Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (14 Mayıs 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Şehitlerimize birçok kanalda ölü diye hitap ediyorlar. Bu çok rahatsızlık verici. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.)’in açık hadisi var; “enkaz altında vefat eden kişi şehittir” diyor. Açık. Hadi diyelim arkadaşlar solcu oldukları için böyle bir üslup kullanıyorlar diyelim. Ama onlar kendilerinden ölen kişiye de şehit diyorlar. Peki, o zaman ölü demen alemi ne yani? Bunu niye yapıyorlar ben anlayamadım. Ölü değil şehit onlar. Hepsi namazında niyazında nur gibi müminler. Cenab-ı Allah onları o zor şartından onları cennetine aldı. Konu bu. Cenab-ı Allah’ın merhametinden, inşaAllah. Böyle şeylerde tabi üzüntüden kaynaklanan gerginlikler olur. Üsluba çok dikkat etmek lazım. Ölü kelimesi şu bu falan çok rahatsız edici. Ölü, ne demek yani ölü? Adı üstünde şehit. “Allah katında onlar diridirler” diyor, Cenab-ı Allah. Allah onların o çileli, zorlu hayatlarına son verip şehadet makamına eriştirip, onları mutlu bir hayata almış, Cenab-ı Allah. Konu bu inşaAllah. İstirham ediyoruz kanalların hepsi o üslubu değiştirsinler. Her gördüğümde çok rahatsız oluyorum, çok çok rahatsız edici.

ADNAN OKTAR: Kuran’dan herhangi bir sayfa açık okuyayım. Sen aç, Bismillah. Herhangi bir sayfa aç.  Nereyi açtın?

SİBEL YILMAZTÜRK: Mü’min Suresi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Mü’min Suresi 26. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Firavun dedi ki: ‘Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim..’” Bak hep öldürme arzusu, deccaliyetin ana hedefi budur. “.. o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın.” Yani madem Allah’ı var gidip o da yalvarıp, yakarsın. Haşa kendince dinle alay ediyor. “Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mü'min Suresi / 26) Bu yeryüzünde fesattan çekinmesinin nedeni, dünyaya hakim olmasından korkuyor. Bütün yeryüzünde diyor çünkü. Tevrat’ta o devirde uzun uzun Moşiyah’la ilgili izahlar vardı, dünya hakimi olacağına dair. Halbuki Hz. Musa (a.s)’ın öyle bir iddiası yok, dünya hakimliği iddiası yok. “Ben sadece buradaki mümin olan Museviler’i alıp götüreceğim” diyor. O kadar. “Bana müsaade edin götüreyim” diyor. Çok barışçıl, makul bir iddia bu, talep yani.

“Musa dedi ki: "Gerçekten ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden..” Büyüklenenden. Ahirete inanmıyor, onun için alay ediyor ahretle. “.. benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım." (Mü'min Suresi / 27) “Allah’a sığınıyorum” diyor. Mesela “onu ben ezerim, şunu yaparım, bunu yaparım” demiyor. Her şeyde Allah’a dayanması lazım Müslüman’ın. Mesela diyor ki; “gelin size bir şey açıklayayım.” Sen açıklayamazsın, Allah açıklar. “Gel konuşalım” diyor. Sen konuşamazsın Allah konuşturur. Senin bir gücün olmaz. O şirki sürekli bir tehlike olarak mümin görmesi lazım.

“Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki:” Orada özel bir şahsa dikkat çekiliyorsa bil ki Hz. Hızır(a.s)’dır.

Bak,“Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam.” İmanını nasıl gizler? İmansız gibi gösteriyor, adam anlayamıyor onu, Firavun. O baktığında onu namaz kılmayan olarak görüyor, helale, harama dikkat etmeyen olarak görüyor. İmanını gizliyor. Öyle zannediyor, öyle değil ama öyle zannediyor.
"Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor.” Bir kere öldürülmesine karşı çıkıyor, müthiş bir cesaret onu da öldürebilirler ama çekinmiyor. “Apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor” diyor. Bir kere Tevrat’ın hak olduğunu da iddia ediyor, biliyor onu. “Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder” diyor. Yani Tevrat’ta geçenlerse anlatılanlar Allah’ın anlattıkları isabet edebilir diyor. Çok imanlı olduğu açık görülüyor. Cesaretinden, üslubundan ve stilinden Hz. Hızır (a.s) olduğunu görüyoruz. Firavun’un sarayında ne işi var, niye orada dursun? Mümin çeker gider, tehlikeli bulur. İmanını gizleyerek niye orada yaşasın? Ve en tehlikeli yerde. Güvenli bir yere gider, gitmiyor orada duruyor. Demek ki Hz. Hızır (a.s) böyle yerlerde duruyor. Stil olarak insanların çok tehlikeli gördükleri mekanlarda, tehlikeli görülen birimlerin içerisinde yer alıyor. Hıdır; yeşil anlamına geliyor. Hadradan geliyor, hadra. Hz. Hızır (a.s)’ın da yeşil gözlü olduğu söylenir, inşaAllah. Dokunduğu her yeri yeşertiyordu diyorlar. Yani canlanıyor, hayat buluyor o anlamda. Oradan geliyor ismi. Bu kadar imanlı olması ve Tevrat’a bu kadar hakim olması, deccalle yan yana yaşıyor olması Hz. Hızır (a.s) olduğunu gösteriyor. Çünkü deccal neredeyse Hz. Hızır (a.s) da oradadır. Deccalı hiç bırakmaz Hz. Hızır (a.s), hep paralel yaşar, inşaAllah. “..eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez." (Mü'min Suresi / 28) Firavun’a dolaylı yoldan uyarıda bulunuyor, çok yalan söylediğini söylüyor. Çünkü sürekli yalan söylüyor. “Hayat Nil’in çamurlarından oldu” diyor. Yalan söylüyor. “Ahiret yok” diyor, yalan söylüyor.

"Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah'tan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?" diyor Hz. Hızır (a.s). “Firavun dedi ki:” Bak baya nezaketli konuşuyor, ondan çekiniyor. Yoksa çok azgın, öyle bir konuşmanın üzerine direk öldürür normalde. "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum” Kendi kanaatini söylüyor bak, çekinmiş üslubundan.  “Bir şey demedik” diyor yani, “ben kendi görüşümü söylüyorum” diyor. ““Firavun dedi ki: “Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum."”(Mü'min Suresi / 29) Nerenin doğru yolu? Nil’in çamurlarından oldu insanlar diyorsun. Fakat Hz. Hızır (a.s)’ın üslubuna karşılık onun altında kalmamak için o da onun paralelinde bir konuşma yapıyor. Ona benzer bir konuşma yapıyor ki, üslup dinleyenler tarafından dengeli olarak değerlendirilsin. Yani altta kalmak istemiyor.

