Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (3 Mayıs 2014; 16:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Hocam, AK Parti MYK toplantısında aynı zamanda daraltılmış bölge konusunda bir girişim olmayacağı, 2015 seçimlerine mevcut sistemle gidileceği yer aldı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Pekiş şimdi Tayyip Hocam başbakan olmayacak, “cumhurbaşkanı da olmayacağım” diyor. Çünkü “cumhurbaşkanı MHP’nin, CHP’nin AK Parti’nin hepsinin kabul edeceği birisi olacak” diyor. MHP şiddetle istemiyor Tayyip Hocam’ın cumhurbaşkanlığını. CHP de istemiyor. O zaman bu nasıl olacak?

SEDAT ALTAN: Hakikaten Hocam, sizin dediğiniz gibi daha önce Başbakanımıza mahsus son dakika bir uygulamamı olacak 4. Dönem için inşaAllah? Öyle demiştiniz Hocam.

BÜLENT SEZGİN: Allahualem cumhurbaşkanı olacak.

ADNAN OKTAR: Ama o sözünü geri mi alacak yani? CHP, MHP herkesin kabul edeceği bir cumhurbaşkanı olacak diyor. Allah Allah Tayyip Hocam’ın kafada bir şey var ama dur bakalım. Ne düşünüyor göreceğiz, kafasında bir şey var.

Başbakan olsa, millet onun başbakanlığından memnundu. Etrafındaki insanların hatası milleti ilgilendirmez. Varsa bir hatası onlar gitsin. Yahut işte cezası neyse cezasını alsın. Ki bir de takipsizlik aldılar. Hepsi mi takipsizlik aldı? Hepsi alması.

“Adnan Hocam, tam iki gündür kedicikler nerede diye soruyorum cevap yok. Kediciklerimizi isteriz” diyor Saniye Hanım.

İngiltere’den bir kardeşimiz, “yakıyorsunuz bugün yine Hocam maşaAllah” diyor. EvelAllah, maşaAllah.

“Hocam, kafire ‘ata’ demek günah değil mi?”

Kimi kast ettiğini bilmiyoruz da, bizim ata dediklerimiz; mesela Oğuzlar vardır atalarımızdır, değil mi? Ama bir kısmı onların kafirdi ama bir kısmı mümindi. Resulullah (s.a.v) de bizim atamızdır. Ama kurnazlık edip Atatürk’ü kast ediyorsan, Atatürk nur gibi Müslüman. Yedi ceddinde yoktur öyle Müslüman sana söyleyeyim. Hakiki Müslüman. Yobaz takımı Atatürk’ten pek hazzetmezler, bağnazlar da öyle, bazı bilgisiz tipler de öyle.

Cavidan Hanım; “Canım aşkım Hocam, canımdan çok sevdiğim, zümrüt gözlüm sultanım” diyor.

Ayfer Yılmaz. “Hocam, ülkücüleri andığın için teşekkürler Hocam” diyor. Ülkücüler Türkiye’nin süsü güzelliğidir, çimentosudur. Nasıl korucular Güneydoğu’da bir güzellik, ülkücüler de Türkiye’nin her yerinde bir güvence ve güzelliktir. Ülkücü gençleri daima desteklesin kardeşlerimiz. Kitap yardımı olabilir. Okumaya çok yatkın gençlerdir.

Fikret bir şey anlatmak istiyorsun herhalde.

KARTAL GÖKTAN: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Anlat bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bugünkü gençlik için “hayat tarzı belirleyen, küpesine kıyafetine karışan bir model yerine, onların kalbini zihnini açan yeni bir dil ve üslup üzerine çalışmak gerektiğini” söyledi.”

ADNAN OKTAR: Diyanet İşleri Başkanı çok değerli bir insan. “Milletin küpesine eteğine dövmesine, şunu bunu karışma” diyor.

Bir şey anlat.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, üç dönem kararıyla birlikte Ak Parti’de 15 ismin öne çıkacağı söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Sen say, ben olacakları olmayacakları söyleyeyim.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Emrullah İşler vardı.

ADNAN OKTAR: Emrullah işler, olur o.

BÜLENT SEZGİN: Süleyman Soylu vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Süleyman Soylu o çok şahane olur, bayağı efendi o.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Davutoğlu.

ADNAN OKTAR: O mesela çok şeker, çok iyi o.

BÜLENT SEZGİN: Efkan Ala ismi geçiyormuş

ADNAN OKTAR: Efkan Ala biraz delikanlıdır, serttir. Yani başbakanlıkta tedirgin olabilir bazı insanlar. Başbakan, iç işleri bakanı olarak iyi olur o. Ama böyle daha halim, daha neşeli yüzünü gösterirse, daha sevecen ama onun delikanlılığı güzel. Niye? Tayyip Hocam’ı en zor anında delikanlılık yaptı korudu. Aferin. Bayağı bir kesimin masanın altına girdiği dönemde, tapelere kızıyordu. İşte tapeden biz onu takdir ettik. Tapenin neyine kızıyorsunuz? İnşaAllah. Hayır var tabii, acayip şeyler. Yani gayri meşru olması ayrı mesela. Tabii ona kızarız, ayrı mesele de.

BÜLENT SEZGİN: Nabi Avcı ismi geçiyordu.

ADNAN OKTAR: Tonton birisi, yani böyle çok sevimli bir insan böyle. Hoş sohbet ama ona cumhurbaşkanlığı gider Nabi Avcı’ya. Başbakanlık yapamaz, çok zor. Hareketli olması gerek, zor.

BÜLENT SEZGİN: Danışmanları vardı Hocam bir de.

ADNAN OKTAR: Say sen, söyle sen ben söyleyeyim.

BÜLENT SEZGİN: Yalçın Akdoğan.

ADNAN OKTAR: Süper olur.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Şimşek. Maliye bakanı.

ADNAN OKTAR: Şu kibar yüzlü olan, o çok efendi o. Kürt değil mi o? Aslan o. Çok terbiyeli, asil o. Çok kibar o.

BÜLENT SEZGİN: Cevdet Yılmaz vardı.

ADNAN OKTAR: O kim? Resmini göster.

BÜLENT SEZGİN: Veysel Eroğlu vardı.

