Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (8 Mayıs 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Oktar Bey hoş geldiniz.

OKTAR BABUNA: Hoş bulduk Hocam.

ADNAN OKTAR: Şeyhimiz Sultanımızı dünya tatlısını en hoşuna giden yere defnetmişsiniz. Canım benim acayip şeker. Hep oturduğu yer o, “beni buraya gömün” demiş, “buraya defnedin” demiş, inşaAllah. Evle iç içe olmak istiyor, çocuklar onun etrafında koşuşacaklar falan, hem torunu tosunu görecek. Evden çıkmayı hiç istemiyor, kıyamete kadar orada, inşaAllah. Dünya tatlısı şeker bal.

Oktar aferin sana maşaAllah, Şeyhimizle gece gündüz ilgilendin.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah, elhamdülillah Hocam.

ADNAN OKTAR: Maşaallah. Bir doktor arkadaş daha var Ömer, o da gece gündüz sürekli oradaydı. O neydi?

OKTAR BABUNA: Doçent Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok iyi oldu. Mezarı da süslü ç,çekler böyle rengarenk, tabutu da süslü. Hep böyle güzellik isterdi şeyhimiz. Her şeyi güzel, mezarı da güzel maşaAllah. Allah gani gani rahmet etsin şeyhimize. Başka var mı akılına gelen, kim var?

OKTAR BABUNA: Siz hastaneye hemen göndermiştiniz. O gün bilinci kapalıydı, ertesi gün mucizevi bir şekilde bilinci açıldı. Gözünü açtığı anda ben hemen “Adnan Hocamız’ın çok selamı var, ben Babuna” dedim gözleri dolmuştu böyle, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Acayip şeker.

OKTAR BABUNA: Son gün ağarlaşmadan, ağırlaştığında mucizevi bir şekilde yine uyandı son bir defa şehit olduğu gün Hocam inşaAllah. Orada da göz göze geldik, “ben Babuna” dedim. Elimi tuttu, ele ele tutuştu böyle, sonra yorulmasın diye bıraktım. Sonra tekrar elini kaldırdı tutmak için, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne tatlı insan, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Yine böyle başka bir gece, geceleri ağırlaşıyordu Hocam mucizevi olarak, gündüzleri daha iyi oluyordu. Bu şekilde devam etti Hocam.

ADNAN OKTAR: Ama hep öyle oluyor, geceleri akşama doğru ağırlaşıyorlar. Gece mesela sabaha doğru vefat ediyorlar. Gecenin öyle bir özelliği var Allah’ın hikmeti her zaman gece öyle bir etki yapıyor.

Başka neler var.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bugün Halep’te Esat’ın askerlerinin kaldığı otelde çok şiddetli bir patlama meydana geldi. Saldırıyı muhalif gruplardan İslami Cephe üstlendi. Yapılan açıklamaya göre 50 asker hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) olmadan kan durmaz. Bak adı üstünde ‘Mehdiyyül dem,’ “kan durduran Mehdi” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Kanı meydana getiren de Allah, kanı durduran da Allah. “Mehdi’yle durduracağım” diyor Cenab-ı Allah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah ayette; “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve halkı zalim olan bu ülkeden bizi çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardım eden yolla diyen kadınlar, erkekler ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına niye mücadele etmiyorsunuz” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayeti bir daha teker teker, kelime kelime oku.

BÜLENT SEZGİN: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve halkı zalim olan bu ülkeden bizi çıkar. Bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardım eden yolla diyen..”

ADNAN OKTAR: Bak, “katından.” Peygamber var, peygamber gelmiş ama ayrıca “Bir yardım eden yolla, bir veli koruyucu yolla” diyor. Diyorlar ki; “Mehdi’ye niye ihtiyaç var?” diyor adam. Allah’ın ayetini görmüyor musun kardeşim? Bak, peygamber var gelmiş, hak din var ama veli, kumandan bir Mehdi istiyor halk Allah’tan. Bir baş istiyor. Kuran’ın hükmü bu. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “ Kadınlar erkekler ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına niye mücadele etmiyorsunuz?” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, “mazlumları koruyun” diyor Allah. Mazlumu meydana getiren de Allah’tır. Müslüman Aşkla şevkle koruyacak.

BÜLENT SEZGİN: Hocam dediğiniz gibi, Allah özel olarak o ortamı yaratıyor ki Hz. Mehdi (a.s)’a dua etsinler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Esat güçleri uzun süredir muhaliflerin karargahı olan Humus kentini ele geçirip bayrak dikti. Aylardır ilk defa görüntülenen Humus kenti tamamen harabeye dönmüş, içinde tek bir canlı kalmamış ancak bu durum Esat’ın zaferi olarak niteleniyor.

ADNAN OKTAR: Esad’ın enayiliği o. Çünkü adamlar şehirde hiçbir yer bırakmamışlar, bütün binaları yıkmışlar, yiyeceklerin hepsini almışlar hiçbir şey kalmamış, mal kalmamış, mülk kalmamış, alt yapı kalmamış, su elektrik hiçbir şey kalmamış sadece görünümüyle korku filmlerini andıran dehşet verici bir şehir var. “Alın sizin oldun” diyor adamlar. Bunlar yine şimdi orayı biraz düzenlerler, oraya malzeme getiriler, mühimmat getirirler adamlar üç beş saatin içinde geri alırlar. Bunlar da kaçacak delik ararlar. Saflıklarına, enayiliklerine doymasınlar. Direk enayi konumundalar şu an. Bir de ona seviniyorlar.

Evet, dinliyorum.

 KARTAL GÖKTAN: Hocam, Sayın Kılıçdaroğlu CHP yönetiminin değişeceğine dair açıklama yapmıştı. Bugün değişiklikler gerçekleştirildi. Ve CHP Genel Sekreterliği’ne Gürsel Tekin getirildi. Ayrıca MYK üyeleri de tamamen değiştirildi.

ADNAN OKTAR: Bak, Gürsel Tekin’i bir ara görevden aldılar. Halbuki dedim; ‘bak yanlış yaptınız onu düzeltin’ dedim. Çünkü Gürsel Tekin mümin, muttaki, dindar bir insan, baya da aklı başında bir insan. CHP’nin süsü. Sayın Kılıçdaroğlu o da dindar, zaten seyittir. Hep CHP’ye böyle mümin muttaki nurlu insanlarla takviye gerekiyor. Yoksa millet CHP’yi niye seçmesin? CHP, İttihad-ı İslam’ı savunursa, komünizme karşı tavır alırsa, Atatürk’ün Türk-İslam Birliği ülküsünü, Atatürk’ün İttihad-ı İslam ülküsünü, Atatürk’ün İslam’ın, Kuran’ın tam yaşanması inancını hayata geçirirse CHP bitti.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Milliyet Gazetesi Pervin Buldan’ın, hükümetin İmralı’yla bölgesel yönetim yasası konusunda uzlaştığını söylediği yönünde bir haber yapmıştı. Ancak HDP bu konuyu yalanladı ve sadece görüşmelerin olumlu geçtiğini, henüz bir anlaşmaya varılmadığını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Onlar kendi kendilerine, “şuna karar verdik, buna karar verdik.” Yani Türk milleti ne diyor onları ilgilendirmiyor. Devlet ne diyor, bir acayip üslup.  “Ben böyle karar verdim böyle olacak” diyor. Olmaz öyle şey. Türkiye bütün, Kürtler de bizim kardeşlerimiz, annelerimiz, bacılarımız bize ait insanlar, bizim insanlarımız.

Kendi kendilerine gelin-güvey oluyor bunlar. Kimseye sormuyorlar. İşte “şöyle yapacağız, özerklik tamam toplayın.” Hani ilkokulda böyle müsamereler olur onun gibi.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Öcalan’ın İmralı’dan işaret ettiği demokratik İslam kongresi Diyarbakır’da toplanıyor. Kongreyi düzenleyenler; “amaçlarının İslam’ın özü olan tevhid, adalet, özgürlük mücadelesi ruhunu tekrar ortaya çıkarmak, özellikle ezen-ezilen ilişkisine vurgu yapmak olduğu” belirtildi.