İman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum." (Mü'min Suresi / 30) Bir peygamber söyler bunu, değil mi? Peygamber gibi konuşuyor.

"Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah, kullar için zulüm istemez." (Mü'min Suresi / 31) Diyor. Halis, nur gibi bir Müslüman olduğu belli.

"Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum." "Arkanızı dönüp kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz." (Mü'min Suresi / 32-33) Bu konuşmaları direk ölüm sebebi. Hz. Musa (a.s)’ın iki kelimesine dayanamıyor adam, değil mi zıvanadan çıkıyor, konuşuyor. Ama burada bak çok kapsamlı açıklama yapıyor Hz. Hızır (a.s). Gıkı çıkmıyor, inşaAllah. “Allah, kimi saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz.” Firavun’u kastediyor, inşaAllah.

"Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti” Yani kitap getirmişti. “O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz.” Yani yalan söylüyor, doğru söylemiyor diye kuşkuya kapılmıştınız diyor. Hz. Yusuf (a.s)’a da Allah katından vahiy geldiğini, hüküm geldiğini görüyoruz. “Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez." (Mü'min Suresi / 34) Şimdi ne diyor bağnazlar? Allah kesin olarak Mehdi göndermez. Bak, o zaman Firavun kavmi ne diyor? Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez.

Twitter’da tahrik edici, tehlikeli, yakışıksız konuşmalar yapanlar oluyor, çok anormal bu hareketler. Bir de suça da teşvik var. Gerçi bu insanları kimse dinlemez ama bu kafada insanlar olması çok vahim. Bak diyor ki; “İstanbul Anadolu yakasında yaşayanlar sesimizi duyun. Başbakan’ın annesinin mezarını yıkın talan edin ders olsun” diyor. Bu çok çılgınca ve çok korkunç bir üslup. Tamam, adam ağzını bozar bilmem ne ama bu kadar acımasız ve gaddarca üslup. Bir de annesinden ne istiyorsun? Annesinin mezarından ne istiyorsun? Bu nasıl bir hırstır? Bu nasıl bir acımasızlıktır? Dehşet verici ve çok çılgınca, çok çirkin, çok yakışıksız sözler bunlar, Allah’tan korksunlar.

Bakın ayetin devamında diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “İman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, siz bana tabi olun,” Direk liderlik istiyor. “..Ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim.” (Mü’min Suresi / 38) 1994 ebcedi bu ayetin.

"Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır. Şüphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur." (Mü’min Suresi / 39) Bunu Firavun’a anlatıyor ve bütün çevresine anlatıyor. Çıt yok adamlarda.

"Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun, dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler." (Mü’min Suresi / 40)  Tam bir Kuran üslubuyla, tam bir mümin üslubuyla çok kapsamlı tebliğ yapıyor. Ne Firavun’dan, ne kavminden çıt çıkmıyor. Hâlbuki aynısını Hz. Musa (a.s) söylüyor, adam cinnet geçiriyor. Ama Hızır (a.s) söyleyince çıt yok.

"Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz." (Mü’min Suresi / 41)   Bak devam ediyor.

"Siz beni Allah'a (karşı) inkar etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah')a çağırıyorum."İmkanı yok; gerçekten sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve bağışlama)sı yoktur. Şüphesiz, bizim dönüşümüz Allah'adır. Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar." (Mü’min Suresi / 42-43) Diyor, ölçüyü taşıranlar.

"İşte size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir." Sonunda Allah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi.” (Mü’min Suresi / 44-45) Mesela Firavun’a takip edecek ordu Hz Musa (a.s)’ı takip edecekler. “Biraz bekle, bir süre sonra bastırırsan, onlar karşıya geçmişken yakalarsak çöle de kaçamayacakları için hepsini orada yok ederiz” diyor. Firavun bekliyor. “Tam zamanı, şimdi geç” diyor mesela. Suyun ortasına geldiklerinde de su boğuyor. Hızır (a.s)’ın böyle bilimsel ismiyle katalize eden görevi vardır. Ortamı çok iyi ayarlar, sistemi iyi ayarlar. Nerede nasıl yapılacağını ayarlar. Olay da ona göre oluşur inşaAllah.

Allah kadınları çok tatlı yaratıyor, farklı bir şey var. Peygamberimiz (s.a.v.); “erkek çocuklarını sevin” diyor. “Ya Resulullah, kız çocuklarını sevmeyelim mi?” diyorlar. “Zaten Allah onları çok sevimli yaratır” diyor. “Sevmek için özel gayret yapmana gerek olmaz. Zaten onlar sevilirler” diyor. “Erkek çocuklarını sevmek için gayret edin” diyor, maşaAllah.

Evet, Fikret Bey sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Enerji Bakanı Taner Yıldız son durumla ilgili bir açıklama yaptı. “Madende yangın sürüyor. İki zor bölge kaldı. Şu ana kadar 196 işçi kardeşimiz ailelerine teslim edildi. Yangınla birlikte bu işi götürmek durumundayız. Havanın yönünü değiştirmek için dört saatlik hazırlık süremiz var. Gece yarısı saat 2 itibariyle tekrar çalışmalara başlayacağız. Kurtarma ekibi olarak iki ayrı bloktan madene gireceğiz. İki, iki buçuk saat kadar kurtarma ekibi dinlenip tekrar sabaha kadar çalışmaya devam edecekler.”

ADNAN OKTAR: Daha iyi takdir ederlerde, Türkiye’nin her tarafında ki bütün ekipleri çağırsınlar. İki buçuk saat dinlenme bir anlamı yok onun. İsterse sekiz saat dinlensin, yeni bir ekip gelip o çalışsın. Yurt dışından da ekip getirttirebiliriz. İki buçuk saat çok büyük bir süre, böyle bir boşluk doğru değil bence. Türkiye’deki bütün ekipleri çağıralım, hepsi gelsinler, kurtarma ekiplerini. Yurt dışında da bu konuda uzman olan ekipler var. Onları da çağıralım. Dinlenme diye bir konu olmasın. Dinlenen zaten sekiz saat uyusun.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, ara verilmesinin sebebi içeride karbon monoksit oranının yükselmiş olması onu temizlemek için diye söylüyorlar. O yüzden çok ekip var ama içeri çok kişi giremiyor temizlemeden.