ADNAN OKTAR: Resmini gösterirsen söyleyeceğim. Veysel Eroğlu. Dış İşleri Bakanı çok efendi o. Ama İçişleri Bakanının o delikanlılığı hakikatten tarihe geçti. Yani bilmiyorum bu konuşma doğru mu. Mesela diyor ki; “Dilim varmıyor söylemeye ama Başbakan’ın evine gitmeyi düşünüyorlar” diyor. Mesela bu müthiş bir şefkat ve sevgi ifadesi. Ve başını bayağı belaya sokacak bir şeye de girmiş oluyor bir anlamda. Tabii çok ciddi şekilde başını belaya, riske sokuyor. Ayrı, biz yani kanuna hukuka uygun her şeyin olmasını isteriz ama delikanlılığı tescilli, onu söyleyeyim. Evet, oradaki hukuka uygunsa o ayrı. Hukuki karşılığı oluşur. Ona bir şey diyemeyiz. Tayyip Hocam, gençlerden şimdi o yeterli değil. Olmaz. Yani üç beş kişiyle olacak iş değil. Gençlerden Ak Parti’ye samimi sevgi duyan gençlerden en az bir 300-500 kişilik ekip gerekir. Ama 100 kişilik şöyle bir has ekip olması lazım. İçinde mühendisler olsun, doktorlar olsun, genç, fırtına gibi böyle. Tayyip Hocam da üçü bu tiplere uygulasın da, dördü kendine uygulasın. Gelsin başbakanlığa devam etsin. Çünkü cumhurbaşkanı; “herkesin kabul edeceği cumhurbaşkanı istiyorum” dedi. Yani CHP istemiyor onu. MHP de istemiyor. Büyük Birlik Partisi de istemiyor. BDP belki isteyebilir. Ama onun da bir kıymeti yok Tayyip Hocam için. Yani onur duyacağı bir şey değil. Yani sırf Ak Parti’yle de olmaz. Yani öyle de düşünebilir. Olur olmaya yani halk seçiyorsa olur da, onun içine sinmiyor gibi geldi bana. Çünkü o üslup onu gösteriyor. Evet, biz Tayyip Hocam’ı ikna ederiz başbakanlığa. Olmaz öyle şey.

Ukrayna’da, orada bir savaş bir şeyler, ortalık karışmış orada. Nedir?

BEDRİ YILMAZ: Şehirlere de yayıldı. Şehir şehir çatışmalar var.

ADNAN OKTAR: Bunun şakası olmayabilir. Ona bir müdahale gerekiyor. Araya girmeleri lazım. Nedir nihayet eskisi gibi olsun. Arıza çıkarmaya ne gerek var? Her şey eski başına çevirsinler. Yani yeni şekle sokmaya gerek yok. Yoksa olay çıkacak, Allahualem.

BEDRİ YILMAZ: Siz söylemiştiniz Hocam “Putin sabretmez” demiştiniz. Uyarmışlar Hocam Allahualem.

ADNAN OKTAR: Putin’i yenmeye kalkarlarsa, onu kabul etmez o. Onun mantığında yenilme diye bir şey yok. Çok ağrına gider öyle bir şey. Yani ölümüne karşı. Mesela Esad’da Suriye’de. Öldü Suriye. Suriye şu an ceset, kemik kaldı yani. Ama gururundan Suriye’yi vermiyor Esad. Esad’ı destekleyerek Putin, gururundan dolayı yani mahvolmuş durumda, Suriye haritadan silindi. Suriye’de bir yer yok. Ama vermiyor Suriye’yi. Sırf gurur yani ağrına gidiyor mağlup olmak. Şimdi orada da öyle çok ağrına gider. Kabul etmez. Onun için gurur kırmayan çözümler esas olması lazım. Yani milli gurur çok muazzam bir şeydir. Yani çok rencide olması insanları kitle halinde perişan eder.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ukrayna’da Slayvyansk kentinde KİEV özel birlikleri Rus yanlısı milislere savaş açtı. Bir helikopter düştü. İki pilot öldü. Biri esir alındı. Rus yanlılarının sığındığı bir bina ateşe verildi. 38 kişi öldü.

ADNAN OKTAR: Vahşet, yanarak insanlar orada. Çok acı bir olay.

KARTAL GÖKTAN: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi; “Ukrayna konusunda acil toplandı. Ukrayna’nın, Rusya’nın barış için adım atmadığını” söyledi. ABD temsilcisi “Rusya Rus ayrılıkçıların kamu binalarından çıkması için çalışacak mı?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Sevgiyle yaklaşmayınca egoistlikle yaklaşınca, milli egoizm ortaya çıkıyor. Rus milli egoizme hakim. Ukraynalılar, Ukrayna milli egoizme giriyor. Her kavim kendi egoizmi içine giriyor. Bu bela yüz yıldan beri dünyayı kasıp kavuruyor. Hatta daha da eski yüz yirmi yüz otuz seneden beri. Hepsi Hz. Adem (a.s)’ın evlatları ne fark eder? Ruslar nur gibi insanlar. Ukraynalılar, benim canım Ukraynalı baya güzel şeker. Hadise çıkarmaya ne gerek var? Güzel ülke gayet hoş insanlar. Rahat güzel yaşayın sevgi dolu yaşayın.

BÜLENT SEZGİN: Kuran-ı Kerim’de de Hocam, bir ayette Allah şeytandan Allah’a sığınırım; “öfkeli soy koruyuculuğu” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet, illa benim ırkım buraya hakim olacak. Güney BDP ırk üzerine kurulmuş bir parti. Irk üzerine kurulmuş partiler Avrupa’da yasak. Burada serbest. Bunu da ben anlayamıyorum. Irk üzerine kurulu bir parti olur mu? Sağa dönüyorsun Kürt, sola dönüyorsun Kürt. Hars anlamında demiyor. “Benim Kürt’ten kastım ben Kürtüm diyen ama işte Arap olsun, Çerkez olsun Türk olsun kim olursa olsun eğer ben Kürt’üm diyorsa o bizim için Kürt’tür” de demiyor. “Kan Kürt’ü olacak arkadaş kan, soy Kürt’ü olacak” diyor. Öyle demiş olsa, hars anlamında demiş olsa bir mahsuru yok. Diyorsa desin. Ama saf kan anlamında, genetik anlamında Kürt diyor. Öyle dedikten sonra zaten Türk olmuş oluyorlar. Çünkü Türklük’te aynısını söylüyor. Laz, Çerkez, Türk hepsi bizim için Türk’tür diyor. Sende bunu diyorsan ayrı, bir isim vermene gerek yok. Türk dediğinde yeter. Onun içinde bitiyor.

