans jetini tahsis ettiğini söyledi. Bunu bu millet unutmaz. Gerçi gerek kalmadı ayrı mesele. Allah İnşaAllah öyle bir durum meydana getirmez. “İstediğiniz hastanede de tedavisini yaptırırız” dedi, Tayyip Hocam. Bizzat arayıp bizleri o başbakanlıktan aradılar inşaAllah. Yok şu mu aradı, yok bu mu, aradı? Fitne çıkarmaya çalışıyorlar. Tabii ki Tayyip Hocam’ın talimatıyla oluyor. İbrahim Tuncer’i aramışlar yine, yeniden aradılar. Yine heyet gönderiyoruz dediler. Geçenlerde bir heyet göndermişlerdi yine gönderiyorlar inşaAllah. Bu güzelliktir, nimettir. Doksan iki yaşında, piri fani bir insana duyulan şefkatten sen rahatsız oluyorsan, kalbin simsiyah olmuş senin. Yanmış senin kalbin, ateşte yanmış. Bu nasıl bir vicdandır? Tayyip Hocam böyle bir şefkat gösteriyorsa, o delikanlılığından. Millet o yüzden onu destekliyor. Bu gönül ehlini yanına aldı ya Tayyip Hocam, manevi zırhla küşadı kendini tabii.

“Hocam iki hafta önce Nijerya’da Haram Örgütü bir okuldan 234 kız çocuğunu kaçırıyor. Halen kızlardan haber yok.” Hz. Mehdi (a.s) olmayınca, her şey olur. Çin’de de kaçırıyorlar Kızıl Çin’de. Türkiye’de de el kadar kuzuları, cennet kuzularını alıp kaçırıp, tecavüz edip, kuyuya atıyorlar.

“Hocam bu günkü çekim muhteşem. Sizi yakından görmek çok hoş, yakışıklılığınız kat kat artmış” diyor maşaAllah, Selin.

Fatih Doğdu; Azerbaycan bizim canımız bizim Rize’miz, Konya’mız gibi inşaAllah. İki devlet bir millet olarak birleşeceğimiz günler yakın, sözümüze karşılık olarak; “inşaAllah Allah’ın vaat ettiği Türk İslam Birliği kısa sürede oluşacak” diyor, inşaAllah.

“Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam Allah müminler için; “(Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. (Mücadele Suresi, 22)” diye buyuruyor” diyor inşaAllah.

Beraat Yiğit; “Hocam bu millet kendisine bir katre hizmet edenleri şerefle yad etmiştir, yine edecektir. Sizin devlet ve millet meselelerine yaklaşımınız, Marksist, Leninist’i, komünist ve Darwinist kimselere verdiğiniz dersler ve onları etkisiz hale getirmeleriniz, ilimle irfanla kardeşleriniz olarak yakından takip ediyoruz” diyor.