ADNAN OKTAR: Bu tamam, bu güzel. Buna sözümüz tebrik etmek olur, takdir etmek olur. Bu güzel kim işaret ederse etsin. İslam’la, Kuran’la konuşulan her söz, baş tacı. Ama İslam’ın, Kuran’ın olmadığı bir yerde konuşulanlar, beni ilgilendirmez.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Muş Milletvekili Demir Çelik; “Samimi dindarların Ak Parti’ye oy vermesini engellemek istediklerini” belirtti. “PDF ve HDP’nin hep yanlış algılandığını, din dışı, dini inkâr eden bir siyasal parti olarak gösterildiğini ama böyle olmadığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Şimdi keşke öyle olsa, baş tacı olurlar. İttihad-ı İslam’ı savunsalar, Türk İslam Birliği, bütün İslam ülkelerinin birleşmesini savunsalar, ırkçı olmasalar, Türkiye’nin bir numaralı partisi olurlar. Keşke olsalar. Atatürk’ün İttihad-ı İslam fikrini, Türk İslam birliği düşüncesini, adalet anlayışını, şefkat ve merhamet anlayışını, kardeşlik anlayışını savunsalar. Irk tehlikesini, ırkçılık tehlikesini ortadan kaldırsalar; ırk derken ırkçılık tehlikesini ortadan kaldırsalar kimsenin ona sözü olmaz. Ama alttan alttan komünizmi getirmeye çalışıp da, üstten İslam’ı gösterirlerse bu bizi sıkar, bunaltır. Yarın bir gün oradaki annelerim, kız kardeşlerim, dedelerim komünistlerin eline geçerse, ırzları, namusları payimal olursa; BDP için demiyorum PKK açısından diyorum. Sorumlusu ben olurum, biz oluruz. Buna müsaade etmeyiz. Ne pahasına? Her ne pahasına olursa olsun. İslam’ı savunuyorsalar o üstte olacak ve açık net olacak. Komünizm tehlikesi alttan alta ilerliyor. Dağdaki adamlar İslam’la alakası yok birçoğunun çok nadir PKK’lılarda namaz kılanlar oluyor onlarla da alay ediyorlar, aşağılıyorlar. Tehlike kol geziyor yoksa kimin ne sözü olur öyle bir şey olmuş olsa. Mesela bak bölünme hassas olduğumuz bir konu, üstümüze üstümüze geliyorlar, çok rahatsız oluyoruz. Daha hala aynı konu. Tehlikeli diyorum; “Özerklik olmaz mı?” Tehlikeli diyorum, bu sefer; “Federasyon olmaz mı?” Kardeşim zaten küçük bir ülkeyiz biz. Nerenin özerkliği, federasyonu? Amerika gibi olsak o güce sahip olsak, federasyona da böl istersen Amerika Birleşik Devletleri gibi de yap, ne yapıyorsan yap. Merkezi sistem güçlü olacağı için, devlet güçlü olacağı için, federe devletler oluşturabilirdiniz o zaman. Kimsenin de bir sözü olmaz o zaman. Federasyona kimsenin bir sözü olmazdı. Ama federasyon derhal bölünmeyi, parçalanmayı, Türkiye’nin yok olmasını getireceği belli, anında yok oluruz. Zaten Avrupa’da nefret ediyorlar Türklerden. Rusya’da da nefret ediyorlar, Ukrayna’da, orada, burada hep nefret ediyorlar, çok acayip. Türk demeye insanların birçoğu çekiniyor. Müslüman’dan nefret ediyorlar. Böyle bir konumda Türkiye merkez olarak güçlü olması lazım. Zaten ufacık bir toprak parçası var. Onu da parçaladın mı sen bitti. Kim nereye, kime güvenecek ondan sonra? Ama Türk İslam birliği olursa federasyonlar olsun, hiçbir mahzuru olmaz. Üniter yapı zaten çok köklü ve güçlü olacağı için, onun sözü bile olmaz.

Bülent Bey, buyurun siz.

BÜLENT SEZGİN: Milliyet yazarı Sami Kohen; “Suriyeli mültecilerin sayısı bir milyonu geçtiği için, hükümetin bu mali yüke karşı tedbir aldığını” iddia etti. “Alınan tedbirlerden birinin de Suriye Türkiye uzun sınırının bazı kesimlerinde bir duvar örmek olduğunu” öne sürdü Hocam.

ADNAN OKTAR: Yani mülteci gelmesin diye. O olmaz. Dış saldırılara karşı bir duvar olurda, mülteci geldiğinde o zaman İran’a falan gönderebiliriz. Veyahut Ürdün’e gönderebiliriz bir kısmını. Can havliyle canını kurtarmak için hastaneye gelen insan gibi. Acil servise adamı sille tokat acil servisten gönderseler nedir? Aynısı. Böyle bir şeyi Türkiye yapmaz. O duvarın amacı dışarıdan gelen saldırıları durdurmaktır.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Reuters Haber Ajansı, önceki gün kuşaklı mevkiinde çekilmekte olan duvarla ilgili bir yazıyı dünya medyasına servis etmiş. Duvarın kaçakçılığı ve izinsiz girişleri önlemek için örüldüğünü açıklamış.

ADNAN OKTAR: O tamam. Girecekse izinli girsin. İzinsiz tehlikeli olur. Biz bilemeyiz ki, her türlü yamuk yumuk adam girebilir. Tabii ki izinli olacak. Burası öyle kontrolsüz giriş yapılacak bir ülke değil.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Kandilli’deki lider kadrosunda yer alan Duran Kalkan; “Karakol yapımı sürüyor, önümüzdeki dönemde çatışmaların yeniden başlama riski var” dedi. “Ayrıca her taşın, her tepeciğin üzerinde karakol yapılıyor. Buna halkta müdahale eder, örgütte müdahale eder” tehdidinde bulundu.

ADNAN OKTAR: Eğer suç işlemeyeceklerse, karakoldan niye çekiniyorlar? Suç işliyorlarsa karakol zaten gerekiyor. Öbür türlü rahat olsunlar halkın güvencesi, halk rahat eder orada olur mu? Tehlike öbür türlü.

KARTAL GÖKTAN: Konuşmasının devamında da şöyle söyledi; “Artık yeni MİT yasasıyla her türlü kirli operasyon yapılabilecek. Acaba o yasaya dayanarak MİT, PKK, KCK yöneticilerini katletme planları mı yapıyor bu açıklansın” şeklinde bir açıklamada bulundu.

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Öyle bir şey olsa, zaten ilk vakada hemen dikkat çeker. MİT yapacaksa zaten istese yapar öyle bir şeyi, öyle bir sorun olmaz zaten. Ama yapmıyor. Niye yapsın?

Hz. Mehdi (a.s) talebesi Ethem Emre; “Sizi görmeden yatmak istemedim. Ben has talebeyim, Hocamı görecem dedi” diyor. Göster bakayım görebiliyor muyum onu?

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam, ekranda.

ADNAN OKTAR: Şu gürbüzlüğe bak sen, bir de yatmıyormuş.

Muhsin DZK; ‘Güneydoğu’da Kürt ırkçılığı büyük tehlikedir sözünüze karşılık; “bu konuda haklısın. Bazen başkalarını eleştirmeden öz eleştiri yapmak gerekir.” Seni bilmiş seni. Ben Türk’üm. Ne anlamda? Arap’ım, Türkmen’im, Çerkezlik var, Türk’üm diyorum. Ne demek, bu ırk mı? Bu has Türkiye’de bulunan, Türkiye sınırları dâhilinde herkes bana göre Türk. Türk’üm diyen herkes Türk. Burada nerede ırkçılık? Ama adam oraya Kürdistan diyor, saf Kürt olmasını istiyor. Laz kabul etmiyor, Çerkez kabul etmiyor. Sor bakalım kabul ediyor mu? Kesinlikle istemem diyor. “Arap’ta istemem, Laz’da istemem, Çerkez’de istemem, Türk’te istemem. Sırf Kürt olacak” diyor. Bu faşistlik değil mi, bu ırkçılık değil mi bu? Kastettiğimiz bu.

Nesim; “Hocam Başakşehir’de toplu büyük bir arkadaş grubuyla sizi dinliyoruz” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Hocam İsrail gizli istihbarat bilgilerine dayanarak idari tutuklama adı altında Filistinlileri 1 ile 6 ay arasında alıkoyuyormuş. Ve eğer İsrail’in güvenliği şüphesi olursa asgari hakim suç isnadı olmasa bile tutukluluk süresini 5 yıla kadar uzatabiliyormuş. Bu durunu protesto etmek için iki üç Filistinli mahkum açlık grevi yapıyor.

ADNAN OKTAR: Bu acayip bir kanun tabii. Eğer böyleyse çok çok acayip. Bunu bir araştıralım. İnşaAllah. İsrail’e soralım gerçekten böyle bir şey var mı? Avrupa’da olmayan bir uygulama Asya’da olmayan bir uygulama.

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimizin faaliyetleri var. Ankara’dan bir kardeşimiz iki bin adet “Yaşayan Fosiller” ve “A9 TV” tanımın broşürü dağıtmış. Kardeşlerimiz yabancı dillerde çok sayıda internet sitesi hazırlamışlar. Siteler şöyle Hocam; Hollandaca “Kuran Mucizesi” Almanca “İslam Terörü Lanetler” Hollandaca “Evrim Yalanı” ve Almanca “Arı Mucizesi” Kardeşlerimiz yeni siteler açmaya da devam edeceklermiş, inşaAllah. Kardeşlerimiz Bursa Ak Parti yöneticisi Sayın Ali Mulla Salih Beyi makamında ziyaret edip Türk İslam birliğinin kurulması üzerine sohbet etmişler. Samsun’da kardeşlerimiz bugün bay bayan kuaför salonlarına sizin otuz adet kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel, ne güzel. İnsanlar orada o bilgilerden istifade ediyorlar. Müstefit oluyorlar. İnsan ömür boyu unutmaz. Benim bir kere küçükken elime ufak ‘Süleyman Meseleleri’ kitabı geçmişti, küçük. Baya hoşuma gitmişti. 7-8 yaşındaydım. ‘Süleyman Meseleleri’ dini kitap o zamanlar hiç bulunmuyordu, çok çok zordu. Bir kere Nurcular Kızılay’a yakın bir yerde, Risale-i Nur satıyorlardı yerde. O benim çok hoşuma gitmişti. İlginç bulmuştum. Toplam on beş kitap vardı en fazla, on beş-yirmi kitap. Küçük bir yer açmışlar, orada satıyorlardı aferin. Risale-i Nur’a bir insanın bir şekilde kavuşmuş olması onun dünyasını çok açar. Onun için herkeste küçükte olsa bir Risale-i Nur Risalesi bulunmasında fayda var. Kardeşlerimizin evlerinde. Çünkü orada samimi bir dil var. Müslüman dili var. Diyorlar ki; “Türkçeye çevirelim.” Kardeşim Türkçe çevir tamamda, “arı Türkçe olsun” diyor. Orada bir samimiyet üslubu var, samimiyet. Onu insanların görmesi lazım. Sen onu başka bir dile çevirdiğinde o samimiyet üslubu gider. Biz burada konuşuyoruz irticalen konuşuyoruz. Bunu sen dergi diline çevirirsen, başka bir şey olur. Samimi üslup ayrıdır.

Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım İnsan Suresinde; Cennette "Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün" (İnsan Suresi, 20) Rahman Suresi 54’ te; “Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar.” İnsan detaydan çok hoşlanıyor. Bak bu evde de koltukların kollarında biraz detaylar var. Varaklar var. Altına karşı insanda bir içgüdü var. Onu hayretle ve ibretle izliyoruz. Birçok maden var ama altın. O heyecanlandırıyor bizi Cennetten kalma bir içgüdü. İllaki onu istiyoruz. Kumaştaki detay, ne diyor ayette, bak? “Ağır işlenmiş atlastan.” Kaliteli kumaş hoşumuza gidiyor. Ağır işlenmiş. Ama bir de detay. “Yataklar üzerinde yaslanırlar” Halbuki insan istese havada durur. Uyku ihtiyacı da yok ama o yorgunluk içgüdüsü var ya dünyada öğrendiğimiz. Öyle ki artık ciğerimize işlemiş olacak. Durduk yere yaslanıyor. Niye dersen anlamı yok. Milyonlarca sene ayakta durabilir istese insan yorulmaz. Ama illaki yaslanıyor. O iç güdü yani. “İki cennetin de meyve devşirmesi oradakilere yakın ve kolaydır” Meyve ağaçlarında hep sorun, kim onun tepesine çıkacak? Düşme tehlikesi var bilmem ne. İnsan öyle ona bir özlemle bakar ağaca. Ama yakın dal oldu mu şahane oluyor. Biz Amasya’dan geçiyorduk otobüsle, ağaç dalları otobüse sürtüyordu, elma ağaçları. Elimi çıkarsam otobüsün penceresinden elmayı rahatça alacak durumdaydım. Koca koca böyle kırmızı elmalar. Mesela bak devşirmesi kolay, mesela insanın o çok hoşuna gidiyor. Ama bahçede biz çocukken ağacın tepesine tırmanırdık. Ondan sonra zaten sorun çıkmazdı. Ama garip bir şey. Çocuk ruhuyla elmadan biraz yedikten sonra diğer elmaya. Onu sonuna kadar yesene. Yok, öyle bir şey yok. Öyle bir his var, meyveye doymayacağız ahirette. Bir de meyvenin daldan kopma acısını tatmayacağız. Çünkü meyve daldan koptuğunda acı verir insana. Güzelliği bozulmuş oluyor. Onu görmemiz gerekir, yani kopmadığını görmemiz lazım. Muhammed Suresi, 15; “içinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar” Bak dünyanın aczini Allah gösteriyor. “İçinde bozulmayan sudan ırmaklar”. Mesela ırmak suyuna giriyorsun bulanık. Sudan içmek istesen içemezsin, değil mi? Kirli yani. Hiçbir ırmağın suyu temiz olmuyor. “Bozulmayan sudan ırmaklar” diyor. Billur gibi, istediğin gibi iç. İstediğin gibi yıkan. İstediğin gibi yüz. “Tadı değişmeyen sütten ırmaklar” Mesela süt anında bozulur. Orada öyle bir şey yok. Ve dokunmuyor o süt, istediğin kadar içiyorsun. Burada öyle fazla süt içemezsin. Yani 1 litre bile içmiş olsa bayağı rahatsız olur insan, çok rahatsız eder. “İçenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar” Yani artık ırmak gibi akıyor. Yani insan o kadar bol içiyor ondan istifade ediyor ki, ama bildiğimiz şarap değil o. Şarabın tadı çirkindir. Cennet şarabı özel bir içki. Yani hem doya doya içiyor, hem içinde yüzüyor. Öyle bir güzellik, görünümü de çok güzel. “Süzme baldan ırmaklar” bu da tatlı bir su ama bizim bilmediğimiz bir su. Yani bildiğimiz bal değil bu. Cennet balı ayrı bir şey. Bunları hep ahrette göreceğiz. Bunların özel tatları var, özel renkleri var. Ama insan içine giriyor. Mesela insan karpuzun içine girip karpuz yemeyi ister, değil mi? Ona benzer bir şey. “Ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır” Bildiğimiz bütün meyveler var, bu dünyada tanıdığımız her türlü meyve var. “Ve Rablerinden bir mağfiret” Allah’ın özel lütfu, Allah’ın özel ikramları, özel mesela Allah’ın tecelli etmesi en başta, en çok zevk alınan. “İkisinden de akmakta olan iki pınar vardır.” Pınar insanın çok hoşuna gider, kesintisiz akan pınar. Mesela eskiden vardı öyle çeşmeler. İnsanlar doymaz ona. Sürekli akması çok hoştur. “Şüphesiz muttaki olanlar gölgeliklerde, pınar başlarındadır” İnsanlar çok sever pınar başlarını. Zaten cennette iki yer var. Bir normal ışık aydınlığı, bir de hafif gölgelik yerler var. Hangisinden hoşlanıyorlarsa. Pınarbaşı muhabbet etmek için bu. Mesela şimdi biz yolda geliyoruz, her insanın mesela bir pınarbaşı arzusu vardır. Ama bu çok zordur, bayağı güçtür. Biz köyde giderdik Kazım’ın pınarı denilen bir yer vardı. Orada bir çam ağacının dibinden gürül gürül beyaz cam gibi su akardı. Membaa suyu akardı ama bayağı bol. O küçük bir havuz oluşturmuştu. Havuzdan hem alttan hem üstten akıyordu böyle. Kesintisiz devam ediyordu. Oradan aşağıya doğru akıyor, oradan da dereden aşağıya ana ırmağa doğru giderdi o su. Oraya biz mesireye giderdik, çok hoşumuza giderdi. Anneannem gözleme yapardı. Çökelekli yapardı, çay falan teşkilat oraya giderdik. Ondan sonra ye babam ye. “Bir pınar ki orada sel sebil olarak adlandırılır” Yani sürekli akan, ücretsiz olan. Bak “çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere sahiptirler” diyor Allah. İncelik ve güzellik incelik çok hoşuna gider insanın.  Mesela yüzük alıyor. bir şey alıyor değil mi? Onda çok ince detaylar oluyor ondan dolayı çok zevk alınıyor. Mesela saatte çok ince detaylar oluyor, çok ince yazılar oluyor. Mesela taşı çok kibar oluyor, o insana çok zevk veriyor. Onun için Allah detaylardan bahsediyor.  “Cennet alabildiğine yemyeşildir” diyor Allah. Yani uzaktan bakıldığında yoğun bir yeşillik hakimiyeti görülüyor. Cennetin ana özelliği odur.  Yani ana renk odur, yeşildir, cennet yeşili. “Ne sıcak ne soğuk tam kararında gölgeliğe sokacağız” diyor. “Onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır.” Tertemiz niye? Mesela insan burada acz içindedir. Banyo yapmazsa temiz olmaz. Bütün vücuduna bakım yapar. O zaman normal hale geliyor. Özel olarak Allah tarafından acz meydana getiriyor, dünyayı sevmemiz için. Bütün vücut azaları tek tek temizlenir her gün. Yoksa temiz olmaz. Müminlerde tahir oluyorlar. Özel olarak temizliyorlar. Kirli hale gelmesini de sağlayan Allah’tır. Temizleyen de, temizleten de Allah’tır. Özel olarak gösteriyor ki dünyayı sevmeyelim, aczi görelim. Ahirete gitmek için şiddetle bir istek olsun. Yoksa bunlar olmazsa dünyaya bağlanma hırsı çok yüksek olurdu, çok acı çekerdi insanlar. Dünyadan gitmek istemezlerdi. Cennetin müjdesine rağmen birçok insan gitmek istemezdi. Ama şimdi hep gönüllü oluyorlar. Aman bir an önce gidelim inşaAllah, hayırlısıyla. Ama tebliğ olduğu için, cihat olduğu için gitmek istemiyorlar tabii, inşaAllah. “Onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde yüksek köşkler bina edilmiştir”.  Üst üste köşkler, kat kat. Burada köşk var, onun üstünde yine köşk var, onun üstünde yine köşk var. Dikkat ederseniz en kaliteli evler, en zengin evler çok yüksektir. Çok yüksek denize nazırdır mesela böyle. Evin içinde su olur, akan sular olur. İçgüdü olarak var o, içgüdüye göre hazırlıyorlar zaten insanlarda. Yoksa yüksek ne?  Korkabilir yüksekten. Ama yükseği sevdirmiş Allah. Yükseğin özel bir heyecanı var. Mesela detayın özel bir heyecanı var. İnsanlarda o cennet içgüdüsüne göre ev yapıyorlar dünyada zaten. Ezberden, durduk yere. Nereden öğrendin desen bilemez. Hoşuma gidiyor onun için yapıyorum diyor. Mesela evin içine havuz yapıyor. Cennet özelliğidir. İnsan suyu sevecek şekilde yaratılmış.  