ADNAN OKTAR: Oksijen maskesi kullanamıyorlar mı?

KARTAL GÖKTAN: Karbon monoksit oranını düşürmeden herhâlde sağlıklı bir şekilde giremiyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Oksijen maskesiyle girmeleri lazım; tüplü maskeyle, oksijen maskesiyle girilecek.

BÜLENT SEZGİN: İtfaiyeciler o şekilde çalışıyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yurtdışından çağrı olsa üç beş saatte gelirler. Bir fevkaladelik var, normalüstü bir durum var.

KARTAL GÖKTAN: “Maskenin süresi az” diye söylüyorlar Hocam. Yarım saat, 45 dakika kadar etkili oluyor maske.

ADNAN OKTAR: Anladım, o zaman çok zor o iş.

OKTAR BABUNA: Birkaç tane sırtında yedek tüple olabilir.

ADNAN OKTAR: Yurt dışına sormak lazım, onlarda ki teknolojiyi kullanmak lazım. Büyük ana tüpleri de oraya götürebilirler, oksijen tüplerini. Birçok şey kullanılabilir, düşünülebilir. Belki o telaş anında bazı şeyler insanın aklına gelmez.

Yas tutuluyor derken biz şirk anlamında bir yastan yana değiliz. Öyle bir şey olmaz. Benim kardeşlerim, canlarım şehit oldular. Onlar nur gibi hepsi namazında niyazındalar. Orada namaz kılmayan hiçbir tane kardeşimiz yok. Hepsi velidir, hepsi nur gibi can, cennet kuzusu oldular. Yas demek; sürekli ağlamak, üzülmek, sürekli suratı asık gezmek, sürekli can sıkıntısı içinde olmak anlamında değil. O kardeşlerimizi andığımızı, Allah’ın huzuruna gittiklerini bildiğimizi, onlara dua ettiğimiz bilmek ve o vecz içinde, o mümin ruhu içerisinde olmak kastediliyor. Yoksa yas demek dövünmek, ağlamak, ıstırap çekmek, neşesiz olmak, çökmek anlamında değil. Bu şirk olur bu, çok anormal bir hareket olur bu. Müslüman’ın yapacağı bir şey de değil bu zaten. Bunun yanlış anlaşılmaması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, ekipler Zonguldak ve diğer madenlerden gelmişler. İsrail de yardım teklifinde bulunmuş ama Türkiye şu an kabul etmemiş Hocam. “Uzman ekipler gönderebiliriz” demiş İsrail. “İhtiyaç yok” demişler. Böyle bir açıklama var.

ADNAN OKTAR: Olsun ekip ne olur yani? Almanya’dan gelsin, Fransa’dan gelsin. Fazla olsun ne olur? İstişare ederler, bir şey olmaz inşaAllah. Ama daha öncede ben Allah esirgesin bu tarz felaket olduğunu söylemiştim. İnsan çalıştırmak yer altında doğru bir şey değil. Alet edevat kullanmak lazım. Robot cihazalar kullanmak lazım. Mesela köstebek denen aletler var yerin altını kazan. Onlar bilgisayar yöntemiyle, birçok teknolojik imkân kullanılarak, yönlendirilerek aynı netice elde edilebilir. Yerin altında 1000 kişinin tutulması zaten çok riskli bir şey. Her an bir şey olabilir. Çıkış imkânı da çok zor, çok riskli bir şey. Yüksek teknolojiye geçelim, yüksek teknoloji uygulansın. Buna bir çözüm bulunsun. Biz gene tedirginiz yer altında ki, binlerce, on binlerce kardeşimiz var. Her an bir şey olabilir.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah Hocam. Hocam, Zonguldak’ın Gelik beldesinde ki, kaçak kömür ocağında meydana gelen göçükte bir işçi göçük altında kaldı ve şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim onun önü sonu gelmez. Bir de bu şehit olan canlarımıza aldığı maaşın en az iki misli maaş ailesine bağlarsak, o onlarda gene biraz bir ferahlık meydana getirebilir. Çok fakirler canlarım çok. Mesela çorap var ayağında canımın delinmiş çorap. Mesela çok rahatsız edici bu.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, bugün hemen yasa düzenlemesi yapılarak şehit ailelerimize maaş bağlandı. Devletimiz her bir aileye 1000 lira maaş verecek inşaAllah.

ADNAN OKTAR: 1000 lira mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet Hocam. Her bir aileye 1000 lira diye söyleniyor. Ama tam rakam söylemiyorlar.

Çocuk sayısına göre değişebileceğini söylüyorlar rakamların.

ADNAN OKTAR: Canım aldığı maaşın en az iki mislini vermek lazım. Helal olsun benim canlarıma.

BÜLENT SEZGİN: Günde 40 lira kazanıyorlarmış işçiler.

ADNAN OKTAR: Çok rahatsız edici tabii bunlar. İnsan bunları duyunca sıkılıyor. Çok çok rahatsız edici. Allah kolaylık versin. İnsanın hakikaten yüreği sıkılıyor, çok acı bir olay. 40 lira, yerin altında.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, sizin dediğiniz gibi o robotu teklif etmişler. Ama işçiler nasıl para kazanacak diye itiraz etmişler Hocam.

ADNAN OKTAR: Benim canlarıma iş mi yok? Buluruz iş açık havada. Mesela orada tarım arazisi bol, geniş arazi bol. İş bulmak zor mu? Tarım sektöründe çalıştırırlar. Aynı şekilde gene fiili hareket açık havada çalışırlar, gene aynı maaşı alırlar. O makul bir şey değil yeraltı, niçin yeraltı olsun. Tarımda gerileme var mesela tarım ilerletilsin. Mesela tarımda müthiş bir atılım meydana getirelim. Üretim mesela çok artsın. Meyve, sebze üretimi, hububat üretimi çok mükemmel seviyelere getirilebilir.

Şimdi biraz Risale-i Nur’dan dinleyelim devam edeceğiz inşaAllah.