“Değerli Hocam, dün İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani ve Muhiddin Arabi Hazretleri Mehdilik iddiasında olduklarını söylemiştiniz. Bu iddiaları eleştirenlerle karşılaştım. Yani eğer Mehdilik iddiasında bulunmuşlarsa, küfre girmiş olmazlar mı? Ayrıca o evliyaların ‘Mehdilik iddiasında olduklarının delili nedir?’ diye soruyorlar. Eminim yanlış anlamışlardır, Allahualem. Cevap verirseniz inşaAllah, bu yanlış anlama daha net giderilir. Allah sizden razı olsun.” Konuşmalarında tabii ben alenen Hz. Mehdi (a.s)’ım demiyor da, ima ediyor, anlatıyor. O anlamda. Yani kendilerine bir hüsn-ü zanları olmuş. “Ziyade hüsn-ü zan da her zaman olur” diyor Bediüzzaman. Suç değil bunlar, ben onu suçlamak için söylemedim. Makuldür bu. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan Ağabey’e bütün talebeleri Mehdi (a.s) gözüyle bakmıştır. O da ses çıkarmamıştır ona. Yani “Ben Mehdi (a.s) değilim” dememiştir. Bedizzaman’a da mesela “Mehdi’sin sen” diyorlar. Uzun süre ses çıkartmadı Bediüzzaman. Sonra açıkladı Hz. Mehdi (a.s) olmadığını. “Ziyade hüsn-ü zana ses çıkarılmaz” diyor Bediüzzaman. “Her zaman olur” diyor. Muhiddin Arabi’nin eserlerine bakarsanız açıkça, Hz. Mehdi (a.s) olduğunu ima ettiğini görürsünüz. Yani gelmiş geçmiş en büyük hateme veli olduğunu açık açık hissettiriyor konuşmalarında. “Bir nevi Mehdiler bunlar” diyor. Yani Mehdi değiller değil. Ahir zaman Mehdi’si ayrıdır. Mesela Menzil Cemaati’nin başı olan mübarek de, halen diğer Menzil mensuplarının bir kısmı da öyle, talebeleri tarafından Mehdi (a.s) zannedilir. Zaten Mehdi (a.s) bilmese tabii de olmaz.

Muhammed Raşit Hazretleri’nin Hocası da aynı şekilde. Yani gelmiş geçmiş en büyük kutup olarak biliyordu. Onun Hocası da yine öyle, o şekilde. Zaten ifadelerinde görülüyor bu, üsluplarında görülüyor. Her şeyh öyle bilinir. Öyle bilinmeyen şeyh yoktur yani. Yani asrın kutbu olarak bilinir. Asrın kutbu ne demek? Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. O silsilede mesela beş isim geçiyor. Sırf Muhammed Raşit Erol değil, onun hocaları, onun hocası, onun hocası hepsi o şekilde. Bir suç değil bu. Hüsn-ü zan her zaman olmuştur.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, yayınımızda ismi geçen herkesin cevap hakkı vardır, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İyi, tamam.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İstanbul Valiliği bir açıklama yapmış; “142 kişi gözaltına alındı. 8 adet el yapımı bomba bulunmuş.”

KARTAL GÖKTAN: Hocam, eylemciler de Okmeydanı’nda bir marketi yağmalamış.

ADNAN OKTAR: Acıkmışlardır. Ama devlet tazmin etsin. Bir de bu market yağmalama çıktı. Geçenlerde yine oldu böyle. Bu mu resimleri?

BÜLENT SEZGİN: Yağmalama resimleri bu Hocam inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Çevreden gençlere dağıtmışlar içerideki yiyecekleri.

ADNAN OKTAR: Tamam oluyordur da, devlet tazmin etsin, inşaAllah.

“Malezya’daki hayranlarınızın selamı var. Her konferans başlangıcı, ‘Harun Yahya’yı tanıyor musunuz?’ sorusuna, yüzde 80 tanıyoruz, parmak kaldırıyorlar, inşaAllah. Konferanslar verdik. TV programları yaptık inşaAllah. Bir konferansımız Malezya’nın her yerinden gelmiş üç yüz kişi diyor, bayan tebliğci katılmış. Ateizme karşı en iyi anlatımı yapmak amacıyla Harun Yahya metodunu öğrenmek için gelmek istemişler.” Ateizme karşı en etkili metot bu hakikaten.

En derin mavi, Gökhan Çelik; “Kıbrıs’tan Şeyhimizin duasını almış olmanız, İslam Birliği’ne katkılarınız, bağnazlığa karşı verdiğiniz mücadele, komünist, Leninist ve Darwinistlere karşı verdiğiniz mücadele, sizi kalbimizin en güzel yerinde tutmamıza ve sevmemize neden oluyor” diyor. “Ayrıca Çerkez olarak sizinle gurur duyuyoruz, bir Çerkez olarak.” Bende Çerkezlik de var, Türkmenlik de var, Araplık da var. MaşaAllah. “Allah yolunuzu açık ve mücadelenizi mübarek etsin inşaAllah” diyor.