Havuzdan korkabilir aynı zamanda, ama Allah havuzu sevdirmiş. “Özenle işlenmiş mücevher tahtlar üzerindedirler” diyor Vakıa Suresi 15’de. Hep ayet okuduklarım. Bak  “Özenle işlenmiş” Hani evrimle oluyordu cennette hayat? Hani evrim vardı? Tahtı kim yapıyor? Evrimle mi oluyor? Allah yapıyor. Dünyadaki mobilyaları kim yapıyor? Onu da Allah yapıyor. Onu marangoz yapıyor diyor. Onu Allah yapıyor diyor. İkisini de Allah yapıyor. Marangoz yapıyor gibi görülür. Yani öyle bir mantık verilir. Yoksa her mobilyayı Allah yapar. Her evi Allah yapar. Mesela kahve geliyor, Allah yapıyor. Mesela fincan, bu fincanı Allah yapıyor. Cennette de aynı sistem vardır. Fakat burada sebep olduğu için işte diyorlar ki, ‘kil olarak alıyoruz. Şekil veriliyor, fırına koyuluyor.’ Bunun hikayesini dinleyince adam diyor. Tamam o zaman birisi yapıyor. Tabii ki Allah yapıyor. Aklın ihtiyari kalkmaması için o yapılıyor. Mesela üstündeki yaldızlar hepsini Allah yapar. “Yok, fırında yapılıyor. Boyuyorlar” falan diyorlar. O insanlara öyle gibi gösterilir, sebep olarak mantıklı görmeleri için. Ekmek fırından çıkıyor zannediyor. Fırından çıkmaz ekmek. Doğrudan Allah tarafından yaratılır. Sebep olması için o yapılıyor. Cennette sebep kalkıyor. Ekmekler, yiyecekler falan direkt doğrudan doğruya oluşur. Sebep kalkar. “Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).” (Saffat Suresi / 44) Böyle karşılıklı. İnşaAllah, “meyve-devşirmesi (oradakilere) yakın (kolay)dır. (Rahman Suresi / 54) “Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.” (Rahman Suresi / 76) yataklar nefis güzel. Kumaşları da deseni de yani gözü müthiş okşuyor. Mesela saraya giriyor, kendisine ait saraya. Mesela yetmiş oda oluyor. Yetmiş odadan herhangi bir tanesine giriyor. Yine yetmiş oda daha var, bir odanın içinde. Yetmiş odada yine huriler oluyor. Yine o odalardan bir tanesine giriyor. Yine yetmiş oda oluyor. Yine huriler oluyor. Allah ona o şekilde yaratıyor. Bu var ya hazırlanan video filmler, biliyor musunuz, görüyor musunuz? Böyle oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya geçişler olur. Görüntü. Ona ait video film varsa gösterelim. Aynı o sistemlidir. Adamın aklı almıyor. “Bu ne kadar büyük mekan böyle?” istediği yere istediği an, anında ulaşır. Diyor ki Bediüzzaman; “Işık hızından daha yüksektir, hayal hızı” diyor. Yani düşündüğü an derhal oluşuyor. Nasıl bir mekanizma olduğunu aşağı yukarı tahmin ediyorum. Ama anlatmak uygun olmaz. Yani nasıl bir sistem olduğu anlaşılıyor. İnşaAllah. “…mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir.” (Mutaffifin Suresi / 25) “Ki onun sonu misktir.” (Mutaffifin Suresi / 26) Özel şişelerde geliyor. Şişelerin üstünde mühürler var. Yani süs var. Var ya normal şaraplarda şu an yapılıyor ya, üstüne süsler, yazılar, şunlar bunlar. “Mühürlü katıksız bir şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir.” Mühürlü, özel olarak üzerinde süs var. Ama “Aklı çelmez” diyor Allah. Acı değil. Rahatsız edici değil. Zevk veren bir şarap. “Dopdolu kadehler. (Nebe' Suresi / 34) Huriler ve gılmanların dağıttığı. Mesela insan bir bardak su bile içse hemen yeterli oluyor. Değil mi? Çay, birkaç bardak içiyor, bitiyor. Orada akşama kadar devam ediyor. Hiçbir şekilde vücudunda rahatsızlık meydana getirmez. Yani tonlar hesabıyla yiyecek yiyor, vücudundan atılışı hafif, çok güzel kokulu bir ter suretinde oluyor vücudundan atılışı. Çok çok hafif vücudunun üstünden. Ama mis kokusu şeklinde bir ter. Fizik kanunları alt üst olmuş oluyor. Tamamen tersine. “Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.” (Saffat Suresi / 42) Yani ikram ediyorlar huriler, gılmanlar. “Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.” (Saffat Suresi / 45) Garsonlar tarzında gılmanlar, huriler tepsilerle geziyorlar. “Şunu ister misiniz? Bunu ister misiniz?” Oradan cennet yemişlerinden yiyor. Cennet içkilerinden içiyor. Sohbete devam ediyorlar. Onlar da yorulmaz. Yiyenler de yorulmaz. Yorulma yok.  “Biz onları” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” (Vakıa Suresi / 35) Yeni, değişik. Alışılmamış. Fizik kanunları değişik, bütün sistem. Ama çok makul gelecek. Nereden anlıyoruz? Adam diriliyor; “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyor. Şüpheli. Durumu kavrayamıyor yani ahirette olduğunu yine anlamıyor. Bir çağırıcı uzaktan insanları çağırıyor. Yani yüksek bir insan sesi geliyor, o tarafa doğru bütün insanlar koşmaya başlıyorlar. Oraya gidince anlıyorlar. “Eyvahlar” diyorlar. “Bu din günü” diyorlar. “Kastedilen. Biz ölüydük. Dirildik” diyorlar. “Kuran’ın dediği doğruymuş” diyorlar. O zaman anlaşılıyor. “Çekirgeler gibi” diyor,  “aynı anda kalkıyor bütün insanlar.” Düz bir alanda yani mevcut bilinen mezarlar yok oluyor. İnsanlar zannediyor ki bu mezarlardan kalkacaklar. Zaten kıyamette bu mezarlar dümdüz oluyor. Yani dünya un gibi dağılıyor. Hiçbir yerde mezar kalmaz. İnsanlar için yapılmış yattıkları bir yer var. Bütün insanlar yatar vaziyette bekliyorlar. Yatar vaziyette kalkmaları emredildiğinde kalkıyorlar. Hepsi birden. Bir anda. Yoksa mevcut mezarı duruyor, oradan kalkıyor o şekilde bir şey yok. Kıyamette mezar kalmaz. “Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” (Vakıa Suresi / 35) “Onları hep bakireler olarak kıldık,” (Vakıa Suresi / 36) “Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,” (Vakıa Suresi / 37) “Onları hep bakireler kıldık” Ahirette cennette cinsellik olduğunu açıkça gösteren bir ayet. Bakireler, hanımlar. Eşlerine sevgiyle tutkunlar. Sevgi olmadan cinselliğin de bir anlamı yoktur. Kadının da bir anlamı olmaz. Sevgiyle bir anlam kazanır. Ve hep yaşıt, herkes yaşıt. Bu dünyada Allah özellikle gençlik ve yaşlılık veriyor. Mucize olarak. Mesela çocukluğunda ayrı, yirmi yaşında ayrı, kırk yaşında ayrı, altmış yaşında birbirine hiç benzemiyor. Mucize, Allah değiştiriyor. Normal olan bir kere, bir şekil alıp onun kalmasıdır. Cennet normal yaşantı aslında. Bu dünyadakiler harika. Mesela orada sürekli duruyor. Hiçbir değişiklik yok. Makul olan budur. Doğru olan budur. “…bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.” (Saffat Suresi / 48) Kadının bakışının çok önemli olduğuna Allah dikkat çekmiş oluyor. Mesela bakış cinsellikte de en hayati güzelliktir. Bön bön bakan bir kadın hiçbir şekilde güzel olamaz. Bön bön bakan bir erkek hiçbir şekilde kadına etkileyici gelmez. İllaki bakışı etkileyici, derin ve akıllı olması lazım. İmanlı bir bakışa sahip olması lazım. Allah oraya cinselliğin anahtarını koymuş. Etkilenmenin anahtarını koymuş. O yoksa o da yoktur. Yoksa nice mesela yakışıklı gençler oluyor, kadın etkilenmiyor. Adam bön bön bakıyor.  Yahut çok güzel kadın oluyor ama cam gibi, boşluğa bakıyor adeta. Etkileyici olmaz, “bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü” İri gözlüden kasıt yani kocaman böyle avuç gibi göz anlamında değil. Anlamlı bakan yani gözlerini büzmemiş, anlamsızlaşmamış dolu dolu bakan. O anlamda. Ve eşlerine çevirme de iffet anlamı. Herkesse öyle bakıyorsa zaten bir anlamı yok. Sevdiğine öyle bakıyorsa bir anlamı olur. Öbür türlü ucuzlar o. Herkese öyle bakıyorsa, ucuzdur o. Değeri yok yani.