“Kuran’da evrim vardır” gibi kitaplar çıkarıyorlar. Bu da, kendilerince uyanıklık yapıyorlar yani Müslümanlar’ın direncini kıracaklar. “Allah’ın Kitap’ında da zaten evrim var.” Darwinizm; Allah’ın olmadığını anlatan bir felsefe. Kuran’da Allah’ın olmadığını anlatan bir felsefe nasıl olsun? Siz çocuk mu ikna ediyorsunuz? Bir de benim yanımda böyle, bana ha. Ne kadar ümitsizce çırpınışlar. Yok, bilmem ne fakültesinin profesörüymüş. Ne olursan ol. Doğru söylemediğinde yakalarım, havada, karada, denizde.

TARIK KOÇ: Hocam, maşaAllah siz olmadan önce yıllarca insanları ikna etmişler. Siz gelince hiçbiri kalmadı ortada.

ADNAN OKTAR: O Mısır’daki ulema falan hep Darwinist’tiler. Suriye uleması hep Darwinist’ti. Fas, Tunus, Cezayir hep silme baştan, Osmanlı da Darwinist’ti. Biz gelince adamlar böyle dümdüz oldular.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri var. Onları okumak istiyorum. Bir kardeşimiz annesiyle birlikte Düzce’de kitap ve broşür dağıtmış. Kayseri’de birçok kardeşimiz evde bir araya gelip sizin kitaplarınızdan okumuşlar. Dua etmişler. Ankara Ümitköy’de kardeşlerimiz A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Bugün kardeşlerimiz Konya Alaaddin Tepesi’nde, Zafer Meydanı’nda ve Kültür Park’ta 700 kadar A9 TV tanıtım broşürü dağıtımı yapmışlar. Hollanda’dan Necati kardeşimiz iş arkadaşlarına iş çıkışında Yaratılış Atlası hediye etmiş.

ADNAN OKTAR: Şimdi ben orada çok sevimli tipler gördüm, ufak. Onlara şöyle yavaştan bir dönüş yapın, göreyim bakayım. Şimdi bir yanaş. Şu ufaklıktan bir yanaş. Buruna, ağıza, yanaklara bak. Isırmak lazım bunun yanaklarını. Ah benim canım, şu gözlüğün tatlılığına bak. Nasıl yakışmış ona, minik burnuna? İkisi de birbirinden tatlı bunların. Ne kadar güzeller böyle maşaAllah elhamdülillah. Allah ömürlerini uzun etsin. Şu annelerin sohbetlerini ben bir daha göreyim. Şu ortamın güzelliğine bak. Şu sofranın güzelliğine bak. Şu muhabbetin hoşluğuna bak. MaşaAllah, Allah hepsinin ömrünü uzun etsin. Rabbimiz üstlerinden hastalığı, belayı alsın-ki, İslam’a kuvvet bulsunlar. Dine kuvvet bulsunlar. Ne güzel oluyor o nur. Kadına nasıl yakışıyor? Kadın tabii her yönden nimet fakat nuru çok tatlı oluyor. Yani o zaman şefkat hissi de çok şiddetli etkiliyor. Saygıyı çok arttıran bir şey; nur. Değer veriyor insan, saygı duyuyor. MaşaAllah.

Maksude Hanım; “Hocamız’ın o güzelim mübarek elini kadehinden göremiyoruz. İstirham edersek” diyor. Tamam, alıyoruz.

Peygamberimiz (s.a.v.) sütü direkt içmezmiş, suyla karıştırıp. Çok doğru hareket ediyor. Çünkü içinde yoğun kalsiyum olduğu için. Kalsiyum alımı böbrekleri çok yorar. Suyla karıştırarak içiyormuş Peygamberimiz (s.a.v.). Yarı yarıya su. O zaman böbrekler dinlenir ve .hazmı daha kolay olur. MaşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in sevdiği içeceklerden süt. MaşaAllah. Yalnız kakaoyu tavsiye etmem herkese. Çünkü kakaonun yağı ağır yağdır. Yani doymuş yağ. Damarlar açısından zararlı olur. Mesela çocuklara bol bol çikolata yedirtiliyor falan damarlarında olumsuz etki yapar çikolata. Özellikle şu beyaz renkli çikolata, riskli inşaAllah.

“Alıştı millet ayakkabı kutusunda para görmeye. Hizmette sınır yoktur.” Ayakkabı kutusunda para görmeye. O takipsizlik alanlar, bu olay değil mi?

SEDAT ALTAN: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: İyi tamam. Takipsizlik aldığına göre isterse kamyonla taşısın parayı. Yani gayri meşru olması önemlidir. Kaynağı varsa paranın, açıklıyorlarsa. Yani bu takipsizlik hiç hükmünde mi o zaman? Nedir yani? Hukuka güveniyorsak. Takipsizlik almış. Eğer bir bildikleri varsa yeniden dava açsınlar. Ama durduk yere adam suçlamanın bir alemi yok. Bir mantığı yok yani.

Sen bir şey söyle.

BÜLENT SEZGİN: 17-25 Aralık operasyonlarını yürüten savcılar ile operasyondaki şüphelilerin mal varlıklarına el konulması kararı veren hakim hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Savcılar; Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş, hakim de Süleyman Karaçelim.

ADNAN OKTAR: Tamam, hukuk devleti işte. Yargıtayı var bunun, bilmem başka olayı var. Mesela takipsizlik veriyorlar. İstiyorlarsa üst mahkemeye de müracaat edebilirler. Yani aklına yatmıyorsa. Yargıtay var. Yargıtay’a gidiyor en sonunda. Yani sevgiyle bakmak lazım olaylara. Ben Tayyip Hocam’ın kötü bir insan olduğuna inanmam. Ben Tayyip Hocam’ı ta gençliğinden tanırım. Bizim çocuklar tanırlar. Ben o kadar yakından, yüz yüze görüşmüşlüğüm yok. Fakat bizim gençler hep yan yanaydı. Berker falan değil mi, belediye başkanlığı döneminde?

ALTUĞ BERKER: Evet, sürekli beraberdik.

ADNAN OKTAR: Bugün bana bir gazete kupürleri gösterdiler. Var mı sizde?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz Hocam.

ADNAN OKTAR: Bak, Tayyip Hocam’la o zaman Berker’ler, bizim o zamanlar şey vardı; Turgut. İbrahim Tuncer, Tarkan, hep bizim çocuklar. Evet, bakayım.

BÜLENT SEZGİN: O zaman Hocam rahmetli Erbakan Hoca sizden istirham etmişti. (Aydın Menderes ile ilgili haber için.)