-VTR-

ADNAN OKTAR: Fikret Bey sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan makaleleriniz var Hocam. Malezya’da İngilizce olarak yayınlanan gazete Harakah Daily’de “Boko Haram ile ne yapılacak?” başlıklı yazınız yayınlandı. Bağnazlar tarafından kullanılan hurafe kaynakların Kuran’da yeri olmadığını ve acil olan çözümün eğitim olduğu söylüyorsunuz.

Umman’ın en önemli İngilizce basılı ve internet gazetesi olan Times of Oman’da yayınlanan “Türkiye İslam dünyasına liderlik yapmaya hazır” başlıklı makalenizde; “Türkiye’nin tüm mezhepleri kucaklayan ılımlı tavrı ile İslam birliğine liderlik için örnek bir model teşkil ettiğini” anlatıyorsunuz.

Azerbaycan’ın beş ayrı haber sitesinde Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerinin önemini anlatan “Bugün Türklerin birlik olma vaktidir” isimli yazınız çıktı.

ADNAN OKTAR: Güzel, maşaAllah.

Bu tip olaylarda bunu fırsat bilip Başbakan’ın ailesine, annesine karşı çok çirkin sözler etmek, şahsına yönelik çok yakışıksız. Tabii ki böyle şeylerde insanlar çok gergin olur, rahatsız olur. Ama bunu bu şekilde insanlara yansıtmaya kalkmakta yakışık alır bir hareket değil. Bir de üzüntü anında, stres anında bazen konuşmalar düzgün olmayabilir. Uykusuzluktan, gerginlikten boş bulunup hatalı konuşma yapabilir, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, madenci kardeşlerimizin ahlakları çok güzel maşaAllah. Bu gün kurtulan bir madenci kardeşimiz sedyeye alındığında; “çizmelerim kirli olduğu sedyeyi kirletmeyeyim” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: O çocuğun sözü insana o kadar güzel hisler veriyor ki, maşaAllah. Ne asalet, ne temizlik. Anadolu çocuğunun dürüstlüğüne bak, efendiliğine bak. Böyle bir dehşet ortamında yüzlerce şehit var. Yaralı çıkarılıyor. “Çizmem orayı kirletmesin, dikkat edeyim. Çıkarıyım mı?” diye defalarca soruyor. Anadolu delikanlısının asaletine bak. O madenlerde, o yerin altında hepsi namazlarını kılıyordu, hepsi oruç tutuyordu. Oruçlu oruçlu çalışıyor o çocuklar. Benim kanaatim Cenab-ı Allah o zor şartlarda çalışmasını istemedi, cennetine aldı.

Yas konusunu sakın yanlış anlamasınlar. Yas saygı anlamında saygı, nezaket göstermek, konuya konsantre olmak, ilgili, alakalı olmak. Yoksa dövünmek, ağlamak, üzülmek, kendini sıkmak, dağıtmak, ıstırap çekmek değil. Bunlar şirk olur. Çok mantıksız, anlamı da yok, faydası da yok. Allah’a karşı yakışıksız bir tavır olmuş olur. Ama dünya çapında bir gelenek olduğu için işte, bayraklar yarıya indiriliyor. Eğlence programları yapılmıyor. Ama gülünmez, konuşulmaz, sürekli ağlanır, acı çekilir falan anlamında değil bu. Yanlış anlaşılmasın.

“Canım Hocam o kadar yanlışlar, hurafeler denizinde boğuluyorduk ki, yok mu kurtarıcı derken, Allah sizi karşımıza çıkardı” diyor, maşaAllah.

Doğan Tankişi, Mübarek Oğuz; “Sevgi öğretmenimize saygılar” diyor.

Halime Hanım; “Hidayetimize vesile olan aşkım, ruhum, yeşil gözlü (aynül hadra), canım Hocam maşaAllah, yeşiller içinde büyüleyici görünüyorsunuz” diyor, maşaAllah.

Eframin; “Böyle acı dolu bir günün sonunda ilaç gibi Hocamız maşaAllah” diyor.

Üç beş çapulcu, Belma Taner; “Tayyip Hoca neden bu kadar yanlış söylüyor?” diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam gönüllü arkadaşlarımızdan Ferdan Kurtarıcı, Fidel Castro’ya bir mektup ile birlikte Yaratılış Atlası göndermişti. “Küba devriminin tarihi lideri Fidel Castro’ya ithafen göndermiş olduğunuz kitabınız, bizimle kurduğunuz nazik iletişiminiz için teşekkür ederiz. Mektubunu kendisine ilettik” şeklinde cevap geldi.

ADNAN OKTAR: Kitap nereye gitmiş?

KARTAL GÖKTAN: Fidel Castro’ya göndermişler Hocam, mektupla beraber.

ADNAN OKTAR: Tamam. Kitap ayrı, mektup ayrı olmasın da, inşaAllah. Dünya liderlerinin hepsine zaten Yaratılış Atlası’nı gönderelim. Tek tek sıradan ulaşsın inşaAllah.