“Yakışıklı, heybetli aşkım yeşiller içindesiniz bu gece. Bize Hızır (a.s)’ı hatırlatıyorsunuz diyor, inşaAllah.

Canım Hocam diyor başka bir hanım kardeşimiz; Dün gece fark ettim yanı başınızda duran akvaryum maşaAllah. Evet, balıkların ismi Hüsnü Recai ve Necdet’miş, evet doğru. Şuanda da Hüsnü, Recai ve Necdet gösteri halindeler. Göstert. Hüsnü, Recai ve Necdet’i yaklaştır. Evet, maşaAllah.

Bir hanım kardeşimiz diyor ki;  “Bu arada 1 bu gece kıyafetiniz 10 numara gerçekten. Gömleğin ve mendilin rengi süper maşallah” diyor.

“Her zamanki, o canımız sultanımız Ahmet Muhammed Adnan Hocamız’ı istiyoruz, inşaAllah. Oradaki kardeşlerimizi de gıptayla izliyoruz. Orada olmayı Hocamızın eşsiz sohbetlerini dinleyip, bakışlarındaki heyecanı hissetmek istiyoruz, inşaAllah” diyor.

“Enstiruman çalmasam da güzel şarkı söyleyebiliyorum” diyor, Gökhan kardeşimiz. Gel, gel de söyle. Öyle yeteneği olan varsa, hiç beklemeyecek.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Arabistan’da Mekke’de inşaAllah, yağan yağmur sonucu sel oluşmuş. Resimleri vardı inşaAllah Hocam şuan.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Allah, Allah baya büyük sel olmuş. İşte bir işaret.

“Lülül mekanün” “sedeflerdeki inciler gibi el değmemiş” Kuran’da kadınların vasıfları. Hur; beyaz tenli gözünün beyazı bembeyaz siyahı da simsiyah ahu gözlü anlamına geliyor. Ein; gözleri iri. Edkar; her bir bakire, her ilişki sonucunda yine bakire olan. Orada insanlar eşleriyle ilişki, her ilişkiden sonra yine bakire oluyor. Urub; kocalarına aşık, işveli, kocaları tarafından içten bir sevdayla sevilen. Etrab; yaşları eşit, her biri otuz üç yaşında. Bu yaş sınırını ebediyen aşmayacak şekilde yaratılmış. Kasulatüttaf; bakışlarını yalnız eşlerine yönelten, kendilerine bakan eşlerini başka kadınlara bakma ihtiyacını duyurtmayacak şekilde bakışları çekici. Kendi hanımı çok çok güzel görünüyor Allah öyle yaratmış oda ona bakıyor. Dikkati onun üstünde. Allah’ın sanatı bu. Hisan; yüzleri güzel mi güzel.  Hayme; içi boş inciden yaratılmış cennet çadırları. Beyzunumeknun; saklı yumurta gibi bembeyaz tenlerini inceliği yumurtanın kabuğundan sonra gelen beyaz kısmı örtücü zar gibi ince ve şeffaf. Çok ince ciltli. Ama dünyada bazı hanımların cildi kalın oluyor o kötü etki yapıyor. Mutaharra; vücudu her türlü acz ve kirden dili de her türlü çirkin sözlerden arınmış. Mutahhar; tertemiz. Tahirun ve tahirat, inşaAllah. “Nice bahçeler ve üzüm bağları” İnsan dünyada üzüm bağları o kadar göremiyor. Ama cennetin üzüm bağları mükemmel. “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” 78. Sure’nin 32. ayeti. “Dopdolu kadehler içinde ne bir saçma söz işitirler nede bir yalan.” Bu içkiyi aldıklarında alkol etkisi göstertmediği için şuurları açık gayet güzel konuşuyorlar. “Adnen cennetleri kapıları onlara açılmıştır içinde yaslanıp dayanmışlardır. Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki bundan önce kendilerine ne bir insan ne bir cin dokunmuştur” Yani cinsel ilişkiye girmemişlerdir daha önce. Bakire sadece eşiyle ilişkiye giriyor. “Sanki onlar mercan gibidirler” Mücevher gibi parlıyor. Çok kaliteli çok güzel görünüyorlar. “Orada huyları güzel yüzleri güzel kadınlar vardır.” Huyu güzel, önce huy sonra yüzleri güzel kadınlar vardır. “Otağlar içinde korunmuş kadınlar” Hiç kimsenin ilişkiye girmediği, iffetli, temiz kadınlar. Otağ; cennet çadırları büyük, çadırdan insan hoşlanır. Çadırda yaşamak ister insanlar. Çadır ayrı bir zevk verir. Bir yere gittiklerinde hemen çadır kurmak isterler. İçgüdüsel bir arzu. Cennetten kalma bir arzudur o. “Ve iri gözlü huriler” Gözleri son derece anlamlı, oturmuş, güzel derin bakışlı huriler.  “Sanki saklı inciler gibi” Hep saklı muhafaza edilmiş, bozulmamış, dejenere olmamış. “Nimetlerle donatılmış naim cennetlerde” Cennet’ül naim, cennet’ül Firdevs, cennet’ül Adnen. “Ve biz onları iri gözlü ceylan hurilerle evlendirdik” diyor Allah. Ceylan gözlü hurilerle evlendirdik diyor. Hanımlarda eşleriyle, eşini yüzlerce, binlerce çeşit bedende görür hanımlar. Aynı ruhta ama biri başka yüzüne benziyor, biri başka insan bedeninde. Bir başka insan bedeninde yüzlerce bedende oluyor ama aynı eş. Tek bir ruh hepsinde var. “Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır” Hiçbir şekilde ölüm yok. Kafası bir yere çarpıp ölme, takılıp ölme öyle bir şey olmaz. Kafası kopsa bile alır tutar yapıştırır, yoluna devam eder. Kolu kopsa bile alır, tutar yapıştırır. Alıp koyduğunda o kol tamamdır. Yoluna devam eder. İsterse kolunu koparabilir. İsterse çeker çıkartır, yapıştırdığında da birbirine getirdiğinde kol sağlam işlevine. Öyle ameliyata gerek yoktur. Hangi organ koparsa kopsun, gözü çıksa bile gözünü koyar yerine, göz işler. Cennetin özelliğidir o. Bilmiyorum rüyanızda gördünüz mü öyle? Rüyanızda uçtuğunuzu görmüşsünüzdür. Oda cennetten kalma özelliktir. İnsan eşinden çocuk olmasını istediğinde çocuk hemen oluşuyor orada. Kadının hamile kalmasına ihtiyaç olmuyor. Hemen bir vildan orada oluşuyor yeni. Bu benim çocuğum diye isterse sevebilir. “Kendileri için civanlar etraflarında dönüp dolaşırlar sedefte saklı inci gibi tertemiz pırıl pırıl.” Son derece kaliteli gözleri kirpikleri burnu her yeri pırıl pırıl parlıyor. Çok temiz ve düzgün. Vücut arızalarında hiçbir itici özellik olmuyor sonsuza kadar. Bütün vücut azaları sürekli temizdir. Pırıl pırıl, temiz. Onun için yakuta, inciye benzetilir. Yakut hiç kirlenmez, tertemiz durur kutuya koyarsan. Saklı diyor zaten. “Saklı inciler gibi” Saklı tuttuğunda gıcır gıcırdır. İnsan da öyle ahirette pırıl pırıl. Ama dünyada daha yarım saat geçmeden kirlenir. Bir saat geçince kirlenir. Her gün banyo yapıyor, defalarca banyo yapıyor yine temizlenemiyor. Her vücut azasını ayrı ayrı yıkıyor yine temizlenemiyor. Özel yaratılıyor dünyada, dünyadan soğutmak için insanları. Ama yine de bin bir türlü hastalık, dert, bela olduğu halde deliler gibi sever dünyayı insanların birçoğu. Dizlerinde ağrı olur, el bilekleri kolunda ağrı olur. Dişleri ağırır, dişleri dökülür. Gözleri görmez, katrakt oluyor, bir şey oluyor. Burnunda rahatsızlık oluyor. Beyninde unutkanlık rahatsızlıklar oluyor. Kulağı duymuyor, karaciğeri çalışmıyor, midesinde ülser oluyor yahut akciğerinde enfeksiyon oluyor. Hiç fark etmiyor daha hala mal yığma, köşeyi dönme hırsı oluyor birçok insanda biliyorsunuz. O insanın acizliğini göstertmek ve garipliğini göstertmek için Allah tarafından özel yaratılıyor. Allah “zaluma” ve cehula” diyor. Zalimdir diyor, cahildir ve nankördür diyor insan. Garip bu kadar delice hırs yapması. Birçok insan cildinin düzgün olası için cildiyeciye gidiyor. Cildi ayrı başına iş çıkartıyor. Kulağında rahatsızlık oluyor onun için ayrı. Saçları dökülüyor, saç ektirenler oluyor. Saçına enjeksiyon yaptırıyor onunla ayrı uğraşıyor. Boyun omurlarında fıtık oluyor boyun, onunla ayrı uğraşıyor. Sırt omurlarında fıtık oluyor, onunla ayrı uğraşıyor. Kolu ağrıyor, omuzu ağrıyor, birçok eklemlerinde ağrı oluyor. Birçok kişini karaciğerinde bozukluk oluyor. Birçoğunun midesi malum ülser, ülserasyon oluyor, ona benzer rahatsızlıklar oluyor. Mide bağırsak sisteminde bozukluklar oluyor. Üriner sistemde rahatsızlıklar oluyor, ucu bucağı yok. Sinirleri bozuk oluyor, ton hesabıyla sinir ilacı kullanıyor bütün dünyada. Psikolojik rahatsızlıkları gidermek için ilaç kullanıyorlar. Bu bin bir türlü aczin içinde, kirlenmeler, vücudun eksiklikleri, vücudun aczleri zaten her gün görüyorsunuz. Adeta bir bataklığın içerisinde kendine bir hayat kurmaya çalışıp çılgınca bir hayat mücadelesi veriyorlar. Halbuki Allah’a teslim olsalar dünya belalarının büyük bölümü insanların üstünden kalkar. Arkasından savaşlar, kavgalar, anarşi, terör, siyasi tartışmalar, küfürleşmeler, siyasi gerilimler. Her an tutuklanma korkusu oluyor birçok insanda, mahkemeye düşme korkusu oluyor, karakola düşme korkusu oluyor. Sokakta dövülme sövülme korkusu oluyor. İnternetten hakaret edilmesinden korkuyor, aleyhinde bir şeyler yazılmasından korkuyor. Gazetede aleyhinde yazılar çıkmasından korkuyor. Ucu bucağı yok. karısıyla kavga etmekten korkuyor. Oğlunun evden kaçmasından korkuyor. Çekleri senetleri ödeyememekten korkuyor. Gelecekten korkuyor. Ekonomik açmaza girmekten korkuyor, ay başında kirayı verememekten korkuyor. Bin bir türlü bela dünyada kol gezer. Ama bunun arasında insanlar bütün güçleriyle dünyaya bağlanıp sadece dünyayı yaşamak ve Allah’ı unutmak isteyen karakter oluyor. Bir kısım insanlar. Bu işte Cenab-ı Allah’ın ayette “zaluma” ve “cehula” ayeti ve insanların nankör olduğuyla ilgili ayet. Bu karakteri bu kişiliği birçok insanda göreceğimizi gösteriyor. “Çevrelerinde gençlikleri ve dinçlikleri ebedi kılınmış civanlar dolaşır durur. Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.” Cennetin içine yahut buraya inci saçsak siyah bir alanın üstüne inciler hemen dikkat çeker değil mi? Saçılmış inci gibi onlar görülür diyor böyle cennette. Her biri yarı pırıl pırıl parlayarak gezerler dikkatinizi çekerler diyor Allah. “Kendileri ve eşleri gölgeliklerde” “inzevcetin” diyor ayette. “Tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.” Gölgeye meraklılar ya dünyada, zaten orada güneş yok ki yaksın. Ama içgüdü olarak gölgeye kafa taktıkları için insanlar illa gölge. Orada daha rahat ediyor, hoşuna gidiyor. Halbuki eşya orada kendinden ışıklıdır, güneş yok. Bütün madde kendinden ışıklıdır. Dış kaynağa ihtiyaç yoktur. Burada sebep olarak yaratılıyor dış kaynak. Yine kendinden ışıklı sitem burası da, gölge ve ışık olduğu yerde yaratılır. Ama ışık kaynağı olmazsa mantıksız olacağı için özel olarak ışık kaynağı yaratıyor Allah. Güneş yaratıyor güneşe ihtiyaç yok. normal aydınlanıyor zaten dünya. Güneşten kaynaklanmıyor aydınlık, Allah aydınlatıyor. Ama işte güneş doğdu, ortalık aydınlandı diyorlar. Mantık oturması için yapılan sebeplerdir bunlar. "Siz ve eşleriniz cennete girin; 'sevinç içinde ağırlanacaksınız." (Zuhruf Suresi / 70) Hemen orada eşlerini Allah onlara gösteriyor. Hemen tanışıyorlar müminse eşi. Mesela ölen insan hemen eşiyle orada cennette buluşur. Yani bu dünyada eşini beklemesi diye bir konu yoktur. Diyor ya adam ben ölünce eşimi ahirette bekleyeceğim, kaç yüzyıl geçecekse. Öyle bir şey olmaz. Öldüğünde hemen mümin cennete gider ve hemen eşiyle beraber olur. Yani zaman konusu yok. Zaman izafi. Sorgusu yapılan adam, anlatmıştım daha önce, en son sorgusu yapılan en başta sorgusu yapıldığını zannediyor. Mümine sorgu onore etmek içindir. Sen şeyhine şöyle hizmet etmişsin, doğru mu? Sağlığıyla ilgilenmişsin doğru mu? Şu kadar zekat vermişsin doğru mu? Namazlarını kılmışsın doğru mu? Orucunu tutmuşsun. Şu şu şu kişilere kitap dağıtmışsın, tebliğ yapmışsın. Bunlar doğru mu? Evet, evet, evet diyor. Zaten sırf onore etmek için. Duyulsun diye etrafta. Bu neden cennete giriyor diye merak eder ya insanlar, etrafındaki insanların bilip duyması için yapılıyor. Yani mantıklı bir nedenden cennete girdiğini göstermek için. Hepsi tek tek duyulur. Şu gün şu insana şu zekatı vermişsin, şunlara şunu yapmışsın, şu gün sana ters konuşan adama şöyle güzel cevap vermişsin, şöyle eziyetlere katlanmışsın, şu ters cevaplara güzel cevap vermişsin. Mesela bir milyon adetse bu olay, bir milyonu da sayılıyor. On milyon adetse on milyonu da sayılıyor. Ama ona on saniye gibi geliyor. Ne çabuk bitti diyor sorduğunda. On saniye gibi. Zaman kısa ve izafi. İzafi olunca kısa geliyor. Mesela şeytan belki 200 bin yıl hizmet ediyor, kendince, çirkin anlamda. Ama ahirete gittiğinde soruluyor, “ne kadar kaldın?” diyor. “Bir gün veya bir günün bir vakti kadar kaldım” diyor. Mesela bazı şeytanlar da göz açıp kapama vakti kadar diyor. Çok kısaydı diyor. Bayağı kısa bir vakitti diyor. Allah süresi kadar kaldılar diyor. Ama izafi olduğu için zaman çıkaramıyorlar. Samimi kanaati, bir gün olabilir diyor, yok yok bir günün yarısı kadardı tahmin ediyorum diyor. Yani sabahtan öğlene kadar gibi olması gerekiyor diyor. O kadar kısa kaldım diyor.

Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bir duyuru yapabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Duyur.

KARTAL GÖKTAN: Kan ihtiyacı olan bir bebek var. 15 aylık Toprak isimli bir bebek Adana'da bir özel hastanede lösemi tedavisi görüyor. Hastalığı yeni teşhis edilmiş ve kemoterapiye hemen başlanmış. İlk 33 gün boyunca her gün kan verilmesi gerekiyormuş. Kan grubu B RH (-). Kan verecek kişinin hastaneye gitmesi yeterli. İletişim için annesi Sevcan Köseoğlu ile bağlantı kurulabilir, inşaAllah. Annesinin cep telefonunu verebiliriz uygunsa.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu bebeğe her gün kan gerekiyor. Dolayısıyla kardeşlerimiz mümkün mertebe...

KARTAL GÖKTAN: Yardım istiyorlar. Hatta bir etiket yapmışlar Twitter'da. #AdanaToprağaKanVer şeklinde duyuruyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama bu bir kere olacak bir şey değil, değil mi? Günlere yayılarak mı devam etmesi gerekiyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet Hocam. İlk 33 gün boyunca her gün verilmesi gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Yani bugün de olur, kardeşlerimiz bugün de kan versinler. Yarın da versinler. Şöyle diyelim, bir kişi kan verdiğinde tabii onun bir daha vermesine gerek yok.  Ama bir arkadaşını teşvik etsin, o da ertesi gün versin. Bir arkadaşı ertesi gün versin... Devam edelim. En iyisi her gün hatırlatmak tabii, öyle yapalım. Telefon numarasını söyle.

BÜLENT SEZGİN: Resmi vardı sevimli bebeğin.

ADNAN OKTAR: Bir göreyim önce. Yani bu şekerliğe artık herhalde gereken yapılır. Adı Toprak. Bal şekermiş o Toprak. Bayağı tatlı bir şey. Bir daha sözlü olarak ifade et.

KARTAL GÖKTAN: Annesi Sevcan Köseoğlu'nun cep telefonu numarası; 0531 715 99 48.

ADNAN OKTAR: Tamam. Yalnız o hanımefendi tabii yorulabilir. Kan merkezinin de telefonunu versek iyi olabilir aslında. Sürekli anneyi yormayalım. Gerçi bu tabii en kestirmesi olur da... Eğer mümkünse yeni bir telefon daha versinler. Çünkü mesela gece uyur, zır telefon çalar, uyanacak falan... Uykusuz kalır kadıncağız. Dinlensin annesi. Sağlığı bozulur bu sefer de. Herkes telefon edecek falan. Ama orada memur zaten telefon başında beklediği için, görevi o olduğu için ona kolay olur. Öyle bir çözüm bulalım.

“Hocam cennet kıyamet sonrası bu dünyada mı, yoksa başka bir mekanda mı?” Hakan. Yani mevcut güneş kullanılmayacak. Çünkü ışığa ihtiyaç yok. Dünya dağılıyor, dümdüz oluyor. Zaten insan kalmıyor. Biz kalktığımızda hangi mekanda olduğumuzu zaten bilmiyoruz ilk önce. Sonra anlıyor insanlar ahirette olduklarını. Dolayısıyla Allah'ın öyle bir toprak yahut malzeme, öyle bir şeye ihtiyacı yok. Yeni bir mekan, yeni bir sistem olduğu anlaşılıyor inşaAllah. Çünkü mevcut toprağın yapısı bambaşka. Çekim gücü var, şu var bu var. Cennette öyle bir şey yok. Tabii havaya çıkmazsın da, yere basıyor insan ama istediğinde uçabiliyor. Mesela suyun altında balık gibi yüzebiliyor. Oksijene ihtiyacı yok. Mesela burada nefes almadan duramazsın. Orada nefes almadan durabilirsin. Milyonlarca sene nefes almadan durabilirsin. İhtiyacın yok. Suyun altında, nefes almasına ihtiyaç yok. Uçmayı istediğinde, ayağın yere bastığında derhal uçar. Evlerin bir kısmı cennette yukarıda zaten, gökte duruyor. Kristalden evler. “Ya Resulullah nasıl gideceğiz?” diyorlar, “uçarak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Evler göktedir” diyor Peygamberimiz, “havada dururlar” diyor. Onu normal karşılıyor sahabeler de, “oraya nasıl gideceğiz?” diyorlar. Uçarak gideceksiniz, diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

“Bu akşam üzeri bahçeden elimin uzandığı yerlerden meyve topladım Hocam” diyor. “İlgili ayet aklıma geldi” diyor.Bahçeden topladığım bu taze meyvelerden size göndermek istiyorum” diyor. Ama şimdi bunlar yolda falan zor olur.

Hollanda’nın aslanı Murat yılmaz; “Hocam, çok şahane zeybek ve çiftetelli oynuyorum, bilginize” diyor.

“Hocam yanınızdaki akvaryumdaki o 3 balık, sol köşeden saatlerdir ayrılmıyor” diyor. “Koca akvaryumda yer yok sanki” diyor. “Yarın programın tekrarını izleyenler o 3 balığa dikkat etsin. Ne demek istediğimi anlarlar inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Hakikaten normalde ben burada olmadım mı bunlar turluyor yani orada durmuyorlar. Burada sürekli bana yakın duruyorlar. Biz çıktığımızda normal her yere gidiyorlar, onun içinde geziniyorlar. Burada ağabeylerini dinliyorlar dikkatlice.

Şeyh Şamil 54 addike 54; “Hocam siz okudunuz mu Risale-i Nur’u samimiyetle cevap verin.” Samimiyetsiz ne konuştum şu ana kadar? Nerde bir samimiyetsiz cevap varmış? Risale-i Nur’u ben lise sonda almıştım, Risale-i Nur külliyatı’nı lise son sınıfta. İlk şualar bana hediye etmişti, Nurcu arkadaşlar. Bizim evin 3 bitişik yanındaki apartmanda, alt katta Nur talebelerinin dershanesi vardı. Onlara ben ahir zaman soruları sordum, onlarda bana Şualar’ı verdiler. 5. Şuay’ı okursan oradan anlarsın dediler ahir zamanı. Okudum, hakikaten acayip hoşuma gitmişti, çok hoşuma gitmişti. Risale-i Nur’u bizim arkadaşlarımızın da çoğu okurlar. Kız arkadaşlarımızın hepsi okurlar yani. Ayrıca ben Risale-i Nur’dan bahsederken ezbere anlatıyorum Risale-i Nur’u, Bediüzzaman’ın ifadelerini.

“Yani bu iyi bir vukufiyet ve vakfiyeti göstermiyor mu? Madem yanlıştı neden Türk milliyetçiliğini yapıyorsunuz?” Muhsin Dizek. Tamam, Türk milliyetçisiyiz ama hars anlamında. 30 kere söylüyorum. Bak diyorum ki, Türkiye sınırları içerisinde olan, Ermeni, Rus, Boşnak, Arap, Türk, Çerkez, Kürt kim olursa olsun hepsi bizim için Türk’tür. Türk’üm diyen herkes Türk’tür, Türkiye sınırları içinde. Nerde burada Türkçülük, nerede burada o anlamda milliyetçilik? Yani ırkçılık anlamı milliyetçilikten bahsediyor, böyle bir şey yok.  Sosyeteden bazı tipler var. Toplantılara gidiyorlar, hakikaten saçını jölelemiş işte yüzüne allık sürmüş bilmem ne karı koca bazı toplantılar. Çantaları ilaç dolu, adamın tansiyonu yükseliyor onun ilacı var, kalp ilacı var.  Mesela daha yeni kanser tedavisi görmüş onla ilgili yan destekleyici ilaçlar var. Öbürünün mide ilaçları var. Ama görsen sanki ölümsüzlüğe ulaşmışlar gibi üslup. Kapıda karşılamalar falan. Allah’tan tek kelime bahsetmiyorlar. Bazıları için diyorum.

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Yunus Göksu; “Hayırlı akşamlar Hocam ben Yunus Göksu. Şu anda kayınpederim Mustafa Bey’le birlikte sizi izliyorum. Kayınpederim Mustafa Bey’in bugün doğum günü. Kendisi için, kendisi sizi çok seviyor diyor. Selamlarımızı iletiyoruz size” diyor. Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Mustafa Hocamız’a Allah uzun ömür versin ve diğer bütün Müslüman kardeşlerimize de.

Güzel ahlakta Allah özel bir nur indirir. Öbür türlü Firavun veyahut Nemrut gibi bir yüz gelir. Bazı genç kızlarda görüyorum suratı Nemrut gibi, Firavun gibi. Enaniyet var, kibir var, azamet var. Ne oluyorsun kardeşim? Etten kemikten oluşmuş bir şeysin. İki günlük dünya, onunda görüntüsüsün ayrıca. Yapma etme. Onca aczin var. O kadar büyüklenecek, kibirlenecek ne var? Bak onun yüzünden; yüzünün güzelliği gidiyor, sesinin güzelliği gidiyor, vücudundaki o güzel elektrik gidiyor. Sevilmiyorsun ve sevilemiyorsun. Dünyan cehenneme dönüyor. Bu rezalete ne gerek var? Bırak kendini Allah’a teslim et, nur gibi ol.

Şefaati sormuş Azerbaycan’dan Aksundov Cevanşir. Cenab-ı Allah, bir insanı affediyor, fakat ahirette diyor ki “Bu kişinin affı senin sözüne bağlı” diyor Cenab-ı Allah. Sevdiği bir insana Hz. Mehdi (a.s)’a mesela veyahut Resulullah (s.a.v.)’e söylüyor. “Eğer sen söylersen affedeceğim” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın da tanıdığıysa, Resulullah (s.a.v.)’ın tanıdığıysa diyor ki Resulullah (s.a.v.); “Ya Rabbi affet” diyor. O güzellik olarak. Cenab-ı Allah zaten affedecek, onu ki Cenab-ı Allah vesile etmiş oluyor onu. Şefaat etmiş oluyor. “Ben şahidim ona sen şahit oluyor musun?” diyor. Bu iyi bir insan, güvenilir. Zaten biliyor onu Allah. Söylersen affedeceğim” diyor. Mehdi (a.s)’ın tanıdığıysa, Resullulah (s.a.v.)’in tanıdığıysa. Hoşuna gitsin diye bir güzellik cennet güzelliğidir. Şefaatle bırakılan çok insan oluyor. Mesela geliyor. Durumu biraz ortalı oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) şefaat ediyor. Veyahut Hz. İsa Mesih (a.s), veyahut Hz. Musa (a.s), İmam Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah.

“Hocam, Fikret’in gülüşü çok samimi” diyor. “Hocam, dediğin gibi o çocuksu masumiyeti bile belli tipinden” diyor. “Temiz ruha sahip olduğu anlaşılıyor” diyor.

Baş Mühendis Atakan; “Merhaba şu an gemide sizi izliyoruz, maşaAllah. Sohbetinizi cani gönülden dinliyoruz. Fakat kusura bakmayın. Sadece sebebini, hikmetini öğrenmek için bir merakımı giderirseniz müteşekkir oluruz. Bayan arkadaşların orada bulunması çok güzel. Biz sizi neden seviyoruz. Alışagelmişlerden farklı tarzınız var. Bir de haremlik selamlık istemiyoruz.” Ama benim için önemli o. Şimdi onlar çok çok güzeller. Onları görmek benim hakkım yani, inşaAllah. İçim açılıyor ben onları gördüğümde. Çok sevgi dolu bakıyorlar. Tutkuyla bakıyorlar. Çok güzel bir şey. Ben uğursuzu, nursuzu karşıma getirmem. İnşaAllah. Bütün kız arkadaşlarım nurlu ve uğurludur. Hepsi hoşturlar. Ama şimdi yani bu konsept iyi. Ama sonra yine bir ayar yapacağım. Düşündüğüm bazı olaylar var.

“Hz. Mehdi (a.s)’a biat anını detaylı anlatır mısınız?” Hz. Mehdi (a.s)’ın yaşlılığına gelecek biat anı ama çakı gibi olur yine. 7 veya 9 senedir. Hz. Mehdi (a.s)’a biat edildiğinde, bilin ki en fazla 7 veya 9 sene yaşayacaktır. Bunu da göreceksiniz. Yani dünya hakimiyeti olduğunda. Yani dünya hakimiyeti anlamında biat 7 veya 9 senedir. Ondan sonra talebeleri teker teker hepsi ölür. İsa Mesih (a.s)’a hilafeti devrediyor Mehdi (a.s). O da kısa bir süre sonra, Mehdi (a.s)’dan sonra ölür. Yani dünyada kalmasının gerekçesi kalmadığında Allah alır. Çünkü İslam hakim olmuş. Bütün Hristiyanlar, Museviler Müslüman olmuş. Bitmiş yani görevi bitmiş. Niye tutsun Allah artık burada? Sevabı almış, toplamış sevabı. Bir an önce çağrılır cennetten. Bediüzzaman diyor; “kalmaya gayret etmeyin” diyor. “Ehl-i Erbah sizden tiksiniz bu sefer” diyor. “Allah için kalın ama dünya için kalmaya kalkmayın. Sizden tiksinirler” diyor. Dünya çok zorlu ve eksik. Tertemiz cennet varken, nur gibi cennet varken, nur gibi tertemiz yaşamak varken nasıl dünyayı tercih edersin? Değil mi? Aradaki farkı gösterseler kimse tahayyül dahi etmek istemez. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.)’e cennet gösterilmedi. Perdeyle kapatıldı. Anlatılmıştır sadece. Cebrail anlattı. Allah göstermedi. Cehennemi gösterdi Cenab- Allah. Ama “Sidreyi örten örtmekte iken” (Necm Suresi, 16) diyor. “Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.” (Necm Suresi, 17) diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bakmıyor. Kendisi bakmıyor yani, inşaAllah. Çünkü gördü mü dünya çok acayip gelir insana. Ama anlatım olur. Cebrail (a.s)  anlatır, inşaAllah.