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam'ın yanında biz gölge gibiydik o zamanlar. “Erdoğan, Adnan Oktar'ın müritleriyle.” Berker o zamanlar daha genç delikanlı. Gençliğinden beri hep Tayyip Hocamız’ın değerini bildik. Öyle bir yamuğunu yumuğunu görmedik. Hırsızlık iddiaları falan çok ağır iddialar. Orta halli yaşıyor Tayyip Hocam, kendi halinde. Yani öyle bir gazinosu, eğlencesi şunu bunu falan yok. Sade bir evi var, eşyaları da sade. Normal hayat. Ama onun dışında zaten başbakanlıktan oraya, oradan oraya zaten uyumaya vakti olmuyor. Bütün ömrü çileyle geçti. Oturmuşlar, yok şunu kaldırdı, bunu götürdü. Parayı ne yapsın? Yemek yiyecek olsa, bir tabak yemekle insan doyuyor. Nerede harcayacak bu insan parayı? Şahsı çok değerli. Ama ben diğer insanlara tek tek bir güvence veremem. Tanıdığım kişiye ben güvence verebilirim. İnsanın  kendi evladı bile bazen güvenli olmayabiliyor. Peygamberlerde görüyorsunuz, Hz. Nuh (a.s)'ın oğlu, karısı.

Allah cennet müziği dinletsin. Cennette de böyle güzel eğlenmek nasip etsin. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Ağaçlar müziğin ritmine uyarak dans ederler” diyor. Ağaçlar insanı eğlendiriyor. Müthiş ritimle oynuyor ağaçlar geze geze böyle. Burada ağaçlar sabit. Orada öyle değil. Dallarını titreterek falan böyle ince ayar oynuyorlar. Öyle şey değil. Hakkıyla. Hep her şey canlıdır cennette. Ruh sahibi olmayan, canlı olmayan hiçbir şey yoktur. Mesela bardağa gel dersin, hop havaya kalkar gelir, sana içirir. Git dersin gider. Tepsi mesela, çağırırsın tepsiyi gelir. Git dersin gider. Ağaçlar da öyle, istediğin gibi yer değiştirir. Gelir, gider, hareket eder.

“Nedense evrimi reddedenlerin alayı ya papaz, ya hocayım diye ortaya çıkanlar, hacıyım diye ortaya çıkanlar” diyor. Hakikaten öyle hep. Bütün İslam aleminin büyük alimleri hep evrimi savunuyor. Bütün papazlar da, hemen hemen tamamı evrimi savunuyorlar. Ne üstünüze vazife? Bunlarda bükemediğin bileği öp kafası var. Mesela PKK'yı yenemiyor, gidip bileğini öpüyor. Evrimi yenemiyor. Yobaz takımında da böyledir, hemen yalakalık yapar. Mesela baktı yenemiyor, gider yalakalık yapar. Ama Müslüman’a da kabadayılık yapar.

SEDAT ALTAN: Hocam bir ara İbn-i Miskeveyh diye ortaya çıkmışlardı, siz gerçek yüzünü anlatınca, hemen geri adım attılar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ne taktik yapsalar, anında taktiği bozuyoruz.

Yok ne yaparsanız yapın, Tayyip Hocam’ın şahsını desteklemeye devam edeceğim. Çünkü biliyorum dürüst olduğunu. Sinsiliği yoktur, oyunculuğu yoktur, merdane hareket eder. Zaten başına bir iş geliyorsa bazen, hep dürüstlüğünden geliyor, samimiyetinden geliyor. Öyle iyi niyetle yaklaşır.