Bu maden kazasında şehit olan kardeşlerimize 1000 lira az. Biz vereceğiz parasını değil mi? İki misli maaş. O bütün yüreklere su serper, rahatlatır, rahatlık verir. Herkes mutlu olur bundan. Yani başka yerde iktisat yapalım, orda iktisat olmaz. İnşaAllah. O mahallenin çocuklarının çorapları delik,  bu insana acayip dokunuyor. Çok rahatsız oldum görünce. O çocuğun terbiyesi, aslanım maşaAllah. Kaç defa söylüyor çocuk. “Çizme kirli, orayı kirletmesin” diyor. Şu Anadolu terbiyesine bak. İnsanların eli ayağı birbirine şaşmış. Çok büyük bir olay var. Şehitler çıkarılıyor, yaralılar var. Böyle bir ortamda böyle bir nezaket. Anadolu insanı dünyada görülmemiş kalitede insandır. Çok mübarek onlar. MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Şırnak’ta askeri üst bölgesindeki yol inşaatında çalışan dokuz işçiyi taşıyan servis aracının önü PKK’lılar tarafından kesildi. İşçileri silah tehdidiyle kaçıran teröristler, yanlarına aldıkları rehinelerle birlikte ormanlık alanda kayboldular. Bölgede arama çalışmaları başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Bu pislik herifler de özellikle böyle olaylarda hava puslu oluyor, dumanlı oluyor, bir itlik yapıyorlar. Ya karakol basıyorlar, ya bir şey yapıyorlar. Ya deprem oluyor, böyle olaylar çıkarıyorlar. Maden kazası oluyor, yine ahlaksızlık yapıyorlar. Bunlarda karaktersizlik hat safhada, anlatılacak gibi değil.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam anayasaya göre Cumhurbaşkanı resen yaptığı işlerden sorumlu tutulmuyormuş. Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz; “Eğer Erdoğan cumhurbaşkanı seçilir ve hayalindeki gibi bir ülkeyi yönetmeye kalkarsa o zaman hükümet adına yaptığı eylemlerden sorumlu tutulmayacak. Bu da ülkeyi tam anlamıyla diktatörlüğe götürecek.” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Zaten biz başkanlık sitemini kabul etmiyoruz. Sureti katiye de olmaz. Emine anneyle ben aynı, ittifak halindeyiz. Annenin kalbi temiz maşaAllah. Olayı o, net görüyor. Başbakan defalarca danıştı. “Ben Başbakanlık’tan gideyim mi, gitmeyeyim mi?” Gitseniz iyi olur diyorlar. “Ne yapayım?” diyor. “Cumhurbaşkanı olun” diyorlar. Cumhurbaşkanlığı aktif bir görev değil, o anlamda. Başbakan gibi aktif değil. Başkanlık sistemi zaten hiç olmaz. Abdullah Öcalan’ın tavsiye ettiği bir sistem, Türkiye’de nasıl uygulanır? İlk bunun fikri babası Abdullah Öcalan. “Bir an önce yapın” diyor. “Federasyon sistemine de geçin” diyor.

Tavır kadını çok güzelleştiriyor. Mesela bazı kızlar var, diyor ki; ben güzelim. Tamam da et yığını olmuş oluyorsun. Bir lop bir et yığını. Etten ne olur? Etteki o ruh, ses tonu, vurgular, üslup, seçeceğin kelimeler, ona uygun zekice vücut hareketleri, zeki, akıllı bakışlar. Sesin de akıllı tonu vardır mesela. Ahmağın konuşmasını ses tonundan anlarım. Hemen anlaşılır. Yani bir moron üslubudur klasik, anlarsın. Zeki bir kadının üslubu da ses tonundan anlaşılır. Akıl, kadının süsüdür, temiz kalpli olması, dürüst olması. Mesela bazı kadınlar vardır, çok hain ruhludur. Hep böyle kötülük düşünür. Her şeyin kötü yönünü araştırır. Fitnecidir. İnsanlarda hayır ve güzellik aramaz, kötülük arar. Şüphecidir. Kuşkucu bir ruhla olaylara yaklaşır. Güzelliğe gözleri kapalıdır. Sadece çirkinliği görmeye müsaittir. Her yeri çirkin görür. Dolayısıyla hayatı çirkin olur. Mümin öyle değil. Her yere nurla, imanla baktığı için, her yer aydınlıktır mümine. Allah ona her yeri aydınlatır. Her yeri ona cennete çevirir. Mesela kadınlar ona cennet kızı gibi görünür. Çünkü algı değil mi beyine giden? Orada Allah ona cennet kızı gibi gösterir. Ama bir başkası o güzelliği göremez. Tabii kadınlara karşı şefkat ruhu da kadına karşı sevgiyi arttırır. Bazıları kadını sadece bir cinsel meta olarak görüyor. O zaman nefret ruhuyla yaklaşır. Şefkat, merhamet ruhu ve koruma ruhu sevgiyi çok çok arttırır. Zaten Kuran’da hep şefkat geçer. Yani acımayla karışık sevgi, koruyucu sevgi. Egoist sevgi olmaz. Mesela egoist sevgi, Hz. Yusuf (a.s) ile baş başa kalan o hanımda görülüyor. Saf şehvete dayalı bir şey. Yani saf sevgiye dayalı, şefkat yok. Dediği olmazsa ne diyor? Hapse atın diyor. İftira ediyor yani eziyor. Ve çok acımasız bir ruha sahip. Gaddarca tavrı. Mesela diğer kadınlara karşı da tavrı o yönde. Kadınlar, kadınlardan öğreniyorlar gaddarlığı aslında. Kadınlar birbirlerine öğretmen oluyorlar. Yani birçok kadın –tabii hepsini tenzih ederim de, güzel huylu kadınları tenzih ederim- ama birçok kadını, diğer mesela genç kızları gaddar olan kızlar o yola çekiyor. Onlar da gaddarlığı öğrenince, onlardan daha gaddar olmak durumunda hissediyor kendini. Daha gaddar olarak kendini iyi koruyacağını düşünüyor. Mesela birçok genç kız kendini deli gibi gösteriyor. Bir korunma mekanizması olarak öyle bir sistem kurmuşlar. Mesela bayağı zeki, akıllı, tutarlı oldukları halde, kendilerini dengesiz, tutarsız hatta akıl hastası gibi, hatta bir kısmı doktora gidiyor. İlaç alıyor. Ve onunla da sükse yapıyorlar. İşin acayip yanı o. Yani psikiyatriste gitmek sükse oluyor. İntihar etmek sükse oluyor. İntihar etmiş diyor, hoşuna gidiyor. O da bileklerini kesiyor, bir şey yapıyor. Ama yarım yamalak yapıyor, tabii öyle, Allah’a şükür ki yine öyle yapıyor. On tane vitamin hapı içiyor, intihar etmeye kalkıyor vitamin hapıyla. Böyle çirkin bir moda yayılıyor. Yani kız dediğin çılgın olur, deli olur. Bir de keşfedilmek istenen bir hazine havasında oluyorlar. İmanlıysan zaten mükemmel insansın. Dindarsan, samimiysen zaten mükemmelsin. Neyin keşfedilecek? Deliliğin altında ne bulunacak yani araştırdığında? Deli bir ruhun altından ne çıkar? İmanlıysan berrak ve samimi olmak durumundasın. Sana berrak ve samimi bakan insanlar o zaman sevgi gözüyle yaklaşırlar. Ama bir delilik enkazının altından bir şey çıkar diye beklemek pek mantıklı olmaz. Birçok genç kızda o oluyor. Yani keşfedilmeyi bekleyen muhteşem bir hazine ruhunda oluyorlar. O da sevgiyi azaltır. Doğru bir şey değil. Yani yanlış bir şey. Filmlerden öğreniyorlar. Akşam film seyrettim, -artistlerin isimlerini vereyim mi bilmiyorum da- Türkan Şoray var filmde. Çok güç elde edilen bir görüntüsü var. Tabii ki mümin bir hanım mesafelidir, gereken korumayı yapar. Ama filmde böyle çılgınca bir koruma. Bu sefer onu seyreden genç kızlarda, o modeli almaya başlıyorlar. Böyle çılgın, üstüne onun gelinir ama o da delilikle karşılık verir. Böyle çılgın hareketler yapar. Mümin zaten akıllıdır. Bakar, makul, dengeli Allah’tan korkan bir insansa onunla arkadaş olur, konuşur. Ama dindar değil, Allah’tan korkmuyorsa; “Kork Allah’tan korkmayandan” derler. Şakası olmaz öyle bir adamın. O zaman ona karşı mesafeli olacaktır tabii ki, dikkatli olacaktır. Ama onun için delice hareketler yapmak, kendini deli göstermek yani psikopat göstermek çok çirkin. Genç kızlar arasında biraz bu moda yayılıyor gibi görülüyor. Çok büyük bir hata yani. Değişik, Kuran’a zıt bir ahlak anlayışı, genç kızların birbirini örnek alması sonucunda yayılıyor. Mesela kimi kursa gidiyor, oradan öğreniyor. Kimi okuldan öğreniyor. Kimi sokaktan öğreniyor. Özellikle züppe kızların yanında terbiyeli kızlar çok eziliyorlar benim kanaatim. Onlar da bazen -hepsini tenzih ederim de- onlar da züppelik öğrenip daha züppe olarak onlara karşılık vererek, onlara uyum sağlamaya çalışıyorlar. Uyum sağlamaya ne gerek var? Cahilse yüz çevir, ayette var. Yüz çevirirsin. Seni kim mecbur ediyor? Onlardan daha züppe olarak onlara uyum sağlayıp, onlarla beraber olmaya çalışıyor. O zaman da kısa sürede ahlakı bozuluyor.