Mahzun Uney; “Bediüzzaman nereden biliyor bunu? Vahiy mi gelmiş?” diyor. Hadisler de zaten bu var. Ama Kuran’ın harflerine baktığında, bu harika yapıyı buluyor. Çok harika bir şey bu. Hadisler zaten anlatıyor.

“Tayyip Hocam’ın, Şeyh Nazım Hazretleri ve tüm velilere gösterdiği hürmeti bu millet unutmaz.”

Nefi. Nefi çok kızmış. “Niye böyle diyorsun?” diyor. Doğru. Ben Şeyhim’i seveni severim. Sevdiğimin seveni, sevdiğimdir. Sevdiğimden nefret eden benden de nefret ediyordur. Böyle bu. Nefi bunu bileceksin. Bozulmak yok. Kusursuz demiyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, BDP’li Demir Çelik’in yine bir açıklaması vardı özerklikle ilgili; “Bölgesel yönetimin bir sembolü olmalı yani bayrak. Bölgesel parlamento ve bölgesel yönetimin başkenti. Bunları müzakerelere bırakıyoruz. Ama dördüncü olarak halkın kendini yöneteceği kent, köy meclisleri var. Bunları şu anda oluşturuyoruz” dedi.

KARTAL GÖKTAN: Devamında da okuyayım mı Hocam? “Çocuklarımız doğru dürüst Kürtçe öğrenmemişken Türkçe öğrenmesinler diye eğitim destek ve Anaokulları açacağız. Üniversiteye gittiklerinde Kürtçeye hakim olacaklar. Özel parasız okullarımız olacak. Kitaplarımız bile hazır” demiş.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de yaşayan adama sen Kürtçe öğreteceksin. Kendi kardeşleriyle görüşüp anlaşamayacak. Konuşamayacak. Bu marifet mi, bu? Mesela herkes cayır cayır İngilizce öğreniyor. Amerika’ya, oraya buraya gittiğinde rahat anlaşabilmek için. Türkiye’de yaşıyor insan; Türkiye’de yaşayan insan için konfordur Türkçe. Marifet mi? Başka dil öğretmeyeceksin. Gençlere sen istediğin kadar “Dil öğrenmeyin” de. Onlar İngilizce de öğrenir, Türkçe de öğrenir, Arapça da öğrenir. Yani gençleri böyle durduramazlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Türkiye’de 26 bölgesel yönetim olacak gözüyle bakıyoruz. Bunları da havza yani sulak olan alanlara göre belirledik. Doğu ve Güneydoğu’da ise sadece özerk Kürdistan yönetimi olacak. Biz siyasal özerklik istiyoruz ama Türk Bayrağı’yla da gurur duyarız” demiş.

ADNAN OKTAR: Türk Bayrağı da asabileceğiz. İyi. Müsaade edecek yani.

KARTAL GÖKTAN: “Ankara’ya sadece maliye, uluslararası diplomasi ve savunmada bağlı olacak bir sistem olsun” diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Maliye. Sadece onu istiyorlar. “Savunmada zaten kendi askerimiz olacak” diyor. “Kendi polis gücümüz olacak” diyor. Öyle bir şeyi yok adamın. Ama “Amerika saldırırsa veyahut Rusya saldırırsa Türkiye devreye girsin” diyor. Asıl maliye, “Türkiye’nin gelirini yarısını istiyoruz” diyor. Bu Demir Çelik mi, Demir Bakır mı? O ayrı. Asıl PKK’nın istedikleri var. Bu Demir Çelik’i anında paslanmak üzere kenara çeker onlar. İnşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, her tavsiyeniz gündem oluyor, maşaAllah. Ahmet Hakan’ın sunduğu televizyon programına konuk olan CHP’liler, neden kaybettiklerini ve nasıl kazanabileceklerini konuştular. Gürsel Tekin, Anadolu’da CHP’liler için bir algı oluşturulduğunu, “arada bir cumaya gitseniz” şeklinde tepkiler aldıklarını” söyledi. Sonrasında da hükümeti eleştirerek, “en muhafazakar kadroya kendilerini sahip olduklarını” belirtti.