Ya Allah, Bismillah. Tevbe Suresi, 90. Şeytandan allah'a sığınırım. “Bedevilerden” yani bedevi; kültürsüz, bazı cahil olan insanlar. Bunların bazısı erdemli olur, bazısı itici ve ters olur. “Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler.” Yani biz diyorlar, gitmek istiyoruz. Peygamber (s.a.v.)’in cemaatinden gitmek istiyoruz. Bak açtım, orası geldi. “Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı.” Hep yalan söyleyerek yaparlar. İşte şöyle bir derdim var, şöyle bir sıkıntım var. Halbuki asıl derdi korkudur. Küfürden korkarlar, malına mülküne zarar gelmesinden korkarlar. Yani işte tutuklanmaktan, esir olmaktan yahut öldürülmekten bir şekilde çekinirler. Hep her zaman münafıkların tavrı bu olmuştur. Uzaktan haber izler onlar, uzaktan. “Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.” Bak Allah acının mutlaka isabet edeceğini söylüyor bunlara. (Tevbe suresi, 90) “(Mücadeleden) Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler.” Diyor ki; “sen gitmişsin, ayrılmışsın Peygamber (s.a.v.)’in topluluğundan?” “Çok riskli yahu” diyor. “Ölüm tehlikesi var, tutuklanma tehlikesi var. Ben de senin yanında gideyim. Hem evlenirsin, paran pulun olur, çoluk çocuk olur. Güç kuvvet sahibi olursun. Orada risk var” diyor. Ama iki günlük dünya olduğunu unutuyor. Kısa süre sonra öleceğini unutuyor. Allah'a ruhunu teslim edeceğini unutuyor. “Onların kalpleri mühürlenmiştir.” diyor Allah. Bak özel bir mühürle kalpleri mühürleniyor. Ondan sonra deliriyor. Tanıyamıyorsun adamı, başka bir şey oluyor. “Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.” Diyorsun ki; “Niye Peygamber (s.a.v.)’in cemaatinden ayrıldın, topluluğundan ayrıldın? Oradaki hizmette çok sevap var. Öbür türlü zulümat var, acı çekersin. Vicdan azabı çekersin. Allah bela verir, uğursuzluk gelir.” Anlıyor mu? Anlamıyor. Çünkü ne diyor Allah? “Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.” diyor. Kafa kapanmış. Ölmüş. (Tevbe Suresi, 87) “Ama Resul ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla” Malını veriyor, Allah yolunda harcıyor. “Ve canlarıyla” bedeniyle. İster öldür, ister as, ister kes. Ne yaparsan yap. Küfür için diyorum. Küfür ister asmaya gelsin, ister kesmeye, farketmiyor, devam ediyor. “...Gayret ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır” Bak hayırlar demiyor, bütün hayırlar. “...Ve kurtuluşa erenler onlardır.” Ne demek? Her alandan kurtuluşa eren. Dünyada da ahirette de. (Tevbe Suresi, 88) “Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı.” Dünya iki günde bitiyor. Dünya hep çile yeri. “İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” (Tevbe Suresi, 89) Hergün televizyonlarda tıp doktorları çıkıyorlar. Kimi fıtık rahatsızlığını anlatıyor, kimi beyindeki rahatsızlıkları anlatıyor. Kimi kiloyla ilgili rahatsızlıkları anlatıyor. Kimi kalp, kimi eklem rahatsızlıkları. Ama ucu bucağı yok. Onu anlatırken ilaçlardan bahsediyor. O ilaç onunla etkileşiyor, o onunla etkileşiyor. Adam mesela şifa için bir ilaç alıyor, mesela kolesterolü düşürmek için. Bu sefer de kas erimesi oluyor. Mesela bir ilaç alıyor, kemik erimesine neden oluyor. Tedavi yapıyor ama başka türlü de kayıp meydana getiriyor. Ne yapacaklarını şaşırmış bir üslup halinde konuşmaları dikkat ederseniz. Mesela rejim yapıyor, yemek yiyip rejim yapıyor. Safra taşı oluşuyor, böbrek taşı oluşuyor. Kas erimesi oluyor, kalp kası eriyor, bir çok hastalık. Mesela kansere vücudu direnebilirken, küçük bir hücre direnemiyor vücut direnci düştüğü için. Kansere direniyor vücudu, rejim yapıyorum derken, kansere yakalanıyor. Rejim yapıyorum derken akciğerde enfeksiyon oluşuyor. Ölüyor bazen bunlar. Gribe yakalanıyor ondan ölüyor. Dünya kalınacak bir yer değil. Gidilecek yer.''Onlara geri döndüğünüzde size özür belirtirler.'' Kusura bakmayın diyor yani. Yanlışlıkla oldu bu işler falan. ''De ki: özür belirtmeyiniz size kesin olarak inanmıyoruz.'' Sahtekarsınız. ''Allah bize durumunuzu haber vermiştir.'' Bak Kuran’da ayette bildiriyor. ''Yaptıklarınızı Allah görecektir.'' Yaptığınız ahlaksızlıkları, Müslümanlar’ın aleyhine yaptığınız tavırları. ''Ve onun elçisi de. Sonra gaybı müşahade edebileni de bak gaybı da müşahade edilebileni de, bilene döndürüleceksiniz.'' Yani açık ve gizli gören Allah'a döndürüleceksiniz. “O da yaptıklarınızı size haber verecektir.'' Mesela nerde münafıklık yaptı, nerde ahlaksızlık yaptı hepsini size söyleyecek diyor. ''Onlar, onlara geri döndüğünüzde'' Müslümanlar başarılı olduğunda, güç kazandığında. ''Kendilerinde vazgeçmeniz için and içecekler.'' “Biz şöyle iyiydik, böyle İslam’a hizmet ettik. Allah için yemin ediyorum” diyor. “Ben hep hizmet ettim namazımda, niyazımdaydım” diyor. ''Artık siz onlara sırt çevirin.'' Muhatap olmayın diyor Cenab-ı Allah. ''Onlar gerçekten pistirler.'' Biz onu farkedemiyoruz ama münafık pis oluyor, iğrenç oluyor. Hem bedenen pis oluyor, hem ahlaken, hem beyni pis oluyor. Manyak, ruh hastası oluyor, psikopat oluyor. Ama Müslüman onu bilmiyor, görmüyor. İmtihanın gereği olarak Allah onu gizliyor. Durumu aşikar olunca pisliği görülüyor. Bak ''Onlar gerçekten pistirler.'' diyor Allah. Pistirler demiyor bak, ''gerçekten pistirler'' diyor. ''Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak barınma yerleri cehennemdir.'' Cehennemde de pisliğin içindeler. Kendi pisliklerinin içinde yaşayacaklar cehennemde de. ''Kendilerinden hoşnut olmanız için size yeminler ederler.'' Çok yeminde bulunuyor. Allah adına yemin ediyor, Müslümanım, muttakiyim. Halbuki küfür içinde. O sadece Müslümanım deyince, Müslüman olacağını zannediyor. Halbuki küfür alametleri akıyor. Adam lağım gibi kaynıyor, her yerinden ahlaksızlık akıyor. Müslüman’ı öyle kandıracağını zannediyor. Küfür akıyor her yerinden, onu görmediğimizi zanneder yahut Müslüman’ın görmeyeceğini zanneder. “Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler ve onlardan hoşnut.'' Bak; ''Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Allah fasıklar toplumundan hoşnut olmaz.'' Allah, ben intikam alacağım diyor. Siz affetseniz de ben intikam alacağım diyor. ''Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir.'' Yani az okuyan, az araştıran, kültür düzeyi düşük insanlar. ''İnkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir.'' Yahut bedevi ruhlu böyle görgüsüz, sevgisiz, küt bazı kişilere işaret ediyor. Bazen de çok iyi de çıkar bedevilerden. ''Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye daha yatkındırlar ve elverişlidir'' diyor Allah. Yani inkara, densizliğe, deliliğe, psikopatlığa daha yatkın oluyorlar. ''Allah bilendir. Hüküm ve hikmet sahibidir. “ ''Bedevilerden öyleleri vardır ki infak ettiğini bir cemere sayar.'' Yani Müslümanlar’a katkıda bulunmayı, İslam’a katkıda bulunmayı, -yazılı veya sözlü maddi olarak,- bir cereme bela gibi görüyor, canı yanıyor. ''Sizi felaketlerin sarmasını bekler.'' Mesela o devrin neyse polisi, askeri, jandarması Müslümanlar’ın üstüne gelmesini, Müslümanlar’ın felakete uğramasını; bunu beklerler diyor. Ayrılmasının nedeni o. Ayrılıp onu bekliyor. “Kötü felaket onları sarsın” diyor Allah. Ne demek? Bilakis ben onları felaketlere saracağım diyor Allah.''Allah işitendir, bilendir.'' Önce belaya girmeleri için Allah onları bir ayırıyor. Ayırdıktan sonra Allah infazını yapıyor. Müslümanlar’ın içinde yapmıyor. Çünkü Müslümanlar’ın içinde yapınca Müslüman sorumlu oluyor. Mesela onu kurtarması lazım, onu tedavi ettirmesi lazım, yardımcı olması lazım. Allah kurtarmaması için, Müslümanlar’ın yardımcı olmaması için önce ayırıyor. Sonrada Allah onu boğuyor bir köşede. Müslüman da kurtaramamış oluyor onu. Sırf Müslüman’ın kurtarmaması için ayırır Allah münafığı. Yani ezebilmek için. Maddi, manevi ezmek için yapar Allah. O infaz için ayrıldığını bilmez, Allah'ın infaz etmek için ayırdığını bilmez. Çünkü Müslüman infazı durdurmaya gayret eder, bilmeden. Allah da infaz etmeyi istiyor. Onun için ayırır infaz eder Allah.