Bir de erkekler de tabii sürekli kadınları kovalar mantığı konmuş ortalığa. Yani bir tehlike olarak gösteriliyor ama hakikaten de tehlike yaygın. Bu doğru. Ama sen Allah’tan korkmayandan çekineceksin. İmanla hareket etmeyen, Kuran’la hareket etmeyen. Çünkü onun bir anayasası yok. Adamın ne düşüneceğini bilemezsin. Her şeyi yapabilir. Her şeyi düşünebilir. Ama müminin anayasası var. Bir kurala bağlı. Allah’tan korkuyorsa özellikle, dersin; “Allah burada Kuran’da bunu söylüyor.” Eğer yapmıyorsa zaten fasıktır. Zaten uzak durursun. Ama Kuran’a uyuyorsa, bu delice tedbirlerin ne alemi var? Kendini deli göstermenin ne alemi var? Çünkü o delilik ilk seni vuruyor. Sen ızdırap çekiyorsun. Böyle genç kızlar hiç mutlu yaşamıyorlar. Ben Youtube’da falan bakıyorum onların, bazı tiplerin konuşmalarına falan yani çok acıyorum. Mahvolmuş. Ne kadar ızdıraplı hayat. Bir de kendisi gibi deli kız buluyor. Onunla birbirlerine dayanışmayla o çirkin hayatı devam ettiriyorlar. Tek devam ettiremiyorlar genellikle. İkili çok rahat yani sırt sırta veriyorlar, o zaman çok rahat ayakta duruyorlar. Her türlü delilik, her türlü psikopatlık o zaman südur edebiliyor. Birbirlerini cesaretlendiriyorlar çünkü. Kuran ahlakının özüyle, samimi olarak bakarlarsa bu beladan, dertten kurtulurlar. Böyle bir olaya gerek duymazlar, inşaAllah.

Şimdi Risale-i Nur’dan dinleyelim. Yine devam edeceğiz, inşaAllah.

-VTR-

Fatma Hanım; “Canım, güzel sözlüm, ay bakışlım, nur yüzlüm, gül kokulum, sevdam, aşkım, aslan Hocam” diyor.

“Benim canım Seyyid Muhammed Ahmet Adnan Oktar Hocam, sizi çok ama çok özledim. İnşaAllah Rabbim görüştürür.” Diyor. Nurlu ellerinizden öpüyorum.”

“İyi akşamlar Adnan Hocam, Azerbaycan’dan yazıyorum. Soma faciasından dolayı hepimiz çok kötüyüz. Bununla ilgili değerli fikirlerinizi söyleyin lütfen.” Kötü olma; böyle bir şey olmaz. Bu haram olur. Allah’a isyan olur. Olur mu öyle? Üzülmek, acı çekmek, ağlamak, bunların hepsi isyan. Yas denilen olay saygıdır. Şehit olan kardeşlerimize saygının adıdır yas. Ne yaparsın? Mesela kendi meselelerini bırakırsın, onların meselesiyle ilgilenirsin. Onların huzuruyla ilgilenirsin. Yas budur. Egoistlik yapan egoistlik yapmaz, candan samimiyetle o kardeşlerimize sahip çıkar. Yoksa senin ağlaman, üzülmenle ne yapsın onlar? Onların mesela alacağı maaş, hükümete tavsiyede bulunmak, “iki misli olsun.” Değil mi? Mesela aldığı maaşın iki misli olsun. Bu bir ferahlık. Senin gözyaşına onların ihtiyacı yok. Artık olmuş o. Cenab-ı Allah’ın takdiri, bir hayır var. Allah onlara o çileli, zor hayattan kurtarıp cennetine almış. Sevinç dolu, güzellik dolu bir hayata almış. Ama geride kalan aileleri var, onlara yardımcı olmak. Yoksa gülmemek, konuşmamak, sürekli asık suratla gezmek, bitap, bitkin olmak; bu şeytanı güldürür. Şeytanı eğlendirir. Müslüman’ın böyle bir tavrı olmaz. Haram ve yakışıksız bir tavır olur.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah Kuran’da ayette şöyle buyuruyor inşaAllah; “Onlara bir musibet isabet ettiğinde derler ki...” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz Allah’a ait kullarız. Ve şüphesiz O’na dönücüleriz” inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

“Sevgili Hocam, bu kaza iddia edilen Ergenekon örgütünün, çocukların gezeceği gemiye bomba koyarak hükümeti yıpratma planına benziyor olabilir mi? Hürmetler.” Diyor, Abdullah Çetinkaya. Sabotaj ihtimalinin üstünde de dursunlar tabii. Sadece kaza deyip geçmemek lazım. Sabotaj da olabilir.