ADNAN OKTAR: Şimdi, Gürsel Tekin aklı başında delikanlı, dindardır da, CHP şunun artık farkına varsın, televizyonlarda falan biz gece gündüz öğrendiğimiz CHP dedin mi, camileri yakmıştır, camileri, ahır, depo haline getirmiştir haşa, Müslümanları zor durumda bırakır, ezan okutturmaz, Kuran’a karşıdır, dine karşıdır. Bütün Anadolu halkı böyle bilir. Oturmuştur bu yani. Kardeşim, modern bir İslam anlayışıyla ortaya çıkın. “İslam öyle yaşanmaz, böyle yaşanır” deyin. Modern, kaliteli böyle cıva gibi gençlerle, namazını kılan ama müzik dinleyen, denize giren, eğlenen güzel bir İslam anlayışıyla ortaya çıkın. Yobaz takımına öyle bir karşılık verin ki, darmadağın olsunlar. Bakın, Tayyip Hocam’ın da başına bela yobazlar, CHP’nin de başına bela, herkesin başına bela. CHP’nin yapacağı; modern İslam anlayışıyla ortaya çıkıp, gürül gürül Atatürk’ün görüşleri doğrultusunda İttihad-ı İslam’ı savunmak, Türk İslam Birliği’ni savunmak, Kuran’ın gerçeklerini savunmak, aydın, sevecen, neşeli, dışa dönük, klas ve kaliteli bir Müslüman anlayışıyla, “Müslümanlık öyle olmaz, böyle olur ey yobazlar” deyip, ortaya çıkmak. O zaman Tayyip Hocam iftihar eder, memnun olur. CHP öyle dindar olmuş olsa, Tayyip Hocam’ın bir hırsı yok ki. “Buyurun siz yapın” der. Hırsı yok. Memlekette Müslümanlar sahipsiz olmasın diye ortaya çıkıyor Tayyip Hocam. Çok eziliyordu Müslümanlar, rahat ettiler. Ama şimdi yeniden bir yobaz hırlaması başladı. Bu da çok tehlikeli, buna karşı çok dikkatli olmak lazım.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, duyuru yapabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Cuma günü yani yarın, saat 20.00’da Birlik Zamanı programında Aylin Atmaca Hanım’ın konuğu eski bakan Hasan Celal Güzel.

ADNAN OKTAR: Hasan Celal Güzel, adı gibi güzel bir insan. Hakikaten celallidir de, hakikaten de Hazreti Hasan (r.a) gibidir. Selam söylemiş. Aleykum Selam. PKK’ya çok sıkı bir ders veren konuşma yapmış, demiş; “Bunu Hocamıza özel olarak bildirin, Hocamızın çok hoşuna gider” demiş. Allah razı olsun. Daha dinlemedim ama dinleyeceğim.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir de bir makaleniz vardı, onu da hatırlatabilirsek.

ADNAN OKTAR: Nedir o?

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında Hocam, merkezi El Salvador’da bulunan İslam Şii Kültür Derneği’nin İspanyolca hazırlanan Revista Bibliotica İslamica adlı aylık dergisinde düzenli makaleleriniz yayınlanıyor. Mayıs ayı sayısında, “Allah’ın iman edenlere vaadleri” başlıklı makaleniz yayınlandı. Nefislerini her türlü kötülükten arındırmak ve Allah’ın rızasını kazanmak için ciddi çaba harcayan müminlerin, Allah’a kavuşma ümidi ve heyecanıyla, bu dünyada büyük bir sevinç, mutluluk ve heyecan içinde yaşadıklarını anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bir fasılla bitirelim buyurun, inşaAllah. Evet, bir alkış alalım ve programı kapatalım. 

Masaüstü Görünümü