EMİN KOÇ: Hz. İbrahim (a.s) da meleklerle tartışmaya giriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Niçin tartışmaya giriyor?

EMİN KOÇ: Melekler yok etmek istiyor Hz. Lut (a.s) kavmini, Allah’tan vahiy geldi, yok edeceğiz diyorlar. Orada bizle tartışıyordu diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. “Durdurun infazı” diyor. Allah; “Seni ve aileni kurtaracağız ama onları helak edeceğiz” diyor. Yani ya Müslümanlar onlardan ayrılacak, ya onlar Müslümanlar’dan ayrılacak, infazın oluşması için. Sessiz sedasız, belirli zamanlarda Allah bunların infazını yapar. Ya ruh hastası yapar, ya akıl hastası yapar, ya bereketini kaldırır, ya bir ağır hastalık verir. Dünyadaki belasıdır bu. Ölürken de canları vahşet görünümünde alınıyor. Sırtlarına ve yüzlerine vuruyor melekler, döverek canlarını alıyorlar. Çok ızdıraplı olur canlarını vermeleri. Ama bu zahiren görülmez, başka boyutlara alındıkları için. Başka boyutta göstermeden döver melekler. Yani insanların gözünün önünde dövmüş olsalar hiç kimse kafir olmaz zaten. Ama bak orada da önce ayrı bir boyuta alınıyor dövüleceği vakit. Üçüncü boyuttan dördüncü boyuta alınıyor. Dördüncü boyutta feci şekilde dövülmeye başlanıyor. Zaten o dövülmeden cehenneme gideceğini anlıyor. Dövülerek canı alınıyor. ''Allah münafıklara kendi ihsanından bolca verince'' Yani imkanlar her türlü çevre, mal, mülk, arkadaş çevresi. ''İşte onunla cimrilik yaptılar yani hasetlik yapıyorlar. Onu tutmak istiyorlar ve yüz çevirdiler.'' Müslümanlar’dan yüz çeviriyorlar. ''Onlar böyle sırt dönenlerdir.'' Diyor Allah. Yani özellik olarak sırt dönme, yüz çevirip sırt dönüyor. Kaçar, münafığın özelliğidir. Münafık çok karaktersizdir. Mesela der ki, sen mesela Müslümanlar’ın içinde duruyorsun ama gel seni falancayla evlendireyim. Sana para vereceğiz, sana imkan vereceğiz, sana yiyecek vereceğiz. O aç köpek gibi o gösterilen yiyeceği, bir avuç yiyeceğe tamah eder. Yani bir aç köpeğin vahşiliği ile içgüdüsü vardır. O ondan kurtulamaz. Yahut iman gözüyle Müslümanlardaki özelliği göremez. Aç köpek gibi o yiyeceğe gider. Halbuki o yiyeceğin sonucunda Allah onu infaz edeceği yola götürüyor. Felaketin yapılacağı yere doğru Allah onu bir avuç yemek ile götürür, bir avuç çıkarla götürür. O mutlu olacağını zanneder. Allah beraber olduğunu ona bela eder, onu da ona bela eder. İkisini de birbirine kırdırıp helak eder. Allah'ın sistemi bu.

SEDAT ALTAN: ''Eğer yakın bir yarar ve orta sefer olsaydı onlar mutlaka seni izlerlerdi” diyor Hocam.   