“Hocam sizden ricam; Kızılay’ın Soma için kan ihtiyacı bulunmaktadır. Yanlış bilgi sahibi olmasınlar. İlgili twit atınız” diyor. Bornovalı Anıl. Doğru mu böyle kan ihtiyacı var mı?

DAMLA PAMİR: Genelde olmadığı yönünde.

ADNAN OKTAR: Olsa söylerler. Radyo, televizyon hepsi emirlerinde. Twitle falan olacak iş mi bunlar?

Müslüman ülkelerden bir kısmından taziye mesajı gelmemiş. Onların da basireti bağlandı herhalde.

“Hocam, sekiz kişilik genç kız grubu olarak sizi izliyoruz. Sizi dünya gözüyle şahsen görmek nasip olur inşaAllah” diyor. Yasemin Hanım ve sekiz arkadaşı.

“Hocam sizi Makedonya’dan devamlı takip ediyoruz. Programlarınızı ve tavsiyelerinizi çok beğeniyoruz. Bu arada tüm Türk insanlarının başı sağ olsun.” Bütün İslam aleminin, Müslüman kardeşlerimizin başı sağ olsun diyeceksin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Bakan Faruk Çelik’e, çok geç açıklama yaptığı ve Soma’ya gelmediği için çok eleştiri yapılmıştı. Sebebi şuymuş inşaAllah; Bakan Faruk Çelik’e dün kanser şüphesi teşhisiyle radyasyon verildi ve en az bir gün boyunca insanlara temas etmemesi gerekiyordu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, o zaman makul. Hem de çok çok makul. Bakan Çelik’e Allah şifa versin. Bakan Çelik efendi bir delikanlı, nurlu bir delikanlı, nezih bir delikanlı. Allah onu imtihan ediyor. Ne mutlu ona. Sevap kazanıyor. Gerekçesi de son derece insani ve makul.

KARTAL GÖKTAN: Hocam İsmet Berkan maden kazasıyla ilgili; “Öfke giderek büyüdü ve hedefine iktidarı aldı. Kazanın olduğu maden devlete aitti. Özel şirket karını artırmak için maliyetleri kısarken acaba güvenlikten taviz mi, veriyordu?” diye sordu.

ADANAN OKTAR: Güvenlikten taviz verme diye bir konu olmaz. Zaten madene bu kardeşlerimizin gönderilmesi yanlış. Avrupa da var köstebek dişli koca alet edevatlar var. Yer altını kazıyor. Elektronik kumanda ediliyor, bilgisayarla. Oturduğu yerde adam kumanda ediyor. Ne işi var bin insanın, iki bin insanın yerin altında? Akıl almaz riskli bir olay. Tedbir alınır ama o da yeterli olmuyor. Yoksa özel tahliye kanalları oluşturulabilir. Özel çıkış kanalları oluşturulabilir. Her yerde yapıla bilinir.  Yüz metrede bir yahut elli metrede bir tahliye kanalı oluşturula bilinir. Çıkış kanalı. Birçok tedbir alınabilinir. Ama en sağlamı oraya kardeşlerimizi hiç göndermemek. Çalışmaları gerekiyor, Soma’nın altı varsa üstü de var. Tarım alanında zeytincilik olur, seracılık olur. Her yerde görev alabilir kardeşlerimiz. O kadar kolay ki, tarım işçisi olarak gayet güzel görev alabilirler. Belki birinci yıl tecrübesiz olabilir ama ikinci yıl mükemmel netice alınır inşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Alman madencilik kimya ve enerji sendikasından Dr. Ralf Bartels; “Türkiye’de maden güvenlik önlemlerinin dünyada standartları gerisinde olduğunu” söyledi. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim güvenlik önlemi alınsa ne olur? Çok tehlikeli iş. Bir kere kömür dediğin olay gazla iç içe. Her türlü gaz oluşuyor yer altında. Patlayıcı gazlar, zehirleyici gazlar. Bir de kömür yanmaya müsait bir şey. Gaz, patlamaya müsait bir şey. Son derece tehlikeli kullanılan aletler, elektrikli aletler. Her şeyin olacağı hissediliyor. Ani çökmeler olur, bilmem ne olur yerin altında, güvenilir mi? Mutlaka elektronik kumandayla robot aletler kullanılması, çözüm bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetleri var Hocam. Geçtiğimiz günlerde Karadeniz Teknik Üniversitesi Kampüsü içinde öğrencilere ve merkezde yer alan dokuz camiye sizin kitaplarınızdan yüz elli adet hediye etmiş kardeşlerimiz.

Nişantaşı’nda 300 adet CD dağıtmışlar.

Ankara’dan kardeşlerimiz Keçiören Atatürk Parkı’nda kitap dağıtımı yapmışlar.