“Türk’üm diyen herkes Türk’tür. Bu hars milliyetçiliğe dayalı ırkçı milliyetçilik değildir. Benim çok iyi Türk arkadaşlarım var. Komşularımızda Türk, çok iyi insanlar” diyor. Ne demek istiyor? Yani iyi hayırdır inşaAllah.

''Hocam Hz. Mehdi (a.s) ve Türk ordusu varken eşkıya dünyaya hükümdar olmaz.'' diyor. MaşaAllah.

Canan Hanım demiş; ''Hocam tabiri caizse müziğe el atmanız yetti, maşaAllah. Olay bir anda yüz seksen derece değişti, hem de genç saate rağmen'' diyor,

Bir kardeşimiz İngiltere'den; ''Aşkım sultanım'' diyor.

Ayfer Hanım; ''Bir tanem, ruhum müzik sizin sesinizle bir başka güzel maşaAllah.''  diyor.

Mert Hasan Ceylan; ''Hocam iyi sohbetler. Barnabas İncili hakkında bilgi verir misiniz?'' Bilmiyorum ki bu İncil gerçek mi?  Ancak şöyle olabilir, Hz. İsa (a.s) devrine ait, Hz. İsa (a.s)'dan sonra mesela 60 yıl sonra, 70 yıl sonra yazılmış İncil parçaları bulunuyorsa, bulunduysa, o zaman tamam doğrudur. Ama benim şu anda o konuda bir detaylı bir bilgim yok. Olduğunda bilgi veririm.

Mekke'den yazıyormuş, Cemile Derya, Beytullah’dan; ''Canım, nurum, Seyyidim, Sultanım, Hocama Allah için aşığım.'' diyor. ''İttihad-ı İslam, Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhuru için, Hz. İsa (a.s) zuhuru için, İttihad-ı İslam’ın zuhuru Kabe’de yağmurun, fırtınanın altında dua ediyoruz.'' diyor. MaşaAllah.

Sema Göktürk; ''Biz ırkçıyız ne olacak?'' Allah'a sığınacaksın, dua edeceksin. Irkçılık çok korkunç bir şey. Milli egoizm yani çok acayip bir şey ve genetik ırk. Ne kadar çılgınca bir hareket. Adamın ne olduğunu da bilemiyoruz genetiğine bakıyorlar. Genetik yapısı ya böyle bir çılgınlık olur mu ? Hepsi Hz. Adem (a.s)'ın evlatları. ''Peki Kürtler neden Kürt’üm dediklerinde vatan haini oluyorlar?'' Niçin olsun? Gayet onur verici. Benim üstadım Bediuzzaman Kürt, iftihar ediyorum. Selahaddin Eyyüb-i Kürt’tür, iftihar ediyorum. Birçok devlet büyüğümüz Kürt’tür. Halen de iftihar ediyorum. Milletvekillerinin 60, 70 kişi var Kürt iftihar ediyorum. Kürtler mert olur. Şahane insanlar. Türk milletinin bir ferdidir onlar. Yani bu toprak parçasının bir ismi var. Ne diyelim, toprak parçası mı diyelim? Buranın adı Türkiye. Burada yaşayan insanlara Türk denir. Almanya’dakilere Alman diyoruz. Fransa’dakilere Fransız diyoruz. Şaşıracak ne var burada? Fas, Tunus, Cezayirli adamlar Fransa’da daha fazladır belki. Ama orada Fransa. Amerika da en az 50 milyon İtalyan vardır. Hatta 50, 60 milyon insan vardır. Adı Amerika oranın. İtalyanca konuşulmuyor. İngilizce konuşuluyor.

Yaşar Gül; “Hocam çok şık giyiniyorsunuz, tercih ettiğiniz marka var mı?'' Var da nasıl söyleyelim?

''Canlı yayın kolay değil Hocam'' diyor. ''Bu gece ki müzikler çok güzeldi.'' diyor. ''Bütün kardeşlerimiz bu gece çok iyiydi'' diyor, bir kardeşimiz, maşaAllah.

Ama bir Kürt çıkar da biz Mardin'e gittiğimizde; “burası Kürdistan. Sen Laz’sın hemşerim. Burada sen bakkallık yapamazsın, kasaplık yapamazsın, belediye başkanı olamazsın, vali olamazsın.'' diyorsa işte bu vahşettir, bu rezilliktir. Ama Kürt iftihar ederiz. Laz’ım diyor, iftihar ederim. Çerkez’im diyor, iftihar ederim. Ama bu toprak parçasının bir adı var değil mi? Kardeşim bütün dünyada her ülkenin bir adı var. Niye buraya Türkiye denmesin? Ben anlayamıyorum yani. Ne diyelim peki akla bak. Ne güzel bir isim konmuş işte Türkiye. Bu halkada Türk deniyor. Gayet güzel. Çerkez olsun, Laz olsun, Boşnak, Ermeni, ne olursa olsun, Yahudi kim olursa olsun Türk’üm deyince Türk oluyor. Bu kadar açık. Ne güzel yani ne güzel kardeşçe bir düşünce.

Kardeşlerimiz hakikaten çok ezdiler geçmişte. Ben biliyorum bizim mahallede Kürt deyince adam eli ayağı boşalıyordu. Köylerde bu adam Kürt diyorlardı. ''Aman aman aman'' diyorlardı. Yani Kürt olana ev vermiyorlardı. İşe sokmuyorlardı. Çok ezdiler benim kardeşlerimi, canlarımı. Bu iddia edilen terör örgütünün çakalları akıl almaz işkenceler yaptılar. Kız, erkek fark etmez hepsine, yaşlı herkese akıl almaz işkenceler yaptılar. ''Türkiye'den ayrılın.'' dediler. ''Biz sizden nefret ediyoruz, ayrılın buradan.'' dediler. ''Bu bölgeyi ayıralım, sizden kurtulalım.'' dediler. ''Sizi görmek istemiyoruz Türkiye de.'' dediler. Olay bu. Selahaddin Eyyübi’nin evlatlarını ezim ezim ezdiler. Bediüzzaman’ın evlatlarını ezim ezim ezdiler. Bundan sonra sıkıysa yapsınlar da bir göreyim. Şimdi komünistlere ezdirmek istiyorlar. Stalinistlere, PKK’ya ezdirmek istiyorlar. Kardeşim ne ganametli millet insanlarmış. Bu ne ızdırap, acıdır. Bırakın yakalarını kardeşim. İddia edilen Ergenekon terör örgütü ayrı bir bela, PKK ayrı bir bela. Daha önce ayrı bir ezdiler, çok çok evvel yine ezdiler. Bu nasıl bir kafadır? Bırakın yakalarını, rahat yaşasınlar. Müthiş bir vahşilik var. Mesela Roman kardeşlerimize karşı da öyle, kanı iliği çekiliyor. Mesela Çinlilere karşı, Zenci manyaklık derecesinde düşmanlar. Eli, ayağı boşanıyor adamın Zenci gördüğünde. Nur gibiler, sahabelerin bir çoğu zenciydi. Bu ırkçılık çok büyük bela.

''Madem herkes Adem’den geldi kardeş bu neyin Türk'ü?'' Kardeşim bu milletin bir adı olması lazım. Bu adı Allah koymuş işte bu ismi. Türk milleti güzel, hoş, nezih bir isim. Yani rahatsız edici yönü nedir ben bunu anlamıyorum. Değil mi? Mesela benim ismim Adnan. Ben adımı niye değiştireyim? Bu milletin ismi de Türk. Buradaki arkadaşların her biri ayrı bir kavimden, buradaki kardeşlerimiz. Kürt olan var, Laz olan var, Çerkez olan var. Ama hepimiz Türk’üz. Bu vatanın bir ismi olması lazım kardeşim. Bu nasıl bir kafadır? Almanya'ya Almanya demesine saygı duyuyor. Fransa'ya Fransa demesine hepsine saygı duyuyor. Bütün ülkelere. Türkiye'ye Türk ismini, Türkiye ismini çok görüyor. Hayır, ne istediği de belli değil. Ne diyelim yani?

''Hocam, Şeyh Nazım Hocamız’ın şahadetinden sonra icazeti, şeyh kalmamış oldu, değil mi?'' diyor. Hocam, Hz. Mehdi (a.s)'ın önceki zaman olması nedeniyle birçok mani.”

Şeyh Mehmet Efendi icazet verdi. Şeyh Nazım Hocamız yani silsile name ile icazet verdi. Şimdi icazette tek Şeyh o, benim bildiğim, Şeyh Mehmet Efendidir. İnşaAllah. Ama Mehmet Efendi de, Hz. Mehdi (a.s)'a bağlıdır. Bütün cemaatler, bütün tarikatlar Hz. Mehdi (a.s)'a bağlıdır. İstese de istemese de-ki, zaten Şeyhimiz bunu açıkladı. Hz. Mehdi (a.s)'ın sağ olduğunu söyledi. Hz. Mehdi (a.s) varken, zaten tarikat kalmaz.

Herkes yalvarıyor, gitmeyin diye.

“Direniyoruz, direneceğiz, siz. Devam devam Hocam.” Yok,  Allah esirgesin, sağlıkları benim için daha önemli. Şimdi yatsın, uyusunlar, yarın devam edelim. İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah.

Masaüstü Görünümü