ADNAN OKTAR: Allah diyor ki, Tevbe suresi 85'de, bak herhangi bir sayfa açtım ona çıktı. ''Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin.'' Çünkü Müslüman şöyle yapıyor, adam şimdi ayrıldı diyor. Tehlikeden uzak, riskten uzak, kendine mal ediniyor, imkan ediniyor. Bak; “Allah bunlarla ancak dünyada insanları azaplandırmak.'' Şimdi malla onu azaplandırıyor. Yiyecek yiyor hastalık meydana geliyor. Kanser oluyor, ülser oluyor. Başı belaya giriyor. Evladı oluyor, evladı başına bela oluyor. Her yönüyle bela oluyor, sinir hastası oluyor. Evlendiği eşi başına bela oluyor, o da onun başına bela oluyor. Evi başına bela oluyor. Orayı yaptıracağım, burayı söktüreceğim, şurayı taktıracağım. Evi de başına bela oluyor. Arabası da başına bela oluyor. Yollar başına bela oluyor. Bütün dünya üstüne gelir. Bak diyor ki Cenab-ı Allah “Seni imrendirmesin” Yanlış anlayıp imrenme diyor. “Allah bunlarca ancak dünyada azaplandırmak” Hemen yapacağım diyor Allah. Gecikme yok. Dünyada azaplandırıyor. Ahirette sonsuz, ayrı o, en şiddetli azap yapılır. Ama dünyada hemen azaplandıracağım diyor. “Ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkması”nı istiyor Allah. Onun için ayırıyorum diyor Allah. Çok şiddetli bir azapla canları alınıyor. Anlıyor ama iş işten geçiyor. Yalvarıyorlar geri dönmek için. “Ne olurdu elçiyle beraber olsaydık. Ne olurdu şunu yapsaydım.” “Onulmaz hasletler içinde kalırlar” diyor Allah. Keşke yapmasaydım kafasında. “Allah’a iman edin, onun elçisiyle gayret edin,” İslam’ı yayın, “diye bir süre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar” Servet; işte evlenmiş, köşe dönmüş, biraz malı mülkü olmuş. Servet çünkü izafi bir şey. Ona göre servet. “Senden izin isteyip bizi bırak oturanlarla birlikte olalım dediler” Mesela diyor ki; “bak oturanlar var” diyor. Duyuyor onlara imreniyor. “Ben de oturayım onlarla birlikte” diyor. Gayret ediyor Müslümanlar. “Yok, oturanlar daha rahat” diyor. Kardeşim oturuyor ama o cehennem ateşin üstüne otuyor. Haberin yok. Cehennem ateşinin üstünde otuyor, sonucunu tahmin etmiyor. Allah birden vurmuyor. Bazen ani vurur, bazen süre verir. Mesela 1 yıl, bir buçuk yıl, 2 yıl. Ama mutlaka infaz eder Allah. Yani münafığın yanına kalmıyor. Hiçbir münafığın yanına kalmadı Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. “Sen onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de” diyor Allah, “Allah onları kesinlik bağışlamaz” diyor. Münafıklar için hüküm çok ağır. Bak; “Bu gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısıyladır” Nankör oluyor münafık. Her türlü iyiliği görmüş, güzelliği görmüş ama nankör, nimeti görmüş nankör. Pisliğe tercih ederler onu. Nankörlüğünün karşılığı olarak yapılıyor bu ceza onlara. “Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez” Allah onlara hidayet vermeyeceğim diyor. Beyni gidiyor, aklı gidiyor. “Allah’ın elçisine muhalif olarak” Yani Hz. Mehdi (a.s), Peygamberimiz (s.a.v.) o devrin Mehdisi. “Muhalif olarak geri kalanlar oturup kalmalarına sevindiler” Kendi evine gidiyor, kendi çevresine gidiyor. Ona seviniyor. “Ne kadar isabetli bir şey. Aklıma da gelmemişti daha önce. Ne güzel” diyor. “Çok rahat oturuyoruz evde. Tehlike yok, risk yok, hiçbir şey yok” diyor. Ona sevindiler diyor Allah. “Ve Allah yolunda malları ve canlarıyla gayret etmeyi çirkin görerek” Gerek var mı böyle bir şeye? “bu sıcakta çıkmayın” dediler. Bahaneyi görüyor musun? Sıcakta sen para pul kazanacağını, sana para teklif edildiğinde pişsen dahi ateşin altında para için yapıyorsun. Allah için gayret gerektiğinde sıcağı bahane ediyor. “De ki: Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir. Bir kavrayıp anlasalardı” diyor Allah. “Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler.” Ne diyor Bülent? Gülmeyin diyor. Hassas Bülent, Bülent Arınç. “Az gülsünler, çok ağlasınlar” diyor. Gösteriş için, herhangi bir şekilde çok ağlasınlar. “Bundan böyle Allah seni onlardan bir topluluğunun yanına döndürür de mücadeleye çıkmak için senden izin isterlerse de ki: kesin olarak benimle hiçbir zaman mücadeleye çıkamazsınız” Tebliğe bunları götürme diyor Cenab-ı Allah. Uğursuz, pislik, nankör ve ahlaksız oluyor münafıklar. “Ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı mücadele edemezsiniz. Çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz. Öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun” Hep oturma bak dikkat ederseniz. Oturmadan kasıt cihat eden, gayret eden, Allah yolunda mücadele edeni yanlış yolda görüyor. Oturmayı da çok akıllılık olarak görüyor. Cehennem ateşinin üstüne oturduğunu, belanın üstüne oturduğunun farkında değil. Hâlbuki belanın kapısı açılmış oluyor oturduğunda. Hareketli olan Müslüman’dan bela kalkar. Oturana bela akmaya başlar, durdu mu bela akar. Hareketli oldu mu bela durur. Bak Bediüzzaman çok hareketliydi, bela ona nüfuz etmedi. Ama oturanlara onun devrinde bela hepsine nüfuz etti. Münafık dilbaz olur. Münafık Allah’ı çok anar, yeminle konuşur, ilmi de olur münafığın. Onun için Müslümanlar bazen münafığa kanarlar.  Ne güzel konuşuyor diyor. Allah diyor ki; “konuştuğunda siz onları dinlersiniz” diyor. “Görünüşleri de hoşunuza gider.” Artistlik yapar. “Ama onlar boş, kof hurma kütükleri gibidir, içi kurumuş” O usulen öyle konuşur. Dini alet eder, Allah’tan bahseder, dinden bahseder. Çünkü ondan bir yerlere nüfuz etmesi, bir yerlerden çıkar sağlaması mevzu bahistir. Onun için ezberinde çok bilgi olur münafığın. Ona kanmamak lazım. Kardeşim münafık Müslüman’ın aleyhine müthiş bir bilgi geliştirir. Kuran’ın hükümleri açık ya mesela Peygamberimiz (s.a.v)’in zamanında Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı münafık bir üslup geliştiriyor. Yani insanları kandırabilecek akla sahip olur münafıklar. Öyle zannettiğiniz gibi bir kolaylık yoktur üslubunda, karmaşıklık vardır. Detaylı bir şeytani incelik vardır. Şeytan yardım eder münafığa. Onun dili şeytanın dilidir. Şeytan onun bedenine oturur adeta. Münafık açığı çok iyi yakalar. Kendince halkın hassas olduğu konulardan yaklaşır. Mesela diyor ki: “Kardeşim tamam din tamam da ailem, aile kutsal. Ailem yok olacak, ailem gidiyor” diyor. Kardeşim din olmazsa senin ailen zaten ortada olmaz. Önce din sonra aile. Din yoksa aile de olmaz zaten. Ama o dinin kutsal olan aileyi dine karşı kullanır. Mesela diyor ki; hava sıcak. Tamam sıcak da, sen çıkarın olduğu zaman sıcak dinliyor musun? Soğuk da dinlemiyorsun. Bir gün sıcak diyorsun, bir gün soğuk diyorsun, bir gün hastayım diyorsun. Bahane çok, münafığın bahanesi çoktur. Asıl onun korkuları olur münafığın, çıkar korkuları olur. Çıkarı tam elde edemediğin de münafık aç köpek gibidir aranmaya başlar. Önce Müslümanlar’ın yanında arar çıkarı. Yeteri kadar doyuma ulaşamazsa çıkarı olduğu için aç kudurmuş köpek gibi dışarda aramaya başlar. Onu da bulamazsa artık o münafık delirmesi denilen olay oluyor. Oturup kendi kendini yemeye başlar. Münafığın içinde müthiş bir gerilim oluyor. Çok azap duyar münafık. O azapla o acısının geçmesi için önce Müslümanlar’a saldırır. Müslümanlar’a saldırdıkça azabı daha da artar onun. Mesela köpek kudurduğunda ne yapıyor hayvan? O acının şiddetiyle saldırıyor. Ama saldırdıkça daha da acısı artar, daha ıstırabı artar. En sonunda kendini helak eder münafık. Müslüman’a saldırdığında Müslüman’ın gücü artıyor. Basireti artar, feraseti artar, aklı artar. En çok sevabı artar. O da çok önemlidir.

Şeyhimiz Sultanımız, Şeyh Nazım Kıbrıs-i Hazretleri, durumu stabil ve iyiye doğru gidiyormuş, maşaAllah. Düne göre biraz uykuluymuş Şeyhimiz. Uyutacak şeyler veriyorlar da ondandır. Yoksa Şeyhimiz ortalığı birbirine katar. Kalbi iyi durumdaymış, kan değerleri iyiymiş, karaciğer fonksiyonları iyi, solunum testi iyi olmuş. Artık Şeyhimiz’i bıraksınlar kardeşim. Doktorlarda çok titiz oluyor yok şuraya bakacağız, buraya bakacağız. Şeyhimiz bir deniz kenarını teftiş etmesi lazım, dağı da bir teftiş etmesi lazım. Münafıklar hiç sevmez Şeyhimiz’i, müminler çok sever. Kafirun ve kafirat, onlar da sevmezler. Müminler çok severler.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, “Münafıklar yanında geldiklerinde biz kesin olarak şehadet ederiz ki sen Allah’ın elçisisin dediler” diyor “Allah’ta bilmektedir ki sen kesin olarak onun elçisisin Allah münafıkların yalan söylediklerini bilmektedir” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Münafık böyle yancı karakterdir, çok aşağılıktır. O Müslüman’ın yanına geldiğinde, aç köpek gibi bekler. Acaba ne çıkacak, imkân olacak mı? Onu sonuna kadar bekler. Birde köpek gibide sabırlıdır. Ama daha iyi yerde yal gördüğünde, köpek nasıl oluyor hayvan daha iyi bir yiyecek bulduğunda hemen koşarak oraya gider. Hayvan karakteri olur, köpek karakteri olur münafıklarda. Ve nankörlük zemine oturmuştur. O acıyla da Müslüman’da kusur aramaya başlar, dine uygun olmayacak bir şey bulmaya. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında münafıklar çeşitli bahaneler buluyorlardı, muhalif olmaları için. Ayrı bir mescit edindiler biliyorsunuz, dırar mescidi edindiler. Evliya gibi gösteriyorlardı kendilerini. Ama Allah o mescidi yıktırdı. Münafıklar daima Müslümanlar’ın arasına böyle çaşıt denilen sinsi münafıkları sızdırıp, Müslümanlar’ın aleyhinde bilgi toplamaya çalışırlar. Münafıklar da uzun süre kalır Müslümanlar’ın içerisinde. Aleyhe bilgi için sabırla bekler. Çok enaniyetlidir münafıklar. Yani kendini çok beğenir. Müslüman’da da sürekli kusur arar. Resulullah (s.a.v.)’de çok kusur aramaya kalktılar kendilerince. Ama Allah helak etti. Bin bir çeşit bahaneleri vardı. En ziyade Peygamberimiz (s.a.v)’in evliliğine takılmışlardı. Hz. Hasan (r.a)’nın evliliklerine takılmışlardı. Onları hanımların beğenmesi, çok ağırına gidiyordu münafıkların. “Biz öyle bir şeye yanaşmıyoruz” diyor münafıklar. Kardeşim zaten sen cinsi sapıksın. Birbirinle beraber oluyorsun sen. Peygamberimiz (s.a.v.) helaliyle beraber oluyordu. Sen cinsi sapıksın. Ama kendini üstün görüyor, bu ahlaksızlığına rağmen. Münafıklar daima Müslümanlar’a karşı kendilerince kinlerini, nefretlerini ve nankörlüklerini ifade edecek bir eylem aralar. Onun için, içeriden dışarıdan Müslümanlar’a kötülük yapmak isterler. Eğer bu olmazsa da Müslümanlar atıl kalıyorlar. O Müslümanlar’a canlılık sağlar. Özelliği odur. Diyor ki Allah; “Onlar bir in, kovuk, bir şey olsa, bulup kaçmak isterler.” Yani bunlar oturacak yer aradıkları için, “bir ev ama kaya kovuğuna bile razı olurlar” diyor. Yeter ki Müslümanlar’dan uzak olsun. Allah onlara öyle bir içgüdü veriyor, münafıklara.

BÜLENT SEZGİN: “İnfakta bulunmayın, dağılıp ayrılsınlar” diyor sonra “Mülkün tümü Allah’ındır” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafıklar zaten hep böyle yancıdır. Böyle tırtıkçı bir kafası vardır münafığın, özelliğidir. İyilikte seviniyor. Bir zorlukla karşılaştığında da vahşileşiyor, ters tavır koyuyor. Bu bir karaktersizliktir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinde münafıklar çok şeditti. İkinci şedit münafık güruhuyla ahir zamanda karşılaşacaksınız. Muhammed Mehdi (a.s)’ın karşısına dikilen münafık güruhları, dalgalar şeklinde şeytan orduları yani münafık orduları Mehdiyet’e karşı mücadele verecektir. Bak, Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Sırf yüz bin” diyor bak, “yüz bin münafık. Yüz bin münafık, başları traşlı” diyor. “Sakallı, başları traşlı yüz bin münafık Mehdi (a.s)’a karşı mücadele eder” diyor. Sırf bir güruh olarak yani düşünün, bir bölüm olarak. “İstanbul’un alimi” diyor, “münafık olan alim, Mehdi (a.s)’ı küfürle itham eder” diyor. “Mürted olmakla ve dinsiz olmakla itham eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu sayede Hz. Mehdi (a.s) makam alıyor. Yani çok gayret ederek Mehdi (a.s) olunmaz. Allah şeytan ordularını saldırtarak Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s)’ın makamını yükseltiyor. Çünkü ahirette insanlar, “Ya Rabbi Mehdi (a.s)’ın makamını merak ediyoruz” diyorlar. Bakıyorlar ki, yüz binlerce şeytan saldırmış. Kendine mesela üç şeytan saldırmış. Ama kollar halinde yüz binlerce şeytan ordusu Mehdi (a.s)’a saldırmış. Sırf bir yönü olarak bunu görünce “maşaAllah” diyorlar. Yani mesela Resulullah (s.a.v.)’e de biliyorsunuz “cinler üstüne adeta keçeleşmişlerdi” diyor. Müşrik cinler, keçeleşiyorlar adeta ayette. Makamı yükseliyor. Mesela dırar mescidinin münafıkları olmasa makamı yükselmez. Bir de o devrin münafıkları çok şirret oluyorlar. Katillerle işbirliği yapıyorlar, it kopukla iş birliği yapıyorlar. Ahir zamanın münafıkları da çok şirret ve pislik olacaklar. Zaten insanların tiksindiği, aşağılık gördüğü akli dengesi bozuk, manyak tiplerden oluşacaklar. Kimi sapık, kimi bilmem ne, kimi. Bunlar özel tipler. Ta analarından doğmadan bunlar hazırlanıyor Allah tarafından. Patolojik tipler, böyle sevgisiz, hasta nefret insanları.

Mehter müziği dinleyelim biraz, sonra devam edeceğiz.

VTR-Mehter

Masaüstü Görünümü