Yine geçtiğimiz günlerde Osmaniye’de çok sayıda A9 broşürü dağıtılmış. Ayrıca Suriyeli komşularına ve Suriyeli bir profesöre sizin Arapça kitaplarınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Benim canlarıma yapılacak en güzel tavır onlara güzel bir hayat sağlamak. Çocuklarına güzel bir hayat sağlamak. Onları üzüntüye teşvik etmemek. Yasa teşvik etmemek. Orada acı ve gerilim ortamı meydana getirmemek. Çünkü orada çocuklar var. Hamile kadınlar var. Genç kızlar var. Yaşlı insanlar var. Yaşlı insan üzüntüden ölür. Üzüntüye teşvik edersen, hamile kadın çocuğunu düşürür. Böyle bir teşvik çok çok yanlış olur. Yas adı altınsa ikinci bir acı yaşatmanın anlamı yok. Acı üstüne acı olmaz. Yasla gaye o kardeşlerimizi koruyup kollamak, şefkat göstermek, saygı göstermek, onların değerli olduğunu onlara hissettirmek. Çok değer verdiğimizi onlara göstermek. Kendi kardeşimiz gibi koruyup kollamak. Yas bu. Yoksa yaşlı amcaları, yaşlı insanları orada gece gündüz ağlatıp onların ölümüne sebep olmak değil. Hamile hanımları ağlatıp düşüğe sebep olmak değil. Küçük çocuklara dehşet yaşatmak değil. Onlara bu acıyı hissettirmeyen bir üslupla, Kuran üslubuyla, cennet sevincini anlatarak onları o mutlu ruha çekmek lazım. Devlet oraya kamyonla şu an yiyecek malzemesi göndersin. Hep fakir benim canlarım. Bak çocukların ayaklarında çorap yok, delik çorapları. Hepsinin öyle benim canlarımın birçoğu öyleler. Giyecek göndersin devlet. Bugün itibarıyla kamyonlarla yiyecek, meyve gönderelim. Evleri bir rahtlasın. Evlerinde eksik gedik bir şey varsa onları düzeltelim. Evlerinin aydınlatması bozuksa onları yaptıralım. Evlerinde tamiratlar varsa bunları devlet eliyle yaptıralım. Biz vereceğiz parasını. Neye mal olursa olsun yapalım. Hastaları varsa tedavi ettirelim. Acı üstüne acı yaşatmayalım. “Baban şehit oldu, şimdi de yas tutalım hadi bakalım” diyorsun. Bu olmaz. Yasın anlamını iyi vurgulamak lazım. Yas böyle olur. Evlerine kamyonla meyve, sebze, giyecek götürürüz. Hazır yiyecek götürürüz. Şehit evine adettir, yiyecek götürülür. Biz çocukken öyleydi. Birisi vefat ettiğinde yiyecek götürürdük. Evlerinde hiçbir ihtiyaç olmazdı. Her eve bol bol yetecek gibi hazır yemek. Hazır yiyecek götürelim inşaAllah. Hastalarını titizlikle hastanelerde tedavi ettirelim. Üstlerindeki bu tip acıları kaldıralım. Bu onları rahatlatır. Yoksa hadi hep beraber ağlayalım acı çekelim. Zaten perişan vaziyetteler benim canlarım. Acı üstüne acı katlamalı bu Kuran’a uygun olmayan bir hareket olur. İslam’a uygun olmayan bir hareket olur.

BÜLENT SEZGİN: Hocam belirttiğiniz gibi inşaAllah yardım çadırları var ve ailelere devlet sürekli yemek veriyor şu anda.

ADNAN OKTAR: Yardım çadırı ayrı tabii bol bol dağıtılması lazım inşaAllah. Maaşları da hemen bağlasınlar. İki misli maaş, bu kadar. Bütün onları rahatsız eden sıkan neler varsa onları da ortadan kaldıralım. Şehit olmuşlar, şereftir bu. Güneydoğu’da da aslanlarımız şehit oluyordu, önlem aldık. Allah şehit isteyince durdurmuyor. Orada olmasa Güneydoğu’da olurdu. İllaki şehit alıyor Cenab-ı Allah. Bir şekilde alıyor inşaAllah. Çünkü ayette var. “Diğer şehitleri beklerler” diyor. Demek ki şehit sürekli gider. Allah’ın kanunu bu.

“Sadece kaza deyip geçmemek lazım. Her türlü ihtimal araştırılsın.” Olabilir. Rahatça hükümeti yıpratmak için yapılmış bir sabotaj da olabilir. Türkiye’yi karıştırmak içinde yapmış olabilirler. Her şey olabilir. Çünkü bir trafoda yangın meydana getirmek, trafoyu patlatmak adamlar için zor olmaz.

Çizmeci Hasan; “Hocam, uzun süredir sizi izliyorum ve dinliyorum. Mert ve dürüst konuşmalarınızı takdir ve saygıyla karşılıyorum. İyi ki varsınız Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Canlı yayın sohbetlerinize katılmak isterim, siz de uygun görürseniz” diyor. Telefon numarasını vermiş kardeşimiz. Tamam, gelsinler inşaAllah.

“Hocam ülkemizdeki internetten çektiğim kadar hiç bir şeyden çekmedim. Hocam adil kullanım kotası yüzünden internetimiz çok yavaş. Dünya standardı 5 ve 100 ile kotasız internete giriliyor. Biz ise 3 ile sürünüyoruz Hocam. Çözüm bulsunlar buna. Ya da interneti tamamen kapatsınlar bence daha iyi. Neyse görüşmek üzere” diyor. Çok şeker üslup.

“Ahmet Muhammed Adnan Hocam, seni çok seviyoruz. Rabbim sizi görmeyi, sizlerle ahirette de beraber olmayı inşaAllah nasip eder” diyor.  “Belçika’dan kalabalık bir grupla takip ediyoruz şuan” diyor. MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli; “Soma’daki maden faciası ile ilgili, Türk devleti tüm imkânlarıyla olay mahallindedir. Her kesin kalbi Soma için atmaktadır. Şuan toprak altında mahsur kalan işçilerimizin sağ salim kurtarılmaları, sevdikleriyle ve sevenleriyle kavuşmaları Rabbim’den dileğimdir” ifadesini kullandı.    

ADNAN OKTAR: Evet, nezih bir açıklama olmuş, güzel bir açıklama olmuş. Allah şehitlerimize cennette tüm güzellikleri nasip etsin. Allah onları çileli, zorlu bir hayattan, neşeli, zengin, bereketli sonsuz bir hayata çekti Cenab-ı Allah, aldı. Bir anda hepsi geçmiştir cennete. Tabii o göz açıp kapayıncaya kadar, inşaAllah. Allah ailelerine acı çektirmesin. Onlara bu gerilimi daha fazla yaşattırmayalım. Gerilimi dağıtalım, oraya bir bereket ve bolluk insin. Oraya bir huzur indirelim. Her aileyi sevindirelim. Sevinç içinde olsunlar. Hem devlet yardımı olsun, ayrıca da bu işte çeşitli yardım kuruluşları var, onlar da kardeşlerimizi ihya etsinler. Yer altında çalışmaya mecbur kalıyor benim canlarım. Onlara güzel imkânlar sağlayalım. Özellikle çocuklarına, onların üstü, başı, giyimleri, sağlıkları, eğitimleri çok önemli. Devletimiz o konuda titiz bir planlamayla ve süratli bir planlamayla, güzel neticeler alırsa yüreğimiz daha rahatlayacaktır, daha iyi olacaktır, inşaAllah.

Evet, şimdi gene kısa bir ara verelim mi, bitirelim mi?

BÜLENT SEZGİN: Nasıl uygun görürseniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, yarın devam edelim. İnşaAllah, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü